Bilmek istediğin her şeye ulaş

Beyin Gücü

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Temmuz 2016

Portal Blogger  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kadın mı Yoksa Erkek mi Daha Zeki Kavgasına Son!

Erkekler mi Yoksa Kadınlar mı Daha Zeki?

İnsanlar, her gün değişmekte ve gelişmektedir. Fakat, insanlarda değişmeyen tek şey ise ayrımcılık yapmaktır. Hepsinin dışında değişmeyen tek ayrımcılık şekli ise kadın ve erkek arasında olanıdır.
İnsanlar, kendini sürekli birbirleriyle kıyaslamakta ve hangisinin daha iyi olduğuna karar vermek adına birbirlerine her türlü baskıyı yapmaktadır.

Maalesef, insanların göz ardı ettiği tek şey: Diğer insanlarda bulunan farklılıkların gerekli olduğudur. Yapılan kıyaslamaların en bilineni kadınlar ve erkekler arasındaki "zeka farkı" üzerine olanıdır.

İşte, bu yazıda yer alan bilgi her iki türünde beyin yapıları arasındaki farklılığı ve bu farklılığın özellikle kadınlara ne gibi bir avantaj sağladığını bilimsel olarak kısa bir şekilde açıklıyor.

Kadınlarda beyin kabuğu erkek beynine oranla daha kalın, içerisinde bulunan hücre sayısı ise daha azdır. Bu da beynin nöronlar arasında yeni ve daha çok bağlantı kurmasını sağlar.

Hücre sayısının çok olması beynin daha zeki olacağı anlamına gelmez. Önemli olan arada kurulan bağlardır.

İşte bu yüzden kadınlar, olaylar ve nesneler arasında kolaylıkla bağlantı kurabilir, herhangi bir konuda sonuca daha çabuk ulaşabilir ya da kolaylıkla yeni fikirler üretebilir.

Fakat, kadın erkek farklılığı gözetmeksizin: Zekasıyla tarihe geçmiş ve hala zekasıyla gündeme gelen bütün insanların beyinleri, farklı bilgiler arasında kolaylıkla bağlantı kurabilmekte ve bu sayede daha yaratıcı olabilmektedir.

Kaynak: portalblogger.com
Eylül 2015

Sezer Çevik, bir soruya yanıt verdi.

Düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek teknik olarak mümkün olabilir mi?

Bununla ilgili farklı bir düşüncem var.Bu soruyu düşünürken kendimizin sahip olduğu beyinin ya da sistemlerimizin tamamını kullanabilmekten bunlara hükmetmekten bahsederiz. Fakat ben olaya bu yönlü bakmıyorum. Çünkü örneğin kaslarımızı hareket ettirirken tam potansiyel kullanmıyoruz. Fakat sonuçta fiziksel bir nesneye hükmümüz var yani kaslarımıza. Mümkün olabilirliğini değerlendirmek açısından kat kat mikro seviyeye inmeliyiz. Çevremizde gördüğümüz her şey atomlardan oluşuyor bizlerde, beynimizde.Beynimizin kendi organizması üzerinde hüküm sahibi olmasının fiziksel sebebi elektriksel enerjinin sinir hücrelerinden hareketidir. Bu harekete atomlar ın etkileşmesi sonucu olur.Sistem böyleyken bu enerji diğer atomlarda etkilebilme gücünü bulabilir.beyinden gönderilen elektriksel enerji sinir atomlarından deri atomlarına ordan hava atomlarına ordan cismin atomlarına ulaşabilir.Belki ütopik ama benim yaklaşımım böyle :)
Nisan 2015

Zafer Araz, bir soruya yanıt verdi.

Düşünce gücüyle nesneleri hareket ettirmek teknik olarak mümkün olabilir mi?

Kas sisteminizin %100’ünü kullanmak ister misiniz? Bunun yanında, kalbinizdeki tüm kontrolü kendi isteğinize göre ayarlayıp yani hızlandırıp yavaşlatabilmek de ister misiz? Peki daha da ileri gidip kinezi özelliklerinizi kullanarak kendinizi veya herhangi bir cismi uçurabilir ya da elektrokineziyi kullanarak elektrik alıp vermek de istemez misiniz? Vücut sıcaklığınızı artırabilmek veya düşürebilmek de süper olurdu. Bir de bunun yanında görme yeteneğinizi artırıp saatte 1000 km hızla giden bir şeyi yavaş bir şekilde görseniz tadından yenmez değil mi? Bunlar ne ki; ben kan veya vücudumuzdaki herhangi bir sıvının akışını hızlandırabilir, yavaşlatabilir ya da durdurabilirim diyenlere rastlayıp bunu da isteseniz? Vücudunuzda fiziksel değişikler yapabilir kurşun bile geçirtmeyebilir, saçınızı boyunuzu göz renginizi değiştirerek farklı kişiye dönüşebilir, kendi kendinizi tedavi edebilir, vücudunuzdaki enfeksiyonlu yere her türden mikrop ve benzeri bir şey gönderebilir, kendi inancınız ve iradenizle havada süzülebilir olsaydınız da fena olmazdı hani değil mi?

Marvel’de bile bu özelliklerden en az bir tanesine sahip süper kahraman ya da karakter zor bulunur. Ama gelin görünki alakasız bir Youtube kanalında yayınlanan 160 binden fazla insanın izlediği, insan beyninin %10’unu kullandığı ve %100’ünü kullanması durumunda Marvel karakterlerinde bile görülmeyen yukarıdaki saydığım hayali şeyleri yapabileceğine inanan bir güruh var. Youtube’daki türkçe bilimsel içerikli kanallarda bile tirajalar bu kadar değil. Yanarım buna yanarım. Daha vehameti yorumlara bakınca görülüyor. Bu saçmalıkların kaynağını sormadan, araştırmadan mantık hatalarıyla Einsten’ı referans göstererek bunun doğru olduğunu birbirlerine karşı sert dille söyleyemeleri, bilgiyi mantık süzgecinden geçirmeden atıp tutmaları.

Bu saçmalıklara inananların sayısının artmasında insan beyninin % 100’ünü kullanınca her şeyi hareket ettirebilir ve hükmedebilir efsanesinin işlendiği, sahte bilim ile dolu olup bilim-kurgu kategorisi içerisinde gösterilen Lucy filminin de etkisi büyük.

Tabi bu beyinle ilgili birçok inanıştan sadece birisi. İnsanların buna inanması hoşlarına gider. Çünkü %100’ünü kullanmaları durumunda yukarıda saydığım efsanelere sahip olma, daha zeki, başarılı veya yaratıcı olma umutlarını barındırırlar. Ne yazık ki bu doğru değil.

Her şeyden önce neyin %10’u sorusunu sormak gerekir. Söz konusu beyin bölgelerinin %10’u ise bu tez çok çabuk çürütülebilir. Nörologlar manyetik rezonans görüntüleme ya da MRI denilen teknikle insanın bir şey düşünürken ya da yaparken beyninin hangi bölümlerinin harekete geçtiğini gözleyebiliyor.

Parmaklarınızı oynatmak gibi basit bir hareket ya da birkaç kelime söylemek bile beynin %10’un daha fazla bölümün harekete geçmesini sağlayabilir. Hiç bir şey yapmadığımızı sandığımız anlarda bile beynimiz oldukça meşguldür. Bizim isteğimiz dışında otonom olarak nefes alma ve kalp atışı gibi fonksiyonları kontrol ediyor ya da siz farkında olmadan yapılacak işler listesini hazırlıyor, bilgilerinizi dosyalıyordur.

%10 oranının beyin hücrelerinin sayısını ifade ediyor olması da doğru değildir. Beyin hücreleri boş boş öylece durup kalmaz. Ya bozulup ölür ya da yakındaki bir bölgenin istilasına uğrar. Değerli hücrelerdir bunlar. %10 efsanesi kadar boş hücreler değiller bunlar.

Üstelik kaynak tüketimi bakımından beynimiz büyük bir tüketicidir. Soluduğumuz oksijenin %20’sini sadece kendisini canlı tutmak için kullanmaktadır.

Peki biyolojik ve psikolojik temelli olmayan böyle bir fikir nasıl olur da böylesine yaygınlık ve insanlar tarafından kabul edilebilirlik kazanır? Bu inanışın kaynağını bulmak zor. Amerikalı fizyolog William James’in bir kitabında ‘Zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızın çok küçük bir kısmını kullanıyoruz. ’ gibi bir laf etmesine dayanıyor olabilir. Ancak ne beyinden ne de bir orandan söz etmiştir. Sadece insanın daha çok şeyi başarabileceğine dair iyimserliğini ifade etmiştir.

Bazılarıysa bunun Albert Einstein’a ait olduğunu söylemektedir. Ancak bugüne kadar böyle bir alıntıya rastlanmamıştır.

Bu yanlış anlamaya kaynaklık edecek iki şey daha var. Onlardan biri şu: Beyindeki hücrelerin %90’ı gliyal hücreler adı verilen destek hücreleridir. Bu hücreler beynin beyaz kısmını oluşturur ve geri kalan %10 ise nöronlara yani asıl düşünme işini gerçekleştiren gri kısma fiziksel ve besinsel olarak destek sağlar. Beyin deyince daha çok nöronlar akla geldiğinden ya da en azından beyin deyince halk arasında nöronun akla gelmesinden ve bu bilgide ki %10’luk kısmın nöronlarla ilişkisinden doğan yanlış bir anlaşılma olabilir.

Bir diğeri de 1980’de bir İngiliz çocuk doktorunun Science dergisinde yazdığı bir makalede, bazı hidrosefali yani beyinde su toplanması hastalığından muzdarip hastalarının beyinlerinde yeterli beyin dokusu kalmadığı halde hala işlevsel olduklarından söz etmişti. Ve buradan bu hastalar bu haldeyken beyinlerini böyle kullanıyorlarsa sağlıklı olsalardı daha fazlasını kullanabilirlerdi gibi bir yanlış anlaşılma da yayılmış olabilir. Ama elbetteki bu sağlıklı olanların beyinlerini ekstra kullanma yeteneğine sahip oldukları anlamına gelmiyor, sadece olağanüstü durumlara adapte olma örneklerini gösteriyor.
Aklımıza koyduğumuzda ve ben bunu yaparım dediğimizde yeni şeyler öğrenebileceğimize ve bunun beynimizin yapısını değiştireceğine dair bulgular var. Ancak söz konusu olan hiç bir zaman kullanılmayan ve %100’üne ulaşınca kullanılabilecek alanların bulunması değildir. Zaten beyinde sürekli olarak sinir hücreleri arasında bağlantılar oluşur ya da artık ihtiyaç olmayanlar ortadan kalkar.

Dediğim gibi ilginç olan şu ki, bu inanışın doğru olmadığı söylendiğinde insanlar hayal kırıklığına uğruyor, sahte bilgilere inanmakta ısrar ediyor, böylesine umut barındıracakları sahte bilimlere daha çok ilgi gösteriyor ve bilginin kaynağını, doğruluğunu araştırmıyorlar, yüzdesini bilmem ama kapasite olarak neredeyse ‘hiç’ kullanmıyorlar.

bbc.com/future/story/20121112-do-we-only. . .
Nisan 2015

Abdulkerim Özkan, bir soruya yanıt verdi.

Beynimiz ıslaklık hissini nasıl oluşturur?

'Wetness perception across body sites' adlı makale sanırım sorunuzu cevaplıyor.
Buradan sciencedirect.com/science/article/pii/S...makalenin tamamına ulaşabilirsiniz .
Mart 2015

Fazlı Özdemir, bir soruya yanıt verdi.

Einstein'ın beyninin normal bir insan beyninden farkı var mıydı? Onun düşünce yapısı nasıldı?

Fotoğrafı sadece merakını gidermek için ekledim, gözlerinle gör diye.
Bir beyin bir başkası ile zaten fiziksel olarak aynı olamaz. Kaldı ki senin sorun düşünce yapısı üzerinde.
Zeka; bir kısmı kalıtsal olarak zaten mevcut, kalan kısmı da geliştirilebilir olması yönüyle her insan için tamamen farklı bir durumdur. Düşünce yapısını oluşturan en büyük faktör de zekadır.
Sorunun iki kısmı da çok yanlış. Einstein'ın beyni tamamıyla farklı ve düşünce yapısı da belirtmediği konular haricinde tahmin edelemez.
Ayrıca, Einstein'a e=mc2 formülü vahiy olarak gönderilmedi. Yılların birikimi sonucunda, kendi geliştirdiği düşünce sistemi ve çözüm yeteneği sayesinde, kendi oluşturduğu (kısmen) temeller üzerinde ilerledi.
Onun düşünce yapısını sorarak öğrenmekten çok, başarılarını inceleyerek üzerinde tartışarak istediğin sorularının cevabına belki daha çok yaklaşabilirsin.

Albert Einstein
Mart 2015

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Einstein'ın beyninin normal bir insan beyninden farkı var mıydı? Onun düşünce yapısı nasıldı?

Bir çok araştırma yapılmış zavallının beyniyle. İlk araştırmalar düzgün bir sonuç vermemiş, beyin üzerine bilimin elindekilerin azlığından ama 1980'lerde yapılan araştırmalarda 11 dahi beyniyle Einstein'ınki kıyaslanmış ve özellikle iletişimden ve beynin beslenmesinden sorumlu Glial hücrelerin çokluğu gözlemlenmiş. Yine de glial hücrelerin yaşla normal olarak arttığı bilindiğinden ve kıyaslanan diğer beyinler 64 yaşında olup Einstein'ınki 76 yaşında olduğundan araştırmanın sonucu hiçbir şey kanıtlayamamış. Beynin fiziksel görünüşüne bakıldığında pareital lobun normale göre %15 daha büyük olduğu saptanmış ki bu lob sayısal işlemler için kullanılan kısımmış. 2013 yılında yapılan bir araştırma da göstermiş ki Einstein'ın beyninin sağ ve sol lobları arasında normalden çok daha fazla bağlantı varmış. Sonuç olarak kimyasal bir fark kanıtlanamamış olmasına rağmen hem işlemcisi büyük hem de BUS hızı fazlaymış.

Einstein'ın kendisi sözel ya da sayısal değil görsel olarak düşündüğünü söylermiş.

Okuyup anladığımı şuradan çevirdim:en.wikipedia.org/wiki/albert_einstein%27. . .
Ocak 2015

Fazlı Özdemir, bir soruya yanıt verdi.

Beynimizin tamamını neden kullanamıyoruz?

Bu çok eski bir laf. Felsefik bir mit.
%90'ı kullanılmayan bir beyni kafada taşıma fikri kimden çıktıysa öncelikle onu tebrik ediyorum.

=>scientificamerican.com/article/do-peopl...
=>hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/26983090....
Eylül 2014

Ozan Emre Gül, bir soruya yanıt verdi.

Analitik düşünce sistemleri gelişmiş insanların kendi kendine konuşma sıklığı diğer insanlara göre fazla mıdır?

Tabi ki fazladır, çünkü bu tip insanların kafasında aynı konu üzerinde farklı yorum yapabilme özelliği daha çok görülür, farklı farklı düşüncelerle beyinlerini daha fazla çalıştırdıkları için bu insanlarda baş ağrısı şikayetide görülebilir. Ama işin özü farklı farklı fikirler üretebilecek beyinlere sahip olmak. Yoksa tek bi fikrile tek bi eylemle bi insan yaşamını sürdürse ne olur sürdürmese ne olur aynı tas aynı hamam. İşte bu bahsi geçen insanlar o hamamı kendileri oluşturur zihinlerinde. Bilmem anlatabildim mi
Eylül 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Analitik düşünce sistemleri gelişmiş insanların kendi kendine konuşma sıklığı diğer insanlara göre fazla mıdır?

Kafasında düşünce olan insanlar kendileriyle de konuşurlar. Düşüncenin analitik ya da soyut olması fark etmez. Tek şart kafada düşüncelerin dolaşıyor olmasıdır.
Eylül 2014

Adem Ünal , bir soruya yanıt verdi.

Analitik düşünce sistemleri gelişmiş insanların kendi kendine konuşma sıklığı diğer insanlara göre fazla mıdır?

Bilimsel bir gerçekliği var mı bilemiyorum ama insan konuştukça daha farklı şeyleri düşünebiliyor, daha farklı ayrıntıları fark edebiliyor. Fikirleri daha iyi sorgulayabiliyor. Konuşmanın öncesinde kullanılan mantık süzgeci ile alakalı olabilir bu farklılıklar. Belki de duyu organlarımız ile beynimizin ilişkisi ile alakalı olabilir.
Eylül 2014

Mine, bir soruya yanıt verdi.

Analitik düşünce sistemleri gelişmiş insanların kendi kendine konuşma sıklığı diğer insanlara göre fazla mıdır?

Bence analitik düşündüğü için değil düşüncelerini bir düzene sokamadığı için kendi kendine konuşmakta olabilir. En büyük nedeni dikkat dağınıklığıdır, konuşulan konu sesli bir müzakere değildir muhtemelen, bir konudan diğerine atlanılan, genelde sinirli tavırlar içinde olunulan durumlardır. Biraz müzik iyi gelebilir, düşünürken arkada sakinleştiren bir müzik çalarsa, konuşma alışkanlığından vazgeçilebilir
Ağustos 2014

Recep Bilger, bir soruya yanıt verdi.

Analitik düşünce sistemleri gelişmiş insanların kendi kendine konuşma sıklığı diğer insanlara göre fazla mıdır?

İhtimali var sonuçta kendi içi sesiyle düşündüğü konu üzerine tartışıyor olabilir. :) Belki de öyle bir soru yerine "kendi kendine daha çok konuşan insanların analitik düşünme sistemleri diğerlerine göre daha fazla mı gelişmiştir" diye sormalıyız.
Daha fazla

46 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.