Bilmek istediğin her şeye ulaş

Insan,

Bilimadamı

Bildiğim tek şey, hiç bir şey bilmediğimdir. Allah bilir ve siz bilmezsiniz.

Aralık 2016

Insan

Kuran'da kadına şiddet serbest bırakılmamıştır.

Selamunaleyküm Bismillah Arkadaşlar kadına şiddet konusu kafamı kurcalamıştı, arkadaşım Kuran'da kadına şiddet yok deyince araştırma ihtiyacı duydum ve ufkunuzu açacak şeylerle karşınızdayım. Arkadaşlar bir siteden alıntılanmış olan yazıda Kuran'da kadına şiddetin önünün açıldığı şeklindeki yanlış anlaşılmayı incelemektedir. Ben de biraz daha araştırıp konunun yabancı kaynaklarda da varlığını inceledim. Buyrun: “Onları çıkarın” ya da “ayrılın” ifadesini, çoğu çevirmenler “dövün” diye çevirmişlerdir. Dilimize “dövün” diye aktardıkları “darabe” sözcüğü, Kuran’da 58 yerde geçer ve bağlamına göre farklı anlamlara gelir. Seyahat etmek, dışarı çıkarmak: (Bakara Suresi, 273; Ali imran Suresi, 156; Nisa Suresi, 101) Vurmak: (Bakara Suresi, 60 ve 73; Araf Suresi, 160; Enfal Suresi, 12; Ta Ha Suresi, 77; Saffat Suresi, 93) Dövmek: (Enfal Suresi, 50; Muhammed Suresi, 27) Örnek Vermek: (ibrahim suresi, 24 ve 45; Nahl Suresi, 75, 76 ve 112; Kehf Suresi, 32 ve 45) Uzak Tutmak/Ayırmak: (Zuhruf Suresi, 5) Mahkûm Olmak: (Bakara Suresi, 61) Kapamak, Vurmak: (Enfal Suresi, 12; Kehf Suresi, 11) Örtmek: (Nur Suresi, 31) Açıklamak: (Rad Suresi, 17) gibi birçok anlamların hepsi Kuran’daki “darabe” sözcüğüne yüklenmiştir. Geçmiş çevirmenlerin tamamına yakınının “o kadınları dövün” diye çevirdikleri ayetteki “darabe” sözcüğünü bazıları yumuşatarak “azıcık dövün” , “acıtmadan dövün” diye çevirmişler, Kuran dışı kaynaklardan gerekçeler sunmuşlardır. Oysa Kuran’ın Arapçasında “acıtmadan dövün” diye bir anlam yoktur. Eğer “darabe” sözcüğü “acıtmadan azıcık dövün” anlamına geliyorsa, aynı “darabe” sözcüğü, aynı kipte, Enfal Suresi 12. Ayette, “Hiç acıtmadan parmaklarını doğrayın” ya da “Hiç acıtmadan boyunlarını vurun” anlamına gelsin. Evet, ayette “o kadınları darb edin” deniliyor. Ancak bu, o kadınları dövün mü, yatırın mı, gönderin mi, ayrılın mı, yollayın mı, doğrayın mı, örtün mü yoksa örnekleyin mi anlamına geliyor? Arapçada, kitap darb etmek, kitap yayınlamak demektir. Arapçada “Darb-ül evvel” deyimi ilk yaratıklar anlamına gelir. Arapçada iki insanın darblaşması dövüşmeleri anlamına gelmez. Tersine birbirleriyle ortak olup bir işletme kurmaları anlamına gelir. Birinin kendi parasını darb ettiği, diğerinin de yalnızca emeğini darb ettiği ortaklıklara Arapçada darblaşma (Mudaraba) adı verilir. Öyleyse Kuran’ın bu ayetinde geçen “o kadınları darb edin” cümlesi nasıl olurda “dövün” demek olabilir? Arapçada kitap darb etmek, bir kitabı pataklamak, dövmek midir ki bir kadını darb etmek “o kadını dövün” anlamına gelsin? Arapça çadır darb etmek çadır kurmak anlamına gelir yoksa çadırı dövmek değil. (Dilbilimci Cengiz Özakıncı’nın Dünden Bugüne Türklerde, Din ve Dil, adlı yapıtı, konuları bilimsel olarak ele alıyor. Otopsi Yay.) işin en acı ve ilginç yanı da, Kuran ayetini “dövün” diye çevirenler hemen altına not düşerek “Peygamberimiz eşlerinden hiç birini dövmemiştir, ümmetine de dövmemeyi tavsiye ediyor” diye Allah ile Peygamberin arasını ayırmak istemişlerdir. “Allah ile Peygamberlerin arasını ayırmak isteyenlere acıklı bir azap hazırlanmıştır. ” (bak. Nisa Suresi, 150-151) Güya Allah kadını “dövün” diyor Peygamberde “dövmeyin” diyor. Hem de böyle söyleyen cahil ya da bağnaz insanlar değil adı sanı belli alimlerimizdir. Bu denli tehlikeli ve çelişkili bir yol izleyen çevirmenlerin durumunu, Allah’a havale etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Allah affetsin. Ayette “kadınları dövün” anlamı değil “kadınları çıkarın” ifadesi vardır. kaynak: ~goo.gl/rhr4pm ~ Alıntılayan olarak kendi düşüncelerim: Allah'ın indirmiş olduğu dinimizde zulüm kesinlikle yasaktır, Allah'ın zulmedenleri sevmediği aşikar şekilde Kuran'da geçer. Zulmü sevmeyen Allah'ın "kadınlarınızı dövün" emri olması ihtimali var mıdır? Dikkat ederseniz bu bir emirdir, dövebilirsiniz değil dövün. Bir ilişkide geçimsizlik varsa ve bu durum artıyorsa yapılacak şeyler önce öğüt vermektir, tartışmak ölçüp biçmek doğruyu yanlışı sunmaktır; sonra bir ceza olarak yatakları ayırırsın, bu gerçekten bir eşe verilecek büyük bir cezadır, hatalı olduğunun farkına vardırabilir; eğer bu da olmuyorsa bir süre ayrılırsınız, en son kurtuluş yok gibiyse boşanırsınız, neden kadını dövesin? Kadın istemiyorsa zorla kendine bağlayamazsın ki! Ayrıca Peygamber'imizin ahlakı Kuran ahlakıdır. O eşleri olsun başka insanlar olsun bir kerecik ekşi yüzle dahi bakmamıştır, ki dövmesi düşünülemez, zaten de yapmamıştır. Vallahi ben bu zamana kadar Kuran'ı bahane edip eşini döven bir kişi bilmiyorum. Konu ile ilgili daha fazla bilgi için diğer kaynaklar: ~goo.gl/bgmyuu ~ ~goo.gl/1tnx57 ~ ingilizce bilenler için:goo.gl/kqpulrgoo.gl/3hvnrn kuranmeali.org sitesinde çeşitli kişilerin mealleri var, yukarıda anlatılanları destekleyen mealleri bulabilirsiniz. Burun mesela: "Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür. "
Aralık 2016

Insan

Hz. Muhammed'in peygamber olmama ihtimali

Selamunaleyküm Bismillah Hz Muhammed neden bir din getirdi? Öncelikle "Hz Muhammed Allah'ın resulüdür" Müslümanlar tarafından düşünülen kanı. Bunun dışındaki düşünceler Hz Muhammed'in bir yal.ncı olduğu üzerine. Şimdi peki Hz Muhammed neden yalan söylesin?(haşa, bir inançsızın gözünden bakıyoruz) 1. İddia - Çünkü güç istiyordu: 2. İddia - Çünkü kadın ve para istiyordu. 3. İddia - Çünkü dünyanın kötü gidişinden dolayı kötü hissediyordu, insanları düzgün insan olmaya çağırmak için en iyi yöntem buydu. 4. İddia - insanları kandırmayı seviyordu, her şeyi nedensizce uydurdu. 5. İddia - O bir ş. Ytandı(estağfurullah, haşa ve kella)(genelde Yahudilerin ve Hıristiyanların iddiasıdır) (Sizin iddialarınız varsa buyrun yazın, tartışalım, lütfen uslubunuzu düzgün tutun) 1. İddia ne kadar mantıklı? (Güç istiyordu) Öncelikle islamiyet geldikten sonra sadece kendi içlerinde yayıldı, sonradan açıktan açığa yaymaya başlandı. Tabii ki, doğal olarak yöneticiler istemedi böyle bir şeyi. Çünkü otoriteleri yıkılacaktı. Kureyşliler yüzyıllardan beri putperest idiler. Atalarını taklit ederek onların yolundan gitmek Araplar arasında vazgeçilmez bir esastı. Bu sebeple putperestliği terkedip yeni dine girmeyi içlerine sindiremiyorlardı. Basiretleri bozulmuş, hakikati göremez olmuşlardı. "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter. " diye karşı koyuyorlardı. Ayrıca putlarla ticaret yapıp kazanç sağlıyorlardı. Kendilerini üstün tutan bir inancı da beslemek istemiyorlardı. Vs bir sürü neden var. Bu yüzden Peygamber Efendimize güç teklifinde bulundular. 'Vermeyi teklif ettikleri bu tâvizler arasında "dilersen bir sene sen hükümdar ol ve bizi yönet; bir sene de biz yönetelim" teklifi de vardı. Ama Rasûlullah bu tekliflerin tümüne Kur'an'dan âyetler okuyarak red cevabı veriyordu. Oysa müşrikler "bizim sistemimize dokunma, ama onu gel sen yürüt" diyorlardı.' Peygamberimiz eğer yal. ncı biri olsaydı ve güç isteseydi, bu teklifi kabul etmesi gayet mantıklıydı. Çünkü kendi söylediklerinin tutup tutmayacağı kesin değildi. Ama Peygamberimiz bu insanlara Kuran'dan cevaplar verip tekliflerini reddetti. Ayrıca o kadar işkence gördüler, boykot edildiler. Bu kadar işkence çekmeye değer miydi, güç isteği? Ayrıca islam'ın devam edegelen öğretisi bunun ucunda güç isteği olmadığını gösterir. Olsaydı Hasan Sabbah gibi biri olurdu, böylece korku salardı ama öğretisi devam etmezdi. Amaç güç değil öğretidir. Eğer yal. ncı biri olsaydı, kendi söylediklerinin tutmama ihtimalinin yüksek olduğunu düşünürdü, ve yapılan teklifleri kabul ederdi ama kendi söylediklerinde o kadar emindi ki, müşriklerin bu söylemleri en küçük bir sarsıntıya dahi neden olmadı. Onca edilen işkence ve zulüm var, bir yal. ncı olsaydı, kendisine inananları kaybedeceği korkusuna kapılması gayet doğaldı, ama kapılmadı. Kendisini Tanrı ilan edebilirdi, ve bunu yapsaydı da inanan birileri olurdu ama onu da yapmadı. Kendisini aşırı yüceltenlere ben de Allahın bir kuluyum diye cevap verirdi. Devlet yöneticiliği esnasında isteseydi şaşaalı binalar yaptırırdı, güçlü olmak isteyen biri bunu yapar(mesela Firavun), ama yapmadı. Hasırda uyudu. Kötü durumdakilere yardım etti, garibanın üzerinden geçinmedi. 2. İddia ne kadar mantıklı (Kadın ve para istiyordu) Peygamber efendimiz ilk evliliğini 25 yaşında yapmıştır ve bu evliliğe kadar eline kadın eli değmemiştir. Bu evlilikten sonra ikinci evliliğini 55 yaşı civarında yapmıştır. Evliliklerinin hepsinde bir mantık vardır. Ayrıca 55 yaşına kadar muhteşem iffetli birinin bu kadar değişmesi düşünülemez. Yukarıdaki iddiaya verilen cevabın benzerini buraya geçirirsek, müşrikler kadın teklifinde de bulundular, para teklifinde de bulundular. Ama kesinlikle kabul görmediler. Ayrıca çok güvenilir, yakışıklı, bakımlı ve tanınan biri olan Peygamberimiz istediği kadını da elde edebilirdi, ama kesinlikle kadınlarda gözü yoktu. İlk evliliğinde dahi teklifi Hz Hatice validemiz yapmıştır. Ayrıca para peşinde hayatını harcayan biri değildi, para kazanmıştır ama hayatını buna adamamıştır. Hayatı boyunca başkasının hakkını yeme korkusuyla yaşamıştır. Devletinin yöneticisi olduğu dönemde dahi hasır üzerinde yatmıştır. İsteseydi insanlara söyleyip kendileri dışındaki herkesi soyup soğana çevirirdi ama yapmadı. İstediği şaşaalı bir sarayı yaptırırdı ama yapmadı. 3. İddia ne kadar mantıklı?(Dünyanın halinden muzdaripti, en iyi yöntem olarak bunu seçti) insanları doğru yola iletmek için onları kandırmayı seçmek ne kadar mantıklıdır? Kandırarak iyi yola getirsek de ne anlamı vardır? Bu kadar cefa çekmeye değer mi? İyiliği yaymak için binlerce metod varken, neden putperestlerin putuna taksın ki? Ne kötülüğü var putların? Ayrıca iyiliği yaymak istese namaz gibi bir ibadeti neden uydursun? Sabahın köründe namaza kalkmayı neden emretsin? Eğer özel olarak sadece iyiliğin yayılmasını isteseydi, "Buda" gibi biri olurdu, Nirvana'dan bahsederdi. Bu kadar cefa çekmezdi. Geceler boyu ibadet etmesine de gerek yoktu. Mutluluğu kendinizde arayın derdi. Ama onun derdi sadece bu değildi ki, o insanların inançlı olmasını istiyordu. Bu yolda çekilen onca cefa vardı, iyi insanlar ölüyordu ama ortaya kötülük çıkıyor deyip de durmadı. Ayrıca iyi yol dediğimiz yol nasıldır? İnançsız birisini savaşta öldürmek iyi bir şey midir?(bana göre savaş durumunda tabii ki iyi bir şeydir, tarihimizdeki onca savaş kahramanı onlarca kişinin canını aldı, buna kötü bir şey denemez, çünkü eğer öldürmezsek onlar hayatı bize zindan eder, engeller.) Sadece iyiliği yaymak isteseydi insanların öldürülmesini de istemez, orta yolu buldurtmaya çalışırdı, mesela putlara karşı bir tavır takınmazdı, orta yolu bulup kavgasız gürültüsüz hallederdi. Ama böyle bir şey söz konusu değil. Mesela Allah'ın adını anmak(zikretmek) ne kadar iyidir? Yemekten önce besmelenin dünya iyiliğine ne gibi bir katkısı vardır?(Ben bu tür şeylerin iyiliğine inanıyorum, burada iddia gerçeleşmesi durumunu düşünüyoruz, o yüzden bu şekilde iyiliğini sırguladım.). Dinimizde ille de iman diyor, her şeyden önce iman geliyor ve iyilik bu temeli üzerine bina ediliyor. Eğer bu iddia doğru olsaydı her şey iyilik temelleri üzerine konur, iman da bu temel üzerine bina edilirdi. Ayrıca Muhammedül emin lakabını alacak kadar dürüst birinin (aramızda var mı dürüstlüğü nedeniyle bu çeşit bir lakap alan?) iyilik adına yalan söylemesi düşünülemez, iyilik adına her şeyi yapabilir ama yalan söylemez. 4. İddia ne kadar mantıklı? (insanları kandırmayı seviyordu, her şeyi nedensizce uydurdu) Bu iddia zaten başlı başına asılsız. İnsanları kandıran biri olsa Emin lakabını almazdı. Hadi diyelim ki ilk defa yalan söyledi, ve baktı herkes inanıyor, devam ettirdi ve sonuçlar böyle oldu (haşa ve kella). Tamam da bunu neden yapsın? Yukarıdaki amaçları es geçiyorum. Amaçsızca yapsa, bu kadar cefaya, acıya, ızdıraba değer mi? Ayrıca neden böyle bir yalan uydursun? Daha mantıklı (dinimiz en mantıklı dindir, bu iddiaya istinaden yazıyorum) bir şey uydurur, hiç acı çekmesine gerek kalmaz, hatta üstüne Mekke'de otorite sahibi olacak konuma gelebilirdi. Ama böyle şeyleri elinin tersiyle itti. Ayrıca bu yaşına kadar dürüst biri nasıl olur da bu kadar yalanı beraber uydurur? Hiç mi foyası ortaya çıkmaz? Kendi dönemi hakkında gelecekten haber veriyor, ve bu dedikleri çıkıyor(yeryüzünün en alçak yerinde size fetih verileceği). Yıllar sonrası hakkında bilgi veriyor ve dedikleri çıkıyor (mesela kıyamet, evrenin genişlemesi vs örnekler bol). Ayrıca tekrar dediğim gibi bunları yapmak için bir nedeni yok. 5. İddia ne kadar mantıklı (O bir ş. Ytandır(estağfurullah, sümme haşa). Bu iddiada bulunan biri Yahudi veya Hıristiyan'dan başkası olamaz ( belki Allah'a ve iblise inanan başka küçük topluluklardan olabilir). Bunu iddia eden, Allah'a inanan biridir. Şimdi farz edelim ki şeytan geldi böyle bir iş yapmaya karar verdi, peki bu şeytan manyak mı, neden Allah'a şükrettirsin? Neden işe başlarken Allah'ın adıyla dedirtsin? Her şeyin Allah adına yapılmasını söylesin? Ayrıca Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olan şeyleri kendi inancına da uygulasın? Bu inançların tamamiyle yanlış olduğunu iddia eder ve tam tersini yaptırırdı. Ama Kur'anı Kerim'de "Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler" diyor. Müslüman herkes incil, Tevrat ve Zebur'a inanmak zorundadır. Bu tamamen saçma bir düşüncedir. Allah'ın onlara hidayet vermesi dileğiyle. (Lütfen bu iddiayı koz olarak kullanmaya çalışmayın, eğer ateist veya deistseniz bu iddia sizi pek de ilgilendirmiyor. Kitapların değişmiş olması insanların suçudur. Ayrıca kitapların değişmemesi halinde ortaya ne çıkacağını bilmiyoruz, zaten bu iddianın temeli sanırım kutsal kitaplarda geçen şeytanın kandırıcılığına dayanıyor. Bunun tersi durumu bilmediğimizden bu konuda mantık yürütmek yanlış olacaktır) Gördüğünüz üzere iddialar asılsız ve mantıksız. Sizlerin düşüncesi nedir? Başka bir iddianız varsa buyrun.
Kasım 2016

Insan

Yalnızlık

Yakın bir süreye kadar yatılı bir okuldaydım, yatılı okulda arkadaşlık bağları güçlü olduğu için insan yalnızlığı bilmiyor, ve dışarıya karşı kapalı olduğu için dışarıdaki insanlar hakkında bilgisi kısıtlı oluyor.
Bir üniversiteye başladım ve farkına vardım ki, insanlar aşırı yalnız. Bir kaç arkadaş grubu olan insan dışında genel olarak çok yalnızız.
Bu size acı veriyor mu bilmiyorum ama benim yüreğimi dağlıyor.
Bu duruma bir kaç çözüm olarak:
-insanlarla muhabbetten çekinmeyin, "konuşursam yanlış anlar mı" "hakkımda ne düşünür" vs. vs. düşüncelere hiç girmeyin ve muhabbet edin.
-insanların halini hatrını sorun.
-günaydın, iyi akşamlar vs. dileklerinde bulunun
-Bir kafeye vs gitmeyi teklif edin.
Ama tabi karşı cinsle muhabbetinizde hayvanî duygularınıza kapılıp yanlış amaçlar gütmeyin, eğer kendinize engel olamayacaksanız karşı cinsle pek fazla muhabbet etmeyin.
Toplumda binbir türlü sorun var. En azından şunu çözelim bari bee
Ağustos 2016

Insan

Dünya'daki kötülükler

Eğer bir Yaratan varsa neden Dünya'daki kötülükleri engellemiyor?
Klasik, klişeleşmiş, inançsızların arkasına sığındığı, bazı kardeşlerimizin de aklına takılan bir sorudur.
Arkadaşlarım, insan Dünya'ya bir hayat yaşayıp yok olsun, vakit geçsin torba dolsun diye gönderilmemiştir. İnsan Allah'ı tanımak, bilmek, anlatmak ve ibadet etmek için gönderilmiş ve sonsuza dek yaşayacak olan bir varlıktır. Allah insana özgür iradesini de vermiş, vicdanını da vermiş, aklını, mantığını da vermiş, ve çeşitli kişilerle, insanın ölümden sonra yaptıkları nedeniyle ceza veya mükafat alacağını söylemiştir.
Eğer insan yaptıkları nedeniyle anında ceza veya mükafat alsa bunda bir mantık olmaz, zorunlu ahlak olur.

Ayrıca Dünya'daki bu kötülüklerden kurtulmanın en iyi yolu Allah'ın yoludur:

-Fakirlik: Zekat 5 önemli farzdan biridir. Dünya'daki zenginler her sene paralarının 1/40'ını fakirlere verse, Dünya'da ne açlık kalır, ne evsiz kalır, ne fakir kalır. Ayrıca sadaka da dinimizce çok tavsiye edilen bir şeydir ve bu da ayrı bir katkı sağlayacaktır.
-Egoizm: Kibir Allah'ın direkt olarak yasakladığı bir konudur. Ayrıca bir hadis-i şerifte Resulullah'ın(sav) "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir. "(Müslim, İman 147; Ebu Davud, Edeb 29, (4091); Tirmizî, Birr 61, (1999)) dediği rivayet edilir.
-Cehalet: Cahillik dinimizin yasakladığı bir şeydir. "... O halde sakın cahillerden olma"(Enam-35), "… Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? …” (Zümer- 9)," Sen afyolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. "(Araf -199). Bu konuda ayet ve hadisler çoğaltılabilir.
-Zulüm: Hiç yazmaya ihtiyaç duymuyorum.
-Güvensizlik: Son zamanlarda özellikle göze batan güvensizlik sorunu. Ortada güvenilebilecek, korkmadan herhangi bir şeyimizi emanet edebileceğimiz çok az kişi var. Dinimizin bu konudaki tavrını biliyorsunuzdur umarım.
-İsraf: Bence çok büyük olan bir problem. Dünya'da yemeğimizi, suyumuzu, eşyalarımızı, hayatımızı israf etmeden kullansak, bu Dünya bu nüfusun 3 katını rahatça kaldırır. "... Yİyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez. "(7-31), "fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez. "(6-141), "... gereksiz yere saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı nankörlük etmiştir. "(İsra 26-27), "Akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile suyu israf etme"(Hz. Resulullah s.a. v.)
-Taciz, tecavüz: Bu konuyu da açıklama ihtiyacı duymuyorum.
Ağustos 2016

Insan

Evren yasaları ve kuvvetler

Arkadaşlar, bilimle biraz ilgilenenler bilir, evrende 4 temel kuvvet vardır.Elektromanyetik kuvvet,Güçlü Nükleer Kuvvet,Zayıf Nükleer Kuvvet,Kütleçekim Kuvveti. Ve bunların yanında çeşitli yasalar vardır; mesela hiç bir şey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz veya entropi yasası; evren durmadan düzensizliğe ulaşmaya çalışır.

Peki bu yasalar nasıl çalışıyor? Yani bir elektronun bu yasadan veya kuvvetten haberi var mı? Olamaz, çünkü elektronda akıl yok. Bu yasanın elektrondan haberi var mı? Bu yasa elle tutulabilir bir şey değil ki! Bu yasa, varlığının nasıl olduğu bilinmeyen bir şey.
Peki bu yasaların ya da kuvvetlerin milyonda bir oranda değişimi ne ile sonuçlanır? Kaos! Büyük ihtimalle yaşam anında biter. Yani bu yasalar muhteşem bir denge ile ilerliyor. Peki bu yasaları ve kuvvetleri muhteşem bir denge ile ilerleten ne ya da kim? Akılsız evren mi?
Bunların hepsi bariz bir şekilde belli ki bir akıl ve mantık sahibi tarafından oluşturulmuş, ve devam ettiriliyor. Tıpkı bir bilgisayar oyunu gibi çeşitli kanunları ve çalışma şartları var.
Peki acaba bizi Dünya'da boşuna ve amaçsız mı yaşatıyor?
Bu imkansız! Akıl ve mantık sahibi birisi amaçsız ve boşuna bir iş yapmaz!
Ağustos 2016

Insan

İnsan, Evren, Her Şey

Bir patlama sonucunda bir evren oluşmuş, genişlemiş ve genişlerken de yıldızlar, gezegenler, galaksiler, astroidler oluşturmuş, hepsinin belirli rotaları oluşmuş. Bu gezegenlerin birinde su, hava, sıcaklık, madde dengesi çok iyiymiş ve ortaya canlı denen bir varlık çıkmış. Bu canlı çoğalmış ve farklı türlerde canlılar oluşmuş. Bu canlıların her biri ayrı ayrı sanatlara sahipmiş; kiminin gözü çok iyi görürmüş, kiminin kızılötesi görüşü varmış, kiminin burnu çok iyi koku alırmış, kimisi antenlerini kullanarak haberleşirmiş, kimisi çelik telden kuvvetli ağ üretirmiş, kimisi elektrik üretirmiş vs vs. Ve en son olarak Dünya'ya insan denen bir canlı gelmiş; bu canlı evrenin nasıl başladığından kara deliklere, elektronlardan protonlara ve bunların nasıl oluştuklarına, elektromanyetik dalgalardan ışığa, canlıların özelliklerine, hücrelere kadar çoğu konuda büyük bilgilere sahipmiş. Ve insan diğer canlıların hepsini kullanabiliyormuş, onları hizmetçisi haline getirebiliyormuş. Diğer canlıların hepsinden farklıymış.

Sizce de çok ilginç değil mi? Bunlar sanki bir senaryo gibi değil mi? Hem de çok iyi yazılmış bir senaryo
Ağustos 2016

Insan

Neyi Bekliyoruz?

Aklıma gelen bir konuda paylaşım yapmak istedim.
Bugün bir yabancı ile konuştum, adam inançsız mıydı tam bilmiyorum ama yazdığı şey Tanrı'nın var olduğunu düşünmeye başladığını söylüyor. Sordum nedenini, neden düşüncesinde bir değişiklik olduğunu, dedi ki "Herkes beni sattı, erkek kardeşim bile yardımcı olmadı". Orada anladım ki...
İnançsızlığın ya da inancın umursanmamasının nedeni "Evrende kötülük varmış, Tanrı neden bunları engellemiyormuş" falan değil, inançsızlığın nedeni Allah'ın rahmetiyle davranması ve ceza vermemesi. Allah bu kadar rahmet sahibi olmasa, bizleri aç bıraksa, yapılan kötü bir şeyde hemen cezasını verse, hayatlarımız acı dolu olsa; inanca, duaya, ibadete öyle bir sarılırız ki!

Bir kötülük gelmeden sarılalım bu işe...
Ağustos 2016

Insan

Bitkiler, Hücreler, Gen, Aklımdakiler

Bugünlerde fındık bahçesinde çalışıyorum. İş çok sıkıcı, ayrıca beynin günde 70000 düşünce üreten gücüne maruz kalıyorum ve aklıma bazı şeyler geliyor. Paylaşmak istedim.
Bitkiler, eksik tanımıyla, yere kökleriyle bağlı, fotosentez yapan, tohum üreten canlılar.
Bir bitki tohumu suyla beraber, gerekli ısının oluşmasıyla çatladı ve büyüyor. Şimdi, bu bitkinin her bir hücesinin kendi yapacağı işi bilmesi lazım; ama hücreler arası bir sinir sistemi yok, bitkinin çok büyük kısmından hücrenin birinin haberi yok. Ama sonuç olarak güzel bir iş yapıyorlar.
Bitkinin her hücresinde aynı gen var. Bir tane hücre o geni okuyarak ne yapacağını biliyor ve onu yapıyor; ama o kadar çok farklı türde hücre var ki! Hepsinin ayrı ayrı bilmesi gerek, genin hangi bölümüyle ilgilenmesi gerektiğini.
Bu bitki fındık gibi bir tohum ortaya çıkarıyor ki; insana olsun, diğer canlılara olsun, çok yararlı. Bol bol yiyebilirsin, zararı çok nadir olur. İlaç üretsen ancak bu kadar güzel bir ilaç üretebilirsin; çünkü tadı güzel, görüntüsü güzel, istediğin kadar ye, o kadar çok yararı var, enerji veriyor vs.
Ve bu tohumda da hiç bir hücre diğerlerinin çok az bir kısmı hariç haberi yok. Ve de çok fazla çeşitte hücreler var.
Ayrıca dal, yaprak, tohum bitkinin belirli yerlerinden çıkıyor; şimdi bu çıkan yerlerin hepsi gende yazıyor mu, yoksa bir rastgelelik mi var? Hepsi gende yazamaz, çünkü bütün bitkiler aynı gene sahip(tohumun geni ile bitkinin geni aynı). Bu rastgelelik nasıl belirleniyor?
Ayrıca tohum geni ile bitki geni aynıysa; bu bitkiler nasıl evrildi? Gen değişmiyor; ama binlerce çeşit meyve var.
Bu bitki fotosentez yapmayı nasıl keşfetti? Zaten oksijen yakıcı bir şey, yakar bitkiyi.
Bu tohum da yeni bitkiyi nasıl oluşturuyor? Karmakarışık!
Bitkinin yaprakları neden simetrik? Ayrıca belirli bir şekilleri var. Şekilleri genelde güzel; ama bu bitkinin hücreleri arasında sinir bağı yok, nasıl tutturuyorlar şekli?
Temmuz 2016

Insan

Sonsuzluk

Sonsuzluk kelimesi ne kadar da anlaşılmaz geliyor, değil mi? On değil, on üzeri on değil, on üzeri on üzeri on değil, Graham sayısı değil, hatta bu sayılar sonsuz yanında bir kum tanesinin evrene oranında kat kat daha küçük hatta 0 kalır. Muazzam, akla mantığa sığmaz bir şey sonsuzluk.
Ama lakin ki, aslında sonsuzluk hayatın ayrılmaz parçası.
"Zaman"ı düşünürsek en kısa zaman parçası nedir? Bilim belki buna bir sınır getirmiş olabilir ama bir sınırı yoktur. 1 saniye mi, mikrosaniye mi, Jiffy mi, Planck zaman sabiti mi? Hiç biri değil, sonsuz kısa, hiçlik. En uzun zaman dilimi? Sonsuzluk.
"Mesafe"yi düşünelim. En kısa mesafe, sonsuz kısa, hiçlik. En uzun mesafe sonsuz uzun.
En küçük madde, -atom, elektron falan değil- sonsuz küçük. En büyük madde, sonsuz büyük.
En büyük sayı sonsuzluk en küçük pozitif sayı "0"(0 sonsuzluktur.).
Her varlık, her sayı, her süre bir sonsuzluktur; sonsuz tane yokluğun bir araya gelmesiyle oluşur (Bunu anlamayan varsa matematikte "limit" konusunu inceleyebilir).

Var olmak bir sonsuzluktur.
Bilinç sahibi olmak sonsuzluktur.

Bir insan sonsuzluktur.
Buraya kadar yazdığım şeyler herkes tarafından kabul edilen şeylerdir. Yine de çatıştığınız şeyler varsa yorumlayın.

PEKİ AMA NEDEN?
Neden bu kadar sonsuzluk var hayatta.
Neden bu kadar sonsuzluk var hayatta biliyor musun? Sence neden? Neden yani neden?
Bunlar nereden geliyor?
İnsan düşündükçe ne kadar aciz olduğunu anlıyor.
Ama size de bu sonsuzlukların bir arada dansı, bunlardan başka, üstün ve bunları bir arada dans ettiren bir sonsuzluğun işareti gibi durmuyor mu ?
Beğenin-beğenmeyin yorumlarınızı bekliyorum.
Haziran 2016

Insan

Anlam

"İnsan" kelimesinin yapılabilen bir sürü tanımı vardır. Yeni bir tanım katmak istiyorum. İnsan: anlam arayan, anlam çıkartan, anlamlı yapan, anlaşan varlıktır.

İnsan her şeyde anlam arar. "Benimle gelir misin" gibi basit bir istekte dahi "neden? " sorusuyla karşılaşırsınız, anlam arar çünkü insan. Çağırmanızdaki anlamı arar.

İnsan anlam çıkartır. Şu anda bu yazıya baktığınızda aslında gördükleriniz bir kaç çizgi, eğri, nokta vs. den başka bir şey değil aslında, ya da biraz ışık demeti sadece. Ya da birisiyle konuşurken aslında yaptığınız basit bir kaç ses çıkarmak. Ama bunlardan anlam çıkartır insan, bu yazı, konuşulanlar anlam ifade eder.
İnsan anlamlı yapandır, bu harfler insanlar tarafından anlamlı hale getirilmiştir. Ayrıca bunların birleşimi olarak anlaşır insan.

Aslına bakarsak her şeyin anlamı var hayatta. Hayatın da, varlığın da bir anlamı var; duyguların da, düşünebilmenin de bir anlamı var, başımıza gelenlerin de, gelmeyenlerin de bir anlamı var, her canlının da cansızın da bir anlamı var. Tabi bu anlam ancak anlamasını bilenlere görünür, nasıl Türkçe bilmeyenin konuşulanları, okumayı bilmeyenin bu yazıyı anlamayacağı gibi.

Anlamını ararsanız bütün varlıkların sizinle anlaştığını, muhabbet içinde olduğunu görebilirsiniz.
Nisan 2016

Insan

Okumak

Okumak, neden önemli mi?
Okumak öğrenmenin en güzel yollarından biridir
Okumak hayal gücünü geliştirir, bu da umut etme kabiliyetimizi, sonuçta bir şey hayal etmeden bir umuda bağlanamazsın. Umut ise günümüz insanının en büyük eksikliklerinden biri, hayattan hiçbir umudumuz kalmıyor, her şeyi monoton, tekdüze ve sıkıcı hale getirdik. Hayatımızdan tek umduğumuz, işe gidip gelip başımıza dert açmadan yaşamak.
Okumak farklı bakış açıları kazandırır.
Okumak hitabeti ve yazmayı geliştirir.
Okumak yeni kelimeler öğrenmeni ve kullanmanı sağlar, bu ise seni değiştirir, her gün farklı bir sen olarak çıkabilirsin.
Okumak seni bulunduğun yerden uzaklaştırır.
Okumak cehaletten kurtarır.

Not: Sadece okumak yetmez, yaşamak lazım, sevmek lazım, saygı lazım.
Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın. -Şemsi Tebrizi
Nisan 2016

Insan

Hayatın anlamı

Hayatın anlamı sorusunu hep sorarlar. Ben kesinlikle çözdüm dememekle beraber çok yaklaştığımı düşünüyorum.

Hayatın anlamı "PAYLAŞMAK"tır.

Bildiğiniz üzere hayatta neredeyse her şeyin paylaşınca tadı olur, ve paylaşılmayan şeyler tat vermez. Yaptığımız çoğu şeyin amacı paylaşmaktır. Konuşmanın en büyük amacı paylaşmaktır. Aşk, paylaşa paylaşa bir haline gelmektir. Evrende her an bir şeyler bizimle paylaşılmaktadır, evren varlığını bizimle paylaşmaktadır, bedenimiz varlığını bizimle paylaşmaktadır.
Her zaman -iyi veya belki de kötü- bir şeyler paylaşabildiğimiz insanları severiz. Sosyal 'paylaşım' sitelerinin bu kadar popüler olmasının nedeni, adı üstünde.
Yalnızlık paylaşacak birisini bulamamaktır ve heralde Dünya'daki en kötü şeylerden biridir.
Üstünkörü yazılan bir yazıdır, geliştirilebilir.
Düşünceniz varsa lütfen "paylaş"ın.
Nisan 2016

Insan

Canım arkadaşlarım

Arkadaşlarım, bir tanelerim, dostlarım
Şu dünyada nasıl biri olursak olalım, beraber yaşadığımız inkar edilemez.
Peki şu dünyayı neden birbirimize dar ediyoruz?
Hiç kimse sizin gibi düşünmek zorunda değil. Hatta irade denen bir şey var, herkes her şeyi yapmakta özgür. Birisi yolda bulduğu taşı alıp tapabilir, cehaletin dibine de vurabilir, topluma isyan da edebilir, ya da sadece vasıfsız bir insan da olabilir.
Bırakın, her insan özgür, nasıl olmak istiyorsa öyle olsun. Sırf size uymayan düşüncelere sahip diye nefret duyamazsınız insanlara.
Sorun oradaki şu zaten dapdar olan Dünya'yı iyice birbirimize dar ediyoruz. Herkeste kusur arayıp nefret edecek bir gedik buluyoruz. PAYLAŞIMLARIMIZ NEFRET DOLU.
Sizinle benzer düşüncelere sahip, sizi anlayan birini sevmek kolay, kolaysa sizinle zıt düşünen birine sevgi duyun, Durmadan nefret yayıyoruz: "Onlar böyle aptal", "Bunlar böyle cahil".
Eğer birilerini değiştirmek istiyorsanız, gidip yüz yüze konuşun, anlatın, dinleyin, değer verin; ama burada bir şeyler yazıp okuyan insanların değişmesini beklemek bile zorken, nefret dolu söylemlerimiz insanları tamamen itiyor. Zaten değiştirmek istemiyorsanız yazdığınız, yaptığınız şeylerin çok da bir amacı yok.
Bu sözleri herkes üstüne alınabilir.

LÜTFEN, toplum yeteri kadar kutuplaşmışken, siz de onu daha da kutuplaştırmaya çalışmayın, lütfen.
Sizleri seviyorum.