Bilmek istediğin her şeye ulaş

Gurkan Bektaş, 

Felsefe

Insanin çelişik bir hayvan olduğu kanaatindeyim

Aralık 2017

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Şubat 2016

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Rüyanın kurgusunu kim yapar?

Kurguyu beynimiz yapar, malzemeleri tüm hayatımızdan seçer (çocukluktan itibaren algıladığımız her şey), rüyanın oluşma nedeni ile genelde son 24-48 saat arasında yaşadığımız ve bilinçdışını tetikleyen nedenlerdir.
Ocak 2016

Gurkan Bektaş bir yanıta alt yorum yaptı

Tek yumurta ikizleri dna'ları aynı olsada karakterleri ayri ve bireyseldirler.
Tek yumurta ikizlerinde bireysellik nasıl tanımlanıyorsa öyle kanımcam.
Ocak 2016

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Sizce gelecekte insan DNA'sı kopyalandığında bireysellik nasıl tanımlanacak?

Eşyurmurta ikizleri ile DNA'sı kopyalanma arasında hiç bir fark olmaz. Nasıl ki eşyumurta ikizlerinin kendilerine özgü bireysellikleri varsa burada da durum aynı olacaktır.
Ocak 2016

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Ateizm insanlığın varoluşu kadar eski midir yoksa sonradan mı insanlar tarafından ortaya atılmıştır?

Tek yumurta ikizlerinde bireysellik nasıl tanımlanıyorsa öyle kanımcam.
Ocak 2016

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Vücut iyileşebilme durumunu nereden bilir?

Vücutta her sistemin kendi çapında kimya ve biyofizik kurallarına dayanan bir dengesi var, bunlar moleküler düzeyde genlerle kontrol ediliyor, 3.5 - 4 milyar yıldır evrimsel olarak işlemeyen sistemler siliniyor ve işleyen başarılı sistemlere sahip canlılarsa hayatta kalıyorlar.

sistem denge halindeyken sıkıntı yok, ama organizma stress altındayken çeşitli mediyatörlerin salgılanması değişiyor. Örnek vermek gerekirse elinizi bir yere çarptığınızda fiziksel hasara bağlı o bölgedeki hücreler parçalanırlar. Hücre içinde durduğu zaman çevresiyle etkileşmeyen bazı maddeler hücreler arası alanda etkileşime açık hale gelirler ve vücudun savunma sistemleri bu maddeleri tanır ve tepki verirler, bu tanıma işlemi ise tamamen reseptör-ligand ilişkisi kanunları içerisindedir yani kimya...

iyileşmenin temellerini fizyoloji kitaplarında bulabilirsiniz.
Aralık 2015

Gurkan BektaşNotus Neutrinora kişisini takip etmeye başladı

Notus Neutrinora, Software Developer, @borakasap

Aralık 2015

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Vücut iyileşebilme durumunu nereden bilir?

Dikkat: Yazacaklarım kafadan uydurmadır.
Vücudun iyileşebilme durumunu bildiğini sanmıyorum. Sanıyorum ki vücut her halükarda iyileşebilmek için kendini zorlayacaktır, neticede bu gerçekten iyileşebilir bir durumsa vücudun iyileşebilmek için harcadığı enerji boşa gitmeyecektir, aksi takdirde harcadığı enerji daha çabuk ölmesine sebep olacaktır.

Örneğin bir kesik durumunda, bu kanama trombositler aracılığıyla durdurulamayacak kadar büyük bir kesikse, trombosit salgısı için harcanan enerji boşa gitmektedir. Lakin vücut bunun iyileşemez bir kesik olduğunu bilseydi, trombosit üretmek yerine sakinleştirici bir hormon salgılayarak kan akışını yavaşlatmayı ve kesik kısmı kalp hizamızın aşağısında tuttuğumuz sürece daha çok acı vermesini sağlamayı seçerdi mesela.
Aralık 2015

Gurkan Bektaş yeni bir  soru  sordu.

Aralık 2015

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

Albasması ya da karabasan nasıl gerçekleşir?

Karabasan, aslında batıl inançların en önde gelenlerindendir ve tamamen bir halk safsatasıdır. Anlaşılır bir dille açıklayacak olursak; bir insanın uykuya geçiş süresindeki bedenin işlevini yitirmesi sırasında zihnin açık kalma durumudur. Yani insan bedeni uyku moduna geçtiği anda zihnin hala uyanık olmasıdır. Tıptaki adı 'uyku felci'dir. tr.wikipedia.org/wiki/uyku_felci
Aralık 2015

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Çok şey bilmek, öğrenmek insana huzur verir mi?

Kesinlikle hayır... Hep bilmek istermi kesinlikle evet. . .
Kasım 2015

Gurkan Bektaş yeni bir  soru  sordu.

Kasım 2015

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Bir şey kesin olarak bilinebilir mi? Yoksa her şey sadece inanç mıdır?

Maddi şeylerin kesinliği ya da referansa göre ölçümü ölçütü olabilir fakat kavramsal şeyler için kesinlikten bahsedilemez.
Kasım 2015

Gurkan BektaşHypatia Hypatia kişisini takip etmeye başladı

Hypatia Hypatia, Mühendis, @hypatiahypatia

Kasım 2015

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Neden felsefe yapamıyoruz?

Bu soruyu düşününce insanları gayri ihtiyari sınıflandırıyorum; Düşünenler ve aptallar diye.
Kasım 2015

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Eylül 2015

Gurkan Bektaş bir yanıt verdi.

Eylül 2015

Gurkan Bektaş bu yanıtı beğendi:

İnsan neden bilmek ister?

Ben de herkesin bilmek istemediğine, çoğu insanın cehaletiyle mutlu olduğuna katılıyorum. Önerme doğruysa çoğunluk insan değil ya da önerme yanlış. Bence soruyu değiştirip "Bazı insanlar neden bilmek ister?" yapmalı. Çevrede bilmemek isteyen o kadar çok insan varken biraz garip bir soru olmuş. Hele PISA değerlendirmelerinde sondan 1. Ya da 2. Sırayı alan bu ülkede böyle bir soru abesle iştigal oluyor. Birazcık bir şey bilen insanlara monşer denen hatta eski başbakanın cumhurbaşkanlığı yarışında rakibini "profesörmüş" diye yuhalattığı bir ülkedeyiz. Millet bir kitap okuyor, onu da bilmediği Arapçadan okuyor, anlamıyor, dolayısıyla bilmiyor ve o cehaletinin kendisine yettiğinden çok emin. Ülkedeki okuma ve doğru yazma oranına bir bakın, bilmek isteyen var mı bu ülkede. . .
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

inploiders

350 Kişi   165 Soru

Felsefe

1928 Kişi   500 Soru

Anarşizm

26 Kişi   6 Soru

Psikoloji Araştırmaları

128 Kişi   48 Soru

İnsan Davranışları

3804 Kişi   962 Soru

Sosyoloji

583 Kişi   151 Soru

Ahlak Felsefesi

249 Kişi   49 Soru

Tıp

355 Kişi   261 Soru

Ateizm

105 Kişi   45 Soru

Paradoks

53 Kişi   10 Soru

Ölüm

542 Kişi   125 Soru

Varoluşçuluk

14 Kişi   12 Soru

Din Felsefesi

276 Kişi   78 Soru

Felsefi Düşünce

501 Kişi   72 Soru

Karl Marx

25 Kişi   5 Soru

Filozoflar

25 Kişi   13 Soru

Friedrich Nietzsche

42 Kişi   7 Soru

Varlık Felsefesi

96 Kişi   47 Soru

Siyaset Felsefesi

39 Kişi   15 Soru

Müzik

2952 Kişi   473 Soru

Sinema

3223 Kişi   300 Soru

Fotoğrafçılık

1937 Kişi   167 Soru

Genel Kültür (Muhabbet)

3637 Kişi   280 Soru

Kitaplar

3102 Kişi   269 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2185 Kişi   589 Soru

Diyalektik

7 Kişi   1 Soru

Filmler

3365 Kişi   192 Soru

Marksizm

7 Kişi   2 Soru

Din Sosyolojisi

12 Kişi   8 Soru

Psikiyatri

204 Kişi   119 Soru