Bilmek istediğin her şeye ulaş

Balık

Balıklar (Latince: Pisces) poikloterm olan, neredeyse sadece suda yaşayan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazı türler canlı doğurarak ürer (lepistes, kılıçkuyruk, moly vs.). Örneğin tatlı su balıklarından Lepistes'in (Poecilia reticulata) yumurtaları anne karnında çatlar ve canlı doğum gerçekleşir. Çiklitgillerde ise kuluçka süresi dişinin ağzında gerçekleşir.Ağzında yumurtaları çeviren, mantarlaşmasını engelleyen dişi yumurtalar çatlayana hatta yavrular serbestçe yüzmeye başlayana kadar onları ağzındaki kesesinde korur.Balıklar su yaşamındaki en önemli varlıklardan birtanesidir. Bulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) ve kemikli balıklar (Osteichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan Placodermi (Zırhlı balıklar) ve Acanthodii (dikenli köpek balıkları)'nın nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken surda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. Köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler. Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabili...

Ekim 2016

Tufan Erkaya, bir soruya yanıt verdi.

Balık yedikten sonra süt ürünü tüketmek insanı zehirler mi?

Ben çok defa içtim balıktan sonra ayran yada ton balığı yanında yoğurt yedim. Hiçbirşey olmadı ve zararı olacağına inanmıyorum. Diğer arkadaşlar da açıklamışlar. Bayat balıktan oluyormuş. Bayat balık yedikten sonra zehirlenmek için süt ürünü eklemeye zaten gerek yok.. .
Mayıs 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yeni başlayanlar için tezgahtan balık seçme kılavuzu

7740

  • Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olsa ve hepimiz aslında biraz Akdeniz çocuğu sayılsak da, taze balığı anlamak pek çoğumuz için muamma. İşte bu aşamada, yeni başlayanlar için tezgahtan taze balık seçme kılavuzu, afiyetle tüketeceğiniz balığın lezzetini anlamanız için tarayıcınızın kısa yollarına eklemeniz gereken önemli bir kaynak.
  • Tıpkı canlısında olduğu gibi, tutulduktan yada yakalandıktan bir süre sonrasına kadar balıkların gözleri canlı, parlak, dışarı doğru bombeli ve diri durur. Burada belirtilen "bir süre"nin zamansal ifadesi, balığın saklama, transfer ve sunum koşullarına bağlı olarak değişen önemli bir kriterdir.
  • Taze balıkların derileri, canlıymışçasına gergin, elastik ve parlak olur. Derinin durumunu kontrol etmek için balık kuyruk sapından tutularak yere paralel olacak şekilde tutulur. Bükülmeyen yada çok az bükülen balık hala taze demektir. Fakat bir pelte kıvamında çok fazla bükülen balıktan hemen uzaklaşmanız gerekir. Ayrıca, balığın cinsine ve türüne bağlı olarak derisi, orijinal haline en yakın halde olmalıdır. Örneğin aldığınız bir mercan yada barbun ne kadar kırmızıysa o kadar taze demektir. Kahverengi veya lacivert bir renge dönüşen balık, tazeliğini kaybetmiş demektir.
  • Solungaçlar, tekrar kırmızı mürekkep ile boyanmadığı sürece, balığın tazeliğini gösteren en önemli organlarıdır. Balığın solunumunu bu organlar vasıtası ile yaptığını düşünürsek, oksijen ve karbodioksit taşınımları sebebiyle en çok kanın burada olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sebeple, solungaçlar ne kadar kırmızıysa balık o kadar taze; ne kadar kahverengi yada siyaha yakın ise balık o kadar bayattır.
  • Otoliz denilen ve dokuların parçalanması olarak tanımlanan süreç, tıpkı insanlarda yada diğer hayvanlarda olduğu gibi balıklarda da söz konusudur. Bu süreç, balık avlandıktan ve öldükten hemen sonra başlar. Sürecin en önemli belirtisi, kötü koku ve dokulardaki bozulmadır. Taze olan balıklar, avlandıkları suyun cinsine göre burnu rahatsız etmeyen bir koku yayarlar. Bu koku yosun ve genel olarak deniz kokusu olarak tanımlansa da, balığın yaşadığı suyun özelliklerine göre değişir. Zaman geçtikçe bu taze kokunun yerini bozulan dokulardan yayılan ve genzi yakan kötü bir alternatif alır.
  • Pullar, balığı dış etkilerden koruyan en önemli organlarıdır. Otoliz olayına bağlı olarak gelişen ve kas liflerinde meydana gelen bozulmadan kaynaklı olarak, balık bayatladıkça pulların deriye tutunma oranı da düşer. Taze balığın pulları, derisine sıkı sıkıya bağlıyken bayatlmaya başlayan balığın pulları sürtünme yoluyla yada kendiliğinden dökülmeye başlar.


7740
Ekim 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Balıklar su içer mi?

7740

Suyun içinde yaşıyor olmaları, balıkların fizyolojilerinin suya gereksinim duymadığı anlamına gelmiyor. Vücut içlerindeki fiziksel ve kimyasal aktivitelerin devamı için su içinde yaşayan balıkların da su tüketmeye ihtiyaçları vardır.

Balıkların yaşadıkları suyu tuzluluk yönünden değerlendirecek olursak ve ortamı tatlı su ile tuzlu su olarak ayıracak olursak, tuzlu suda yaşayan balıklar, vücut içlerindeki pH değerleri yaşadıkları ortamdan daha düşük olduğu için sürekli su kaybetme eğilimi gösterir. Bu sebeple yaşadıkları ortamdan sürekli su içme eğilimi gösterir. Tuzlu suyun içinden çektikleri fazla elektrolit maddeleri ise solungaçları yoluyla atarlar. Yüksek enerji gerektiren bu sürecin tamamında, enerji tasarrufu sağlamak için tuzlu suda yaşayan balıklarda böbrekten su atımı miktarı minimumdur.

Bu olayın tam tersine, tatlı suda yaşayan balıkların vücut içi pH değerleri, yaşadıkları ortamdan daha yüksek olduğu için vücutlarının içine daima su girme eğilimindedir. Hali hazırda farklı yollardan vücuda giren suyun fazlalığından ötürü tatlı su balıklarında su içme eğilimi pek fazla görülmez. Bununla birlikte, boşaltım materyalindeki su miktarı, tuzlu suda yaşayanlara oranla daha fazladır.

Bazı köpekbalığı türlerinin vücut içi pH değerleri, yaşadıkları ortama göre kolayca adapte olabilen bir yapıdadır. Bu sebeple, bu balıklarda su içme eğilimi gözlenmezken, vücuda giren ve çıkan su için herhangi bir enerji harcanmasına da gerek yoktur. Ayrıca, özel dönemlerde (üreme, saklanma yada beslenme gibi) tatlı sular ile tuzlu sular arasında geçiş yapan (anadrom ve katadrom balıklar) bazı balıklarda da (kefal - Mugil cephalus ve levrek - Dicentrarchus labrax), vücut adaptasyonları gözlenir.

Benzer yazılar için denizdenbabamciksa.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ekim 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Elinize aldığınız bir parça balık yeminin içinde ne var?

7740

Özellikle çiftlik ortamında yapılan su ürünleri yetiştiricilikle ilgili toplumda merak edilen en büyük konu, belki de balıkların neyle ve nasıl beslendiği.

Geçtiğimiz senelerde, kuruldukları lokasyonlarda -üzücü ama gerçek, meydana getirdikleri kötü kokularla denizdeki fiziki kirlilikler göz önüne alındığında, balık çiftlikleri ile aydınlatılması gereken daha pek çok konu var. Bu tür istenmeyen ve olumsuz durumların meydana gelmesinin başında, çiftlikler için seçilen yerlerin yanlışlığı ve kurulan lokasyonun fiziksel olarak bir çiftliğin kurulması için gerekli kriterleri taşımaması geliyordu. Yeniden böyle bir durumla karşılaşmamak için tesis planlama uzmanı olan su ürünleri mühendisleri, bugün ellerinden geldiği kadar çok çalışıyor. Ve kendini geliştiriyor.

Bu aşamada, su ürünleri yetiştiriciliğinde (yüksek yoğunlukta ve ticari ölçekte) kullandığımız karma yemlerin içeriği konusunda söylemek gereken bir kaç şey var.

Biz su ürünleri mühendisleri, herhangi bir ölçekteki karma yemi hazırlarken bazı destek noktalarından fikir alırız. Özellikle, gökkuşağı alabalığı , çipura – levrek ve son zamanlarda ticari ölçekte yetiştiriciliği revaçta olan mercan balıkları için uzun vadelerde denenerek elde edilmiş formülleri bugün bol, olabildiğinde ekonomik ve verimli şekilde elde edebiliyoruz. Karma yemler, su ürünleri yetiştiriciliğindeki optimal, verimli, sağlıklı ve düzenli büyüme için belki de vazgeçilemez unsurların en başındaki materyallerdir.

Karma yemler, genel olarak bizim pelet dediğimiz bir şekilde ticari ölçekte üretilir. Talebe ve üretimin hangi aşamasına hitap edeceğine göre farklı büyüklüklerde ve balığın beslenme alışkanlığına göre şekillerde üretilen bu yemlerin büyük bir kısmını protein oluşturur. Yemin bu kısmını oluşturan proteinin miktarı belirlenirken yemin verileceği balığın ihtiyacı ve kaynağı da bazı alternatiflere göre değişiklik gösterir. Protein kaynağı olarak tercih edilebilecek materyaller arasında ise hayvansal kaynaklı olarak balık unuyla bitkisel kaynaklı olarak da soya gelir. Bu ürünler arasındaki balık unu, ticari ölçekte yetiştiriciliği yapılan türden farklı olarak bol bulunan, ekonomik ve ticari değeri nispeten daha kolay elde edilebilen başka balıkların yem fabrikalarında çeşitli yöntemlerle un formatına getirilmesi ile elde edilir. Ayrıca, son yıllarda tek hücreli sucul canlıların da yemlerde kullanılması üzerinde çalışıyoruz.

Bir peleti incelemeye devam ettiğimizde, balığa ‘et’ olarak geri dönecek proteinden farklı olarak ayrıca yağlar, karbohidratlar ve diğer mateyaller gözlenir. Yağlara baktığımızda, bulundurdukları yüksek enerji miktarıyla balığın ihtiyaç duyduğu yağ asitlerinin sağlanması için yemlere katılır. Bir gram yağ, bir gram proteinden veya karbohidrattan daha falza enerji içeriği için ayrıca kârlı bir enerji kaynağıdır. Bununla birlikte en temel haliyle karbohidratlar da, bünyelerindeki glikoz sebebiyle yemlerde kendilerine yer bulurlar. Glikoz, bol bulunan ve ekonomik bir enerji kaynağıdır.

Bir yem peletinin içindeki materyalleri oranlara vurduğumuzda, genel olarak en yüksek miktarda protein, sonra yağ ve ardından da karbohidratların varlığı gözlenir. Ayrıca, mineraller ve vitamin takviyeleriyle tüketimlik yetiştiricilikte kullanımına izin verilen koruyucular (E Vitamini gibi) yada sağaltım solüsyonları da bu yemlerin içine katılarak balıklara sunulur.
Eylül 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Çiftlik balığı mı doğadan yakalanmış balık mı? Sorunun yanıtı değişiyor.

Fotoğafın büyüğüne baktığımızda dünyada, biraz daha lokalize olduğumuzda da Türkiye’de, kıyılarda yada iç sularda yetiştiriciliği yapılan balıkların miktarı bir hayli fazla ve bu durum, artmaya devam ediyor. Sağlıklı bir yaşam için mutlaka tüketmemiz gereken besin maddelerinden birisi olan balıkla ilgili, sektör önemli bir handikapla karşı karşıya.

Çiftlik balığının daha lezzetsiz olduğunun sanılması.

Belirli bir zaman aralığında tükettiği su ürünleri miktarı fazla olan kişilerin edindikleri damak tadından yola çıkarak kafalarında oluşturdukları algı, çiftliklerde yetiştirilmiş balıkların lezzetlerinin denizde kendi haline büyümüş ve pazar boyuna ulaşarak avlanmış balıklardan daha yavan, tatsız ve lezzetsiz olduğu. Bunun sebepleri arasında, balıkların büyütülürken onlara verilen yemlerin içeriğinden balıkların büyürken içinde bulundukları su ortamının da etkisi büyük. Bu durum, içeriği daha kaliteli ve balık etine doğadaki balıkların etine daha da yakın tatlar kazandıracak yemlerin verilmesiyle aşılabilir.

Dünyadaki su ürünleri sektörünün uzun vadedeki geleceğine baktığımzda, kültür yetiştiriciliğinin daha da önem kazanacağı konusunda bütün otoriteler hem fikir. Artan protein ihtiyacı, azalan stoklar ve günden güne gelişen avcılık yöntemleri ve birim zamanda yapılabilen avcılık miktarı, kültür ortamlarının önemini arttıracak. Bugün bile neredeyse soframıza gelen somon balıklarının yarısının çiftliklerden geldiğini söyleyebiliriz. FAO’nun yayınladığı bilgilere göre, yıllık global boyuttaki somon üretimi 27.000 tondan 1.000.000 tona çıktı. [1]

Peki doğada balıklar, kendi ekosistemleri içindeki besin zincirindeki basamaklarla beslenirken çiftliklerde nelerle besleniyor? Küresel boyuta baktığımızda durum, kültür ortamında yetişen bir balığın doğada yaşayan türdeşinden daha iyi beslendiğini ortaya koyuyor.

Authority nutrition‘da yayınlanan bir somon filetosundaki besin tablosuna göre, kültür ortamında yetişen bir somon balığındaki besin durumu, doğadakinden daha iyi bir halde.



Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından yapılan araştırmanın sonucuna göre, yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi, kültürde ve iyi koşullarda altında yetiştirilmiş somon balığındaki besin değerleri, doğadan yakalanmış olan bir balıktan daha fazla olduğu görülüyor. Tabloya baktığımızda, yağ oranının iki kat, omega – 6 yağ asitinin miktarınınsa 3 katına yakın olduğu gözleniyor. Bu durumun temel sebeplerinden birisini, elbette ki daha iyi ve balığın ihtiyaçlarına göre hazırlanmış yem içeriği oluşturuyor.

Bir taraftan da, doğal ortamda yetişen balıklar, insan tarafından kontrol edilmeyen bir ortamda yetiştikleri için, kirletici etmenlerden ve ağır metallerden daha fazla etkilenme eğilimi gösteriyorlar. Çeşitli kalıntılar, zarar verici maddeler ve zehirler, balıkların bünyesinde birikir ve balık tüketildiğinde bütün bunlar tüketen canlının vücuduna geçer ve oradan atılmaları için gerçekten çok uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Su ürünleri mühendisleri tarafından her bir aşaması kontrol altında tutularak yetiştirilen kültür balıklarıysa kirletici etmenlerden ve ağır metallerden daha az etkileniyor. Çünkü bugün, artık herhangi bir su ürünleri yetiştiriciliği yapabilmek için tesisleri iyi bir yere konumlandırmak gerekiyor ve bu tesislerin çevreleriyle olan etkileşimlerine göre üretim planlaması yapılıyor.

Peki, artık illa ki “deniz balığı” yemeyi talep etmeli miyiz?

Araştırmalar gösteriyor ki, iyi koşullar altında yetiştirilmiş çiftlik balıkları, göreceli olarak doğada yaşayan ve çeşitli yöntemlerle avlanan balıklardan hiç de geride kalmayacak kadar besleyici ve sağlıklı, hatta kontrollü koşullarda yetiştirildikleri için istenmeyen birikintileri de barındırmıyorlar. Dolayısıyla, su ürünleri üretimini destekleyerek hem daha verimli ve besleyici balıklar tüketmemizin önünde hiç bir engel yok. Hem böylece, dünya denizlerindeki stokların da toparlanması için iyi bir fırsat yakalarız!
Ocak 2015

Hypatia Hypatia, bir soruya yanıt verdi.

En lezzetli bulduğunuz balık hangisidir?

Diğer deniz canlılarını daha lezzetli bulsam da, levrek, çipura ve mezgit. . .
Ocak 2015

Fazlı Özdemir, bir soruya yanıt verdi.

En lezzetli bulduğunuz balık hangisidir?

Balık ne kadar lezzetli olursa olsun pişirme yöntemi her zaman için daha önemlidir.
O kadar çeşit arasından yaptığım çıkarım.

=> Odun ateşiyle dumanlanarak köz üzerinde kızartılmış bir deri içinde saklanan Çupra üzerine balık tanımam.
Ocak 2015

Gökhan Çancılar, bir soruya yanıt verdi.

Balıklar susuzluk hisseder mi?

Belki kirli veya fazla mineralli sularda olabilir. Biz nasıl havadan şikayet ediyoruz ya; "Öfff havası sıktı beni buranın, ağır kokuyor" diye, onlar da şikayet edebilir. Bir de tatlı su balığı tuzlu suda susuzluk hissedebilir belki. Ama unutur gider.
Ocak 2015

Gökhan Biçer  yeni bir  gönderide  bulundu.

Balığını ameliyat ettirmek için 300 sterlin harcadı - Dünya Haberleri - Radikal

İngiltere ile ilgili haberleri mi aramıştınız? Balığını ameliyat ettirmek için 300 sterlin harcadı haberi için hemen tıklayın!
Aralık 2014

Fat Ma, bir soruya yanıt verdi.

Aralık 2014

Gökçe`n, bir soruya yanıt verdi.

Aralık 2014

Bahadır Şentürk, bir soruya yanıt verdi.

Aralık 2014

Kardelen Kuruçay, bir soruya yanıt verdi.

Balık yedikten sonra süt ürünü tüketmek insanı zehirler mi?

Kaliteli ve taze balık yemeğe gittiğinizde göreceksiniz ki yanında meze olarak yoğurt gelecek. Bu aldığınız balığın tazeliğine bağlı.
Daha fazla

34 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Balina

1 Kullanıcı   1 Soru   2 Yanıt

Hamsi

0 Kullanıcı   1 Soru   1 Yanıt

Lüfer

5 Kullanıcı   1 Soru   2 Yanıt

Çinekop

2 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

Levrek

2 Kullanıcı   3 Soru   3 Yanıt