Bilmek istediğin her şeye ulaş

Cumhurbaşkanlığı

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Aralık 2015

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Gelişmiş, teknolojik ve zengin bir sanayi ülkesi olan İngiltere'nin kraliyet ailesinin bütçesi 126 milyon lira iken bizim fakir ülkemizin cumhurbaşkanlığı bütçesinin onun üç katından fazla 397 milyon lira olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye Dünya'nın en büyük ekonomilerinden birine sahip. Bazen 16. , bazen 17. büyük ekonomi diye haberler geçiyor, sıralamadaki yeri değişebiliyor. Gelgelelim halk bu zenginlikten yeterince (insanca yaşam koşullarına uygun olarak) pay alamıyor. Para, belli ellerde toplanıyor.
Ekim 2015

Dilara  yeni bir  gönderide  bulundu.

Eylül 2015

Dilara  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ne dersiniz? Neyse zaten retorik bir soruydu, şimdi bir çoğunuz çıkıp cehaleti savunur.

'Erdoğan'ın diploması sahte, Cumhurbaşkanlığı düşürülsün” - BirGun.net

Halkın Kurtuluşu Partisi (HKP), Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) başvurarak, Tayyip Erdoğan’ın üniversite diplomasının sahte olduğu
Temmuz 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Beraber çürüdük biz bu yollarda



Tayyip Erdoğan’ın bir lider olarak, insanlardaki kötü potansiyelleri harekete geçirmek gibi üstün bir yeteneği var.
Çevresindeki insanları en kötü yanlarından tutarak kendisine çekiyor. Sonrası, karşılıklı bir ‘zihinsel sakatlanma’ süreci.
‘Beraber çürüdük biz bu yollarda’ misali.
Uzunca bir zamandır, açık bir denizde seyreden büyük bir gemiyi idare etmeye çalışan, kendisini geminin kaptanı değil de sahibi gibi gören, pusulasını şaşırmış, panikleyen ve bu yüzden sıklıkla kontrolünü yitirerek oradan oraya savrulan, kibirli, despot bir ‘kaptan’ imgesi var gözümüzün önünde.
İstediğinde korsancılık oynuyor, istediğinde fırtınalara dalıyor, istediğinde dümen kırıyor. İstediği limanlarda duruyor, istemediklerinin yakınına bile uğramıyor. Zaman zaman gemi su alıyor, tüm enerjisini delikleri tıkamak için harcıyor.
Çevresinde ‘insani’ olan hiç bir şeye tahammül edemediği için mürettebatını makineleştirmiş. Bir tek onlara tahammül edebiliyor. Makinelere.
Programladığı şekilde çalışan makineler; konuşan ve yazan makineler. İstendiğinde nefret eden, öfkelenen, saldırganlaşan; istenince duygusallaşan, tapınan, sevdalanan makineler. Gerektiğinde göz yaşı dökebilen, yufka yürekli makineler. Bir duygu durumundan diğerine ışık hızıyla geçebilen makineler.
Sorgusuz sualsiz itaat eden, jetonunu attığın sürece tıkır tıkır işleyen makineler. Düğmeye basıldığı anda düşmanı imha edecek şekilde programlanmış makineler.
Tayyip Erdoğan’ın, en yakınındaki özenle seçilmiş danışmanlara, ’sözde’ siyasetçilere, ‘sözde’ gazetecilere, ‘sözde’ akil-aydın insanlara ve diğer hepsine, onları aydınlatan ampulün çiğ ışığında bir bakın bakalım ne göreceksiniz?
Bir kaç gün yazıp çizdiklerini okuyun, konuşmalarını dinleyin, sosyal medya hesaplarını takip edin. (Bunu yaparken ruh sağlığınızı koruyabileceğinizin garantisi yok. Ama ne yapalım ki Türkiye’de yaşıyorsunuz.)
Ahlaki iki yüzlülük, hiç bir anlam taşımayan klişeler, hezeyanlar, sahte öfke, pişkinlik, inkâr, iftira ve nihayet cehalet...
Sırtlarını, memleket halkının ahlaki, pratik, duygusal olarak tanıdığı tek yasaya -gücün ve iktidarın yasasına- dayamışlar. Sıkıştıklarında, din ve inançların istismarı da giriveriyor devreye hızlıca.
Bu da, devlet ve dinin parlak-kalın zırhının altında her türlü zorbalığı ve hadsizliği eyleme imkânı veriyor onlara.
Tayyip Erdoğan ve makineleri; Yeni Türkiye’yi, geleneksel devlet kültürü, korku yaratma yeteneği, cemaatçi işbirliği ve camiaları arasında kurmuş oldukları yaygın çıkar ağının üzerine inşa etmekle kalmadılar, aynı zamanda onu korumak için devlet kurumları, üniversiteler, gazeteler, televizyonlar ve daha da önemlisi boşaltılmış bir toplum beyni inşa ettiler.
Politika onlar tarafından belirleniyor; yasal olan olmayan tüm işler onlar tarafından denetleniyor. Sistematik olarak yok ettikleri insan haklarının, hukuksuzluğun, yetki istismarının ve yağmaladıkları kaynakların sonu gelmiyor...
Meclis, gazete ve televizyonlar, bankalar, araziler, inşaat alanları hepsi onların oyun alanı.
Oyunu kuruyorlar. Oynuyorlar. Tekrar kuruyorlar. Tekrar oynuyorlar.
Arada oyunları bozuluyor. Deliriyorlar.
Çünkü onlar oynayacak biz izleyeceğiz. Onlar kumanda edecek, biz itaat edeceğiz ve bu ‘denge’ hiç bozulmayacak. Başka bir ilişki türü düşünemiyorlar.
En son 7 Haziran’da bozuldu oyunları.
Gemi karaya oturdu.
‘Asla gemiyi terk etmeyeceğiz, ’ diye yazmıştı 8 Haziran’da en cilalı, en kullanışlı makinelerden biri. O da haklı. O kadar saltanatı, malı mülkü, yatı katı nasıl riske etsinler?
O yüzden, kaptanın düşmanını kendi düşmanın bellemek; camiadan olmayanlara karşı karşı hain ve acımasız olmak bu geminin ana kuralı. Gösterir gibi dururken örtmek, en yalın gerçekleri bile karartmak olmazsa olmazları.
İçinde bulunduğumuz günlerde Türkiye halklarını içine çekmeye çalıştıkları bu çözümsüz, kaotik ortama; göz göre göre saptırıldığımız bu karanlık yola, ne kadar aşinayız ona?
Bilirsiniz, dost ve düşman, iyi ve kötü, korku ve nefret, suç ve ceza gibi kavramların tüm adalet duygumuzu içine çekme eğiliminde olduğu kaotik haller vardır.
Önceki gün Erzurum’da, ‘PKK ile ilişkilendirilen’ Kürt inşaat işçileri, yüzlerce kişi tarafından linç edilmek istendi.
Neden?
“Çünkü onlar Kürt. Kürtler terörist ve bölücüdür. Haindir. İşte bakın PKK yine asker ve polis öldürüyor. ”
Peki siz Erzurum ahalisi, aynı zamanda Kürt halkını da temsil eden HDP, seçim öncesi şehrinize barışçıl miting yapmaya; sizinle konuşmaya ve temsil ettiği partiyi ifade etmeye geldiğinde ne yaptınız?
Dört yıldır bu ülkede ‘çözüm süreci, barış ve halkların dayanışması’ için çırpınan insanlar vardı ve o gün ayağınıza kadar gelmişlerdi...
Onlara ne yaptınız?
Nasıl karşıladınız? Nasıl uğurladınız?
‘Kardeşlik yoksa süreç de yok’muş... ‘Bunlarla çözüm olmaz’mış... ‘Memleket sevdalıları’ymış... ‘İnançlı Müslümanlar’mış...
Bırakın Allahaşkına!
Hiç bir zaman gerçeklerle ya da adaletli olmakla ilgilenmediniz. Dinlemeye, anlamaya çalışmadınız. Bütün aradığınız, mutlak cehaletlerinizi gizleyecek siyasi şiddetin psikolojisine dair hedeflerdi.
Her fırsatta ‘sağlam irade’den, -baş danışmanlık makamının kendi ağzından- ‘merminin iradesi’ne kadar savruldunuz. Sürünün kanlı öfkesine ve kölecil itaatine gerilediniz. Her fırsatta!
Bizi, vatana ihanet etmekle suçlayanlar, ‘teröristleri, canileri savunuyorsunuz’ diye eleştirenler. Ağızlarını her açtıklarında ortalığa kötülük, nefret ve kan sıçratanlar…
Terörü asla savunmadık! Hiç bir dönemde, hiç bir coğrafyada, hiç bir zaman görmezden gelmedik. Elbette terörizm diye bir şey var. Terörizm, terör tohumları eken şeydir! O da, bu ülkede Cumhuriyetin ilk yıllarından bu güne, elbirliğiyle yazdığınız ‘resmi olmayan’ tarihinizdir.
Hepsinden önce, bu toprakların çocuklarına yıllarca, hiç bir seçme hakkı tanımadan, herhangi bir eylemi, herhangi bir ırkı, herhangi bir toplumu, herhangi bir inancı, herhangi bir insanı; işte düşman, işte hain, işte terörist, işte kafir diye işaret ederek daha küçücük yaşlarda zihinlerini sakatlayan, ruhlarını karartan, yaşamlarını ‘terörize’ eden aşırı ‘milliyetçilik’ anlayışınızdır terörizm. Ulus devlet inşa etmek uğruna giriştiğiniz etnik temizlik ve asimilasyon politikalarınızdır.
Devletin masumiyeti ve değerlerinin tehdit altında olduğu inancıyla besleyip büyüttüğünüz politik şiddet kampanyalarının bugün bu ülkede nasıl vahşi bir yarılmaya neden olduğunu ve olmaya devam edeceğini görmüyor musunuz?
Ortalığa göz göre göre, bile isteye saçtığınız şiddet ve terör tohumlarını biz görmüyor muyuz?
Bir toplum, sosyal grup ya da örgüt tarafından şiddetin meşrulaştırılması elbette kabul edilemez.
Bugün PKK -ya da her kim- silahlı eylemlerde bulunuyor ve insanları katlediyorsa buna hemen bir son vermeldir. Sorumluları hesap vermelidir.
Ama bir ‘devlet’ tarafından kanırta kanırta şiddetin meşrulaştırılmasına ne nedir? İktidarın çıkarlarını garanti altına alan her türlü şiddetin, kabul edilebilir bir eylem olarak tüm insan haklarından ve hukuktan üstün tutulmasına?
Seçmen kitlesine sürekli ‘kollektif suç ortaklığı’ dayatan liderlere ne denir?
Bir hükümetin, bir yeraltı örgütü gibi çalışmasına, adalet ve kalkınma bahanesiyle ülkesini soyup soğana çevirmesine, canı istediğinde eli kanlı katillerle iş birliği yapmasına ne denir?
Bütünüyle ezilmiş, sindirilmiş, parçalanmış bir halk üzerinden, ne pahasına olursa olsun saltanatlarını korumak için ülkelerini içeride ve dışarıda gözünü kırpmadan savaşa sürüklemeye azmeden ‘devlet adamları’na ne denir?
Unuttuysanız, hatırlatalım.
Cumhurbaşkanı bir devlet memurudur. Makamı ne kadar ‘yüce’ olursa olsun, üstlendiği görevi layıkıyla yerine getiremezse, yetkilerini kötüye kullanırsa, halkını kin ve nefrete teşvik ederse, emniyetini suistimal ederse, hiç çekinmeden yalan söylerse, mütemadiyen kandırmaya çalışırsa...
Hesap verir!
İşkenceci polis bir devlet memurudur. Yargısız infaz emri veren İçişleri Bakanı devlet memurudur. Halkının emniyetini suistimal eden MİT Başkanı devlet memurudur. Halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyen vali devlet memurudur...
Kimi seçilmiş. Kimi atanmış. Kimi abanmış... Ama bu insanların hepsi birer devlet memurudur. Ve hepsi halka hizmet etmek için oradadırlar. Yalnızca hizmet etmek için.
Hepsi bu, daha ötesi yok.
Bunun yücesi, dokunulmazlığı, kutsallığı falan olmaz.
Bu yüzden,bu halk sizden;bu yağmanın, bu karanlığın, bu kaosun, bu dehşetin tüm mimarlarından, yandaşlarından ve tetikçilerinden,tüm bunların ve dökülen kanların hesabını sorma gücüne ve yetkisine sahiptir.
Hatırlatalım.
@SibelYerdeniz
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

İlber hocam ver elini öpeyim...

İlim dini cehli alır, bilim ve sanat ise geri kalanını...

Arkadaşlar İlber hoca'mızın rivayete göre Twitter hesabı yokmuş. Yani bu sadece bir caps. Verilen bilgi doğru da olmayabilir ama orantısız zeka ürünü olduğu kesin. Fikri, cümleyi beğendiğimden paylaştım.
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Müjdeler olsun bu iş Kasımpaşa'lının başkanlığına varamayacak. Yakın tarihimizde başkanı cumhurbaşkanı olan tüm partilerde olduğu gibi parti ve başkanın görüşleri birbirinden ayrılmaya başladı...

Arınç, Erdoğan'a meydan mı okudu?

Zaman gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, 30 Ekim'de yapılan tarihi Milli Güvenlik Toplantısı'yla (MGK) ilgili çarpıcı bir yazı kaleme aldı.
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kasım 2014

Gizli Kullanıcı, bir soruya yanıt verdi.

Gelişmiş, teknolojik ve zengin bir sanayi ülkesi olan İngiltere'nin kraliyet ailesinin bütçesi 126 milyon lira iken bizim fakir ülkemizin cumhurbaşkanlığı bütçesinin onun üç katından fazla 397 milyon lira olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu 'yaman çelişki' çok açık bir şekilde şunları göstermektedir:
1. İslamiyet, (özellikle de kötü kişilerin elinde) çok güçlü bir dayanak ve manipülasyon aracıdır. Müslüman imajını bir kere sağlam bir şekilde oturttun mu artık istediğini yapabilirsin. Bu durumda yolsuzluk, ahlaksızlık, görgüsüzlük, hukuksuzluk gibi her türlü pisliği kamufle edebilirsin, çünkü çok güçlü bir siperin ve perdeleme aracın vardır. Her durumda sen haklısındır diğerleri haksız, çünkü sen 'müslümansın' diğerleri dinsiz veya senin kadar dindar değil.
2. Bu güçlü imajdan sürekli faydalanmak için 'dindar nesil' yetiştirmek, yani bol bol imam hatip okulları açmak, eğitime dini mümkün olduğunca fazla sokmak, bilimin önüne dini koymak gerekir.
3. Dini eğitimin yanı sıra medyayı da kontrol altına almak, halka olayları yanlış açıdan ve her zaman dini de işin içine katarak vermek gerekir.
4. Laik ve dürüst çevrelerden gelecek tepki ve gerçeği yansıtmalara karşı kendini garantiye almak için polis, yargı, asker gibi güçlü kurumları da manipüle ederek kendine bağlaman gerekir.

Eğer bunları yaparsan vatanı bölsen bile senin alacağın oy bakidir. Soruya dönecek olursak, bu durumda yoksul halka rağmen dünyadaki en büyük ve en pahalı sarayı yapma görgüsüzlüğü olumsuz etki yaratmayacağı gibi (koyunların gözünde) hayranlık bile uyandırabilir.
Kasım 2014

Suat Köroğlu, bir soruya yanıt verdi.

Gelişmiş, teknolojik ve zengin bir sanayi ülkesi olan İngiltere'nin kraliyet ailesinin bütçesi 126 milyon lira iken bizim fakir ülkemizin cumhurbaşkanlığı bütçesinin onun üç katından fazla 397 milyon lira olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kapsamlı ve yerinde bir değerlendime için örneklerin fonsal aktarım kaynaklarının karşılaştırılması yerinde olacaktır. Fakat ülkemizde örtülü ödenek adı altında parasal aktarımların miktar, kapsam ve kaynağı değişebilmektedir. Bu bütçenin yüksek olmasına binaen bazı bakanlıklarda bütçe kısıtlamasına gidildiği de dillendirilmektedir bilindiği üzere... Tabi bu söylediklerim bilinen resmi açıklamaların bikaç bilgiyle yoğrulması. Olayın tamamen farklı amaçlarının olduğu, resmi açıklamaların safsatadan ibaret olduğu tabiki düşünülebilir... Asıl sorun düşünmek dışında ne yaptığımız?
Kasım 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Bir 3. dünya ülkesi olan ülkemizin cumhurbaşkanlığı binasının gerçek bir dünya liderine ev sahipliği yapan Beyaz Saray'dan 5 kat daha büyük olmasının sebebi nedir?

Ben anal fallus evresinde kalmışlığa yoruyorum, Freud baba der ki fetişizmden anneyi babayla paylaşamama, babanın otoritesini kabullenememe. Bunun üstüne annenin çocuğun üstüne çok düşmesi, çok sevgi göstermesi. Bunun doğal bir sonucu olarak çocuğun babanın erkeksi enerjisinden hem bi haber hem de anasının koruması altında büyümesi. "5 yaşındaki ruh haliyle" annesinin aşkı olarak kalması sorumludur. 5 yaşındaki çocuğun benim kumdan kalem en büyük olsun hırsı bence. Yalnız hem kale çok büyük hem de kullanılan kum çok pahalı... Bunun çağdaş psikolojide tek bir ismi var "fetişizm".

Yanlış anlaşılmasın fetişizm ne eleştiri ne de hakarettir. Sadece durumun psikoloji dilindeki tanımı. Fetiş nedir? ... Fetiş eksik alınmış erkeklik duygularını çok kişiselleştirilen eşyalar sayesinde hissetmektir. Fetiş her insan için değişebilir boyutlardadır. Kimini saç tahrik eder, kimini ayak, kimini bir cep telefonu tatmin ederken kimini anca çok pahalı spor bir araba. Bir de bir sonraki fetiş objesi bir öncekinden daha kıyak olmalıdır. İnsan elinde bir fabrika varsa başka fetişlere yönelir ki o fabrika bile fetiş olmuş olabilir, bir şehir yönetiyorsa bir AVM ya da şatafatlı köprü de fetiş olabilir. Erkek enerjisini 5 yaşından itibaren reddetmiştir ve o eksiklerini tamamlamaya uğraşıyordur. Kadınlar bilmeyecektir belki ama libido her adama lazım. Libido bitti adam gitti olur... Bir ülke yönetiyorsa insan mesela kimsenin götünün değmediği yepyeni bir uçak, Topkapı sarayının 285 odası ve 43 salonu varken 1000 odalı bira saray da fetiş olacaktır. Hani elinde ABD ya da Çin bütçesi olsa nah buraya çiziyorum _________________________________________________________ Dünyanın en yüksek gökdeleni, dünyanın en uzun köprüsü gibi işlere girer. Gerçi kanal istanbul da bir fallus için kısa sayılmaz :)

Yahu anlata anlata canım çekti ben de bir ülkeyi mutlakiyetle yönetmek istiyorum. Dev bir makina ve kumanda bende :) Nı ha hah ha ha...

Mutlakiyetle yönetilen ülke yöneticisi fetişizminin kurbanlarıyız. :) Beton kaplanan Taksim meydanı bir de taş döşense tam Rus meydanı olacak... Brejnev'i siz hatırlamazsınız tabi...
Daha fazla