Bilmek istediğin her şeye ulaş

Mezun olduktan sonra işini yapmak için almak zorunda olduğu bir ton belgeyi alan ama bunlar yetmez daha da al diyen bir devlete eksiksiz vergi ödeyen kişi, çevre mühendisi, iş güvenliği uzmanı, denetçi, kaliteci, çiçekçi, kahveci, gazozcu...

Haziran 2014

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

İşiniz yorucu, yıpratıcı ve yoğun mu? Ne iş yapıyorsunuz?

İşim yorucu evet ( geçen gün hesaplama yaptım ) haftada en az 20 tane hastam oluyor, işim yorucu çünkü her bir hastanın doktoruna hasta ile ilgili ayrı ayrı bilgi vermem gerekiyor ve çoğu zaman beni dinlemedikleri yanındaki sekreterleri ile meşgul oldukları için en az 2 kere bilgi tekrarı yapmak zorunda kalıyorum.
İşim yıpratıcı evet, çünkü yoğun bakımda çalışıyorum ve haftada en az 20 tane hastam oluyor, işim yıpratıcı çünkü bu hastaların çoğunun yaş ortalaması 20 ve kanser hastaları, işim yıpratıcı evet çünkü günde en az 1 tanesinin ellerimin arasından kayıp gitmesine şahit oluyorum.
İşim yoğun evet, haftadan en az 20 tane hasta oluyor, işim yoğun evet insanların annesi, ablası, teyzesi ya da kimi zaman kızı, torunu oluyorum, öyle bakıyorum hastalarıma, bir abla şefkati, bir teyze sevecenliği kimi zamanda torun sevimliliği ile.
Evet ben bir hemşireyim, işini çok seven bir yoğun bakım hemşiresi.
Aralık 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

İstanbul'a olan mesafeler hesaplanırken İstanbul'un hangi ilçesi baz alınır?

Trakya tarafindan grlislerde Topkapi baz alinir, hem surlarin baslangic noktasi hem de eskiden istanbul otobus terminalinin bulundugu yer olmasi sebebiyle.
Aralık 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

@ işareti nasıl belirlendi? Anlamı ya da açılımı nedir?

@, e-mail adresinin bir parçası olarak ilk kez 1971 yılında Ray Tomlinson tarafından kullanıldı. Bilgisayar mühendisi Tomlinson kendisine gönderdiği ilk elektronik mesajı kısaca ifade etmek için @ işaretini seçti. Peki neden @? Klavyede kimsenin adında kullanılmayan ve karışıklığa yol açmayacak bir işaret aradım diyen Ray Tomlinson @ işaretini bu yüzden kullandığını belirtiyor.

İlk keşişler mi kullandı?
Peki bu işaret bilgisayar klavyelerinde nasıl kullanılmaya başlandı?
Dil bilimciler bu noktada ikiye ayrılıyor. Bazılarına göre ilk olarak orta çağın başlarında el yazmaları üzerinde çalışan keşişler tarafından kullanıldı. Keşişlerin @ işareti, içinde, tarafına doğru, yanında anlamlarına gelen Latince kelime adi temsil ediyordu. Dil bilimcilerin büyük bir çoğunluğu @ işaretinin daha yakın bir tarihe, 18. Yüzyıla ait bir buluş olduğunu düşünüyor. Uzmanlara göre @, o tarihte birim başına verilen fiyatı temsil eden ticari bir semboldü. 5 elma @ 10 peni denildiğinde, 5 elmalık bir birimin 10 peniye satıldığı ifade ediliyordu. Ancak geçen Temmuz ayında İtalyan bir araştırmacı 14. Yüzyıla ait bazı ticari Venedik belgelerinde belirgin bir şekilde @ işaretinin kullanıldığını ortaya çıkardı. Bu belgelerde işaret anfora ya da küpü sembolize eden bir miktar ölçüsü olarak kullanılıyordu. Giorgio Stabile adlı araştırmacı ayrıca 1492 tarihli bir Latince-İspanyolca sözlükte anforanın bir ağırlık ölçüsü olan arrobaya çevrildiğini keşfetti. Bunların sonucunda @ işareti ticari a olarak 1885'te, yazı makinelerinin ilk örneği olan Underwood’un klavyesindeki yerini aldı. O tarihten yaklaşık 80 yıl sonra da bilgisayar klavyelerine e-mail işareti olarak geçiş yaptı.
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş  bu yazıyı beğendi:

Japonları Tanıyın

Japonya ve Japon toplumu çağlar öncesinin eski medeniyetlerinden biri. Bu yazımızda çağımız Japon toplumuna ve kültürüne hızlı bir bakış atacağız.

Japonya.
Birçok Japon evi hem geleneksel hem de modern tarzı yansıtıyor. Evlerde tatami adı verilen geleneksel döşemeler kullanılıyor. Tatamiyi samandan yapılan hasırlar şeklinde düşünebilirsiniz.
Japonya

Tatami döşeli evlerde ayakkabılar dışarıda bırakılıyor. Japonlar bu konuda bizimle benzer. Geleneksel olarak ev içinde ayakkabı kullanılmıyor. Uyurken futon denilen döşekleri kullanıyorlar. Bu döşekler gece kurulup akşam kaldırılabiliyor. Böylece bir oda oturma odası, yatak odası gibi birden fazla oda fonksiyonu görevi görüyor.
Japonya

Duş aldıkları banyolar da geleneksel Japon üslubunda. Bu banyolara ofuro deniliyor. Japon hamamı diyebileceğimiz ofurolar aslında ahşaptan yapılan küvetlerden oluşuyor fakat günümüzde daha çok çelik veya plastik materyallerden üretiliyor.
Japonya

Japonya
Bazı restoran ve evlerde Japon kültürünü taşıyan sofra düzenlerine rastlamak mümkün. Japonlar geleneksel olarak yemeklerini yerde yiyorlar. Yere kurdukları sofranın başındaki yastıklara oturuyorlar ve yemeklerini çubuklarla yiyorlar. Tabii eve gelen misafir için çatal kaşık takımları da var. Eğer Japonya'ya giderseniz unutmayın: Japonya'da yemek alçak bir masa etrafında oturarak yiyilir. Bizim geleneksel kültürümüze ne kadar yakın değil mi? Japonya

Yemek çeşitleri de coğrafi özelliklere göre şekil almış. Yemeklerde genellikle deniz ürünleri, pirinç ve soya fasulyesi kullanılıyor. Özellikle pirinç Japon mutfağı için vazgeçilmez bir unsur. Dışarda en çok tanınan yemekleri olan sushi, Japonlar için de popüler bir yemek ve toplantı-davet gibi organizasyonlarda genellikle ikram ediliyor.
Japonya

Sado adındaki çay şölenleri de başka bir kültür. Hatta bu çay törenleri bir sanat dalı, okullarda öğretiliyor. Genç bir kızın bilmesi gereken önemli bir konu bu ("Kızımız çok iyi sado yapar" : ) Şaka bir yana çay törenlerinde Budizm öğretisinin apaçık tesirleri görülür. Törenin her bir aşaması Budizm'in yaşamın anlamı üzerine bir anlayışı ifade eder. İnsan var oluşunun derinlerine kadar iner. Japonya

Japonya
Japonların geleneksel giysisinin adı kimonoOldukça pahalı olan ve ipekten yapılan kimonoları resmi ve geleneksel törenlerde görmek mümkün. Günlük hayatta da giyenler var elbet ama az sayıda. Kimononun renk ve desenleri kişinin zevkine göre değişiklik gösterebiliyor. Erkekler için ayrı, kadınlar için ayrı, törenler için ayrı ayrı kimonolar mevcut.
Japonya
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

Atatürk kelimesinin arkasına saklanarak siyaset yapılıyor mu?

Kesinlikle yapılıyor. Merkez solun bir kısmı özellikle kemalistler, Atatürk'ü neredeyse sosyalist olarak tanımlayacaklar (çoğu sosyalizmin ne olduğunu içeriğini de tam bilmiyor). Aslında o da isterdi ama o günün koşulları öyle değildi diyen bir sürü kemaliste rastladım. Onun dışında Türk-Türkiye milliyetçiliği ve laiklik olgusu da hep Atatürk kelimesiyle birlikte kullanılıyor. Yani laiklik ihlalleri karşısında durmaya çalışılırken hep Atatürk'ün adı var. Milliyetçilik konusunda da Gezi'de bile "Atatürk'ün askerleriyiz" diye slogan attı kemalistler. Sağcılara göre ise Atatürk aslında sağcıydı ve koyu bir milliyetçiydi... Herkes benimsediği ideolojinin arkasına Atatürk'ü koyarak düşüncenin meşruiyetini sağlamaya çalışıyor. İktidar partisi ve dindar kesim ise benzer şeyi tam tersi şekilde yapıyorlar. Kimisi Atatürk'ün dinle ilgili söylediği sözlerin kendi işlerine gelen kısmını alıp kimi zaman kullanıyor işte Atatürk de böyle demişti gibilerinden. Kimisi de Atatürk'e kan kusuyor. Bunlar da genelde şeriat yanlısı olanlar. Sanki Atatürk cumhuriyeti, demokrasiyi, laikliği tek başına getirmiş gibi... O olmasaydı daha iyi durumda olacaklarını düşünenler bile var. Atatürk'ü olduğu gibi kabullenen yok. Esas sebebi de sanırım sadece resmi tarih (tezinden) kitaplarından, okul kitaplarından Atatürk'ün tanıtılması ve Atatürk'le ilgili bireylerin de merak ettiklerini sadece onlara bakarak gidermeye çalışması.
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

Neden mutlu olamadığınızı hiç düşündünüz mü?

Aslında bugün düşündüm ve mutluluğu çok büyük birşey olarak hayal ettiğimi anladım. Benim için üzüntü daha büyük bir korku olduğu için ne olursa üzülürüm sorusuna cevap bulabiliyorken ne olursa çok sevinirim diye düşündüğümde aklıma "evet, işte bu" diyebileceğim bir şey gelmedi ve o an anladım ki aslında ben genel olarak ufak tefek her şeyden mutlu oluyormuşum, tek sorun anlık mutluluğun değerini bilmeyişimmiş.
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

inploid ile nasıl tanıştınız ?

Mine (@Minerva) tavsiye etti, başıma geldi hemen üye ol, her konuda salladığın fikirler havaya gitmesin dedi : )
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

inploid ile nasıl tanıştınız ?

Babasından tanırım :)
Kasım 2013

Göksel KurtuluşYabancı Müzik konu başlığını takip etmeye başladı.

Yabancı Müzik

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

İş sağlığı uzmanlığının meslek olarak seçilmesinin nedenleri nelerdir?

  • Birçok mühendis için zorunluluktur, iş yeriniz veya yaptığınız iş tabiatı gereği sizi oraya yönlendirir.
  • Genel vasıflı işsizlik sorunu bu kadar rağbet görmesinin bir başka nedenidir.
  • Dillerde dolaşan ve eskiden gerçeklik payı olan "Çok para kazanıyorlar be" dedikodusu da oldukça büyük etkenlerdir.
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

Son çıkan iş güvenliği kanunu faydalı olacak mı? Türkiye'de yeteri kadar iş güvenliği uzmanı var mı?

Yeterli iş güvenliği uzmanı yok, var olanların da bu iş için yeterliliği nedir tartışılır. Bu kapsama kendimi de dahil ediyorum, C sınıfı belgesini alalı 1 sene olmadan sırf iş hayatında herhangi bir işte çalışıp SGK pirim gün sayım 1500'ü aştığı için B sınıfı olmaya hak kazanabileceğim. Önceki halinde hiç olmazsa çalıştığı sektörde 3 yıllık deneyim yeterli görülebilecekti, bu da o sektördeki tehlikelerin farkına varabilmek, önlemler için fikirler sunabilecek bilince erişmek için iyi olabilecek bir sistemdi. Geçiş süresi tanımadan tepeden inme şekilde hazırlanan bir kanun ve düzen oldu bu. Kağıt üzerinde kanun iyi görünüyor ancak uygulamaya gelince hem sektörler hem de iş güvenliği uzmanları çok hazırlıksız. Bu na karşılık maalesef devlet cezalar için oldukça hazırlıklı olacak. Hepimiz iş yerlerimizde varlığımızı korumak, daha iyi bir yaşam standardı için mecburen bu düzene uyuyoruz, uymaya zorlanıyoruz ama en ufak bir sorun olduğunda bize bu hakları verenler fazlasıyla geri alacaklar.

Çok derinlere girdim, son söz olarak; son çıkan kanun faydalı, bunu uygulayacak yeterli iş güvenliği uzmanı henüz yok ancak artan sınavlarla ve genişletilen kapsamla birlikte "nitelikli" olmasa da yeterli iş güvenliği uzmanı sayısına ulaşılacak. Önemli olan uygulanabilirliğidir ki burada çok büyük soru işaretleri var.
Kasım 2013

Göksel KurtuluşLevent Çakır kişisini takip etmeye başladı

Levent Çakır, Çevre Ve İş Güvenliği Uzmanı, @levolika

Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

İşe yeni başlayacak iş güvenliği uzmanının iş yerinde yapması gereken yıllık çalışma planı hakkında bilgi verebilir misiniz?

  1. Çalışan personellerin İş Sağlığı ve Güvenliği eğitimlerini alması sağlanmalı
  2. Çalışan personellerin İlk yardım eğitimlerini alması sağlanmalı
  3. Örnek kaza olayları çalışan personele belirli sıklıkla anlatılarak kazaların önüne geçilmeye çalışılmalı
  4. Çalışan personellerin yangın eğitimi alması sağlanacak ve yapılacak olan tatbikatla bu eğitimlerini teorik olarak öğrenmeleri sağlanmalı
  5. Yangın söndürme, ilk yardım, kurtarma ve koruma ekipleri oluşturulacak ve bu ekipler yapılacak olan uygulamalı tatbikatlar ile eğitilerek görevlerine adapte ettirilmeli
  6. Talimatlar oluşturulacak, çalışanlara eğitimlerde belirtilen güvenlik konuları hazırlanmış olan talimatlar ile iyice pekiştirilecek ve uygun yerlere bu talimatlar asılarak konunun güncel tutulması sağlanmalı
  7. Çalışanlara çalıştıkları ortama uygun kişisel koruyucu malzemeleri temin edilecek ve bu malzemeler zimmet tutanağı ile çalışan personele taktim edilmeli
  8. Her ay düzenli olarak İş Sağlığı Güvenliği Kurulu toplanacak, toplantı gündemi en az 48 saat öncesinden kurul üyelerine bildirilecek, toplantı tutanakları İSG dosyasında muhafaza edilmeli. Herhangi bir acil iş güvenliği durumunda ya da çalışan veya kurul üyelerinin acil gördüğü bir iş güvenliği durumunda İş Sağlığı Güvenliği Kurulunun toplantı tarihinden önce derhal toplanması sağlanmalı
  9. İşe yeni başlayan personelin işe giriş muayenelerinin alınması sağlanmalı. Çalışan personelin ise gereken periyotlarda periyodik sağlık muayenelerinin alınması sağlanmalı. Ayrıca göğüs radyografisi, odyometre, akciğer grafiği vb. Periyodik kontrollerinde yaptırılması sağlanmalı.
  10. Risk Değerlendirme Raporu hazırlanarak Risk Analizi yapılmalı. İş organizasyonunun da yapılacak olan değişiklik v. B. Neticesinde risk değerlendirme çalışması revize edilmeli
  11. Acil Eylem Planı hazırlanarak bu acil eylem planı çalışanlara uygulamalı olarak anlatılacak gerekli tatbikatlar yapılmalı
  12. Kaza Prosedürü hazırlanmalı
  13. Tahliye Prosedürü hazırlanmalı
  14. Paratoner, Topraklama, Elektrik Tesisatı, Gürültü Ölçümleri, Kaldırma Araçları ve Basınçlı Kapların Periyodik Kontrollerinin yapılması sağlanmalı ve bu ölçüm sonuçları yıllık değerlendirme raporuna yazılmalı
  15. Forklift v. B. İş makinesi kullanan çalışanın G Sınıfı Sürücü Belgesi olması konusunda hassas davranılmalı, G sınıfı sürücü belgesi olmayan operatörün tespiti halinde bu çalışana uygun ehliyetin alınması sağlanmalıdır.
Kasım 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıt verdi.

İşiniz yorucu, yıpratıcı ve yoğun mu? Ne iş yapıyorsunuz?

Kalite, çevre ve iş güvenliği uzmanıyım.

Yorucu; bir sürü evrak işi yapmak zorunda kalıyorsunuz, hayatınız bir şeyleri sürekli kayıt altına almakla, revize etmekle geçiyor.

Yıpratıcı; yaptığınız iş şirkete genellikle para kazancı sağlamıyor, aksine bir çok önlem için para harcanmasına sebep oluyor. İş verenleri ikna etmeye çalışmak yıpratıcı. Çalışanlarda (özellikle Türkiye gibi "iş yürüsün de güvenlik, çevre olmasa da olur" mantığındaki bir ülkede) bilinç oluşturmak, bunun gerekliliğine inandırmak, alışkanlık haline getirmek yıpratıcı.

Yoğun; sürekli eğitim vermek, denetim yapmak, raporlar hazırlamak, düzeltici uygulamalar yapmak, yasal mevzuatı takip edip bunları bu düzene adapte etmek ve uygulamak yorucu.

Ama tüm bunlara rağmen insan ve çevreyi koruyabilmek için az da olsa bir şeyler yapabilmek keyif verici, tatmin edici.
Ekim 2013

Göksel Kurtuluş bir yanıta alt yorum yaptı

Ahmet Bey, görünen o ki öğrencisiniz ve anladığım kadarı ile meslek odaları hakkında sadece kulaktan dolma bilgilere sahipsiniz.
Odaların asgari ücret tarifeleri vardır ve bunlar da bir yönetmelikle resmi olarak yayınlanır. Bunun uygulatıcısı devlet olması gerekir ki devletin şu anda ne yapmaya çalıştığını görüyoruz.
Akademisyenler genellikle meslek odalarına mesafeli yaklaşırlar (mesleki ve gelecek kaygılarından ötürü), eh odayı yok sayan insanlarla müfredatın değiştirilmesi için diyaloğa geçmek zor olmaz mı?
Sizden rica öğrencilikten itibaren odaya üye olmanız (odaların öğrenci üyeliği sistemi vardır, ücret ödemezsiniz) ve biraz işleyişini görmeniz.
Odaların çalışması yeterli değil, rant için çalışan kişiler var, bu böyle olmamalı derseniz bu sözlerde bir kısım haklılık payı olabilir ancak bunu gerçekten bilip görerek söylemek önemli. Nasıl ki STK ları rant kapısı görmek ülkemiz geleneği olmuş olduysa iç yüzünü araştırmadan sadece kulaktan dolma yanlı bilgilerle ahkam kesmek de bir toplum geleneğimiz oldu.
Kim ne derse desin ben bugüne kadar meslek odalarının meslek sahiplerini koruduğunu görmedim. Madem çok etkililer niye mühendisler odası çıkıpta "1000 liraya mühendis çalıştıramazsınız" diye sahip çıkmıyor mühendislerine. Madem yeni mezunlar yetersiz neden müfredat hakkında 2 kelam etmiyo bu mühendisler odası. Açıkca odalar rant kapısıydı geçti gitti çokta güzel oldu.
Ekim 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

İstanbul'da en çok neyi sevmiyorsunuz?

İstanbul'da yaşayıp da şehri beğenmeyenleri.
Eylül 2013

Göksel Kurtuluş  bu yazıyı beğendi:

Eylül 2013

Göksel Kurtuluş  bu yazıyı beğendi:

The track of the day series #9

Bugünün seri sanatçısı efsane Freddie Mercury (Queen).
Müzik

Gerçek adı Farrokh Bulsara'dır. Kendisi sahne şovu ve güçlü sesi ile dünyanın en güçlü vokallerinden biri olarak anılır. Onun müzik yaşamını en ilginç ve ilgi çekici kılan bence yeni bir müzik tarzını ilk kez oluşturmuş olması. Queen ile yaptığı müzik opera ile rock müziğin harmanlanması şeklinde yorumlanmıştır ve oluşturduğu tarz tüm dünyada ilgi çekmiştir. Kendisi aynı zamanda çok iyi bir piyanisttir. Bu arada ek bir bilgi kendisi "ilk asyalı rock star" olarak adlandırılmaktadır. 1991 yılında AIDS sebebi ile yaşama veda etmiş ve onun ölümü ile beraber bu hastalığa karşı alaka ve bilinç artmıştır.

Biraz da Queen grubuna bakalım. Grup 1970 yılında kurulmuş ve 300 milyon civarı bir satış başarısı elde etmiş. Queen, Beatles'tan sonraki en önemli rock grubu olarak kabul görmektedir. Grubun ürettiği müzik ve çalışmalar günümüzde bildiğimiz bir çok sanatçı ve grup üzerinde çok büyük etkiler bırakmıştır. Bunlardan bir kısmı şöyle sıralanıyor: Celine Dion, George Michael, Michael Jackson, Kurt Cobain, Guns N' Roses, Metallica, The Smashing Pumpkins, Radiohead, Iron Maiden... Gerçekten çok etkileyici değil mi? Buna benzer olarak daha önce Dio ile ilgili bir yazımda Dio ve onun etkilediği veya kurduğu gruplardan bahsetmiştim: inploid.com/post/the-track-of-the-day-se... Queen, İngiltere listelerinde en uzun süre yer alan müzik grubudur.
I Want to Break Free


We will Rock you


Bohemian Rapsody:


The Show Must Go On:


We are the Champions:


Killer Queen
Eylül 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

NACE kodu nedir?

Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması NACE olarak adlandırılmaktadır. Ekonomik faaliyetlerle ilgili istatistiklerin üretilmesi ve yayılması amacına yönelik bir başvuru kaynağı olarak kullanılmaktadır. NACE kodlamasında faaliyet konularına göre işyerlerine/işletmelere altı haneli bir kod verilmektedir.

TUİK'in aşağıdaki linkinden NACE kodlarını ve karsılıklıklarını içeren detaylı listeye ulasabilirsiniz.

tuikapp.tuik.gov.tr/DIESS/SiniflamaSurumDetayAction. do? surumId=244&turId=
Eylül 2013

Göksel Kurtuluş bu yanıtı beğendi:

Ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle bu soruya bu saatte yanıt vermemde beni şevke getiren @Simsiyah ve @hakkan'a teşekkür ederim. Onlar kadar borsa ve para piyasalarından anlamasam da kendimce hissettiğim (bir girişimci ve bir vatandaş olarak) bazı noktaları yazmak istiyorum izninizle.

Kısa yanıtım, ülkenin sosyal ve ekonomik durumunu hiç iyi bulmuyorum. Uzun yanıtım ise şu şekilde:

Öncelikle iyi veya kötü diyebilmek için mutlaka karşılaştırma yapabildiğimiz bir nokta olmalıdır ve bu nokta maalesef bizim ülkemiz için var olmuş bir nokta değildir şimdiye dek (ülkenin kuruluş yıllarındaki büyük zıplamayı saymazsak -ki dipten çıkış her zaman bir sıçrayışa işaret eder-). Bu ülkede bir süredir olan en olumsuz ve en zarar verici şey, bence insanların körleştirilmesidir. Bunun etkilerini her alanda görebilirsiniz. Yolda yürürken, seyahat ederken, bir yerlerde otururken, gazete okurken, televizyon izlerken veya çalışırken ve hepsinden de daha önemlisi son dönemde internette gezinirken. Eskiden en dikkat çekici sorunlardan biri (gelişime engel olan) eğitimsizlikti. Aslında bunu eğitim olarak niteleyenler olmuştur ancak eğitim ile eğitimsizlik biraz farklı şeyler bence. Eğitim bir sorundur ve çözümlenebilir ancak eğitimsizlik bir toplumsal problemdir ve her açıdan ele alınması ve nesiller boyunca üzerine gidilmesi gereken bir kavramdır ve tedavi edilmez ise hastalık boyutuna taşınır ve nesilden nesile aktarılır. Biraz açarsak; eğer bir insan kendini bir fanusun içine kapatılmış ise o fanusun dışında ne olduğunu merak edebilir ve sorgulamaya, araştırmaya başlar. Bu, örneklememize göre eğitimli davranış biçimidir diyebiliriz. Diğer bir seçenek ise fanustan başka bir şey görmez ve onu sınır kabul eder, ötesini sorgulamaz. Bunun en kötü sonucu ise o insanın yaşamı sonlandığında bu durumun değişmeyecek olmasıdır, çünkü kişi bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemiş olduğundan ve başka doğrusu olmadığından sonraki nesillere de, yani çocuklarına da bunu öğretir ve aktarır. Böylece fanus güçlenir ve sağlamlaşır. Çünkü, kişinin kendi geleceği aktarılmıştır ve sağlamlaşarak yerleşmeye devam etmiştir. Böylelikle bu yaşam biçiminin etraftaki kararsız veya aydınlanmaya hazır kitleye de bulaşması olasılığı artmıştır.

Şimdi bu çok ciddi bir problem. Çünkü karşı karşıya durulan şey bir fikirden ibaret değil, bir yaşam biçimidir ve bu yaşam biçiminin beslendiği şeyler sorgulanamaz temellere dayanıyor.

Geçmişte sosyal olarak insanlar birbirine daha bağlı idi. Hani hep söylenir ya komşuluk vardı, eş dost vardı ama şimdi yok diye. Bunun nedeni aslında komşuluk veya dostluk duygusunun yitirilmesi değil bence. Bunun nedeni bu ve buna benzer toplayıcı bileşenleri ayıran unsurların artık hayatımıza direkt etki edebilecek kadar güçlü olmasıdır. Bunun içine teknoloji örneğini de katabilirsiniz, farklı şeylere inanan insanların ayrı ayrı yaşam biçimlerini benimsemesini de. Düşünebiliyor musunuz; dünyanın bir ucunda telefon veya internet görmemiş insanlar var. Sadece bu değil, açlıktan ölümler en büyük problemi olan toplumlar var. Bu insanlar arasında kendi içlerinde birbirlerini ayırıcı veya sınıflandırıcı etkiler yok mu? Elbette var, ancak bu etkiler yaşamlarının merkezinde değil sadece anlayış duyabildikleri sınırlara yaklaşmayan etkiler olduğu için bazı davranış modelleri değişmemiş durumda.

Bizim toplumumuz çok hızlı ve geri adımı atılamayacak boyutta bir değişim geçiriyor son yıllarda ve bu değişimi bir kesim gelişme olarak yorumlarken, bir diğer kesim ise gerileme ve ilkelleşme olarak yorumluyor. Her ikisinin de eşit oranda haklı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence maalesef uçuruma doğru savruluyoruz ve bu sürat bizim çok yakını bile görmemize engel bir seviyede bence. Bunu nereden anlıyoruz; kısa geçmişe bakalım hem de çok kısa. Daha 6 ay önce bir savaşa girmiyorduk, şimdi neredeyse içindeyiz ve hiç kimse kiminle ve neden savaştığımızı net bilmiyor. Daha 6 ay önce, kimsenin beklemediği şekilde yeni nesil ortaya bir tepki koydu ve belki de çok önemli düzeyde bir kesimin isteklerini ortaya koydu. Bunu yaparken onlara sağlanmış ve ellerinde kalan belki de tek ifade biçimi ile düşüncelerini dile getirdiler.

Eskiden bazı kritik çizgiler vardı ancak bu çizgileri insanlar yaşamlarının merkezine koymadıkları gibi birbirlerini ayırt edici birer özellik olarak çok görmezlerdi (genel toplumdan bahsediyorum). Şimdi artık her şey birbirine girmiş ve ayırt etmek güçleşmiş durumda. Herkesin çizgileri var ve hepsi alenen okunabilir hale geld ve dolayısıyla sorgulanabilir, tartışabilir duruma. Ancak buradaki en büyük eksiklik, bu sorgulamanın veya tartışmanın adil ve demokratik olabilmesiydi, ve biz maalesef bu treni de kaçırdık (bu sözlerim yeni nesil için değil). Çünkü artık tartışma tek elden yürütülmeye çalışılıyor ve her şeyi alenileştiren bu durum.

Yeniden konuya yaklaşmam gerekirse, artık toplum olarak daha sabırsız, daha hızlı tüketen, daha az ne istediğini bilen, daha fazla kafası karıştırılmış ve tüm bunlarla mücadele gücü daha az bir toplum haline geldik.

Bir gün şu an yaşadığımız ve elimizde olan bir çok değeri kaybedebilme tehlikesi ile karşı karşıyayız. Çünkü artık geri alamayacağımız bir çok şey var. Bunlar hem ekonomik hem de toplumsal psikolojimiz anlamında böyle. Ancak yapabildiğimiz iyi bir şey var -ki bunu yeni nesil başarıyor- o da "dönüştürmek". Elindeki araçları bu kadar farklı dönüştürebilen başka bir genç nesil kaç ülkede vardır? Bu önemli ve dikkat edilmesi gereken bir nokta bence. Belki de bizi bu dönüşümü yapabilenler farklı bir noktaya getirecek.

Geçmişte hesap kitap yapılırken bir orta direk vardı ve ekonomik anlamda bu orta direk ağırlığı vardı. Şimdi ise orta direk diye bir şey kalmadı, bunun yerini bir kısım insanlar fakirleşerek bir kısmı ise zenginleşerek doldurdular. Yani ayrıştırma politikaları tüm toplum üzerinde etkili oldu. Artık bir insana baktığınızda onun hakkında hiç bir fikriniz olmasa bile elinizde onunla ilgili zengin, fakir, ateist, müslüman, ulusalcı, faşist, sistem karşıtı, gezici, çapulcu, alevi ve buna benzer çok sayıda sıfat var. Eskiden bunun yerine insanlar için daha kişisel değerlendirmeler yapılırdı, örneğin; aptal, cahil, dürüst veya yalancı gibi. Ve bu izlenimin değişmesi için bir şans vardı, yeni tabirler için ise yok denecek kadar az. Çünkü bunlar ideolojik kavramlar, ne o kişinin tek başına taşıyabileceği ne de sizin tek başınıza bu yargıya net varabileceğiniz kavramlar değil temelinde. Yani uzlaşmak neredeyse imkansız. Hele hele bizim gibi toplumlar için.

Sonuç; eğer birbirimize karşı davranışlarımızı ve bakış açımızı değiştirmeye kendimizden başlayabilirsek, ve bundan önce bunu yapabileceğimiz ortamı kazanabilirsek bizi kimse tutamaz. Ama bu gerçekleşmez ise gelecek çok karanlık ve belirsiz olmaya devam edecek.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Çevre Mühendisliği

44 Kişi   12 Soru

Mühendislik Meslek Odaları

895 Kişi   48 Soru

Ağaç

17 Kişi   23 Soru

Çevre

89 Kişi   40 Soru

Çevre Bilinci

74 Kişi   44 Soru

Çevre Sağlığı

21 Kişi   15 Soru

Ağaçlandırma

10 Kişi   6 Soru

Mühendislik

780 Kişi   66 Soru

Çevre Yolu

6 Kişi   5 Soru

Geri Dönüşüm

39 Kişi   19 Soru

Çöp

7 Kişi   8 Soru

Mustafa Kemal Atatürk

370 Kişi   51 Soru

Dünya Tarihi

518 Kişi   116 Soru

Hastaneler

110 Kişi   29 Soru

inploid

1191 Kişi   711 Soru

Güzel Sanatlar

94 Kişi   14 Soru

Ülkeler

235 Kişi   77 Soru

Siyaset (Dünya)

292 Kişi   120 Soru

Dünya Sorunları

161 Kişi   25 Soru

İstanbul

567 Kişi   196 Soru

Meslek Odaları

25 Kişi   7 Soru

Taksim Gezi Parkı

70 Kişi   42 Soru

Mimari Tasarım

516 Kişi   91 Soru

Hüseyin Avni Mutlu

4 Kişi   1 Soru

Geyik Muhabbeti

1431 Kişi   816 Soru

Lana Del Rey

4 Kişi   0 Soru

Meslekler

298 Kişi   149 Soru

Şarkılar

147 Kişi   66 Soru