Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ceza Hukuku

Ceza hukuku, suç ve ceza kavramlarını inceleyen kamu hukuku bölümüdür. Genel ve özel ceza hukuku olarak ikiye ayrılır (ceza genel ve ceza özel olarak da ifade edilmektedir).Genel ceza hukukunun konusu suç kavramının maddi ve manevi unsurlarıyla tanımı, ceza hukukuna hakim olan genel ilkeler, ceza kavramının tanımı, suçu ortadan kaldıran nedenler, cezayı azaltan ve ortadan kaldıran nedenler gibi bütün suçlar için geçerli olan ilke ve teorilerdir.Özel ceza hukukunun konusu ise ülkenin kanunlarına göre suç sayılan eylemlerin neler olduğu, bunların kapsam ve sınırları, birbirlerinden ayrılan yönleri ile bu suçlara öngörülen cezalardır.Ceza hukuku geniş anlamda ceza yargılaması usülunü de içerirken dar anlamda ceza yargılaması ceza hukukunun dışında kalır.

Haziran 2012

Şebnem Avşar @sebnemavsar

Disiplin Suç ve Cezaları

Devlet memurunun çalıştığı kurumun iç düzenini bozucu davranışlarına, eylemlerine disiplin suçu denir. Bu eylemlere karşı uygulanacak yaptırımlar disiplin cezalarıdır. Bu suçlarda, cezalarda suçta ve cezada kanunilik ilkesine tabidir. 

Disiplin suç ve cezaları ile genel suç ve cezalar arasında iki noktada farklılık vardır. İlk olarak gelen suçlar ve cezalar kamu düzenini hedeflerken, disiplin suç ve cezaları kurumların iç düzenini korumayı hedefler. İkinci olarak genel suçlarda cezayı mahkemeler verirken, disiplin suçlarında cezayı idare verir. İdarenin verdiği cezalar bir idari işlem olup bunlara karşı dava yolu açıktır. 

Devlet memurları kanunu madde 125 de disiplin cezalarını ağırlık derecesine göre sıralanmıştır : 

A - Uyarma : Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Mart 2014

bariscan.net adresinden öğrenebilirisniz.'>Barişcan Sapanci @bariscansapanci

DİYARBAKIR GENÇLERİ ''ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN GİRİŞİMİ'' İÇİN AÇILAN İMZA KAMPANYASINDA ..

DİYARBAKIR GENÇLERİ ''ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILSIN GİRİŞİMİ'' İÇİN AÇILAN İMZA KAMPANYASINDA ...
470

Çocuklara zarar veren ve çocuk cezaevlerinin kapatılması; alternatif olabilecek modellerin geliştirilmesi ve alt yapısı ile kurum ve kuruluşların acilen oluşturulması için başlatılan “Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi” İmza kampanyası'na Diyarbakır'da gençler yoğun ilgi gösteriyor.
Diyarbakır Sanat Sokağında açılan imza standında gençler bu konuyu destekleyen imzalarını veriyorlar.
Bizde sizin için bu kampanya ilgili bir bilgi haberi hazırladık. İşte gerekli adres ve bilgiler...
470
“Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi” için BASINA VE KAMUOYUNA YAPILAN BASIN AÇIKLAMASI ;
Barış ve Demokrasi Partisinin “Çocuk Tutukluluğu Sistemine İlişkin Teklifi” çocuk adalet sistemi açısından sevindirici bir gelişme ama…
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi taleplerine TBMM den ilk olumlu destek, BDP Hukuk Komisyonundan geldi! ... Basında geçen haberlere göre Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişiminin tam da 5 ilde eş zamanlı olarak yaptığı açıklama yaptığı gün, BDP Bingöl Milletvekili İdris BALUKEN imzasıyla TBMM başkanlığına Çocuk Tutukluğunu Düzenleyen 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda 21 Maddedeki 15 Yaşının 18’e Çıkarılması Yasa Değişikliği Teklifi Verildiği anlaşıldı.
Yasa değişikliği teklifinde 15 yaş altı çocukların tutuklamalarına büyük oranda engel olan; tutuklama engeli sınırını 15 YAŞ’dan, 18 YAŞ’a çıkarılması teklif edilmiş olduğu görülmüştür. Teklif, girişimiz tarafından çocuk hakları açısından anlamlı ve ileri bir adım olarak değerlendirilmiş ise de; yine aynı yasa maddesi içeriğinde
“Üst Sınırı Beş Yılı Aşmayan Suçlar” ibaresi bulunduğu için, girişimimiz ilkesel olarak 18 yaş altında hangi suçu işlerse işlesin, çocukların hiçbir koşulda tutuklanmaması gerektiğini kamuoyuna deklare etmiştir. Bu sebeple bu teklif girişim adına taleplerimizin derhal yankı bulması açısından çok sevindirici olmakla birlikte, aşağıda kısaca anlatacağımız üzere maalesef ki çocuk adalet sisteminde ve çocuk ceza infaz sisteminde yaşananların çözümü açısından kuşkusuz ki yetersizdir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, yasa değişikliği teklifinin gerekçesinde uluslararası sözleşme ve mevzuatta 18 YAŞINA KADAR HERKESİN ÇOCUK OLARAK KABUL EDİLMESİNDEN HAREKETLE bir kanun teklifi hazırladıkları belirtilerek, çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması “en son” çare olduğu vurgusuna yer verilmiş olması çocuk hakları savunucuları olarak bizleri mutlu etmiştir.
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi olarak, çocuğun gerek tutuklama gerek mahkumiyet gerekse başka kapalı kurum ve kuruluşlara alınması noktasında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın son çare olarak uygulanmasını sağlamak hedefine ulaşmak için; hukukçular, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikolojik danışmanlar ve çocuk gelişimi uzmanları yani sorunun bütün tarafları ile yapacağımız çalıştay, seminer ve konferans gibi bilimsel çalışmalar sonucunda çocuk adalet sistemine ilişkin alternatif modelimizi de kamuoyu ile paylaşacağız. Ancak bu süreçte 18 yaş altındaki çocuk tutukluluğuna bütünüyle son vermeye yönelik tüm girişimlere destek olacağımızı da kamuoyunun bilgilerine saygı ile sunarız.

470
Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi üyelerince kaleme alınan Bilgi Notu ise şöyle;
Yakın tarihte başta Pozantı, Şakran, Kürkçüler, Antalya ve en son olarakSincan Çocuk Ceza İnfaz Kurumları’nda kalan çocukların işkence, kötü muamele ve diğer onur kırıcı muamelelere maruz kalmalarını insanlık adına utançla ve büyük bir kaygıyla takip ediyor, yaşanan sorunların ve çocukların maruz kaldığı tüm hak ihlallerinin ancak çocuk cezaevleri kapatılarak sona ereceğine inanıyoruz. Asıl olarak ise, çocuk yargılamasında tutukluluğun “Erken İnfaz” olarak uygulanıyor olması sebebiyle, 18 yaş altı çocuk tutukluluğuna artık son verilmesini talep ediyoruz.
Türkiye’nin de taraf olduğu başta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, uluslararası sözleşmeler ve 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarınca;
  • 18 yaşına kadar her bireyin “çocuk” kabul edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunun;
  • Hiçbir ayrım gözetmeden her çocuğun yaşaması, gelişmesi, yaşama katılımının sağlanması ve tüm düzenlemelerde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi gerektiğinin;
  • Çocuk adalet sistemi içinde yer alan her çocuğa yaşına özgü muamelelerde bulunulmasının ve çocuk adalet sistemi içinde yer alan çocuklarla ilgili verilecek kararlarda çocuğun özgürlüğünün kısıtlanmasına son çare olarak başvurulması gerektiğinin;
  • Adalet sistemine -her ne sebeple olursa olsun- giren çocuğun toplumdan izole edilerek cezalandırılmasının değil, eğitici ve onarıcı bir yaklaşım sergilenerek toplum içinde toplumla bütünleşmesinin sağlanmasının yasal bir zorunluluk olduğunun;
  • Başta cezaevleri olmak üzere tüm kapalı kurumların şiddet oluşmasına ortam yarattığının ve kapalı kurum yapısının çocuk adalet sisteminin felsefe ve yaklaşımına aykırılık taşıdığının;
  • Çocukların yaşadıkları hak ihlallerinin gerek çocukların yaşamında gerekse toplumda kalıcı ve telafisi çok zor izler bıraktığının göz önünde bulundurulması büyük önem taşımaktadır.
  • Bütün bu ilkeler birlikte değerlendirildiğinde uluslararası sözleşmeler ışığında çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması “en son” çaredir. Alternatif tedbir ve yöntemlerle suça yönelen çocukların toplumla bütünleşmesi hem çocuklar hem toplum için yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu nedenle; TÜRKİYE’DEKİ ÇOCUK CEZAEVLERİNİN KAPATILMASINI TALEP EDİYORUZ!
    Bu talepte bulunan sivil toplum kuruluşları olarak, talebimizin bir an önce hayata geçmesi için aşağıda imzası bulunan 14 sivil toplum örgütü olarak çizeceğimiz yol haritasında, bizimle birlikte çalışacak tüm kurum, kuruluş ve şahıslara açık çağrıda bulunuyoruz. Tekrar vurgulamak isteriz ki; bu kapsamda yapılacak her türlü çalışmada, -bize düşen her ne ise- yapmaya hazırız. Ancak yaşanan ihlallerin bir an önce sona erdirilmesi için, acil olarak;
  • Cezaevindeki çocukların nasıl ve hangi koşullarda tutulduğunun tespiti için, tüm infaz kurumlarının, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standartlarına uygun bir şekilde sivil ve bağımsız inceleme ve denetime açılmasını;
  • Çocukların cezaevlerinde karşılaşmış oldukları hak ihlallerinin önlenmesini, tespitini, tekrarlanmamasını;
  • Bugüne kadar yaşanmış olan hak ihlalleri sorumlularının cezasız kalmaması için etkin yargı mekanizmalarının harekete geçirilmesini; • Tüm bu nedenlerle çocuk yargılamasında tutuklamaya son verilmesini, Adalet Bakanlığının 2013 yılında 5 adet olan çocuk cezaevlerinin sayısını 15’e çıkaracağını ve yapılacak cezaevlerinin f tipi ve tek kişilik hücrelerden oluşacağı da bildirildiğinden öncelikle bu yeni cezaevlerinin yapımlarından vazgeçilmesini ve sonuçta tüm çocuk cezaevlerinin kapatılmasını
  • T A L E P E D İ Y O R U Z!
    Ç o c u k C e z a e v l e r i K a p a t ı l s ı n G i r i ş i m i (İmza Kampanyası İçin Tıklayınız)
    İletişim: [email protected]gmail.com
    * 0505 918 00 39 & 0532 326 44 52*
    Yüksel Cad. No: 34/10 Kızılay/ Ankara
    facebook.com/cocukcezaevlerikapatilsin
    *twitter.com/cocukcezaevison
    Bilgi Notu: 1[1] 15 Ocak 2014
    “İnsanlık çocuklara en iyisini sunmayı borçludur”
    Cenevre Beyannamesi, 1924

    470
    Çocuk Cezaevlerinde Yaşanan İşkence, Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Durumlar Hakkında Genel Bilgiler
    2011 yılında Adana Pozantı Çocuk Cezaevinde kalan çocuklara yönelik cinsel şiddet, işkence ve kötü muamele iddiaları ile birlikte “Çocuk Adalet Sistemi” ciddi anlamdan tekrar tartışılmaya başlandı. İddiaların kamuoyunda gündem oluşturmasıyla çocuklar apar topar Ankara Sincan F tipi cezaevi içinde bulunan “Çocuk ve Gençlik Cezaevine” nakledildi. 2012 yılı yaz aylarında, yine Sincan’da ve aynı çocuklara yönelik baskı ve işkencenin devam ettiği tespit edildi. Ankara Barosu, Sincan’daki “yumuşak oda ve benzeri işkence ve kötü muameleler” sebebiyle suç duyurusunda bulundu.
    Pozantı cezaevinde yaşanan olaylar hakkında etkili adli ve idari soruşturma yapılmamış, Adalet Bakanlığı sadece ilgili cezaevini kapatmış, sorumlular hakkında kamuoyunu tatmin edecek tedbirler almamıştır. Çocukların yaşadıkları hak ihlalleri, Türkiye’nin imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme ve ek protokolleri ile Birleşmiş Milletler İşkenceyle Mücadele Sözleşmesi’nin de açıkça ihlal edildiğini göstermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin gereği etkili soruşturma yükümlülüğü de yerine getirilmemiştir.
    2013 yılında İzmir Şakran ve Antalya Çocuk Cezaevi’nde çocuklara yönelik istismar, kötü muamele ve ağır işkence iddiaları basına ve kamuoyuna yansıdı. İlgili kurumlarda çocuklara işkence, kötü muamele ve onur kırıcı muamele yapıldığı ve özellikle Antalya Çocuk Cezaevi’nde cinsel şiddet yaşandığı iddiaları gündeme geldi. Konuyla ilgili başta Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Çakıl Derneği, Gündem Çocuk Derneği ve bazı milletvekillerinin yaptıkları görüşmeler ve araştırmalar sonucu bu şikâyetlerin doğrulu tespit edildi.
    Çocuk cezaevlerinde işkence ve kötü muamele ilk değil!
    Çocuk cezaevlerinde yaşanan ihlaller konusunda 2006 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan ve çocukların TMK kapsamında yargılanmasının yolunu açan değişikliğin, çocuğa özgü adaletin inşasında bir kırılma noktası olduğu açıkça görülmektedir. 2006 -2010 yılları arasında TMK kapsamında özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanan yaklaşık 6.000 civarındaki çocuk, TMK kapsamındaki suçlardan gözaltına alınıp tutuklanmış, şiddet, kötü muamele, her türlü psikolojik ve cinsel istismar gibi çok ciddi hak ihlallerinin mağduru olmuşlardır. 2010 yılında kanun değişikliği ile çocuk yargılamaları özel yetkili mahkemeler yerine Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılmaya başlamış olsa da bu çocukları tutuklu yargılama alışkanlığını değişmemiştir. Kaldı ki, mükerrer fiiller bakımından TMK uygulanmaya devam etmektedir.
    Sorunun Temel Kaynakları
    Çocukların cezaevlerinde yaşadığı hak ihlallerini tek tek saymak yerine, öncelikle belirtmek gerekir ki; tüm bu yaşananların en temel sebebi Türkiye’de çocuk yargılamasının ve çocuk ceza infaz sisteminin evrensel kriterlere uygun olmamasıdır. Yine yaşananların ilk en önemli nedenlerinde biri de tutuklamaya sıkça başvurularak, çocuk yargılamasında tutuklamanın bir tür “erken infaz” olarak uygulanıyor olmasıdır. Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’deki infaz kurumlarında 12-17 yaş arasında 1.879 çocuk bulunmaktadır. Bunların 1.456’sı tutuklu, 423’ü hükümlüdür. Cezaevlerinde 1.763 çocuk mahpus olup, bunların
    Verilere göre tutuklu yargılama oranının yüksek olduğu ortadadır. Çocuklar için düzenlenen cezaevlerinin mevcut sayısının (5 cezaevi), 2016 yılı sonuna kadar 15′e çıkarılacağı Adalet Bakanlığı’nın 2013 yılında yapmış olduğu açıklamalar arasındadır. 2012-2017 mali yatırım programında 10 yeni çocuk cezaevi yapımına dair açıklama yapan Adalet Bakanı; İstanbul Ümraniye Çocuk Eğitimevi 2013 Aralık, yeni İzmir Çocuk Eğitimevi 2014 Temmuz, Elazığ Çocuk Eğitimevi 2017 yılında, Erzurum Çocuk Eğitimevi 2014 Kasım, Diyarbakır Kapalı Çocuk Cezaevi 2014 Aralık, Hatay Çocuk Kapalı Cezaevi 2014 Aralık, Tarsus Çocuk Kapalı Cezaevi 2014 Aralık, Kayseri Çocuk Kapalı Cezaevi 2015 Ocak, Konya Çocuk Kapalı Cezaevi 2015 Kasım, Çorlu Çocuk Kapalı Cezaevi ise 2016 yılında faaliyete geçeceğini belirtmiştir. [3]
    Cezaevlerinin sayısını üç kat arttırmaya yönelik bu çalışmaların, adalet sistemine giren çocukların özgürlüklerinin kısıtlanması yönteminin daha yoğun kullanılacağını düşündürtmektedir. Ayrıca söz konusu yeni cezaevlerinin çocukları tamamen tecrit eden F tipi hücreler şeklinde yapılandırılması, çocuğa özgü adaletin temel felsefesi açısından endişe vericidir.
    Çocuk yargılamasında ve çocuk adalet sisteminde ulusal ve uluslararası tüm çocuk hakları metinlerinde yer bulan en temel ilke; yargılamada çocukların tutuklanmasının istisnai bir uygulama olması gereğidir! ... Çocuğun kişisel güvenliği gerektirmedikçe tutuklanmasına karar verilmemeli, psikososyal gelişimine engel olmayacak tedbirlere başvurulmalıdır.
    Çocuk cezaevlerinde yaşanan kötü muamele, işkence ve onur kırıcı durumların en önemli sebebi özgürlüğün kısıtlanmasıdır. Yargılama aşamasında “masumiyet karinesi altında olan” yani henüz yapmış olduğu eylemle ilgili haklarında herhangi bir karara hükmedilmemiş olan çocuklar “ağır koşullarda” kapalı tutulmaktadır. Anlaşılmaz olan bir başka konu ise; tutuklu çocukların, hakkında cezaya hüküm verilen çocuklardan bile daha izole ve zor koşullar altında kalmak durumunda olmalarıdır. Ayrıca hakkında cezaya hükmedilen çocukların toplumla bütünleşmelerine yönelik oluşturulan “eğitimevleri”nin yıllarca şehir içinde; çocuğun okuluna, çalışma mekanına ve daha birçok sosyalleşme ortamına yakınlığı gözetilmişken, son yıllarda tüm eğitimevlerinin tutukevi ve cezaevlerinin bulunduğu kampüslere taşınmıştır. İzolasyona yönelik bu tür yaklaşımlar çocuğa özgü adalet sisteminde kabul edilemez durumlardan biridir. Dolayısıyla çocuk cezaevlerinin yanı sıra cezaevleri içinde yer alan “eğitim evleri” derhal kapatılmalı, çocuğun anlamlı ve etkin sosyalleşme ortamı bulacağı merkezlere taşınarak yeniden yapılandırılmalıdır.

    2012 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin özelikle çocuklar açısında cezaevlerinde yaptıkları incelemeler ve İHD-TİHV ile yaptıkları görüşmeler sonucu oluşturdukları rapora rağmen, benzer iddiaların tekrardan yaşanmaya başlaması nedeniyle; Adalet Bakanlığının cezaevlerindeki idareci kadroları tümüyle değiştirmesi gerektiğini ve tutuklama konusundaki sorunları gidermek için CMK’da radikal tedbirler alarak, uygulamada kötü örnek oluşturan Hakimlere gerekli yaptırımları uygulaması gerektiğini belirtmek isteriz.

    Özgürlüğün kısıtlanmasının son çare olması için;
    Çocuğa özgü adalet sistemi içerisinde çocuğa yönelik uygulanan yaptırımların eğitici, onarıcı, telafi edici ve toplumsal barışı ve dayanışmayı sağlayıcı özelliklerinin olması göz önünde tutulmalıdır. Çocuklar için diversiyon (adalet sistemine sokmadan yönlendirme), uzlaşma- arabuluculuk, uyarı, ikaz, tazmin ve telafi yolları (sosyal alıştırma kursları, sosyal çalışma yükümlülüğü vb. ), etkin ve işlevsel gözetim ve rehberlik, vaka yönetimi, etkin psiko sosyal destek ve tedbirler vb. Gibi farklı ülkelerde uygulanan yöntemlerin biran önce yasal ve örgütsel alt yapısı oluşturulmalıdır. Bu yöntemlerin özgürlüğün kısıtlanması seçeneğinin hemen ve ilk değil “gerçekten son çare” olarak kullanılmasını sağlayan, farklı ülkelerde uygulanan, denenmiş ve başarıya ulaşan yöntemler olduğu göz önünde tutulmalıdır.
    Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme ve ilgili diğer insan hakları belgeleri doğrultusunda;
    1. 18 yaşına kadar herkes çocuktur! Bir çocuğun –nerede ve hangi nedenle olursa olsun- “çocuk olduğu” unutulmamalıdır.
    2. Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım hakları güvence altına alınmalıdır.
    3. Her an çocuğun öncelikli ve yüksek yararı, esenliği gözetilmelidir.
    4. Çocuk adalet sistemi içerisine giren bir çocuk için insan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir yargılama süreci yapılandırılmalıdır.
    5. Soruşturma ve kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmelidir.
    6. Çocuk için çocuğun, ailesinin, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, medyanın, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının işbirliği içinde çalışmaları sağlanmalıdır.
    7. Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulmalıdır.

    470
    Cezaevlerinde İşkence, Kötü Muamele ve Onur Kırıcı Yaşantıları Olan Çocukların Mağduriyetinin Giderilmesi için:
    1. Hak ihlali ve işkenceye kötü muameleye tabi tutulan tüm mağdur çocukların çocuğa özgü adaletin gereklilikleri doğrultusunda derhal tahliye edilmeli yargılamaları tutuksuz yapılmalıdır.
    2. Çocuğa yönelik her türlü kötü muamele, ihmal ve istismar suçtur. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına dair Sözleşme’ye göre Devlet, çocukları üçüncü kişilerin ihmal ve istismarından koruma yükümlülüğünü yerine getirmelidir
    3. Pozantı, Şakran, Antalya ve Sincan Cezaevlerinde yaşanan olaylarda sorumluluğu olanlarla ilgili derhal adli ve idari soruşturma başlatılmalı, sorumlular hızla tespit edilmeli ve cezalandırılmalıdır.
    4. Bir an önce çocuğa özgü adalet sisteminin standartlarına uygun, çocuğa özgü bir adalet sistemi oluşturulmalıdır.
    5. Mağduriyet yaşayan ya da tanık olan bütün çocuklara psikolojik destek sağlanmalıdır.
    6. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmenin Ek İhtiyari Protokolü (OPCAT) uyarınca oluşturulması zorunlu olan Ulusal Önleme Mekanizması bir an önce oluşturulmalı ve yapılacak ziyaretlerde çocuk kapalı ve açık ceza infaz kurumları bağımsız kuruşların incelemesine açılmalıdır.
    7. Cezaevlerinde çocuklara yönelik cinsel şiddet, “süngerli odada dayak”, “hücre cezası” gibi her tür işkence ve kötü muamele derhal son bulmalı, sorumlular derhal yargı önüne çıkarılmalı ve çocuk tutukluluğuna son verilip çocuk cezaevleri kapatılmalıdır.
    Çocuk Cezaevleri Kapatılsın girişimi; çocuk tutukluluğuna son verilmesini ve çocuk cezaevlerinin kapatılmasını talep eden insan hakları ve çocuk hakları örgütlerinden oluşan bir birlikteliktir.

    Talebimiz ortak: #çocukcezaevlerikapatılsın
    19-02-2014 itibariyle imzacı kurumlar:
    Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi Bileşenleri
    • İnsan Hakları Derneği: ihd.org.tr
    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı: tihv.org.tr
    • Çağdaş Hukukçular Derneği: chd.org.tr
    • Gündem Çocuk Derneği: gundemcocuk.org
    • Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) :
    • Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (Öz-Ge Der) : ozgeder.org.tr
    • İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) : mazlumder.org
    • Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) : cezaevindestk.org
    • Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD) : shudernegi.org
    • Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı: tcyov.org
    • İştar Kadın Merkezi: istarkadindanisma.com
    • Uluslararası Çocuk Merkezi: icc.org.tr
    • Çocuklar İçin Adalet Takipçileri
    • Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) : egitimsen.org.tr
    • Çakıl Derneği: cakildernegi.org
    • Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) : todap.org
    • Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) : ses.org.tr
    • Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği: cocukistismari.org
    • Özgürlükçü Hukukçular Derneği
    • Diyarbakır Barosu
    • Mersin Barosu

    Haber Derleme ve Kapak Resmi; BARIŞCAN / 12.03.2014
    Temmuz 2014

    Gökhan Biçer @Denizcigokhan

    Aralık 2018

    Kadim Hukuk @kadimhukuk

    Güvenlik Soruşturmam Olumsuz Geldi Ne Yapmalıyım?

    1- Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmanız olumsuz geldiği takdirde kurumunuz size tebliğ belgesi imzalatılır veya Cimer'den mail gelir. Bu şekilde Okulla veya Kurumla ilişiğiniz kesilir.

    2- Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırmanızın hangi sebepten olumsuz sonuçlandığı bilgisi size verilmez. Cimer üzerinden yapacağınız başvuruda sadece güvenlik soruşturmanızın olumsuz olduğu bilgisi verilir. İçeriği hakkında bilgi verilmez. Bu bilgi gizlilik derecesine haiz bir bilgi olup Bilgi Edinme Kanunu kapsamında değildir.

    3- İdare Mahkemesine 60 gün içerisinde Yürütme Durdurma (YD) talepli iptal davası açmalısınız.

    4- Bu süre hak düşürücü süre olup dava açmadığınız takdirde dava açma hakkınızı kaybedersiniz.

    5- Bir defa güvenlik soruşturmanız olumsuz olduğu takdirde ileride başvuracağınız tüm kurumlarda güvenlik soruşturmanız olumsuz gelecek, memur olmanız engellenecektir.

    6-Polis Okulu Öğrencileri (POMEM/PMYO/Polis Akademisi), Uzman Çavuş, Subay/Astsubay Öğrencileri (Milli Savunma Üniversitesi), Öğretmen, Doktor, Zabıt Katibi,TAŞERON İŞÇİLER ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre alım yapılan tüm kadrolarda güvenlik soruşturması yapılır. Güvenlik soruşturması bekleyenler tebliğ belgesi kendilerine ulaşmadan veya Cimer üzerinden bilgilendirilmediği sürece dava açamazlar.

    7-Sıkça karşılaştığımız otel kayıtlar güvenlik soruşturmamı etkiler mi sorusunun cevabı aslında ahlak ve adaba aykırı davranış içerisinde değerlendirilebiliyor. Güvenlik soruşturmasında ahlaki durum nedir şeklinde bir sorunun cevabında kişinin sosyal çevresi, ailesi ve ilişkileri irdelenmekte. Bu araştırma neticesinde bir zaafiyet bulunduğu takdir de güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanmaktadır.

    8- Güvenlik soruşturmasında ailenin etkisi çok fazladır. Karşılaştığımız davaların bir çoğu aile bireylerinin işlediği suçlar, haklarında elde edilen istihbari bilgilerden dolayıdır. Suçlar şahsi değil mi şeklinde bir savunma malesef idare hukuku bakımından salt uygulanabilir bir ilke değildir. Zira idare memur alımı noktasında aile ve sosyal çevresine bakmak zorundadır. Güvenlik soruşturması bekleyenler en çok ailedeki bireylerden dolayı mağdur edilmektedir.

    Kaynak:kadimhukuk.com.tr
    Ocak 2019

    Kadim Hukuk @kadimhukuk

    Görevden Uzaklaştırma Nedir ?

    657 sayılı kanunun 137-145 maddelerinde; görevden uzaklaştırma önlemi tanımlanmış, bu önlemin kimler tarafından önerileceği, hangi hallerde alınacağı, önlemin ne kadar süre ile alınacağı, önlemi almaya kimlerin yetkili olduğu, soruşturmaya ne zaman başlanacağı, görevden uzaklaştırma önlemini alanların sorumlulukları, görevden uzaklaştırılanların hakları ve bu önlemin hangi hallerde kaldırılacağı hükme bağlanmıştır.

    Görevden uzaklaştırma; "Devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görev başında kalmasında sakınca görülecek devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbirdir. " şeklinde tanımlanmıştır.

    Toplumsal düzenin sağlanmasında var olan açık kamu yararı nedeniyle kişilerin hak ve yükümlülüklerinin yasama organının belirlediği sınırlar içerisinde sınırlanmasını içeren, kamu düzeninin sağlanması, sürdürülmesi, bozulduğunda tekrar kurulması, kamu düzenini olumsuz etkileyen faaliyetlerin gerektiğinde kuvvet de kullanmak suretiyle engellenmesine odaklanmış faaliyetlere kolluk denir. Bu faaliyetler farklı erkler içerisinde yapılandırılmış birimler tarafından yerine getirilir. Bu konuda görevli erkler; Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlidir. Bu üç kuruma birden kolluk denilmektedir.

    Kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerin ne olduğu maddede açıklanmamıştır, bu şekliyle atamaya yetkili amire geniş takdir yetkisi verilmiştir.Gerçekten de görevden uzaklaştırma önlemi, takdir hakkı kullanılarak alınabilecek, keyfiliğe yol açabilecektir.
    Örnek olarak; zimmetine para geçirdiği iddiası ile memur hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan, somut kanıtlara dayanmadan bu önlemin alınması yasaya aykırıdır. Aynı memurun, zimmet suçunu işlediğine ilişkin kuvvetli karineler varsa görevi başında kalmasında sakınca olduğu hallerde görevinden uzaklaştırılabilir.

    Görevden uzaklaştırılan personel kendisine tebliğ yapıldıktan itibaren 60 gün içerisinde İdare Mahkemesine yürütme durdurma istemli idari dava açmalıdır. Yapılacak yargılama neticesinde memur hakkında uygulanan görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılacaktır.

    44 kişi

    Konunun Takipçileri

    Alt Konu Başlıkları

    Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.