Bilmek istediğin her şeye ulaş

En musica verdades.

Pzt - 21:40

Şaman bir yanıt verdi.

İnternet'ten gerçek, doğru bilgiye nasıl ulaşılır. Bu sadece internet ile de sınırlı kalmasın; kitap veya bilgilerin doğruluğunu neye göre kıyaslamak gerek? Nette bir bilginin doğru olduğundan nasıl emin olabiliriz?

Bilginin doğruluğundan şüphe duymak gerekir öncelikle. Ardından bilgiyi güvendiğiniz bir kaynakta bulana kadar araştırmalısınız. Güvenli kaynak genellikle kurumsaldır. Güvendiğiniz ya da güvenebileceğiniz bir gazete (Sözcü, Cumhuriyet) ya da web sitesi (Diken, Ekşi, girebilirseniz Wikipedia), bir bakanlık (hangi yalanlar söylenmişti doğrulamaya yarar), bir üniversite (ki burada da ülkemizin ilk beşi güvenilirdir, Amerikan, Alman ya da çoğu diğer Avrupa üniversiteleri güvenilirdir) gibi yerlerden bilginin kaynağına ulaşırsanız zaten güvenirsiniz. Bu arada yukarıdakiler benim güvenilir kaynak seçimlerim; seçim kişiden kişiye değişebilir. Gazete haberleri gibi haberleri Google efendiye yazıp aratmalısınız zaten, bir çok gazete yazmışsa, yerine göre hem yandaş hem de karşı basın haber yapmışsa bilginin kaynağı doğrulanmış olur ama içeriği bilginin niteliğiyle ilgilidir. Mesela enerji bakanı ya da rte ülkemizdeki iş güvenliği tedbir ve yasalarının dünya standartlarında olduğunu söylerse ve siz bunu tüm gazete ve televizyonlardan haber alırsanız bu kişilerin bu kelamda bulundukları doğrulanır ama içerik yine de yalan olur.
Mayıs 17 - 20:33

ŞamanHüseyin Boyacı kişisini takip etmeye başladı

Hüseyin Boyacı, Elektrik Elektronik Mühendisi, @huseyinboyaci

Mayıs 17 - 20:31

Şaman bu yanıtı beğendi:

İş başvurusunda mühendislerin not ortalaması dikkate alınıyor mu?

Bu soruyu zamanında bizler de sorduk. 8yildir çalışan bir mühendis olarak şunu diyebilirim ki, not ortalaması için çalışmayın.Merak ettiğiniz için, gelismek için, hem kendine hem de ulkene faydalı olmak için çalışmak lazim . Başarı zaten gelir. . .
Mayıs 09 - 20:51

Şaman bir yanıt verdi.

İnsanların iş hayatlarında başarısız olma nedenleri nelerdir?

İş hayatları derken bir iş kurup yönetmekten bahsettiyseniz kötü satıcı olduklarından olabilir. Eğer bir işletmede çalışmaktan bahsettiyseniz mesleki cehaletten olabilir; sonuçta kimse iyi elemanını kaybetmek istemez.
Mayıs 09 - 20:45

Şaman bu yanıtı beğendi:

Sınıflarda kamera takip sistemi olsun ister miydiniz?

Her şeyi her zaman takip etmeye gerek var mı? Bunun sonu yok.
Mayıs 09 - 20:45

Şaman bu yanıtı beğendi:

Sınıflarda kamera takip sistemi olsun ister miydiniz?

Velileri üzer bu :)
Mayıs 09 - 20:44

Şaman bu yanıtı beğendi:

Sınıflarda kamera takip sistemi olsun ister miydiniz?

Gereksiz bir sistem olacağını düşünüyorum. Bir öğrenci olarak sürekli ne yaptığımın izlenmesini istemezdim.
Belki bir anda burnum kaşınacak ve burnumu kaşıyacağım : D
Tehlikeli haraketler bunlar -, -
Mayıs 09 - 20:44

Şaman bu yanıtı beğendi:

Sınıflarda kamera takip sistemi olsun ister miydiniz?

Böyle bir uygulama tamamen robotik bir gelişmeyi sağlar. Her an varlığından haberdar olan öğretmen ve öğrenciler dersteki konulara tam anlamıyla, samimiyetle odaklanamazlar diye düşünüyorum. Öğretmenleri denetlemek açısından en basitinden öğrencilere 'öğretmeniniz hakkında geribildirim' şeklinde notçuklar tutturulabilir.

Böyle bir uygulamanın çıkması uzun vadede eğitim sisteminin kalitesini düşüreceğini düşünüyorum. En basitinden öğretmen-öğrenci ilişkisi açısından karşılıklı yaratıcı, özgün ve gerektiğinde fevri fikirler sunulabilmelidir. Kamera takip sisteminin olduğu bir sınıfta akla ilk gelen düşüncenin öğretmen ya da öğrenci tarafından "tam anlamıyla ifade edilemeyeceğini' düşünüyorum.
Böyle bir uygulama tıpkı öğrenci grubu ve öğretmenden oluşan tiyatro oyunu gibidir. Tiyatroda gösteri yapanlar hata yapmadan izleyici önünde en iyi performansını sergilemeye çalışırlar. Hata yapmamaya çalışmak gibi bir saplantı içerisine girmek eğitim-öğretim sürecine vurulabilecek en büyük darbe olur ki böyle bir ortamda öğretmen/öğrenci hatadan uzak durmaya çalışacaktır. 7 den 70'e böyle bir sistemin var olduğunu bilerek, bu sistemden etkilenmeden tam anlamıyla samimi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurmak mümkün değildir.

Futbol örneğini de vermeden geçemeyeceğim. Bilim ve teknoloji çağında neden futbolda son kararları hala hakemler veriyor? Yine aynı sistem ile hakem gereksinimini ortadan kaldıramayız mı? Bir faul olduğunda sistem düdük çalsın ve herkes tepede yer alan lcd ekranına bakıp hangi yönde karar verildiğini görsün. Herkes için adeletli bir sistem olurdu değil mi? Peki böyle bir durumda futboldan aldığımız heyecan ne kadar sürer? Futbolu futbol yapan, kanlı canlı insansı kararların alındığı ortamdır. Sınıf ortamında da öğretmen ve öğrenci arasında hataların, doğruların, yanlışların, soruların, cevapların samimiyetle kanlı canlı aktarılması gerekir.
Mayıs 09 - 20:40

Şaman bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de kaç büyükşehir vardır?

Bennce bir şehir var, ben orada yaşıyorum: onun gözleri
Mayıs 09 - 20:39

Şaman bir yanıt verdi.

Dünyada gelmiş geçmiş en çok sevip örnek almaya çalıştığınız kişi kimdir? Neden?

Jimmi Hendrix. Çok süper bir müzisyen olduğundan sanırım.
Mayıs 03 - 18:18

ŞamanMustafa Kantarcı kişisini takip etmeye başladı

Mustafa Kantarcı, İnşaat Mühendisi, @mstfkntrc

Nisan 2017

Şaman bir yanıta alt yorum yaptı

Doğru Fatih, o hatta Simyacı'da kişisel gelişim kitabı sayılır (onu da okudum ama beğenmedim). Bakış açına hak veriyorum; sanırım bir çok roman kişisel gelişim kitabı sayılabilir. Böyle bakınca benim kişiliğimin gelişiminde de mutlaka Castaneda, Bukowski, Jack London ve Aziz Nesin gibi yazarların etkisi oldu. Tabi Martı'nın da.
Martı Jonathan Livingston, Richard Bach
Savaşçı, Doğan Cüceloğlu

The Art of Thinking Clearly, Rolf Dobelli
Nisan 2017

Şaman bu yanıtı beğendi:

Referandumda oy hırsızlığı olacağına inanıyor musunuz?

Olmadığı zaman var mı?
Mart 2017

Şaman bir yanıta alt yorum yaptı

1- Ben yazıya bir şey katmadım.
2-Yazı zaten başta aşağı siyasi, kadınları aşağılayan, ikinci sınıf vatandaş haline getiren ülke iktidarına karşı. Demek ki yazı sizin için güzel değilmiş.
Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik
Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.
Göğüslerini sevdik...
Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık.
Kalçalarını sevdik...
Gerçekten güzel vücutlu ve "çıtırsa" daha çok sevdik...

Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep "baktık"
Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık.
Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık.
Bir daha ve bir daha...
Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu...

Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk.
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.
Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı!

Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik... 2009 itibariyle rakamlar oldukça "umut verici!!! "

% 40 ını sürekli dövdük
%45 ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)
%16 sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz)

Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)

% 9 una daha masum birer çocukken bile dokunduk.

Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. "kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan ya da komşun" bu da sana ders olsun, türünden tepkiler görecekti.

Ama bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bilemeyiz. Bizlere sorduklarında %25 imiz "bazı durumlarda kadın dövülür" demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik. İslami öğreti yalanları ile kadınları, kız çocuklarını bizlerin kölesi yapmaya başladık ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı. Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil! .

% 51'i erkekler ile tartışmayı bile "saygısızlık" sanıyor artık. %36'sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış ya da inanmak zorunda kalmış. % 52'si "erkek kadından sorumludur" diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş. % 49'u "erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz" diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş!

Hal böyleyken kabul edelim biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde...

Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık. Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız...

Parti çalışmalarında kapı kapı dolaşanlar hep kadınlardı. Koşturan ve çabalayan hep kadınlardı. Miting olduğu zaman onları ön sıralara toplayıp karanfiller attık üzerlerine ve iki lafın birinde anam, bacım edebiyatı yaptık ama "ananıda al git" demek bize daha çok yakıştı!

"Cennet anaların ayakları altında" diye diye büyütüldük ama anaları hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik...

14 şubat sevgililer günü ya da anneler gününde bir kaç saat ara verdik ama sonra yine ezmeye devam ettik.

İş verirken bile onları hep düşündük! İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile bayan eleman aranıyor ilanı vermeyi çok sevdik.

Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.

Dini sömüren ve kullanan karanlık zihniyet kendi kadınlarını yetiştiriyor. Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar... Kızlar... Hatta çocuklar... Arada vizyon ya da imaj için ortaya "sürülen" kadınlara bakmayın siz onlar da biliyor "kullanıldıklarını" ama artık düzen kurulmuş.

Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1930'lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık. Çünkü o Atatürk'tü ve Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı. İhanet edemezdi ve etmemişti de. Ama biz ihanet ettik! Türkiye nereye gidiyor? Diye soruyor herkes birbirine.

Oysa cevap ne kadar da açık değil mi? Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor. Hatta koşuyor...

Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor...
Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım yok oluyor...

Kadını yok olan ülkenin gideceği yol bellidir. Karanlık ve onursuz bir gelecek...

Bu işi planlı yürütenler islami motifler ya da örnekler ile kadının ikinci sınıf konuma gelmesini doğal karşılamamızı bekliyorlar. Bu işe Kuran-ı Kerim'i ortak koşmaları ne acı... Mesela miras hukuku; erkek çocuğa 2 pay, kız çocuğa 1 pay ya da kadının erkeğe itaat etmesini empoze eden garip ayet ya da sureler... Belli ki burada büyük bir istismar var. Çünkü tüm Tanrı'nın kendi yarattığını aşağılaması söz konusu bile olamaz değil mi? Kuran'ı kendi amaçları için yorumlayanlar kadını ikinci plana atmayı çok seviyor olabilir ama biz hiç sevmedik.

Lütfen artık kadınlara beyinleriniz ve gözlerinizle bakmaya başlayın.

- *Yazarı için lütfen yorumları okuyunuz..

Kadınlar
Mart 2017

Şaman bu yanıtı beğendi:

İnsanı biyolojik olarak yöneten organ aslında hangisidir?

Soruda yönetim sorulunca biraz garip oluyor. Bu bir çemberin başlangıç yerini düşünmek gibi bir şey.

Yalnız organ yerine organel sorulsaydı kısa bir süre için yönetiyor kelimesinin cevabı olabilirdi.
Örneklersek,
Temelde yumurta ve spermden gelen kalıtım materyalinin karışımı zigotu yöneterek ikiye bölünmesini sağlar. Morula(32 hücreli) evresinden sonra yönetim kendisini denetlemeye bırakır.

Yani,

İlk düşünüldüğünde akıllara ''kesin bunlarıda yöneten birisi olmalı '' düşüncesi gelebilir. Nedeni, zihnin gördüğü şemaları tekilleştirme eğiliminden kaynaklıdır. ( Örneğin, EGO; ''ortada bir topluluk varsa yöneten biri olmalı ve o ben olmalıyım'' der. )

İşin aslı vücudumuzda yönetimin mekanizmalarının değil denetleme mekanizmalarının olduğudur. Tüm doku ve organlar birbirini denetleyerek hayatta kalır ve varlıklarını sürdürürler. Böylelikle ben, sen ve o olabilir. Tabi kansere yakalanmadığımız sürece. . .
Mart 2017

Şaman bir yanıta alt yorum yaptı

Martı da sayılıyor muydu üstat? Onu sevmiştim. C:
Martı Jonathan Livingston, Richard Bach
Savaşçı, Doğan Cüceloğlu

The Art of Thinking Clearly, Rolf Dobelli
Mart 2017

Şaman bu yanıtı beğendi:

Şimdiye kadar okuduğunuz kişisel gelişim kitapları?

Martı Jonathan Livingston, Richard Bach
Savaşçı, Doğan Cüceloğlu

The Art of Thinking Clearly, Rolf Dobelli
Mart 2017

Şaman bir yanıta alt yorum yaptı

Orhan Tutum bu yanıtı neden soruya yanıt olarak yazacağınıza bana yazdınız?
Madde 75 - Milletvekili sayısından başlayabiliriz. 50 tane daha milleti düşünmeyen adam ya da kadının ömür boyu paşalar gibi bakılmasına karşıyım.

Madde 101 - Seçilecek cumhurbaşkanının partili olmasına da karşıyım. Bu durumda çıkartılan yasalarda meclis ve cumhurbaşkanı karşılıklı birbirlerini denetlemeyecek, halihazırda anayasa delinerek işletilen suç sistemi işlemeye legal olarak devam edecek.

Madde 105 - Cumhurbaşkanı suç işlediği durumda ki diploma olmadan makamda olmak bile anayasal bir suç, onu sadece meclisteki salt çoğunluk denetleyebilecek ki aynı zamanda iktidar partisinin de başkanı olacak kişiyi kimse denetleyemeyecek.

Madde 106 - Cumhurbaşkanı yardımcılığı makamı getiriliyor ki örneğini Azerbaycan'ın Tayyip Erdoğan'ında gördük.

Madde 119 - Cumhurbaşkanına verilen OHAL ilan etme yetkisi de tek bir elde olduğunda fevri, adaletsiz vb kullanılabilecek ki tersini nedense düşünemiyorum.

Madde 142 - Askeri mahkemelerin kurulması da yasayla engellenecek yani askerleri de Cumhurbaşkanının atayacağı hakimler yargılayacak. Cumhuriyeti yok ederken askeriyeden gelebilecek tepkilere karşı bir tedbir alınmış görünüyor bu maddeyle.

Madde 159 - HSYK'nın başkanı yine Cumhurbaşkanının direkt kafasına göre seçtiği adalet bakanı olacak, bir üye de yine aynı şahsın seçtiği adalet bakanlığı müsteşarı olacak. Kurulun bir kısmı iktidar partisi diğer kısmı ise Cumhurbaşkanı tarafından atanacak yani tümü Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Böyle bir kurumdan adalet beklemek imkansız olacak. Madde 146'da bahsi geçen Anayasa mahkemesi de aynı şekilde Cumhurbaşkanının hegemonyasına alınacak.

Madde 8 - Yürütme yetkisini %100 olarak tek kişiye yani Cumhurbaşkanına veriyor. Zaten yasama da partisiyle onun elinde keza yargı da. Yani demokrasinin olmazsa olmazı güçler ayrılığında bahsettiğimiz üç erkin tamamı Cumhurbaşkanına geçiyor.

Madde 15 - Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması sadece Cumhurbaşkanının OHAL ilan etmesine bağlanıyor.

Madde 73 - Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.


Madde 117 - Silahlı kuvvetlerden de Cumhurbaşkanı mesul olacakmış. Aynı zamanda o kişi devletin baş komutanı oluyor. Yasama, yürütme, yargıdan sonra askeriyenin de başı aynı kişi olacak.

Madde 118 - Milli güvenlik kurulu da tamamen Cumhurbaşkanı ve onun atadığı genel kurmay başkanı tarafından atanacak.

Madde 124 - Cumhurbaşkanı kanunlarla çelişmediği sürece KHK çıkartma yetkisine sahip olacak. Yani eğer meclisteki partisiyle istediği yasaları çıkartamazsa KHK çıkartarak yoluna devam edecek.

Madde 131 - YÖK'ün de artık sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesini öngörüyor.

Madde 154 - Yargıtay da Cumhurbaşkanının HSYK'sı tarafından yani yine aynı kişi tarafından seçilecek.

Madde 155 - Danıştay da aynı Yargıtay gibi seçilecek.

Görünüşe göre tüm devleti tek bir kişiye devretmeye hazırlanıyoruz. İşlevsiz meclisi, CB'deki meclisi fesih yetkisi ve KHK çıkarma haklarıyla sistemin 3. Meşrutiyetten bir farkı yok. Yasama, yürütme, yargı ve askeriyeyi bir kişiye devrederseniz o kişi sadece bir otokrata dönüşebilir. Meşrutiyet, halifelik, şeriat gibi geri dönemlerin sistemlerine dönüp kulun kulu olarak yaşamak isteseydim kararım evet olurdu ama ben bunlara karşıyım. Yani kararım hayır olacaktır. Akape ve kurmayları tarafından yapılan kirli siyaset sandıktan evet çıkarsa kepazeliğin nerelere varacağı hakkında bir fikir veriyor. Bir muhalefet partisinin eş başkanlarını kendi ürettikleri senaryolarla içeride tutuyorlar, bu bile hayır demeye yeterli olmalı, nitekim adalet bir gün herkese lazım olacaktır, hatta akapelilere bile. Görüyorsunuz Almanlardan bir şamar yediler adalet, demokrasi diye ağlıyorlar. Dışarıda demokrasi aramadan önce içeride hayırcılara yaptıkları zulmü bir gözden geçirseler iyi olacak.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

İnşaat Mühendisliği

225 Kişi   105 Soru

Mühendislik Meslek Odaları

869 Kişi   48 Soru

Ses Sanatçısı

19 Kişi   10 Soru

Müzik

2889 Kişi   472 Soru

Müzik Grupları

374 Kişi   65 Soru

Müziksever

367 Kişi   32 Soru

Bilgi

127 Kişi   44 Soru

Mimari Tasarım

502 Kişi   91 Soru

Latin Amerikan

7 Kişi   1 Soru

Siyaset (Türkiye)

1444 Kişi   472 Soru

Bilgisayar Destekli Tasarım

480 Kişi   13 Soru

Wii

6 Kişi   0 Soru

Felsefe

1885 Kişi   498 Soru

Türkiye Sorunları

1129 Kişi   239 Soru

Alkol

139 Kişi   73 Soru

Cinsellik

386 Kişi   115 Soru

Fizik

287 Kişi   262 Soru

Dil Bilimi

179 Kişi   59 Soru

Yazarlık

348 Kişi   69 Soru

AB (Avrupa Birliği)

60 Kişi   32 Soru

Dil

149 Kişi   69 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3536 Kişi   280 Soru

Edebiyat

948 Kişi   203 Soru

Enerji Kaynakları

25 Kişi   27 Soru

Bilim

817 Kişi   285 Soru

Müzisyen

37 Kişi   33 Soru

Sanat

593 Kişi   108 Soru

İkinci El (Araba)

26 Kişi   14 Soru

Güncel

563 Kişi   137 Soru