Bilmek istediğin her şeye ulaş

Antropoloji

Antropoloji; ırk bilimi olarak da bilinir. Fakat Antropologlar ırk gözetmeksizin tüm toplumları, kültürleri, insan kalıntılarını ve fiziksel, biyolojik yapılarını inceler. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur. İki anlamda holistiktir (bütünseldir ve inanılır.): tüm zamanlarda yaşamış olan veya yaşayan tüm insanlara ilişkindir ve insanlığın tüm boyutlarını kapsar. Prensipte, tüm toplulukların tüm kurumlarıyla ilgilenir. Antropoloji özellikle kültürel görecelilik, bağlamın derinlemesine incelenmesi ve kültürler-arası karşılaştırmalara verdiği önem ile diğer sosyal disiplinlerden ayrılır. Antropoloji yöntembilimsel açıdan çok zengindir ve hem nitel metotları hem de nicel metotları kullanır. Antropoloji disiplinin tarihinde etnografiler önemli bir yer tutmuş ve bir anlamda odağı oluşturmuştur. Bununla birlikte özellikle 20. yüzyılda etnografik çalışmaların ve etnografik ilgi odaklarının farklı antropoloji alt-dallarında farklı eğilimler gösterdiği görülebilir. Örneğin tıbbî antropoloji’de 20. yüzyılın ortalarında çalışma odaklarında küçük topluluklardan, modern Batı toplumlarına doğru bir kayış olmuştur.

Ağustos 2016

Merve Şahin, bir soruya yanıt verdi.

Kültür tanımlanabilir mi? Nasıl?

Tabiki tanımlanabilir. En güzel tanıma Binali Doğan'ın "Örgüt kültürü" kitabında rastlamıştım. O da şu şekildeydi: "Kültür, toplumun çevresiyle mücadele ve birlikte yaşamaktan kaynaklanan sorunların çözümü sırasında öğrenilmiş; işlevselliği nedeniyle yeni katılan üyelere aktarılmak istenen beceri, deneyim, alışkanlık, yöntem, gelenek, görenek, değer ve inaçların tümüdür. " Sanırım bu oldukça açık bir tanım.
Ocak 2016

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

İnsanlar niçin gece korktukları şeylere gündüz korkmaz? Korktukları şey gecenin sessizliği mi karanlık oluşu mu? Gündüz ıssız ve sessiz bir arazide insanlar gece korktukları gibi korkar mı?

Bir özellik, diğerine baskın geliyor. Mesala gece, gündüze; dişi olmak erkek olmaya baskın geliyor.

Gecenin ışıksızlığı -Şaman'ın da belirttiği gibi- bilinmezliği getiriyor beraberinde. Bilinmezlik, muamma, 'acaba ne olacak?' kaygısı, korkuya yol açıyor. Zaten biraz korku hakkında okumaya başlarsanız, konunun uzmanlarının belli yerlerde korkuyu kaygıya bağladıklarını görebilirsiniz.

Gündüz ise, ıssız, tenha bir yerden geçen kişinin erkek ya da kadın olması işi değiştirebilir. Kadın, fiziksel olarak erkeğe göre çelimsiz olduğu için, bir erkek tarafından saldırıya uğrama korkusunu taşıyabilir.

Cem Turan'ın da 'korku öğrenilen bir duygudur' cümlesinin de bunlarda payı büyük. İnsanlara cesur olmayı öğretirseniz galiba bu kadar korkak olmazlar. Bence insanlara korkak olmak da öğretiliyor. Özellikle çocukları kolayca zapt-ü rapt altına almak için seçilen kolay yollardan birisi. Bir de eskiden çocukları terbiye etme metodları da bu gibi şeylerdi. Mesela eskiden ıslık çalmak ayıp karşılanırdı. Geceleri ıslık çalmanın, şeytanları başımıza toplayacağı öğretilirdi. (İslam inancında tek bir Şeytan yer alırken, çocuklara bir de bunun çoğul hali söylenerek, din konusunda da yanlış bilgi baştan verilirdi)
Eylül 2015

Dilara, bir soruya yanıt verdi.

Sahte-evrimcilik nedir?

O ne yahu sosyete mantısı gibi.

Demiştim ama şunu buldum:
  • "Lévi-Strauss için, sahte evrimciliğe karşı mücadele, genetik biyolojiyle çeşitli kültürlerin etnolojisi arasında kolaycı bir belirlenme ilişkisi kurmanın reddinden de geçmektedir. Daha ziyade karşılıklı bir zenginleşme vardır; halklar arasındaki genetik birleşimlerle kültürel birleşimler karşılıklı olarak birbirlerine destek olur: "Her kültür genetik yetenekleri ayıklar ve bu yetenekler, karşı etki yoluyla, öncelikle güçlenmelerine katkıda bulunmuş kültür üzerinde etki ederler." Örneğin bir kabilede, yeni birleşimleri olanaklı kılan dışevlilik ilişkilerinde bir tür doz ayarı, edinilen farklılıkları güçlendirmeyi de olanaklı kılan görece bir yalıtıklık vardır; biyolojik evrimi hızlandırıp kültürel buluşlardaki canlılığı kamçılayan da bu doz ayarı olmuştur. Dolayısıyla Irk ve Tarih'le aynı tezleri bulmuş oluruz, fakat bu kez, bile bile, insanlığın birliğine nazaran çoğulluğu, kurucu yükümlülüğüne nazaran alışverişlerin zorunlu olarak sınırlanması vurgulanmaktadır."

  • Sadece bu paragrafı bulabildiğime göre benim sahte evrimcilikten anladığım yeterli miktarda parametrenin hesaba katılmadan evrimsel süreçlerin büyük hata payıyla hesaplanması oluyor. Sahte evrimciler genetik özelliklerin kültürleri oluşturduğunu ve bu kültürlerin oluştuğu gibi kaldığını ya da coğrafyaya bağlı, iklimsel vb etkenlerle geliştiğini savunurken evrim teorisi bu kültürler kapalı kültürler dahi olsalar nadir de olsa yapılan dış birleşimlerle yeni genlerin kültüre girdiğini ve o genlerden çıkan iyi ürünlerin dışa kapalı da olsa o kültür içinde mutlaka değerlendirilerek daha da güçlendirildiğini savunuyor.
  • Bunlar bulduğum bu paragraftan anladıklarım, ödev falan yazıyorsanız daha fazla araştırmalısınız.
Aralık 2014

Ozan Eryılmaz,  yeni bir soru sordu.

Eylül 2014

Cem Turan, bir soruya yanıt verdi.

İnsanlar niçin gece korktukları şeylere gündüz korkmaz? Korktukları şey gecenin sessizliği mi karanlık oluşu mu? Gündüz ıssız ve sessiz bir arazide insanlar gece korktukları gibi korkar mı?

1960'lardan sonra maymunlar üzerinde yapılan gözleme dayalı deneyler göstermiştirki, korku öğrenilen bir duygudur. Süreklilik gösteren duygularımız ise nesiller içinde kalıcılaşır ve genetik yapımızın bir parçası olurlar.
Birkaç örnekle somutlaştırmam yerinde olur, sanıyorum:
Örneğin; söylediğiniz gibi, gece korkusu. Bugün geceleri korkmamız gerektirecek bir durum çok sözkonusu değil. En azından geçmişe oranla. Aydınlatılmış ortamlar, güvenli konutlar, devlet dediğimiz yapının bizi korumakla görevli kolluk kuvvetlerinin varlığı gibi kendimizi güvende hissetmemiz için çok sayıda nedenimiz var bugün. Oysa nesiller önce, kanunun hüküm sürmediği yıllarda, haramiliğin ve eşkıyalığın diz boyu olduğu dönemlerde, daha da gerilerde yırtıcı hayvanlar özellikle gecelerle özdeşlemiş korku öbekleriydi insan için.
Daha çarpıcı bir örnek olarak, yılan ve fareyi verebilirim. Belki günümüz şehir hayatında hiç yılan görmemiştir çoğumuz, daha düşük ihtimalle belki de fareyle hiç karşılaşmadık bile ama korkarız, değil mi? Çünkü sürekli öğrenme süreçleri sonunda, biz denk gelmemiş olsak da korkusu öğretilmiştir bize genetik olarak.
Gecenin tehlike ile bağdaşlaştırılmış olması, korktuğumuz ne varsa genellikle gece aktif olmasıdır, geceleri bilinçaltımızda korkulası kılan. Karanlıktan ötürü oluşan belirsizlik, insan için tedirgin edicidir.
Öğrenilmiş ve nesilden nesile taşınan bu korkulara bir örnek de geviş getiren koyun gibi hayvanların durumudur. Kabulleniş odurki; geçmişte vahşi hayvanlardan ötürü yeşillikleri koparıp düzgün çiğneme fırsatını bulamayan bu hayvanlar, koparıp hemen yutarak tehlikeli bölgeyi terk etmeyi ve güvenli bir yere ulaşınca yuttuklarını geri çıkarıp çiğnemeyi geliştirmişlerdirki biz buna geviş getirme diyoruz. Bu tez doğru ise; bugün koyunlar, keçiler için böyle bir tehlike olmamasına rağmen geviş getirmeye devam ediyorlarsa, bunun nedenini geçmişin izleriyle öğrenilen korkularda aramak yerinde olur.
Gündüzün fazlaca sessiz hali de belki bir riski çağrıştırabilir. Belirsizlik her zaman için tedirgin edicidir ve insan sosyaldir; her zaman dinamik, akan bir hayatın parçası olmayı yeğler.
Haziran 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Cinsel Seçilim: Çok Eşlilik ve Kalın Penis Kemikleri

990

Çoğu erkek memelinin baculum denen bir penis kemiği vardır. Aslında böyle bir kemiği olmadığı için aykırı olan, insandır. Baculum büyüklüğü ortalamasının, farklı fare popülasyonlarına göre değiştiği iyi bilinmektedir. Daha önce yapılan çalışmalara göre, dişi bir fare, üreme döneminde birden çok erkekle çiftleşirse (fare çok eşliliği) daha kalın baculum’a sahip olan erkekler daha çok yavru sahibi oluyor.

Bu bağıntı, penis veya baculum yapısının cinsel seçilime maruz kaldığını gösterir. Başka bir deyişle, baculum’u kalın olan fareler daha çok yavru sahibi olduğundan büyük baculum’u sağlayan gen kopyaları, popülasyonda daha sık rastlanır olacak ve ortalama baculum çevresi (çapı) değeri artacaktır.

Ancak arada bir bağıntının olması, nedensellik kurulmasını gerektirmez; bu hipotezi test etmek için bilim insanları iki fare popülasyonunu 27 kuşak boyunca ürettiler. Bir popülasyonu tek eşli kalmaya mecbur bıraktılar, diğerinde ise bir dişi fareyi bir üreme dönemi boyunca dört erkek fareyle çiftleştirme yoluyla çok eşliliği zorunlu kıldılar. Sadece ikinci popülasyonda ortalama baculum kalınlığının arttığını gördüler, bu da çok eşliliğin daha kalın penis kemiklerini seçtiğini gösterdi.

Peki, neden kalın penis kemiğine sahip erkeklerin daha çok yavrusu oluyor? Kimse bilmiyor. Henüz... Makalenin özeti şu şekilde:

Erkek üreme organları, cinsine göre yaygın bir hızlı ve çeşitli evrimleşme şekli gösterir. Cinsel seçilim hipotezinin deneysel desteği çoğunlukla böcek çalışmalarından sağlanmış olsa da söz konusu evrimsel çeşitlilik şekillerine cinsel seçilimin yol açtığı düşünülmektedir. Bu çalışmada fare (Mus domesticus) popülasyonlarında baculum yapısındaki evrimsel çeşitliliğe cinsel seçilimin neden olduğunu göstereceğiz. Farklı çiftleşme-sonrası cinsel seçilim seviyeleri olduğu bilinen üç izole popülasyondan fare tedarik ettik ve onları bahçe ortamında çiftleştirdik. Çiftleşme-sonrası cinsel seçilim seviyesi yüksek olan popülasyona ait fareler, seçilim seviyesi düşük olan popülasyona ait farelere göre nispeten daha kalın baculum’a sahipti. Bu çeşitlilik şekillerinin çiftleşme-sonrası cinsel seçilime bağlı olup olmayacağını belirlemek için deneysel evrimleşme yöntemini kullandık. Deneysel evrimleşme 27 kuşak boyunca gerçekleştikten sonra, çiftleşme-sonrası cinsel seçilime maruz kalan fare popülasyonları, zorunlu tek eşliliğe maruz kalan popülasyona göre nispeten daha kalın baculum evrimleştirdi. Dolayısıyla verilerimiz, çiftleşme-sonrası cinsel seçilimin memeli baculum’unun evrimsel çeşitliliğinin asıl nedeni olduğunu kanıtlamakta ve evrimsel farklı cins grupları içinden erkek üreme organlarının evrimleşmesinde cinsel seçilimin genel bir rol oynadığı hipotezini desteklemektedir. "

kaynak: evrimagaci.org/fotograf/54/5425
Mart 2014

Pelin Şen, bir soruya yanıt verdi.

Dunbar sayısı nedir?

Milyarlarca insanın yaşadığı ve iletişim mesafelerinin kısıtlandığı dünyada istesek de istemesek de seçici olmak zorundayız. Memelilerde beynin neocortex denilen bölümünün büyüklüğü sosyal hafızamızı belirliyor. Ve bu hafıza 150 kişi kapasiteli bir sim kart gibi düşünülebilir. Dunbar sayısı bunu açıklıyor. İnsanlar aynı anda sınırlı kişi ile ilişki içerisinde kalabiliyor. Yeni bir insanla tanışıp düzenli bir ilişki kurarsak eski bir tanıdığımızla düzenli görüşmeyi kesiyoruz ne yazık ki.
Mart 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mart 2014

Tuğçe Akkoç, bir soruya yanıt verdi.

Onbeş bin yıldır kullanılan kelimeler nelerdir?

Normalde kelimelerin en fazla 8-9 bin yıl sonra yok oldukları düşünülmesine rağmen 150 yüzyıldır kullanılan kelimeler de olduğu tespit edilmiş. Bunların içerisinde "anne" de olması oldukça etkileyici.

bu kelimeler arasında 'değil', 'ne', 'duymak', ‘adam’, ‘akmak’, ‘küller’ ve ‘solucan’ olduğu belirtilmiş.
Ekim 2013

Melis Vatansever, bir soruya yanıt verdi.

Antropoloji bölümü nedir? Çalışma alanları nelerdir?

Sosyal bilimlerin en genci olan ve geniş anlamı ile insan bilimi olarak tanımlayabileceğimiz antropoloji grup içerisinde yaşayan insanı ve insan davranışlarının yapısını, değişimini inceler. En küçük toplumsal birimi "kabile" olarak kabul eden antropologlar insan toplulukları arasındaki benzerlik ve farklılıkları karşılaştırmalı bir bakış açısı ile ele alır. Yapılan çalışmalar kültür konusu etrafında toplanmıştır. Bu noktada antropoloji insanın sadece sosyal özelliklerini değil fiziksel özelliklerini de göz önünde bulundurur. Yaşam biçimimizi en yakın bakış açısı ile yakalamaya çalışan antropologlar "katılımlı gözlem" yöntemi ile inceledikleri grubu adeta onların bir parçasıymış gibi yaşayarak anlamaya ve anlatmaya çalışırlar. Sosyal antropologlar genel anlamda yaşama tarzımız yani kültürle ilgili araştırmalar yaparken fiziksel antropologlar biyolojik bir organizma olarak kabul edilen insanın fiziksel gelişimini ele alır. Antropoloji bölümü mezunlarına antropolog ünvanı verilir. Antropologların çalışma alanlarını kamudaki ve özel sektördeki çalışma alanları olarak iki başlık altında ele alınabilir. Antropologlar kamu sektöründe ağırlıklı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki kurum ve kuruluşlarda (HAGEM, müzeler vb.) görev yapmaktadır. Ayrıca Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye İstatistik Kurumu, TRT gibi kuruluşların ilgili birimlerinde sosyal araştırmacı olarak görev yapabilmektedir. Özel sektörde çalışan antropologlar ise daha geniş bir alanda çalışma imkanı bulmaktadır. Araştırma şirketleri, basın-yayın kuruluşları, ergonomi alanında çalışma yapan kuruluşlar (fiziki antropologlar için) , reklam şirketleri, sosyal sorumluluk kavramı dahilinde gerçekleştirilen projeler başlıca çalışma alanlarıdır. Ayrıca antropologlar son dönemde ilgili kuruluşların insan kaynakları, stratejik pazarlama, müşteri hizmetleri, halkla ilişkiler departmanlarında görev almaya başlamıştır. Özellikle insan kaynakları yönetimi ile tüketici davranışlarını ele alan pazarlama uygulamaları antropologların görev alması gereken alanlar haline gelmektedir. Global pazardaki şirketlerde önemli görevler üstlenen antropologların ülkemiz iş dünyasında da tercih edilecek personel kategorisinde üst sıralarda yer alması kaçınılmaz bir gerçektir. Günümüzün en önemli sorunlarından olan birisi istihdam konusunda yaşanan sıkıntı antropoloji mezunlarını da etkilemektedir. Fakat bu sıkıntı antropologların kendilerini daha iyi tanıtabilmeleri ve kariyer planlarını oluştururken girişimci bir tavır sergilemeleri ile çözümlenebilecektir.
Ekim 2013

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Daha fazla

21 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.