Bilmek istediğin her şeye ulaş

Cahillik, cahil olma durumu, ileri derecede bilgisizlik, kendisine ve topluma zarar verecek derecede bilgisizlik, toplumları geriye götüren ancak eğitimle üstesinden gelinebilecek durum."Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak. - Arthur Schopenhauer"

Ağustos 2017

Melek Özaslan, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Cehaletin icinde oldugunu kabullendiginde.
Ocak 2016

Murat Akbaşlı, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Devrim + Devrim + Devrim .. .
Ocak 2016

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

İnploid'de sorulmuş en iyi soru. En iyi olması şundan, siyasiler hep 'yolsuzlukla mücadele', 'yoksullukla mücadele', şununla bununla mücadele derler de; hiç 'cehaletle mücadele' demezler.

Eğitim genelde iyi, her ne kadar sistem değiştirip dursalar da müfredatımız iyidir. Eksik olan, sorgulayıcı, nasıl sorgulama yapacağını bilen bireyler yetiştirebilmekte. Kula kulluk edecek değil, ülkeye yurttaş olacak, dünya vatandaşı olabilecek nesiller yetiştirmek lazım.
Ocak 2016

Hakan Damar, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Bence; öncelikle eğitim sistemimizde köklü bir değişiklik yapmamız gerekecek. ODTÜ gibi üniversitelerin sayısını arttırarak özel üniversiteler kurmamız gerek. Bu bilim merkezlerinde sadece en başarılı öğrencileri kabul edildiği ve tamamen ücretsiz (devlet tarafından finanse edilen) olması gerekmektedir. Öğrenci sayısının öyle büyük olmasına gerek yok. Her bölüm alanında en iyi 150 kişiyi alsa yeter. Bu merkezlerde bilim dışı hiç bir bilgi, ideoloji ve görüşe izin verilmemeli. Yani 1 tane üniversitenin etrafına 6 tane camii yapmaktan vazgeçmemiz gerek!

Sonrasında bu kişiler devlet kademelerinde ve ülke için kritik ASELSAN, TSK veya Anayasa mahkemesi gibi noktalarda değerlendirilmeli. Toplumun genelini eğitmeye çalışmak kısa vadede mantıklı olmaz ve rasyonel bir sonuç vermez. Bu nedenle stratejik eğitim planlaması yapmamız gerek. Mesela; bilgisayar programlamaya ilgisi olan ama bilgisayar, yazılım mühendisliğini kazanamamış kişileri ön lisans programlarına yönlendirdikten sonra özel sertifikasyon kursları ile hemen sektörün içine alarak Amerika'daki gibi iş yerinde öğrenme programları oluşturulması gerek.

Toplumun çekirdek aile yapısı güçlendirilerek anne ve babalara düzenli eğitim verilmesi gerek. Çünkü sizin de bildiğiniz gibi cahil bireyler cahil çocuklar yetiştirmede çok başarılılar.

Din ile devlet işlerini sadece siyasi aşamada değil toplumsal aşamada da ayırmak gerek. Yani; senin dini inancın gereği oruç tutman gerekiyorsa başkasının aç dolaşması gerekmemekte. Ben oruç tutacaksam herkes de aç kalacak diyorsan orada çatışma çıkar ve çıkıyor da. Dinlerinizi kendinize saklamayı öğrenmelisiniz. Bunun için de diyanet işleri yeniden yapılandırılarak özerk bir kurum haline getirilmeli. Her gelen iktidar bir ayar çekememeli.

Toplumdaki milli bilinç artırılarak, alt seviye toplumsal uyumun kişisel tercihler üzerinden değil milli ortak değerler üzerinden güçlendirilmesi gerek. Din, milli bir değer değildir.

Ötekileştirilmiş kesimler (Aleviler, Kürtler v.b. Gibi) ile uyum politikalarını yönetecek bir mecliste bir kurul oluşturulması gerekmektedir. Homojen toplumlar tek bir noktadan gelişemezler. Türkiye'de sadece Türkler gelişsin diğerlerinin ne hali varsa görsün ile ilerlersen Emperyalizm nasıl doğdu? Sorunun cevabına ulaşmış olursun. Toplumda ezici kitleyi kendi elin ile oluşturmuş olursun.

Güvenlik birimlerine düzenli psikolojik destek ve rehabilitasyon desteği sağlanması gerek. Devlet memurları ve özel sektör çalışanları arasında maaş uçurumunun daratılması gerek. Bu demek değildir ki master yapmış biri ile lise mezunu biri aynı şartlarda çalışsın ama lise mezunu kişi de yaşamını sürdürebilecek şartlarda İNSAN gibi yaşasın. Devletin özellikle doğu bölgelerinde bunu çok göz ardı ettiğini düşünüyorum. Bir yardım yapıyorsan bunu insan onurunu kırmadan yapman gerek. Kameralar eşliğinde insanları yalvaltarak sadaka kültürünü kutsayan bir provokasyon haline çevirmemek gerek.

Yurtdışından teknoloji transferi yaparak öncelikli alanlarda yatırım yapılmalı. Örneğin; nükleer santral kurmak istiyorsan şimdiden öğrencilerini yurtdışına göndererek nükleer fizik vs alanlarında yüksek eğitim gördürmen gerek. Bu süreçte yurtdışından teknoloji transferi ile kendi teknik üniversitelerinde de aynı bölümleri açmalısın. Bir sonraki nesil yurtdışında değil, kendi ülkesindeki üniversiteden mezun olmalı.

Bunlar ve daha bir çok nokta var ama temel olarak eğitim, bilim, teknoloji, ekonomi ve en çok da insan temelli radikal değişiklikler gerek.

Türk milletinin kendini hızlı geliştirmesi mümkün ama acaba o kadar zamanımız olacak mı? Beni daha çok düşündüren soru bu. Hatalı politikalar ve yanlış kararlar ile hergün daha da çıkmaza giriyoruz. Yunanistan gibi iflas edersek, destekleyecek bir Avrupa Birliği de olmayacak. Bu süreçte de yine siyasi istikrarsızlıklar yaşayacağız ve bu olaylar ülke olarak gelişimimizi yavaşlatabilir veya 10 sene geriye götürebilir. Suriye kocaman siyasi bir bataklık ve ileride biz 45-50 yaşına geldiğimizde şuan Türkiye'de bulunan Suriyeli çocuklar o zamanın yetişkinleri olacaklar. Bizim ülkemiz parçalanırken siz neden seyrettiniz ve/veya diğer ülkelerle siyasi ego savaşlarınız yüzünden neden 5.000.000 insanın ölümüne göz yumdunuz dediğinde cevap verebileceğimizi sanmıyorum. Bu yanlışlara devam edilirse, bu utanç sonsuza kadar milletin üzerinde kalacak. Nasıl şuan ingiliz gençleri tarihlerinden utanıyorsa, bizde bu noktaya getirilebiliriz. Bildiğiniz gibi İngiltere tarihteki en şeytani devlet. Dünyada bilindik 150 milyondan fazla insanın katledilmesinin sorumlusu. Nasıl ki şuan bunları düşünüp onların yerinde olmak istemezdik diyorsak ileride bizim içinde başka ülkeler böyle düşünebilir. Üstelik bizim direkt bir suçumuz olmadığı halde dolaylı yoldan sorumlu tutulabiliriz. Çünkü; bir suçu işlemek için bir eyleme gerek yoktur, eylemsizlik de bir suçtur. Örneğin, siz bir bebeğin kaldırımdan caddeye doğru emeklediğini görürseniz ve müdahele etmezseniz, polis gelip sizi tutuklar, hakim de hapse atar. İtiraz da edemezsiniz çünkü dünyadaki modern ülkelerin %99.9'ında bu suçtur. Peki ne yaptınız bu suçu işlemek için? Hiçbir şey. Sadece olanları seyrettiniz. Üstelik 15/20 sene hapiste yatarak tarihinizden de kaçamazsınız. Biraz siyasete girdik ama bu da cehaletin sonuçlarını göstermek için bir açıklama olsun. Çünkü; cehaletin bedeli en ağır suçun bedelinden daha ağırdır. Nesilden nesile ödenir yine de bitmez.

Tavsiyem; cahil olsun akıllı olsun, Türk olsun Kürt olsun, Alevi olsun, Şii olsun bunlara bakmadan bir birinizi sadece insani değerlerinden dolayı sevmeye çalışın. İnsanları değil de, düşünceleri tartışmayı öğrenin. Bu gemi batarsa karşınızdakiler şu Kürtmüş veya bu Sunniymiş diye ayırt etmeyecekler. Bomba düştü mü herkes ölür.

Aliya İzzetbegoviç'in bir sözü ile bitirmek istiyorum, kalın sağlıcakla;

"Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey;
düşmanlarımızın sözleri değil,
dostlarımızın sessizliği olacaktır. . . " - Aliya İzzetbegoviç
Ocak 2016

Siran Camgöz, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Oncelikle is farkindalikta yatar ardindan kabullenmek ile devam eder. Cahil olduğuna inanmayan birine cahilsin desen ne fayda o kendini nerede goruyor bu önemli. Kendini bilen ve eğitimli kişiler genelde yüz kere düşünüp 1 kere hareket ederken cahil takımı 1 kere bile düşünmeye gerek duymaksızın hareket eder bir de haklı olduklarına inanırlar.

Bir insan bir şeyi bilmediğini kabul etmezse onu öğrenmeyede karşı çıkar. Cahillerin hali de budur ışte. Cahil olduğunu bilmiyor, inanmiyor ki bu sorun ile başa çıkmaya calissin.

Cahillik günümüzde artık sadece bir secimden ibarettir.
Eylül 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Cehalet hakkında

İki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atmış şöyle ki ;
"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır. "
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimin-dedir.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti? " sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar... "
N'olur fazla mütevazi olmayın! ...
"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...
Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı".
Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır. ”
Not: Bu lafa da çok gülerim. Bertrand Russel bu lafı kendinden gayet emin bir şekilde söylemiş.
Kaynak: ephiass/sosyomat.com
Eylül 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bu Avrupalı Denen Milletin Kafası Hiç Çalışmıyor Gibi.

İnsan bu manyaklara hala nasıl acıyıp da bunları ülkesine alır, anlaşılır gibi değil.

427
Eylül 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Resmen sesli güldüm: Almanya'daki Müslümanlar Oktoberfest'in Yasaklanması İçin Kampanya Başlattı

Aşağıdaki mektubu okuyun, siz de sesli güleceksiniz. Hoşgörüsüz Oktobefest'i hoş göremeyiz diyor cahil... İnsan bunu okuyunca "Nasıl insanlar bu Müslümanlar? ", "Nasıl haklı olduklarını düşünebiliyorlar? " diye düşünmeden edemiyor. Bence Müslümanlar acilen Avrupa'dan çıkartılıp kendi cehennemlerine geri yollanmalı. Müslüman Hristiyan ülkesine adapte olamaz. Oktoberfest'i yasaklasalar, bu sefer de milletin giyimine laf edecekler taa ki türban ve pardesüyü getirene kadar, ardından eğitim sistemine dalacaklar. Biliyoruz ki hepsinin son emeli şeriat altında yaşamak. Müslümanlar Avrupa'yı terk etmeli.

Birkaç gün önce bazı Alman siyasetçilerin "müslüman mülteciler Oktoberfest'i garipseyebilir" yorumu ile dalga geçilmişti. Fakat görünüyor ki haklılardı. Almanya'da yaşayan müslümanlar sosyal kampanyaların yürütüldüğü change.org üzerinden Oktoberfest'in yasaklanması için imza kampanyası başlattı.

10124
İki gün önce (15 Eylül 2015)
The
Independent'ta yayınlanan bir habere göreBavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Joachim Herrmann özellikle Suriye'den gelen mültecilerin toplum içinde sarhoş insan görmeye alışık olmadıklarından dolayı Oktoberfest sırasında sokaklarda göreceklerinden rahatsız olabileceğini belirtti. Herrmann bu sözünün üstüne alaya alınsa da ya bu sözleri söylemeden önce change.org'da başlatılan "Hoşgörüsüz ve İslam Karşıtı Oktoberfest'i Yasaklayın" kampanyasından haberdardı ya da İslamın "
hoşgörü dini" olduğunu çok iyi biliyordu. Nitekim 11 Eylül 2015'te, Hollanda'da yaşadığını iddia eden Morad Almuradi şu mektupla Alman yetkililere seslenmişti:
"Saygıdeğer Münih Belediye Meclisi,
Bu mektubu hem kendim hem de birçok Müslüman'ın dikkat çekmeyi umduğu bir konu ile ilgili yazıyorum. Size belirtmek isterim ki Oktoberfest hoşgörüsüz ve İslam karşıtı bir etkinlik. Daha önce görmezden gelmeye çalıştık fakat bu etkinlik boyunca, kamusal alanda çıplaklık ve alkol tüketimi gibi İslam dışı bir çok eylem gerçekleşiyor.
Oktoberfest'in her yıl düzenlenen bir Alman geleneği olduğunu biliyoruz, ancak biz Müslümanlar, böyle İslam karşıtı bir etkinliği hoş göremeyiz, çünkü bu etkinlik bizi ve dünyadaki bütün Müslümanları rencide ediyor. Bu nedenle Oktoberfest'in iptal edilmesi için acil çağrıda bulunuyoruz.
Ayrıca bu festivalin Suriye, Irak ve Afganistan gibi Müslüman ülkelerden gelen mültecileri de rencide edeceğine inanıyoruz. Oktoberfest'in iptal edilmesi, mültecilerin İslami geçmişlerini unutmamalarına yardımcı olacaktır. Bu konuyla ilgili hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederim.
Saygılar,
Morad Almuradi"

Mağduriyetten fırsat çıkarmak

10124


Oktoberfest Almanya'da 182 yıldır gerçekleştirilen geleneksel bir etkinlik. Herrmann'ın endişelerinin haklı sebepleri var; Almuradi'nin mektubuna anlam vermek ise gerçekten güç. Katılmanın tamamen kişisel tercihe bağlı olduğu, yerel kültüre ait bir etkinliği kendi inancına uygun olmadığı için, üstelik mültecilerin mağduriyetini kullanarak iptal ettirmeye çalışması herhangi birhoşgörü tanımına uymuyor. Almuradi'nin kendilerine gösterilen hoşgörü ve özgürlük ortamını suistimal eden tavrı ise, sosyal medyada Almanya vatandaşları tarafından sert tepkilerle karşılandı.

Almuradi'nin kendiyle çeliştiği bir başka nokta ise Oktoberfest'e hoşgörüsüzderken, Müslümanların bu ektinliğe olan tahammülsüzlüğünden dem vurması.

"Kurban Bayramı'nın iptalini istiyoruz"

10124


Gelin bir de şöyle düşünelim. Almanya yerine Türkiye, Oktoberfest yerineKurban Bayramı ve Müslümanlar yerine Hindular olduğunu düşünerek mektubu baştan yazalım.

"Saygıdeğer Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Bu mektubu hem kendim hem de birçok hindunun dikkat çekmeyi umduğu bir konu ile ilgili yazıyorum. Size belirtmek isterim ki Kurban Bayramı hoşgörüsüz ve Hinduizm karşıtı bir etkinlik. Daha önce görmezden gelmeye çalıştık fakat bu etkinlik boyunca,ineklerin ilkel yöntemlerle ve büyük acılar çektirilerek katledilmesi gibi Hinduizm dışı bir çok eylem gerçekleşiyor.

Kurban Bayramı'nın her yıl düzenlenen bir İslam geleneği olduğunu biliyoruz, ancak biz hindular, böyle Hinduizm karşıtı bir etkinliği hoş göremeyiz, çünkü bu etkinlik bizi ve dünyadaki bütün hinduları rencide ediyor. Bu nedenle Kurban Bayramı'nın iptal edilmesi için acil çağrıda bulunuyoruz.

Ayrıca bu bayramın vejetaryen, vegan ve ülkenizde yaşayan birçok hayvanseveri de rencide edeceğine inanıyoruz.Kurban Bayramı'nın iptal edilmesi,bu bireylerin et yememesine ve nefislerine hakim olmasına yardımcı olacaktır. Bu konuyla ilgili hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederim.

Saygılar,
Bir Hindu"

Sapla samanı karıştırmak

Demokratik yönetimlerin görevi tabii ki, toplumu oluşturan en küçük azınlığın bile ibadet hakkından tüketim hakkına kadar ihtiyaçlarını karşılamak ve bu haklarını vermektir. Bununla birlikte Almuradi'nin bir hak arayışı peşinde olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta tam tersi bir hak ve özgürlük gasbı talebi var; kendi inanç ve ibadet özgürlüğüne saygı gösterilmesini beklerken koskoca bir toplumun içki tüketme ve toplum içinde istediği gibi davranma özgürlüğüne müdahil olma çabası var.

Tüm bunlarla birlikte, yukarıda belirttiğimiz gibi, Herrmann'ın endişelerine hak vermemek de elde değil. Orta Doğu'daki vahşi savaştan kaçıp Almanya'ya alınan mültecilerin hiç alışık olmadığı ve bu nedenle rahatsız olduğu olaylarla karşılaşma ihtimali bir hayli yüksek. Bu sorunu çözmek Almanya'nın siyasi sorumluluğu olduğu kadar (böyle bir sorumluluğun olduğunu ben Şaman Bayyurt kabul etmiyorum, beğenmeyen kendi cehenneminde kalsın), zaten Almanya'da yaşayan ve adapte olmuş Müslüman halkın da sağduyulu (bu durumda sağduyu değil boyun eğen davranışları olmak zorunda) davranışlarıyla da mümkün.
kaynak:mynet.com/my/alihalitdiker/dagdan-gelip. . .
Eylül 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ağustos 2015

Escapist, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Bu ithamda bulunma cüretinin 'tam olarak' ne gerektirdiğini farkettiklerinde.
Ağustos 2015

İmplicit None, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Diyelim ki üstünüzde bir böcek yürüyor. Böceğin farkında değilseniz kurtulmaya çalışmazsınız.
Ağustos 2015

Zerreyim, bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Cehaletten kastınızın ne olduğunu açıklar mısınız?
Ağustos 2015

Adem Ünal , bir soruya yanıt verdi.

Milletimiz cehalletten nasıl kurtulacak?

Farklı birşeyler yapmak için cesaretli olduğumuz gün, kolay para kazanma derdimiz olmadığı gün, işimizde nicelikten çok nicelik ön planda olduğu gün insanlar bilgiye daha çok kıymet verecek ve cahillik yerini bilgeliğe bırakacak. Arz talep dengesi. İhtiyaç olmadan çok zor görünüyor

24 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.