Bilmek istediğin her şeye ulaş

Deneme

Bir konuda yazarın kişisel düşüncelerini,kesin kurallara bağlamadan, samimi bir dilde ve özgürce anlattığı düz yazıdır. Makale ve fıkradan farklı olarak bilgi vermeyi amaç edinmez.Denemede yazar kişisel görüşlerini anlatır.Kesin bir sonuca varmaz. Deneme,söyleşiye benzer fakat söyleşide yazar okuyucu ile konuşurmuş gibi yazar.Denemede ise yazar kendi kendisi ile konuşurmuş gibi yazar.

Ağustos 2016

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Kısa hikayeler yazmayı nasıl öğrenebilirim?

Bunun inanılmaz derecede basit ve etkili bir kaç yolu var. Bu işlemin sonucunda yazmış olduğun hikayeleri kendin değil, bir başkası tarafından değerlendirilmesini bekle... Oyuncak mağazalarında bulunan rory's story cubes diye bir şeyler. 9 Küp ve 54 resimden oluşuyor.(bu 10 milyon olasılık demek) Örneğin zarları attığında üstte kalan dokuz resimden hikayeler üretebiliyorsun. Ürünü 40 kusur liraya alabilirsin farklı hikaye kombinasyonları için farklı çeşitleri var. Benim kendim için bulmuş olduğum çözüm ise tamamen ücretsiz. Yazmış olduğum bir javascript kodu ile fontawesome.io/icons/ sitesinden elde etmiş olduğum iconlardan rastgele 9 tanesini seçiyorum. Hikaye ilerledikçe, bir dokuzlu daha alıyorum. Ya da dokuz resimin her biri için aklıma gelen 10 kelime daha yazıyorum ve hikayeyi bu kelimeler üzerinden götürüyorum. Hikaye yazarken, ana konunun üzerine betimleme ve süslemelerde çok işe yarıyor. Örneğin iconlarda yangın tüpü gördüğünde, itfaiye aracı, itfaiyeci, yangın, yangın merdiveni, tazikli su, yüksek bina, güvenlik.... Sonsuz tane seçenek bulabilirsin. Şimdiden başarılar dilerim.
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kıskanma konusuna küçük bir bakış

Bir şarkı sözü ile girelim konuya :

"Henüz on yaşında bir kardeşim var , seni ondan bile kıskanıyorum.. !! "

Hakkı Bulut'un bir dönem milyonlar satan kasetlerinden birinin hit parçalarından olan bu şarkı , bir dönemin psikolojik bozukluğunu mu , yoksa topyekün insan ırkının şizofrenik oluşunu mu dile getiriyor bilemedim.

Fakat kıskanma denilen hadisenin temelinde yatan etkenin , elde tutma olduğunu düşünmekteyim.
Kendimi sana ait hissediyorum sözünün alt mesajı nedir : ait / sahip ?

Halam ve eniştem kırk yıldır evliler.
Halama sordum , hiç onu kıskandın mı ?
Enişten çok kitap okurdu dedi. Okudukça öyle bir karaktere yürüdü ki , beni asla aldatamayacak kadar yüce bir insan olduğunu farkında vardı ; çünkü bir insanın yalnız ve yalnız kendini aldatacağını ve bunun da nasıl büyük bir yıkım olduğunu biliyordu.

Entellektüel bakış açısı bu şekilde.

Bir de okuma yazma bilmeyen babaanneme kulak verelim.

"Deden koca adamdır. Gözünü bende açtı benle kapadı . En son dedim ki , adam adam bak gidiyorsun söyle bakalım başka kadına hiç baktın mı ; bana dedi ki senden başka bu dünyada kadın var mıydı ki bakem ey karı.. "

Naif , latif , ve gülümseten bir aidiyet..

Çok geniş bir alanı var kıskanma meselesinin ; mesleki başarıyı kıskanma , kıyafeti kıskanma vb gibi ama ; en magazinel taraftan yaklaşmak istedim.

Saygılarımla.
Ağustos 2016

Marty Mcfly, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Şahsen "Ontoloji" derim.

Varlık hatta yokluk temelli yazılar dikkatimi çeker ve okumaktan tat alırım.

Aşk da , denemeler için oldukça leziz bir sahadır.
Mart 2016

Turgay Coşkun  yeni bir  gönderide  bulundu.

BAŞLAMAK

Okuyorum. Okudum hep. Durmamacasına okudum.

Gözlük camlarımın daha bir kalın, daha bir ürkütücü olacağını bile bile okudum hatta…

Yazanlar, yazılanlar, düşünenler, düşüncelere sevk edenler, eleştirenler, eleştirilenler, okunanlar, okunmayanlar, beğenilenler, beğenilmeyenler…

Kaleminden gerçekten bal damlatanlar, bazen de bal rengi zehir saçanlar.

Baş, işaret ve orta parmağı arasına sıkıştırdığı kalemini güzel tutanlar; ama yaratanın takdiri ile mürekkebi eksik olup, “Okuyan nasıl olsa devamını kendince anlar. ” diyerek o kara sıvının yettiğince yazanlar.

“Önemlilik” imajıyla, kalem yerine ucu olabildiğince aşırı mürekkeple doldurulmuş divit kullanıp, yazdıkları karışınca, “Başkaları okur ve bize anlatır. ” diye bekleyerek bol bol ve karmakarışık yazanlar…

Romantizmi, realizmi, sosyalizmi, faşizmi, doğruyu, yanlışı, olayları, akışı yazanlar…

Tüm yazanlar geldi aklıma kısaca.

Heveslendim sanırım... "Neden ben de yazmayayım? " dedim sessizce.

Suskundum oysa... Ya da suskunluk görevi yüklemiştim ruhuma.

Yazmak, susmayı terk mi idi ki?

Sanmam...

Susarak da haykırılıp çığlıklar atılabilirdi.

Yazarak suskunluğa karar verdim ben de...

Müstakbel; ama henüz tanışmadığım dostlarımın, okuyanlarımın, yani yazana asıl notu verenlerin arasındayım.

Ve galiba mutluyum...


TURGAY COŞKUN / Denemelerimden
Şubat 2016

Seçkin Yener, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Aslında her yıl sıradan insanlar arasından bazı şeylerin farkında olup havasa ve hükümdar elististlere karşı uyananlar çoğalıyor. Mütegallibe çoklukla buna önlem alıyor; anında varlıgına tehdit görüp fikrin çürütülmesiyle belki idamına çalışıyor.Nasıl bir dil ve hangi keskinlikte kelimeler ile bunlarla mukabele edilir neler yapılabilir; işte benim ilgimi bunlar çekiyor.

Buna deneme denmiyor... Tanımı olmuyor.
Ocak 2016

Siran Camgöz, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Insan davranışlarının ve siyasetin hiciv yolu ile harmanlandirilarak yazılan yazılar. Ikili ilişkiler ve hesaplaşmalar
Aralık 2015

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Siyaset, toplumbilim, insan davranışları.
Aralık 2015

Özgür Çınar  yeni bir  gönderide  bulundu.

Güliver'in Geziler ve Neoklasizm Üzerine

yazıma başlamadan önce bazı temel bilgiler gerekli gördüm ve yazdım. Herkesin roman, hikaye ve ya ona benzer bir şey sanmasına rağmen roman ve ya hikaye değildir.
bir edebi esere roman dememiz için üç temel öğeye ihtiyacımız var. "narration" yani kurgu, "gerçekçi öğeler" ve de en önemlisi "verisimilutude". Şimdi nedir bu verisimilitude.
verisimilitude bir kitaptaki ana olayın, kurgunun yaşanabilir olabilmesidir. Yaşanamayacak bir şey ve ya gerçek olmayan bir öğe barındıran kitaba teknik olarak roman diyemeyiz isterse 2000 sayfa olsun.
aynı şey swift'in bu eserinde de geçerli. Fantastik öğeler had safhada. Bu yüzden roman değil. Biz biz kitaba proto-roman diyoruz. Çünkü roman o dönemler daha tam oturmamıştı.
peki neoklasik dönemde o kadar her şey gerçekçi olsun, filozofik olsun veyahut yergi yazılıyorsa şiir gibi yazılsın gibi katı kurallar varken. Hatta swift ise hangi kitabın basılıp basılmayacağını belirleyen "scribers club" adlı bir klübun üyesiyken neden düz yazı biçiminde ve fantastik öğeler kullanarak yazdı?
18. Yüzyılda seyahat bu zamanlar kadar rahat değildi. Bu dönemde herhangi biri kars'tan istanbul'a otobüsle ve ya başka bir vasıtayla rahat gidebiliyor. Ama o dönemler seyahat çok burjuva bir olaydı. Özellikle avrupa ve asya'yı seyahat etmek büyük bir şeydi. Seyahat edenler ise seyahat-namelerinde insanların cahiliyetini kullanarak çılgınlar gibi abartma hatta hiperbol(abartmanın gözüne gözüne sokulmasının terminolojik ismi) kullanıyorlardı. Dürüst değillerdi anlayacağınız. Bu yüzden swift'in asıl amacı ingiltere'yi ve ya avrupa'yı eleştirmek değildi. Asıl amacı seyahat kitaplarındaki abartıyı eleştirmekti, abartı üzerine eleştiri yaptığı için fantastik öğeler kullandı ve seyahatnamelerdeki hataları belirtmek için düz yazı olarak yazdı. Öbür eleştirileri de pasta üzerine ki o tatlı çilek gibi verdi bize.
aynı zaman da gulliver'in gezilerine picaresque diyebiliriz. İnternette verilen çoğu bilginin aksine picaresque haydutlarla ilgili değil, ana karakterin sürekli seyahat edip yaşadığı olaylar ile devleti, toplumsal sistemi vb. şeyleri eleştirdiği türdür.
ilk kitapta lemuel gulliver, küçük insanlar liliputların ülkesine esir düşer. Bunlar o kadar kibirlidirler ki bütün dünyanın kendi adalarından oluştuğunu falan düşünürler. Saçma saçma kuralları vardır. Swift'in asıl amacı da zaten burada insanlarda ki aptalca kibri göstermektir. Liliput ile öbür şehrin birbiriyle savaşa girme sebebi ise "yumurtayı sivri yerden mi yoksa geniş kısımdan mı kırmalı? " sorunsalıdır. Swift burada ise ingiltere ve fransa üzerinde durmuştur. Son olarak sarayda çıkan yangının üzerine işeyerek insanlık üzerinde asıl düşüncesi koyup ülkeden kovulmuştur.
`: bu kitap o kadar tutmuş ki, avrupa'da bir şizofren çeşidine bu isim konulmuş. Hatta bazı yerlerde cücelik hastalığına liliputanism deniyor.
(bkz:ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/8039694)
ikinci kitapta ise devler ülkesine gider. Swift burada teleskop olur, insan vücuduna detaylı bir göz geçirir. Orada da bir güzel söver çaktırmadan.
üçüncü kitapta ise laputa'ya gider. Bu laputa astronomi ve bilimde çok ileridedir, hatta şehir uçmaktadır. Düşmanlarının kafasına binerek onları ezmek ise savaş stratejileridir. Ama burada şehrin uçmasıyla swift'in kastettiği şey sadece teknoloji değil, laputada bilimin ileride olmamasının kimsenin işine gücüne yaramamasıdır. İnsanlığı ileri götürecek hiç bir keşifleri yoktur, ve uçup bunları paylaşmaya dahi tenezzül etmezler.
dördüncü kitapta ise swift kapatmış gözlerini ve jubilemi sağlam yapayım demiş. Yahoo diye pis, insan benzeri bir ırk yaratmış ve bunlar sayesinde ezmişte ezmiştir insanları. Aynı zamanda buradaki adanın sahipleri atlar, o kadar iyi, o kadar dürüstlerdir ki, lügatlarında yalan diye bir şey yoktur, daha önce hiç yalan söylememiştir kimse onlardan. Arkadaşlığa da çok önem veriyorlardır. Swift bu hayranlarla insanoğlunu nasıl olması gerektiğini, yahoolarla ise nasıl olduğunu göstermiştir. Gulliver adadan kovulup geri ingiltere'ye döndüğün insanları görünce sürekli kusar, dışarı çıkmaz, ailesiyle bile aynı masada oturup yemek yemez. Aylar hatta yıllar sonra bu alışkanlıklarını istemeye istemeye kazanır.
bana göre bu güne kadar yazılmış en güzel yergilerden birisidir. size hayatı, sistemi, insanlığı sorgulatır. okuyun okutturun.
Haziran 2015

Genius, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Bir yazının okunması için merak uyandırıcı bir başlığı olması gerekir, konunun ne olduğu önemsiz fakat yazının herkese hitap etmesi gerekir.
Haziran 2015

Simay Ayan, bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

İnsanın iç hesaplaşmalarıyla ilgili güzel yazılmış denemeler bana hep okunası gelmiştir.
Mayıs 2015

Taner Alp Aydın  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ufacık Bir Kıvılcım

UFACIK BİR KIVILCIM



Ufacık bir kıvılcıma ihtiyacı vardı. Ufka doğru uzanan hüzünlü bakışlarında değildi belki. Aşka âşık olmasında da değildi. - Hem aşka âşık olmak nasıl bir duyguydu ki? - Sabah kendisi için doğan güneşin batana dek onu izlemesinde de değildi. Bulutların ağlamasında mıydı? Hadi canım sen de! Anlaşıldı. Onda da değildi. Buldum! Yıldızların altında denizin şahitliğinde onunla sevişmesinde miydi? Hayır mı?


Peki, nerede, nerede bu? Bulamıyorum. Kumsalda bulduğu cam şişenin içerisinden çıkan mektupta mıydı yoksa? Ya da ruhunu kaybettiği yere tekrar gitmiş olmasında mıydı? Sahiden nerede bu? Hiç bu kadar zor durumda kalmamıştım. Etrafımı saran ”soru işaretleri” benimle alay ediyorlardır eminim. Bulamıyorum işte. Ne aradığını bilmeyen gezgin görüntüsü verdiğim apaçık ortada… Ancak pes etmeyeceğim.



Derken yine üşüşüyor zihnime o akbaba görünümlü ”soru işaretleri”. Omzuna yağan sonbahar yapraklarında olabilir miydi? Aldığım ”hayır” cevabı zihnimin bir düşünce-kırana ihtiyacı olduğunu gösteriyordu. Nasıl bir şey olduğunu bilemiyorum ama kulağa iyi bir kalkan olabileceği düşüncesiyle hoş geliyordu.


Penceresine vuran soğuğa karşı dikenlerine sarılıyor görüntüsü veren, etine dolgun bir kaktüs çiçeğinde miydi yoksa? Hayır mı? Biliyordum. Hem neydi ki sanki? Aldığım her ”hayır” cevabı başka bir evrende yaşanan mevsimin gün batımı mı? Sorduğum her soru da birer gün doğumu. Daha kaç defa soracağım, daha kaç defa güneşi doğuracağım.


Artık soru sormak yok. - Hayır- ı duymaktan bıktım. Hem kendi kendime yaptığım varsayımlar ne güne duruyor.


Belki kütüphanesindeki ciltleri yıpranmış, sayfaları sararmış ellili yıllardan kalan kitaplarındaydı. Belki daktilosundaki, -isminin de ilk harfi olan- ”T” harfinin bozuk olmasındaydı. Aman Tanrım evet! Belki de yazmasındaki sır buydu. Yazdığı her yazılarında ”T” harfinin olduğu kısımları boş bırakıyor ve dolma kalemiyle işe koyuluyordu. Topallayan daktilosunun değnek görevini, mürekkebe susamış bir dolma kalemine gördürüyordu.


Yıllar geçecek. Ve ben hâlâ ondaki bu yazma aşkının nereden geldiğini sorguluyor olacağım. Bazen varsayımımın doğru olduğuna kanaat getireceğim. Bazen de seyretmekten vazgeçemediğim Mavi’ye nerede yanıldığımı sorup, varsayımlarımı arttıracağım. Çok sevdiğim melodiyi dinler gibi. Her gece gözüme kestirdiğim yıldızın sönmesini bekler gibi… Pes etmiyorum…



Taner Alp Aydın
yazaralp.tumblr.com
Mart 2015

Arif N., bir soruya yanıt verdi.

Hangi konulardaki deneme yazıları dikkat çeker ve okunur?

Bu tamamen insanın yaşadığı toplum üzerinde etkisi altına aldığı konulardır.Doğa insan lişkileri eğitim gibi konular genel olarak okunanlardan
Mart 2015

Fırat Onur Altay  yeni bir  gönderide  bulundu.

Salak Kadın Numarası (Adamcık Virüsü)

Kadın ruhu doğuştan özgürdür. Bunu ister kabul et ister etme ama gerçek değişmez....
Gerçeklerin değiştirilemediği yerlerde korku ve şiddet üremeye başlar, ve bu erkek bedeni tarafından çok kolay yakalanan bir hastalığa dönüşür. Ben buna gizli adamcık virüsü diyorum...
Çünkü gizli adamcık virüsü kendini belli etmeden esir alır adamı. Duygularını kontrol etme zekası olmayan adamların en kolay hedefidir bu virüs.
Öfke, ego, ve kıskançlık duyguları hassas olan adamların yapacak bir şeyi yoktur artık.
Güç boşaltılmış beyne ve arsız ruha sızan virüs koskocaman bir zombi yaratır.
-Sadece yemek yiyebilen
-Sadece işine odaklı
-Arada onu dürten libidoyla sevişme yetisi olan
-vsvsvs
Tek büyük özellik ise yalana hakimiyet ve bunu her şekilde kurtuluş olarak kullanabilmektir.
Aslında bu en büyük kozdur hayatta. Yalana hakimiyet güçlü kılar. Özgürlüğe hakimiyetse Kadını doğuştan yakalar.
Ama şu unutulmasın sakın. Özgürlük çoğu kadının bile bile girdiği büyük bir savaştır. Evli ya da bekar fark etmez. Bütün kadınlar doğuştan özgürdür...
Ruhu özgürlükle sarılmış bir kadına adamcık virüsleri pek işlemez...
Çünkü kadının asıl silahı hep cebindedir. Doğuştan değil, adamcıklar yüzünden kazanılan ve geliştirilen bir silah.
Salak numarasına yatmak.
Bu silahını çıkarmak zorunda kalmış bir kadından kork.
Adamcık virüslü erkek...


Fırat Onur Altay
Ocak 2015

Seda Tpl  yeni bir  gönderide  bulundu.

vol2.

Hiç tanımadığım biriyle saatlerce konuşma derdi içerisindeyim yine
Daha fazla

23 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.