Bilmek istediğin her şeye ulaş

Basın

Türkiye

yönlendirme Basın-Yayın

Ağustos 2013

Şaman @chamacon

AKP destek kaybediyor... Gezi, Hollanda Meclisi’nde

Türkiye'deki AKP hükümetine yönelik desteğiyle bilinen Hollanda Hristiyan Demokrat Partisi (CDA) Gezi protestoları sonrası bu tutumunu değiştirmeye başladı.

Türkiye'de Gezi protestolarına katılanlara yönelik gözaltılar ve“basın özgürlüğü önündeki engeller” CDA tarafından Hollanda Parlamentosu'na taşındı.

CDA'lı parlamenter Pieter Herman Omtzigt, Gezi protestoları sırasında yaşanan olayların özel oturumda parlamentoda ele alınmasını sağlayan isimlerden biriydi. Hristiyan Demokrat üye bu kez Türkiye'deki son gelişmeleri Hollanda Parlamentosu'na taşıdı.

"TÜRKİYE DÜNYANIN EN BÜYÜK GAZETECİ HAPİSHANESİ"

Omtzigt, Dışişleri Bakanı Frans Timmemans'ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Türkiye'de başına yönelik "hükümet kaynaklı baskı" iddialarını gündeme getirdi. Omtzigt, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün raporuna göre Türkiye'nin basın özgürlüğü konusunda 154’ncü sıraya gerilediğini anımsattı.

CDA'lı parlamenter, "Türkiye'nin 'dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi' olarak anıldığından haberiniz var mı?" diye sordu.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın açıklamasında Gezi protestolarına destek veren 22 gazetecinin işten atıldığını, 37 gazetecinin de istifaya zorlandığını belirten Omtzigt, şöyle devam etti:

"Türkiye'de şu anda kaç gazeteci cezaevinde? İran ve Çin'deki cezaevinde bulunan gazeteci sayısı ile Türkiye’dekiler arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz?"


Pieter Herman Omtzigt, önergesinde Gezi protestolarına katılanlara yönelik gözaltılara da dikkati çekti. CDA'lı parlamenter, "Protesto gösterilerine katılan kaç kişi gözaltına alındı? Hollanda ve Avrupa Birliği (AB) diplomatik kanalları aracılığıyla kesin rakamı öğrenebilir misiniz?" dedi.

Omtzigt, Dışişleri Bakanı Timmermans'a, "Türkiye’nin AB ile ilişkilerden sorumlu bakanı Egemen Bağış'ın, protestocuları 'terörist' olarak gördüğü gerçeğini biliyor muydunuz?" sorusunu yöneltti.

"ANKARA'NIN ATTIĞI ADIMLAR YETERSİZ"

Omzigt, terörle mücadele yasası gerekçe gösterilerek protestolara katılan ya da sosyal medyadan destek verenlere yönelik baskı uygulandığını kaydetti. CDA'lı milletvekili, haklarında herhangi bir şikayet olmamasına karşın çok sayıda kişinin terörle mücadele yasası uyarınca gereksiz yere gözaltında tutulduğunu öne sürdü.

Hollandalı parlamenter, gezi olaylarında yaşamını yitiren, kalıcı biçimde sakatlanan ya da yaralananlardan Türk devleti ya da hükumetinin "özür dileyip dilemediğini" de sordu. Omtzigt, protestoculara yönelik şiddet uygulayanlar hakkında soruşturma açılıp açılmadığına ilişkin bilgi istedi.

Pieter Herman Omtzigt, gezi olayları ile ilgili olarak Türkiye'nin başlatma sözü verdiği, "bağımsız ve tarafsız soruşturma"ya ilişkin bilgi verilmesini talep etti.

Dşişleri Bakanı Timmermans, 25 Haziran’da parlamentonun Gezi protestolarına ilişkin özel oturumunda sorulan sorular üzerine Meclis Başkanlığı'na bir mektup gönderdi. Timmermans, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanında Türkiye'nin attığı adımların yetersiz olduğunu vurguladı.

Timmermans, “basına, savunma hakkına ve gezi protestoları sırasında görevin yapan hekimlere yönelik baskıları” eleştirdi. Hollandalı bakan, “polisin orantısız güç kullanımı başta olmak üzere rahatsızlık duydukları bütün konuları Türk mevkidaşı Ahmet Davutoğlu'na ilettiğini” açıkladı.

Hollanda, Gezi olayları ile ilgili tarafsız soruşturma yapılmadan ve halka şiddet uygulayanlar cezalandırılmadan, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmamasını savunuyor.

BBC TÜRKÇE
Ağustos 2013

Şaman @chamacon

Doğru Söyleyeni 9 Köyden Kovarlar

CANLI YAYINDA KORSAN EYLEM... Aman gerçekleri kimse duymasın, reklama girelim...
Ağustos 2013

Şaman @chamacon

Hani meşruydu?..

Ah o yatsı yok mu o yatsı. Merak ediyorum bu kadar yalan dolanla inanıyorlarsa gerçekten cehennemde yanacaklarına eminlerdir. Bence taptıkları tek put var, para... Haaa bir de penguenler var, tanrıları penguen, kitapları para sanırım.

A.K.P. (Adalet Ve Kalkınma Partisi)
Ekim 2013

Şaman @chamacon

Bu ne biçim bir patavatsızlıktır böyle...

Esad'ın partisinden AKP'yi şoke edecek mesaj!

Suriye'de rejimin kurucu partisi olan BAAS, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı sebebiyle kutlama mesajı yayınladı

Suriye'de rejimin kurucu partisi olan Suriye Birleşik Arap Sosyalist Partisi (Baas) 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle kutlama mesajı yayınladı. Merkez Komite üyesi Şehnaz Subhi Fakuş imzasıyla İşçi Partisi'ne gönderilen mesaj şöyle:
"Türkiye Cumhuriyeti'nin Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kuruluşunun 90. Yıldönümünü kutlayan dost Türk halkını selamlıyoruz. Türk halkına esenlik ve barış diliyoruz.
Erdoğan'ın Suriye'ye yönelik nefret dolu politikasına, müdahalelerine ve ülkemizdeki teröristlerle bağlantılarına karşı Suriye halkı ile ayağa kalkan Türk halkına teşekkür ediyoruz.
Yaşasın Suriye halkının gerçek dostu Türk halkı!
Şehnaz Subhi Fakuş
BAAS Arap Sosyalist Partisi Merkez Komite üyesi. "

ulusalpost.com/esadin-partisinden-akpyi-. . .
Şubat 2014

Engin Ergül @enginergul

YALAKA BASIN HABERTÜRK

SİMİT SAT ONURLU YAŞA SÖZÜ SİZE BİR ANLAM İFADE EDİYOR MU?
youtube.com/watch?
Şubat 2014

Emel Gerçek @cenin

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü basın özgürlüğü raporunu yayınladı

Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandı. Rapora göre Türkiye 180 ülke arasında 154. sırada.

Afganistan, Ürdün ve Irak gibi ülkelerin gerisinde kalan Türkiye’den raporda, "problem ülke" olarak bahsedilirken Gezi Parkı eylemlerinde 153 gazetecinin yaralandığı, 39'unun gözaltına alındığı hatırlatıldı. Ve şu ifadeler kullanıldı:

"Bölgesel emellerine rağmen, 154. sıradaki Türkiye'de basın özgürlüğü konusunda
hiçbir gelişme görülmedi. Türkiye 'en büyük gazeteci hapishanelerinden' biri olarak tanımlanmaya devam ediyor. Gezi Parkı isyanı, güvenlik güçlerinin baskıcı yöntemlerini, otosansürdeki artışı, Başbakan'ın popülist söylemlerinin tehlikelerinin fark edilmesini sağladı. Yaklaşan seçimler, barış sürecindeki belirsizlik nedeniyle 2014'ün Türkiye'deki sivil hakların geleceği açısında belirleyici bir yıl olması muhtemel.
"


ABD 13 SIRA GERİLEDİ
Raporda ABD gibi demokratik ülkelerde de basın özgürlüğünün artan bir tehditle karşı karşıya olduğu belirtildi. Paris merkezli kuruluş, ulusal güvenlik nedenleriyle yapılan dinlemelerin "dünya çapında bir tehdit" oluşturduğuna dikkat çekildi. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan Edward Snowden vakası, Wikileaks'e bilgi sızdıran Bradley Manning'i mahkum etmesi ve Associated Press ajansının telefon kayıtlarının ele geçirilmesi gibi olaylar ülkenin 13 sıra birden
gerilemesine neden oldu. Bu, 'şimdiye kadar görülen en hızlı düşüş' olarak kayıtlara geçerken ABD 46'ıncı sıraya yerleşti.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ LİSTESİ
1. Finlandiya
2. Hollanda
3. Norveç
4. Lüksemburg
5. Andorra
6. Lihtenştayn
7. Danimarka
8. İzlanda
9. Yeni Zelanda
10. İsveç
...
...
128. Afganistan
132. Endonezya
133. Tunus
134. Umman
135. Zimbabve
136. Fas
137. Libya
138. Filistin
139. Çad
140. Hindistan
141. Ürdün
142. Burundi
143. Etiyopya
144. Kamboçya
145. Myanmar
146. Bangladeş
147. Malezya
148. Rusya
149. Filipinler
150. Singapur
151. Meksika
152. Kongo
153. Irak
--------------------
154. Türkiye
--------------------
155. Gambiya
156. Svaziland
157. Belarus
158. Pakistan
159. Mısır
160. Azerbaycan
161. Kazakistan
162. Ruanda
163. Bahreyn
164. Suudi Arabistan
165. Sri Lanka
166. Özbekistan
167. Yemen
168. Ekvator Ginesi
169. Cibuti
170. Küba
171. Laos
172. Sudan
173. İran
174. Vietnam
175. Çin
176. Somali
177. Suriye
178. Türkmenistan
179. Kuzey Kore
180. Eritre
Şubat 2014

Şaman @chamacon

Eeee, sansür de değilmiş zaten... Zaman yazarından internet yasasına destek

Sansür
Zaman Gazetesi yazarı Etyen Mahçupyan, Hükümetin çıkardığı internet yasasıyla ilgili Zaman'daki köşe yazısında Hükümeti desteklediğini açıkladı.

İşte Etyen Mahçupyan'ın internet yasasıyla ilgili yazısı:

İnternet düzenlemesi ve komplo

Hükümet torba yasanın içine bir de internet düzenlemesi koydu. Önemsenen ve tartışılan iki temel konu var. Birincisi erişim sağlayıcı şirketlerin trafik bilgilerini saklama zorunluluğu.

Eskiden bunun asgari süresi altı ay iken şimdi bir yıla çıkarılmış ve azami saklama süresi de iki yıl yapılmış. Trafik bilgilerinden kasıt herhangi birinin hangi siteleri ziyaret ettiği ve ne kadar o sitede kaldığı. AB ülkelerinde bu bilgi çok daha uzun süreler için saklanıyor… İkinci konu TİB’in herhangi bir sitedeki herhangi bir haberi kaldırma tasarrufunda bulunabilmesi. Şahısların müracaatları veya TİB’in kendi inisiyatifiyle, özel hayatın gizliliğini ihlal eden veya ettiği düşünülen bir haber yayından kaldırılacak. Ama bu kesin bir işlem değil, çünkü yayınlayan site mahkemeye giderek yeniden yayın kararı aldığında yasaklama kalkıyor. Ayrıca artık sadece haber kaldırılabiliyor ama siteyi kapatma cezası verilemiyor. Eskiden herhangi bir haberi yayından kaldırmak isteyenin mahkemeye gitmesi gerekiyor ve bu işlem en hızlı haliyle dört gün sürüyordu. Genelde mağduriyet yaşayan şahısların bu konuda deneyimsiz oldukları dikkate alındığında, işlemin ortalama on güne doğru sarkması söz konusuydu. Oysa şimdi kabaca bir gün içinde yayın durdurulabilecek ve mahkeme kararı beklenecek. Ya da zaten bu tür haberleri yapan siteler manipülasyon peşinde oldukları için mahkemeyi kazanamayacaklarını bilerek müracaat bile etmeyecekler…

‘Sansür’ diye konuşulan mesele bu… Diğer taraftan çıkartılan düzenlemenin tümüyle siyaseten‘masum’ olduğunu söyleyemeyiz. TİB’in tasarruflarının soruşturulması ve denetlenmesi hükümetin iznine tabi kılınarak bu kuruma dokunulmazlık getiriliyor ki bu kabul edilebilir değil. Çözümün asgari koşulu TİB’in sivil toplum ayağı ile çoğullaştırılması olmalı. Açıktır ki bu müdahale 17 Aralık sonrasındaki ortamın ‘yönetilmesini’ hedefleyen bir adım. Belli ki hükümet muhtemel gelişmeler karşısında kendi siperlerini tahkim ediyor. Hoşlanmadığı yayınların olabildiğince hızla engellenmesini ve mahkeme kararına kadar zaman kazanarak karşı hamlelerle o yayınların etkisiz kılınmasını sağlamak istiyor.

İnternet yasası aslında hükümetin stratejisini anlamak açısından iyi bir örnek… Binlerce polisin yer değiştirmesinin anlamı da burada. Yani olmuş olan bir şeyi değiştirmeye değil, olacak olan bir şeyi engellemeye yönelik bir tedbir. Bazı yazarlar Emniyet’teki bu tayinlerin yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtmeyi amaçladığı türünden epeyce mantık dışı bir önermeyi tekrarlayıp duruyorlar. Oysa yine aynı yazarlar yolsuzlukların üstünün niçin kapatılamayacağını da anlatıp durmaktalar. Gerçekten de açılmış olan dosyalar mahkemeye intikal ettiği gibi, yeni kurulan mahkeme heyeti bile zanlıları tahliye etmedi. Diğer bir deyişle yolsuzluk dosyaları kendi mecrasında sonuna kadar ilerleyecek. Binlerce polis tayininin bununla bir ilgisinin olduğunu öne sürmek epeyce mizahi bir durum. Peki, o zaman hükümet niçin böyle bir tasarrufta bulundu? Çünkü kendisine karşı bir operasyonun olduğuna ve bu operasyonun devam ettirileceğine inanıyor. Hükümetin artık bu noktada derdi yolsuzluğu unutturmak değil ama tabii ki eline fırsat geçtiğinde gündemi değiştirmeye çalışıyor. Ancak asıl tedirginliği geleceğe dönük…

Anketlerde AKP oyunun düşmediğini görüp de gördüğüne inanamayanların, hükümetin bu tedirginliğinin dindar muhafazakâr kesimde büyük ölçüde karşılığı olduğunu kavramalarında yarar var. İnsanlar kendilerini özdeşleştirmiş oldukları bir partinin yara almasını, hele bir komploya kurban gitmesini istemiyorlar. Başbakan’ın ‘komplo’ sözcüğünü kullanmasının nedenlerinden biri büyük ihtimalle kendi tabanındaki bu endişenin farkında olması ve onları teyakkuza geçirme isteği. Batı’dan veya laik kesimin içinden bakıldığında komplo suçlaması, hele Başbakan’ın kullandığı dille, hiçbir inandırıcılık taşımıyor olabilir. Muğlak ifadelerle süslenerek sınırları belirsiz bir suçlamaya dönüşen böyle bir değerlendirmenin saygı görmeyeceğini öngörebilir ve haklı da oluruz. Ama Başbakan’ın topluma hiç de anlamsız olmayan bir uyarı mesajı verdiğini atlamamak gerek. Basitçe söylersek dindar muhafazakâr kesim bu ‘komplo’ lafından tek bir şey anlıyor: Yaşananlar ‘normal’ değil, AKP üzerinde oynanan bir oyun var ve bunun arkasında ‘bize’ yabancılaşmış olanlar bulunuyor.

“Türkiye’de halk kolay kandırılamaz” diyerek hükümetin oy kaybedeceğini sananlar, bunun gerçekleşmediğini gördüklerinde kendi beyanlarını hatırlamak ve nihayette o sözün doğru olduğunu teslim etmek durumunda kalabilirler…
Şubat 2014

Şaman @chamacon

Penguenler de sokağa çıkıyor: Gazeteciler 'baskı ve sansüre karşı' sokağa çıkıyor. Alo Fatih

Yolsuzluk soruşturması tapelerinde bazı gazetelerin ve gazetecilerin de yer almasıyla yeniden gündeme gelen medyaya yönelik baskı ve sansür uygulamalarına karşı gazeteciler Pazar günü eyleme geçiyor.

Radikal.com.tr – Dışarıdaki Gazeteciler (Pressout) grubunun İnternet sayfasında “Putları yıkalım, gazeteciliği yeniden ayağa kaldıralım” çağrısıyla yapılan duyuruda, tüm gazeteciler, 16 Şubat Pazar günü saat 15.00’te Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet Binası önünde buluşarak Valiliğe doğru yürüyüşe geçmeye davet edildi.

Gazetecilerin çağrısı şöyle:
“Türkiye medyası uzun süredir baskı, sansür ve otosansür sarmalı altında can çekişiyor.

Son dönemde yaşanan gelişmeler, anti-demokratik ve otoriter tahakkümün ne kadar vahim boyutlara vardığını sergiledi.

Gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanan telefon konuşmaları akabinde medya yöneticilerinin dudak uçurtan itirafları artık malumun ilamı oldu.

Gazeteciler, iktidarın bu pervasız ve ardı arkası kesilmez baskısına artık daha fazla sessiz kalamaz, kalmamalı.

Gazetecilik onurunu ayaklar altına alan bu krizi, gazeteciliği yeniden ayağa kaldırmak için bir fırsat kabul ediyoruz.

Gün, sokağa çıkıp mesleğimizi ve gazetecilik ilkelerini savunma günüdür.

Baskı, sansür ve otosansüre karşı tek vücut olmak için 16 Şubat Pazar günü saat 15.00’te tüm gazetecileri Cağaloğlu eski Hürriyet Binası önünde buluşarak Valiliğe doğru yürüyüşe geçmeye çağırıyoruz.

Haber alma özgürlüğü gasp edilen, taraflı haberlere mahkum edilen bütün halkımız da bu eyleme davetlidir. ”


ANKARA'DA DA EYLEM VAR
Bu arada Ankaralı gazeteciler de yarın benzer taleplerle eylemde olacak. G-9 Gazeteci Örgütleri Platformu'nun, Cumartesi günü Saat 13.00'de Ankara'da Yüksel Caddesi'ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde yapacağı basın açıklamasına tüm gazeteciler davet edildi.
Şubat 2014

Şaman @chamacon

On numara gazetecilik... Nagehan Alçı'dan utanç verici SMS

1614

Milliyet Genel Yayın Yönetmenliği yaptığı dönemde yaşadıklarını "Batsın böyle gazetecilik" isimli kitapta anlatan gazeteci Derya Sazak, Nagehan Alçı'nın patron baskısıyla kendisine köşe açtırdığına da kitabında yer verdi.
T24'ün haberine göre; Derya Sazak, Milliyet Genel Yayın Yönetmenliği'nden alınışı ve gazeteden ayrılışına ilişkin süreci anlattığı"Batsın Böyle Gazetecilik" kitabında, Nagehan Alçı'nın patron baskısıyla gazetede kendisine köşe açtırdığını da yazdı. Gazetenin sahiplerinden Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören'in "Ankara'ya verdiği söz" nedeniyle Nagehan Alçı'nın köşe yazarı yapılmak istendiğini, ancak kendisinin buna karşı çıktığını anlatan Sazak, baba Erdoğan Demirören'in de "Alçı'yı Başbakan'ın Milliyet'e yazar yapmak istediğini sanmadığını" söylediğini, "kendisine maaş ödenmesi ama yazı yazdırılmaması" talimatı verdiğini açıkladı.
Sazak'ın, tartışmalı sürecin sonunda Milliyet'te köşe sahibi olduğunu ifade ettiği Alçı hakkındaki en önemli açıklaması, kendisine gelen SMS mesajına ilişkin oldu. Derya Sazak, "Bilal Erdoğan'ı parlattığını" öne sürdüğü ve "Başbakan 'Şimdi de oğlumla uğraşıyorlar' diye bağırabilir" düşüncesiyle yayımlanmayan yazısının basılması için Alçı'nın kendisine gönderdiği mesajı, telefonundaki görüntüsünün fotoğrafını da kitabına koyarak paylaştı. Sazak'ın açıkladığı mesajda Nagehan Alçı; "Derya Abi, benim yazı Başbakan'ın hoşuna gidecek. Bundan eminim. Başbakan benim yüzümden hiçbir şekilde size bozulmaz. Aksine! Ben aileyi iyi tanıyorum, onlara yakınım... Biliyorsunuz bizim bebişlere isim verdi, doğumdan sonra beni aradı tebrik etti, konuştuk, endişe etmeyin lütfen" diyor. Alçı mesajında, "Bilal Erdoğan'ın siyasete hazırlandığını, ailenin de bunun duyulmasını istediğini" belirterek yazısının yayımlanmaması için bir sebep olmadığını vurguluyor.
İmralı’da yapılan görüşmelerin içeriğini açığa çıkaran "İmralı tutanakları"manşetinin yayınlanmasına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sert tepki gösterdiği Milliyet'te Hasan Cemal'in köşesini kapattıktan yaklaşık beş ay sonra kendisi de Genel Yayın Yönetmenliği görevinden alınan Derya Sazak, süreci anlattığı kitabında Nagehan Alçı’nın işe alınma sürecini ve sonrasında yaşananları yazdı.
YILDIRIM DEMİRÖREN BAŞBAKAN'A SÖZ VERMİŞ
Sazak, Başbakan'ın Hasan Cemal'i hedef alarak dile getirdiği "Batsın senin gazeteciliğin" sözlerine gönderme yaparak adını koyduğu "Batsın Böyle Gazetecilik" kitabında, Nagehan Alçı’nın işe alınması sürecinde gazetenin sahibi Demirören ailesine direnemediğini belirtti. Yıldırım Demirören’in Nagehan Alçı’nın işe alınması konusunda Başbakan Erdoğan’a söz verdiğini yazan Sazak, Nagehan Alçı ismine direnince Yıldırım Demirören’in kendisine, “patronun gazeteye birini aldırma gücü olmayacak mı? ” demesi üzerine onay verdiğini belirtti.
"İŞE ALALIM MAAŞ ÖDEMEYELİM"
Sazak, Alçı’nın gazetede başlayacağını Erdoğan Demirören’e belirttikten sonra şu yanıtı aldığını aktardı:
“Nagehan da kim? Yok kardeşim. Almayacaksın. Oğlumun verdiği sözler yüzünden Beşiktaş'ta 150 milyar batırdım. Böyle giderse bu gazeteyi yönetemem. Yıldırım birilerine söz vermiş, ama Nagehan'a Milliyet'te yazdırmak istemiyorum. Alacaksak bile bir süre maaşını öderiz, ama başlatmazsın. ”
"NAGEHAN, BİLAL ERDOĞAN'I PARLATIYOR"
Derya Sazak, "Bilal Erdoğan'ı parlattığını" öne sürdüğü yazısının basılması için Alçı'nın kendisine gönderdiği mesajı, telefonundaki görüntüsünün fotoğrafını da kitabına koyarak paylaştı.
Sazak’ın kitabının “Nagehan, Bilal Erdoğan’ı parlatıyor” ara başlıklı kısmında şu ifadeler yer alıyor:
Gezi direnişiyle birlikte iktidar baskısının zirve yaptığı günlerde, Nagehan Alçı’dan bir “Pazar yazısı” geldi. Nagehan, Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın siyasete hazırlandığını müjdeliyordu. Yazıyı ilk okuyan Tahir, alı al moru mor, soluğu yanımda almıştı. Bilal Erdoğan ile ilgili bölümü gösterdi. Başımız zaten yeterince “bela”daydı.
"KOYMA KARDEŞİM DEDİM"
Yazıyı yayınlasak ertesi gün ne olacağını tahmin edebiliyordum, Başbakan televizyonlara çıkıp, “Şimdi de oğlumla uğraşıyorlar! ” diye bas bas bağırırdı. Tahir, Nagehan’ı aradı, direniyordu. Biz buna karşı koymadık yazıyı. Birkaç dakika sonra Nagehan’dan cep telefonuma mesaj geldi:
"Derya Abi, benim yazı Başbakan'ın hoşuna gidecek, bundan eminim. Bu aile içerisinde konuşulan bir konu. Artık dışarıda da konuşulmasını istiyorlar! Başbakan benim yüzümden hiçbir şekilde size bozulmaz. Aksine! Ben aileyi iyi tanıyorum, onlara yakınım, bütün sorumluluğu alıyorum. Bu yazının yayınlanmaması için hiçbir sebep yok. Başbakanın seveceği bir yazıyı ‘kızar’ diye yayınlamamak olur bu. Biliyorsunuz bizim bebişlere isim verdi, doğumdan sonra beni aradı tebrik etti, konuştuk, endişe etmeyin lütfen! ”
1614
Odatv.com
Şubat 2014

Şaman @chamacon

Okur musunuz bilmem ama basınımızın hali içler acısı. 'Zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz' NTV Genel Müdürü’nden inanılmaz sözler…

NTV’ni eski Genel Müdürü Cem Aydın’ın 2008 yılında Başbakan’ın danışmanı olan Akif Beki tarafından arandığında şunu söylediği ortaya çıktı: “Zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz, artık neredeyse babam bile izlemiyor bizi. Sadece tarafsız görünmeye çalışıyoruz. Tarafsız görünmemiz sizin daha çok işinize yarar. N’olur bunu anlayın. ”
Medya’daki kirlenme ve Fatih Saraç vakası ile ilgili yeni iddiaları işsiz gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı dile getirdi. Taraf’tan Tuğba Tekerek Mustafa Alp Dağıstanlı’yla 5 Ne? 1 Kim? isimli kitabı üzerine konuştu. İşte o çarpıcı söyleşi:
Mustafa Alp Dağıstanlı’nın 5 Ne? 1 Kim? İsimli kitabı geçen ay yayımlandı. O zamanlar henüz “Alo Fatih”le tanışmamıştık. Ama Dağıstanlı kitabında Habertürk’e Gezi protestolarının başında getirilen bir Fatih Saraç’tan bahsediyordu. Ve bununla beraber medyada çalışanlarla görüşerek ortaya çıkardığı pek çok sansür-otosansür hikâyesinden... Başbakan’ın öfkesi altında medyanın gittikçe boğulduğu şu günlerde Dağıstanlı’ya bu hikâyeleri sorduk. 1985’te başladığı gazetecilik hayatında Güneş, Cumhuriyet, Kanal D gibi pek çok kurumda çalışmış olan Dağıstanlı 2002’den 2011’e kadar NTV’deydi. Bir dönem Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde de dersler veren Dağıstanlı şu anda işsiz gazeteci.
AK Parti’nin medyaya baskısı ne zaman başladı?
Önce şunu söyleyeyim. Bu işte siyasi iktidarlar tabii ki kabahatli. Ama kabahatin büyüğünü kendimizde aramalıyız. Benim gazeteciliğin AKP’yle ilk imtihanı diye hatırladığım olay şu: Başbakan 2004 yılbaşında Zonguldak’a gidiyor. Önce Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki çocukları Başbakan gelecek diye gece 11’de kaldırıyorlar. Sonra da Huzur Evi’ndeki yaşlıları... Vatan muhabiri Nuri Sefa Erdem Başbakan’a “Belki haberiniz yok, bu insanları uykudan kaldırdılar” diyor. Başbakan “Ağzın leş gibi kokuyor” deyip fırçalıyor Nuri Sefa’yı. “İçmişsin” demek istiyor.
Bu sınavı nasıl veriyor medya?
Çakıyor. Nuri Sefa’nın gazetesi Vatan bayağı korkak yayın yapıyor. Haberin sonunu değiştiriyor. Sonra, Nuri Sefa’yla Milliyet röportaj yapmış, kendi gazetesinde olmayanı orada görüyoruz. Gazetecilik örgütlerinden mırın kırın ses çıkıyor. Bir tek Milliyet iyi iş yapmış orada. Oysa tüm medya ayağa kalkmalıydı. Ama öyle olmadı sonra da böyle gitti.
AKP’den önce de vardı baskı. AKP dönemini farklı kılan ne?
AKP çok güçlü bir tek parti iktidarı olarak geldi. Emekleme döneminden sonra paldır küldür yürüdü. Bütün sermaye yapısını değiştirdi medyanın. Eskiden koalisyon hükümetleri oluyordu ya da tek parti olsa bile, “o gidecek, bu gelecek” denip, gazeteler farklı dengelere oynuyordu. Ama şimdi halı gibi bir şey var, tüm medyanın üstünü örtüyor.
Merkez medyada bir yönetici AKP’ye direnirse ne gelir başına?
(Doğuş Yayın Grubu CEO’su) Cem Aydın buna iyi bir örnek. O da aşağı yukarı Fatih Saraç’ın yaptığı işi yapıyordu NTV’de, yapmak zorundaydı. Başka türlü orada duramazdı. Duramadı zaten. Gezi’de önce çalışanlardan özür diledi, sonra da patrona “Ben daha fazla eğilemiyorum” deyip istifa etti.
NTV’de Fatih Saraç gibi yerleştirilmiş biri var mıydı?
Gezi protestoları sırasında öyle bir baskı gelmiş, “ ‘Akif Beki gibi birilerini verelim’ demişler, ” NTV ona direnmiş . Fakat şöyle bir şey oldu. Nermin Yurteri Ankara’da başbakanlık muhabiriydi. İstanbul’a yayın yönetmeni olarak gelmesiyle NTV sansür ve otosansürde turbo takmış oldu. Nermin Yurteri’nin oraya gelişi imkansızdı ama oldu. Bu hükümete yakınlığıyla alâkalıydı.
Fatih Saraç, Habertürk’te gazeteciliği nasıl değiştirdi?
Gazetecilik ilkesi diye bir şey yok zaten. “Üç ilkem var” diyor ilk toplantıda, “Turgay Bey’in parası, din, vatan. ” Turgay Bey’in parası, Başbakan’ı kollamak demek zaten.
Kanalda kadroyu değiştirdi mi?
Bana bunu 2-3 kişi anlattı. Tv Net, Kanal 7 gibi kanallardan çokça adam alıyorlar. O çocukları da akşam biri arıyor, “Yarın Kanal 7’ye değil Habertürk’e gideceksin” diyor. Merkezi bir şey olduğu anlaşılıyor buradan. Çünkü bu insanların Habertürk’e gideceği, Kanal 7’yi yöneten insana da söylenmiş olmalı.
Fatih Saraç işleyişe ne kadar müdahale ediyor?
Tüm yayın akışını o belirliyor.
Konuklara müdahale ediyor mu?
Tabii, bir gün bir toplantı sırasında telefondan arıyorlar, “Kim var televizyonda? ” diye soruyor. Süheyl Batum! “Onu niye çıkarıyorsunuz? ” diyor. Belli ki böyle kara listeler var. O listeler oynuyor. Hiçbirimizin yeri garanti değil. Mesela, bir dönem gözde oluyorsun, ama sonra bir hata yapıyorsun, Tam Orwell’in 1984’ü gibi sen bilmiyorsun, fakat o beyinde bir yere yerleşiyor. Sonra kesiliyorsun, gömüyorlar seni. Bir süre sonra tekrar zuhur edebiliyorsun.
Başbakan gazete yöneticilerini ararken üslubunda ne kadar fütursuz olabiliyor?
Ayşenur’un (Aslan) anlattığı Mehmet Emin Karamehmet’le ilgili bir hikaye var. Başbakan Karamehmet’i gecenin birinde falan arıyor. Akşam’da bir haber çıkmış, “Ne bu! ” diyor. Karamehmet de “Okumadım” diyor. “Sen gazetende çıkan haberleri okumuyor musun” diye fırçalıyor. Karamehmet bunu ertesi gün bir toplantıda anlatıyor “Düşünebiliyor musun, gecenin birinde ikisinde başbakan arıyor, yatağından kalkıyorsun. Lütfen bana böyle telefonlar getirtmeyin” diyor.
TALİMATLARI VEREN HÜSEYİN ÇELİK
İktidardan kim takip ediyor özellikle medyayı?
Aslında herkes bir şekilde uğraşıyor. Ama benim birçok kişiden duyduğum bakanlığı da bıraktıktan sonra son bir iki yılda en çok Hüseyin Çelik uğraşıyor. Asıl talimatları veren o. Başbakan’ın basın danışmanıyken Akif Beki de arıyordu. Şimdi o görevdeki Lütfullah Göktaş arıyormuş. Ben NTV’de dış haber editörüyken, o Roma muhabiriydi. Edebiyata meraklı, mizah duygusu olan bir adam. Şimdi işi Başbakan’ın baskısını olduğu gibi medyaya iletmek.
O baskı konuşmalarına tanıklık ettiniz mi hiç?
Sanırım 2008’di. Bir gün Cem’le (Aydın) odasında muhabbet ediyoruz, Akif Beki arıyor. Beki’nin ne dediğini bilmiyorum ama Cem şunu söylüyordu: “Zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz, artık neredeyse babam bile izlemiyor bizi. Sadece tarafsız görünmeye çalışıyoruz. Tarafsız görünmemiz sizin daha çok işinize yarar. N’olur bunu anlayın. ”
Hükümet bu kadar avucunun içine aldığı medyayı istediği gibi kullanıyor herhalde, değil mi?
Tabii, mesela Egemen Bağış “İstanbul’dayım hayatım” diyor, Nermin’e (Yurteri), “Bir kamera gönder. ” “Hayır” deme şansın yok. Bakanlar istedikleri gibi istedikleri programa çıkıyorlar ama onlara istemedikleri sorular sorulmuyor! Fatih Saraç’ın Habertürk’te ikinci toplantısında söylediklerinden biri “Biz anlamaya çalışacağız, sorgulayıcı olmayacağız. ” Bir örneğini Suat Yeğen anlatmıştı. Suat o dönem Can Dündar’ın sunduğu Canlı Gaste’nin yapımcısı. 2009’da Adli Tıp’la ilgili program için Bakan Nimet Çubukçu’yu çağırıyorlar ve konuyla ilgili soru soruyorlar. Nermin telefon açıyor Suat’a, “Nasıl sorarsınız? ” diyor.
Neden sormayacaklar?
“İsterse o girer o konuya, sen niye soruyorsun! ” O zaman işte gazeteci ayaklı mikrofondan başka bir şey olmuyor. Gidiyoruz, mikrofonu tutuyoruz, bir girizgah, bir ilk soru soruyoruz, sonra gerisini o istediği
YOLSUZLUK YAZMAK MÜMKÜN DEĞİLDİ
Yolsuzluk iddialarına halk çok şaşırdı. Medya bunu bilip de yazmıyor muydu?
AKP iktidarının daha birinci yılında, Başbakan’ın, Maliye Bakanı’nın mal varlıkları konuşulur olmuştu. O zaman Hürriyet, Milliyet uğraştı bu meseleyle. Fakat sonra gündemden çıktı bunlar. Cem Aydın bir gün bana “Elimizde haber yapacak sağlam malzeme var fakat (Doğuş grubuna ait) bankanın kaderi bakanın iki dudağı arasında” demişti. Yolsuzlukla ilgili merkez medyada haber çıkması düşünülemezdi. “Altyazıyı oradan alın” diyen adamdan bahsediyoruz. İpe çekerlerdi.
DOĞAN’I ELEŞTİRİYORUZ, TRT’Yİ ELEŞTİRMİYORUZ
TRT nasıl değişti AKP’den sonra ?
TRT her zaman hükümetlerin borazanıydı. Hangi parti gelse genel müdürü değiştirir, o da haber dairesi başkanını değiştirirdi. Ama alt kadrolara inen büyük çaplı değişim olmazdı. Ama özellikle İbrahim Şahin’in gelişiyle büyük bir kadrolaşma operasyonu yapılıyor TRT’de. 6-7 bin kişiden bahsediyoruz. Eskileri emekliliğe zorluyorlar yerine yenileri alıyorlar. İbrahim Şahin’in köyünden 6-7 kişi geliyor mesela. Bir CHP’li vekil kalburüstü yöneticilerle ilgili döküm yapılmış. 20-25 kişilik liste. Hepsi Zaman, Aksiyon, Kanal 7 gibi kurumlardan. Buralardan da iyi gazeteci yetişmiş olabilir. Fakat hiç mi solcu iyi gazeteci yok memlekette?
Kaynakları nasıl harcıyor TRT?
Dış yapımların oranı gittikçe kabarıyor. Haber dışarı yaptırılacak, taşerona verilecek bir şey mi? Bu da oldu memlekette! Bu programların dışarda kimlere verildiği hiç denetlenebilir değil. Soru önergelerine “ticari sır” diye cevap veriyorlar. Biz Aydın Doğan’ı Dinç Bilgin’i eleştiriyoruz. Eleştirmemiz gerekir. Fakat her ay bizden aldıkları vergilerle, elektrikten kestikleri paylarla döndürüyorlar TRT’yi, yayınları ülkenin yüzde 98’ine ulaşıyor. Bununla ilgili kimse bir şey tartışmıyor.
AA’daki kadrolaşma ne durumda?
Orada da dış haberler müdür yardımcısı Eyüphan Kılıç bu göreve getirildiğinde hiçbir yabancı dil bilmiyor mesela. Ya da Ukrayna’ya yabancı dil bilmeyen adam gönderiyorlar. Mısır’da 50 kişiyle çalışılıyor. Oralardan ne geliyor peki? Bunların denetimi gerekir. Yoksa arpalık gibi kullanılır tabii.
YASSI KADAYIF OLDUK
Siz kitapta hep baskılardan bahsediyorsunuz. Baskı varsa direnç de yok mudur? Tablo bu kadar mı karanlık?
İzmit depreminde bazı binalar direnç gösterdi ama bazıları da yassı kadayıf oldu ve hiçbir hayat çıkmadı oradan. Roboski’nin, Gezi protestolarının verilemediği bir deprem bence sağ çıkılamayan bir depremdir. Medyanın yassı kadayıf olduğu bir depremdir. İçinde kımıl zararlıları var, hayatiyet belirtileri var tabii ama...
Ne tür dirençler var mesela?
CNN Türk, Habertürk ve NTV’dekilere “Gezi sürecinde oradaki halet-i ruhiye neydi” diye özellikle sordum. Bir arkadaş “Sıkmaktan dişlerim ağrıyordu, ” diğeri “Ekrana bakıp küfrediyorduk” diyordu. Buralarda direnç var, bunları önemsiz bulmuyorum ama çok geri bir nokta. Büyük bir baraj kuramıyoruz maalesef ve bu dirençler yassı kadayıfı önlemeye yetmiyor.
kaynak: demokrathaber.net/roportajlar/zaten-huku... .
Mayıs 2014

Engin Ergül @enginergul

Mayıs 2014

Şaman @chamacon

Alp Gürkan'a kim sahip çıkıyor?

Hükümet yanlısı gazetelerde Soma Holding'in sahibi Alp Gürkan'ın medya tarafından korunduğuna yönelik iddialar çıktı. Ancak Alp Gürkan'a sahip çıkan hükümetti. Alp gürkan olayın ertesi günü gün boyu bakanlarla birlikteydi. Başbakan'ı karşılayanlar arasında da gürkan vardı. Üstelik hükümet yetkilileri tüm açıklamalarında gürkan'ı hararetle savunuyor.

Soma faciasının gerçekleştiği gün, Soma Holding’in ihmalleri sıralandı. Maden işletmesinde 15 yaşında çocukların çalıştırıldığı ve bir çok ihmal sıralandı. Gün boyu yaralı ve hayatını kaybeden yurttaşlarla ilgili de sağlıklı bir bilgi verilmedi. Açıklama yapan tek yetkili hükümet kanadından bakan taner yıldız idi.


'BAKANLARLA TOPLANTIDAYIM' YANITI

İddiaları ve işletme sahibinin faciada ihmalinin olup olmadığını işletme sahibi alp gürkan’a sormaya çalıştık. Alp gürkan, çeşitli aramalarımızda telefonu açtıktan hemen sonra hiçbir yanıt vermeden kapattı. Israrlı arayışımız sonucu Radikal Gazetesi’nden aradığımızı söylediğimizde telefonda “Ama şu an ben toplantı halindeyim Bakan Bey burada, diğer bakanlar da burada. Onun için bu toplantı bitmeden bir bilgi verme imkanımız yok. Çünkü ben de bir şey bilmiyorum” yanıtını verdi. Konuşmaktan kaçınmasına rağmen kamuoyunun kendisinden yanıt beklediği soruların yanıtı almak için verdiği cevabı dikkate almadan sorularımızı yönelttik. Elektrik mühendisi uzmanlarla görüştüğümüzde uzmanlar, işletmenin ya yalan söylediğini yada trafonun ve elektrik malzemelerinin patlamaya dayanıklı olmayan kalitesiz malzemelerden kullanıldığı yanıtını verdi. Bu ihmali, “Trafoda kalitesiz malzeme mi kullandınız? Uzmanlar patlamanın bu yüzden çıkabileceğini söylüyor…” diye kendisine yönelttik. Gürkan soruya, “Tamamen yalandır. Malzemelerimizin tamamı Ex-proof. Bu işletmede her sene en az 2 kere iş güvenliği müfettişleri gelir ve burayı denetler. 2 Defa denetimden geçtik” yanıtı verdi.


'DENETİM' İDDİALARINI SORDUK

Kamuoyunun yanıt aradığı denetim öncesinde önlem aldıkları ve çocuk işçi çalıştırdıkları iddialarının yanıtını aradık. “Bazı işçiler sadece denetim sırasında gerekli tedbirlerin alındığını ve denetimden geçtikten sonra ise herhangi bir önlem alınmadığını ifade etti. Buna ne diyorsunuz? ” şeklindeki sorumuzu ise “Bunların hepsi tevatür… Her sene en az 2 kez denetlemeden geçeriz. Müfettişlerin verdikleri denetlemelerin hepsinde iş yerimizin 1. Sınıf iş yeri olduğunu ve her türlü şeyin yerinde olduğunu resmi evrakla bildirirler. Bunların hepsi bizde kayıtlı. İş güvenliği müfettişlerinin söylediğine mi inanacaksınız, başka birinin söylediklerine mi? ” şeklinde yanıtladı. “15 Yaşında bir çocuğun madende çalıştırıldığı belirtildi. Çocuk işçi mi çalıştırıyorsunuz? ” sorusuna “Öyle bir şey olması söz konusu değil. Burası sendikalı bir iş yeridir. Sendikalı bir iş yerinde çocuk çalışamaz. Böyle çok şeyler dolanıyor” yanıtı verdi. Facianın neden kaynaklandığının belirlenip belirlenmediğini sorduğumuzda ise şu yanıtı verdi: “Hayır, epey bir zaman gerekir. Yangın temizlenecek. Hayli bir zaman ister. Şu an tam gerekçe bilinmiyor. Müsaade edin şu an bakanlarla beraberiz yanımda bekliyorlar…”
Özellikle ihmalleri olduğu iddia edilen ve kamuoyuna hesap vermesi gereken bir maden işletmecisinin Telefona cevap verdiğinde de telefonu kapattığında da bakanlarla beraber olması haberin yayınlanması sonrasında şaşkınlıkla karşılanmış, Radikal yazarları bu durumu da köşe yazılarında eleştirmiştir.

AK PARTİLİLER: İŞLETME MÜKEMMEL

Maden faciasının ilk 3 gününde ak partili vekiller ve bakan taner yıldız, işletmeye tek bir söz dahi söylemedi. Milletvekilleri, CHP ’nin Soma’daki işletmelerin denetlenmesiyle ilgili verdiği araştırma soru önergesine denetimlerin düzgün şekilde yapıldığını ve işletmenin de gayet düzgün çalıştığını ifade etti. Bakan yıldız ve diğer bakanlar, işletme ile ilgili eleştiride bulunmak bir yana işletme sahibiyle toplantılar gerçekleştirmiştir ve bunu da işletme sahibi alp gürkan Radikal’e yaptığı açıklamada itiraf etti.

AÇILIŞTA BAKAN KONUŞMUŞTU

9 Temmuz 2013′te Soma’ya giden bakan taner yıldız, Işıklar bölgesinde şirketin yeni aldığı kömür madeninin açılışında konuşmuştu. İftarını işçilerle birlikte açan ve işletmeye ait Soma Grup yazılı ve logulu önlüğü de giyen yıldız, işletmenin örnek alınacak niteliklere sahip olduğunu ve ocağın işçi güvenliğini ön planda tuttuğunu belirtmişti. Törende konuşan Soma Grubu Yönetim Kurulu Başkanı alp gürkan “Soma’da 30 yıl sonra bugünlerde 6 bin 400 çalışanımız bulunuyor. Bugün Işıklar Ocağımızın açılışını sayın bakanım bizi onurlandırarak yaptı. Bu işi yaparken bize yoldaşlık yapan bütün arkadaşlarımıza, yöneticilerimize ve devlet büyüklerimize çok teşekkür ediyorum” açıklamasında bulunmuştu.

alp gürkan PROTOKOLDE

İşletmeyi övmekle yetinmeyen hükümet yetkilileri, maden faciasını incelemek üzere bölgeye giden başbakan erdoğan’ı karşılayan protokolde de işletme sahibi alp gürkan’a yer vermişti. Gürkan’ın başbakan’ı karşıladığı ve başbakan ile tokalaştığı görüntüler de Doğan Haber Ajansı tarafından abonelerine sunuldu.

İHMALLERİ SORGULAYANLAR HEDEF ALINIYOR

284 vatandaşın hayatını kaybettiği maden faciasıyla ilgili habercilik refleksiyle hareket etmeyen bazı medya kuruluşları, gazeteciliğin gereği olarak kamuoyunun işletme sahibinden cevap beklediği soruların yanıtını aramayı düşünmek bir yana, bunu yapan, ihmalleri olduğu düşünülen sorumluları sorgulayan gazeteleri ve gazetecileri de hedef aldı. Söz konusu gazetelerine bakıldığında ise faciada ihmalleri bulunanlara dair tek bir eleştiri görmek mümkün değil.

kaynak:radikal.com.tr/turkiye/alp_gurkana_kim_s...
Mayıs 2014

Şaman @chamacon

Dünya Basınının Gözünden Soma Katliamı

378

İngiliz basını, Soma'da yaşanan maden faciasının siyasi etkilerine ve ülke çapında yaşanan protestolara yer verirken, özellikle Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in bir protestocuyu tekmelerken çekilen görüntülerin yarattığı öfkeye dikkat çekiyor.



EKONOMİST: “SOMA’DAKİ TRAJEDİ SİYASETTE DE HİSSEDİLİYOR”


BBC Türkçe’ye göre, İngiltere'de yayınlanan haftalık Economist dergisi Soma faciasını, "Yeraltında ölüm: Soma'daki trajedi siyasette de hissediliyor" başlığıyla haberleştiriyor. Dergi, yazısında "Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülke tarihindeki en kötü endüstriyel kazanın ardından, halkın öfkesiyle yüz yüze... Facia, geçen yaz ülkeyi sarsan protestolar benzeri yeni gösterilere yol açabilir" deniliyor.
Dergi, Türkiye'de son günlerde yaşanan eylemlere değindikten sonra, "Bunlar, 30 Mart'taki yerel seçimlerdeki galibiyetle sevinen ve gözünü Ağustos'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine dikmiş olan Erdoğan için tatsız haberler" yorumunu yapıyor.
Erdoğan karşıtları ve Gülen cemaatinin Soma faciasının üzerine gideceğini yazan dergi, Erdoğan'ın Soma'daki konuşmasında halkı "Bu trajediden faydalanmak isteyen aşırı uçlar olacaktır" diyerek uyardığını, ancak Ak Parti yandaşı bazı yorumcuların bile enerji ve çalışma ve sosyal güvenlik bakanlarını istifaya çağırdığını belirtiyor. ”




İNDEPENDENT: “TRAJEDİ ERDOĞAN’IN OTORİTER YÖNETİMİNE YENİ BİR DARBE”


İlk sayfasını Soma faciasına ayıran Independent ise, haberi "Acı içinde bir ülke: Ölü sayısıyla birlikte öfke de artıyor. Türkiye ölü madencilerini topraktan çıkarıyor" başlığıyla veriyor. Gazetede, Orta Doğu uzmanı yazarı Patrick Cockburn'ün Soma'da yaşanan facianın siyasi etkileri üzerine yazdığı bir analiz yazısı yer alıyor. "Trajedi Erdoğan'ın otoriter yönetimine yeni bir darbe" başlığı taşıyan yazı şöyle devam ediyor:
"Son facia gibi, Türkiye'de geçen yıl yaşanan her gelişme, ülkedeki kutuplaşmayı daha da artırdı... Son olay, tam da Erdoğan'ın Ağustos'taki cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklaması beklenirken yaşandı... Erdoğan ve partisi, facianın bir kısım sorumluluğunu her zaman üzerinde taşıyacaktır, çünkü 2002'den beri iktidardalar, ve inşaat ve maden şirketleriyle olan sıkı ilişkileri de biliniyor... Son gelişmeler Erdoğan'a siyasi olarak ne kadar zarar verebilir? ... Türkiye'de ne zaman seçim olsa, ılımlı İslamı savunan merkez sağ partiler kazandı. Erdoğan ayrıca ülkenin ekonomik gelişimini sağladı ve hayat standartlarını yükseltti... Erdoğan seçim zaferi kendisine gücü kendi tekeline alma hakkı vermiş gibi davrandı. Polisi, orduyu ve yargıyı başarıyla parçalayarak herşeyin üzerinde bir otorite yarattı. Ama bu durum aynı zamanda onun Soma gibi her kötü olayda suçlanacağı anlamına da geliyor. "




FİNANCİAL TİMES: "TEKMELEME, BAŞBAKAN AÇISINDAN BİR HALKLA İLİŞKİLER FELAKETİ"


Ekonomi gazetesi, Financial Times da, Soma halkının ilgisini, yetersiz güvenlik önlemleri ve bölgeyi ziyaret eden siyasilere çevirdiğini yazıyor. Gazetenin Soma'dan bildiren muhabiri, yakınını kaybetmiş bir çok kişinin yetersiz güvenlik önlemleri, kötü çalışma koşulları, düşük ücretler ve yöneticilerin faciaya karşı "hissiz" yaklaşımdan yakındığını ve kızgınlığın giderek arttığını söylüyor.
Gazete, bu kızgınlığın bölgeye giden siyasetçilere yöneltildiğini anlatırken Çarşamba akşamı bölgeye giden Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na gösterilen sert tepkileri yansıttığı haberinde Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in bir protestocuyu tekmelerkenki görüntülerine de "Başbakan açısından bir halkla ilişkiler felaketi" yorumunu yapıyor.
Gazete öfkenin Soma'yı aşıp bir çok kente yayıldığını, protesto gösterileri düzenlendiğini belirtiyor ve yazı bu gösterilerden bir slogan ile son buluyor: "Soma'yı Toma ile söndürebilir misiniz? "




GUARDİAN: “ERDOĞAN İÇİN SİYASİ SONUÇLAR OLABİLİR”


3. Sayfasını tamamen Soma faciasına ayıran Guardian ise, haberde bölgedeki madencilerin çoğunun faciadan özelleştirme ve taşeronlaşmayı sorumlu tuttuğunu, özel maden işletmelerini kârı güvenliğe tercih etmekle suçladıklarını belirtiyor.
Ancak gazete herkesin yaşananlardan hükümeti sorumlu tutmadığına da dikkat çekiyor ve Soma halkının çoğunun, Başbakan Erdoğan'ı destekleyen kitlenin omurgasını oluşturan "muhafazakar işçi" sınıfından olduğunu vurguluyor.
Soma faciasının Başbakan Erdoğan için siyasi sonuçları olabileceğinin de belirtildiği yazıda, "Geçen yaz yaşanan Gezi protestoları ve Erdoğan'ın ailesini de içeren yolsuzluk iddialarının ardından gelen bu yeni dalga hoşnutsuzluk, bazılarına göre onun cumhurbaşkanı olma hevesini kursağında bırakabilir" deniyor.
Bu arada gazete Başbakanlık Müşaviri, Yusuf Yerkel'in Soma'da bir protestocuyu tekmelerken çekilmiş fotoğrafıyla birlikte olayın detaylarına da özel bir bölüm ayırıyor.




TİMES: “BAŞBAKANLIK KENDİSİNİ TEKMELEME OLAYINDAN UZAK TUTMAYA ÇALIŞIYOR”

Times gazetesi de Yerkel'in tekme atarken çekilmiş büyük bir fotoğrafını kullanıyor. Gazete Başbakanlık ofisinin "Bu Yerkel'in kendi sorunu" diyerek kendisini bu olaydan uzak tutmaya çalıştığını belirtiyor.
Yazıda bazı maden işçilerinin dile getirdikleri “AKP mitinglere katılmak için zorlandıklarını, muhalefet partilerini destekleyenlerin işten çıkarıldığını ve daha iyi çalışma koşulları isteklerinin görmezden gelindiğini” savlarını yansıtılıyor. Gazeteye konuşan, ismini vermek istemeyen bir madencinin bu iddiası da aktarıyor:
"Mart ayındaki yerel seçimlerden önce yevmiyemizi ödeyerek bizi Başbakan'ın Manisa'da yaptığı mitinge gitmeye zorladılar. 3 bin madenci, ailelerimizle birlikte mitinge gittik. Gitmesek o günlük ücretimizi keseceklerdi. Seçimlerden sonra da CHP'yi desteklediği ortaya çıkan 50-100 madenci işten kovuldu. "




WSJ: “GÖRÜNTÜLER SİYASİ KUTUPLAŞMA HİSSİYATINI DERİNLEŞTİRDİ”

Wall Street Journal, “Türkiye’de siyasi tepkilere öfke tırmanıyor” başlığını kullandığı haberine, Türkiye, ülkenin tarihinde en ölümcül maden faciası için yas tutarken hükümet yetkililerinin trajediye tepkilerini gösteren videolar, ulusal öfkeyi alevlendirdi ve siyasi kutuplaşması hissiyatını derinleştirdi” sözleriyle giriyor.
Başbakanlık Müşaviri Yerkel’in bir protestocuyu tekmelerken çekilen fotoğraflar için “Görüntüler, sosyal medyada vahşi bir yangın gibi yayıldı ve eleştiriler çekti” yorumunu yapan gazete, Başbakan Erdoğan’ın market içindeki görüntülere de değindikten sonra “hükümetin sosyal medyaya müdahale ettiği yönünde herhangi bir işaret bulunmadığını” da belirtiyor.
“Ancak kamuoyunda ve sosyal medyadaki toksik tartışmalar, Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın, ulusal birlik hissiyatını güçlendirmesi gereken meseler dahil, her konuyu nasıl etkilediğine vurgu yapıyor” yorumunu yapan gazete, bir uzmanın “Hükümetin kutuplaşma politikasının mirasını reel zamanda izliyoruz” yönündeki eleştirilerini de yansıtıyor.



NYT: “GÖRÜNTÜLER ÖFKEYİ KÖRÜKLEDİ”

New York Times, “Türk yetkilisinin, protestocuyu tekmelerken çekilen görüntüler öfkeyi körükledi” başlıklı haberinde tekmeleme olayı üzerinde duruyor.
Başbakan Erdoğan’ın “yuhalandığı” Soma ziyaretinden bir gün sonra “en üst düzey danışmanlarından birinin, polisin tuttuğu bir protestocuyu tekmelediğini kabul etmek zorunda kaldığı”nı savunan gazete, “Sayın Yerkel’in görüntüleri, Türk blogcularını öfkelendirdi” diyor.




NYT: “SOMA ÖFKE İLE DOLU”

Soma gelişmelerini Soma'dan “Halk arasındaki memnuniyetsizlik artıyor” başlıklı geniş haberinde değerlendiren New York Times, Soma kaynaklı haberinde “Soma kömür madeninde yangın tetiklediğini sanılan patlamadan iki gün sonra bu kent şimdiye kadar teyid edilen 284 ölüm nedeniyle acı, cesetlerin çıkarılması yavaşlığı yüzünden hayal kırıklığı, teselli etmekten veya sorulara yanıt vermekten aciz gibi görünen hükümet yetkililerine öfke ile doluydu” sözlerini kullanıyor.
Başbakan Erdoğan bir markete sığınmaya mecbur kalırken Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in bir protestocuyu tekmelerken görüntülendiğini anlatan gazete, sendikacıların “madenlerin özelleştirilmesine kazalarda keskin bir artışa açtığı” eleştirilerine de yer veriyor.



WSJ: “KURTARMA UMUTLARI ADETA YOK ULURKEN GERİLİMLER TIRMANIYOR”

Hala madende bulunan işçilerin canlı kurtarılması umutlarının adeta yok olduğunu belirten Wall Street Journal, hükümete duyulan öfkeye vurgu yapıyor.
WSJ, hükümetin “Devlet burada. Herkes sizin için burada” demesine rağmen “sendikalar bir günlük greve giderken ülke çapındaki protestolar çok farklı bir tablo sundu” dediği haberinde CHP’nin araştırma önergesinin iktidar partisince reddedilmiş olmasının öfkeyi daha da büyüttüğünü yazıyor.
Başbakan Erdoğan’ın Soma’daki açıklamalarına da dikkat çekildiği haberde “Cumhurbaşkanının tonu ve duyguları, Sayın Erdoğan’ın meydan okuyan tutumu ile tezat oluşturdu" yorumunu yapıyor.



LOS ANGELES TİMES: “ERDOĞAN SAVUNMADA”

“Türk Başbakanı maden felaketi konusunda savunmada” ifadesini başlığa çıkartan Los Angeles Times ise, “Yetkililerin Türkiye’nin en ölümcül maden kazası olarak niteledikleri olayda ölülerin sayısının artması ile halkın öfkesi artarken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, felakete verdiği tonsuz yanıttan sonra kendisini savunmada buldu” değerlendirmesini yapıyor.
LA Times, Soma kazasının Türk madencilerin “sert ve tehlikeli” çalışma koşullarına vurgu yaparken “hükümet ile maden sahipleri arasındaki yakın samimi ilişkilerin” daha sıkı güvelik standartların olmamasına yol açtığı yönünde soru işaretlerini yarattığını savunuyor.
Erdoğan'ın başka ülkelerde maden kazalarını sayarken tepki çektiğini kaydeden gazete, Hükümetin, rolü nedeniyle büyüteç altında kalması beklentisine de yer verdi.
Odatv.com

Mayıs 2014

Şaman @chamacon

AKP yandaşı gazetenin yazarı, Türkiye'yi yasa boğan maden faciası için 'darbe girişimi' dedi.

AKP yandaşı gazetenin yazarı, Türkiye'yi yasa boğan maden faciası için 'darbe girişimi' dedi.

1285

Kanal 24'te yayınlanan Söz Bitmeden programına katılan Akit Gazetesi Genel Kordinatörü Hasan Karakaya, Soma'da meydana gelen maden faciası için skandal ifadeler kullandı.
Sunuculuğunu Elif Çakır'ın yaptığı programda gündeme dair soruları yanıtlayan Hasan Karakaya Soma'daki maden faciası için "darbe girişimi" dedi.
Karakaya canlı yayında, Akit yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu'nun yazısını okuyarak maden faciasının bir darbe girişimi olabilceğini söyledi. Karakaya, " Bu yazıyı okudum. Yetkililer bunu ihbar kabul edebilirler.
Baz istasyonundan görüşmeler tespit edilirse öyle sanıyorum ki burada ne numaralar döndüğü ve bizim 301 vatandaşımız üzerinden kimlerin hangi darbeyi gerçekleştirmek istedikleri ortaya çıkacaktır" dedi.