Bilmek istediğin her şeye ulaş

Rasih Uğur Uyanık, 

Mimar

Mimar Rasih Uğur Uyanık inploid.com'da 7 soru sordu, 176 soru yanıtladı ve 74 takipçisi var.

Çar - 15:06

Rasih Uğur UyanıkMerhaba Ben Mimar kişisini takip etmeye başladı

Merhaba Ben Mimar, Mimar, @merhababenmima

Haziran 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Türkiye mimarlık gündemini hangi dergi, blog, web sitesi ve baska platformlardan takip edebilirim?

Mimarlık haberleri, güncel projeler için,
arkitera.com
mimarizm.com
Proje yarışmaları için,
kolokyum.com
tasarimyarismalari.com
Malzemeler için,
raf.com
Proje tipleri, geçmiş dönem projeler, şirket portfolyoları için,
arkiv.com
Online dergiler,
xxi.com.tr
yapidergisi.com
betonart.com.tr

Bir de bunlardan farklı olarak,
tr.arcbazar.com/

bir alıntı ile ne olduğunu tarif etmiş olayım
"Kitle Kaynak modeli 2005'ten beri ortaya çıkan yeni bir model. Tüketiciye sunulan hizmetin yine tüketici tarafından verilmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu modeli mimari bir yarışma platformuna nasıl entegre ettiniz?
Aslında Kitle Kaynak kullanımında iki taraf var: İşi "arz" edenler ve işe "talip" olanlar. Bizim kitle kaynak modeliyle anladığımız, işi arz edenlerin birden çok proje edinebilmesidir. Bu şekilde tarif edilen kitle kaynak kullanımı tabii ki mimarlıkta öteden beri "Yarışma" adı altında var. Amacımız, daha adaletli olacağını düşündüğümüz yarışma modelinin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve daha evvel bu metottan yararlanamayan küçük ölçekli projelere sanal ortamda fırsat verilmesidir. Yani arz edenler, sadece büyük kurum kuruluşlar, belediyeler vs. değil; ev sahipleri, kirada oturanlar, küçük işyeri sahipleri vs.dir.Arcbazar.com ile herkesin yarışma açmasına olanak sağlamak istiyoruz – kitle için kitlenin tasarlaması (architecture for the crowd by the crowd!)."
Söyleşinin tamamı da aşağıdaki linkte...


arkitera.com/soylesi/850/arcbazar
Mayıs 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Özgüven nasıl kazanılır?

Birkaç gün önce karalamıştım ki,"kelime anlamını ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum ama varlığını 16 yaşında fark ettim, 21 yaşında ise bir parçam olduğunu anca anladım. Hal böyleyken 7 yaşında bir çocuğa özgüvenli olması gerektiğini nasıl öğretebilirim ki."
Böyle bir şey aslında özgüven. Varlığı, potansiyeli kendiliğinden keşfedilene kadar telkin, tavsiye, yöntemlerle kurcalanmaya çalışılsa bile tam anlamıyla fayda sağlamayan bir enerji kaynağı.
Kazanılmasına yardımcı olacak en iyi yöntem şahit olmak sanırım. Önce taklit ederek, sonrasında kişiselleştirerek, doğası gereği ucu bucağı olmayan yükselen bir grafik elde edilebilir.
Nisan 2017

Rasih Uğur Uyanık  yeni bir  gönderide  bulundu.

HER ŞEYDEN HİÇBİR ŞEYE "Giovanni Papini - Bitik Adam s.25-27"

biryudumkitap.com/hakkimizda.html
Bilenler biliyordur."e-posta kutunuza her sabah 5 dakikada okuyabileceğiniz en iyi hikâye ve roman pasajlarını gönderen bir servistir. " diye tarif ettikleri, marifeti ilginenlere sundukları basit, tadımlık bir sürprizden ibaret.

Aşağıdaki az önce mailime gelen alıntı ise, nacizane inploid kullanıcılarının tanımı olmuş gibi geldi bana. Bu vesile ile@serkan,@hakank teşekkür de etmiş olayım.

Ne öğrenmek istiyordum? Ne yapmak istiyordum? Bilmiyordum. Ne bir program ne de bir rehber: Net hiçbir fikir yok. Oradan, buradan; doğudan, batıdan; derinden, yüksekten. Sadece bilmek, bilmek, her şeyi bilmek. (İşte beni mahveden sözcük: Her şey!). O zamandan beri azla ya da yarısıyla asla yetinmeyen insanlardan birisi oldum. Ya hep ya hiç! Ve hep her şeyi istedim -hiçbir şey eksik olmasın, gözden kaçmasın, dışta kalmasın! Eksiksizlik ve tamlık; başka arzu edilecek hiçbir şey yok sonrasında! Yani son, hareketsizlik, ölüm!

O zamanlar her şeyi öğrenmek istiyordum ve nereden başlayacağımı bilmediğim için kitapçıkların, ansiklopedilerin, sözlüklerin yardımıyla bilginin peşinde oradan oraya sürüklenip duruyordum. Ansiklopedi benim en büyük hayalim, en değerli idealimdi; kitapların en büyüğü ve en kusursuzuydu. İçinde, en azından vaatler ve görünüş itibarıyla, her şey bulunuyordu. Her çeşit insan, şehir, hayvan, bitki, akarsu ya da dağ ismi kayda alınmış, sınıflandırılmış, açıklanmış ve resmedilmişti.
Ansiklopedi her soruya uzun uzadıya arama gerektirmeden, çabucak yanıt veriyordu. Ben bütün kitapları bu sonsuz denize dökülen nehirler, o büyük şarap fıçılarını sularıyla dolduracak üzüm salkımları, tüm ağızları ve açlıkları doyuran ekmek olma yolunda öğütülecek, yoğrulacak buğday taneleri misali canlandırıyordum hayalimde.
Kendimi kendi ellerime bırakmış hâlde, ergenliğin ölçüsüz ve doymak bilmez iştahıyla beni aydınlatacak, doyuracak kitaplar arıyordum her yerde. Bazen el yazması büyük kütüphane kataloğunu didik didik ediyor, sonra gelişigüzel, tuhaf, gereksiz aptalca kitapları istiyor ya da hırsla diğer kitapların isimlerini verebilecek kitapçıklar arıyor ve kitapların arka kapağında ya da ön yüzündeki sayfalarda bulunan listeleri ve vitrinlere konulan yahut dergilerde bahsedilen kitap isimlerini mutlu bir sabırsızlıkla not ediyordum.
Yeni bir kitap ismi benim için bir keşiften çok gerçek bir fetih gibiydi ve onlardan büyük koleksiyonlar oluşturuyor, en iyi şekilde düzene sokmaya çalışarak isimlerini pek çok uzun kitapçığa tekrar tekrar kopyalıyordum. Kitabın ismi hoşuma giderse kütüphaneden hemen istiyor, sonra bu kitaptan tanımadığım diğer kitap isimlerini, bilgilerini topluyordum ve bu böyle sürüp gidiyordu. Ama bütün bu araştırmalar ve biriktirmeler yetmiyordu; çoğu zaman öğrenme isteği ve ihtiyacı duyuyordum ve hangi kapıyı çalacağımı bilemiyordum. İşte böyle durumlarda ilahî ansiklopediler imdadıma yetişiyordu ve aradığımı bulduğum vakit büyülü cildin sayfalarını karıştırmaya devam ediyor ve az önce bilmediğim bir sözü, bir bilgiyi bulmanın verdiği daimî coşkuyla her satırını okuyordum.
Bir ermiş nasıl biricik Tanrı’nın derinliğinde boğulur ve her hassas ayrıntıyı unutmaya çalışırsa ben de yavaşlamak istediğim anda bana yeniden istek ve hırs veren o bilgelik denizine dalıyor ve orada kayboluyordum.
Ansiklopedileri kullandıkça ve onlarla uğraştıkça ben de bir ansiklopedi yazma isteğine kapılmıştım. On beş yaşımda böylesine arzu dolu bir kafayla bu işin kolay olacağını düşünüyordum. “Her şevi bilmek istiyorum ama hatırlamak için her şeyi okuyup yazıya çekmem lazım, ” diye düşünüyordum. “Bu kadar uğraşacaksam bunu salt kendim için yapmamalıyım. Hem başkaları için bilgi toplarken ben de daha iyi öğrenir ve daha iyi hatırlarım. ”
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık  bu yazıyı beğendi:

SELLUKA

1477
Egenin limon kokulu yasemin çiçeği olan selluka hem ezgisiyle hem de anlamıyla çoğumuzun kalbinde münhasır bir yer edinmiştir. Eylül geldiğinde açan eylülün hüznüne inat sevdiği dala sarılan bir çiçektir selluka. Çoğu aşk şarkısına yer edişide bu yüzdendir herkes sevdiğinin selluka sarılışından bir özlem edinmiştir kendine.Selluka zor bir çiçektir, bir bakıma sevdalı bir gencin bekleyişini anımsatır. Zordur bu çiçeği yaşatmak, tohumunu alacaksın, çürütmeden koruyacaksın. Sonra mevsimi geldiğinde toprağa dikecek, her gün çıktı mı, boyu uzadı mı, çiçek açtı mı diye nöbete duracaksın. Karşıyaka ve selluka takıntılı çok egeli vardır aramızda bende araştırdım bu nazlı çiçeği bir yorumda ne de güzel anlatmıştı paylaşmak istedim :'İlkbaharda geçirgen, kumlu, humuslu ve de yanmış doğal gübre ile hazırlanan toprak harç doldurulmuş saksılara tohumları dikmek, toprağı sürekli nemli tutmak (asla ıslak değil) aslında uzun ve sabır isteyen bir yolculuğun başlangıcıdır. Saksıları, yakıcı güneşten ve rüzgardan uzak bir yere koymuş ve tohumları çimlendirmeyi başarabilmişsen, sürgünün sarılacağı bir çıtada 50 cm kadar boylanması, haziran ortalarını bulabilir. Sabırlı olacaksın! .. Boylanma 50 cm kadar olunca; selluka kızı, daha büyük bir saksıya ya da bahçenin yukarıdaki koşullara uygun, tercihen güneye bakan bir yerine, şaşırtmak gerekir. Birinci yaz sonuna kadar selluka kızın serpilmesini seyretmekle yetineceksin... İlk yıl, o güzelim çiçeklerini görmeyi hayal etme...

Sonbaharda havalar soğumaya yüz tutunca kök çevresine saman veya benzeri bir malzemeyle doğal örtü oluşturmak ve selluka kızın taze gövdesini bir çuval ya da hasırla sarmak, soğuk çarpmasından korumak gereklidir. Dedim ya, kızımız çok nazlıdır...

İlk kışı atlatmış iseniz, önünüzdeki yaz sonu için heveslenebilirsiniz. Havalar ilkbahar sonlarında ısınmaya başlayınca, genç ve nazlı kızımız yeni sürgünlerini vermeye başlar. Özenle gübrelemeye ve dikkatle sulamaya devam... Güçlenip, çıtalara veya pergolelere sarılmaya başladıysa doğru yoldasınız demektir. Ağustos oldu hala çiçek yok, demeyiniz. Eylüle doğru kızımız ilk çiçeklerini verecek, sizi mutlu edecektir. Özenli bakımın, sellukanın gövdesi ağaçlaşıncaya kadar devam etmesi ve kışın dondan korunması şarttır...'
Böyledir selluka yetiştirmek başta bir heves sonrasında ise muazzam bir tutku ve aşk..


'Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk sende de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan'

kentyasam.com/izmirin-kaybolan-kokusu-y...
Bu güzel kokuyu gelecek nesillerin tatması ve asla kaybolmaması dileğimle. .
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

archdaily.com/554661/long-museum-west-bu...

Galerideki resimler de açıklamaya destek olsun o vakit
Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Long Museum West adlı yapıda iki yarım tonoz birbirini nasıl destekliyor?

Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

Anlaması, olsa tarifi zor bir ödev olmuş. Kavramlar üzerinde konuşarak başlamak da fayda var sanırım ve tabi ki tüm söylem "ben olsam" dan öteye pek gidemeyecek. Soyutlama araçlarının en etkili eskizdir. Mevcut herhangi bir hacmi tefrişleri veya sınırları ile soyutlaştırdığımızda, eskizini yaptığımızda, stilize ettiğimizde bir yerlere ulaşabiliriz gibi geliyor. Işık bize bir ipucu verebilir belki. Işığın mekan içindeki yaratacağı sanal sınırla, bize doğal fonksiyon alanları veya birbiri içinde mekan sınırları tanımlayabilir diye düşünmeye başlasak mı?
Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Mimarlık 1.sınıf öğrencisiyim. Hocamız bir küpe mekan soyutlaması yapın dedi. Nasıl ilerleyebilirim?

Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimarlık bölümünde hazırlık dönemini en verimli şekilde nasıl geçirebiliriz?

Ben hazırlığı atladım ama çevremdeki hazırlık sınıfından gözlerimle ve benim birinci yıl tecrübelerim şöyle umarım çok emir verir gibi olmamıştır ve yararı olur, çevre edinin, hiç bir çıkar elde etmek amacıyla değil, insan sosyal bir canlı olduğu için yani paylaşacak insanlarımız oldukça ve paylaştıkça mutluyuz. Ayrıca çıkarı olacak insanlardan da çevre yapın ve daima aranızı iyi tutun. Etik değil falan diye düşünmeyin cidden yetişkinlerin dünyası çok pismiş ve lise sonda henüz mini mini bir bebekmişiz. Arkadaş edinmekte zorlanıyorsanız bir aktivite ortak nokta aracılığı ile kendinizi açabilirsiniz.

Rahatlıklarınızı kırın yani sınırlarınızın dışına çıkın; utandırılmaktan, rezil olmaktan, çirkin gözükmekten, reddedilmekten, dalga geçilmekten korkmayın, girişin, deneyin. En büyük pişmanlıklar yaşanmış şeyler değil yaşanılabilecekken yaşanmamış anlardır.

Bu yıllar kişiliğinizin oturacağı son yıllar bundan sonra nasıl biriyseniz büyük oranda öyle kalacaksınız ve ilerde değişikilik yapmak gittikçe zorlaşacak bu yılı değiştirmek istediğiniz veya yapmaya başlamak istediğiniz şeylere bir yatırım yapmakla geçirin.

Programınızı doldurun. Hazırlık dönemi boşlayınca girdap gibi oluyor zamanı yutup hızlıca geçebiliyor. Kategori olarak bir vücut aktivitesi bir beyin aktivitesi bir sosyallik aktivitesi bir de bireysel aktivite edinin.Kuluplere katılın. Bir müzik aleti, bir el işi, bir hobi edinin. Bir spor dalına başlayın. Bir dans kursuna, bir meslek kursuna, diksiyon kursuna yazılın gibi gibi

Üst sınıfları yakaladığınız gibi dersler, okul, hocalar, ortam hakkında bilgi edinmeye çalışın. Daha önce hiç girmediğiniz bir yarıştasınız artık kimse başladığını belli eden bayrak sallamıyor bittiği belli eden korna çalmıyor gizli bir yarış : P sizi nelerin beklediğinin farkında olursanız yıkılmanız çok daha zor olur ve bir adım önde olursunuz demektir.

Bunların dışında üniversite cidden çok güzel birşey, kampüsün imkanlarından olabildiğince faydalanmaya çalışın, kütüphane, havuz, sağlık kontrolleri, rehberlik... İyi dostluklar ve üniversiteli olmayı daha yakından tadabilmek için yurtta kalmanızı tavsiye ederim. Evi parası olan herkes tutabiliyor ama üniversite yurdunda sadece üniversiteye giren kalabiliyor ne kadar ayrıcalıklı düşünsenize.(ayrıca biz öğrenciler evlere çıkmaya devam ettikçe devlet yurt yapmıyor farkında mısınız, kendi kuyumuzu kazıyoruz pahalı evlere çıkıyoruz)

Kampüste etrafınız anlaşabileceğiniz insan dolu neden uzak kalasınız? Eve ilerde çıkarsınız veya yazları staj yaparken filan. Oda gerekli olursa da airbnb ve daha bir çok günlük ucuz oda bulabileceğiniz yer var. :D
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimarlık bölümünde hazırlık dönemini en verimli şekilde nasıl geçirebiliriz?

Photoshop programını öğrenmen çok işine yarayacak. İlk yıl pek autocad falan kullanmayacağın için unutabilirsin photoshopa aban : D
Sergilere gitmen ufkunu açar.
Unutma mimarlık 2+1 daire : D konuttan ibaret değil.
Tasarım ile ilgili kitaplar bulup okursan ilk yıl diğerleri gibi sudan çıkmış balığa dönmezsin. Temel tasarım, grafik tasarım falan
Hayatın Kaynağı romanını oku egonu şişirirsin biraz : D :))) ( bu iş için ego biraz gerekli de ondan : D, fazla değil biraz)
Arkitera(mabedimiz) : D XXI, mimarizm, kotsıfır, mimdap vb. siteleri düzenli takip et çook çok faydasını göreceksin
Entel olma entelektüel ol bol bol oku
Tenin gözleri, Göz ve tin, Algılanan Dünya, Yaşanan mimari, Görünmez Kentler, Görme biçimleri, Mimari Tasarım, Mimarlıkta sunum teknikleri, Bir görsel iletişim platformu olarak mekan gibi kitaplar okuman ufkunu açar. Çığır açarsın (büyük ihtimalle anlamayacaksın ilk okumada öyle iki sayfa okuduktan sonra sıkılıp kitabı atma bir köşeye , olsun sen yine de oku iki defa okur anlarsın :)))
Araştır
Sorgula
Bir tane eskiz defteri al, becerebiliyorsan kendin defter yap daha havalı olur : D
Bol bol çiz, boz, yırt, kes katla elini korkak alıştırma. Gördüğün objeleri nesneleri sokağı çevreyi çiz. Kimse senden Picasso olmanı beklemiyor çizmeye çalış birebir aynısını yapmak zorunda değilsin raad ol ;)
Ha unutmadan Mies, Adolf Loos, Le Corbusier(adamın dibi), Frank Lloyd, Gehry, Libeskind, Zaha Hadid(canııııımmm) vb. kişileri araştır bir bak neler yapmış aslanlarım benim. Bunlarla kısıtlı kalma oooohooo bir sürü var
***
iki sene önce bu soruyu sorduğumda bana sadece biri autocad öğren demişti. Ne programmış arkadaş
Ha bu arada kullandığım emir kipleri için kusura bakmayın ne bilim böyle daha bi tatlı oldu sanki tutamadım kendimi
***
sevgileeeeer
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Yaptığım çoğu işte başarısız oluyorum. Böyle düşünmemeye çalışıyorum heyecanla başladığım her projenin sonu hüsran oluyor. Bir de mimarlık okumak beni iyice çıkmaza sokuyor. Ne yapacağım?

Mücadele etmeye devam etmekten başka bir seçenek yok aslında. Başarının da başarısızlığın da sana ait olduğunu unutmamaktan başlayabilirsin. Mesala mimarlık okumaya başladıysan muhtemelen bu ülkenin şanslı ve belki abartılı gelebilir ama özel %1'lik diliminin bir parçası olmayı başarmışsın demektir. Demek ki durum o kadar da vahim değil.
Kendi kapasitenin altında olduğunu, çok daha başarılı ve bu başarıya çok daha az bir gayretle sahip olabileceğini bildiğin ve bir türlü o noktaya gelemediğin için kendini suçluyorsan ki bu durumun da ne kadar az rastlanır mazoşist bir zevk olduğunu idrak ediyorsun demektir; bu yargılayıcı, sorgulayıcı, sürekli daha iyiyi aramaktan yılmayan yolculuğunu tam da şikayet ettiğin şey için kullanmaya başlaman lazım.
Nasıl olacak dersen, kendine adil, mantıklı bir muhasebe hakkı tanıyarak yapabilirsin. Sonu başı belli süreçler yaşanırken yada tamamlandıktan sonra oldukça mekanik ve formüle edilmiş kriterlerle değerlendirmeler yapmak, belirli sonuçlar doğrultusunda, belirgin kararlar almak ve kararlı bir şekilde kararları yürürlüğe sokmak, kısaca sahip olduğun en kıymetli iki şeyi, enerjiyi ve zamanı etkin kullanarak sonuç almaya başlayacağını düşünüyorum.
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Mimari bir projeye başlamadan önce maket mi yapmalıyım kesit plan mı?

Mevzu, maket mi eskiz mi noktasına geldiyse, ilgili araştırmalar, sorular, problemin yeniden tanımlanmaları aşamalarının geçildiğini varsayarsak, artık kişisel bir aralıktan bahsediyorsunuz demektir.
Plan, kesit ya da maket çok da birbirlerinden ayrılacak ya da sürecin belirli basamakları değildir. İç içe geçen birbirini takip eden, kesişen ayrı süreçlerdir. Ortak noktaları ise kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi üç boyutu temsil araçları olması. Düşünme pratiği açısından, özellikle mimarlık da mutlaka geliştirilmesi gereken en önemli aralık üç boyutlu düşünebilmektir. Bu beceri edinildikten sonra artık plan da üç boyutlu bir hal alır.
Plan, görünüş, perspektif hangi araç kullanılsa da ortaya çıkan dilimin, bir ekmeğe ait olduğunu unutmamak lazım.
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Mimari bir projeye başlamadan önce maket mi yapmalıyım kesit plan mı?

Ben önce analizler yapar, bu analizlerden diyagramlar oluştururum. Sonra araziye daha hakim olabilme amacıyla arazi maketini, ağaçları ve komşu yapılarıyla beraber yaparım. Kullanıcı profili ve sayısı, gerekli ve zorunlu fonksiyonlar, arazi eğimi, toprak dokusu, bitki örtüsü, manzara, güneş , rüzgar gibi verilerle diyagramlar üzerinden eskizler yaparım (kesit, plan, görünüş, perspektif vb.) Ardından da kavramsal maketler yaparım formu belirlemek için. Bu aşamada çok fazla maket yaparım. En sonunda yaptığım kavramsal maketi de ölçekli bir makete dönüştürüyorum. Bu aşamada ölçekli bir insan maketiyle beraber maketi yapmak çok daha faydalı oluyor.
Ben bu şekilde daha verimli çalışıyorum . Ama herkesin farklı bir çalışma metodu vardır. Kimisi plan kesit çizerek daha verimli çalışır kimisi de maket yaparak. Dolayısıyla bu işin bir formülü yok.
Çalışma metodu projeden projeye de değişir örneğin 1. sınıfta pavillion, stand tasarımı, sergi elemanı,kiosk vb. projelerde maket yaparak çalışmak daha uygundur genellikle.
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

İnşaat mühendisliği 2. sınıf öğrencisiyim. Artık mesleki dersler görüyoruz ve tabiri caiz ise hocalarımı mesleki bilgiler açısından sömürmek istiyorum ancak hocalarıma neyi nasıl sormalıyım ya da hangi konulara yönelmeliyim?

Bir inşaat mühendisinin bilmesi gereken minimum; statik ve mukavemettir, buna yapısal analiz, çelik, betonarme ve deprem dahildir. Bunları öğrenebildiğin kadar çok öğrenmeye bak, gerisi zaten işin daha kolay kısmı. Bunların yanı sıra İngilizce, VB ile Excel programlama ve/veya Matlab muhteşem artılar olur.
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Üniversitemde ingilizce eğitim olmaması beni diğer mimarlık öğrencilerine göre çok dezavantajlı yapar mı?

Mesleğimizin güzel avantajlarından biri de evrensel bir anlatım tekniğe sahip olmasıdır. İnternette herhangi bir projeyi incelerken mahalin adını tercüme edemesek de içerisindeki tefrişle hangi fonksiyona sahip olduğunu kolaylıkla anlarız. Bunun tersi de mümkün elbette, sizin çizdiğiniz bir projenin de dili, sadece teknik yada içerik açısından değil kuramsal olarak da o dili okumaya alışkın biri için anlaşılır olacaktır.
Diğer cevaplarda da bahsedildiği gibi mimarlık eğitimi siz ilgilendiğiniz sürece kesintisiz devam edebilir, ama velakin konu bu mesleği genelleştirilmiş sınırlar içinde yani mezun olduktan sonra büyükşehirlerden birinde yer alan herhangi ölçekli bir ofiste proje ya da şantiyede idame ettirmeye gediğinde son zamanlardaki tespitlerime göre ortaya karışık bir durum oluşmuş gibi geliyor bana.
Şu anda görev aldğım bir projenin neden hem türkçe hem ingilizce hazırlandığını, tüm süreçlerine şahit olmama rağmen anlayabilmiş değilim. Altı ayda bir toplantısında yabancı uyruklu bir danışmanın var olması dışında. Bu örneği vermemin sebebi özellikle iş ilanlarındaki çokça rastlanan akıcı bir şekilde aranan ingilizce yeterliliği. Herhangi bir işçi güvenliği yada sosyal hakları konusunda hassas davranmayan işverenler nedense konu kırk yılda bir denk gelecek ingilizce içerikli bir mail için çalışanlarının inglizce bilmesini şart koşuyorlar, ya da bizim haberimiz olmadan alçı sıva ustaları aralarında ingilizce konuşmaya başladılar.
Gün gelip de sayıları az yapıları sözde kurumsal bir firmada kariyer yapmayı düşünmediğiniz sürece, kişisel ve mesleki yeterlilik kaygınız dışında bu mesleği icra ederken yabancı dile hiç ihtiyaç duymayacaksınız ve iş ilanlarındaki o maddeyi de umursamayın. Önemli olan projenin dosya isminin ingilizce olması değil kaygılarla dolu bir sürecin nitelikli bir örneği olmasıdır.
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Üniversitemde ingilizce eğitim olmaması beni diğer mimarlık öğrencilerine göre çok dezavantajlı yapar mı?

Mimarlik eğitiminde ingilizce olursa dunya meslektaslarina derdini daha kolay anlatirsin olmazsa da egitimini etkilemez cunku zaten sen o ingilizceyi ogreneceksin cunku Turkce kaynaklar yeterli gelmeyecek . Mimarlik bir sanat egitimidir (ömür boyu) bir tarih egitimidir, bir sosyoloji egitimidir bir felsefe egitimidir bir yasam egitimidir. Yani sen kendini ne kadar guclu egitmek istediginle ilgili ingilizce almanca vs dillerini ogrenmek sana kalir ama okulda olmadi diye sadece daha cok cabalaman gerekecek .
Ekim 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

İç mimarlık öğrencisiyim, ölüm temasıyla ilgili soyut bir kolaj çalışması yapmam gerekiyor. Ne gibi bir tasarım yapabilirim?

Katıldığım bir cenaze sırasında arkadaşımla sohbet ederken öğrendim ki, kızılderililer bir doğum olduğunda yas tutarlarmış. O andan itibaren hayatta kaldığı süre boyunca yorulacak, üzülecek, çabalamak direnmek zorunda kalacak, bitmez tükenmez bir koşturmacanın içerisinde olacak diye. Öldüğünde ise bundan sonra hiçbir sıkıntı, ağrı, sızı, kaygı çekmeyecek artık rahat edecek diye mutlu olur şenlik düzenlerlermiş.

Doğru yada yanlış bu konuşma üzerine şunu fark ettik ki aslında ölen ardından bizim yaptığımız çoğu eylem, ölenden çok kalana dair eylemler.

Sonuç olarak ölüm sonrasının ne olduğunu aramızda tekrar dirilen olmadığına göre bilmiyoruz. Bu noktada ölüm teması sadece tek taraflı yani geride kalanlar için anlamdırılan bir tema.

Geride kalanlar için tanımlanması ise genel yani toplumun ortasında yer alanlar, bizim ülkemize göre örneklendirmek gerekirse, dini inancı gereği ölüm sonrası hayatın devam ettiğine inananlar için, yaşarken yaptıklarının muhasebesi sonucu ya cezaya ya da ödüle layık görülen ve sonsuza kadar bu derecelendirmeye göre yaşamaya devam edecek hayatın bir başlangıcı iken, mesala bir doktor, hemşire, morg görevlisi için diğer sıradan görevlerinden farksız olabilir. Dolayısıyla ölüm teması teoloji, tıp, felsefe, sosyoloji, sinema, heykel, hukuk, vb aralıklarınca farklı algılanır.

Her kim hangi açıdan bakarsa baksın her biri geride kalanların hayatlarını düzenlemektedir ve fakat gerçek şudur ki artık ölen için ki bu sadece canlı da olmak zorunda değildir, artık var olmayacaktır ve bir izden ibarettir. Dokunduğu, gördüğü, duyduğu, öğrendiği, öğrettiği, tattığı, baktığı, şaşırttığı, sevindirdiği, üzdüğü her ne varsa her birinde, onun belleğinde yarattığı yansımadan ibarettir.

Hani derler ya; anlattığın karşıdakinin anladığı kadardır diye, o halde ölüm, geride kalanlarla yaşadıkların kadar mıdır?

Sorunun içerisindeki "armut piş, ağzıma düş" algısını kendi önyargıma ait olduğunu kabul ettiğim için cevaptan çok , akıl yürütmek istedim ama sanki cevap da vermiş oldum.
Ağustos 2016

Rasih Uğur UyanıkHilal  kişisini takip etmeye başladı

Hilal , Mimarlık Öğrencisi, @hilal5

Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Sinema

3197 Kişi   300 Soru

Mimarlık

399 Kişi   137 Soru

İç Mimarlık

271 Kişi   62 Soru

Fotoğrafçılık

1916 Kişi   167 Soru

Gazeteler

69 Kişi   33 Soru

Radikal

6 Kişi   1 Soru

Freelance Tasarım

75 Kişi   3 Soru

İç Mimari Tasarımları

163 Kişi   26 Soru

Tasarım Hukuku

22 Kişi   1 Soru

Psikoloji

2831 Kişi   963 Soru

Alışkanlık

118 Kişi   29 Soru

Toplum Psikolojisi

223 Kişi   34 Soru

Mimari Tasarım

509 Kişi   91 Soru

İnşaat

335 Kişi   114 Soru

Çizim Programları

397 Kişi   28 Soru

Autocad

298 Kişi   17 Soru

Projeler

425 Kişi   50 Soru

Ahlak Felsefesi

247 Kişi   49 Soru

Google Play

18 Kişi   17 Soru

Deneme

26 Kişi   4 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2164 Kişi   588 Soru

Kitaplar

3053 Kişi   268 Soru

Photoshop

618 Kişi   38 Soru

Grafik Tasarım

521 Kişi   75 Soru

Mustafa Kemal Atatürk

366 Kişi   51 Soru

Fotoğraf Makinesi

359 Kişi   58 Soru

Para

436 Kişi   122 Soru

Bilim

834 Kişi   285 Soru

Dünya Tarihi

515 Kişi   116 Soru

Dünya Ekonomisi

408 Kişi   80 Soru