Bilmek istediğin her şeye ulaş

Rasih Uğur Uyanık, 

Mimar

Mimar Rasih Uğur Uyanık inploid.com'da 7 soru sordu, 180 soru yanıtladı ve 75 takipçisi var.

Mart 2021

Rasih Uğur Uyanık  yeni bir  gönderide  bulundu.

Dilekçe No:1

"Uyudun dimi? " sorusuyla başlayıp, gecenin bu saatinde kimi darlarım diye rehberi turlarken, utandığımdan mıdır yoksa artık kanıksadığım; anlatmama mecalimden midir bilmiyorum, dağa taşa yazmaya karar verdim.
Az önce sigara içerken kurdum bu cümleyi.
Hedefim kalmadı benim.
Hedef nedir? Nasıl tarif edilir? Buharda mı pişirilmeli yoksa marine edildikten sonra fırına mı atılmalı? Gibi basit yada gündelik temponun içinde sanki kendiliğinden oluşmuşcasına önümüze sunulmuş gereklilikleri kast etmiyorum.
Çok değil -tabi kırk yaşına gelince böyle demek de kolay- on yıl öncesinde, canlandırması kolay olsun diye benzetilirse eğer gözü hırstan kör eden, dünya bir yana o bir yana mertebesinin yegane sahibi, aşkın tarifi, sokaklardaki yığından kendimizi farklı hisettiren, bizi bi bok yapan, o; şey her ne ise şu an itibariyle bitirdiğimi itiraf ediyorum sadece. İtiraf mı edilir böyle bir şey açıkcası ondan da emin değilim.
Savunması da peşi sıra geliveriyor zihne. Organizma bile yalın düşünmeye izin vermeyecek şekilde kendini korumak adına müdahale ediveriyor iç konuşmalara ama beni kandıramaz.
Muhasebecilere, vergi müfettişlerine yada analistlerin bol kafein ve sigara dumanı eşliğinde hazırlamış olduğu raporlara dayanarak rahatlıkla ve vakur bir ifadeyle söyleyebilirim ki ben iyiyim.
İyi bir mimar, iyi bir baba, iyi bir koca, iyi bir evlat, vs... Üzerime etiketlenmiş, iliştirdiğim her ne kadar sıfat, görev, ünvan ne varsa hepsinde, günümüz dünya ölçeğinde ki dünyanın "gerizekalı" olduğunu gerçeğini de kabul ederek; ortalamanın üzerinde olduğumu beyan eder, tarafınıza arz ederim. Talep ettiğinizi hatırlamıyorum ama çok da umrumda değil.
Bu yazının asıl sebebine gelecek olursak, şimdi ne olacak?
Daha iyisi için mi uğraşacağım?
Henüz hiç bir anayasanın herhangi maddesinde yer almasa da gerekliliğini sonuna kadar savunduğum aylaklık hakkımı mı kullanacağım?
Kendimi mi tekrar edeceğim?
Çoktan öldüm de sadece fani vücudumun toprak olmasını mı bekleyeceğim?
Dostlar alışverişte mi görecek?
.
.
.
Korkmayın yani yada korkun ama soru yada sorular cevap bulmak için yazılmadı. Herhangi bir az sonra diliminde, sigarayı söndürdükten sonra cevabını yazacağım.
Şubat 2021

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Neden tüm olumsuzluklar beni buluyor ya da bana mı öyle geliyor?

Sana öyle geliyor. Aslında herkesin irili ufaklı sıkıntıları var. Kimisi ufak problemlerini dağa çeviriyor, kimisi ise bazı insanların hayatını derinden etkileyecek problemlerin üstesinden ustaklıkla gelebiliyor. Problem çözmek; muhtemelen doğuştan itibaren edindiğimiz en önemli medeni özelliklerimizden biri olsa gerek. Yaşanan durumu olumsuzluk diye tanımlamak yerine çözülmesi gereken bir problem diye tanımlayınca, sistematik bir şekilde zihin, çözüm aramaya başlaması, doğal bir süreç olarak karşımıza çıkacaktır. Bu da başlangıçta irade, sonrasında ise alışkanlık gerektirecektir. Henüz okumayı tamamlamadığım "fark et, düşün, hisset, yaşa" adlı kitabı tavsiye ederim. Kişisel gelişim kitabı gibi görünse de yazarının bilişsel davranışçı bir psikatr olması okudukça farkını hissettiriyor.
Mart 2018

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

6 ya 22 ince uzun bir parselim var. Odaları nasıl planlamalıyım?

Böyle bir sorunun cevabını, buna benzer bir platformdan alman çok zor. Soru sorarak adım adım problemi yeniden kurgulayıp, yarattığın probleme uygun cevapları mekanlaştırarak sonuca ulaşmaya çalışmalısın.
Kullanıcılar, 5 kişilik bir aileden oluşuyorsa, bu bireylerin mekansal ihtiyaçlarını belirleyerek başlayabilirsin.
Dede bazen odasında yalnız vakit geçirmek istiyor diye varsayarsak, örnek olarak bir otelin suit odası gibi olsa iyi olabilir. Gene buradan yola çıkarak, dedenin odası için yatak (belki adam yılların alışkanlığı çift kişilik yatakta yatmaktan hoşlanıyordur, olamaz mı?), gardrop, basit bir oturma grubu, tv sehpası, vb tüm tefrişleri listelesek ve bunlara yeterli dolaşım alanı da ayırırsak dedenin kullanacağı odanın da kaç metrekare olduğunu bulmuş oluruz. Bu varsayımı diğer kullanıcılar için de düşününce odaların toplam alanına ulaşırız, bi de odaların birbiri ile ilişkisini çözersek en azından ortaya bir leke çıkmış olur.
Benzer yaklaşımlarla, ışık arsa, taşıyıcı sistem, dekorasyon ayrıntıları, cephe, çatı, kütlenin temel tasarım prensiplerine uyan boyut kararları, vb ne kadar tasarımı etkileyen ne kadar veri varsa, hepsini aynı anda düşünürken sayfalarca eskiz yapınca ortaya bir şey çıkar diye umuyorum.
Ayrıca, pinterest ve çokca mimarlık sitelerinde bulunan sayısız örneği inceleyerek, mevcut yapılardaki aksayanları analiz ederek, maket yaparak, eskiz yaparak, adım adım her problemi çözerken bir önceki çözüme eleştirel yaklaşarak kendi cevaplarını ve kaçınılmaz olarak peşinden gelen kendi sorularını bulmaya başlayacaksın.
Mart 2018

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

Kısa bir varsayma oyunu oynayalım öyleyse. Kendimce sorduğum sorulara kendim cevap vereyim.

Taşı malzeme olarak kullanan bir heykeltraş, ilk akla gelen fikir, atölyenin de taş ağırlıklı bir cephe ya da konstrüksiyona sahip olması beklenebilir, ama madem arazi eğimli ve aslında taşı bir yeraltı zenginliği olarak değerlendirirsek, atölyenin büyük bir kısmı toprağa gömülü olamaz mı? Yarısından fazlası toprağa gömülü olan, geri kalanı araziye doğru konsol şeklinde uzanan bir prizma olabilir mi?

Sakin sessiz bir çevreye sahip arazi olduğunu varsaydım bu sefer. Sergi alanı biraz fuzuli mi olur acaba? acaba bu heykeltraş aynı zamanda öğrencileri ile de çalışmayı sevdiğini varsaysak ve sergi olarak düşündüğün alanı açık ofis gibi bir çalışma alanı varsaysak olmaz mı?

Az sonra vereceğim cevapla ilgili bilgim olmadan bir varsayımda bulunacağım. Madem taş ile çalışmayı seviyor ve bu taşı denilen şey de üzerinde çalışıldıkça çok toz çıkaran bir şey olduğunu düşünecek olursak, acaba atölyenin, özellikle yaz aylarında açılan bir hacim olmasını sağlasak, güzel olmaz mı?

Görüldüğü gibi soru soruyu doğuruyor ve belli bir noktada birbirleriyle sağlam bir ilişki kuran cevaplar da mekansallaşmaya başlayıp, her açıdan gelen sorulara savunma oluşturabiliyor. Soruların memur zihniyetine ait neredeyse mekanik cevaplarından ziyade, diğer bir soruyu doğuracak cevaplara ihtiyaç olduğunu da unutmamak lazım.
Benim de huyum bu sanırım. Soruya soruyla karşılık vermeden duramıyorum. Bu sefer listelesem daha kolay anlaşılacak.
  1. Heykeltraş hangi malzemeyi kullanıyor? (Doğal taş, ahşap, metal, vb...)
  2. Heyketraş bu atölyeyi sadece çalışırken mi kullanıyor? Sadece çalışırken kullansa bile yeterli büyüklükte yaşama alanına da ihtiyaç duyacak mı?
  3. Bu heykeltraş nasıl biri? Hangi müzikleri dinlemekten hoşlanıyor? Yalnız mı çalışmayı seviyor? Kadın mı erkek mi? Fiziksel yada psikolojik bir farklılığı (sağır, hiperatkif, vb. ..)
  4. Arazi iklim ve çevre veri özellikleri neler?
  5. Mekanın fiziksel özelliklerinde belirli kısıtlamalar var mı?

Soruları çoğlatmak mümkün ama ilk soru "atölye nasıl olmalıdır? " olmamalıdır. Bu sorunun çevresinde dolanan soruların cevapları atölyeyi de sekillendirmeye başlayacaktır.

Vakti zamanında benzer bir soruya gene benzer bir cevap vermişim.
inploid.com/t/bir-heykeltras-icin-home-. . .
Mart 2018

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Bir heykeltraş atölyesi tasarlamam gerekiyor ve eğimli bir arazim var. Atölye nasıl olmalıdır?

Benim de huyum bu sanırım. Soruya soruyla karşılık vermeden duramıyorum. Bu sefer listelesem daha kolay anlaşılacak.
  1. Heykeltraş hangi malzemeyi kullanıyor? (Doğal taş, ahşap, metal, vb...)
  2. Heyketraş bu atölyeyi sadece çalışırken mi kullanıyor? Sadece çalışırken kullansa bile yeterli büyüklükte yaşama alanına da ihtiyaç duyacak mı?
  3. Bu heykeltraş nasıl biri? Hangi müzikleri dinlemekten hoşlanıyor? Yalnız mı çalışmayı seviyor? Kadın mı erkek mi? Fiziksel yada psikolojik bir farklılığı (sağır, hiperatkif, vb. ..)
  4. Arazi iklim ve çevre veri özellikleri neler?
  5. Mekanın fiziksel özelliklerinde belirli kısıtlamalar var mı?

Soruları çoğlatmak mümkün ama ilk soru "atölye nasıl olmalıdır? " olmamalıdır. Bu sorunun çevresinde dolanan soruların cevapları atölyeyi de sekillendirmeye başlayacaktır.

Vakti zamanında benzer bir soruya gene benzer bir cevap vermişim.
inploid.com/t/bir-heykeltras-icin-home-. . .
Mart 2018

Rasih Uğur UyanıkEkekek kişisini takip etmeye başladı

Ekekek, Mimarlık Öğrencisi, @melikeongun

Şubat 2018

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Evdeki kaloriferler neden özellikle pencerelerin altına yerleştiriliyor?

Çünkü pencereler ne kadar kalınlaştırılıp çift cam yapılsa da, evlerde soğuk hava geçişi en çok pencerelerden olur. Bu yüzden evin içindeki soğuk hava sirkülasyonunu ısıtabilmek adına kaloriferler pencerelerin altına konur ki soğuk hava evin içine girdiği gibi çökerek kaloriferin sıcak hava duvarıyla karşılaşsın ve sonrasında ısınarak yükselebilsin.

Şubat 2018

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Hazır - sanal ofis hakkında fikirleriniz nedir?

Sanal ofis kavramı ülkemizde ciddi gelişimler gösteriyor. İlk çıktığı zamanlarda sadece konferans salonu kiralama mantığıyla başlamıştı. Sonrasında ise adres hizmeti kavramı geliştirilerek, sekreterlik hizmeti, sabit telefon hizmeti gibi segmentlere bölündü. Şimdi ise 8-10 m2 odalara bölünüp sabit ofis şeklinde kullanım sağlayan sanal ofis modelleri mevcut. Bir çok girişim ilk başta buralardan yönetildi ve bence gayet mantıklı bir sistem.
Kasım 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

@artemis böyle bir şey var. Başlangıç olarak işe yarar belki akademidisleksi.com/online-disleksi-test...
Benim de disleksi olmamdan şüpheleniyorlar amma velakin nasıl ortaya çıkar kime gitmem gerek nasıl bir teste tabi tutulmam gerek...
Ekim 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Ekim 2017

Rasih Uğur UyanıkArzu Özdemir kişisini takip etmeye başladı

Arzu Özdemir, İç Mimar, @arzuozdemir3

Kişisel Sitem : http://www.mobilyadekorasyoncu.net

Ekim 2017

Rasih Uğur UyanıkMerhaba Ben Mimar kişisini takip etmeye başladı

Merhaba Ben Mimar, Mimar, @merhababenmima

Haziran 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Türkiye mimarlık gündemini hangi dergi, blog, web sitesi ve baska platformlardan takip edebilirim?

Mimarlık haberleri, güncel projeler için,
arkitera.com
mimarizm.com
Proje yarışmaları için,
kolokyum.com
tasarimyarismalari.com
Malzemeler için,
raf.com
Proje tipleri, geçmiş dönem projeler, şirket portfolyoları için,
arkiv.com
Online dergiler,
xxi.com.tr
yapidergisi.com
betonart.com.tr

Bir de bunlardan farklı olarak,
tr.arcbazar.com/

bir alıntı ile ne olduğunu tarif etmiş olayım
"Kitle Kaynak modeli 2005'ten beri ortaya çıkan yeni bir model. Tüketiciye sunulan hizmetin yine tüketici tarafından verilmesi olarak tanımlayabiliriz. Bu modeli mimari bir yarışma platformuna nasıl entegre ettiniz?
Aslında Kitle Kaynak kullanımında iki taraf var: İşi "arz" edenler ve işe "talip" olanlar. Bizim kitle kaynak modeliyle anladığımız, işi arz edenlerin birden çok proje edinebilmesidir. Bu şekilde tarif edilen kitle kaynak kullanımı tabii ki mimarlıkta öteden beri "Yarışma" adı altında var. Amacımız, daha adaletli olacağını düşündüğümüz yarışma modelinin daha geniş kitlelere ulaşmasını ve daha evvel bu metottan yararlanamayan küçük ölçekli projelere sanal ortamda fırsat verilmesidir. Yani arz edenler, sadece büyük kurum kuruluşlar, belediyeler vs. değil; ev sahipleri, kirada oturanlar, küçük işyeri sahipleri vs.dir.Arcbazar.com ile herkesin yarışma açmasına olanak sağlamak istiyoruz – kitle için kitlenin tasarlaması (architecture for the crowd by the crowd!)."
Söyleşinin tamamı da aşağıdaki linkte...


arkitera.com/soylesi/850/arcbazar
Mayıs 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Özgüven nasıl kazanılır?

Birkaç gün önce karalamıştım ki,"kelime anlamını ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum ama varlığını 16 yaşında fark ettim, 21 yaşında ise bir parçam olduğunu anca anladım. Hal böyleyken 7 yaşında bir çocuğa özgüvenli olması gerektiğini nasıl öğretebilirim ki."
Böyle bir şey aslında özgüven. Varlığı, potansiyeli kendiliğinden keşfedilene kadar telkin, tavsiye, yöntemlerle kurcalanmaya çalışılsa bile tam anlamıyla fayda sağlamayan bir enerji kaynağı.
Kazanılmasına yardımcı olacak en iyi yöntem şahit olmak sanırım. Önce taklit ederek, sonrasında kişiselleştirerek, doğası gereği ucu bucağı olmayan yükselen bir grafik elde edilebilir.
Nisan 2017

Rasih Uğur Uyanık  yeni bir  gönderide  bulundu.

HER ŞEYDEN HİÇBİR ŞEYE "Giovanni Papini - Bitik Adam s.25-27"

biryudumkitap.com/hakkimizda.html
Bilenler biliyordur."e-posta kutunuza her sabah 5 dakikada okuyabileceğiniz en iyi hikâye ve roman pasajlarını gönderen bir servistir. " diye tarif ettikleri, marifeti ilginenlere sundukları basit, tadımlık bir sürprizden ibaret.

Aşağıdaki az önce mailime gelen alıntı ise, nacizane inploid kullanıcılarının tanımı olmuş gibi geldi bana. Bu vesile ile@serkan,@hakank teşekkür de etmiş olayım.

Ne öğrenmek istiyordum? Ne yapmak istiyordum? Bilmiyordum. Ne bir program ne de bir rehber: Net hiçbir fikir yok. Oradan, buradan; doğudan, batıdan; derinden, yüksekten. Sadece bilmek, bilmek, her şeyi bilmek. (İşte beni mahveden sözcük: Her şey!). O zamandan beri azla ya da yarısıyla asla yetinmeyen insanlardan birisi oldum. Ya hep ya hiç! Ve hep her şeyi istedim -hiçbir şey eksik olmasın, gözden kaçmasın, dışta kalmasın! Eksiksizlik ve tamlık; başka arzu edilecek hiçbir şey yok sonrasında! Yani son, hareketsizlik, ölüm!

O zamanlar her şeyi öğrenmek istiyordum ve nereden başlayacağımı bilmediğim için kitapçıkların, ansiklopedilerin, sözlüklerin yardımıyla bilginin peşinde oradan oraya sürüklenip duruyordum. Ansiklopedi benim en büyük hayalim, en değerli idealimdi; kitapların en büyüğü ve en kusursuzuydu. İçinde, en azından vaatler ve görünüş itibarıyla, her şey bulunuyordu. Her çeşit insan, şehir, hayvan, bitki, akarsu ya da dağ ismi kayda alınmış, sınıflandırılmış, açıklanmış ve resmedilmişti.
Ansiklopedi her soruya uzun uzadıya arama gerektirmeden, çabucak yanıt veriyordu. Ben bütün kitapları bu sonsuz denize dökülen nehirler, o büyük şarap fıçılarını sularıyla dolduracak üzüm salkımları, tüm ağızları ve açlıkları doyuran ekmek olma yolunda öğütülecek, yoğrulacak buğday taneleri misali canlandırıyordum hayalimde.
Kendimi kendi ellerime bırakmış hâlde, ergenliğin ölçüsüz ve doymak bilmez iştahıyla beni aydınlatacak, doyuracak kitaplar arıyordum her yerde. Bazen el yazması büyük kütüphane kataloğunu didik didik ediyor, sonra gelişigüzel, tuhaf, gereksiz aptalca kitapları istiyor ya da hırsla diğer kitapların isimlerini verebilecek kitapçıklar arıyor ve kitapların arka kapağında ya da ön yüzündeki sayfalarda bulunan listeleri ve vitrinlere konulan yahut dergilerde bahsedilen kitap isimlerini mutlu bir sabırsızlıkla not ediyordum.
Yeni bir kitap ismi benim için bir keşiften çok gerçek bir fetih gibiydi ve onlardan büyük koleksiyonlar oluşturuyor, en iyi şekilde düzene sokmaya çalışarak isimlerini pek çok uzun kitapçığa tekrar tekrar kopyalıyordum. Kitabın ismi hoşuma giderse kütüphaneden hemen istiyor, sonra bu kitaptan tanımadığım diğer kitap isimlerini, bilgilerini topluyordum ve bu böyle sürüp gidiyordu. Ama bütün bu araştırmalar ve biriktirmeler yetmiyordu; çoğu zaman öğrenme isteği ve ihtiyacı duyuyordum ve hangi kapıyı çalacağımı bilemiyordum. İşte böyle durumlarda ilahî ansiklopediler imdadıma yetişiyordu ve aradığımı bulduğum vakit büyülü cildin sayfalarını karıştırmaya devam ediyor ve az önce bilmediğim bir sözü, bir bilgiyi bulmanın verdiği daimî coşkuyla her satırını okuyordum.
Bir ermiş nasıl biricik Tanrı’nın derinliğinde boğulur ve her hassas ayrıntıyı unutmaya çalışırsa ben de yavaşlamak istediğim anda bana yeniden istek ve hırs veren o bilgelik denizine dalıyor ve orada kayboluyordum.
Ansiklopedileri kullandıkça ve onlarla uğraştıkça ben de bir ansiklopedi yazma isteğine kapılmıştım. On beş yaşımda böylesine arzu dolu bir kafayla bu işin kolay olacağını düşünüyordum. “Her şevi bilmek istiyorum ama hatırlamak için her şeyi okuyup yazıya çekmem lazım, ” diye düşünüyordum. “Bu kadar uğraşacaksam bunu salt kendim için yapmamalıyım. Hem başkaları için bilgi toplarken ben de daha iyi öğrenir ve daha iyi hatırlarım. ”
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık  bu yazıyı beğendi:

SELLUKA

1477
Egenin limon kokulu yasemin çiçeği olan selluka hem ezgisiyle hem de anlamıyla çoğumuzun kalbinde münhasır bir yer edinmiştir. Eylül geldiğinde açan eylülün hüznüne inat sevdiği dala sarılan bir çiçektir selluka. Çoğu aşk şarkısına yer edişide bu yüzdendir herkes sevdiğinin selluka sarılışından bir özlem edinmiştir kendine.Selluka zor bir çiçektir, bir bakıma sevdalı bir gencin bekleyişini anımsatır. Zordur bu çiçeği yaşatmak, tohumunu alacaksın, çürütmeden koruyacaksın. Sonra mevsimi geldiğinde toprağa dikecek, her gün çıktı mı, boyu uzadı mı, çiçek açtı mı diye nöbete duracaksın. Karşıyaka ve selluka takıntılı çok egeli vardır aramızda bende araştırdım bu nazlı çiçeği bir yorumda ne de güzel anlatmıştı paylaşmak istedim :'İlkbaharda geçirgen, kumlu, humuslu ve de yanmış doğal gübre ile hazırlanan toprak harç doldurulmuş saksılara tohumları dikmek, toprağı sürekli nemli tutmak (asla ıslak değil) aslında uzun ve sabır isteyen bir yolculuğun başlangıcıdır. Saksıları, yakıcı güneşten ve rüzgardan uzak bir yere koymuş ve tohumları çimlendirmeyi başarabilmişsen, sürgünün sarılacağı bir çıtada 50 cm kadar boylanması, haziran ortalarını bulabilir. Sabırlı olacaksın! .. Boylanma 50 cm kadar olunca; selluka kızı, daha büyük bir saksıya ya da bahçenin yukarıdaki koşullara uygun, tercihen güneye bakan bir yerine, şaşırtmak gerekir. Birinci yaz sonuna kadar selluka kızın serpilmesini seyretmekle yetineceksin... İlk yıl, o güzelim çiçeklerini görmeyi hayal etme...

Sonbaharda havalar soğumaya yüz tutunca kök çevresine saman veya benzeri bir malzemeyle doğal örtü oluşturmak ve selluka kızın taze gövdesini bir çuval ya da hasırla sarmak, soğuk çarpmasından korumak gereklidir. Dedim ya, kızımız çok nazlıdır...

İlk kışı atlatmış iseniz, önünüzdeki yaz sonu için heveslenebilirsiniz. Havalar ilkbahar sonlarında ısınmaya başlayınca, genç ve nazlı kızımız yeni sürgünlerini vermeye başlar. Özenle gübrelemeye ve dikkatle sulamaya devam... Güçlenip, çıtalara veya pergolelere sarılmaya başladıysa doğru yoldasınız demektir. Ağustos oldu hala çiçek yok, demeyiniz. Eylüle doğru kızımız ilk çiçeklerini verecek, sizi mutlu edecektir. Özenli bakımın, sellukanın gövdesi ağaçlaşıncaya kadar devam etmesi ve kışın dondan korunması şarttır...'
Böyledir selluka yetiştirmek başta bir heves sonrasında ise muazzam bir tutku ve aşk..


'Yağmur yağdı, gene damlar boyandı
Sellukalar uyandı
Yağmur yağdı, gene yıkandı kalbim
Aşk kapıma dayandı

Dilimde şarkılar, hepsi aşktan yakınır
Yüreğimde kuşlar, hepsi aşktan sakınır
Yar senin kalbin kırılmış, sözler sana dokunur
Ama bak aşk sende de var, gözlerinden okunur

Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen
Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan'

kentyasam.com/izmirin-kaybolan-kokusu-y...
Bu güzel kokuyu gelecek nesillerin tatması ve asla kaybolmaması dileğimle. .
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

archdaily.com/554661/long-museum-west-bu...

Galerideki resimler de açıklamaya destek olsun o vakit
Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bu yanıtı beğendi:

Long Museum West adlı yapıda iki yarım tonoz birbirini nasıl destekliyor?

Aslında tonoz dediğiniz yapılardan müzede bolca mevcut ve kimi karşısında bir perdeyle bitiyor. Aşağıdan tonoz gibi görünen yapılar dışarıdan birer konsollar. Kesit perdeden en uzak noktada birkaç santimken perdeye doğru kalınlaşarak dairesel bir guse halini alıyor dolayısıyla moment ve kesmenin en yüksek olduğu düğüm noktasında kesit gayet de büyük oluyor. Yeterli perde kalınlığı ve konsola doğru uzanan yeterli kalınlıktaki temel ile teknik olarak yapılması çok basit bir konstrüksiyon. Sonuçta kimi konsollar karşılıklı birbirine yaklaşıyor ama birbirine değmiyor ve desteklemiyorlar, zaten desteğe ihtiyaç duymayacak şekilde inşa edilmişler. Yapı da çok güzelmiş, ilk defa gördüm.

Gördüğüm bazı konsollar normal betonarme olabilmek için çok uzun, onlar artgerme tekniğiyle yapılmış olmalılar. Yani beton dökülürken tabliyenin içine boş kılıflar yerleştiriliyor ve ardından o boruların içinden geçirilen kablolar geriliyor, konsola bir ters sehim veriliyor ardından kılıflar da betonla dolduruluyor ve kalıp çıktığında konsol kendi ağırlığı altında yatay konuma geliyor. Artgerme kabloları sayesinde sarkma olmadan çok uzun konsollar yapmak mümkün.

google.com.tr/imgres?imgurl=http%3a%2f%2...
Ocak 2017

Rasih Uğur Uyanık bir yanıta alt yorum yaptı

Anlaması, olsa tarifi zor bir ödev olmuş. Kavramlar üzerinde konuşarak başlamak da fayda var sanırım ve tabi ki tüm söylem "ben olsam" dan öteye pek gidemeyecek. Soyutlama araçlarının en etkili eskizdir. Mevcut herhangi bir hacmi tefrişleri veya sınırları ile soyutlaştırdığımızda, eskizini yaptığımızda, stilize ettiğimizde bir yerlere ulaşabiliriz gibi geliyor. Işık bize bir ipucu verebilir belki. Işığın mekan içindeki yaratacağı sanal sınırla, bize doğal fonksiyon alanları veya birbiri içinde mekan sınırları tanımlayabilir diye düşünmeye başlasak mı?
Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Aralık 2016

Rasih Uğur Uyanık bir yanıt verdi.

Mimarlık 1.sınıf öğrencisiyim. Hocamız bir küpe mekan soyutlaması yapın dedi. Nasıl ilerleyebilirim?

Hocanız sadece bu kadar demiş olamaz bence. Verilen ödev açıklamasından da bahsedebilir misin?
Daha Fazla

İlgilendiği KonularTümü

Sinema

3258 Kişi   301 Soru

Mimarlık

417 Kişi   138 Soru

İç Mimarlık

286 Kişi   62 Soru

Fotoğrafçılık

1950 Kişi   167 Soru

Gazeteler

69 Kişi   33 Soru

Radikal

6 Kişi   1 Soru

Freelance Tasarım

74 Kişi   3 Soru

İç Mimari Tasarımları

167 Kişi   27 Soru

Tasarım Hukuku

23 Kişi   1 Soru

Psikoloji

2919 Kişi   968 Soru

Alışkanlık

123 Kişi   29 Soru

Toplum Psikolojisi

224 Kişi   34 Soru

Mimari Tasarım

531 Kişi   91 Soru

İnşaat

346 Kişi   116 Soru

Çizim Programları

411 Kişi   28 Soru

Autocad

314 Kişi   17 Soru

Projeler

434 Kişi   51 Soru

Ahlak Felsefesi

251 Kişi   49 Soru

Google Play

18 Kişi   17 Soru

Deneme

26 Kişi   4 Soru

Kadın Erkek İlişkileri

2203 Kişi   590 Soru

Kitaplar

3148 Kişi   269 Soru

Photoshop

641 Kişi   38 Soru

Grafik Tasarım

538 Kişi   75 Soru

Mustafa Kemal Atatürk

374 Kişi   51 Soru

Fotoğraf Makinesi

365 Kişi   58 Soru

Para

447 Kişi   124 Soru

Bilim

866 Kişi   286 Soru

Dünya Tarihi

520 Kişi   116 Soru

Dünya Ekonomisi

416 Kişi   80 Soru