Bilmek istediğin her şeye ulaş

Uçak Teknisyeni Fatih inploid.com'da 0 soru sordu, 0 soru yanıtladı ve 7 takipçisi var.

Kasım 2016

Fatih  bu yazıyı beğendi:

Anne'nin eşsizliği

Çocuk ile annenin hatta babanın da diyebilirim , arasındaki bağın , iletişimin en fazla olduğu modelleri beğeniyor ve tercihimi bu yönde belirliyorum.

Avuç içi kadar minikleri , servis arabalarının camlarına kafalarını dayamış uyuklarken görmek içimi yakıyor.

Üniversitede bir arkadaşım vardı gene aynı fakülteden bir kız arkadaşı oldu ve nihayetinde evlendiler.
-Eğer çalışmak istersen asla karışamam bu senin hakkın ve buna daima saygı duyacağım ; dedi.
Ama bilmeni isterim ki , bebeğimizin en büyük ihtiyacı , kılavuzu ve gıdası sen olacaksın.

Eşi hamile kaldı ve bebekleri oldu. Bayan arkadaşımız , eğer ekonomik olarak sorun olmayacaksa bebeğimi ben büyütmek istiyorum, işten ayrılacağım, dedi. Hay hay dedi kocası.

Sadece bebek büyütmekle yetinmedi , temel düzeyde matematik ve Türk dili ve edebiyatı bilgisi , bu konularda verdiği emek sayesinde çok ilerledi. Evde boş zamanlarında konu çalışıyor , soru çözüyordu. Hatta takılıyorduk yeniden sınava mı gireceksin diye.

Bebeği büyüdü ve ilkokula başladığında , annesi sayesinde okuyor ve yazıyordu. Öğretmeni bu durumdan çok memnundu. Ve inanılmaz güzel bir terbiye almıştı. Biz de çok beğeniyorduk.

Hatta temel mantık ve felsefe öğretileri ile donanmış olduğunu görüyorduk. Küçücük çocuk , varlık yokluk konusunda sorular soruyordu. Çünkü anne ve baba , bir konuda tartışırken , anlamasa dahi onun da dinlemesine izin veriyorlardı.

Ve çok sosyal bir çocuk olmuştu. Kapalı alanlara asla hapsedilmedi. Annesi çok beğendiğimiz bir kadındı , eşitlik ve adalet olgusu gelişmiş bir ruhu vardı. Kediye , kuşa hatta solucan a dahi değer veren bir ruh. Çocuğun toprak ile bağı hiç kesilmedi.

Evladını böyle yetiştirdi. Etrafta adeta robotu andıran çocuklar doluyken , evrensel bir ruhun yetiştiğini farkettik.

Ve sonra neden ders çalıştığını anladık.

Osaçma sapan sınavlar yaklaştığında, ikinci el soru kitapları almaktan başka bir şey yapmadılar.

Çünkü Anne , evladını matematik ve Türk dili edebiyatında yetiştirdi. Öğretmenleri ile kurduğu sağlam iletişim ve takip sayesinde çocuk çok hızlı donanımlandı. (Çocuğa anneden yada anne modelinden başka kimse özgüven veremez ve öyle de oldu.)

Adını bilmediğim saçma sapan sınavlardan birini derece ile kazandı. Çok iyi bir okulda okuyor.
Ve Şimdi lisans sınavlarında da çok başarılı olacağını düşünüyoruz.

Bizimle oturup felsefe tartışıyor. Cep telefonu vb bağımlılıkları yok denecek kadar az.
Annesinin anlattığı masalları kuzenlerine anlatıyor.

Ben uzun zamandır masal anlatan çocuk görmemiştim. Onu her gördüğümde ağlamaklı oluyorum.

Anne , özel ders, dersane , kreş vb masraflarla yük olmadı hatta katkıda bulundu.
Evladına vereceği en değerli şeyi vardi. Annesi ile vakit geçirebilmek.

Ve eşi bunu daima takdirle minnetle karşıladı.
O çalıştı gibi görünüyordu ama aslında her ikisi de çalışıyordu. Dedeleri , gelininin sgk primini dışardan ödedi. Emeklilik Yaşı bekliyorlar diye hatırlıyorum.

Aile olmak.. Dayanışma ve içi dolu stratejiler..
Çocuklarımızı doyasıya sevgi kurtaracak..

Selamlar..

***Not : İğrendiğim sınavlardan birine girmeden önce dedesi ona bisiklet aldı (anne ve babanın rızasını alarak) Diğer çocuklara anne babaları "şu sınavı kazan sana şunu alıcam" derken , "sana bir şey alabilmek , bisiklete binebilme mutluluğunu yaşamanı sağlamak ve o mutluluğu yüzünde görmek için hiçbir koşula ihtiyacımız yok kuzum" diyerek aldılar.

Yazarken bile ağlarım hep..

Bu bakış açısı bence dünyayı ayakta tutan ahlaktır.
Kasım 2016

FatihKadınlar konu başlığını takip etmeye başladı.

Kadınlar

Kadınlar, (İngilizce:Women) 1978'de Charles Bukowski tarafından yazılmış bir romandır. Kitabın ana karakteri yarı-otobiyografik olarak yarat...

Kasım 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Her şeye rağmen sevebilmek midir aşk?

Bu sorunun cevabı anlıktır.
O an ne hissediyorsanız aşk odur. Çünkü tarifini yapalım diye o kadar çok kurcaladık ki ; Tabiri caizse aşkın tarifinin içine ettik.

Bazen kızdık: aşk bir ... Oktur yemeyen yoktur dedik.

Bazen şehvetli bir dokunuşla kıskıvrak yakalandık ve dedik ki:
Aşık olmak; her gece sevdiğini rüyalarına taşımayı başarabilmektir.
Ama keşke bunu söylemeden evvel tenimizde dünden kalan ruj izini silmeyi akıl edebilseydik. O zaman daha romantik bir tarif yapmış olurduk.

bazen geçmişe özlem duyduk, başladık isyan bayrağını çekmeye. Ve dedik ki:
Aşk, artık çocuk saflığında yaşanmıyor.
Aşk, artık perdeler arkasında
Gizlediğimiz şehvetin çarkında bir dişli
Aşk, yalan oldu, kirlendi
Aşk, her an elden ele
Aşk, artık satılık
Dışarıda, orda, burda ...
Aşk, aşk olmaktan uzakta, çok uzakta.


Bazen mutluluktan uçtuk, ne diyeceğimizi bilemez hale geldik, divaneler gibi dedik ki:
Aşık olmak:
Daha çok unutmaktır
O'nun dışındaki bir çok şeyi unutmaktır.
Mesela;
Gülüşünü, hiçbir şeye değişememektir.

Sonra vazgeçtik ve dedik ki:
Aşk; duygusallık ister, demişler. Evet miş'li çekimli bir geçmiş zamanda bu doğruydu.
Ancak 21. Yy da aşk mantık ister. Çünkü insanlar duygularını mantık çarkının dişleri arasında paramparça ettiler. Hal böyle olunca; aşk geçici bir heves için ihanete uğradı.

Sonra açık açık itiraf ettik, hem de hiç utanmadan:
Şehvet aşkın mahremidir, bilirsin.
Ya da büyük ihtimalle sana anlatmışımdır. Soğuk, karanlık bir odaya sızan ay ışığı, ellerimizle, dudaklarımızla, bütün bir gece nefesin nefesimde, aşk'a sadakatsizlik ettiğimize, günah işlediğimize, şahit midir, yoksa değil midir?

sonra dini bir argümanla kutsamaya, kibarlaştırmaya, sınırlandırmaya çalıştık aşkı ve dedik ki:
fıtrat dışı aşk:
aşırı cinsel isteklerimizin, perde arkasındaki gölgesinin,yumuşatılmaya maruz kalmış son hali.
tavsiye:
mart kedileri ikinci sırayı kabullenmeye çalışıp,psikolog masrafından kurtulmaya çalışsınlar.

Sonra nihayet eli yüzü düzgün bir şeyler söyledik ve dedik ki:
Ve yakınlaşınca sevdalılar
aşkın, sevdanın ve belkide
şehvetin en koyusunu yaşayabilmeli
geçip giden zaman borçlu kalmalı
biriktirilen hasret, özlem, umut
yalnız kaldıkları soğuk odalarını
kendi soluklarıyla ısıttıkları ana
arzularının yatıştığı o ana şahit olmalı


saygılar
Ağustos 2016

Fatih  bu yazıyı beğendi:

Şu durumu çözen var mıdır ?

Mevsim yaz, aylardan Ağustos ayı …

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu ancak yağmur yağıyor yani kasaba bomboş … Bu kasabada herkesin birbirine borcu var ve veresiye ile iş yapıyorlar.

Kasabadaki tek otelin sinek avladığı şu sıralarda şans eseri otele zengin bir müşteri geliyor ve otel sahibine 100 dolar bırakıp, anahtarı alarak odaya yerleşmeye çıkıyor.

Otel sahibi hemen parayı alıp kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap parayı hemen toptancıya götürüp borcunu kapatıyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı aldığı gibi kendisine veresiye hizmet veren berbere götürüp borcunu ödüyor.

Berber de doğruca otele gelip otel sahibine olan konaklama borcunu ödüyor.

Bu arada müşteri odadan aşağıya iniyor ve odayı beğenmediğini söyleyerek otel sahibine verdiği 100 doları geri alıp otelden çıkarak gidiyor.

Ancak ortada garip bir matematiksel problem var; Şimdi bu işten kim karlı çıktı ?
Temmuz 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Konuşamıyorum. Konuşunca nefesim kesiliyor ne diyeceğimi bilemiyorum. Hattas şu an bunları yazarken bile nefesim daralıyor. Samimi olduğum kişilerle de bu sorun ortaya çıkıyor. Bunu nasıl atlatırım?

Özgüven eksikliğinin kaynağını tespit etmeniz lazım. Fiziksel kusurlar mı, bilgi ya da eğitim eksikliğinin sizdeki etkileri mi, tamamen sosyal tecrübe noksanlığı mı, yaşanmış eski kötü tecrübeler mi, çocukluğun geçtiği küçük ve sakin kasaba ortamından metropole gelmenin size verdiği güvensizlik duygusu mu, bunu siz bulabilirsiniz aslında.

Bu dönemsel bir şey de olabilir.Ergenlik ya da sonrası karışık bir dönemdir.

Yani ne tavsiye edilmesi gerektiği sorunun kaynağı ile alakalı, kitap okumak bilgi eksikliği için, topluluk önünde konuşmak, şarkı söylemek, tiyatro, oratoryo v. B. Projelerde yer almak hitabeti geliştirmek için, spor mesela, boks, güreş, ağırlık fiziksel özgüven için iyi olabilir. Psikologlardan çekinmemek lazım, iki dinler, yaşınıza, hikayenize göre meseleyi çözer adını koyar muhtemelen.
Temmuz 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Konuşamıyorum. Konuşunca nefesim kesiliyor ne diyeceğimi bilemiyorum. Hattas şu an bunları yazarken bile nefesim daralıyor. Samimi olduğum kişilerle de bu sorun ortaya çıkıyor. Bunu nasıl atlatırım?

Bol bol kitap okuyarak... Benimde vardı öyle bir dönemim. Konuşamıyor olmamım nedeni kendimi karşı taraftan daha aşağı görmem, yetersiz görmemdi.kendimi öyle görmemin nedeni ise gerek ailemin gerekse çevremin üzerimdeki olumsuz etkiler, özgüvenimin kırılması... Ne kadar çok okursan ne kadar çok bilirsen o kadar rahat konusuyorsun, ve asla insanlarla muhabbet ederken önceden tasarladigin kelimeleri cümleleri kullanmamalısın, hatta tasarlamamalısın . Herşey doğal olsun, o an içinden aklından ne geçiyorsa diyaloğunuz o şekilde gelişsin... .
Haziran 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Günümüzde insanların en büyük sorunu nedir?

Herkesin akıllı telefonu vardı. Herkes her şeyi biliyordu.Antibiyotik bulunmuş, beyin hariç her organın nakli yapılır olmuştu. Uzay otobüsleri bile vardı parası bol olanlar için. En büyük sorun sakızın orucu bozmasıydı. Ama lanet dünya yine ısınıyordu ve yine donacaktı. Biri sorun mu dedi ?
Mayıs 2016

Fatih  bu yazıyı beğendi:

Gelişmekte olan ülkeler...

Maalesef Size Kötü Bir Haberimiz Var: Türkiye Gelişmekte Olan Bir Ülke Filan Değil
“Gelişmekte olan ülke” ifadesi sizi yanıltmasın. Türkiye’nin de dahil olduğu bu grupta gelişmiş ülkelerin haricindeki geri kalan tüm dünya ülkeleri yer almaktadır. Bakın gelişmekte olan ülke nasıl tanımlanıyor:

“Ekonomik ve coğrafi bir terim olarak gelişmiş ülkelerden bir kademe geride yer alan ve dünyanın çoğu ülkesinin değerlendirildiği kategoridir.
Gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha düşük bir yaşam standardı, tam olarak gelişmemiş bir sanayi alt yapısı ve görece daha düşük insani gelişim endeksi mevcuttur. ”
Türkiye artık bu kriterin bile dışında yer almak üzere. Çünkü çoğunuzun sandığının aksine yol, köprü, konut, AVM, vs. yaparak, kısacası ülkenin üzerine beton dökerek gelişme sağlanamıyor. Bunun için yapmanız gereken çok daha başka şeyler var ve bnunların hiçbiri Türkiye’de yok.
Şu berbat gündem ortasında canınızı biraz da biz sıkacağız ama kusura bakmayın artık içimizde tutacak durumda değiliz.
-Dünya artık bilişim çağına girdi, bu çağda beton döken değil teknolojiye, bilişime yatırım yapan kazanıyor.
-Bilişim çağını yakalamak demek kişi başına düşen akıllı telefon sayısını artırmak demek değil.
-Bu akıllı telefonları yapacak, programlar yazacak, yeni teknolojiler geliştirecek insanları yetiştirmek demek.
-Ancak Türkiye’de eğitim dendiğinde akla gelen tek şey maalesef “imam hatipler”.
-Teknoloji Bakanlığı'nın bütçesi 666.206.000, oysa Diyanetin bütçesi 5.743.383.000.
-Dünya üzerinde yaptığı sarayla, yolla, köprüyle, havaalanıyla geliştiğini iddia eden, gelişen bir ülke yok.
-Belki Dubai bu iddiayı ortaya atabilir, ancak petrol bitse Dubai s.çmaya tuvalet bulamaz.
-Türkiye’nin geleceğe dair hiçbir yatırımı, planlaması, projesi yok.
-Parasını veririm Japon, Alman, Amerikalı yapar demekten başka düşüncesi yok.
-Yerli otomobil üretmekten başka büyük hayali yok ki millet şoförsüz araç denemelerine başladı.
-Senin 5 milyar dolara tüp geçit yaptırmakla övündüğün bir dünyada Hindistan 75 milyon dolara Mars’a uydu yolladı.
-Her yere AVM, lüks konut, vs. yapmakla kalkınma olmuyor, bin tane AVM yapacağına bir teknoloji geliştirecek şirket kur. Ama yok!
-Orta gelir tuzağına saplanıp kaldı Türkiye, sadece Samsung bile Türkiye’den fazla para kazanıyor.
-Tarım ürünü ve madenlerinden başka satacak bir şeyin yok.
-Üretimin yok, fındık üretiminin %85’i senin elinde kazancın 2.3 milyar dolar. Senden aldığı fındığı işleyen Ferrero’nun cirosu 11 milyar dolar.
-Doğal güzelliklerinin ve tarihi eserlerinin bir bir yok edilmesi ve artan terör yüzünden turizm gelirlerinde de korkunç bir düşüş var.
-Demokrasi, insan hakları, özgürlük, vb. konularda ise en dibi görmeye çok yakınız, bunlar olmadan gelişmeden bahsetmek imkansız.
-Geleceğin çalınıyor arkadaşım, elinden kayıp gidiyor, veririm parasını yaparlar mantığı elbet çökecek.
Bunlar gittiğinde eğer elinde hala dış dünyaya satabileceğin bir şeyler yoksa batacaksın. Bütün bunları başarmanın yolu eğitim. Teknolojiye değer verme, yatırım yapma ve insan geliştirme, eee?
-Sadece imam hatip okullarını açık tutmakla övünen, binalara bakıp bakıp hayran olan bir güruh ile yakalayacağın başarı bu kadar, buna başarı denirse.
-Sesini yükseltmezsen, eğitim, bilim, teknoloji, vs. demezsen, lüks konutlara bakıp vayy be demeyi bir kenara bırakmazsan çocukların sana küfredecek arkadaşım.
Sonra mezarında ters dönünce “ben ne yaptım ki ya? ” deme.
Kaynak: diazepam / onedio
Mayıs 2016

FatihTürkiye konu başlığını takip etmeye başladı.

Türkiye

Türkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti başkenti Ankara olan ve Eski Dünya karaları denilen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine e...

Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Hiçbir şey düşünmemek mümkün mü?

hz. Muhammed (sav) bir gün veysel karani hazretleriyle sohbet ederlerken veysel karani'ye demiş ki; "ey veysel eğer bu gün akşam namazını kılarken hiç bir şey düşünmezsen sana hırkalarımdan birini vereceğim. " veysel karani bunu duyunca: "bu ne lutuftur efendimiz, namazda hiçbir şey düşünmeyeceğim" diyerek söz verir. Sohbet uzar gider vakit akşam namazı olur ve camii'ye giderler namaz biter tekrar bir araya gelirler ve hz muhammed (sav) veysel karani'ye sorar; "aklını namaz kılarken boş tutabildin mi ey veysel ? " veysel karani hiç düşünmeden cevap verir; "efendimiz aslında namazın farzına kadar hiç bir şey düşünmedim ancak ettehiyyatü'ye oturduğumda bana hangi hırkanızı vereceğinizi düşündüm.
yani kıssadan hisse'ye bakarsak hiçbir şey düşünmek mümkün değildir.
ayrıca bazı şeyleri isteyerek düşünmeyiz, sokakta bi şey görürsünüz aklınıza bambaşka bi şey gelir onu düşünürsünüz.
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Türkiye'de artık şu değişsin dediğiniz şey nedir?

Gündüz kuşağı televizyon programları ve içerikleri.
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Bildiğiniz ilginç, şaşırtıcı bilgiler nelerdir?

  1. Kuzey Kore başbakanı Kim Jong-il rüşvet alan bir bakanın, evine roket atarak idam ettirmiştir.
  2. Dünyanın hemen hemen her yerinde kadınlar erkeklerden daha uzun yaşamaktadır.
  3. Kadınlar yilda ortalama 30-60 arasi aglarken erkeklerde ortalama 6 dır.
  4. Beyniniz birinden hoşlanıp hoşlanmadığına ortalama 90 snde karar verir.
  5. Bir insan hayati boyunca ortalama 6 fil ağırlığında yemek yer.
  6. Filler ziplayamayan tek memelidir.
  7. Yarasa dışkısi cok kaliteli bir gubredir ve piyasadaki degeri 154 TL dir.
  8. 1 ton cep telefonu 1 ton altin cevherinden daha fazla altın içerir.
  9. Eski sevgilinize tam olarak hissizleşmeniz en az 6 ay sürmektedir.
  10. Cengiz Han'ın soyundan gelme şansınız % 0.5 tir. (Neye dayanıyor bu istatistik bir bilgim yok)
  11. "Birşey sorabilir miyim? " Sorusu beyinde direk paniğe yol açmaktadır.
  12. Kursun Geçirmez yelegi, yangin çikisini, cam silecegini, lazer yaziciyi kadinlar icad etti.
  13. Günün ortalama 45 dksini birseyi bekleyerek gecirirsiniz. (İnsan ömründe ortalama 3 yıl)
  14. Koku yoluyla edindigin bir hatıran, beyninde kurulan en duygusal bağlantıdır.
Mayıs 2016

Fatih  bu yazıyı beğendi:

Düşünce İnsanı mısın, eylem İnsanı mı?

blog.milliyet.com.tr/dusunce-adami-misi...

Düşünce adamı mısınız, eylem adamı mı?

Düşünce adamı dediğim bilgisi, görgüsü, fikri, teorisi, argümanı, okurluğu olan insandır. Her ne kadar, bilgi dediğimiz yanlış bilgi, görgü dediğimiz yoz kültür, fikir dediğimiz taklit, argüman dediğimiz bozuk mantık, okurluk dediğimiz tek yanlılık içerse bile. Sonuçta bunları şu ya da bu şekilde, şu ya da bu nedenle yapan kişi düşünce adamıdır.

Eylem adamı ise cesareti, girişimciliği, ekipçiliği, hareketliliği olan insandır. Her ne kadar cesaret dediğimiz şov, girişimcilik dediğimiz tiyatro, ekipçilik dediğimiz klikçilik olsa da.
Bana kalırsa insanların çoğu bu iki gruba girer.

Öyle insanlar vardır ki, sanırsın yalayıp yutmuştur, gerçi karşısındaki bilmiyorsa, rahatlıkla sallayacak, uyduracaktır ama uzun uzun ince ince anlatmasının sonu gelmez, ordan oraya rahatlıkla geçebilir ve sanki hiç susmayacakmış gibi konuşma potansiyeli vardır.

Yine öyle insanlar vardır ki, tam tersine, duygu, coşku, hareket, eylem adamıdır. O konuşmaktansa yapmak ister. Ama bu kişi size öyle gelir ki bir tür kuru gürültüden başka bir şey değildir.
İnsanlar bu iki niteliğe ayrı ayrı sahip olarak ve her birinde farklı dereceleri taşıyarak çoğunluğu oluştururlar.
Hem düşünce hem de eylem adamı olmak dünyada çok az rastlanan bir bireşimdir, bence.
Kişinin düşünce adamı olması, eylem adamı olmaya nitelik verir.
Kişinin eylem adamı olması, düşünce adamı olmaya kuvvet verir.
Bu iki niteliği haiz insan çevresini, toplumu, dünyayı değiştirme olanağına sahip insandır.
Mayıs 2016

Fatih  bu yazıyı beğendi:

ÖLMEYEN HÜCRE : HELA

Bundan tam 64 yıl evvel ölümlü bir canlıdan ölümsüz bir canlı türetildi. Bu canlı yıllardır çeşitli ve azımsanmayacak önemdeki sonuçları mümkün kılan araştırmalarda kullanıldı, kullanılıyor ve kullanılmaya devam edecek. Hela hücreleri adı verilen bu canlılar uygun kültür ortamı sağlandığı sürece ölmüyorlar. Bu hücreler şu anda dünyanın dört bir tarafındaki laboratuvarlarda kanser başta olmak üzere çeşitli araştırmalarda kullanılıyorlar.
Baltimero'lu 31 yaşındaki Henrietta Lacks isimli siyahi bir kadının hikayesi bu aslında. Henretta Lacks rahatsızlığı sonucu hastaneye gidiyor. Hastanede kendisinin rahim ağzı bölgesinden alınan örneklerin incelenmesi sonucu rahim ağzı kanseri teşhisi konuyor. Akabinde kadına hastalığı için zamanının gerektirdiği bütün tedavi yöntemleri uygulanıyor fakat yaklaşık 8 ay sonra kadın ölüyor. Daha sonra doktoru George Gey ve onun ekibi kadından aldıkları örneklerle yaptığı araştırmada bu kanserin bu zamana kadar karşılaştığı kanser hücrelerinden farklı bir davranış sergilediklerini keşfediyor. Normal kanser hücreleri uygun kültür ortamında olsalar dahi ölüyorlar fakat Dr.George Gey bu hücrelerin ölmediğini fark ediyor ve hücrelere hastanın baş harflerini taşıyan He-La adını veriyor. Daha sonraları bu hücreler dünya üzerinde çeşitli laboratuvarlara gönderiliyorlar ve büyük önem taşıyan araştırmalarda kullanılıyorlar. Dr.George Gey hastanın ailesinin yasal işlemlere başvurmasından çekindiğinden aileden izin almadan hücreleri kullandığını da belirtmek isterim.
Sonraları genetik bilimin daha da ilerlemesiyle yıllardır in vitro olarak kullanılan bu tümoral hücre hattının DNA dizisiyle sağlıklı insan hücresinin DNA dizisi karşılaştırılıyor ve görülüyor ki artık iki dizinin birbiriyle bir alakası kalmamıştır. Hatta günümüzde rahim ağzı bölgesi tümörlerinden elde edilen hücrelerle Hela hücrelerinin genomik yapısının farklı olduğu anlaşılmıştır. Yine Hela hücreleri insan hücresinden farklı olarak aşırı duplikasyonundan ötürü 80 ve daha fazla kromozoma sahiptir. Fakat Hela ne kadar değişmiş olsada insan epitel hücresinin bir tür soyudur ve ölümsüzdür.
Hela hücreleri kanser arştırmlarında büyük bir öneme sahip olmasının yanı sıra bir çok araştırmada kullanıldı. İşte bu araştırmalardan bazıları:
Virüslerin yol açtığı hastalıklara karşı mücadelede geliştirilen tedaviler Hela hücreleri üzerinde denenmiştir. (Örn: Palio virüsü aşısı, Çiçek aşısı)
Hela hücreleri yerçekimsiz ortamda hücre davranışlarını incelemek amacıyla farelerle birlikte uzaya gönderilmiştir.
Tüp bebek ve klonlamanın temelinin atılmasında büyük rol oynamıştır.
Kozmetik şirketleri ürünlerinin yan etkilerini incelemek için kullanmışlardır.
ABD ordusu denedikleri atom patlamalarının canlı üzerindeki radyasyon etkisini ölçebilmek için kullanmışlardır.
Bilim insanları Kanserin tedavisi ve başka önemli sorunların çözümü için aranan cevapların bu hücrede var olduğuna inanıyorlar. Şu ana kadar yapılan çalışmalar bundan sonraki çalışmalarda Hela hücrelerinin büyük önem arz edeceğini gözler önüne seriyor. Kim bilir belki bu hücreler farklılaştırılıp kanser hücreleriyle savaşan ve insan bağışıklığına destek olan hücreler haline getirilebilir yada bu hücrelerden ölümün bilimsel sebeplerine ilişkin önemli bulgular elde edilebilir. Her ne bulunursa bulunsun bu hücreler nesiller boyu bilgi aktarımı yapmaya devam edecek ve bulunduğu her nesilde önemli soruların cevaplarına ulaşmada büyük önem sahibi olacaktır.
SEZER ÇEVİK

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
1)madsci.org/posts/archives/may97/86043111. . .
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Kültürlü kime denir? Kendinizi kültürlü buluyor musunuz? Neden?

Kültürlülük kavramı bir çok filozofu oldukça meşgul etmiş ve ortaya yüzlerce tanımı çıkmış. Sanırım herkes kendi ailesinde ve arkadaş çevresinde gördüğü tanımı kendi için yapabilir. Bakalım benim bir insana kültürlü demem için neler lazımmış;
  1. Öncelikle anadilini çok iyi ve doğru kullanabilmek.
  2. En az bir yabancı dile derdini anlatacaktan oldukça fazla hakim olmak (ölçüt akademik makale okuyabilecek düzey olabilir.)
  3. Birden çok konuda derinlemesine bilgisi olmak
  4. Bolca diyar gezmiş ve kendini gezdiği diyarlarda da bilgilendirmiş olmak.
  5. 1000'den fazla kitap okumuş olmak.
  6. Araştırmaktan hiç çekinmemek, her gün yeni bir şeyler öğrenmek.
  7. Sanatın bir çok dalıyla ilgili olmak, bir çok eser ve sanatçısı hakkında bilgi sahibi olmak.
  8. Felsefe konusunda en az bir filozofu araştırmış, öğretisini biliyor olmak.
  9. Dinler hakkında bilgi sahibi olmak.
  10. Yaşına göre en az bir alt kültürde yaşamış ve o alt kültür hakkında bilgi sahibi olmak.
  11. Bilim dallarının en az birinde iyi seviyede bilgi sahibi olmak.
  12. Bunlar olunca tabii ki zorunlu olarak iyi ahlaka sahip olmak ve bilgilerini o ahlakla yoğurmak.
Şimdilik aklıma bu kadarı geldi. Bence bu maddelerden çoğunu sağlayan kişi kültürlüdür. Ben kendimi bulunduğum ortama göre genellikle kültürlü buluyorum. Nedeni de kendimi kendi kültürlü kişi tanımıma uygun bulmam. Tabii ki bu maddelerin sadece bir kısmını daha yoğun şekilde sağlayan kişiler de kültürlü olabilir. Kültürlü olmanın bir ölçütü olmadığı için ancak bir kişinin kendimize göre kültürlü olup olmadığından bahsedebiliriz. Kültürlü olmak bence zaten çok abartılmamalı, bilgi paylaşımı ve arkadaş çevresi için iyidir ama hayatta başarının anahtarı değildir. Benim arkadaş çevremde kültürlü diyebileceğim çok az insan olmasına rağmen zeki, müzisyen, kurnaz, ahlaklı, dansçı, eğlenceli, hoşsohbet diyebileceğim bir sürü insan var ki ben de belki birkaçı için kültürlü arkadaşlarıyım.

Soruyu "cehalet" konusunu irdelemek için sormuşsunuz. Evet, cehalet gerçekten kötü bir şey. Bilmediğini bilmemek cahile cahil cesareti veriyor ve zaman zaman cahil vahşeti doğuyor... Aslında bilgi gerektiren herhangi bir dalda uzmanlaşmak da insana daha bilinmesi gereken bilinenin çok katı bilgi olduğunu gösterip cehli alıyor.
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Aileden ayrı başka bir şehirde yaşamanın zorlukları veya güzellikleri nelerdir?

Kendini bulmaktan bahseden arkadaşlara katılmıyorum. Kendini bulmaktan ziyade üst ve alt sınırlarını keşfediyorsun. Örnekleyerek açayım biraz daha:
Başlangıçta tecrübesizlikten ötürü biraz afallıyorsun. Devam etmek istiyorsun fakat bunu yapmaya ne maddi olarak ne de manevi olarak yetemiyorsun. Bocalıyorsun ve kısa süreliğine de olsa içine kapanıyorsun.
Sonra bir şekilde toparlanıp ayağa kalkıyorsun ve kimseye muhtaç olmamak için bir şekilde kendini maddi ve manevi açıdan doyuruyorsun. Farkediyorsun ki artık kendi kendine yetebilen bir bireysin. Açta açıkta kalmayacağına emin oluyorsun. Kalsan bile bunun seni yıkamayacağına emin oluyorsun. Hayatında ilk kez bir şeylerden emin oluyorsun anlayacağın. Kendini yine bulamamış oluyorsun ama artık üst ve alt sınırlarından emin oluyorsun. En azından camdan yapılmadığına, bir kaç darbeyle yıkılmayacağına inanıyorsun.
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Ütopyanda nasıl bir ülke var?

Sen kendini bil kendini
Kendini bilmenin yaratacağı bilgeliği anlatan Fars dörtlüğü şöyledir:
“O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.
O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun.
O ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, onu uyandırın.
O ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, onu izleyin. ”
önce kendimizi bilelim,ütopya ütopya olmasın..
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Bekareti önemser misiniz?

Kendimde önemserim. Fakat bir başkasının ne bakirliği ne bakireliği ne de iffeti beni ilgilendirir. Namus ki iki bacak arasında değildir. Fakat bekaret temizliktir, saflıktır. Hergün başkasıyla olan bir insanın bir süre sonra başka bir tene değdiğinde bir şey hissedeceğini sanmam. Bana göre olması gereken dokunurken hissetmektir ve bu da benim tercihimdir. He bir de ruhun bekareti konusu vardır ki oraya hiç girmeyeyim!
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

Bekareti önemser misiniz?

Ne ilginçtir 18 yaşını görünce "iş öğrensin" diye büyükleri tarafından ellerinden tutulup çok açık olacak ama "karıya götürülen" "milli olduğu" için sırtına vurulan erkeklerimizin kadınların bekaretini tartışması... Gerçi genel olarak bekaret diye sorulmuş ama bekaret denilince nedense ilk kadın gelir akla, çünkü temiz olması gereken kadındır erkeğin elinin kiridir böyle şeyler, ama kadın namustur, helaldir... Komik değil mi bu kadar büyük bir sorumluluğun sadece tek bir cinsin üzerine yüklenmesi ve diğer cinsin bundan hiç sorumlu olmaması... Kadından bekaret adı altında ellenmemişlik isteyen erkeklerimiz; sizin elledikleriniz kim Allah aşkına? Ya sizin el değmemişliğiniz?
Mayıs 2016

Fatih bu yanıtı beğendi:

inploid'de değişmesini veya gelişmesini düşündüğünüz şeyler nelerdir?

Sitenin reklamının yapılması lazım. Site tam bir ceset şu anda.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Muhabbet

2150 Kişi   2356 Soru

Eğitim

4350 Kişi   644 Soru

İnsan Davranışları

3827 Kişi   962 Soru

Gerçek Hayat

840 Kişi   102 Soru

Yaşam

1221 Kişi   398 Soru

Geyik Muhabbeti

1433 Kişi   816 Soru

Üniversiteler (Türkiye)

2398 Kişi   175 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3670 Kişi   280 Soru

Varoluş Hakkında

2897 Kişi   1061 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2195 Kişi   590 Soru

Donanım

524 Kişi   96 Soru

Aşk

1221 Kişi   294 Soru

Dragons' Den Türkiye

398 Kişi   82 Soru

Girişimcilik

3678 Kişi   363 Soru

Öğrencilik

2343 Kişi   123 Soru

Felsefe

1943 Kişi   501 Soru

Mekan Önerileri (İstanbul)

823 Kişi   69 Soru

Meslek Seçimi

811 Kişi   94 Soru

Platonik Aşk

110 Kişi   28 Soru

Bilgisayar Oyunları

802 Kişi   113 Soru

Türkiye Sorunları

1156 Kişi   239 Soru

Kişisel Gelişim

2066 Kişi   155 Soru

Bilgisayar Programları

1837 Kişi   180 Soru

Sosyal Yaşam

546 Kişi   68 Soru

Hayal Gücü

935 Kişi   42 Soru

Giyim Tarzı

575 Kişi   49 Soru

Duygu

261 Kişi   69 Soru

Bilgisayar

2627 Kişi   444 Soru

Sevgili

184 Kişi   79 Soru

Ankara

121 Kişi   46 Soru