Bilmek istediğin her şeye ulaş

Cumhuriyet Tarihi

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Temmuz 2015

esra dem @esradem

11 subat 1925 Kürt yani Şeyh Said isyanı hakkında detaylı bilgiye nasıl ulaşabilirim?

Üzgünüm ama Türk kaynaklarından -doğrusunu- bulamazsınız. Tarihimiz çok kirli, karmaşık ve yalan/yanlışlarla yazılmış durumda. Maalesef politikayı da ''tarih'' olgusuna alet ettiğimizden doğru bildiğimizi zannettiğimiz pek çok tarihi olay aslında ya hiç yaşanmamış ya da yanlış yazılmış. Bu nedenle The British Council gibi kurumların dijital yayınlarını ve Lord Kinross, David Hotham, Arnold J. Toynbee gibi Türk tarihiyle yakından ilgili tarihçilerin makalelerini tavsiye ederim.
Aralık 2013

Ata Bakmayan Ali @atabakmayanali

Sizce dünya tarihi boyunca yönetim rejimleri olarak en son model "cumhuriyet" rejiminden sonra ne tür bir rejim ortaya çıkabilir?

Artık cumhuriyetin yönetim şeklininde paçavra olup kenara itileceği aşikardır. Bence artık ''ilahi'' bir rejimin olması ki takip ettiğim kadarı ile birkaç ülkede ''Kuran'' nın hükümleri ile yönetime geçileceğini düşünüyorum. Tabi bu daha önceki yönetilen ''Şeriat'' yapılanmasının çok üstünde birşey. Sadece kitaba dayalı olacağıdır. Çünkü insanlığın elinin değdiği herşeyde bir eksiklik olduğu artık ortadadır. İlahi bir mesaj şart tabi ''İnsan eli değmeden saf'' bir kanun olması gerekir.
Ağustos 2013

Gizli Kullanıcı

Cumhuriyetin anlamı nedir?

Cumhur, halk demektir. Cumhuriyet de halkın yönetimi demektir. Yani ülkenin yönetiminde halkın yer alması anlamına gelir. Bu sistemde halk kendisini temsil etmek istediklerini seçer. Belirli aralıklarla yinelenen seçimlerle istediğini seçip istediğini aşağı alabilir. Yöneticilerin iradesi halkla sınırlıdır. Bu yönüyle cumhuriyette yöneticiler halka karşı sorumlu hale getirilir.
Temmuz 2013

Gizli Kullanıcı

Kazım Karabekir kimdir?

Kazım Karabekirİstiklal savaşının kahramanlarından ve Atatürk'ün silah arkadaşlarından biri olan Karabekir 1882'de İstanbul'da doğdu. İstanbul'da Fatih Askeri Rüştiye'sini, ardından Kuleli İdadisi'ni okudu. 1905'te Harbiye'den kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu. Sırasıyla 31 Mart Vakası'nı bastıran orduda, Arnavutluk isyanını bastıran orduda, Çanakkale savaşlarında, Irak ve Kafkas cephesinde görev aldı. 1918'de doğudaki kolordusu ile mütarekeye kadar doğu taraflarının güvenliğini sağladı. Mütareke'den sonra İstiklal Savaşı'nı destekledi ve Anadolu'da emrindeki kolordu ile birlikte Atatürk'ün komutası altına girdi. 1919’da Erzurum’daki Şark Cephesi Komutanlığına atandı. Ermeni ordusunu bozguna uğratarak Kars, Ardahan ve Artvin’i, vatan topraklarına yeniden kattı. Gümrü ve Kars Anlaşmaları, Onun başkanlığında imzalandı. Bu başarılarından sonra "Şark Fatihi" olarak anılmaya başlandı.

Cumhuriyetin kurulmasından sonra 1924 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu ve başkan seçildi. Bir süre sonra Atatürk’e İzmir’de suikast düzenleyenler arasına adı karıştırıldı. İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Kazım Karabekir suçsuz bulundu. Bu olaydan sonra siyasetten elini çekti. 1938 yılında İstanbul Milletvekili seçilmiş, 1946 yılında Meclis Başkanlığına getirilmiştir. 26 Ocak 1948’de Ankara’da vefat etmiştir.
Temmuz 2013

Gizli Kullanıcı

Mondros ateşkes antlaşmasının maddeleri nelerdir?

  1. Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
  2. Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
  3. Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
  4. İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul’da teslim olunacaktır.
  5. Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecektir.
  6. Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
  7. İtilaf devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
  8. Osmanlı demiryollarından İtilaf devletleri yararlanacak ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
  9. İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade edecektir.
  10. Toros tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
  11. İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
  12. Hükümet haberleşmesi dışında telsiz, telgraf ve kabloların denetimi İtilaf devletlerine geçecektir.
  13. Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
  14. İtilaf devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye’den temin edeceklerdir.
  15. Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
  16. Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf devletlerinin kumandanlarına teslim olunacaktır.
  17. Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
  18. Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
  19. Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
  20. Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.
  21. İtilaf devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
  22. Osmanlı harp esirleri, İtilaf devletlerinin nezdinde kalacaktır.
  23. Osmanlı hükümeti, merkezi devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
  24. Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf devletleri haiz bulunacaktır.
  25. Müttefiklerle Osmanlı devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31 günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir.
Nisan 2014

Gizli Kullanıcı

Varlık vergisi nedir?

1942'de Türkiye'de gayrimüslim, zengin tüccarlara yönelik çıkarılmış bir yasadır. 1941 dönemi dünya savaşının etkisiyle enflasyon artmış, karaborsa yaygınlaşmış ve bu olanlardan aşırı kar sağlayan bir kesim ortaya çıkmıştı. Buna karşılık devlet bu kazançları vergilendirme kararı aldı ve vergiyi ödemeyenleri de çalışma kamplarına gönderdi.

Varlık vergisinin eleştirilen yanı, çıkan yasada verilecek vergi miktarının belirtilmemesi ve bu boşluktan doğan keyfi uygulamalardır. Ortaya vergi adaletsizliği çıkmıştır. Varlık vergisinden en çok Türkiye'deki Yahudi, Rum ve Ermeni tüccarlar etkilendi çünkü büyük ticari kazançların birçoğu bu kesimin elindeydi. Uygulama yaklaşık 1,5 yıl sürdü. Bu süre zarfında bahsedilen zengin kesimden olmayan vatandaşlar dahi vergilerini ödemedikleri için taş ocaklarında, yol yapımında çalıştırıldı. Yasa hedefine ulaşamadı, istenilen hasılat elde edilemedi.

Vergi
Vergi ödemesi yapmayan 31 kişinin topama kampına gönderilmesini yazan haber (1943, Cumhuriyet)

Vergi

Vergi

Vergi

Vergi

Vergi

Vergi

Resmi gazete yayınlanan orijinal Varlık Kanunu metni: resmigazete.gov.tr/arsiv/5255. pdf
Haziran 2013

Gizli Kullanıcı

Sizce cumhuriyet sonrası Türkiye'yi şekillendiren en önemli olay hangisidir?

Marshall Planı'dır. Marshall Planı ile Türkiye yeniden emperyalist güçlerin güdümüne girmiş, Atatürk'ten sonra ilk dış borçlanma yapılmıştır. Bu ekonomik darbeyle Türkiye daha sonra siyasi olarak Amerika güdümüne girmiş ve adeta kuklası durumuna gelmiştir. "Bugün para alan yarın emir alır".
Mayıs 2013

Şeyda Nur @seydanur

Hasan Ali Yücel'in Türk eğitimine katkıları nelerdir?

Çok değerli bir insandı. Hasan Ali Yücel en başta eğitimin tüm alanlarında reform yapmış, ilköğretimden başlayarak köylere yönelik öğretmen çabaları ve okuma yazma seferberliği çalışmaları ile devrin en büyük atılımını gerçekleştirmiştir. Döneminin en büyük ve mükemmel icraatı ise kusursuz köy enstitüleridir. John Dewey'in görüşlerinden etkilenilerek yapılan bu icraat ikinci ziyaretinde John Dewey tarafından “Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır” sözüyle mükemmeliyetini gösteriyordu. İ. H. Tonguç'la birlikte H. A. Yücel Türk eğitiminde böyle köklü bir devrim yarattı.

Hasan Ali Yücel'in bir başka büyük atılımı da üniversite reformudur. Bakanlığı döneminde yapılan bu atılımla İstanbul Darülfünun'un eksiklerini gidermiş, hoca açığını kapatmış, sıkı bir denetim altına almış ve üniversitenin tam bir Batı üniversitesi kimliğine girmesini sağlamıştı.


Ayrıca eğitimde mesleki eğitim için çalışan birisidir. Bakanlığı dönemi mesleki eğitimin gelişme ve yayılma yıllarıdır.


Batı'dan yaptığı büyük çeviriler her ne kadar edebiyat alanında bir atılım gibi görülse de bugün bile çokça okunan çevirileri bizi Batı'ya açmıştır.
Mayıs 2013

Boraq @Boraq

Köy Enstitüleri nedir? Türkiye'de Köy Enstitüleri neden kaldırılmıştır?

Cumhuriyet tarihinde çok özel ve oldukça önemli bir yeri olan köy enstitüleri, 1940 yılında çıkarılan yasa ile ilkokul öğretmeni yetiştirilmesi amacıyla açılan okullardır. Köy enstitülerini özel yapan durumsa, bu tür bir uygulamanın yalnızca Türkiye tarafından yürütülmüş olması ve bazı ülkelerde benzer projeler olsa da birçok farklılık barındırdığı için köy enstitülerinin ülkemiz ile ilişkilendirilmesidir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinden itibaren birçok olumsuzluğun üstesinden gelinmesine rağmen eğitim alanında büyük bir açık olduğunun belirlenmesi ile başlatılan köy enstitüsü projesi, binlerce öğretmen yetişmesine ve bu öğretmenlerin de on binlerce öğrenci yetiştirmesine imkan tanımıştır.

1940 yılında başbakan olan İsmet İnönü tarafından verilen emirle döneminde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel önderliğinde başlatılan köy enstitüsü projesi, köylerdeki zeki öğrencilerin öğretmen olarak yine kendi köylerindeki gençleri yetiştirmesine yönelik bir uygulamaydı. Anadolu coğrafyasında okul bekleyen binlerce çok zeki öğrenci olduğunu belirleyen dönemin yetkilileri, bu öğrencilerin öğretmen olarak kazanılmasını hedefledi.

Şehir hayatında büyümüş ve öğretmenlik eğitimini büyük şehirlerde almış insanlar için uzak köylere giderek öğretmenlik yapmak oldukça zor bir iş gibi görünmesinden, Anadolu’daki okullarda öğretmenlik yapmak isteyen çok fazla öğretmen bulunmuyordu. Bu sorunu aşmanın yolu, zaten köyde büyümüş ve köy hayatını yakından tanıyan öğretmenlerle çalışmaktan geçiyordu. Dönemin meşhur edebiyat eserlerinden olan Çalıkuşu romanında olduğu gibi görev aşkı ile öğretmenlik yapanların sayısı çok az olduğundan, köy enstitüsü projesi Anadolu’daki gençlerin eğitim alması için biçilmiş kaftan olarak görüldü.

Cumhuriyetin ilk döneminde okuma yazma oranı yalnızca %5 seviyesindeyken, Türkiye nüfusunun neredeyse %80′i köylerde yaşıyordu. Okur yazarlık oranının yükseltilmesinin tek yolu, köylerde yaşayan insanlara eğitim verilmesi ve eğitim verilebilmesi için de tek engel öğretmenlerin bulunmasıydı. Tüm bu sorunlara çözüm getirecek ideal proje olarak görülen köy enstitüleri projesi, 21 merkezle 1940 yılında başlatıldı. İlk köy enstitüleri, demiryollarına yakın ve tarım arazisi elverişli olan bölgelerde yapıldı. Böylece öğretmenler hem okuma yazma bilmeyen köylülere eğitim verecek hem de insanları yabancı olduğu tarım ürünleri ve bu ürünlerin yetiştirilmesi için uygulanan yeni tarım teknikleri ile tanıştıracaktı. Köy enstitüleri kısa süre içerisinde büyük bir başarı gösterdi ve ülkemizdeki okur yazar oranı kısa zamanda büyük bir hızla yükseldi.

Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri
Köy Enstitüleri
Hasan Ali Yücel enstitü gezisinde.

Köy Enstitüleri
Enstitüde her öğrencinin bir enstrüman çalması şarttı.
Mayıs 2013

Gürkan Karataş @gurkankaratas

Cumhuriyet tarihinde Latin harflerine geçmenin sebepleri nelerdir?

  1. Batı kültürüne duyulan hayranlık veya Avrupa'nın üstünlüğüne olan inanç, Latin alfabesinin kazandığı prestijin temeliydi. 1850-60'lardan itibaren Türk aydın sınıfının tümü Fransızca biliyor ve bazen kendi aralarındaki yazışmalarda Fransızca kullanacak kadar bu dili benimsiyordu. Telgrafın yaygınlaşmasıyla birlikte, Türkçenin Latin alfabesiyle ve Fransız imlasına göre yazılan bir biçimi de günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Beyoğlu, Selanik, İzmir gibi kozmopolit çevrelerde dükkân tabelaları ve ticari reklamlarda çoğu zaman bu yazı kullanılıyordu.
  2. İkinci Meşrutiyet döneminde, Türk ulusal kimliğini İslamiyet’ten bağımsız olarak tanımlama çabaları, özellikle İttihat ve Terakki'ye yakın aydınlar arasında ağırlık kazandı. Arap yazısı İslam kültürünün ayrılmaz bir parçası sayıldığı için, bu yazının terkedilmesi aynı zamanda Türk ulusal kimliğinin laikleşmesi ve kendi öz benliğini ortaya çıkarması anlamına gelecekti.
  3. 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul ve Anadolu'da Rum ve Ermeni harfleriyle basılan gazete ve kitaplar önemli bir sayı tutmaya başlamıştı. Bu yayınların kazandığı popülerlik, Türkçe'nin Arap yazısından başka yazıyla da yazılabileceği düşüncesinin benimsenmesine yardımcı oldu. 1908-1911'de Latin temelli Arnavut alfabesinin kabulü ve 1922'de Azerbaycan'ın Latin alfabesini kabulü Türkiye'de büyük yankı uyandırdı.
Şubat 2013

Boraq @Boraq

Atatürk'ün şimdiye kadar görülmemiş fotoğrafları var mıdır? Varsa bu fotoğraflar kimler tarafından, nerede muhafaza edilmektedir?

Atatürk'ün sadece fotoğrafları değil bazı kişisel eşyaları ve hayatındaki bazı hikayeler devlet arşivlerinde saklanıyor. Kimseyle paylaşılmıyor. Ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasının istediği vasiyeti dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından okunup,paylaşılması yasaklanmıştı. Neden yayınlanmadığı anlamak güç, belki de gerçekten vardır bir bildikleri.
Ocak 2013

Mustafa Oztunc @mcoztunc

Son zamanlarda tarihi binalarda çıkan yangılar bir tesadüf müdür yoksa bilinçli ve sistemli yapılan bir yıkım mıdır?

Her ikisi de olabilir. Birinci ihtimal üzerinde duracak olursak bizler tarihi eserlerimize baştan sahip çıkmıyor ya yıkıldıktan sonra dert yanıyor karşı tarafı suçluyoruz ya da tarihi eserlerimize gereken bakım ve onarımı zamanında yapamamamızdandır. İkici ihtimalde ise devlet kendi tarihi eserlerini görmezden gelir, eserin bulunduğu araziyi imara açmak için kasıtlı olarak plan ve proje dahilinde gereken adımları yapabilir.
Daha fazla

50 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.