Bilmek istediğin her şeye ulaş

Emel Gerçek,

Arkeolog

herşey mümkündür!

Aralık 2009

Emel Gerçek

Organ bağışının ülkemizde yetersiz olmasının nedeni ne olabilir?

Organ bağış kararını etkileyen faktörlere bakıldığında ırk, yaş, gelir, eğitim ve cinsiyet gibi özelliklerin de etkili olduğu görülmektedir. Organ bağışlayanların yaygın karakteristik özelliklerine bakıldığında ise genç, iyi eğitimli ve yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip kişiler oldukları belirlenmiştir. Ama tüm bunlara rağmen bağış yapan kişinin ailesinin aldığı tutum çoğu zaman bu bağışı olanaksız kılıyor.


Organ bağışı ile ilgili bilgi ya da bilgisizlik en önemli etkenlerden biri. Bu bilgilendirmelerin sık sık duyurulmasında fayda var. Bunlar; organ bağışında bulunma ile ilgili kanunlar, beyin ölümü, gömülme ve dini konular, tıbbi nakil ve ailenin rolüdür.


Dini inançlar, organ bağışına karar vermede en büyük etken. Toplumsal algılamaların aksine; organ bağışı tüm büyük dinler tarafından desteklenmektedir. Hıristiyanlık, organ bağışını dostluk veya hayırseverlik eylemi olarak görmektedir. Hinduizm, bu bağışa diğer insanların kurtuluşu için kendini feda etme olarak bakmaktadır. Budizm dini, organ bağışını yaşama saygı ve merhamet olarak tanımlar. İslam dini açısından ise organ bağışı, başkalarının yaşamını kurtarmak demektir. Ülkemizde bütün bilgili din adamları böyle bir bağışı destekler yorumlarda bulunduğu halde, halkımızın cahil, yetersiz ve bilgisiz sözde tarikat ''hocalarının'' peşinden koşması nedeniyle hala tam anlamıyla yeterli bağışlar yapılamamaktadır.


Ölüm sonrası olumlu bir şeyler yapmak, üzüntülülere yardım etmek, diğerlerinin yaşamının devamına ve kalitesine yardım etmek, sağlıklı organların gömülmesi yerine başkalarının sağlığının iyileştirilmesine yardımcı olmak gibi istekler organ bağışına yöneltir. Ama ailelerin ölüm karşısında yaşadıkları şok onları çoğu zaman bu bağışa olumlu bakma konusunda sağlıklı düşünmekten alıkoyar.


Ailelerin karşı gelmelerindeki en önemli faktörlerden biri de organ nakli esnasında vücut şeklinin bozulacağı ve cenaze törenlerinin düzenli bir şekilde yapılamayacağıdır. Bu noktada, toplumdaki kişilerin doğrudan ifade edemedikleri korku ve riskler, uygun bir şekilde açıklanarak ortadan kaldırılabilirse; organ bağışının artırılması açısından olumlu katkı sağlanabilecektir.


Ayrıca donörlerin teşhis edilmesi, hastaların organ nakline yönlendirilmesi konusunda doktorlar duyarlı ve istekli değil. Ailelerle bu diyalogdan kaçındıklarını düşünüyorum. O psikolojiye girmek, aileye söyledikten sonra zamana karşı yarışmak, ailenin o psikolojik savaşının ortasında olmak onları yıpratıyor olabilir.

Ağustos 2014

Emel Gerçek

Hangi şarkıdaki soloyu çalmak isterdiniz?


Parçanın tümü büyük bir solodur aslında.
Bu soloyu yaklaşık olarak yirmi yıl önce çalmıştım. Tabii ki gençken bazı şeyler çocukça yapılıyor. O anki hızıma geri dönebilirsem, muhtemelen şimdi daha lezzetli çalarım. Diye düşünmek hoşuma gidiyor.
Nisan 2014

Emel Gerçek

Bir tiyatro sanatçısından, Başbakana mektup!

814

“Sevgili Başbakanım,

Ben Veda Yurtsever, Bingöllüyüm. Doktor yokluğundan sık sık Diyarbakır’da yaşayan sağlıkçı ablamın yanına gelir, onun ev temizlerken ortalıkta olmayalım diye bize verdiği 2-3 lirayla evlerinin hemen yanındaki Devlet Tiyatrosu’na gider oyun izlerdik. Kapıda sanatçıları, her zamanki gibi bize gülümsesinler diye titreye titreye beklerdik. Kültür Sarayı’nda az önce bizim oturduğumuz sandalyede çay içişlerine, birazdan kalkıp minibüse binip Dağkapı’ya gidişlerine dalar, onların da bizler gibi olduklarına şaşırarak bakardık.

19 yaşıma geldiğimde oyuncu olmak istediğimi ve gidip konservatuvar sınavına gireceğimi aileme açıkladığımda annem kalp krizi geçiriyordu. Hiç bilmediği okuma-yazması ve az Türkçesiyle beni ancak ‘postanede şef’ olarak hayal edebilen annem, ne olmak istediğimi kavrayamadığından ha bire vazgeçeyim diye yaptırdığı muskalardan içirir, sözüm ona çaktırmadan üstünden atlatırdı. Siz kader deyin ben hayatın sihri diyeyim cebimdeki son parayla aldığım çeyrek bilete vuran ikramiyeyle girdiğim konservatuvar sınavını kazandım. Devlet Tiyatrosu sanatçısı Celal Kadri bakmıştı sınav oyunlarıma. Ailemin de desteğiyle 4 sene Eskişehir’de doğudan gelmenin eksiklerini gidermek için arkadaşlarımdan iki kat fazla çalışarak iyi bir ortalamayla mezun oldum. Sonra da “büyülü” sahnem Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nu kazandım. Çocukları o hassas dönemde Diyarbakır’ kazandığı için ailesi halay çeken ender oyunculardan biriyim.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda 20’ye yakın oyunda oynadım. Devlet Tiyatrosu’nu temsil ettiğimi düşündüğümden davranışlarıma hep dikkat ettim. O toprağın çocuğu olarak maçlara da gittim. Rahmetli Gaffar Okkan bir yanımda, tatlıcı Şehmususta öbür yanımda ‘Kırmızıııı Yeşiiiiiil’ diye bağırdım statta. Maç sırasında arkamda oturan çocukla sur dibinde ciğer yedim. Sonra o çocuk büyüdü, konservatuvar okumak istedi, çalıştırdım ve bitirdi Mimar Sinan Üniversitesi’ni. Geçen yıl Altın Portakalaldı Erkan çocuk. Arkadaşı vardı Ferit, şimdi aranan bir oyuncu Türk sinemasında. Uğur var, tanısaydım annesini belki bebekliğini bilirdim, şimdi oyuncu Devlet Tiyatrosu’nda şahane yeteneğiyle. Özgür’ümüz var dünya güzeli, Şehir Tiyatrosu’nda şimdi, evlendirdik onu Diyarbakır’da bir oyuncu arkadaşımızla teliyle duvağıyla; zorlu bir annelik geçirdi, iyi şimdi çocuğu çok şükür.

Koca gözleriyle Güldestan var, hem Devlet Tiyatrosu’nda hem de TRT’de çalışıyor yıllardır. Sabri’miz var bir de, turne uçağı henüz aprondayken ‘bu acil kapıları gerçekten açılıyor mu’ diye deneyip THY’nin bizim için sağladığı indirimimizi kestiren canımız yazarımız, geldi çalıştı Diyarbakır’da sonra. Hâlâ okuyan, hâlâ okumaya çalışan hâlâ bizi takip eden çocuklarımız var. Oyuncu olamadılarsa da, farkındalıkları yüksek insan oldu çocuklarımız, aydınlık yüzleri oldu

Diyarbakır’ın...

Batman’a, Şırnak’a, Bingöl’e, Tunceli’ye, Urfa’ya, Antep’e, Hakkari’ye, Siirt’e, Van’a, Adana’ya, Adıyaman’a, Elazığ’a, (dönüşünde ölümcül bir kaza atlattığımız) Malatya’ya turneler yaptık. Hayatında ilk kez tiyatro izleyen binlerce insana ulaştık. Büyük Anadolu Turneleri’mizi saymıyorum bile. Her yeni açılan bölgede devletin sanat politikasına hayranlık duyduk, çocuklarımızın geleceği için umutla dolduk. Her meslekte olduğu gibi zaaflı sanatçılarımız, idarecilerimiz de oldu. Onlar için iki kat fazla çalıştık. Ama kaldırılmamız gerektiğini hiç düşünmedik. Bu bakış açısıyla ne siyasetçi ne eğitimci ne polis ne de kabzımal kalırdı bu topraklarda.

Diyarbakır’da bir gence sanatçı ismi sorduğunuzda paparazilerde gördüklerini değil bizim ismimizi verecektir, iyi eğitim almış, dünyaya duyarlı, düşünebilen, utanacağı bir tarihi olmayan kendisine hizmet getiren bizleri...

Bizim bütçemizin çokluğu oyunlara yapılan harcamadan çok turneler, yeni açılan bölgeler ve salonlardandır. Ayrıca bizler biraz daha pahalı biletlere oynayabilirdik, bunu hiç denemedik bile. Allah aşkına savunma sanayiine harcadığımız paranın yanında tiyatro bütçesinin zararı nedir ki ülkeme. Siz ‘Açılım’dan söz ettiğinizde en çok benim çocuklarım inandı size, çünkü ‘Barış’a en çok ihtiyacı olanlar onlardı.

Devlet Tiyatroları’nda elbette bir iyileştirmeye gidilmelidir, inanın buna en çok biz seviniriz, yapısındaki haksızlıklar en çok bölge oyuncularının canını yakıyor. Bunu çözmek de sizin elinizde; kestirip atmak yerine Devlet Tiyatroları’ndan gelecek 5 temsilciyle yapacağınız bir kahvaltıya bakar her şey...

Beni kaygılandıran şey, aksi halde bölgelerde belki hiç tiyatro yapılmayacak olması ya da ortalıkta eğitimsiz oyuncularla, gişe kaygılı içi boş oyunları koyan paragöz adamlar için boş bir alan oluşmasıdır. Çocuklarımızın yazmayı denedikleri senaryolarını, şiirlerini, oyunlarını okutacak ablalar abiler bulamamasıdır.

Bizim çoktur hikâyelerimiz, derin izler de taşırız, yüzeysel kaygılarımız da olur herkes gibi, herkes kadar. Doğru dürüst Türkçe bilmeyen annelerimiz kendi bağırlarından çıkan biz sanatçı çocuklarıyla gurur duyarlar Sayın Başbakanım, biz bu toprağın evlatlarıyız.

Saygılarımla,

Not: 1971 büyük Bingöl depreminden sonra yapılan konutlarda oturan 84 yaşındaki annem size yazdığımı öğrenince ‘hele bi sor bu TOKİ ne zaman bizim evleri değiştirecek, daha çok varsa ben Mersin’e ablana gideyim’ dememi istedi, zeval olmaz herhalde... ”

* Mektup 2012'de yayınlanmış aslında, fakat günümüzde de geçerliliğini sürdürmekte, paylaşmak istedim bu sebepten. Ayrıca şunu da hatırlatmakta fayda var; Veda Hanım İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusudur, hatta şu sıralar Çehov'un eseri olan "Üç Kız Kardeş" oyununda görev almaktadır.
Haziran 2013

Emel Gerçek

Avukatların görev esnasında gözaltına alınması mümkün müdür?

Bu husus Avukatlık Kanunu m.58'te düzenlenmiştir. Buna göre: Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri
ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanununun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi,
haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez. Örneğin, 11 Haziran 2013 tarihinde Çağlayan Adliyesi'nde yapılan gözaltı kanuna aykırıdır. Orada avukatların kamu binasında yaptıkları eylem hukuka aykırı olsa da neticesinde o avukatlar görevlerini icra etmekteydi. Avukatlara karşı takınılan tavır ve orantısız güç ise kabul edilemez nitelikteydi. İdarenin 'marifetlerini' kullanarak bir iş yaparken, bu ve bunun gibi maddeleri hassasiyet ve özenle incelemesi gerekmektedir.
Daha fazla göster

Benzer Kişiler