Bilmek istediğin her şeye ulaş

Balıkçılık

Balıkçılık, denizlerde, göllerde ve akarsularda balıkların ve diğer deniz canlılarının çeşitli yöntemlerle avlanması. Balıkların yanı sıra midye, karides, ıstakoz, pavurya, istiridye ve ahtapotun, hatta balina gibi deniz memelilerinin avlanması da balıkçılık kapsamına girer. Gölet, havuz ya da denizlerdeki suni tesislerde balık ve diğer deniz hayvanlarının üretilmesi de balıkçılığın bir parçasıdır.

Ocak 2017

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Pasifik su ürünleri yetiştiriciliğinde yeni oyuncu: Asya levreği

7740

Flinders Üniversitesi ve Ohio Soya Konseyi’nin birlikte geliştirdiği yeni bir diyet, Asya levreğinin daha fazla menüye girmesini sağlayabilir.

Asya levreği yetiştiriciliği, Avusturalya’daki su ürünleri yetiştiricilerinin yeni gözdelerinden ve balığın su ürünleri pazarı içindeki hacmi giderek artıyor. Öyle ki, ülke içinde yetiştiricilik yada avlama yoluyla yıllık 3.500 tondan daha fazla Asya levreği elde ediliyor. Günden güne üzerine daha fazla ilgi çeken ve aynı zamanda yerel olarak Barramundi olarak da bilinen asya levreği, yeni geliştirilmiş yeni bir yem ile kafeslerde de daha sürdürülebilir bir şekilde kafeslerde de yetiştirilebilecek.

Asya levreğini denizel kökenli besinlerle beslememek doğal ortamlardaki su ürünleri stoklarını korumak üzerinde tek başına etkili bir çözüm değil fakat su ürünlerinden elde edilmiş yemlerle elde edilmiş yemler, su ürünleri sektörü için ucuz bir alternatif.

Amerikalı Ohio Soya Konseyi tarafından finanse edilen ve ılık suda yaşayan Avrupa levreğinin yemindeki balık ununu soya küspesi ile değiştirme projesi EnzoMeal™, balık unundaki su ürünleri kaynaklı yemin yerine işlenmiş soyanın kullanılıp kullanılamayacağını araştırıyor. Araştırmanın amacı, farklı sıcaklıklardaki, optimum yada levreğin büyümesi için uygun olmayan koşullardaki ortamlarda farklı soya içeriğine sahip yemleri kullanarak balıkların büyüme performansını bulmak.

Beyaz soya, balık yemindeki balık ununun yerine kullanılabilecek çok yaygın bir alternatif fakat Asya levreğinin yem içeriğine katılabilecek olan soya miktarı sınırlı. Kullanılan bu soyanın ise sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyümeyi sağlaması için olumlu amino asit yapısına, iyi bir protein profiline sahip olması ve sindirilebilir olması gerekir. Yetiştiricilikte kullanılan yemlerin içeriğinin yarısından fazlasının protein olması ve bu proteinin de diğer su ürünlerinden elde edildiğini düşündüğümüzde, yetiştiricilik ünitelerindeki maliyetin çok büyük bir kısmını yemler oluşturduğunu görebiliriz. Hatta bazı yetiştiricilik tesislerinde kullanılan ve hamsigillerden ve bazı bitkilerden elde edilen unlarla yapılmış yemlerin içeriğinin %70 kadarı protein olabiliyor.

7740

Tüm dünyadaki su ürünleri yetiştiriciliğinde kullanılmak üzere diğer su ürünlerinden elde edilen balık ununun talebi artıyor ve azalan tüketim maddeleri nedeniyle balık ununun arzı azalıyor, fiyatları artıyor.
Asya levreği ise Avusturalya’nın tuzlu ve tatlı sularında, Hint okyanusunun batısında ve İran’da, hatta Çin’deki, Tayvan’daki ve Papua Yeni Gine’deki nehirlerde bile bulunuyor. Asya levreği, su ürünleri yetiştiriciliğini geliştirmek için son derece yeni ve iyi bir fırsat.

Bilinenin aksine, dünyanın farklı yerlerinde su ürünleri yetiştiriciliğine yatkın olan türlerin kültüre alınma çalışmaları devam ediyor. En ekonomik protein kaynaklarından birisi olan balık yetiştiriciliğindeki yeni metodlar ve yöntemler, yetiştiricilik maliyetlerini azaltmak konusunda yeni fikirler verip yeni vizyonlar çizerken aynı zamanda dünyanın farklı yerlerindeki profesyonellere de farklı yollardan farklı türler üzerinde çalışmak üzerine yöntemleri anlatıyor.

Türkiye’de başta kalkan, kırlangıç ve mercan gibi türlerin kültür çalışmaları devam ederken aynı zamanda yetiştiricilikte kullanılan yemlerin içeriğini de daha iyi, verimli ve aynı zamanda ekonomik bir hale getirmenin yolları da aranıyor. Bu durum, su ürünleri yetiştiriciliği ile uğraşan kişilerin sektör içindeki faaliyet alanlarını daha da genişletirken protein kaynağı olarak sunulan su ürünlerinin içeriğini de daha iyi kontrol altında tutma imkanı sağlıyor…

Bu ve benzer yazılar için denizdenbabamciksa.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Kasım 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

HANGİ SU ÜRÜNLERİ EN İYİ OMEGA 3 KAYNAĞI?

7740

Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu mükemmel Omega 3’ü su ürünlerini tüketerek almanız önemlidir fakat dikkat çekici bir tehlike haline dönüşen ağır metaller ve ağır metal atıkları bugün pek çok tüketilebilir balık türünün bünyesine girmiş vaziyette. Bu kontaminasyonun (bulaşmanın) neticesinde, dünya çapında pek çok Omega 3 üreticisi, bilinç seviyesi günden güne artan müşterilerinin talepleri doğrultusunda alternatif kaynakların peşine düşüyor ve alternatif su ürünlerini Omega 3 kaynağı olarak kullanmaya başlıyor.

Omega 3 kaynağı olarak sunulabilen alternatif su ürünlerinin başında kril geliyor. Dikkat çekici Omega 3 kalite profiline ve değerine sahip olan kril, önümüzdeki dönemlerde Omega 3 eldesi için önemli bir pozisyona gelebilir mi?

Günümüzde, yaygın olarak Omega 3 eldesi yağlı, derin sularda yaşayan, yetiştiricilik yada avcılık yoluyla elde edilmiş somonlardan yada diğer balıklardan elde ediliyor. Omega 3’ün elde edildiği bu türlere en iyi örnekler ise trança, ringa, uskumru ailesi balıkları, somongiller, sardalyagiller, morina ve ton balıkları. Çok ekstem koşullarda ise bazı köpekbalıkları ve balinalardan da balık yağı elde edilebiliyor.
Kril ise Antartika’nın soğuk ve el değmemiş sularında yaşayan, karidese benzeyen bir kabuklu su ürünü. Suyun içinde yüzer halde bulunan planktonla besleniyor.

7740

Değerli Omega 3 profili

Balıklardan elde edilmiş olan yağların yaklaşık %30’unun Omega 3 olması gerçekten kayda değer bir rakam, fakat elde edilen bu yağın krilden elde edilmiş olan Omega 3’e göre daha az antioksidan olduğu, daha kolay okside olduğu ve kokuşabildiği gözlenmiştir. Krilden elde edilmiş yağın ise ortalama %14’ünün Omega 3 olmasının yanında, yağın içeriğinin kalitesinin daha farklı ve yüksek olduğu görülmüştür. Kril kaynaklı yağ asitlerinin fosfolipid yapısı, emilim için daha uygundur. Yani, hücre tarafından daha kolay emilimi sağlanır. Bu oran ortalama 48 kat daha fazladır.
Yapılan araştırmalar, kril kaynaklı Omega 3 yağının balık kaynaklı olanlara göre 300 kez daha fazla antioksidan A ve E vitamini gücüne, 47 kat daha fazla lutein olduğunu ve 34 kat daha fazla koenzim Q10 gücüne sahip olduğunu göstermektedir.

Sürdürülebilir Omega 3 tedariği

1950 yılların ortalarında başlayan geniş ölçekli su ürünleri avcılığı, dünya denizlerinde yer alan balık popülasyonlarının %90 gibi bir oranı avlama yoluyla denizlerden çekti. Bugün dahi, ortalama su ürünleri avcılık kotaları, bilim insanlarının türlerin soylarının kurtarılması için belirlenen orandan %15 ile %30 arasında daha fazla. Soyu tehdit altında olmayan türlerin kota dışı avcılık katsayıları ise ortalama %100 daha fazla. Bu da, her an yeni türlerin soylarının tehlikeye girebileceğine işaret ediyor. Sucuk kökenli Omega 3 eldesinde, alternatif ve sürdürülebilir kaynakların bulunmasının gereği günden güne artıyor.

Halihazırda, hem insanlara hem de doğal olarak krille beslenen canlılara yetecek kadar fazla miktarda kril, dünya sularında bulunuyor. Sadece Antartika’daki kril biyoması 170 ile 740 milyon ton arasında değişiyor. Biyomasın yenilenme oranı ise bir kaç yüz milyon ton gibi etkileyici bir büyüklüğe sahip. 1990 ile 2009 yılı arasında yapılan kril avcılığı yalnızca bir milyon tonun onda biri büyüklüğünde.

Antartik krilinin sürdülülebilirliği, Antartik Deniz Yaşamı Koruma Komisyonu (CCAMLR) tarafından korunmaya alınmış durumda. CCAMLR tarafından 2008 yılında konulan kril avlama limiti 6.6 milyon ton ve bu üst limite rağmen, yıllar içinde yapılan avcılık hiç %2’yi geçmemiş. Avlanan krilin kullanım dağılımına göz attığımızda %45 gibi bir oranın sportif olta balıkçılığında yem, %43’ünün yetiştiriciliği yapılan su ürünlerinin beslenmesinde ve geriye kalan %12’lik dilimin ise insanlar için kullanıldığını gösteriyor.

7740

Çevreye duyarlı Omega 3 eldesi

Aşırı avcılık, sucul ekosistemi ve su yaşamını tehlikeye atıyor, ayrıca besin zincirine zarar vererek avcıların da popülasyonlarının azalmasına neden oluyor.

Her yıl 300.000 kadar balina ve yunus gibi deniz memelisi, balıkçılık yapılan takımlara takılarak ölüyor.
Su ürünleri yetiştiriciliği, insanların ihtiyaç duyduğu Omega 3’ü sağlayabilir fakat bu metodun kendi içinde bazı sıkıntıları var. Yüksek miktarda balık yeminin kullanılmasını gerektiriyor, bu da yetiştiricilik alanından ekosisteme daha fazla yem atığının bırakılmasına, balıkların daha fazle metabolik artık oluşturmasına neden oluyor. Kötü yönetişim kabiliyetleri ile birleşince bu durum, balık yetiştiriciliği sisteminin çökmesine alt yapı sağlıyor.

Kril avcılığı, bazı çevreler tarafından deniz memelilerinin besinlerini çalmak olarak görülüp bu yönde ifadelerle tanımlansa da bu bilgi doğru değil. Krilin balinalar tarafından tüketilen miktarı ortalama 85 milyon ton civarında, bu da toplam avcılığın %0,14 gibi bir oranına tekabul ediyor. Yani %1’in ⅕’ine. Bu rakam da, dünya denizlerinde, herkese yetecek kadar krilin var olduğunu ortaya koyuyor.

Kontaminasyon ve birikim

Dünya denizlerinde uygulanan farklı politikalar ve farklı aktivitelere bağlı olarak, balıklarda ve dolayısıyla balık yağlarında bazı ağır atık metallerin birikmesi görülebiliyor. Civa, Poliklorlubifeniller (PCB), stronyum gibi radyoaktif maddeler, cadminyum, krom ve arsenik gibi toksik metaller başlıca örnek olarak verilebilir. Bunlar, canlı vücudu için tehlike arz eden ağır metallerdir. Kötü yönetilmiş yada çevresel etkiler nedeniyle kirlenmiş bir bölgeye kurulmuş olan bir balık çiftliğinde yaşayan balıkların bünyesinde yer alan toksik kalıntılar, denizdeki miktarın 9 milyon katına kadar artabilir.

Kril ise henüz el değmemiş, maden aranmamış yada endüstriyel olarak taşıtların pek girmediği yerlerde ve derin sularda yaşadığı ve oralarda avlandığı için krilden elde edilmiş yağların içindeki toksik birikintilerin miktarı tehlikeli düzeyde değildir. Bunun nedenleri arasında krilin göreceli olarak daha temiz bir su kütlesinde yaşamasının yanında krilin besin zincirinin alt basamaklarında yer alması da vardır. Besin zinciri içindeki yeri, krilin bünyesinde fazla miktarda ağır metal yada toksik madde tutmasını engeller. Çünkü pek çok farklı tür tarafından besin olarak tüketilir.

Besin piramidinin üst basamaklarında yer alan canlıların bünyesindeki toksik maddelerin ve ağır metallerin fazla olmasının sebebi ise, tükettikleri alt basamak canlıların bünyelerindeki metalleri kendi bünyelerinde tutmalarıdır.

Omega 3 yağ asitlerinin faydaları ve neden tüketilmesi gerektiğine dair bilgileri almak için buraya tıklayın.
7740
Ekim 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

SOMON YETİŞTİRİCİLİĞİNDE YENİ JENERASYON ÇÖZÜM, MALİYETLERİ AZALTACAK.

7740

Norveçli bir mucit, somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerden kaçan balıkların takibini yapabilmek için yeni bir metod geliştirdi. Balığın gözünü kullanan yönteme aynı zamanda balıkçılık için geliştirilmiş bir uygulamada dahil edilmiş.

Norveç’in somon çiftlikleri ile bilinen adası Froya’da bir şirkette çalışan Frank Jakobsen, çiftliklerden kaçan somon balıklarını sınıflandırmak için bir yöntem geliştirdi. Jakobsen, geliştirdiği yöntemde, somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerdeki balıklarının retinaları taranarak arşivleniyor ve sonraki taramalarda kaçan balığın hangisi olduğu daha kolay anlaşılıyor.

Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü (NINA) ’dan araştırmacılarla birlikte çalışmaya devam eden Jakobsen’in projesi Norveç Araştırma Konseyi tarafından finanse ediliyor ve eğer proje, tasarlandığı gibi geliştirilmeye devam edilirse yetiştiricilik yapılan çiftliklerdeki balıkları tanımlamak açısından son derece büyük bir gelişme olacak. Bu proje, ayrıca insanlar üzerinde de kullanılabilecek şekilde modifiye edilebilecek.
Somon yetiştiriciliği yapılan çiftliklerdeki balıklar sisteme kayıt edildiğinde, balığı yakalayan yada satın alan bir kişi, proje kapsamında geliştirilen mobil uygulama sayesinde balığın gözünü tarayarak balığın geçmişi hakkında bilgi sahibi olabilecek. Bu iş, hali hazırda balıklara verilen barkodlarla yada karekodlarla da yapılabilmekle birlikte sistemin maliyeti yüzünden çok fazla işletme tarafından tercih edilmiyor.

7740

Somon yetiştiriciliği, Norveç’te önem arz eden bir konu.

Balık çiftliklerinden kaçan balıkların hangi çiftlikten ve nereden geldiği, Norveç’te önemli bir konu. Yetiştiricilik yoluyla elde edilen balıkların etiketlenmesi ve kaçmaları halinde geldikleri yere dönmelerinin sağlanması önceliklerin başında. Geliştiricinin projesinin tamamlanması halinde, somon yetiştiricilerinin yetiştiricilik yaptıkları balıkların tümünü etiketlemek yerine yalnızca gözlerini tarayarak sisteme dahil etmeleri yeterli olacak. Bu, aynı zamanda yetiştiricinin yetiştirme maliyetlerini de düşürerek somon fiyatlarına olumlu etki yapacak. Norveç’te, şu anda çiftliklerde balıklar yüzgeçlerinden küçük bir parçanın kırpılması, balıkların boylanması, kulak kemiklerden genetik tayinler şeklinde yapılabiliyor ve bu yöntemlerin bir çoğu oldukça maliyetli yöntemler. Maliyetin yanında canlı balıklara yaşattığı stres de başka bir önemli faktör.

Proje kapsamında geliştirilen mobil uygulama, ilk versiyonunda balık türlerinin 77% kadarını ayırt edebiliyordu ve yapılan geliştirmeler sayesinde bu oran 98% doğruluğa kadar çıktı. İlk araştırmaları Norveç Gıda, Balıkçılık ve Su Ürünleri Enstitüsü tarafından yapıldı. Bu da Norveç’in su ürünleri yetiştiriciliğine verdiği önemi bir kez daha gözler önüne seriyor.

Norveç’in güney batı kıyısına yakın bir şehir olan Stavanger’e yakın bir noktada bulunan NINA’nın araştırmaları, bölgede yapılan yoğun yetiştiricilik çiftliklerindeki balıkların kayıt edilmesi şeklinde devam ediyor. Uygulamanın doğru şekilde çalışabilmesi için gerekli veri altyapısını sağlamak için sürdürülen bu çalışmalar projenin daha stabil ve doğru çalışabilmesi için gerekli dökümantasyonu sağlayacak. Uzmanlarsa bu teknolojinin doğruluk katsayısının günden güne artacağı düşünüyor.

Metin Türkçe’ye adapte edilirken kısmi bölümlerinde yorumlar yapılmıştır.

7740


Maliyeti düşüren teknolojiler, gelecekte daha fonksiyonel çözümleri sunacak.

Görüntüleme ve görüntü işleme teknolojilerinin geldiği nokta göz önüne alındığında, dalgıç kameralar vasıtasıyla hızlı ve kolay bir şekilde yapılabilecek olan kayıt işlemi, aynı zamanda yeni yeni gelişmeye başlayan bir tüketici davranışına da katkı sağlayacak: yetiştiricilik kökeni.

Avrupa ve Amerika’daki hükümetlerin uyguladığı ya da destek verdiği projeler kapsamında bilinçlenmeye başlayan tüketiciler, tükettikleri su ürünlerinin yetiştiricilik kökenleri ve yetiştiricilik metodları üzerine artık fazlaca duyar gösteriyor. Öyle ki, yetiştiricilik yoluyla elde edilmiş su ürünlerinin yaşam koşulları ve beslenmelerinde kullanılan materyallerin içeriği dahi tüketicilerin ilgisini çekiyor.

Organik yetiştiriciliğin bilinçli toplumlar tarafından destek gördüğünü düşünürsek, yetiştiriciler ile tüketiciler arasındaki bağı kuvvetlendiren bu harika projenin kullanımının yalnızca Norveç ile sınırlı kalmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Ağustos 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

OLTA BALIKÇILIĞINDA KULLANILAN YEM ÇEŞİTLERİ VE BAŞARILI AVCILIK İÇİN DOĞRU YEM SEÇİMİ

Oltayla yada göreceli olarak endüstriyel avcılığa göre daha basit araçlarla avlanmak istenilen su ürünleri türüne göre farklılıklar gösteren yemler, balıkların beslenme alışkanlıklarına göre avlarda kullanılan en önemli bileşenlerden biri. En az doğru av aracını seçmek, kullanmak ve doğru av yerini belirlemek kadar dikkat gerektiren yemler, elde ediliş kaynaklarına göre çeşitli kategorilere ayrılıyor. Temel olarak iki ana kategoriye ayırabileceğimiz ve avcılık için kullanılan yemler, kendi içlerinde de belli başlı başlıklar altında ayrıştırılabiliyor. Olta ile çoğulukla balık avcılığı için kullanılan yemler, bazı yörelerde ahtapot ve yengeç gibi farklı türler için de tercih edilebiliyor.

7740


Yapay yemler


Yapay balıklar: Suyun içinde canlı balıklar gibi davranarak avcısını oltaya çekmeyi hedefleyen bu ürünler, özellikle yumuşak ve içlerine konan özel malzemeler sayesinde güneş ışığını yansıtarak parlar ve su altında dikkat çeker. Avcılığın yapıldığı suyun fiziki yapısına göre farklı renklerde ve avlanmak istenilen balığın türüne göre çeşitli boyutlarda olanları var. Göllerde, akarsularda ve denizlerde rahatlıkla kullanılabiliyor ve imal edildikleri malzemenin kalitesine göre birden fazla kez kullanılabiliyor. Yapay balıklarla yapılan avcılığın hedefinde olan türler arasında avına hızla saldıran balıklar var: palamut ve kılıç gibi.


Kaşık oltalar: Özellikle hareket halindeki gemilerin arkasından yada yanından suya atılıp sürükleme mantığı ile avcılık yapan kaşık oltalarla, tıpkı yapay balıklar gibi suyun içinde parıldayarak avcılığının yapılması beklenen balığın saldırmasının sağlanarak avcılık yapılıyor. Özellikle uzun mesafelere atılabilen sağlam oltalar kullanılarak donatılmış kaşık oltalar, denizlerde gemilerin ardından çekilerek avcılık yapmak için iyi birer araç olabilir. Yine yapay balıklar gibi avına saldırarak beslenen balıkların avcılığında sıklıkla kullanılır.


Plastik yemler, sentetik materyaller ve tüyler: Suya düşen herhangi bir yeme saldırarak beslenen avcı ve yırtıcı beslenme alışkanlığına sahip balıkların avlanmasında aktif olarak kullanılan bu tür yemler balığın düzenli beslenme alışkanlığında tükettiği yemlere uygun şekilde seçilir. Farklı renklerde, ebatlarda ve sertlikte çeşitleri vardır. Özellikle ipekten yapılmış bazı tüyler, Zargana gibi kovalayarak avlanan balıkların avcılığında iyi performans gösterir.

Gerçek yemler


Balık etleri: Iskartaya çıkarılan balıklar yada daha önce avlanan ve yem olarak ayrılan balıkların etleri, uygun boyutlarda ve biçimlerde oltaların ucuna bağlanarak büyük balıkların avlanmasında kullanılabilir. Sardalya, istavrit, izmarit gibi balıklar bu tür avlanma için iyi bir seçenektir. Ayrıca daha büyük balıkları avlamak için uygun büyüklükteki oltaların ucuna bu balıklar canlı olarak da takılabilir.
Yumuşakça ve kabuklular: Protein ve lezzet yönünden son derece çekici bir materyal olan yumuşakça ve kabuklu etleri arasında sayılabilecek olan sübye, mürekkep balığı, kalamar, kum midyesi ve Akdeniz midyesi avcılıkta başarısı yüksek yemler arasındadır. Türkiye’de tüketim alışkanlığı yönünden pek parlak bir noktada yer almayan u türler, özellikle avcılık alanada kendine daha fazla yer bulmuştur. Tıpkı balık etleri gibi uygun boyutlarda parçalara ayrılarak olta ucunda kullanılabilen bu yemlerle etle beslenen balıklar avlanabilmektedir.


Canlı yemler: Topraktan çıkartılan kurtçuklar, yengeçler yada solucanlar da su ürünleri avcılığında aktif olarak kullanılmaktadır. Parçalara ayrılarak, kıyılarak yada bütünüyle oltanın ucuna takılarak kullanılabilir. Denizlerde ve göllerdeki avcılıkta rahatlıkla kullanılabilir. Daha sakin ve avını genellikle kovalamadan avlayan balık türlerinin avcılığı için uygundurlar. Oltalarda suyun farklı derinliklerine konumlandırılarak birden fazla derinlikte yaşayan balık türünün avcılığı yumuşakça ve kabuklu etleriyle birlikte bu yemlerle de yapılabilir.

Başarılı bir avcılık için doğru yemlerin seçiminin önemi

Kıyıdan yapılacak olan su ürünleri avcılığında kullanılacak olan yemler, öncelikli olarak hangi türün avcılığı yapılacaksa o türün beslenme alışkanlıklarına göre belirlenmelidir. Avlamak istediğiniz türün yiyeceğini nasıl elde ettiğini araştırmalısınız. Bazı türler çayırlar arasında otlanarak ve küçük kabukluları yiyerek beslenir. Bazıları aktif olarak avlarını kovalar, bazıları da saldırarak beslenir. Genel olarak sakin mizaçlı olan ve avlama eğilimi kovalamak üzerine olmayan balıkları canlı ve suyun içinde aktif olarak hareket ederek cezbeden yemlerle avlama ihtimaliniz düşüktür. Ya da parlak ve dikkat çeken küçük balıkları kovalayarak avlayan Zargana gibi balıkları attığınızda dibe çöken ıslak yemlerle avlama ihtimaliniz yine en fazla bir önceki örnekteki kadardır.

7740

Olta balıkçılığında, yemler kadar önemli olan bir başka konu da yemi suyun neresine konumlandıracağınızdır. Buna karar verirken de yine avlamak istediğiniz balık türüne göre bir seçim yapmalısınız. Yemi, suyun içinde uygun yerlere konumlandırmak içinse şamandıralardan ve kurşunlardan faydalanılır. Şamandıra, suyun üzerinde kalarak altında bağlı olan olta takımının askıda kalmasını sağlarken kurşun, alt tarafta yer alır ve misinanın suyun içinde batarak suya dik kalmasını sağlar. Farklı kapasitelerdeki şamandıralar ve ağırlıktaki kurşunlar, yapılmak istenilen balık avcılığının türüne göre özel olarak tasarlanarak hazırlanır. Çok basit materyaller bile şamandıra olarak kullanılabilir: sünger parçaları, köpük tabakaları, hafif ve yüzücü özellikteki plastik parçaları amatör balıkçılıkta yaygın olarak kullanılırken sağlam ve dayanıklı poliüreten malzemelerden imal edilmiş şamandıralar daha çok profesyonel olta balıkçılarının tercih ettiği ürünler arasındadır.

Yemler, suyun içindeki uygun derinliğe konumlandırılırken şamandıraların kaldırma kuvvetinden kurşunun da ağırlığı nedeniyle batma eğiliminden faydalanılır. Eğer şamandıranız çok büyükse yem gereken derinliğe batmayabilir, kurşununuz gereğinden fazla ağırsa da şamandırayı batırarak suyun dibine çöker. Bu nedenle meydana takılmalar ve kopmalar sıklıkla görülmekle birlikte koparak işlevini yitiren takımlar, suyun içinde avlanmaya devam ederek hayalet avcılığa neden olmaktadır.

Kıyıdaki olta balıkçılığı aktiviteleri günümüzde hala popüler bir hobi ve geçim metodu. Doğru ve nitelikli araçlarla yapıldığında son derece keyifli bir eylem olan olta balıkçılığı ile ilgili araştırmalar ve olta balıkçılığını daha iyi bir yere getirmek için yapılan geliştirme çalışmaları, dünyada farklı yatırımları üzerine çekmeyi başarıyor.
Haziran 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Entegre Multitropik Su Ürünleri Yetiştiriciliği

7740

Kanada’da devlet ve özel sektör desteği ile birlikte yürütülen Entegre Multitropik Su Ürünleri Yetiştiriciliği (IMTA) dökümanı, projenin detaylarını, işleyişini, amaçlarını ve projenin uygulanması neticesinde ortaya çıkacak olan sonuçları ortaya koyuyor. Türkçe’ye adapte edilen döküman, IMTA’nın farklarını, yararlarını ve kapsamını anlatması bakımından dünyadaki pek çok ülkeye örnek olacak nitelikteki temel bilgileri ve hedefleri içeriyor.

IMTA dökümanının Türkçe’ye adapte edilmiş halini bilgisayarınıza ücretsiz olarak indirmek için lütfen aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edin.

denizdenbabamciksa.com/entegre-multitrop. . .
Haziran 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Su ürünleri yemlerimizi tasarlarken neleri göz önüne alırız?

7740

Ticari olarak yapılan ve endüstriyel boyutta yapılan su ürünleri yetiştiriciliğindeki en önemli gider kalemlerinden birisinin yetiştiriciliği yapılan türlerin beslenmesi olduğunu düşündüğümüzde, yem teknolojisinin ve yem ekonomisinin su ürünleri yetiştiriciliğinde son derece önemli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dünyada, yetiştiricilik modellerine uygun yem tasarımı ve yem geliştirme endüstrisi, geleneksel metodlarla sürdürülebilirlik kriterleri göz önünde bulundurularak daima gelişiyor.

Bu yazı, su ürünleri yemlerinin tasarlanmasında ve hazırlanmasında dikkat ettiğimiz bazı kritlere dair fikirler vermeyi amaçlıyor. Türkiye’deki su ürünleri üretiminin büyük bir kısmını balıklar oluşturduğu için metin balık beslemek üzerine odaklanan bir ifade ile yazılmıştır.
7740

Hangi balığı besleyeceğiz?
Su ürünleri yetiştiriciliğinde yemlerin tasarımları, yemin öncelikli olarak hangi türün beslenmesinde kullanılacağı sorusuna yanıt verilmesiyle başlanıyor. Su ürünü herbivor mu omnivor mu, talı suda mı yaşıyor yoksa tuzlu su da mı yaşıyor? Öncelikli olarak bu gibi soruların yanıtının ne olduğunu netleştiririz. Çünkü her canlının beslenme alışkanlıkları, yaşadıkları ortama ve fizyolojilerine göre farklılık gösterir.


Ne kadar büyüklükteki balıkları besleyeceğiz?
Balık yemlerinin tasarımları, aynı zamanda yetiştiriciliği yapılan türlerin hangi büyüklük evresinde olduğu da önemlidir. Canlıların ağız açıklıklarının büyüklüğü, yemleri tüketebilmeyi başarmalarının birinci koşullarındandır. Yavru balıklar için mi ya da yetişkinliğe geçen balıklar için mi yoksa yetişkin veya anaç balıklar için mi yemleme yapılacağı, yem içeriklerinin ve içeriklerini dağılımlarının belirlenmesi için önemli bir başka kriterdir. Her evredeki balığın ihtiyaç duyduğu maddelerin önceliği ve miktarı farklıdır. Buna göre yemlerin içindeki hammadde dağılımları da değişkenlik gösterir.
7740

İlk yemleme ve ağız açıklığının önemi
Pek çok sucul canlı türünün yumurtadan çıktıktan sonraki ilk besinlerini yumutalarının içinde yada bedenlerinin alt kısmında yer alan vitellus (beslenme) keseleri oluşturur. Daha sonra ise suyun içinde doğal olarak bulunan fito- yada zooplankton canlıların tükettiği ilk “canlı” yemleri olur. Bunlar genel olarak Rotifer ve Artemia’dır ki uygun koşullar altında, vitellus keselerini tüketen canlıların sağlıklı yaşam kondüsyonlarını kazanmaları ve avlanma kabiliyetlerini geliştirmeleri için yetiştiriciler tarafından bu canlıların kültürleri balıklarla birlikte aynı yerde yapılır. Rotifer ve Artemia’lar, tuzlu su göllerinden kolaylıkla toplanabildikleri için büyütme aşamasında su ürünleri yetiştiricilerinin yem ihtiyaçlarına hızlı ve ekonomik bir çözüm sunarlar.

Yem içeriğini ve içeriğin dengesini nasıl belirleriz?
Yemlerin içinde yer alması gereken bileşiklerin çeşidi ve dağılımı ise yine çalışılacak türlerle alakalıdır. Örneğin ticari değeri bölgesel yada evrensel olarak yüksek olan türlerin yemlerindeki protein oranı ve proteinin kalitesi göreceli olarak daha fazlayken ekolojik mücadele yada süs amaçlı yetiştiriciliği yapılan su ürünlerinin yemleri karbohidratlar ve yağlar yönünden daha zengin olabilir.

Tüketimlik olarak pazara sunulacak olan su ürünlerinin beslendiği yemlerin protein kaynaklarını çoğulukla daha çok bulunan, elde ediş maliyeti düşük olan başka balıkların etleri yada yüksek protein oranına sahip bitkisel kaynaklar oluşturur. Türkiye için bakmak gerekirse, özellikle Karadeniz kıyısına konumlanmış olan ve balık yemi üretimi yapan fabrikaların çoğunda protein kaynağı olarak Karadeniz’den bol miktarda avlanabilen hamsinin kullanıldığını görebiliriz. Bitkisel protein kaynaklarına bakacak olursak soya, son zamanlarda üzerinde sıklıkla araştırma yapılan hammaddeler arasında yer almaktadır. İyi bir su ürünü yeminin içinde temel 10 proteinin yer alması beklenir. Bunlar lysine, phenylalanine, arginine, valine, leucine, isoleucine, methionine, threonine, tryptophan, ve histidine’dir.

Tüketimlik olmayan su ürünlerinin beslenmesinde kullanılan yemlerin içeriğinde daha fazla oranda yer alan karbohidratlar, pahalı olmayan ve sıklıkla bulunabilen kaynaklar olarak öne çıkar. Özellikle şeker yönünden zengin olan karbohidrat kaynaklarının yemlerde kullanılması, su ürünlerinin yemleri tüketme davranışlarını olumlu yönde etkiler. En iyi örneklerden birisini, şeker pancarının işlenmesinden sonra ortaya çıkan melasın yemlerde cazibe arttırıcı materyal olarak kullanılması oluşturur.
7740


Yemleri suyun neresine konumlandırırız?
Beslenmek üzere yem tasarımı yapılan canlıların yaşama ve beslenme alışkanlıklarını bilmek, onlar için en uygun yemlerin tasarlanması için önemlidir. Balık suyun üst kısmından mı besleniyor, avını kovalama eğilimi mi gösteriyor, asılı duran yemi yutuyor mu yada dibe çöken yemi orada yeme eğilimi mi gösteriyor; bunlar, hepsi yemlerin suyun içindeki konumunu ayarlamak için gerekli bilgilerin bir kısmını oluşturur.
Çünkü yemlerin sorunsuzca ve mümkün olduğu kadar artansız tüketilmesini sağlamanın en iyi yolu, balığın beslenme alışkanlığına uygun olan su derinliğinde yemlerin balık tarafından tüketilebilecek şekilde bulunmasını sağlamaktır. Balığın beslenme alışkanlığını tam olarak bilmek, yemleri suyun içinde nereye konumlayacağımızı belirler.

Suyun üst ve aydınlık kısmında, avlanarak beslenen balıklar için kolayca dibe batmayacak, uzun süreler boyunca balıkların yaşam alanları olan derinlikte kalacak olan yemlerin tüketim oranı daha yüksek ve artanı azdır. Yine benzer bir şekilde, dipte yaşamını devam ettiren türler için suyun içinde hemen batan ve dibe yakın yerlerde konumlanma eğilimi gösteren yemlerin kullanımı daha iyidir.

Yem tasarımı yapılırken dikkate alınan önemli kriterler, yem ile beslenecek olan su ürününün yemden en iyi derecede yararlanması, yemin suyun içinde mutlak suretle en uzun sürede bozulmadan kalması, yemin anlık olmasa bile belirli süreler içinde ortamda tüketilmesinin sağlanması olarak tanımlanabilirken bu koşullar aynı zamanda yem ekonomisinin başarılı bir şekilde yapılmasının da başlıca unsurları arasında yer alıyor.

Doğru, verimli ve sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliğinde yem teknolojileri, su ürünleri mühendislerinin uzmanlaşabileceği bir başka profesyonel alan. Yem sanayinde kullanılan hammaddeler ve diğer kaynakların araştırılması, su ürünleri mühendislerinin çalışabileceği gelecek vaadeden alanların başında geliyor.

Bu yazı,Kaan Uğrasız (@travego) tarafından denizdenbabamciksa.com için yazılmıştır.
Mayıs 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Felaketi fırsata çevirmek: istilacı türlerle alternatif kazanç fikirleri

7740

Koşulları, uzun süreli şartlar altında belirginleşmiş sucul ortamlara sonradan gelerek orada istilacı konumuna düşen türlere dair bilgileri bir önceki yazıda açıklamıştık. Deniz ve tatlı su ekosistemleri için büyük bir tehlike arz eden istilacılıkla başa çıkmanın yolları arasında, istilacı türlerle avcılık yoluyla savaşmak da var.

Özellikle, bu türlere dair araştırma yapanların karşılaştıkları başlıca kaynaklar arasında istilacı türlerin çeşitli yöntemlerle avlanması ve ekolojik ortamlardan uzaklaştırması öne çıkıyor. Zıpkınla teker teker avlanan yada endüstriyel ölçekte yapılan avcılıkta yan tür olarak ağlara takılan istilacılardan kazanç elde etmemiz mümkün mü?

Su ürünlerinin tüketim pazarına baktığımızda, Ortadoğu - Akdeniz coğrafyasıyla Avrupa ile Uzakdoğu coğrafyası arasında ciddi bir tüketim alışkanlığı farklılığı gözlemleriz. Kıta Avrupa'sının başlangıcıyla doğudaki en uzak noktalar olan Japonya ve Kore arasındaki tüketim alışkanlığı farklılıkları arasında bir yıl içinde tüketilen su ürünlerinin çeşidinden tüketim şekline ve tüketim amacına kadar pek çok farklılık var. İstiridyeler, karidesler ve bazı balıklar dünyanın bir yanında birer lüks tüketim simgesi halindeyken öteki tarafında sabah kahvaltılarına eşlik eden ve tüketimi sıradan hale gelmiş olan birer detay.

Kıyı sularımıza bir şekilde giriş yapan ve buradalarda yayılım alanı gösteren istilacı türlerle başa çıkarken bir yandan bundan nasıl kazanç elde edebiliriz?

Denizden çıkan hemen hemen her türlü su ürününün dünyada bir pazarının bulunabileceğini göz önünde bulundurmakla başlıyor işimiz ve bizim denizlerin ekolojik dengesini alt üst etmeye hazır olan yeni türlerin nerede ve hangi şartlar altında pazarlanabileceğini araştırmakla devam ediyor.

7740

Detaylı bilgi için denizdenbabamciksa.com/2016/05/felaketi-... adresini ziyaret edebilirsiniz.
Nisan 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Okyanuslar için inovatif su ürünleri yetiştiriciliği projesi kabul edildi.

7740

Norveç Ticaret ve Balıkçılık Bakanlığı, Norveç'in ilk tam otomatize edilmiş açık deniz su ürünleri yetiştiricilik sistemine onay verdi.
Vikingler zamanında başkent olarak kullanılan ve günümüzde Norveç'in balıkçılık limanlarından birisi olan Trondheim açıklarına kurulacak olan çiftlik, gerek sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği, gerekse atık yönetimi bakımından gelecekteki su ürünleri yetiştiriciliği için rol model olmakla birlikte küresel protein ihtiyacının giderilmesi çalışmalarında kilit bir rol oynuyor.

Açık okyanusta yer alan yeni nesil balık çiftliği, geleneksel olarak kıyıya daha yakın yerlere konumlanan tesislerin halihazırda var olan işletim zorluklarını bertaraf etmesi açısından ayrı bir öneme sahip. Suyun üzerinde durabilen, batabilen yada okyanusun anlık değişimlerine adapte olabilen yapısı ile su koşullarının yetiştiriciliği yapılan balık üzerindeki etkisini daha ideal hale getiriyor. 100 ile 300 metre arasındaki derinliğe kadar konumlanabilen tesis, halihazırda var olan su akıntılarından da maksimum derecede faydalanarak bulunduğu bölgede ortaya çıkabilecek bazı hastalıkların tesisi ve üretimi olumsuz yönde etkilemesinin de önüne geçiyor.


Detaylar içindenizdenbabamciksa.com/2016/04/okyanusl... adresini ziyaret edebilirsiniz.
Şubat 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Tüketimlik balıklarda mikroplastik partikül tehlikesi

7740

Sucul ortamdaki besin ağının fitoplanktondan sonraki en önemli basamağı olan zooplanktonun denizlerdeki kirlilik etmeni olarak kabul edilen mikroplastik parikülleri tüketebildiği ortaya çıktı. Bu durum, denizel ortamlardaki canlıların sağlığı için ciddi bir tehdit olarak görülüyor.

Archieves of Environmental Contamination and Toxicology dergisinde yayınlanan bir araştırma, kril, karides ve bazı küçük balıklar tarafından tüketilen iki zooplanktonun beslenme alışkanlıkları üzerine odaklanıyor. Vancouver Akvaryumu Okyanus Kirliliği Araştırma Programı’nın başındaki isim Peter Ross, Kuzey Pasifik Okyanusunda yaşayan ve bölgedeki sucul ekosistem içindeki canlılar için önemli bir besin olarak kabul gören kopepodlar ve euphausiid adı verilen küçük karides benzeri canlılar üzerinde gerçekleştirilen araştırmaların neticesinde ilk kez doğadaki vahşi zooplankterlerin plastiği tükettiğinin görüldüğünü belirtiyor. Daha önce laboratuvar ortamında yapılan araştırmalarda da zooplanktonun plastik kökenli maddeleri tüketebildiği gözlemlendiğini fakat laboratuvardaki denemelerde sürecin kontrolünün daha kolay sağlanabildiğini ekliyor. Araştırmanın neticesinde incelenen her 34 kopepodda ve her 17 euphausiidin bünyesinde mikroplastik partiküle rastlandı.

Zooplanktonun mikroplastik partikülleri tüketmesindeki temel davranışın ise aslında basit bir yanlış anlama neticesinde gerçekleşiyor olması ise son derece trajik. Besin arayışına giren zooplankter, doğal besinleri olan fitoplanktonu ararken hemen hemen onunla aynı ebatlarda olan plastik partikülleri ile karşılaşıyor ve onları fitoplankton sanarak yiyor. Çünkü ikisinin de boyutları hemen hemen aynı büyüklükte. Bu yüzden zooplankton tarafından kolaylıkla karıştırılabiliyor.

Araştırma daha çok, yüz yıkama jelleri yada diş macunları gibi endüstriyel maddelerin içindeki mikroplastik partiküller üzerinde duruyor fakat bununla birlikte sucul ortama büyük halde giren ve çeşitli etkilerle ya da yöntemlerle (aşınma, yıpranma, yırtılma, erime gibi) parçalanarak ebat olarak dahaküçük boyutlara indirgenen plastik materyallerle de ilgileniyor. Yapılan araştırmalarda incelenen zooplanktonun bünyesinde bulunan plastiğin de mikropartikül olarak üretilmiş bir plastik materyal olmadığı belirtiliyor.

Çalışmanın yanıtını aradığı sorular arasında canlının plastikten nasıl etkilendiğiyok fakat Ross, plastik maddenin zooplanktonun sindirim yada boşaltım organlarından birini yada bir kaçını olumsuz yönde etkileyebileceğini ifade ediyor.

Sucul besin zincirinin en alt ve en önemli basamaklarından birisini oluşturan zooplanktonun bünyesinde plastik maddelerin birikmesi, zooplankton ile beslenen diğer canlı popülasyonlarının da bu durumdan olumsuz etkilenmesi anlamına geliyor. Özellikle doğal yaşam alanı su olan yada suda büyütülen balıkların ve diğer canlıların yavrularının yaşam safhalarının ilk dönemlerindeki başlıca besinlerinin zooplankton olduğu düşünüldüğünde, suya bırakılan plastik atıkların canlıların bünyesinde toplanarak sofralarımıza kadar gelmesinin ihtimali de günden güne artıyor. Yumurtadan çıkan bir yavru somon balığının denizde olgunlaşırken her gün kütlesinin %2’si ile %7’si arasındaki miktarda zooplankton; birkambur balinanın, her gün vücut ağırlının %1,5’u kadar krill ve benzeri canlı tüketebildiğidüşünüldüğünde kaba bir hesapla günlük 300.000 kadar mikroplastik partikülün canlının vücudunda yer edebileceği sonucunu ortaya çıkıyor.

Herhangi bir balığın suya bıraktığı yumurtası kadar büyüklüğe sahip olan mikroplastik partiküller genellikle diş macunları, deterjanlar ve yüz temizleme jeli gibi temizlik ve bakım ürünlerinde mekanik temizleyici vasfıyla kullanılıyor ve bu malzemeler küçüklükleri sebebiyle neredeyse filtrelere takılmadan denizlere yada göllere kadar hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ulaşıyor. Sucul canlıların yaşamları ve avlama yada yetiştirme metodu ile elde edilen su ürünlerinin kalitesini olumsuz yönde etkileyen bu mikropartiküllerin kullanımına Amerika’da kısıtlamalar ve yasaklamalar getirilmeye başlandı. 31 Aralık 2015 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde imzalanan bir yasa ile 5 milimetreden daha küçük olan mikropartiküllerin kullanımı yasaklandı. Yasanın hedefinde Amerika’nın su kaynaklarını korumak olmakla birlikte göreceli olarak sucul ekosistemin korunması da var. Environmental Science & Technology dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göreA. B. D. ’de 8 trilyondan daha fazla mikropartikül plastik madde günlük olarak atık suya karışıyor ve bu 300 kadar tenis sahasının zeminini tamamen kaplayabiliyor.
Ocak 2016

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Dünyanın en büyük ikinci gölündeki balık popülasyonlarının araştırılması için bir proje başlatıldı.

@
7740

Wyoming Üniversitesi'nden araştırmacılar, dünyanın en büyük ikinci tatlısu gölü olan Tanganyika Gölü'ndeki balık popülasyonlarını araştırmak üzere bir proje başlattı.

Wyonming Üniversitesi Botanik Anabilimdalı ve Biyoçeşitlilik Enstitüsünde öğretim üyesi olarak görev yapan Catherine Wagner, Doğu Afrika'da yer alan ve dünyanın en büyük ikinci tatlı su gölü olan Tanganyika Gölü'ndeki balık popülasyonları ile gölün çevresinde yaşayan insanların göl ile olan ilişkilerini inceleyen bir araştırma yürütüyor. Araştırma,The Nature Conservancy tarafından destekleniyor ve Madison Üniversitesi Wisconsin Limnoloji Merkezi'nden öğretim üyesi Peter McIntyre ile birlikte yürütülüyor.
Uzmanların araştırma yaptığı göl, yaklaşık 700 kilometre uzunluğunda ve ortalama 2 kilometre derinliği ile, dünya üzerindeki donmamış tatlısu rezervinin yaklaşık beşte birini tutuyor. Dünya üzerinde başka hiç bir yerde var olmayan endemik türlerin ortaya çıktığını bu göl, Afrika kıtasındaki önemli su kaynaklarıdan birisini temsil ediyor.

Bu durum, gölde yaşayan 300'ün üzerindeki endemik balık türü için de geçerli. Araştırmacı Wagner ve çalışma arkadaşları özellikle gölde bol miktarda bulunan ve gölün açık zonlarında yaşayan, en bereketli balıklarından olan iki tür sardalyayı da araştırıyor.

Wagner, proje içindeki görevini, balık popülasyonları içindeki mekansal kalıpları genetiği kullanarak anlamak olarak tanımlıyor. Gölün, etrafında yaşayan büyük bir insan popülasyonu için ana protein kaynağı olduğunu belirten Uzman, içinde büyük miktarda balıkçılık faaliyeti olan büyük bir gölün kendi dinamikleri hakkında pek az şeyin bilindiğinin altını çiziyor. Gölün basit biyolojik yapısının anlaşılmasının sürdürülebilirliğinin sağlanmasına ve devam ettirilmesine katkı sunacağını vurguluyor.

Gölde araştırma yürüten araştırmacı Catherine Wagner, gölün içinde yaşayan endemik sardalya türlerinin birinin açık denize yumurtlarken diğerinin kıyıya yakın yerlere yumurtladığını belirtiyor.


Göldeki sardalyaların her iki türünün juvenil (genç) bireylerinin kıyıya yakın yerlerde yaşıyor ve balıklar, olgunlaşmadan hemen önce de gölün açık kısımlarına doğru göç ediyor. Sardalyaların göl kıyısında yaşayanlar için baskın protein kaynağı olarak öne çıkıyor. Balığın avcılığı genellikle gece yapılıyor ve büyük ağlarla balıkların sudan büyük miktarlarda çekilmesi ile yapılıyor.

Tanganyika Gölü'nde de dünyanın farklı bölgelerindeki avcılık sahalarında yaşanan benzer sorunlardan var: aşırı avcılık. Araştırmacı Wagner, balıkçıların göldeki hemen hemen her şeyi topladıklarını söylüyor, buna sardalyaların doğal predatörleri (avcıları) olan Nil levrekleri de dahil olduğunu sözlerine ekliyor.

Wagner'a göre mesele, bir taraftan da gölün ısınması. Bununla birlikte düşen avlama oranları, git gide kıyıya daha yakın balıkçılık aktivitelerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Öyle ki bazı yerlerde, henüz yetişkin boya ulaşmamış juvenil balıkların avlandığı gözleniyor.

Uzmanlardan oluşan çalışma grubu, bunun popülasyon üzerindeki etkisiyle özel olarak ilgileniyor ve gölün içindeki balıkların göl içindeki hareketlerinin mekanizmasının nüfus üzerine olan etkisinin anlaşılması üzerine çalışıyor. Elde edilen bu veriler, genç balıkların güvenle gelişip büyüyebildiği uygun alanların oluşturulabilmesi için yol gösterici olabilir.


Tanganyika Gölü'nde yer alan sardalye balıklarına dair bilgiler şu şekilde:

Taksonomik ismi: Limnothrissa miodon (Boulenger, 1906)

Tanganyika Gölü başta olmak üzere bölgedeki tatlı su göllerinde yayılım gösterir. Maksimum 17 cm' kadar uzadığı gözlenir, 10 cm'den itibaren avlanır. Planktonla beslenir. Lumpu, lubu, dagaa, kapenta, lumbo, nsemble gibi farklı isimlerle anılır.

Taksonomik ismi: Stolothrissa tanganicae (Regan, 1917)

Tanganyika Gölü'ne özel endemik bir türdür. En fazla 10 cm kadar büyür. Gündüzleri gölün 60 metreye kadar olan karanlık kısımlarında geçirirken geceleri su yüzeyine yakın yerlere çıkar. Çoğunlukla planktonla beslenme alışkanlığı gösterirken küçük böcekler ve bitkilerle de beslenebilir. Bölgede ndagala, kapenta, nsemble, chilwe gibi isimlerle bilinir.

...

Tanzanya'da yer alan Mahale Dağları Milli Parkı sınırları içinde kesin bir balıkçılık yasağı politikası yasağı uygulanıyor. Parkın kıyıya yakın olan kısımları, balıkçılığa izin verilen yerlerdeki balıkların miktarını ölçmek için referans noktası olarak kullanılıyor. Wagner'a göre açık ve net olan bir şey var: balıkçılığın yasak olduğu bölgelerde sadece dalış yoluyla gözlemlenen balıkların bolluğu diğer bölgelere göre daha fazla.

TUUNGANE ismini taşıyan projeyi destekleyen The Nature Conservancy, göldeki balıkçılık faaliyetlerinin balık popülasyonlarına olan etkisini anlamak üzerine çalışıyor ve biyolojik çeşitlilik açısından yararlı sürdürülebilir planlar geliştirmek için topluluklarla birlikte çalışıyor.


Tanganyika Gölü, yalnızca dünya üzerinde yer alan ikinci büyük tatlı su kütlesi değil, aynı zamanda 9 - 12 milyon yıl önce oluşmuş en eski ikinci göl. Sibirya'nın Moğolistan kıyısındaki Baykal Bölü Tanganyika'dan daha eski ve büyük.

Dünyanın farklı bölgelerinde yer alan bu göllerden Tanganyika Gölü'nün etrafında dört ülke var. Gölün doğu kısmında büyük bir sahil ile Tanzanya yer alıyor. Kuzeyinde Burundi ve batısında da Demokratik Kongo Cumhuriyeti yer alıyor. Güneyinde ise Zambiya'nın göle kıyısı bulunuyor. Gölde yaşayan belli başlı balık türlerinin yanında bazı timsah türleri, su kobraları ve hipopotamlar da gölün başlıca popülasyonlarını oluşturuyor.

İsviçre Su Araştırmaları ve Teknolojileri'nden konuk araştırmacı Julian Junker, bölgede yer alan ülkelerin yaşadığı bazı siyasi hareketlerin göldeki balık popülasyonlarını doğrudan etkilediğini düşünüyor. Örneğin Burundi'deki siyasi huzursuzlukların ülkenin göl kıyısındaki insan popülasyonun uzaklaşmasının gölde yapılan avcılığı etkilediğini belirtiyor. İstikrarın yeniden sağlanmasının ardından dönen insanların avcılık yerine yetiştiricilik modellerine yöneldiğine dikkat çekiyor.


Bu yazı,Kaan Uğrasız (@travego) tarafından denizdenbabamciksa.com için yazılmıştır.
Kasım 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kapalı devre su ürünleri yetiştiriciliği sistemlerindeki azotlu bileşiklerin miktarını anlık olarak ölçmek artık mümkün.

7740

Norveç merkezli su ürünleri araştırma firması Nofima, sudaki azotlu bileşiklerin seviyesini ölçmek için tam otomatik bir sensör geliştirdi.

Nofima'nın geliştirdiği bu sensör, su ürünleri yetiştiriciliği için gerekli olan hassasiyette çalışan ilk ürün olma özelliğini ve bundan önce geliştirilen teknolojilerin bu amaç doğrultusunda adapte edilemediği göz önüne alındığında büyük bir önem taşıyor.

Dünya üzerindeki su ürünleri yetiştiriciliğinin günden güne daha fazla kapalı sistemlere odaklandığı düşünüldüğünde, Nofima'nın yeni sensörü gibi teknolojilerin önemi de artıyor. Suyun tekrar kullanıldığı sistemlerde, suyun kalitesi ve bu kalitenin korunması, bu devrelerin belki de en önemli kriteri.

Geliştirilen bu sensör, özellikle bir azot bileşiği olan nitritin su ürünleri yetiştiricilik sistemi içindeki miktarının ölçülmesinde büyük önem taşıyor. Bugün, herhangi bir ölçekte su ürünleri üretimi yapan tesislerin neredeyse hepsinde canlıların azot barındıran atıklarını nitrit yada nitrat tuzlarına çeviren biyofiltreler var. Fakat, sistemin içinde fazla miktarda var olan azotlu bileşikler ve amonyak, bu filtrelerin doğru şekilde çalışmasını engelleyebiliyor ve bu durum, suyun kalitesinde gözle görülür değişmelere neden oluyor. İşte bu nedenle, suyun içindeki azot bazlı toksik etkili bileşiklerin miktarının ve ne kadarının parçalanarak etkisiz hale getirildiğin bilinmesinin önemi artıyor.

Su ürünlerinin beklenildiği gibi büyütülmesi için yaşam alanlarını oluşturan suyun kalitesinin optimum derecede iyi tutulmasının önemini vurgulayan bilim insanı Jelena Kolarevic, bu çalışmasını, meslektaşı Bjørn-Steinar Sæther ile birlikte Avrupa Birliği projesi olan Aquality kapsamında gerçekleştirdi.

AQUAlity

Avrupa Birliği'nin 7. Çerçeve Programı tarafından desteklenen, su kalitesinin izlenmesi ve bu kalitenin korumasının bir standarda oturulması için geliştirilecek olan teknolojinin geliştirilmesini destekleyen bir programdır. Bu program sayesinde, su ürünleri üretimi yapan tesislerin maliyetlerini ve personellerin tesisler içindeki uzmanlık ihtiyacın da azaltılması hedefleniyor. Geliştirilen bu sensör, tesisin içindeki suyun taşıdığı potansiyel toksik bileşenleri konusunda güvenilir okumalar vermesi bekleniyor. Bu ürün, Nofima'nın Philips ile birlikte gerçekleştirdiği girişimlerin yalnızca bir sonucu.

Geliştirilmiş olan bu sensöre dair bilgiler, projenin konsorsiyum ortağı olan ve su ürünleri yetiştiriciliğinde oksijen ölçümü için kullanılan OxiGuard'a aktarıldı. Sensör, şu an için devir daim suyunun kalitesini ölçmenin yanında, aynı anda 8 parametreyi daha kontrol edebiliyor. Bu sistemi kullanan personel suyun içindeki toplam azot bileşenlerinin, pH'ın, tuzluluğun, oksijen düzeyinin, karbodioksit düzeyinin, toplam gaz doygunluğunun ve sıcaklığın kontrolünü anlık olarak yapabiliyor.

Kaynak:goo.gl/jwOFW3

Bu yazı,Kaan Uğrasız (@travego) tarafından denizdenbabamciksa.com için Türkçe'ye adapte edilmiştir.
Kasım 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ton ve orkinos balığı stoklarındaki düşüş korkutucu boyutta

7740

Yapılan araştırmalar, ticari öneme de sahip olan orkinos ve ton balıklarının stoklarında meydana gelen %75'e yakın olan korkutucu düşüşü ortaya koyuyor.

WWF ve Londra Zooloji Derneği, Scombridae ailesine dahil olan ton, orkinos ve palamut balıklarının stoklarında 1970 ile 2014 yılları arasında %47'lik bir düşüşün varlığını ortaya koydu ve okyanus türler içinde aynı dönemde %49'luk bir düşüşe dikkat çekti.

Eğer avlanmada önlemler alınmazsa ve türlerin soylarının devamının sağlanması için gerekli çalışmalar yapılmazsa, aşırı avcılığın bu türlerin sonunu getireceği vurgulanıyor.

WWF İngiltere Deniz Politikaları Başdanışmanı Louise Heaps, bu durumun tam anlamıyla bir felaket olduğunu ve insanların kendi elleriyle besin kayaklarını, hayatı ve ekolojik dengeyi yok ettiğini ifade etti.

Son bir kaç yıldır dünya üzerindeki gözler, her ne kadar Pasifik'teki mavi yüzgeçli orkinos üzerinde odaklanmış olsa da, onun kuzenleri olan sarı yüzgeçli orkinos da dünya üzerindeki pek çok restoranın menüsünde yer alıyor fakat onun da soyu da, tıpkı mavi yüzgeçli olan kuzeni gibi tehlikeye girmek üzere.

1970 yılından bu yana, aşırı avlanma, balık stoklarının tükenmesinde başlı başına sorumlu bir olay değil. Plastik atıkları da içeren kirlilik unsurları deniz canlılarının sindirim sistemlerinin işleyişini bozarak onların ölümlerine neden olan başlıca bir başka etmen. Ayrıca, kıyılardaki mangroove ormanlarının günden güne kaybedilmesi, suyun içindeki karbodioksidin uzaklaştırılmasını güçleştirdiği için suyun asiditesinin de korunmasını zorlaştırıyor.


Bu yazı,Kaan Uğrasız (@travego) tarafından denizdenbabamciksa.com için Türkçe'ye adapte edilmiştir.
Ekim 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Su ürünleri yetiştiriciliğindeki artış, doğadan yapılan avcılığın azalmasının önünü açıyor

7740

Dünya okyanus ve iç sularındaki popülasyon azalmalarının önüne geçmek ve ihtiyaç duyulan küresel talebi karşılamak için pek çok ülke farklı raporlar hazırlıyor ve su ürünlerinin yetiştiriciliği konusuna eğiliyor.

OECD istatistikleri, gözle görülür nüfus artışı gözlenen, refah seviyesi yüksek ve harcama eğrisi kazançlarıyla doğru orantılı olarak yüksek olan ülkelerde balık avcılığında gözle görülür bir düşüşü gösteriyor.

Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (OECD-EİT) tarafından yayınlanan 2015 yılı "Balıkçılık Gözden Geçirme Raporu", balıkçılık için yapılan yönetim planlamalarının ve buna bağlı olarak yapılan değişimlerin stokların toparlanmasına büyük katkı sağladığını ortaya koyuyor. Dünya üzerindeki pek çok ülkenin ihtiyaç duyulan su ürünleri taleplerini avcılık yerine yetiştiricilik metodlarıyla karşıladığını belirten raporda, su ürünleri yetiştiriciliğinin gıda temini alanında en fazla büyüyen sektör olduğunu ve bunun insan beslenmesi konusunda çok önemli bir hale geldiği vurgulanıyor.

7740

Küresel pazardaki su ürünleri üretiminin %80 gibi bir miktarının Çin, Hindistan, Vietnam, Endonezya ve Bangladeş gibi Ekonomik İş Birliği Teşkilatı'na dahil olmayan ülkelerde yapılırken Teşkilata üye olan ülkelerden olan Norveç, Şili, Amerika, Kore ve Japonya'nın üretim oranı yalnızca %6'larda.

Su ürünleri yetiştiriciliğini teşvik etmenin yanında, pek çok ülke aynı zamanda kendi kıyı suları içinde gerçekleşen su ürünleri avcılığını azaltmak için çeşitli yasal önlemler alıyor. Çok spesifik bir örnek olarak Endonezya, kendi kıyı sularına izinsiz olarak avcılık amacıyla giren balıkçı gemilerini dinamitle batırarak bu önlemini bir adım daha öteye taşıyor. 2014 yılının Aralık ayında yasalaşan bu karar neticesinde, şimdiye kadar 41 tane araç, batırıldı.

Ayrıca, aşırı avcılığın azaltılmasıyla birlikte meydana gelen karbon salınımındaki azalma, okyanus sularının asiditesinin de normal sınırlara daha yakın kalmasını ve dolayısıyla da soyunun devamı tehlikeye giren başta mercanlar olmak üzere çeşitli kabuklu canlıların da popülasyonlarının toplarlanması için iyi bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

7740

Temmuz 2014'te yayınlanan bir MAFFF raporuna göre de, Tonga'danın kıyı sularındaki yabanıl sucul hayatı da güncel global avlanma durumuyla uyumlu şekilde azalma belirtileri gösteriyordu. 2014 ile 2019 yılları arasında uygulamaya konulan Tonga Ulusal Su Ürünleri Yönetimi ve Kalkınma Planı, ticari su ürünleri yetiştiriciliğinin geliştirilmesi, avcılığını azaltılması, stokların toparlanması ve ekonomik olarak katkı sağlanmasını hedefliyor.

Bütün bunlara rağmen, Tonga Balıkçılık Dairesi'nin 2015 yılının ilk çeyreğinde yayınladığı rapor, ticari amaçlı su ürünleri avcılığı miktarının 2014 ve 2013 yılının aynı dönemine göre bir artışa işaret ediyor. Akvayumların konunun dışında tutulduğu araştırma sonuçlarına göre 2015 yılının ilk çeyreğindeki su ürünleri ihracının büyüklüğü 251 bin ton. Bu rakam, 2014 yılının aynı döneminden 108% daha fazlayken bir önceki çeyrektense yaklaşık 40% daha fazla.

Ayrıca Tonga'nın su ürünleri pazarındaki önemli kalemlerinden birisi olan orkinosun ihracat rakamları da önceki yılın aynı dönemine göre 152%, bir önceki döneme göreyse 143% oranında arttığı gözlemlendi. Tonga'nın Balıkçılık Dairesi, orkinos avcılığındaki bu artışın Tonga'nın karasularına giren yabancı gemilerin yaptığı avcılığa bağlıyor.

Kaynak:Matangitonga.to goo.gl/TxV9Nh
Kapak fotoğrafı: South Pasific Fishing
1. Görsel:goo.gl/uc8tVe
2. Görsel goo.gl/KuRr2n

Bu yazı,Kaan Uğrasız (@travego) tarafından Türkçe'ye adapte edilmiştir. Benzer yazılar için denizdenbabamciksa.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ekim 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

Daha fazla araştırma, daha fazla yatırım ve daha az antibiyotik kullanımı [İnfografik]

7740

Tüketiciler, antibiyotik niteliği taşıyan ilaçların tüketim amacıyla yetiştirilen ve bir süre sonra "ürün" niteliği kazanan canlılar üzerinde kullanılmaması konusunda neredeyse hemfikir. Ürünlerdeki antibiyotik birikintileri ve antibiyotiklerin gereksiz kullanımı sonucunda gelişen bakteriyel dirence karşı belirgin bir korku halen söz konusu.

Bu durum yalnızca su ürünleri üretiminde üretici seviyesini ilgilendiren bir konu değil. Ülkeler, bölgeler ve çeşitli su türlerinde su ürünleri üretimi yapan tüm kademeleri yakından ilgilendiriyor. Tüketicilerin başbaşa kaldığı kaygılar, bugünlerde çeşitli sertifika programları ile giderilmeye çalışılıyor fakat sertifika programları, antibiyotik kullanan ülkelerde üretilen su ürünlerinin güvenilirliklerini kolay kolay iyi bir seviyeye çekmiyor. İnsanlar üzerinde uzun vadede etkili olan kavramın antibiyotiğin kullanımının olması, onların su ürünlerine olan bakışlarını da etkiliyor.

"Hastalıklar normal olarak düşünülmemeli".

Dünya üzerinde su ürünleri üretimi yapan pek çok işletme, üretim proseslerinde aktif olarak antibiyotik kullanmayı istemiyor fakat bu durumun oluşabilecek kötü koşulları önlemek için gerekli olduğunu düşünüyor. Antibiyotik kullanımının üreticinin kendi üretim sürecinde yaşadığı sorunları gidermesi için geçici bir araç olması ve üretim esnasında, çeşitli koşullara bağlı olarak çeşitli hastalıkların görülebileceği ve bunun kesinle "normal" bir şeymiş gibi algılanmaması gerektiği uzmanlar tarafından vurgulanıyor. Anormal olarak kabul edilebilecek bir hastalığın görülmesinin ise kişinin üretim süreçlerinde ve bu süreçlerde kullandığı altyapılarda da bir problemin olabileceğinin düşünülmesine neden oluyor.

Özellikle yetiştiriciliği yapılan su ürününün üzerindeki üretim etkinlikleri konusundaki deneyim, hastalık riski teşkil eden durumların oluşmasını ve antibiyotik kullanımının minimize edilmesi konusunda önem teşkil ediyor. Su ürünleri üretimi yapan ve sektördeki en iyi firmalar, üretim alanlarında görmeleri muhtemel olan hastalıkları derinmelesine inceliyor ve şartlarını bu hastalıkların görülmemesi için iyileştirmeye çalışıyor.
7740

Üretimde daha az antibiyotik kullanmayı yada hiç antibiyotik kullanmamayı hedefleyen şirketlerin genel profillerine bakacak olursak;
  • Şirketlerin, şirketi yöneten kişilerin ve şirket hedeflerinin vadesi uzundur.
  • Su ürünleri sağlığı ile ilgilenen birimler, su ürünleri üretimi mekanizmalarının içindedir.
  • Su ürünleri sağlığı ile ilgilenen birimlerin odak noktası, hastalığın oluşmasını engellemeye yöneliktir.
  • Üretim maliyetinin içinde üretim mekanizmasında meydana gelebilecek stres faktörlerinin azaltılmasına ve ortaya çıkmasını önlemeye yönelik giderler tanımlıdır.
  • Üretim alanı ve şartları, su ürünleri olarak tanımlanan hayvanların rahatı düşünülerek ve uygun şartlar gözetilerek düzenlenmiştir.
  • Veri yönetim ve teknolojisi sistemleri, sorunları daha tesisin içinde ortaya çıkmadan ortadan kaldıracak şekilde verimli, efektif ve sonuç odaklı kullanılır.
  • Üretim mekanizmasının tamamı en iyi şekilde kaydedilir ve bu veri, daha da iyi bir üretim metodu geliştirilmek üzere sürekli olarak incelenir.
  • Üretim mekanizması içindeki tüm olaylar ve sonuçları, üretimin bütünüyle ilişkilendirilmeden değerlendirilir.
  • Operasyonı yöneten ekipler arasındaki iletişim en iyi derece sağlanmıştır.
  • Personeli eğitmek ve prosedürleri göstermek için doğru ve net şekilde üretilmiş materyaller vardır.
  • Üretim altyapısı temizdir.
  • Üretim hattı, tek noktadan kaynaklanabilecek olan hatalara karşı güvenli hale getirilmiştir.
  • Yedekleme, gerektiğinde tahliye ve tesisin temizliğini sağlayacak ekipmanlarla oluşturulmuş sistemler, tesise kurulurken entegre edilmiştir.

Etkin su ürünleri sağlığının sağlanması için tek bir kişiye görev yüklemek ve ondan tüm tesisin "sağlıklı" kalmasını istemek genellikle yeterli bir yaklaşım değildir. Nasıl ki üretim bandının sürdürülebilir kalması için ekipler oluşturulmuştur, tesisin ve üretimi yapılan su ürünlerinin sağlıklarının korunması için de ekiplere ihtiyaç vardır.

Bu çözümler için büyük ölçekli şirketler, kendi içlerinde bu ekipleri ve ekipmanları kullanırken daha küçük olan ve büyüme eğilimindeki şirketler dışarıdan destek alabilirler. Her ne kadar, Türkiye ve dünyada hayvan sağlığı denince akla gelen ilk meslek dalı veterinerlik olsa da, su ürünleri üretimi alanının her aşaması konusunda bilgi sahibi olan su ürünleri mühendisleri, tesislerde ortaya çıkabilecek hastalıkarın ortaya çıkmasının önlenmesi konusunda tercih edilmesi gereken ilk meslek dalı olmalıdır.

Su ürünleri yetiştiriciliği, su ürünleri avcılığı göz önüne alındığında nispeten daha yeni bir bir alan ve pazara sunduğu protein miktarı ile günden güne daha da önem kazanıp büyüyen bir sektör. Sürdürülebilir yetiştiricilik modellerine yapılan yatırımlar, sektörün kendisini daha da geliştirmesine katkı sağlayacak olan önemli birimler. Yatırımlarla birlikte gelen teknolojik gelişmeler ve yeni metodlar, üretim mekanizmaları içindeki antibiyotik kullanımını giderek azaltıyor ve kim bilir, belki bir süre sonra tamamen ortadan kaldıracak.

Denemeye devam.

Kaynak: Terra Vann / Eliminating the Need for Antibiotics on the Farmgoo.gl/jkjguk

Kaynakta belirtilen metin ve infografik, Türkçe'ye Kaan Uğrasız (Kaan Uğrasız (@travego) tarafından adapte edilmiştir.
Ekim 2015

Denizden Babam Çıksa  yeni bir  gönderide  bulundu.

AKDENIZ ÇANAĞININ GIZLI LEZZETI: MAVI YENGEÇ

Masmavi iki kıskaç, kusursuz formdaki dikenli bir üst kabuk, üç tane eklemli ayak ve son olarak da en arkada yüzmek için özelleşmiş olan bir çift özel ayak! Karşınızda Göksu Deltası ve Güney Ege’nin eşsiz güzelliği: Mavi Yengeç!

Crustacea’ların altındaki Portinidae ailesi içinde yer alan mavi yengecin dünyadaki ortak adı Callinectes sapidus. Yani ‘güzel (calli), yüzücü (nectes) ve lezzetli (sapidus) ’! Öyle ki, mavi renginin ona verdiği göz kamaştırıcı güzelliğin ve asaletin yanında, özel damaklar onu lezzeti ile de tanıyor. Atlantik Okyanusu ile Meksika Körfezi çevresinden gelen bu ilginç yengeç, özellikle Amerika’da ekonomik değeri en yüksek olan su ürünlerinin başında geliyor. Karapaks adı verilen ve yengecin tüm vücudunu üstten örten gösterişli kabuğun iki ucundan neredeyse 25 santimetreye kadar büyüyebilen bu canlı, alpha-crustacyanin adı verilen bir pigment sayesinde yeşilimsi mavi bir renge sahip. Isıl işleme tabi tutulunca, bu pigment değişim göstererek kırmızı-turuncu ve pembeye yakın bir hale gelir.

Her ne kadar Atlantik’in batı tarafına özgü bir tür olsa da, özellikle ticari gemilerin balast sularını yayılmak için eşsiz bir fırsat olarak gören ve aktif olarak kullanan pek çok tür gibi Atlantik’in doğu kıyıları, hatta Akdeniz’e kadar gelmeyi başarmış. Öyle ki, ilk kez 1900’lü yılların başında Fransa kıyılarında tayin edilmiştir.İyi damak tadı için doğru adres!

Doğal besin zinciri içinde, mavi yengecin müdavimlerinin başında yılan balıkları, mürenler, Caretta caretta’lar, levrekler, bazı köpek balığı türleri ile etçil balıklar ve tabii ki dramatik biçimde insanlar vardır. Bir kez de olaya yengeç tarafından baktığımızda ise karşımıza canlının doğal besinlerini kendisinden daha küçük olan kabuklu canlılar, yavru balıklar, yavru kabuklular ve otçul yaşam formları oluşturduğunu görürüz. Bununla birlikte çift kapaklıgiller / bivalviyalar (midye ve istiridye gibi) ve detritus da severek tükettiği besin kaynakları arasında kendisine oldukça önemli büyüklükte yer açar.

Bünyesinde bulunan yüksek protein miktarı, doymamış yağ asitleri, omega 3, mineral bakımından zengin ve çok lezzetli eti ile kolay elde edilebilen ve değerli bir besin maddesi olarak düşünülebilir. Afrodizyak etkisiyle özellikle Avrupa’da kendisine yüksek miktarlarda pazar bulabilen mavi yengeci Türkiye’de tüketebileceğiniz başlıca coğrafyaların başında Mersin’in Silifke ilçesi ve Muğla’nın Dalyan ile Köyceğiz ilçesindeki İztuzu plajı geliyor. Buralarda bol miktarda avcılığı yapılan mavi yengecin pişirilmesi ise oldukça basit; kömür ızgarasında kızartılan yengecin kabuğu bir makas yardımıyla kesiliyor ve kıskaç etleriyle birlikte tüketiliyor. Yanına bol salata, limon ve isteğe göre alkollü yada alkolsüz içecek… Ve tabi müziği, ateş başındaki gençleri ve mehtabı da unutmamak gerekiyor.

Bilinen yada tahmin edilenin aksine mavi yengecin eti, balıklar kadar dayanıklı bir yapıya sahip değil. Çok soğuk yada et transferi için ‘iyi’ koşulları sağlasanız bile, çok kolay şekilde bozulan ve özelliğini kaybeden mavi yengecin avlandıktan kısa bir süre sonra tüketilmesinde fayda çok. Bu da su ürününün avlandığı lokasyonları damak tadı turizmi açısından önemli bir konuma yerleştiriyor.

Akdeniz çanağı ile Ege’deki pek çok doğal tür gibi, mavi yengeç de aşırı avcılığa bağlı olarak soyu tükenen canlıların arasında gösterilmekte. Özellikle üreme dönemlerinde yapılan avcılığı ile kendine yer bulduğu Ege mutfağındaki büyük miktardaki talep, popülasyonun kendisini toparlamasına pek imkan vermiyor. Bu sebeple, popülasyon dengesini korumak ve aynı zamanda da pazara sunma amacıyla yetiştiriciliğini yapmak, su ürünleri mühendislerinin gelecekte yapabilecekleri kârlı işlerin başında geliyor. Özellikle Türkiye’deki acı lagünler ve geniş akarsu ağızları, mavi yengeci kültüre almak için ideal yerlera arasında görünüyor. Tabii ki özel olarak tasarlanan derin ve büyük havuzlar da bu işi kolaylıkla kullanılabilir. Predetasyon riski sıfıra inen havuzların kullanımı, doğal ortamlardan daha yüksek verimle üretim yapmayı sağlıyor. Yüksek değere sahip olan yengeçler yaklaşık 1 yıl içinde pazar boyuna ulaşıyor ve eti tüketimlik olarak pazara sunulurken başta kalsiyum olmak üzere pek çok mineralce zengin kabukları da özellikle balık yemlerinin tasarımı ve üretimi aşamasında önemli bir mineral kaynağını oluşturuyor.
Daha fazla

39 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Olta

1 Kullanıcı   2 Soru   2 Yanıt