Bilmek istediğin her şeye ulaş

Biyoloji

Hayatın temel taşları

Ekim 2017

Rasih Uğur Uyanık, bir soruya yanıt verdi.

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Nisan 2017

Yazdımdurdum, bir soruya yanıt verdi.

Uyuşturucu madde ne kadar sürede vücuttan atılır?

Tür tür değişir mi bilmiyorum ama 2 sene de vücuttan atıldığını duymuştum
Mart 2017

Kufu , bir soruya yanıt verdi.

İnsanı biyolojik olarak yöneten organ aslında hangisidir?

Soruda yönetim sorulunca biraz garip oluyor. Bu bir çemberin başlangıç yerini düşünmek gibi bir şey.

Yalnız organ yerine organel sorulsaydı kısa bir süre için yönetiyor kelimesinin cevabı olabilirdi.
Örneklersek,
Temelde yumurta ve spermden gelen kalıtım materyalinin karışımı zigotu yöneterek ikiye bölünmesini sağlar. Morula(32 hücreli) evresinden sonra yönetim kendisini denetlemeye bırakır.

Yani,

İlk düşünüldüğünde akıllara ''kesin bunlarıda yöneten birisi olmalı '' düşüncesi gelebilir. Nedeni, zihnin gördüğü şemaları tekilleştirme eğiliminden kaynaklıdır. ( Örneğin, EGO; ''ortada bir topluluk varsa yöneten biri olmalı ve o ben olmalıyım'' der. )

İşin aslı vücudumuzda yönetimin mekanizmalarının değil denetleme mekanizmalarının olduğudur. Tüm doku ve organlar birbirini denetleyerek hayatta kalır ve varlıklarını sürdürürler. Böylelikle ben, sen ve o olabilir. Tabi kansere yakalanmadığımız sürece. . .
Nisan 2016

Dilan Dogan, bir soruya yanıt verdi.

Aralık 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Arkeolojik kazıda bulunan 800 yıllık tohumları eken araştırmacıları büyük bir sürpriz bekliyordu. - SüPERiLERi

Kanada’daki Winnipeg Üniversitesindeki öğrenciler bir arkeolojik kazıda buldukları küpün içinden çıkan tohumları ekmeye karar verdiler. Büyük ihtimalle bir şey çıkmayacak derken karşılarında birden bire yüzlerce yıldır soyu tükenmiş olan bir bitki türünü ve de onun meyvesini buldular. Tohumların yenilebilip yenilemediğini bilemesek de karşılarına çıkan Kabak mükemmel tadıyla süper lezzetliydi.   Yorumlar yorum İlgili
Ekim 2015

Mavi Anka, bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar oyunları yararlı mı, zararlı mıdır?

Hangi açıdan?
Fiziksel olarak? Zararlı.
Zihinsel olarak? Yararlı.
Sosyal olarak? Zararlı.
Yaratıcılık olarak? Sosyal oyunlar zararlı, tek kişilik oyunlar yararlı.
Duygusal açıdan? Macera oyunları, yararlı. Aksiyon oyunları, zararlı.
Çok geniş bir konu. . .
Ekim 2015

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Ekim 2015

Seda AVCI, bir soruya yanıt verdi.

Kuşlar denizin üstünde dururken neden üşümüyorlar?

Kuşların tüyleri fermuar gibi birbirine kenetlenebilir. Uçarken sürtünme kuvvetini de azaltır bu durum. Ayrıca soğuğa karşı daha dayanıklı hale gelirler. Kışın bir çok hayvan türünün tüyleri değişir zaten. Ama yüzyıllardır yaşam alanları denizin üstü ise eğer, ona göre evrimleşmiştir.Tropikal bir bölgedeki kuş ile dağdaki kuşun biyolojik yapıları aynı değil.
Ekim 2015

Seda AVCI, bir soruya yanıt verdi.

İnsanı biyolojik olarak yöneten organ aslında hangisidir?

İnsan, mikroorganizmalardan meydana gelen bir makroorganizmadır. Vücudumuzdaki en küçük organizmanın bile kendine ait biyolojik ve kimyasal zamanlaması vardır.Bizi meydana getiren hücrelerimiz şu ana kadar dışarıdan aldığımız maddeler.Mesela tavuk yiyoruz, sonra bu vücudumuzda aminoasitlere ayrılıyor, bunlardan yeni hücreler yapılıyor. Yani bir anlamda tavuğun hücreleri bizim yeni hücre üretmemize olanak sağlıyor. Hiç bir madde yoktan var olmuyor.Annemizin rahmindeyken de annemizin vücudunun yapı taşlarını alarak gelişiyoruz.Annemizin kanını alıyoruz, amino asitlerini alıyoruz. Aynı şekilde bebekten de anneye hücreler geçebiliyor. Özellikle erkek bebek sahibi olan annelerin beyninde benekler şeklinde yeni nöronlar oluşuyor veya var olanlar yer değiştiriyordur belki. Bir kaç hipotez üretilebilir. O yüzden erkek bebek sahibi olan kadınların hafızaları daha güçlü ve meme kanseri riskleri daha düşük.Meme kanseri genel anlamda hamileyle ilişkili ama erkek bebek sayesinde salgılanan testosteron hormonu özellikle etkili.
Ekim 2015

Hızır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bir arı nasıl doğar,işte cevabı. youtube.com/watch?v=f6mj7e5ymne

Amazing Time-Lapse: Bees Hatch Before Your Eyes

Witness the eerily beautiful growth of larvae into bees in this mesmerizing time-lapse video from photographer Anand Varma. Varma said the six-month project,...
Eylül 2015

Hakan, bir soruya yanıt verdi.

Evrim doğanın muhafazakarlığı mıdır?

Muhafazakâr hafıza da ki bilgiyi koruyuyan, asla yenilenmesi kabul etmeyen, gelişmeye kapalı demektir. Sanıldığı gibi dinle aslında direkt bir ilişkisi yoktur, misal sadece darwinin teorilerini savunan diğer evrimcileri reddeden bir ateist te muhafazakardır. Kelime anlamından hareket ile evrimin muhafazakar olmasından bahsedemeyiz çünkü evrim yavaş ancak sürekli bir değişimdlr. Verdiğiniz dere yatağı örneği evrim için aslında hiç olmamış kadar önemsiz bir doğa olayıdır sadece. Çoğrafik olaylar evrimin yönünü belirleyen bir unsurdur. Evrimin konusu en büyükten en küçüğe kadar uzun çok uzun (bazen milyon YIL, yada milyar yıl) süreçlerden geçerek bilimsel sonuç ortaya çıkarmasıdır.

192 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Evrim Teorisi

194 Kullanıcı   52 Soru   212 Yanıt

Mutasyon

7 Kullanıcı   3 Soru   5 Yanıt

Başkalaşım

3 Kullanıcı   1 Soru   1 Yanıt

İnsan Vücudu

41 Kullanıcı   84 Soru   161 Yanıt

Biyolog

33 Kullanıcı   11 Soru   39 Yanıt

Moleküler Biyoloji

28 Kullanıcı   19 Soru   24 Yanıt

Sitoloji

5 Kullanıcı   3 Soru   4 Yanıt

Alfred Kinsey

0 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

ATP (Adenozin Tri Fosfat)

2 Kullanıcı   2 Soru   2 Yanıt