Bilmek istediğin her şeye ulaş
Mayıs 2014

Şadu bu yanıtı beğendi:

Bekareti önemser misiniz?

Ne ilginçtir 18 yaşını görünce "iş öğrensin" diye büyükleri tarafından ellerinden tutulup çok açık olacak ama "karıya götürülen" "milli olduğu" için sırtına vurulan erkeklerimizin kadınların bekaretini tartışması... Gerçi genel olarak bekaret diye sorulmuş ama bekaret denilince nedense ilk kadın gelir akla, çünkü temiz olması gereken kadındır erkeğin elinin kiridir böyle şeyler, ama kadın namustur, helaldir... Komik değil mi bu kadar büyük bir sorumluluğun sadece tek bir cinsin üzerine yüklenmesi ve diğer cinsin bundan hiç sorumlu olmaması... Kadından bekaret adı altında ellenmemişlik isteyen erkeklerimiz; sizin elledikleriniz kim Allah aşkına? Ya sizin el değmemişliğiniz?
Mayıs 2014

Şadu bir yanıta alt yorum yaptı

teşekkür ederim
Depersonalizasyon bozukluğu, kişinin bedeninden ve düşüncelerinden bağlantısı kopmuş veya ayrık hissetme dönemleriyle dikkati çeker. Bozukluk bazen, kendinizi bedeninizin dışından gözlemliyor gibi veya bir rüyadaymış gibi hissetmek olarak tarif edilir. Depersonalizasyon beyin hastalığı ve nöbet bozuklukları dahil başka bozuklukların belirtisi de olabilir.

Tedavi arayışına giren çoğu depersonalizasyon hastası, bozukluğun kendinden çok depresyon veya anksiyete gibi belirtiler hakkında endişelidir. Birçok vakada belirtiler zaman içinde geçer. Ye genellikle bozukluk sürüyorsa veya nüksediyorsa veya belirtiler kişiyi özellikle üzüntüye sokuyorlarsa ihtiyaç duyulur.
İhtiyaç duyulduğunda tedavinin amacı bozukluğun başlamasıyla ilişkili bütün baskılara hitap etmektir. En iyi tedavi yaklaşımı bireye ve belirtilerinin şiddetine bağlıdır ama büyük olasılıkla aşağıdaki tedavi yöntemlerinin birleşimidir:
  • Psikoterapi: Ruhsal ve duygusal bozukluklar için bu çeşit terapi çatışmaların iletilmesi ve sorunlara yönelik iç görünün cesaretlendirilmesi için tasarlanmış psikolojik teknikleri kullanır.
  • Bilişsel terapi: Bu terapi işlevsiz düşünme kalıplarının değiştirilmesine odaklanır.
  • İlaçlar: Dissosiyatif bozuklukların kendilerini tedavi etmek için hiçbir ilaç yoktur. Ama aynı zamanda depresyon veya anksiyeteden mustarip dissosiyatif bir bozukluğu olan kişi antidepresanlar veya anksiyete karşıtı ilaçlar gibi ilaçlarla tedaviden faydalanabilir.
  • Aile terapisi: Bu çeşit terapi aileyi bozukluk ve sebepleri hakkında eğitmeye ve aile üyelerinin nüksetme belirtilerini fark etmelerine yardımcı olur.
  • Yaratıcı terapiler (sanat terapisi, müzik terapisi) : Bu tedaviler hastanın düşüncelerini ve hislerini güvenli ve yaratıcı bir şekilde keşfetmesini ve ifade etmesini sağlar.
  • Klinik hipnoz: Bu, yoğun gevşemeyi, konsantrasyonu ve odaklanmış dikkati değişmiş bir bilinç veya farkındalık durumu elde etmek için kullanarak insanların bilinçli zihinlerinden saklanabilen düşünceleri, hisleri ve anıları keşfetmelerini sağlar.
Birçok hasta için depersonalizasyon bozukluğundan tam olarak iyileşmek mümkündür. Bozukluğa ilişkin belirtiler sık sık kendiliklerinden veya kişinin belirtileri tetikleyen stres veya travmayla başa çıkmasına yardım eden tedaviden sonra geçer. Ama tedavisiz başka depersonalizasyon nöbetleri gerçekleşebilir.
Mayıs 2014

Şadu bu yanıtı beğendi:

Depersonalizasyon'un tedavisi var mıdır? Kronikleşme ihtimalinin epey yüksek olduğu söyleniyor. Bu rahatsızlığın üstesinden gelmek için ne yapmak gereklidir?

Depersonalizasyon bozukluğu, kişinin bedeninden ve düşüncelerinden bağlantısı kopmuş veya ayrık hissetme dönemleriyle dikkati çeker. Bozukluk bazen, kendinizi bedeninizin dışından gözlemliyor gibi veya bir rüyadaymış gibi hissetmek olarak tarif edilir. Depersonalizasyon beyin hastalığı ve nöbet bozuklukları dahil başka bozuklukların belirtisi de olabilir.

Tedavi arayışına giren çoğu depersonalizasyon hastası, bozukluğun kendinden çok depresyon veya anksiyete gibi belirtiler hakkında endişelidir. Birçok vakada belirtiler zaman içinde geçer. Ye genellikle bozukluk sürüyorsa veya nüksediyorsa veya belirtiler kişiyi özellikle üzüntüye sokuyorlarsa ihtiyaç duyulur.
İhtiyaç duyulduğunda tedavinin amacı bozukluğun başlamasıyla ilişkili bütün baskılara hitap etmektir. En iyi tedavi yaklaşımı bireye ve belirtilerinin şiddetine bağlıdır ama büyük olasılıkla aşağıdaki tedavi yöntemlerinin birleşimidir:
  • Psikoterapi: Ruhsal ve duygusal bozukluklar için bu çeşit terapi çatışmaların iletilmesi ve sorunlara yönelik iç görünün cesaretlendirilmesi için tasarlanmış psikolojik teknikleri kullanır.
  • Bilişsel terapi: Bu terapi işlevsiz düşünme kalıplarının değiştirilmesine odaklanır.
  • İlaçlar: Dissosiyatif bozuklukların kendilerini tedavi etmek için hiçbir ilaç yoktur. Ama aynı zamanda depresyon veya anksiyeteden mustarip dissosiyatif bir bozukluğu olan kişi antidepresanlar veya anksiyete karşıtı ilaçlar gibi ilaçlarla tedaviden faydalanabilir.
  • Aile terapisi: Bu çeşit terapi aileyi bozukluk ve sebepleri hakkında eğitmeye ve aile üyelerinin nüksetme belirtilerini fark etmelerine yardımcı olur.
  • Yaratıcı terapiler (sanat terapisi, müzik terapisi) : Bu tedaviler hastanın düşüncelerini ve hislerini güvenli ve yaratıcı bir şekilde keşfetmesini ve ifade etmesini sağlar.
  • Klinik hipnoz: Bu, yoğun gevşemeyi, konsantrasyonu ve odaklanmış dikkati değişmiş bir bilinç veya farkındalık durumu elde etmek için kullanarak insanların bilinçli zihinlerinden saklanabilen düşünceleri, hisleri ve anıları keşfetmelerini sağlar.
Birçok hasta için depersonalizasyon bozukluğundan tam olarak iyileşmek mümkündür. Bozukluğa ilişkin belirtiler sık sık kendiliklerinden veya kişinin belirtileri tetikleyen stres veya travmayla başa çıkmasına yardım eden tedaviden sonra geçer. Ama tedavisiz başka depersonalizasyon nöbetleri gerçekleşebilir.
Mart 2014

ŞaduMemuriyet konu başlığını takip etmeye başladı.

Memuriyet

Memur, devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse, görevli. Bir işle görevlendirilmiş olan, yükümlü. Arapça emir veya emr kökünden gelmekte olu...

Şubat 2014

Şadu bir yanıt verdi.

Şubat 2014

ŞaduDr. Özge Mergen kişisini takip etmeye başladı

Dr. Özge Mergen, Psikolog, @drozgemergen

ozgemergen.com

Şubat 2014

ŞaduEvren konu başlığını takip etmeye başladı.

Evren

Evren ya da Kâinat, uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Pozitif bilimler açısından evren, gök cisi...

Şubat 2014

Şadu bu yanıtı beğendi:

Film izlemekteki amacınız nedir?

Bir amacım yok, bazen amaçsızca bir şeyler yapmak istersin ya ben de film izliyorum o anlarda . Daha kötü şeyler yapmamak için. Belki de yapmak istediğim bütün saçmalıkları , hataları ve maceraları orada gördüğümden film izliyorumdur kim bilir.
Ocak 2014

ŞaduMakina (Makine) Mühendisliği konu başlığını takip etmeye başladı.

Makina (Makine) Mühendisliği

Makine mühendisliği, temel fizik prensipleri ve malzeme teknolojileri kullanarak mekanik sistemlerin tasarım, analiz, imalat ve bakımı ile i...

Aralık 2013

Şadu bir yanıt verdi.

Arşive eklenebilecek iyi filmler hangileridir?

1. A clockwork orange(başrol oyuncusu bir harikadır.)
2... requiem for a dream(aranofsky e hayran olmamı sağlayan film. Tekrar tekrar izlenilesi çarpıcı ve tek kelimeyle muhteşem bir film.)
3.la guerre du feu(ilk insanları ve ateşin o dönem neandertal insanı için önemini anlatan harika bir film)
4. Once were warriors(aile içi şiddet i ve ilgisizlik yüzünden dört bir yana dağılmış çocukları anlatan güzel bir yeni zellanda filmi.)
5.the butterfly effect(bir kelebeğin kanat çırpması büyük kasırgalara sebep olabilir... Hayatımızdada yapılan ufak tefek seçimler geriye kalan bütün yıllarımızı etkiler. O ufak değişiklik bir yanda saygın ve zengin bi adama sebep olabilecekken diğer yanda evsiz bir adama sebep olabilir.etkileyici bir film.)
6.amelie(harika bir müzikal)
7.meditarreno(enfes bir akdeniz filmi)
8.into the wild. (özgürlük üzerine gerçek bir hikayeden uyarlanan harika bir film)
9.american beauty(genç bir kıza duyulan hayranlık ve arzunun bir adamı kabuğundan çıkarması)
10. Átame! (bir pedro almodovar filmi.antonio banderas başrolde... Kadın erkek ilişkileri üzerine güzel bir film)
11.mutluluk(izlediğim en iyi türk filmi.)
12.oldboy. (anlatılmaz yaşanır demek istiyorum)
13.mary and max(yalnızlık ve iletişimsizlik üzerine kurulu harika bir animasyon)
14. V for vendetta. (guy fawkes maskesi takan ve adalet arayan bir adam. Harika repliklere sahip harika bir film)
15. Black(hint yapımı dram filmi. Çok etkileyicidir.)
16.american history x(ırkçılık üzerine harika bir film. Edwart norton başrolde)
17. Bütün charlie chaplin filmleri özellikle the great dictatör de bu listeye girebilir. .
Aralık 2013

Şaduİlişki konu başlığını takip etmeye başladı.

İlişki

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin u...

Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

Evren hakkında en şaşırtıcı şeyler nelerdir?

Bu belgesel oldukça çarpıcı bilgiler içeriyor konu ile ilgili:
Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

İnsanları değişime iten en büyük neden ne olabilir?

Hali hazırda kullandığımız yöntemler, yeterince beklemiş ve artık karşılanması gereken bir ihtiyacı (örneğin başarı, romantik ilişki, kendini ifade etme, vs.) karşılamaya yetmediğinde, bu ihtiyacın karşılanması yani değişim için içsel bir enerji ortaya çıkar.. O zaman kimimiz bu enerjiyi sağlıklı bir şekilde ihtiyacı karşılamaya yönlendiririz ve değişim gerçekleşir.. Kimimiz de bu enerjiyi içimizde tutarız ve o zaman çeşitli psikolojik rahatsızlık belirtileri ortaya çıkabilir.. Öfke patlamaları, sürekli kendine kızma kendini eleştirme, aynı döngüde sıkışıp kalma bunların arasında sayılabilir..
Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

Kendini sürekli bir insana bağlamak, o olmadığı zamanlarda mutsuz olmak, bakışını, gülüşünü, öpüşünü kendi kendine sürekli hatırlayıp üzülmek. Sizce bunlar ne kadar normal? Nasıl geçer?

Bunlar normal... Birine aşık olduğumuzda onunla iç içe geçmek yani hep yanında olmak, aynı şeyi düşünmek, fiziksel olarak yakınlaşmak, bakmak, aynı duyguları hissetmek isteriz... İç içe geçmek ilişkileri başlatmak ve sürdürmek için gereklidir ve sağlıklıdır... Bunu bir ritim dahilinde yaparız... Bir iç içe geçer bir ayrışırız... Bunu dans etmeye benzetebiliriz... İç içe geçince sevilmek, ilgilenilmek, eğlenmek, paylaşmak gibi ihtiyaçlarımız karşılanır... İhtiyaç karşılandığında ayrışır, hayatımızın diğer alanlarına yönelir ve oradaki ihtiyaçlarımızı takip ederiz... Sonra zamanı gelince gene iç içe geçeriz ve tekrar ayrışırız... Burada sorulduğu gibi hep iç içe kalmak istiyorsam anlamam gereken şeyler var demektir... Ya sağlıklı bir iç içe geçme yaşanamıyor yani ihtiyacım bu kişiyle türlü sebeplerden karşılanamıyordur; ya da benim ayrışınca gideceğim iş, aile, hobiler gibi yaşam alanlarım yeterli değildir...
İhtiyacımı karşılayan şekillerde iç içe geçebilmeyi öğrendiğimde ve kendi yaşamımda beni besleyecek farklı alanlar yaratabildiğimde bu denge kurulur ve kendime sürekli onun bakışını, gülüşünü, öpüşünü hatırlatmak ihtiyacı hissetmem...
Aralık 2013

Şadu  bu yazıyı beğendi:

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -1-

İnsan ruhu ve psikolojisi yıllar boyu sayısız kişi tarafından incelenmiş ve büyük saygı duyduğum Freud amca tarafından da oldukça güzel tanımlamalarla -hele ki teknolojinin yetersiz kaldığı bu alanda ve o tarihlerde bile- bir harita haline getirilmesi başarılmıştır. Freud sonrası dönemde bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen, insanlık tarihi ilerledikçe eldeki vaka ve dataların çoğalması sayesinde daha temeli sağlam kuramlar varoldu. Bu yeni kuramlardan bazılarını okuma fırsatı buldum. Kişisel (amatör) meraklarımdan birisi de; insan psikolojisi ve psikanaliz. Bu yüzden bu alanda okuyabildiğim kadar kitap okumaya ve araştırma yapmaya çalışıyorum. Kişilik Bozuklukları ile ilgili olarak okuduğum son kitaplarda 1926 doğumlu James F. Masterson'ın bu konudaki çalışmalarını açıklayabilmek için yaptığı bazı tanımlamalar ilgimi çekti. Bu tanımlamalar çocukluk dönemini ve insanların hayatlarının sonraki dönemlerinde de bu küçüklük yıllarındaki edinimler ile kurdukları ilişkileri ve bu ilikişlerdeki problemleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Yine Freud döneminde olduğu gibi eldeki yegane veriler, hayatlarında problem yaşayan insanlar ve anlattıkları. Masterson da kendi yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri kitaplarında bazı haritalar çıkararak ve bu haritalar eşliğinde tedavi ettiği danışanlarının ona verdikleri bilgiler ile yazıya geçirmiş. Bu yazımda; ilgimi çeken ve insanlar tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşündüğüm bu modeli, özellikle önemli kişilik bozukluklarından sayılan Borderline (Sınırda Kişilik) ve Narsisizm üzerine nasıl açıkladığını anlatmak istiyorum. Uzmanlık alanım psikoloji ve psikiyatri değil ve bu konuda yazdıklarımın sadece okuduklarımdan çıkarımlarımın bir özeti olduğunu ve bu hassas konularda uzmanların daha bilgilendirici olacağını burada yeniden belirtmem gerek. Neden bu konuda bir yazı yazdığımı merak edenlere de, kişisel merakım ve araştırma özelliğim yanıtını vermiş olayım. Bu girizgahtan sonra yazıma fiilen başlıyorum.

İnsan bilinci anne karnında başlayan macerasına algısı tam açık olarak yıllarca devam eder ve beynin en önemli görevi, geri döndürülemeyen zaman kavramını desteklercesine bedenin/kişinin büyürken yola devam etmesini sağlamaktır. Yaşanan olaylar ne olursa olsun beyin temelden başlayarak binayı yıldan yıla yeni katlar çıkarak inşaa eder. Betonun sağlamlığını düşünmez ama bir şekilde bu inşaatın devam etmesi gereklidir. O yüzden yanlış giden bir şey varsa kişinin bunu tam anlamlandırmasına olanak vermeden derme çatma desteklerle (savunma mekanizmaları) de olsa işi yürütür. Amacı sadece bilinci ilerletmek ve yaşama devam etmektir. Bu yüzdendir ki, kişiliğin oluştuğu ve inşaatın temelinin atılığı çocukluk yılları çok önemlidir. Özellikle ilk 5-6 yıllık dönem bizlerin tüm hayatında kuracağı ilişkilerde sececeği yöntem ve yönelimleri belirleyen yıllardır. Bu yıllarda, süreler net olarak sabit olmamakla birlikte çocuk farklı dönemler geçirir ve bu dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatırsa kişiliği ve kendiliği oluşacak olan çocuk; hayatının ilerleyen yıllarında da bu kendilik ve kişilik bilinci ile sağlıklı bir yaşam sürebilir (elbette ki mental sağlıktan bahsediyorum). Bu dönemleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:
  1. Ortak Yaşam Evresi (Sembiyotik)
  2. Ayrılma-Bireyleşme Evresi (18-36. Ay arası)
  3. Ego Gelişimi
  4. Nesne Sürekliliği
Bu evrelerden ikincisi ise kendi içinde daha önemli 4 ayrı alt evreye ayrılmaktadır. Bu evre ve alt evreleri o kadar önemlidir ki, kişinin geleceğinde kuracağı tüm ilişkileri etkileyecektir. Bu alt evreler:
  1. Farklılaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 3. ve 8. ayları)
  2. Uygulama (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 8. ve 15. ayları)
  3. Yeniden Yakınlaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 15. ve 22. ayları)
  4. Nesne Sürekliliğine Giriş
Peki bu önemli dönemi sağlıklı olarak atlatamayan bireye ne olur? Bir çok şey olabilir ve yaşamında sayısız problem, mutsuzluk yaşayacağı tepkiler/savunmalar geliştirir ama en önemli sorunlardan ikisi Borderline ve Narsisizm kişilik bozukluklarıdır. Mükemmel anne ve mükemmel çocuk olmadığından birçoğumuz aslında bu dönemden kaynaklı problemler yaşarız ancak bu problemlerin dereceleri vardır. En uç noktada ise Narsisizm ve Borderline bozuklukları gelişmektedir. Bunlar elbettte ki uzmanlık gerektiren konular ancak ben okuduklarımdan aklımda kalan çarpıcı bazı bilgileri aktarmak ve belki de bazılarınızda farkındalık yaratabilmek adına buraya not düşmek istedim.

Çocuk bu evrelerden Ayrılma-Bireyleşme alt evresinde emekleme ve yürümeye başlamanın da destekleyici etkisi ile yeni deneyimler yaşamaya istekli bir halde ara ara anneden uzaklaşarak ama annenin hep orada olduğunu da bilmek isteyerek bazı denemelerde bulunur. Emekleyen çocuğun biraz ilerleyip anneye bakması ya da düştüğünde veya canı yandığında benzer şekilde anneye dönmesi de bundandır (buradaki çok basit örnekler sadece olayı somutlaştırmak için verilmiştir, olay bunların çok daha ötesindedir). Bu küçük denemeler anne tarafından gerekli desteği görmez/göremez ise ve hele bir de üzerine annenin; çocuğun bireyleşme ve ayrılma çabalarına karşılık kendini geri çekerek, tehdit ederek, sözlü veya bedensel taciz ve şiddet ile yanıt verirse çocuk bu en önemli evreyi tamamlamaktan vazgeçecek ve hayatının bundan sonraki evresinde asla kendilik ve bireyleşmesini tamamlayamayacaktır. Kendiliğe veya bireyleşmeye dair attığı her adımda ise terk depresyonunu tadacak, bu depresyondan kaçmak için de savunmalarını dışavuracaktır. James amcamızın Kendilik Üçlüsü dediği şey tam da burada ortaya çıkar. Yani bu problemlerle boğuşan bireyler, kendiliklerini her aktive etmek istediklerinde, altta yatan Terk Depresyonu ortaya çıkacak ve bununla başedemeyen kişi savunma mekanizmaları ile kendiliğinden hızla uzaklaşarak bu döngüyü başa saracaktır.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Önemli not: Resimde en alttaki ok da sola bakıyor olmalıydı, yanlış çizmişim, özür dilerim.

Yine bu önemli oluşum evrelerinde çocuk, parça birimden tüm birime doğru bir nesne geçişi gösterir (kendisini parçadan tümlüğe doğru tanımlama). Ancak bu evredeki aksaklık, çocuğun nesne birimi olarak kendini parçalara ayırmasına ve tamamlanmamasına neden olur. Aynı dönemde, paralel olarak, egonun da iyi ve kötü olarak birleşip gelişmek yerine bölünmüş olarak kalması yüzünden de çocuğun egosu ve kendi parça birimleri arasında sağlıksız bir denge ve destek oluşur. Artık çocuk kendisini ikiye bölmüştür. Bir tarafı kendiliğini oluşturmak ve bireyleşmek isterken, bunu engelleyen anneye uymak için diğer tarafı; kendini engelleyen, söz dinleyen, pasif, boyun eğici, gerilemeyi destekleyen bir hal alır. Bu özet tanımı biraz daha açmam gerekirse, ego; Haz İlkesi ve Gerçeklik İlkesi ile ikiye bölünmüş halde kalırken, çocuğun bilinci de 2 adet Bölünmüş Nesne İlişkileri Birimi'nin etkisinde kalır. Bu 2 nesne birimi de farklı duygulardan beslenirler ve yönetilirler ancak birbirinin neredeyse aynı yapıdadırlar. Bunlardan GNİP (WORU) - Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi ve ÖNİP (RORU) - Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi olarak; parça kendilik temsili, parça nesne temsili ve bu ikisi arasındaki duygulanım aktarmaları ile ayakta kalırlar ve aşağıdaki özellikleri gösterirler.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)
Özellikle ÖNİP ile Patolojik Haz Egosu arasında bir ilişki vardır ve Patolojik Haz Egosu sürekli ÖNİP'i destekleyerek kişiyi bağımlı, pasif, boyun eğici kendilik içerisinde kalmaya zorlar. Sonuç olarak kişi ne zaman kendiliğini ortaya çıkarmak istese;
  • Kötü
  • Terk Edilmiş
hisseder. Bu duygunun karşısında da tahtıravellinin diğer tarafındaki
  • Gerçekliği İnkar Et
  • Kendine Zarar Ver (Savunma)
  • Bedel Öde ve İyi Hisset
duyguları ile gider-gelir. Çocuğun içindeki 2 fantezi imge bu durumu gerçeklemektedir. Kendilik iddiası olmayan, bundan dolayı sevilip ödüllendirilen çaresiz çocuk ve annenin geri çekilmesine yol açan, yetersiz, şeytani, kötü imge. Çocuk hem üzülen, hem cezalandıran olmuştur. Hayatı boyunca da tüm yakın ilişkilerinde bu iki uç arasında gidip gelecektir.

Yazı serimin ilkini burada tamamlıyorum. Ancak yazının daha anlaşılır hale gelmesi için yukarıdaki bazı terimleri daha anlaşılır halde aşağıya not düşüyorum.
  • Nesne, Nesne Sürekliliği, tam tanımını becemesem de, çocuğun kişilik, bireyleşme ve dünyayı ve kendini nesne olarak görebilme kapasitesi anlamında kullanılıyor diyebilirim.
  • Nesne İlişkileri Birimi derken, aslında çocuğun nesneleştirmek istediği konulardan bahsediyorum. Yani İç bilinçteki elemanlar, intrapsişik (içruhsal) aktivitelerdeki temsiller gibi nesneleştirilmek istenen şeyler için kullanılmakta.
  • Simbiyotik Evre, çocuğun annesi ile ortak bir bütün olarak yaşadığını sandığı, kendisini annenin bir parçası sandığı evreyi temsilen kullanılmakta.
  • ÖNİP (Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel ödüllendirici tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). ÖNİP'te ödüllendiren nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
  • GNİP (Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel olarak çocuğu geri çeken tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). GNİP'te çocuğun geri çekilmesini sağlayan nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

Tanrı’nın var olup olmadığı meselesiyle Evrim Teorisi’nin nasıl bir ilişkisi bulunmaktadır? Tanrı’nın varlığını rasyonel olarak temellendirmeye çalışan tasarım deliline, Evrim Teorisi tehdit oluşturmakta mıdır?

Aslında hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Ama evrim teorisi, insanın suda yaşayan bir tek hücreliden itibaren geçirdiği aşamaları açıkladığı için "dinlerin" öne sürdüğü Adem'in cennetten kovulup yeryüzüne sürgün edilmesi ve dolayısıyla yeryüzündeki ilk insan olması ya da kabul edilmesi doktrinine ters düşmektedir. Sadece evrim teorisinden yola çıkarak tanrı var ya da yok diyemezsiniz, ki evrim teorisinin amacıda bu değildir zaten; ha peygamberlere iman kapsamında düşünürseniz belki o zaman İslami kurallar dışına çıktığınız için Müslümanlığınızdan şüphe edebilirler. Ama bu da Tanrı'nın varlığını ya da yokluğunu değiştirmez, sonuçta bu bir inanç meselesidir; inanıyorsan vardır, inanmıyorsan yoktur... İnanıyorsan, ister bir kapsamında Tanrının varlığını kabul edersin, ya da onu hiçbir kalıba sokmadan Tanrı olduğu için inanırsın... Unutmamak gerekir ki, dinler Tanrı kavramının ya da Tanrılar'ın insanlar tarafından bir kalıba sokulmak istenmesiyle ortaya çıkmışlardır.
Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

Bir film yapımcısı tam olarak ne yapar?

Yapımcı, genelde sinemadan anlamayan, okumayı sevmeyen, fakat parası olan adamdır. Sinopsis denen şey (filmin tüm hikayesinin başı ve sonu dahil bir paragrafta anlatıldığı yazı) okumayı sevmeyen yapımcılar için üretilmiştir. Yapımcı parayı verir ve yönetmenin işine karışır. Senaryonun finalini beğenmez, yönetmenin sahneyi çekişinden hoşlanmaz... Tabi bunların hepsi genellemeler belki dünyanın bir yerlerinde şeker gibi yapımcılar vardır kim bilir? Fakat yönetmen yapımcı gergibliği Hollywood'da da vardır, Türkiye'de de. İtalyan korku üstadı Dario Argento kendisiyle yapılan bir röportajda İtalya'da film çekmeyi sevdiğini söyler ve çünkü diye ekler İtalya'da Hollywood'daki gibi her işine karışan, filminin finalini beğenmemyen yapımcılar yoktur.
Belki de o şeker gibi yapımcılar İtalya'da kümelenmiştir.
Aralık 2013

Şadu bu yanıtı beğendi:

Limit yok filmindeki haptan nerede bulabilirim?

Matrix'deki kırmızı ve mavi hapları satan eczaneden mutlaka alabilirsiniz.
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Eğitim

4308 Kişi   643 Soru

Bilgisayar

2614 Kişi   443 Soru

Sinema

3227 Kişi   300 Soru

İnsan Davranışları

3807 Kişi   962 Soru

Girişimcilik

3655 Kişi   361 Soru

Öğrencilik

2324 Kişi   123 Soru

Kişisel Gelişim

2051 Kişi   155 Soru

Önyargı

220 Kişi   20 Soru

Fedakarlık

121 Kişi   1 Soru

İngilizce

788 Kişi   107 Soru

Çocuk Gelişimi

334 Kişi   115 Soru

Varoluş Hakkında

2884 Kişi   1061 Soru

Psikoloji

2880 Kişi   966 Soru

Zeka

896 Kişi   94 Soru

İnsan İlişkileri

1032 Kişi   129 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2187 Kişi   590 Soru

Mühendislik

782 Kişi   66 Soru

İlişki

198 Kişi   86 Soru

Makina (Makine) Mühendisliği

201 Kişi   48 Soru

Evren

96 Kişi   60 Soru

Memuriyet

94 Kişi   23 Soru

Psikoterapi

143 Kişi   63 Soru