Bilmek istediğin her şeye ulaş

Hakan Özerdem,

Makina Mühendisi

Bekar baba, az arıza, bir kaç konuda uzman, binlercesinde çömez, bir adam. Kadıköy memleketi ve ikameti. http://www.ozerdem.com

Temmuz 2015

Hakan Özerdem

Sürdürülebilir Mimarlık Nedir? Ne Değildir?

Sürdürülebilir mimarlık, her ne kadar insana ve doğaya uyumlu kelimeleri ile tabir edilse de, insan faktörünün doğa ile uyumsuzluğu nedeniyle sadece doğa uyumlu demek daha doğru olabilir. Sürdürülebili mimari çalışmaların temel hedefi kaynak tüketimini minimum seviyeye indirmektir. Yani enerji tüketiminin mümkün olan en fazla oranını doğadan almak üzere yapılan mimari tasarımlardır.
Peki, sürdürülebilir mimari gerekli midir? Gerekli ise neden gereklidir? Diye soran arkadaşlar hala varsa, şunu eklemekte fayda var. Karbondioksit salınımı, Hükümetlerarası Uzmanlar Grubu’nun hesaplarına göre yıllık ortalama 10 milyar ton. Bu hızda gidildiği takdirde 2099 yılında sıcaklık ortalamalarının 45 dereceleri (Santigrad) bulma ihtimali var. İnanmayan biraz Google ile araştırma yapsın, o bile yeterli olacaktır. Hadi hala üşenen varsa ben size genel üretim faaliyetleri ve neden oldukları doğal yıkımların ufak bir listesini vereyim.
Küresel ısınma veya iklim değişikliği – Fosil yakıtların atmosfere yaydıkları sera gazlarına ek olarak tarımsal ve endüstriyel faaliyetler. Etkileri: Isı farklılıkları, sıklıkla karşılaşılan fırtınalar, çölleşme, tropik hastalıklar, okyanus akıntılarının değişmesi, deniz seviyesinin yükselmesi
Stratosferdeki ozon deliği – Stratosferde Kloroflorokarbon (CFC) gazlarının salımının sebep olduğu ozon tabakasında incelme, açılma. Etkileri: Artan ultraviyole (UV) radyasyonunun sıklaşan kanser vakalarına neden olması, bitkilerin üretkenliğinin azalması, deniz yosunlarının ve yüksek irtifadaki biyolojik hayatın olumsuz etkilenmesi
Asit yağmurları – Genelde fosil yakıt kullanımından kaynaklanan sülfürik ve diğer madde yayılımlarının asidik çökelmelere neden olması. Etkileri: Topraktaki metallerin çözülmesi ve dolayısıyla deniz canlıları ve bitkilerin zehirlenmesi
Su ötrofikasyonu – “Aşırı besleyici”lerin suya karışmasıyla artan yosunlaşmanın sudaki oksijen oranının düşmesine neden olması.
Etkileri: Balık ve diğer su canlılarının ölümü
Fiziksel müdahalelerle doğal hayatta değişim – Tarım, ormancılık, açılan yollar ve şehirlerin büyümesi ile habitat’ın fiziksel değişime zorlanması, yıkımı. Etkileri: Biyo-çeşitliliğin yok oluşunun birincil sebebi
Ekolojik zehirlilik – Bitkilerin, hayvanların ve diğer canlıların zehire maruz kalmaları. Etkileri: Çok çeşitli etkileri var.
Dumanlı sis ve hava kirliliği – Nitrojen oksit salımları ve Uçucu Organik Bileşikler (VOC) yer seviyesinde ozon üretirler. Diğer hava kirleticiler ise toz parçacıkları ve sülfür dioksit içerirler.
Etkileri: Artan sıklıkla karşılaşılan astım ve diğer sağlık sorunları
Sağlık bozucu maddeler – Kansere sebep vermeyen cilt tahriş edici büyüme engelleyici endokrin bozucular
Kanserojenler – Kansere neden olan maddelerdir. Genetik mutasyona sebep veren DNA’yı değişime zorlayan mutagenler. Teratogenler ise büyümekte olan embriyolarda kusur yaratır
Fosil yakıtlar – Petrol, gaz ve kömür’ün şu andaki tüketim oranlarıyla yakıtı malzemeye, enerjiye ve CO2 salımlarına çevirme hızı doğanın yakıt rezervlerini yenilemesi imkânından milyonlarca kere daha hızlıdır.
Temiz Su – Temiz yüzey sularının ve yeraltı sularının tüketimi telafisi olmayan sorunlar yaratmaktadır. Temiz, içilebilir suya erişim hızla ilerleyen uluslararası bir problemdir.
Mineraller -Maden cevherleri metallere ve alaşımlara çevriliyor ve bunlar da genellikle oksitlenerek dağınık atıklar olarak geri dönüşüme kazandırılamıyorlar.
Üst toprak – Birçok yerde tarım, ormancılık ve yapı sanayisi nedeniyle toprak doğanın kendini yenileyemeyeceği bir hızla aşındırılıyor.

Bu bilgiler “Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Yayınları” dergisinden alınmıştır.
Ülkemizde inşaat sektörünün çevreci mimari uygulamaktan kaçınmalarının temel sebepleri şu şekilde sıralanabilir.
  • Çevreye uyumlu ürün geliştirmenin faydalarını henüz görememiş olmaları
  • Kısa vadeli ekonomik geri dönüşe dayalı iş modellerine mahkûm olmaları
  • Çevre ile ilgili konuları yan iş olarak görmeleri
  • Bilgiye erişim kanallarının zayıf olması
  • Yeterli deneyime sahip olmamaları
  • İş yükü fazlalığı, rutin işlerinin yoğunluğu

Firmaların neden sürdürülebilir mimari seçmeleri gerektiğine gelecek olursak;
  • Yalnız bugünün değil, geleceğin de yönetmeliklerini yerine getirebilmek
  • Sektörde yeni sesi duyulmaya başlayan ve ileride neredeyse her müşterinin isteyeceği özellikleri şimdiden sunabilmek

  • Kurumsal vizyon ile firmanın itibarını geliştirmek
  • Diğer firmalarla rekabette önde olmak
  • İnşa edilen yapının kalitesini ve dayanıklılığını arttırmak
  • Üretim sürecini geliştirmek
  • Maliyetleri düşürmek
  • Firmanın AR-GE yatırımlarını arttırması ile yeni iş olanaklarını yakalama ve yeni pazarlara açılma gücünü arttırmak

Öncelikle sürdürülebilir mimari için ekolojik dengeyi sarsmayacak, geri dönüşümlü ve doğaya en fazla uyumlu malzemelerin kullanımı hedeflenir. Doğal taşlardan, ahşap kullanımına (tabii orman katliamı yapmadan), kil, saz gibi pek günümüzde tercih edilmeyen materyallere kadar giden bir liste içinde malzeme çeşitliliğimiz olacaktır. Her ne kadar bu ütopik görünse de (ki ülkemizdeki imar düzenlemelerinden, inşaat sektörünün tutumuna kadar ulaşan nedenlerle) bazı noktalarda hala bu tür yaklaşımları kullanmanız mümkün olabilmektedir.
Ülkemizde mimari projelerde enerji kullanımı ve enerji tasarrufu konularında uygulamaları pratiğe dökmek daha mümkün görünmektedir. Özellikle elektrik masrafından tasarruf, doğayı en umursamayan kişileri bile bir anda “çevre gönüllüsü” hale getirebilmektedir. Değişik pencere uygulamaları, binanın rüzgar aldığı kısımlarındaki havalandırma uygulamaları, baca ve sulama uygulamaları olsun, bir çok alanda enerji tasarrufu yapacağınız detaylar mevcut. İlgilenenler Cengiz Bektaş’ın kitaplarına bir göz gezdirsin, ne demek istediğimi anlayacaklardır. Hal’i hazırda günısı olarak adlandırılan su ısıtma sistemlerinden, çift cam gibi yalıtım malzemelerine elimizde “bir nebze” tasarruf araçlarımız var, fakat sürdürülebilir olmadıkları kullanılan yan malzemelerinden aşikar.
Sonuçta, günümüzde geç kalmış olsak da, inşaat sektöründen sürdürülebilir mimarlık uygulamalarını hala hayata geçirebiliriz. Bahsettiğim “akıllı ev” diye görüntülü sistem sunan binalar değil, gerçekten doğanın çevresinde kendisine sunduğu özelliklerden faydalanan, gerçek “akıllı evler” benim bahsettiğim.
Kalın sağlıcakla…
Yazının orjinal metni ozerdem.com/makaleler/surdurulebilir-mim. . . adresinde yayınlanmaktadır.
Şubat 2015

Hakan Özerdem

Yüzleşebiliyorsan, bunlarla da yüzleş...

Alev...
Boğularak öldürüldü. Hakim, çantasında bulunan doğum kontrol hapını ve vücudunda piercing olmasını tahrik unsuru saydı. Öldüren kocasına cezada indirim yapıldı.
Arzu...
Eşi izlediği porno filmdeki oyuncuya benzetti, öldürüverdi. Üstüne cezasında ağır tahrik indirimi aldı.

Medine...
Dedesi ve babası diri diri toprağa gömdü. Gerekçeleri; erkeklerle çok gezmesiydi. Gömülürken bilinci açıktı.
Melek...
Hamileydi, dayak yiyordu. Bebeğini sokak köşesinde doğuruverdi. Ardından evin tuvaletine zincirlediler. Bulduklarında kurtlanmış vücudu 30 kilo geliyordu.
Bu saydıklarım senaryo değil, gerçek olaylar. Şimdi biraz devam edelim...
Hani tecavüze idam cezası gelsin diyorsunuz ya; size bu cezayı uygulayan ülkeleri söyleyeyim.
İran, Sudan, Afganistan...
Şimdi bir daha düşünün, oralar çağ mı atlamış?
İnsan haklarının esamesinin okunmadığı bir sistemde şiddet her daim prim yapar. Bunu da sadece eğitim çözer. Anlık çözümleri olmaz bu tür sorunların.
Gel bir de kadının sistemde yerine bakalım;
Türkiye'de müsteşar kadın sayısı 1. Oran demiyorum, %1 değil. Bildiğin 1. (Yazıyla BİR)
Kadın Vali sayısı 1. Bu da oran değil, yazıyla BİR.
Kadın İl Milli Eğitim Müdürü sayısı 2.
Kadın İlçe Eğitim Müdürü sayısı 5.
Üst düzey memuriyette kadının yer bulabildiği oran %9.27.
8 milyon kadın çalışıyor. Kayıt dışı çalışan kadın sayısı ise 4 milyon. 1/3 oranı tarım sektöründe. %80'lik kısmı ücretsiz aile işçisi olarak değerlendiriliyor.
Okuma yazma oranında bir detaya dikkat çekmek gerek. Okuma yazma bilmeyen her 5 kişiden 4 kişisi kadın.
"Cadıyı yakın" diye anıran ortaçağ köylüsü gibi idam mastürbasyonun hiç bir işe yaramayacak.
Çocuğuna "kız gibi ağlama" diyeni, gelininin bekaretini sorgulayan aileyi, "tecavüz kaçınılmazsa zevk alacan" sözüne güleni, ve bu tür ayrımcı davranışları yapan herkesi karşına alıp, durdurabiliyor musun? Bir tanesini durduranınız bile azdır. Hatta aranızda bu verdiğim üç örneği canlı canlı yaşayıp, rahatsız bile olmayanlar var eminim.
Hadi yüzleşebiliyorsan, bunlarla yüzleş.
Ocak 2015

Hakan Özerdem

Mario ve Yapay Zeka bir araya gelirse...

Tübingen Üniversitesi, Mario karakterine oyunda yapay zeka kazandırarak biraz abartmışlar.
Ocak 2015

Hakan Özerdem

İMKANI OLMAYAN GENÇLERE ÜCRETSİZ EĞİTİM VERİYORUM

Yıllardır belirli yazılımları grafik tasarım ve internet teknolojileri konusunda uzman seviyesinde kullanıyorum. Bu süreç içinde piyasada imkanı olmayan ama yeteneği olan bir çok genç tanıdım, elimden geldiğince yardım ettim.
İstiyorum ki, bu sefer iki tane genç için daha kalıcı bir şeyler yapabileyim. Teklifim şu.

Gerçekten mağdur ailelerin 18 yaş üzeri çocuklarına (başta şehit çocukları olmak üzere) temel bilgisayar kullanımı, internet teknolojileri ve başlangıç seviyesinde Photoshop eğitimi vereceğim. BU EĞİTİM TAMAMEN ÜCRETSİZ OLACAKTIR!
Eğitim konuları aşağıda belirtilmiştir.
Temel Bilgisayar Kullanımı (2 Hafta)
- Bilişim Teknolojileri
- Bilgisayara Giriş
- Bilgisayar Donanımı
- Girdi Aygıtları
- Çıktı Aygıtları
- Depolama Aygıtları
Temel İnternet Kullanımı (2 Hafta)
- İnternet Altyapısı
- Tarayıcı ve Eklenti Kullanımı
- Mobil İnternet Kullanımı
- Arama yöntemleri
- E-Posta, POP ve SMTP sunucular
- Virüs ve Antivirüsler
Temel Photoshop Eğitimi (1 Ay)
- Photoshop Arayüzü
- Fotoğraf Düzeltme Temelleri
- Seçimlerle Çalışmak
- Katman Temelleri
- Temel Maskeleme Teknikleri
- Tipografik Tasarım
Antalya ili içinde bu tür ihtiyacı olan tanıyorsanız haberdar olması için paylaşmanızdan mutluluk duyarım. İlgilenenler benimle mail adresim üstünden irtibata geçebilirler.
Mail adresim : [email protected]
Web sitem :ozerdem.com

15

Aralık 2014

Hakan Özerdem

3D Studio Max ile ideal render için 9 ipucu

Hepimiz “Arkadaşlar, 3D Studio Max programına yeni başladım ama bir türlü düzgün render alamıyorum. ” şeklinde başlıklarla karşılaşıyoruz. Bunlara teker teker cevap vermek tabii ki mümkün değil, ancak ideal render için bazı ipuçlarını bir arada sunmak mümkün. Zira, genellikle bu soruların çözümleri genel uygulamalardaki bazı hatalı kullanımlardan ortaya çıkıyor. Şimdi gelelim 3D Studio Max ile ideal render için 9 ipucuna…
  1. Mental Ray için “architectural materials”, Vray için ise “self illuminated” materyaller ışık yayma özelliğine sahiptir. Bu materyalleri bir objeye uyguladığınızda “Photometric Area Light” veya “Vray Light” etkisi oluştururlar.
  2. Render ayarlarınızda daima “soft shadow” (yumuşak hatlı gölgelendirme) özelliğini seçin. Keskin hatlara sahip gölgeler çalışmalarınızı gerçeklikten uzaklaştıracaktır. “MR Omni Spot” kullanıyorsanız, ışığın boyutunu “area light” parametrelerinden düzenlemenizde fayda vardır. Render için Mental Rayde, “raytraced shadows” kullanın. Vray içinse Omni/Spot seçeneğinde “area shadow” seçeneğini kullanın. Tabii yumuşak hatlı gölgelerin render sürenizi uzatacağınız da unutmayın.
  3. İdeal render alamamaktaki temel sorunlardan en belirgini objelerin gerçek boyutları ile kullanılmamasıdır. Normal hayatta kullanamayacağınız yükseklikte pencereler, restoran masalarının arasından kimsenin geçemeyeceği aralıklar gibi detaylar en iyi render çalışmasını bile berbat edebilir.
  4. Test renderları için süre kısaltmak için ilk temel yol render boyutunu küçültmektir. Sadece ışık ayarlarını görmeniz için 150 piksellik bir genişlik bile yeterlidir. Gölge kalitesini düşürmeniz de hatırı sayılır bir hızlanmaya neden olacaktır. Objelerdeki poligon sayısını da düşürmenizde fayda var. Modifier komutları da bu iş için var tabii ki. Son olarak da “Photon Number” veya “Sample Settings” ayarlarını biraz düşürmeniz etkili olacaktır.
  5. Editable Mesh yerine Editable Poly kullanmayı tercih edin. “Convert to Editable Poly” demem yeterli olur sanırım.
  6. Bir box üstüne “Mesh Smooth” kullanmak yerine, Chamfer Box kullanmayı tercih edin. Aynı işi daha az poligonla yapmış olursunuz. Buna benzer bir çok poligon sayısını düşürme yöntemi vardır. Onları da biraz araştırmanızda fayda var.
  7. Bazen obje modellerken tüm vertexleriniz kaybolabilir. Bu durumda yapmanız gerekenler şunlardır.
    • Objeyi tekrar Editable Poly olarak değiştirin.
    • Olmazsa, objeyi önce Editable Mesh olarak değiştirip, sonra tekrar Editable Poly haline getirin.
    • Bu da olmazsa, dosyayı kaydedip, 3D Studio Max yazılımını kapatıp açın.
    • Son çare olarak da, dosyayı kaydedip, 3D Studio Max yazılımında yeni bir dosya ile “Merge” edin.
  8. Highlight, yani parlaklık elde etmek istediğinizde MR Omni veya Omni Light kullanmanız işinizi kolaylaştıracaktır.
  9. Mental Ray ile “area shadows” kullanmanızı tavsiye etmem, zira render sürenizi uzatır. Bunun yerine Raytrace daha etkilidir.

Burada 3D Studio Max ile ilgili olarak verdiğim 9 ipucu tamamen genel çözümlerdir ve her kullanıcının kendine göre yöntemleri vardır. Bu sebeple her maddeyi kanun gibi uygulamaya kalkmanız, tüm sorunlarınızı çözmeyebilir. Zira kullanacağınız hazır objelerden, sizin ışıklarınızı yerleştirirken başka objelerle çakışmasına kadar yüzlerce detay sizin render sürenizi ve kalitenizi etkileyecektir.

Yazının orjinali ozerdem.com/makaleler/3d-studio-max-ile-. . . adresinde yayınlanmaktadır.
Aralık 2014

Hakan Özerdem

Lumion distribütörü FGA Mimarlık ve tehditvari yaklaşımı...

Geçtiğimiz günlerde öğrenmek için Lumion sitesinden "ücretsiz" versiyonunu kullanmayı öğrendiğim yazılımın profesyonel versiyonu ile render işi yapan yurtdışında (Bangladeş) bir kişiye fiverr.com sitesi üstünden üç video için talepte bulundum, toplamda 15 $ civarı bir ücrete biri gönderilen sketchup modelinden, diğeri yazılımın içinde bulunan objelerden, sonuncusu ise çizimi yapılırken ödeme alınmadığı için yarıda bırakılan bir binanın o anki halinden oluşan videoları aldım.

Bu videolara filigran bir logo ve müzik ekledim ve Vimeo`ya yükledim. İki hafta oldu sanırım, derken bugün beni FGA Mimarlıktan aradığını söyleyen birisi (ki cep telefonundan arıyordu), "yazılımı niye kurdunuz? ", "bu videoları nasıl yaptınız? " diye sormaya başladı.

Tabii şunu da ekleyeyim, "sitenizde Lumion kullandığınız yazıyor" diyen beyefendiye, "baktığınız sayfada Lumion kullanıyorum yazmıyor, Lumion kullanmayı biliyorum yazıyor" demem sonuç veremedi bir türlü, tabii dinlemekten yana bir tutumu olmadığını da eklemem lazım.

Kendisine bilgisayarda yazılımın ücretsiz versiyonunun olduğunu, temel animasyonu kabaca yurtdışında outsource etmek istediğim kişiye anlatıp ondan satın aldığımı anlatmaya çalışsam da nafile, zira kişinin yaklaşımı "bana anlatmanıza gerek yok", "avukatımıza anlatacaksınız zaten". Madem avukata anlatacağım, sen kimsin be adam, tehdit etme, ne yapacaksan yap!

Burada asıl sorun şu, firma kendi tavrı olarak bu işin hukuki yönünü sorgulama hakkına sahiptir, kabul ederim etmesine de, firmanın kişileri avukatla tehdit etmesi büyük kabalıktır.

Daha da beteri, arayan kişinin hem sorular sorup, hem de cevap verildiğinde "bana anlatma" tarzındaki manasız tavrıdır. Açık yüreklilikle söyleyeyim, cidden Lumion yazılımını satın alsam mı diye ciddi ciddi düşünürken bu tür bir durum yaşamak bir bakıma kötü, bir bakıma iyi oldu. Kötü oldu derken sadece manasız bir nahoşluk yaşadım telefonda, gereken cevabı da belgesiyle, deliliyle gerek firmaya, gerekse de avukata duruma göre ben, duruma göre avukatım sunarız sorun değil.

İyi oldu, zira bundan sonra Lumion`a para ödemek zorunda değilim, çünkü böyle bir tavrın temsil ettiği yazılımı satın almak bana uygun değil.

Nedenini biraz daha izah edeyim.
Daha önce de buna benzer beni arayanlar olmuştur. BSA`dır, Microsoft`tur aradılar. Hatta bir defasında Office lisansında eksiğimiz olduğunu söylediğimde bile bu tür tehditvari yaklaşımla karşılaşmadım. Yani sorun bir firmanın temsil ettiği yazılımın lisans haklarını savunması asla değildir, o yüzden bu konu üstünden eleştiri yapılmamasını rica edeyim, Autodesk`e onbinlerce TL lisans bedeli ödedi şu anda çalıştığım firma sırf bu tür konularda hassas davrandığımı bildiklerinden. Ve evet, firma bilgisayarlarında Lumion yok, ve kullanılmıyor onu da ekleyeyim.

Bu arada Lumion render işini fiverr üstünde yapan yerin adresini merak edenler olursa fiverr.com/aruppal/revit-and-lumion-work adresine bakabilirler.

Videolar ile ilgili bağlantıları burada saçma bir reklammış gibi göstermek istemedim, zaten ulta amatör videolar, her nasılsa Google aramalarında yer edindiler.

Makinemde bir süre bulunan Lumion uygulaması, Lumion internet sitesinden "ücretsiz" indirilen, gayet kısıtlı bir uygulama. Sadece mouse kontrolü ve nasıl çalışıldığı hakkında fikir edinmek için kurulmuş bir uygulama ki, o bile makineden kaldırıldı, gereği yok. Adresi de lumion3d.com/free/

Telefondaki beyefendiye de bu ücretsiz sürümü bilgisayarıma kurduğumu belirttiğimde kıyameti koparması sizce ne anlam ifade ediyor?

Benim aklıma gelen seçenekler;
1) Konuştuğum kişi temsil ettiği ücretsiz sürüm olgusundan bihaber. Ki bu beni bağlamaz.
2) Konuştuğum kişi şüphe ve önyargı ile yaklaşmıştır. Bu da beni bağlamaz.
3) Konuştuğum kişi dediğimi anlamamıştır, veya yanlış anlamıştır. Bu beni hiç bağlamaz.

Bağlamaz derken sadece kişisel olarak demiyorum, hukuki manada da beni bağlayıcı bir durum olmadığını net ve kati bir şekilde belirtiyorum.

Ayrıca bahsi geçen videolar tarafımdan hazırlanan videolar değil, bu videoları yükleyen arkadaşım yanlış bir ifade ile bizim hazırladığımız gibi bir izlenim vermiş açıklamada, ki bu videolar yukarıda sözü geçen yurtdışında yapılan videolar, eğer firma bu konuyla, yani yurtdışında 5$ ücretle bu işi yapan kişiyle ilgili bir çalışma yapacaksa da kendilerine bilgiyi mail iletisinde, telefonda ve burada tebliğ ettim (burayı da okumuş arkadaşlar biliyorum), irtibata geçerler o şahıs veya kurumla. Bu durum da beni bağlayacak bir unsur değildir.

Misal olarak vereyim. Bir tur operatörü çeşitli firmalarla çalışabilir. Diyelim ki bir minibüs ve şoför hizmeti aldı. Bu durumda tur operatörü bu minibüsün ruhsatındaki eksik veya hatalardan sorumlu değildir, yaptırdığı iş konusunda minibüs tedarik eden firmaya kendisi bile dava açma hakkına sahip olur. Burada anlatılan durum da "tıpkı" bu örneğe benzer bir haldedir.

Ücretiyle yurt dışında fiverr.com üzerinden yaptırılan ve asla ticari amaçla kullanılmamış bir kaç videoyu yayınladığımızda bize düşen sadece bu yazılımı kullanmadığımızı, bilgisayarlarımızda barındırmadığımızı belirtmektir. Gerekirse de delillendirilir bu durum, hiç sorun değil. Ama bu delillendirme aşamasına gelinmesi hukuki bir süreçtir ve hukuki süreçlerde belirli adap ve edep kurallarına uyulması gerekir. Suç ispatlanmadan ithamlarda bulunmak, iftira atmak kimseye yakışmaz. Aba altından sopa göstermeler, itham etmeler profesyonel hizmet veren bir kuruluşa yakışık alır şeyler değildir.

Kendilerine de belirttiğim gibi, eğer gerçekten hukuki bir sorun olduğunu düşünüyorlarsa avukatları ile görüşmelerinde fayda var. Dahası yine kendilerine gönderdiğim iletide Durumu yazdığım yerlere mailler atmakla, mail iletisinde "şu tarihe kadar al, yoksa karışmam" tavrıyla profesyonelliğin uzaktan yakından alakası yoktur.

Eğer FGA Mimarlık yetkilisi tarafından yapılan doğru ise;

Şu anda outsource yaptırılan tüm işlerde kullanılan yazılımlardan, işi yaptıran kuruluş/şahıs sorumlu tutulabilir. Yani;

Düğün fotoğraflarınızı aldığınız stüdyoda kullanılan Adobe ürünlerinin lisansını gelin ve damata sorma hakkına, hatta daha da ileri gidip onlara "lisans almazsanız dava ederiz" deme hakkına sahip olunabilir. Hatta biraz daha ileri gidelim ne dersiniz? Bir internet sitesinde bulunmanız da, o sitenin yayınlandığı sunucuda lisanssız kullanılan bir uygulama yüzünden suçlanmanıza sebep olabilir. Daha da uç noktalarda absürtleştirebiliriz durumu ancak şunu belirtmekte fayda var.

Sorun burada verilen örneklerdeki gelin ve damata, veya site kullanıcısına bu soruların sorulmasını bile normal görürken, onların "hayır, kullanmıyoruz" cevabına rağmen kendilerini lisans almaya zorlamakta yatmaktadır. Asıl sorun ve asıl manasız yaklaşım budur.

Yani;

- Yazılımı alacağım demedim, almayı düşünmüştüm ama bu tavrınızdan sonra vazgeçtim dedim.

- Lisans gerektiğini söylemeleri bir şey ifade etmiyor, zira kullanıcı değilim, olmak da istemiyorum. Eğer bir işimde Lumion gerekirse bunu outsource yoluyla çözmek bana daha mantıklı geliyor. Bu da en doğal hakkım ve işi yaptırdığım kişinin lisanslı yazılım kullanıp kullanmadığını bilmeme pratikte imkan yok!

- Ben konuyu tatlıya bağlamak için konuştuğumda aldığım tepki tehdit ise benim yapacağım sadece durumu insanlarla paylaşmaktır. Bu da hukuki hakkımdır.

- Lisansı almak için süre verilmesi durumu, kullanıcının yazılımı bilgisayarında bulundurduğunun ispatı sonrasında ortaya çıkar. Yazılımı kullanmayan birisine bu dayatma hem mesnetsiz, hem de manasızdır.

- Delillendirme isteyen kuruluş bana hukuki merciler üstünden ulaşır, gerekirse şahsi kullandığım bilgisayara bile (adli makamlarca uygun görüldüğü takdirde) el konulur ve inceleme yapılır. Bu duruma bile "tabii ki" diyebilirim, hatta kendilerine şimdi kargolayayım kullandığım bilgisayarı, buyursunlar incelesinler. O kadar çözüm odaklı davranıyorum artık, daha ne demem lazım FGA Mimarlık yetkilisine?

Gelelim durumda neyin saçma olduğuna.
Bakın bugün Adobe Türkiye ile görüşüp aşağıda linklerini verdiğim videoları onlara gösterdim.






Bu videolar benim şahsi çalışmalarımda, hem de ticari çalışmalarımda kullanılacak dedim. Bu çalışmaları da fiverr.com üzerinden satın aldığımı ekledim. Sorduklarım ve cevapları;

- Firmanızın ürünü olan bir yazılımla hazırlandığı her halinden belli olan bu çalışmaları yapan kişinin yazılımınızı lisanssız kullanması bana hukuki bir sorumluluk doğurur mu?
Cevap "HAYIR" oldu.

- Bana bu hizmeti veren kişinin lisanssız kullanımı olduğu durumda, benim bu görselleri ticari amaçla kullanmam bana hukuki olarak bir sorumluluk doğurur mu?
Cevap yine "HAYIR" oldu.

- Bu videolar üstünden beni bu yazılımı lisanssız kullanmış olarak görseniz ve bana ihtar maili gönderip "31.12.2014 tarihine kadar lisanslamadığınız takdirde hakkınızda hukuki işlemler başlatılacak" deseniz bu doğru bir yaklaşım mıdır?
Tekrar "HAYIR" dediler.

Bu soruları sabah görüştüğüm bir avukat arkadaşım aracılığı ile aldım. Zira o da bu durumu anlattığımda takınılan tavrı "ANLAMSIZ" diye nitelendirdi.

Şimdi size yukarıda verdiğim yoldan elde edilmiş olan ve asla ticari olarak kullanılmamış videolar üstünden FGA Mimarlık bana lisans dayatmasını, dava ederiz tehditiyle yapıyorsa bu YANLIŞTIR. Zira FGA Mimarlık tarafından tarafıma iftira atılarak yaftalanan "Lumion yazılımını lisanssız kullanma" durumu tamamı ile mesnetsiz ve manasız bir davranıştır.

FGA Mimarlık ile ben de lisans alımı yapıp firmanın "ne kadar iyi" hizmet verdiğini test etmek isterdim, ama bu dakikadan sonra FGA Mimarlık adı geçen bir yazılım bana hediye edilse bile kalsın, almayayım.

Hayatımda böyle bir yaklaşımı ne gördüm, ne duydum. Bundan sonra da bu riski almaya niyetim olmaz.
Kasım 2014

Hakan Özerdem

Kadın erkek eşitliği illüzyonu…

1042
Kadına şiddete karşı dünyada yasa çıkarma konusunda cabbar bir ülke olsak da, gazetelerdeki haberler bile aslında “kadın erkek eşitliği” hakkında ne durumda olduğumuzu gayet iyi anlatır durumda. Ancak yine de anlayamayan arkadaşlar için World Economic Forum tarafından yapılan 2014 yılına ait Global Gender Gap Report ile sonucu biraz tescillemiş olalım.
Kadın ve erkek arasındaki farklılıkların araştırıldığı bu rapora göre Türkiye 142 ülke arasında 125. Sırada.

Hadi sıralamaya bir göz atalım…
  1. Izlanda
  2. Finlandiya
  3. Norveç
  4. İsveç
  5. Danimarka
  6. Nikaragua
  7. Ruanda
  8. İrlanda
  9. Filipinler
  10. Belçika
  11. İsviçre
  12. Almanya
  13. Yeni Zelanda
  14. Hollanda
  15. Letonya
  16. Fransa
  17. Burundi
  18. Güney Afrika
  19. Kanada
  20. ABD
  21. Ekvator
  22. Bulgaristan
  23. Slovenya
  24. Avustralya
  25. Moldova
  26. İngiltere
  27. Mozambik
  28. Lüxemburg
  29. İspanya
  30. Küba
  31. Arjantin
  32. Belarus
  33. Barbados
  34. Malawi
  35. Bahamalar
  36. Avusturya
  37. Kenya
  38. Lesotho
  39. Portekiz
  40. Namibya
  41. Madagaskar
  42. Moğolistan
  43. Kazakistan
  44. Lithuania
  45. Peru
  46. Panama
  47. Tanzanya
  48. Kosta Rika
  49. Trinidad Tobago
  50. Cape Verde
  51. Botswana
  52. Jamaika
  53. Kolombiya
  54. Sırbistan
  55. Hırvatistan
  56. Ukrayna
  57. Polonya
  58. Bolivya
  59. Singapur
  60. Lao PDR
  61. Tayland
  62. Estonya
  63. Zimbabwe
  64. Guyana
  65. Israil
  66. Şili
  67. Kırgızistan
  68. Bangladeş
  69. Italya
  70. Makedonya
  71. Brezilya
  72. Romanya
  73. Honduras
  74. Karadağ
  75. Rusya
  76. Vietnam
  77. Senegal
  78. Dominik
  79. Sri Lanka
  80. Meksika
  81. Paraguay
  82. Uruguay
  83. Arnavutluk
  84. El Salvador
  85. Gürcistan
  86. Venezuela
  87. Çin
  88. Uganda
  89. Guatemala
  90. Slovakya
  91. Yunanistan
  92. Swaziland
  93. Macaristan
  94. Azerbaycan
  95. Kıbrıs
  96. Çek Cumhuriyeri
  97. Endonezya
  98. Brunei
  99. Malta
  100. Belize
  101. Gana
  102. Tacikistan
  103. Ermenistan
  104. Japonya
  105. Maldivler
  106. Mauritius
  107. Malezya
  108. Kamboçya
  109. Surinam
  110. Burkina Faso
  111. Liberia
  112. Nepal
  113. Kuveyt
  114. Hindistan
  115. Birleşik Arap Emirlikleri
  116. Katar
  117. Güney Kore
  118. Nijerya
  119. Zambiya
  120. Bhutan
  121. Angola
  122. Fiji
  123. Tunus
  124. Bahreyn
  125. Türkiye
  126. Cezayir
  127. Etiyopya
  128. Umman
  129. Mısır
  130. Suudi Arabistan
  131. Mauritania
  132. Gine
  133. Fas
  134. Ürdün
  135. Lübnan
  136. Fildişi Sahili
  137. İran
  138. Mali
  139. Suriye
  140. Çad
  141. Pakistan
  142. Yemen

Raporun tamamına reports.weforum.org/global-gender-gap-r... adresinden ulaşabilirsiniz.
Yazının orjinal metni ozerdem.com/haberler/kadin-erkek-esitlig... adresinde yayınlanmaktadır.
Eylül 2014

Hakan Özerdem

Threshold - Pilot In The Sky of Dreams

Gece, açık havada gezinirken iyi gider...
Eylül 2014

Hakan Özerdem

Bisiklet ve teknoloji kelimeleri bir araya geldiğinde…

İstanbul yaşantımın aksine, Antalya’da fazlasıyla bisiklet kullanıyorum. Yokuş azlığı, hava durumu, trafiğin daha rahat görünmesi (ama daha tehlikeli olması) gibi unsurlar beni Akdeniz kıyılarında iki tekere iterken, İstanbul’un yokuşlarında çoğu zaman motoru olan iki veya daha fazla tekerli vasıtaları tercih eder halde buluyorum kendimi. Sakın miskinliğime vermeyin, ayda ortalama 300 ile 400 km arası pedal çeviren birisi olarak kabullenemem. Neyse ben yazıma döneyim. Her bisiklet tutkunu gibi ben de, şöyle bir çanta alayım, aynakol ne varmış, o neymiş gibi sorularla internette gezinirken, belki de teknoloji ile bisiklet kavramlarının en iyi şekilde birlikteliğine rastladım.

  • 903
  • 903
  • 903
  • 903
  • 903
  • 903
Bisiklet Minimal isimli tasarım firması tarafından geliştirilmiş. İsmi ise Blackline, ve isminden de anlayacağınız üzere tamamen siyah bir bisiklet. Firmanın geçmişinde yaptığı tasarımlardan ikisini hemen ekleyeyim, Microsoft XBOX 360 ve Kinect Sensor tasarımları Minimal firması tarafından yapılmış. Blackline tasarımının uygulamaya geçirilmesinde ise Method Bicycle firması ile çalışılmış. Testleri ise Chicago şehrinin dondurucu soğuklarında, her tür yol koşulunda yapılmış. 26 inç lastikleri ile mümkün olan en az bağlantı noktası hedeflenerek rahat bir sürüşün sağlandığı Blackline her zevke hitap etmiyor gibi görünebilir ama özellikleri mutlaka ilginizi çekecektir.

LED far ve tutuş yerlerindeki aydınlatma renklerini telefonunuza ekleyeceğiniz bir uygulama ile seçebilirsiniz. Çantası tamamıyla su geçirmez ve dizüstü bilgisayarınız dahi güvenli şekilde taşınabilir. Belt drive özelliği ile geleneksel zincir kullanımında oluşabilecek donma gibi sorunlarla karşılaşmanız önlenmiş durumda. Modüler Rack sistemi ile dilerseniz bisikleti hız yapma amaçlı kullanabilir, dilerseniz de yük taşımak amaçlı kullanabilirsiniz. Ön taraftaki sepet de gayet kullanışlı bir uygulama olmuş. Bununla beraber bisiklete entegre edilmiş bir GPS çip ile herhangi bir kaybolma veya çalıntı durumunda bisikletin nerede olduğunu sadece telefonunuzdaki uygulama üzerinden bile bulmanız mümkün.

Gelin biraz da bisikletin tanıtım videosunu izleyelim. Sonra da sizi azad edeyim. ;)



Yazının orjinal hali ozerdem.com/haberler/bisiklet-ve-teknol... . adresinde yayınlanmaktadır.
Eylül 2014

Hakan Özerdem

Renk Teorisi hakkında ipuçları

"Renk teorisi nedir? " sorusunu kendinize soruyorsanız tasarım konusunda adımlar atmaya başlamışsınız demektir, yok "Renk Teorisi" kelimesinden bihaber iseniz de tasarım ile ilgili herhangi bir işi yapsanız bile, bir çok şeyi yanlış biliyorsunuz demektir. Her neyse, uzun lafın kısası bilinen ilk
Renk Teorisi kaynağı ilginç bir şekilde Goethe imzalı olsa da (bkz. Goethe on the Psychology of Color and Emotion by Maria Popova) bu konuyu derinlemesine araştırdığımızda renk algımızın gelişmesi için neler yapmamız gerektiğini düşünmeye başlarız.

Burada size uzun uzun renk teorisi anlatmama gerek görmüyorum, merak edenler sadece ilgili Google aramasıile ziyadesiyle kaynağa ulaşabilirler. Benim burada yazacaklarım sizin renk teorisi algınızı geliştirmek için bazı ipuçlarını barındırıyor.
Renk, bir tasarımcının çalışmasındaki temel ögelerin başında gelse de, bundan çok daha fazlasını ifade eder. Renk, tasarımı görenlerin duygularını da kontrol etme gücüne sahiptir. Renk algısı, aynı zamanda kültürel bir olgu halindeyken, bir tasarımcının/sanatçının renkler ile ilişkisi de onun ilerlemesindeki temel güç halini almaktadır. Bu yüzden kendi renk lisanınızı oluşturmadan önce renk teorisi konusunda temel algıları düzgün öğrenmek hayati önem taşır. Zira hayatımızın bir parçası olan renkler içinde yaşarken, bilinçaltımız biz farkına varmasak dahi nasıl hissetmemiz gerektiğini hemen algılayabilmektedir.
Dilerseniz önce kırmızı rengi ele alalım. Kırmızı bir uyarı tabelası gördüğünüzde aslında sadece kırmızı renk size bu tabelanın bir uyarı niteliği taşıdığını anlatır. İçeriğini okumamış, hatta tabelanın şeklini bile algılamamış olmanız halinde bile bilinçaltınızda olası tehlikeden haberdar olursunuz. Fakat farklı kültürlerde aynı renkler değişik manalar ifade edebilmektedir. Misalen Doğu Asya ülkelerinde kırmızı renk şans veya refah algısını yaratmaktadır.
Renklerin dilinde bir farklı yön de duygulara hitap etmesidir. Bir çok akademik araştırma değişik renklerin, değişik duyguları tetiklediğini ispatlamıştır. Örneğin sarı renk canlandırıcı ve neşelendirici bir etkiye sahipken, mavi renk dinginlik ve rahatlık duygusunu çağrıştırmaktadır. Kültürel farklılıkları tek başına yaşayabilen renkler, bir arada kullanıldıklarında oluşturdukları etkide ise kültürler arasında farklılık göstermemektedir. Uyumlu ve zıt renkler her kültürde aynıdır, ve kültürel değişiklikler etkilerinde bir fark yaratmazlar.
Temel renklerin "kırmızı, sarı ve mavi" olduğunu sanırım hepimiz biliyoruzdur. Bu renkler ile her renk elde edilebilmektedir, sadece dijital ortamda çalışırken tonları parlaklık ve doygunluk oranlarıyla değiştirme ihtimaliniz de bulunmaktadır. Bu tür uygulamalar için sizlere bazı ipuçlarını şöyle sıralamakta fayda var.
Esinlenmek
Her ne kadar ülkemizde (ç) alıntı hamleler "esinlenmek" olarak etiketlense de, tasarımcılar her daim bazı olgulardan esinlenirler ve bunun sonucu olarak zaman içinde kendi imzaları haline gelen renk uygulamaları ile karşımıza çıkarlar. Misal olarak sinema endüstrisine göz atalım. Resimde gördüğünüz kare Jean-Pierre Jeunet imzası taşıyan "Delicatessen" (Şarküteri) filminden alıntıdır. Kullanılan renkleri dikkatli incelersek, tüm Jeunet filmlerinde benzer renk tonlarının kullanıldığını görürüz. Aslında yönetmenin de tam olarak istediği budur. Jeunet filmlerinin atmosferleri her daim benzerlikler taşır, ister Alien Resurrection olsun, ister Micmacs à Tire-Larigot olsun temel algımızı etkileyen baş unsur renk kullanımıdır.
Işık Algısı
Ay ışığı aslında mavi değildir, ancak görsel algımız bize her daim oyunlar oynar. Gerçek hayatta gökyüzüne baktığımızda gri yüzeyli Ay, güneşten gelen beyaz ışığı direk olarak gözlerimize yansıtmakla meşguldür, ama sinemaya gittiğimizde aynı Ay bize genellikle mavi renk ile sunulur. Zira mavi renk dinginleştirici, sakinleştirici bir algıyı tetikler, tabii korku filmlerinde kırmızı görebildiğimiz Ay ise bize gerginliği çağrıştırır. Biz farkında olmasak da, renk kullanımı algılarımızda bir çok oynama yapma gücüne sahiptir.
Renk Jargonu
Photoshop ve benzeri bir çok yazılımda Sıcaklık (Temperature), Doygunluk (Saturation) gibi terimlerle karşılaşırsınız. Bu terimleri eğer tam olarak bilmiyorsanız maça 3-0 geriden başlamış gibi hissedebilirsiniz, zira renkler ile çalışacaksanız bu terimleri kullanmanız şarttır. Size burada sıcaklık (genellikle Kelvin derecelendirmesiyle belirtilir) ve doygunluk terimlerini örnek olarak vereyim.
Sıcaklık, bir rengin ne kadar sıcak veya soğuk olabileceğini belirler, misal restoran zincirlerinin logolarında (bkz Burger King vs) kullanılan renkler genellikle sıcak bir kırmızı olurken, mühendislik firmalarının logolarında daha soğuk renklere rastlayabilirsiniz. Doygunluk ise bahsi geçen rengin ne kadar oranda kullanıldığıdır. Televizyonunuzun renk ayarlarını yavaş yavaş siyah beyaza döndürdüğünüzü düşünün. Siyah beyaz formatına yaklaştıkça ekrandaki doygunluk oranını düşürmüş olursunuz.
Online Yardımcılar
Renkler hakkında araştırma yaptıkça renk ilişkileri ve renkler arasındaki uyumları daha da merak etmeye başlamanız doğaldır. Aslında temel olarak color chart tabir edilen bir çok kaynak işinizi görse de, kaynak ihtiyacınızı karşılamak için iki ufak ve gerçekten işe yarayan yardımcıyı sizlere söyleyeyim.
Biri Adobe Kuler. Bu online araç ile renk uyumlarını test etmeniz mümkün olmaktadır.
Diğeri ise ColorMunki. Bu uygulama ile de renk paletleri oluşturmanız ve görsellere ait renk paletlerini edinmeniz oldukça kolaylaşmaktadır.

Yazının orjinal metnine ozerdem.com/makaleler/renk-teorisi-hakki... . adresinden ulaşabilirsiniz.
Haziran 2014

Hakan Özerdem

Nike ve Distopik Futbol Reklamı

Cristiano Ronaldo, Wayne Rooney, Neymar Júnior, Zlatan Ibrahimović, Andrés Iniesta, David Luiz, Franck Ribéry, Tim Howard ve Ronaldo bir arada.


Temmuz 2013

Hakan Özerdem

Facebook gölge profilinizi yaratmış olabilir…

Facebook ve kullanıcı güvenliği hakkında bugüne kadar çeşitli eleştiriler yapılsa da, belki de bugüne dek en sıkıntı yaratacak konu ile karşı karşıyayız. Gölge profiller (shadow profiles) denilen olgu bir güvenlik açığı mı, yoksa Facebook tarafından yeni bir stratejik hamle mi onu tartışabileceğimiz kadar gerçeklik kazanmış bir konu bu.

“Gölge profiller gerçekten var mıdır?”
“Bana ait bir gölge profil var mıdır?”
“Bu zararlı bir uygulama mıdır?” sorularının tümüne “Evet” demek mümkün.
Facebook

Nereden çıktı bu Gölge Profil?

Yaklaşık 1.5 hafta önce Facebook tarafından 6 milyon civarı kişinin bilgileri bir hata sonucu yayınlanınca (bkz. ilgili haber) ortaya çıkan bu sorunu Facebook yalanlayamadı. Hatta şu adreste görebileceğiniz açıklamada henüz sorunun da ne olduğunu anlayabildiklerini ifade edememeleri daha büyük bir sıkıntı gibi görünüyor. Hatta bu bug biraz daha irdelendiğinde profilinizin yedeğini alırken bile gizli kalmasını istediğiniz bilgilerin gayet aleni halde göründüğünü belirtebiliriz. Dahası bu profil bilgileri yayınlanan milyonlarca kişinin de bu bilgileri Facebook sistemine eklemediği söylenmekte.

Neymiş bu Gölge Profil?

Sorun şu. Facebook üyelerinin kendisine vermediği, ama sistemin erişebildiği bilgileri de kendi sunucularında barındırıyor. Profilinize eklemediğiniz ama bir başka yerde sizinle ilişkilendirilmiş bir telefon numarası, mail adresi gibi bilgiler Facebook tarafından derleniyor ve size ait bir gölge profilde barındırılmaya başlanıyor. “Peki nereden bulunuyor bu veri?” derseniz, arkadaşlarınız ve onların arkadaşları işin içine geliyor. Mobil kullanıcılara “telefon listemden arkadaş bul” diyen Facebook bu telefon numaralarını da sistemine aktarıyor ve bulduğu profille ilişkilendirmeye başlıyor. Benzer durumlar ile diğer mail adresleriniz de işin içine ekleniyor tabi ki. Dahası mobil cihaz uygulamalarında da uygulama ile aldığı bilgileri sunucularında barındıracağını belirttiği bir kullanım sözleşmesi ile sizin de bu duruma karşı çıkmanıza yer bırakmıyor.

Endişelenmeli miyim?

Bu sistem ile Facebook üyesi olmayanların da gölge profilleri olması ihtimali gayet yüksek. Zira bir isimle ilişkilendirilmiş bir telefon numarası veya adres de aynı şekilde üye olan kişinin bilgileri gibi bir yerlede depolanabilir, ve gerekli görüldüğünde kullanılabilir. Amerika Birleşik Devletleri için hukuken sorun teşkil etmeyen bu uygulamanın da, Avrupa Birliği kanunlarına göre kullanıcı haklarının ihlali olarak görülebileceğini söyleyebiliriz.

Tahminen ve Facebook tarafından belirtilene göre 2011 yılının Ağustos ayından beri veriler toplanıyor, ancak iPhone için ilk Facebook uygulaması 2007 yılında üretildi, tabi arkadaş bulma özelliğinin iPhone ve Android uygulamalarına eklenmesi 2011 Ağustos’unu bulsa da, daha önceden veri alınıp alınmadığı bilinmiyor.
Endişelenmenizi gerektirecek bir olgu daha söyleyeyim. Facebook, Amerika’da kurulu olan Ulusal Güvenlik Ajansı NSA uygulaması olan PRISM sistemine üye olan 9 kuruluştan bir tanesi. Yani bu bilgilerin gerekli görüldüğü takdirde NSA yetkililerine teslim edileceğini gösteriyor.

Daha fazla bilgi: Facebook gölge profilinizi yaratmış olabilir… | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/facebook-golge-profilinizi-...
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Haziran 2013

Hakan Özerdem

Devlet ve Şiddet

Meşru müdafaa şiddet değildir.
ŞİDDET, 40 yıl rezalet ücretlere çalışmak ve emekli olup olamayacağını merak etmektir…
ŞİDDET, devlet tahvilleridir, soyulan emeklilik fonlarıdır, borsa sahtekârlığıdır…
ŞİDDET, konut kredisi almaya zorlanıp, ve sanki altınmışçasına geri ödemektir…
ŞİDDET, müdürün seni istediği zaman kovabilme hakkıdır…
ŞİDDET, işsizliktir, mevsimlik işçiliktir, sosyal güvenceli ya da değil, asgari ücrettir…
ŞİDDET, iş kazasıdır, patronların güvenlik harcamalarını kısmasından kaynaklanan…
ŞİDDET, aşırı çalışmaktan hasta olmaktır…
ŞİDDET, yorucu çalışma şartlarına dayanmak için vitamin ve depresyon ilacı almaktır…
ŞİDDET, bir meta olan iş gücünüzü yenilemek için gereken ilaç parası uğruna çalışmaktır…
ŞİDDET, rüşvet veremediğiniz için, korkunç hastanelerin basmakalıp yataklarında ölmektir…*
Yukarıda yazılanlar benim şairane sözlerim değil, Ege komşumuz Yunanistan'da İşçiler Genel Konfederasyonu tarafından 2008 yılında yapılan bir bildiriden alınma. Gerçekte şiddetin ne olduğunu, ve ne kadar içinde hapsolduğumuzu belirten bu sözlerle başlamak belki devlet ve şiddet bağlantısını ifade edebilmek için en iyi yol olacak.
DemokrasiReuters muhabiri D. Ruvic'in Ankara'daki müdahalelerde çektiği fotoğraf...
Şu bir gerçek, hayat yin ve yang unsurlarının bir bütünü gibi. Hele konu otorite olunca, otoritenin gücünü sergileyebileceği kötü çocukların da sahnede olması şart. Şirinler kasabasında Gargamel olmasa hangi bölümünde heyecan olurdu ki?
Aslında bu yaklaşımı en sert halde belirten kişi Foucault. Ona göre düzene uymayan, aykırı olan, deli ve suçlu olanlara ihtiyaç duyan bir devlet modeli var. Bu ihtiyacının da oluşacak terör karşısında gücünü göstererek gövde gösterisini yapmak ve kendi şiddetini haklı göstermek için olduğu net. Ama şu da var ki, devlet kavramının şiddet yoluna başvurabilmesi için önce karşıtlarından şiddet görmesi gerekiyor. Ters meyal verirsek şiddetle karşılaşmayan devletin, yaptırım gücü uygulama konusunda elinin zayıflayacağını söyleyebiliriz.
Şiddet sadece kolluk kuvvetleri tarafından uygulanıyor dersek de yalan söyleriz. Psikolojik yönden de şiddetle karşılaşıyoruz hayatın her anında. Televizyon reklamlarında, okuduğumuz haberlerde, özellikle tecavüz ve mobbing olaylarının yer aldığı haber bültenlerinde ve gazete sayfalarında gördüğümüz şiddet bize gündelik bir olaymışçasına anlatılabilirken, televizyon dizileri ve filmlerinde de şiddetle çözümü bulan onlarca kahraman aslında otoritenin ihtiyacı olan karşıt güçleri yaratmak için uygun bir zemin hazırlıyor.
Bize şiddetin tanımını bir türlü yapmayan otoritenin amacı nettir. Neyin şiddete dahil olup olmayacağını istedikleri zaman belirleyebilme gücüne sahip olmaları gerekir ki, hak arama yolları istedikleri zaman kısıtlanabilir olsun. Ama ne denirse densin, ailesinde, toplumda, okulda, karakolda, askeriyede, sokakta şiddetin en serti ile tanışmış insanların söylemlerini dile getirmek için bir parkta oturmaları şiddet değildir. Hele ki, yattıkları yerde kolluk kuvvetlerinin çadırlarına müdahele etmesi ve biber gazı uygulamasındaki pişkinliği de onların kendileri için meşru müdafaa eylemlerini şiddet olmaktan çıkartır. Ki meşru müdafaa kelimesi TDK sözlüğünde bile "Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini koruması" şeklinde tanımlanır. (Tabii bu tanım da her an değiştirilebilir.)
Aslına bakarsanız devlet ve şiddet arasındaki ilişki konusunda Engels'in eserlerinde bir çok bölümde değinildiğini görebiliriz. Marksist teori de bu konuyu ziyadesiyle incelemiştir. Marksist Teori mülkiyet kavramının, devletin örgütlenmesi için faydalı olduğunu, ve mülkiyetin de devletin zor kullanması yolu ile korunduğunu ifade eder. Bu ifadeyi de haklı çıkaranlar aslında bu teorinin karşıt görüşlüleridir, zira eleştirilerinde bile şiddet kullanmaya devam etmektedirler. Devletin şiddetinin ölçü ve şekli ise tarih boyunca kitlesel eylemlerin uyguladığı şiddet ile şekillenmiştir.
Ülkemizde şiddet kavramının ne düzeyde hayatımızda olduğunu sizlere anlatmak gibi bir niyetim yok. Zaten en alası ile özellikle son 1.5 aydır gerek medya kanallarından, gerekse sosyal medya üzerinden tanışmış haldeyiz. Tabii yıllardır süregelen şehit haberlerini de es geçmek cahillik olur. Ama 1 Mayıs eylemleri ile başlayan süreç ve Gezi Parkı Eylemlerinde doruk noktaya ulaşan şiddet uygulamaları, gerekçe ne olursa olsun, haklı bile olunsa kullanılan şiddetin bizi rahatsız etmesini, isyan etmemizi engelleyecek durumda değildir.
Kara leke gibi duran Gezi Parkı eylemlerinden edinilebilecek bir sonuç da şudur. PKK isimli terör örgütü ve yandaşlarının taşkınlık dolu eylemlerinin şiddet oranı her nasılsa kolluk kuvvetlerinin şiddet oranını ezmiş olacak ki, bir anda dün terörist denenler, bugün aktivisit ilan edilirken, Gezi Parkı eylemi esnasında sosyal medyada paylaşım yapanlar bile terörist ilan edilebilmektedir. Hatta Sayın Bakanlarımızdan birisi "Bu gece Taksim'e gitmek isteyenler, terörist olarak değerlendirilecektir" söylemi ile bize keyifli bir şaka yaparken, kendisine "o halde sorun yok, PKK'lı teröristleri karşıladığınız gibi karşılayacaksanız hemen geliyorum bakanım" diyerek şakasına ortak olduğumu belirtebilirim.
38 yaşındayım ve bir çok ismin siyasette yer aldığı dönemleri biliyorum. 5 yaşımda tanıştığım Kenan Evren'den 10 senedir muhatap olduğum Recep Tayyip Erdoğan'a kadar olan süreçteki kişilerin hepsinin de bir gün gündemden düşeceğini de. Ama unutulmayanlar ne yazık ki, halka karşı uygulanan şiddet eylemleridir. Gün gelecek Recep'ler, Tayyip'ler, Egemen'ler, Bağış'lar, Bülent'ler, Arınç'lar unutulacaktır, ama 1 Mayıs'lar, Roboski'ler, Uludere'ler, Reyhanlı'lar, Gezi Parkı asla, ama asla unutulmayacaktır.

Daha fazla bilgi: Devlet ve Şiddet | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/devlet-ve-siddet/#ixzz2wqcwttg0
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Haziran 2013

Hakan Özerdem

Diyanet internet konusunu anlamış, ama yanlış anlamış!

İlginç bir dönemdeyiz. Halka açılan parka, halkın girilmesine izin verilmiyor, faşizm ile anılan parti başkanı faşizmden yakınıyor, adaletin temsil ediyoruz diyenler işlerine gelmeyeni biber gazı manyağı yapıyor, ayakta duranlar içeri alınıyor derken bu hengameye sanırım Diyanet İşleri de karışayım demiş, aylık dergisinin Mayıs ayında internet, hackerlar ve benzeri konulara yer vermiş.

Yazıyı yazan kişiye saygım sonsuz, muhakkak ki bizden daha üst düzey bilgilere sahip olduğu konular vardır, gıkım çıkmaz da, anladığım kadarı ile internet hakkında okuduklarını henüz anlayabilmiş değil. Neden mi?

Gelin tek tek ele alayım gözüme batanları...
İnternetin yaygınlaşması aile üzerinde de etkisini göstermektedir. Nitekim halkımız arasında internet evliliklerinden bahsedilmektedir. İnternet üzerinden tanışmalar, ardından birbirini doğru dürüst tanımadan gelen evlilikler. Veya ailenin haberi olmadan kızın, erkeğin peşine gitmesi, her iki aileyi şok eden gelişmeler, oluşan problemli aile yapıları, neticede yıllarca süren küslükler.

Halkımız arasında değil, tüm dünyada internet evliliklerinden bahsedilmektedir. Bir çok insan gerek iş, gerek duygusal yönden internet üzerinden tanışabilirler ve bundan daha doğal bir durum yoktur. Aile içi şiddet bu kadar artmışken bir araştırma yapsanız da bu şiddet olaylarının yüzde kaçı internet üzerinden tanışanlar arasında olmuştur bir göz atsanız nasıl olur? Yoksa hüsranla mı karşılaşacaksınız? Benden söylemesi, nerede tanışıldığından çok, ilişkiyi ayakta tutmak için iki kişinin ne kadar emek verdiği, ailelerin ne derece yapıcı olabildiği önemlidir. Damadına küfreden bir kayınvalideyi de aynı sertlikte eleştirirseniz çok ama çok memnun olabilirim. Ne dersiniz?
Müstehcen mesaj ve görüntüleri yaymak da bir diğer ahlaki problemi oluşturmaktadır. İnternette gezinirken çocuğun ansızın pornografi, müstehcenlik, uyuşturucu, alkol kullanımı, çeşitli silahlar, bomba yapımı, kalpazanlık, hırsızlık yolları içeren sitelerle karşılaşması olağan bir durumdur. Ne yazık ki, gençlerimizin gönülleri ve dimağları kirletilmekte, gelecekleri karartılmaktadır. Ne var ki, bugün aşırı internet kullanımı özellikle gençlerin ve çocukların ruh sağlığını tehdit etmektedir.

Müstehcen görüntüler ile ilgili sizinle belki belirli noktalarda hemfikir olabilirim ancak şiddet, uyuşturucu gibi konularda interneti günah keçisi görmek gaflettir. Hiç haberleri izliyor musunuz diye sormak lazım sizlere. Hiç baktınız mı medyada yer alan haberlerde şiddet, tecavüz konuları nasıl ele alınıyor? Evet internet kötü amaçla kullanıldığında bir bela olabilir, ama sorun internette değil, kullanan zihniyettedir. İnternet kullanımını hedef almak sadece devekuşu misali kafamızı kuma gömmek şeklinde değerlendirilebilir.
Bilindiği gibi dinin hedeflerinden biri, şiddet değil, merhamet; bencillik değil, dayanışma ruhuna sahip insanlar yetiştirmektir. Ne yazık ki, bilgisayar oyunları bu anlamda olumsuz bir işlev görmektedir. Bunlar, çoğunlukla bencilliğe, adam öldürmeye, şiddete, nefrete teşvik etmektedir. Savaş oyunlarında çocuk öldürdüğü adam sayısınca puan almakta, dolayısıyla çocuğun zihninde insan öldürme normal bir davranış gibi algılanmaya başlamaktadır. Burada her şeyi mübah gören bir anlayış söz konusudur.

Bakın 3 yaşındaki oğlum her daim iPad üzerinde oyun oynayabiliyor. Ama ben de gidip zombili silahlı oyunlar oynatmıyorum kendisine. Yaşına uygun eğitici oyunları verdiğim için şu anda bir çok büyüğünden daha usta şekilde kendisini geliştirdi, ve algısında büyük değişmeler kat ettik. Olaylara neden böyle bakarsınız bilinmez, ama tekrarlıyorum. Sorun oyunda değil, ona yanlış oyunu sunandadır. Bu yüzden internet ve teknoloji konusunda bu kadar çekingen olmanız da yersizdir. Size düşen doğru yönlendirmeyi yapmaktır.

Yine oyunlar, kumara alıştırmakta, yabancı örf, âdet ve sembollerin propagandasını yapmaktadır. Bugün televizyon ve internet sayesinde her türlü bilgiye ulaşılmaktadır. Ancak bir bilgi kirlenmesinden de bahsedilmektedir. İnternette hedefsiz gezintiler, her türlü bilgi ve görüntüler, bilgilenmek şöyle dursun, insanın zihninin daha da karışmasına sebep olmaktadır.


Oyunları hedef alırken şu dizilere de el atsanız ya? Evlilik dışı ilişkiler, aldatma durumları, silahla beylik taslamalar bizim örf adetlerimizde var mıdır? Sarayda hatunlar göğüsler fora mı dolaşıyordu? Hani bunlar sizi rahatsız etmiyor da, sadece internette gördükleriniz mi rahatsız etmektedir?

Bugün internet ortamında birçok hak, hukuk ihlalleri olabilmektedir. Örneğin başkasının kredi kartının numarasını alıp onunla alışveriş yapmak, virüs gönderip bilgisayar çökertmek, yabancı dosyalara girip bilgi aşırmak, illegal dosyalar yükleyip insanları suçlu duruma düşürmek, her türlü program, yazılım, kitap, müzik vb. ürünleri ilgililerin izni olmadan kullanmak, kendi kimliğini gizleyerek başkalarının onur ve şerefi ile oynamak. Yine başkalarının özel hayatı ile ilgi bilgileri çalmak, bunları topluma ifşa etmek veya şantaj amacıyla kullanmak. Ne yazık ki bunlar, günümüzde yaşanan olaylardır. Oysa özel hayatın ifşa edilmesi, İslami edep ve adap açısından yasak fiillerdendir. İnternet ortamında insanlar hakkında yapılan yalan yanlış haberler ve iftiralar yayılmaktadır. Bu, büyük bir vebaldir.


Hack olayını savunacak değilim. İzinsiz bir sisteme girmek suçtur, bunu da kabul ederim. Ama ne yazık ki, bugünlerde bu hack olaylarıyla ortaya çıkan belgelere, kayıtlara, dökümanlara bakınca bu konularda da bir iki kelam buyurmanızı istirham eylesem nasıl olur? Onca yolsuzluk belgesi gün ışığına çıkarken neden konuşmadınız? Üniversitelerdeki, YÖK konusundaki ve benzeri bir çok kurumdaki sorunun ortaya çıkması konusunda siz ön ayak olsanız da, iş hackerlara kalmasa? Yani illa hak aramak için hack yapmak mı lazım diyor insan kendine!

Sonuç olarak bir şeyler okumuş ve anlamışsınız, ama yanlış anlamışsınız. Ne sosyal medya, ne de internet bir bela değil. İnsanların sosyalleştiği, işlerini yürüttükleri, haberleştikleri, bilgi edindikleri internet ortamını bu denli dar açıdan görmeniz bile yazınızdaki mesnetsizliği belirtir halde.

Daha fazla bilgi: Diyanet internet konusunu anlamış, ama yanlış anlamış! | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/diyanet-internet-konusunu-anlamis-ama-yanlis-an...
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Haziran 2013

Hakan Özerdem

Twitter neden bir bela? Gezi Parkı Eylemi ve Twitter istatistikleri!

Sosyal medya, özellikle Twitter otorite tarafından bir "BELA" olarak adlandırılıyorsa boşuna değil. Otoritenin işine gelmeyeni dışlamak, kötülemek gibi alışkanlıklarını zaten biliyoruz, ama nedense üstünde durulmayan neden Twitter için bu amansız BELA tanımlamasının yapıldığı.
İşim gereği bu tür konuları araştırıp müşterilerime verdiğim eğitimlerde örnekler halinde anlatmak gibi bir halde olduğumdan bu Gezi Parkı Eylemleri ile Twitter ilişkisini araştırmamam imkansızdı. Dahası bu ilişkinin, Arap Baharı olayları ile ilgisinin üstünde durulsa da, bizde sanki bir şeyler değişikti.
Gezi Parkı Eylemleri ve Haber Kaynağı Olarak Twitter
Önce ilk detayla başlayalım. Raporlara göre Gezi Parkı içinden en az bir tweet yollayan kişi sayısı 15000. Yani Gezi Parkı eylemleri esnasında eylemcilerin bilgi sağlamak konusunda sürekli kullandıkları araçların başında Twitter yer alıyor.
Monkey Cage (bkz. kaynak) tarafından yapılan bir araştırmaya göre bu bilginin yayılması hali de daha önce İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri'nde düzenlenen eylemlerdeki mesajların yaygınlaşma grafikleri ile benzer özellikler göstermekte. %1 oranındaki kullanıcı herhangi bir mesajı retweet etmiyor, direk kendisi bilgi kaynağı olarak tweet yolluyor.
Ayrıca bu bilgi kaynağı kişilerin takipçi sayılarından Twitter ve Sosyal Medya kullanımı konusunda aktif olduklarını tahmin etmek zor değil. Tabii onların çevreleri de bu tür kişilerden oluşuyor, ve retweet edildikçe yolladıkları mesajların ulaştığı kitleler inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Konu ile ilgili istatistik bilgisi aşağıda yer almaktadır.
Twitter
İspanya'da düzenlenen "indignados" eylemi ile yapılan bir karşılaştırmada, haber kaynağı olan bu kitlenin direk eriştiği takipçi sayısının ülkemizdeki eylemlerde çok daha yüksek olduğu görülüyor. Ayrıca eyleme katılanların Twitter kullanma oranı İspanya'daki eylemde %7 oranındayken, Gezi Parkı eyleminde bu oran %31 olarak karşımıza çıkıyor. Haber kaynağı olan kişilerin bir kısmı Twitter'da popüler olan kişilerden, sanatçı veya tanınmış isimlerden oluşuyor, ancak İspanya eylemlerindeki oran %66 iken ülkemizde bu oran %59'da kalıyor.
Twitter üzerinden bilgi paylaşımında ilk 3 gün retweet eden tekil kişi sayısı daha stabil görünürken, 3. günün sonunda Anonymous ve ona bağlı hesapların da "occupygezi" desteği ön plana çıktıkça İngilizce paylaşımların sayısında yükselme görülmüş.
Twitter
Gezi Parkı Eylemi ve Arap Baharı Eylemi Karşılaştırması
Devamlı olarak Arap Baharı benzetmesi ile yaftalanan Gezi Parkı Eyleminin Twitter kullanımı açısından Arap Baharı ile uzaktan yakından alakası olmadığını şöyle ispatlayabiliriz.
Mısır'da olan eylemde gönderilen Twitter mesajlarının Mısır içinden gönderileninin oranı sadece %30 iken, Gezi Parkı eylemi esnasında gönderilen Tweet mesajlarının Türkiye içinden gönderim oranı %90 ! Bir detay daha ekleyeyim. Bu gönderilen mesajların da %50'si 3G ve WiFi erişimlerinin kısıtlandığı durumlara rağmen İstanbul'dan gönderilmiş. Aşağıdaki haritada eylemler esnasında Twitter kullanımındaki yoğunluğu görebilirsiniz.
Twitter
Ayrıca bu bağlantıdaki videoda İstanbul'da Gezi Parkı Eylemleri esnasında Twitter kullanımının nerelerde yoğunlaştığını inceleyebilirsiniz.


Sonuç olarak Gezi Parkı Eylemlerinin, Arap Baharı olaylarındaki gibi dış mihraklar tarafından kontrol edildiğini söylemek teknik olarak imkansızlaşmaktadır. Gezi Parkı Eylemi ve Twitter ilişkisi de Türkiye'de artık geleneksel medya karşısında Sosyal Medya olgusunun ne denli güçlü şekilde ayağa kalktığının bir ispatı şeklindedir.
Medya kuruluşları penguen belgeselleri yayınlamaya devam ettikleri sürece, yeni medya alanlarının kendilerini yok etmesine göz yummaktan başka bir şey yapmayacaklardır.

Daha fazla bilgi: Twitter neden bir bela? Gezi Parkı Eylemi ve Twitter istatistikleri! | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/twitter-neden-bir-bela-gezi-parki-eylemi-ve-twi...
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Haziran 2013

Hakan Özerdem

Twitter nasıl manipüle ediliyor?

Sosyal medya ve belası Twitter üzerinde her olan bitenin gerçek olup olmadığını kestirmek artık imkansızlaşırken Twitter'da trend olan başlıkların, binlerce kez retweet edilebilen hesapların, bir anda fenomen gibi görünen onbinlerce takipçili kişilerin nasıl da ortaya çıktığını öğrenmek ister misiniz?
İşim gereği sosyal medya üzerinde atılabilecek taklaları ben de ister istemez öğreniyorum. Bu tür durumları müşterilerime asla tavsiye etmesem de, karşımızda bu işlemlerin de yoğun şekilde kullanıldığı gerçeğini de yadsımak hayalperestlik oluyor. Jargonda "black hat" denen bu teknikleri kullananların da sayısı hiç de az değil. Hatta siyasi partilerin de bu işlere giriştiklerini söylemek mümkünden öte!
Şimdi gelin size Twitter üstünde neler yapılabildiği hakkında bazı ipuçları vereyim.
Follow / Unfollow (Takip Et / Takibi Bırak) Tekniği
Genellikle karşılıklı takipleşme başlıklarında Black Hat tekniği kullanan hesaplar hedef hesapları takip etmeye başladıklarında takipçi listesinde en üstte görünerek sizin de onları takip etmenizi hedefliyorlar. Siz takip etmeye başladığınızda ise sizi takip etmeyi bırakıyorlar. En masum tekniklerden birisi olan bu yolu otomatikleştiren yazılımların olduğunu söyleyeyim.
Sahte Hesaplar
Bazı yazılımlar, proxy ve otomatik email adresleri açan sistemlerin desteği ile binlerce sahte Twitter hesabı açmanızı sağlayabiliyor. Bu hesapların gerçek görünmeleri için erkek / kadın ayrımlarından, otomatik üretilebilen biyografi yazılarına, cinsiyete göre fotoğraf eklemelerine kadar detaylı işlemleri yapabilen bu yazılımlar ile saatler içerisinde onbinlerce hesap açmanız mümkün.
Bu hesapları herhangi bir kullanıcıyı eklemek, retweet etmek, spam olarak bildirmek amaçlı kullanabiliyorsunuz diyerek diğer manipülasyonlara geçelim.
Sahte Hesaplar ile Retweet
Kontrol edilen binlerce sahte hesap ile bir kullanıcının söylediklerini tüm bu hesaplara retweet ettirebiliyorsunuz. Trend haline gelen bir çok hashtag için sıklıkla kullanılan bu yönteme rastlayabilirsiniz.
Sahte Hesaplar ile Fenomen Yaratma
Sahte hesapların bir kullanıcıyı takip etmesi ile Twitter tarafından da ilk başta farkedilemeyen sahte fenomenler karşımıza çıkabiliyor. Bu yolla kullanıcının tweetlerinin daha popüler kabul edildiği de bir gerçek.
Sahte Hesaplar ile Spam Bildirisi
Sahte hesap kullanıcısının istemediği veya kasıtlı olarak karşı çıktığı söylemleri yapan kişilerin hesaplarına spam bildirisi yapılarak, hedef alınan kullanıcıların hesaplarının kilitlenmesi söz konusu olabiliyor.
Otomatik Takip Sistemleri
Üyeleri arasında otomatik takipleşme işlemi sunan internet siteleri ve benzeri sistemler bulunuyor. Bu şekilde kullanıcının takipçi sayısının artışı sağlanabiliyor.
Bu işlemler hakkında detaylı bilgi vermek etik değil, zira eleştirdiğimiz bir olgunun nasıl yapılabileceğini bilsek de, kimsenin bu işlemleri yapması için burada bilgi paylaşımı yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum.Özellikle Twitter kullanıcılarının bu hileleri farketmesinin zor olduğunu da belirteyim. Bu yüzden sosyal medyada dikkatli olmanızı tavsiye etmekten başka yol yok. Zaten kurumsal olarak sosyal medyada yer alıyorsanız, sosyal medya danışmanlığı hizmetinin size yararlarını tahmin edebiliyorsunuzdur sanırım.

Daha fazla bilgi: Twitter nasıl manipüle ediliyor? | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/twitter-nasil-manipule-ediliyor/#ixzz2wjzatuhd
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Mayıs 2013

Hakan Özerdem

Sosyal medya bugün neleri kaldırmıyor?

30 yaş üstü erkekler başta olmak üzere çevremdeki bir çok arkadaşımın paylaşımları bazen beni derinden etkilerken, bazıları da kahkahalarıma sebep oluyorlar. İyi veya kötü sosyal medya özgürlük anlamına gelse dahi bu mecranın da bazı yazılı olmayan kuralları var ve hepimiz zaman zaman bu kuralları çiğniyoruz.
Gelin birlikte neler günümüzde çevrenizdekileri rahatsız ediyormuş, bir göz atalım.
Kimse telefonunuzu tekrar kaybetmenizle ilgilenmiyor!
Çok görüyorum, "telefonumu kaybettim, numaraların hepsi silindi, lütfen numaranızı yollar mısınız?" mesajlarını. Hatta bunun bir adım ilerisi de numaranızı yorum alanına ekler misiniz? ricası oluyor. Yapmayın yahu. Telefonlar akıllı oldukça siz mi üşengeçleştiniz? Bugün en dandik telefonda bile listeyi bir yerlere aktarma opsiyonu var, onu kullanın. Yok beceremiyorsanız, bir zahmet edin de telefon kayıtlarınızı bir yere yazıverin.
İnsanların emeklerine biraz saygılı olun!
Bir çok kişi görüyorum, antin ve kuntin resimlerin üstüne saçma bir yazı yazıp, altına da kendi isimlerini ekliyorlar. Aslında bunlar biraz samimi olanları, kendilerine güvenemeyenler genellikle Can Yücel, Ömer Hayyam, Dadaloğlu vb isimleri ekliyorlar ki, birileri sadece isimden dolayı bu şiirimsilere paye versinler. Yok efendim, eğer bir fotoğrafçının resmini sosyal medyada paylaşıyorsanız, bu kişinin ismini ilgili bir alanda paylaşmanız size negatif değil, pozitif etki eder.
Dünyanın derdi siz değilsiniz!
Çevrenizdeki insanlar o anda olan bir depremden, ölümden bahsederken, kendiniz için önemli olan Voleybol Federasyonunun zırt maçına atadığı tırt hakem kimsenin umrunda değildir. Hele de siz bu paylaşımınızı saatte 15 kere yapıyorsanız sadece komik olursunuz. Eğer ilgi çekici olmaksa derdiniz, gündemde olan konu üstüne yazdığınız farklı bir yorumla ortaya çıkmayı deneyin. Biraz daha şansınız olabilir.
İlişkinizdeki sorunlar kimsenin derdi değil!
Yok tartıştınız, yok ayrıldınız, yok seviştiniz, yok barıştınız. İyi de bize ne? Zaten yakın dostlarınız herhangi bir anınızda yanınızda olurlar, ama sosyal medyada, hele de Twitter aleminde sizi takip edenlerin ilişkinize duyduğu ilgi, basurunuza duyduğu ilgi kadar olacaktır. Ne siz fenomensiniz, ne de onlar fan club üyeleri...
Gece dışarı mı çıktınız? Ay ne hoş!
İyi eğlendiniz mi bari? Hani onlarca da fotoğraf çektiniz ve yüklediniz sosyal medyaya. Facebook albümünüzde de bunlar duruyor. İyi de 7 TL'lik bira içip, dinlemek için ayrıca ücret ödemediğiniz o grubu herkes gidip görüyor. Farklı olan veya bakılmasını istediğiniz ne ola ki? Tamam anlarım, bir konsere gidersiniz, onu eklersiniz sosyal medyaya da biz de keşke orada olsaydık deriz, ama hem kendi gecenizin resimlerini koymanız artık banal, hem de kimse ilgilenmiyor emin olun.
Özel konularınız özelde kalsa nasıl olur?
Hemoroid tedavinizi Facebook'da paylaşmıyorsanız, ilişkilerinizdeki tartışmaları da genele taşımamanız doğal olmalıdır. Ama dostlar bizi kavgada görsün tadında bir derdiniz varsa buyrun, bizde de engelleme veya listeden çıkarma şekli var. Bakın söylüyorum, Twitter'da DM, Facebook'da mesajlaşma alanı boşuna konmadı. Biraz saygı...
Çektiğiniz fotoğraflara illa efektler eklemek zorunda değilsiniz...
Biz sizi olduğunuz gibi kabul etmişiz zaten, üstelik kıçıkırık bir telefonla çektiğiniz fotoğrafa 50 efekt ekleseniz de o kadrajınız yamuk farkında mısınız? Bir de artık ne yediğinizi çekip durmasanız? Tamam anlarım bir yemek yaparsınız, özel bir şeydir, onu da paylaşırsınız da, Burger King'de yediğiniz hamburgerin nesi, ne kadar özel olabilir sizce? Hem diyetime zararlı, hem de artık cılkı çıktı inanın ki.
Kendi resimlerinizi arkadaşlarınızın duvarlarına eklemenin alemi nedir?
Yahu biz gelip evinizin duvarına kendi fotoğraflarımızı mı asıyoruz. Nedir bu etiketleme hastalığı? Çok kişi görsün istiyorsanız, çok kişinin bakacağı bir şeyi bulun ve paylaşın, insanların duvarlarını kirletmeyin, bakın Allah adı andım.

Daha fazla bilgi: Sosyal medya bugün neleri kaldırmıyor? | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/sosyal-medya-bugun-neleri-kaldirmiyor/#ixzz2tuq...
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Mayıs 2013

Hakan Özerdem

Jailbreak'lemek veya Jailbreak'lememek!

Apple markası teknolojik ürünlerini birer moda akımına döndürmesi ile çoğunluğun talep ettiği bir trend yakaladı. iPhone ve iPad gibi iki lider ürünü de, hem benim ihtiyaçlarımı tam karşılaması, hem de Android'e göre daha fazla uygulama desteği ile yanımdan ayırmadığım iki unsur halindeler. Tabii bu durumda da, bir çok arkadaşımın "abi kırılıyomuş bu", "uygulamayı ücretsiz indiriyomuşun" gibi yaklaşımlarına açıklama getirmekten uzak kalmayı tercih ettiğimi de belirteyim.
Öncelikle şunu söyleyeyim, teknolojik ürünleri devamlı yenilemekle uğraşan, sistemin bağımlısı kredi kartı borçlusu tiplerden değilim. Kullandığım telefon iPhone 3 GS, sadece tabletim "The New iPad" olarak adlandırılan cihaz. Bu iki cihazın da standart yazılım desteği beni kesmediği için ise "Jailbreak" denen işlemi tercih ettiğimi belirtmem lazım.Öncelikle "Jailbreak" (piyasada ceylbırek diye duyuyorsunuz genellikle) nedir onu biraz izah edeyim.
Apple prensip olarak, ve cihazın optimum performansla çalışmasını gerekçe göstererek iOS kullanıcılarının cihazlardaki değişiklik seçeneklerini sadece kendi sundukları ile sınırlıyor. Misal olarak arka plan resmini değiştirebilirken, ikonları değiştiremiyorsunuz. Buna benzer "tweak" denilecek ayarları yapabilmek için ise ortaya "Jailbreak" denen kırma işlemi çıkmış durumda. Jailbreak ile cihazınızda daha önce olmayan bir çok özelliği kullanır hale gelebiliyorsunuz.
Kendi cihazımdan örnek vermem gerekirse Winterboard desteği ile cihazımın görünümünü değiştirirken, Unrestrictor ile 3G ile bağlantı izni olmayan uygulamaları WiFi desteksiz kullanabiliyor, MultiTunes ile farklı iTunes kurulumlarından düzenlemelere girip, iCaughtU ile de cihazıma izinsiz girmeye çalışanların fotoğraflarını mail adresime göndertebiliyorum.
Çeşitli konularda geliştirme imkanları sunan Jailbreak ile bir şey daha yapabiliyorsunuz ki ücretli uygulamaların korsan versiyonlarını bulabileceğiniz uygulamaları da cihazınıza kurabiliyorsunuz. İşte bu noktada iş tamamen kullanıcının vicdanına kalmış durumda. Zira Jailbreak her ne kadar ülkemizde bu işlem için tercih edilse de, aslında bu durumu tasvip eden bir yaklaşımda değil.
Apple 2010 senesinde Jailbreak konusunda açtığı davayı kaybettiğinden beri bu işlem yasadışı olmaktan çıktı. Her ne kadar bu durum 2014 senesinin sonlarına kadar sürecek olsa da, ileri dönemlerde de değişecek gibi görünmüyor. Ama şu durumları izah etmekte fayda var.
  • Jailbreak işlemini cihazınızda yapmış olmanız sizin için yasadışı değildir, ancak Jailbreak işlemini cihazınıza uygulayan yetkili veya yetkisiz şahıs ve firmalar yasadışı işlem yapmış görülmektedir. (bkz. kaynak)
  • Jailbreak işlemi yapılmış cihazlar garanti kapsamı dışında tutulur. Aslına bakarsanız bunu aşmanın da yolu cihazınızda bir sorun gördüğünüzde direk olarak cihazı sıfırlayıp iOS'u yeniden kurmanızdır. Bu durumda cihazda daha önce Jailbreak işlemi yapılıp yapılmadığı anlaşılamamaktadır.
  • Jailbreak işlemi ile beraber korsan uygulama indirmek yasadışıdır. Apple AppStore üzerinde satışı yapılan uygulamalardan %30 komisyon almakta, geri kalan %70'lik kısım uygulama üreticisine kalmaktadır. Apple bu hakkının korunması konusunda da oldukça titiz davranmaktadır.
Sonuç olarak Jailbreak işlemini uygulamak tamamen sizin tercihiniz, ancak telefon edip, mesaj göndermekten ibaret bir mobil kullanıcı vizyonunuz varsa gereksiz maceraya atılmanıza gerek yok. Cebinizdeki iPhone ve elinizdeki iPad standart haliyle de haydi haydi işinizi görecektir.


Daha fazla bilgi: Jailbreak’lemek? Ya da Jailbreak’lememek… | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/jailbreaklemek-ya-da-jailbreaklememek/#ixzz2tt3...
Under Creative Commons License: Attribution