Bilmek istediğin her şeye ulaş

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dinler

YÖNLENDİR Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı

Haziran 2013

Hakan Özerdem @hakanozerdem

Diyanet internet konusunu anlamış, ama yanlış anlamış!

İlginç bir dönemdeyiz. Halka açılan parka, halkın girilmesine izin verilmiyor, faşizm ile anılan parti başkanı faşizmden yakınıyor, adaletin temsil ediyoruz diyenler işlerine gelmeyeni biber gazı manyağı yapıyor, ayakta duranlar içeri alınıyor derken bu hengameye sanırım Diyanet İşleri de karışayım demiş, aylık dergisinin Mayıs ayında internet, hackerlar ve benzeri konulara yer vermiş.

Yazıyı yazan kişiye saygım sonsuz, muhakkak ki bizden daha üst düzey bilgilere sahip olduğu konular vardır, gıkım çıkmaz da, anladığım kadarı ile internet hakkında okuduklarını henüz anlayabilmiş değil. Neden mi?

Gelin tek tek ele alayım gözüme batanları...
İnternetin yaygınlaşması aile üzerinde de etkisini göstermektedir. Nitekim halkımız arasında internet evliliklerinden bahsedilmektedir. İnternet üzerinden tanışmalar, ardından birbirini doğru dürüst tanımadan gelen evlilikler. Veya ailenin haberi olmadan kızın, erkeğin peşine gitmesi, her iki aileyi şok eden gelişmeler, oluşan problemli aile yapıları, neticede yıllarca süren küslükler.

Halkımız arasında değil, tüm dünyada internet evliliklerinden bahsedilmektedir. Bir çok insan gerek iş, gerek duygusal yönden internet üzerinden tanışabilirler ve bundan daha doğal bir durum yoktur. Aile içi şiddet bu kadar artmışken bir araştırma yapsanız da bu şiddet olaylarının yüzde kaçı internet üzerinden tanışanlar arasında olmuştur bir göz atsanız nasıl olur? Yoksa hüsranla mı karşılaşacaksınız? Benden söylemesi, nerede tanışıldığından çok, ilişkiyi ayakta tutmak için iki kişinin ne kadar emek verdiği, ailelerin ne derece yapıcı olabildiği önemlidir. Damadına küfreden bir kayınvalideyi de aynı sertlikte eleştirirseniz çok ama çok memnun olabilirim. Ne dersiniz?
Müstehcen mesaj ve görüntüleri yaymak da bir diğer ahlaki problemi oluşturmaktadır. İnternette gezinirken çocuğun ansızın pornografi, müstehcenlik, uyuşturucu, alkol kullanımı, çeşitli silahlar, bomba yapımı, kalpazanlık, hırsızlık yolları içeren sitelerle karşılaşması olağan bir durumdur. Ne yazık ki, gençlerimizin gönülleri ve dimağları kirletilmekte, gelecekleri karartılmaktadır. Ne var ki, bugün aşırı internet kullanımı özellikle gençlerin ve çocukların ruh sağlığını tehdit etmektedir.

Müstehcen görüntüler ile ilgili sizinle belki belirli noktalarda hemfikir olabilirim ancak şiddet, uyuşturucu gibi konularda interneti günah keçisi görmek gaflettir. Hiç haberleri izliyor musunuz diye sormak lazım sizlere. Hiç baktınız mı medyada yer alan haberlerde şiddet, tecavüz konuları nasıl ele alınıyor? Evet internet kötü amaçla kullanıldığında bir bela olabilir, ama sorun internette değil, kullanan zihniyettedir. İnternet kullanımını hedef almak sadece devekuşu misali kafamızı kuma gömmek şeklinde değerlendirilebilir.
Bilindiği gibi dinin hedeflerinden biri, şiddet değil, merhamet; bencillik değil, dayanışma ruhuna sahip insanlar yetiştirmektir. Ne yazık ki, bilgisayar oyunları bu anlamda olumsuz bir işlev görmektedir. Bunlar, çoğunlukla bencilliğe, adam öldürmeye, şiddete, nefrete teşvik etmektedir. Savaş oyunlarında çocuk öldürdüğü adam sayısınca puan almakta, dolayısıyla çocuğun zihninde insan öldürme normal bir davranış gibi algılanmaya başlamaktadır. Burada her şeyi mübah gören bir anlayış söz konusudur.

Bakın 3 yaşındaki oğlum her daim iPad üzerinde oyun oynayabiliyor. Ama ben de gidip zombili silahlı oyunlar oynatmıyorum kendisine. Yaşına uygun eğitici oyunları verdiğim için şu anda bir çok büyüğünden daha usta şekilde kendisini geliştirdi, ve algısında büyük değişmeler kat ettik. Olaylara neden böyle bakarsınız bilinmez, ama tekrarlıyorum. Sorun oyunda değil, ona yanlış oyunu sunandadır. Bu yüzden internet ve teknoloji konusunda bu kadar çekingen olmanız da yersizdir. Size düşen doğru yönlendirmeyi yapmaktır.

Yine oyunlar, kumara alıştırmakta, yabancı örf, âdet ve sembollerin propagandasını yapmaktadır. Bugün televizyon ve internet sayesinde her türlü bilgiye ulaşılmaktadır. Ancak bir bilgi kirlenmesinden de bahsedilmektedir. İnternette hedefsiz gezintiler, her türlü bilgi ve görüntüler, bilgilenmek şöyle dursun, insanın zihninin daha da karışmasına sebep olmaktadır.


Oyunları hedef alırken şu dizilere de el atsanız ya? Evlilik dışı ilişkiler, aldatma durumları, silahla beylik taslamalar bizim örf adetlerimizde var mıdır? Sarayda hatunlar göğüsler fora mı dolaşıyordu? Hani bunlar sizi rahatsız etmiyor da, sadece internette gördükleriniz mi rahatsız etmektedir?

Bugün internet ortamında birçok hak, hukuk ihlalleri olabilmektedir. Örneğin başkasının kredi kartının numarasını alıp onunla alışveriş yapmak, virüs gönderip bilgisayar çökertmek, yabancı dosyalara girip bilgi aşırmak, illegal dosyalar yükleyip insanları suçlu duruma düşürmek, her türlü program, yazılım, kitap, müzik vb. ürünleri ilgililerin izni olmadan kullanmak, kendi kimliğini gizleyerek başkalarının onur ve şerefi ile oynamak. Yine başkalarının özel hayatı ile ilgi bilgileri çalmak, bunları topluma ifşa etmek veya şantaj amacıyla kullanmak. Ne yazık ki bunlar, günümüzde yaşanan olaylardır. Oysa özel hayatın ifşa edilmesi, İslami edep ve adap açısından yasak fiillerdendir. İnternet ortamında insanlar hakkında yapılan yalan yanlış haberler ve iftiralar yayılmaktadır. Bu, büyük bir vebaldir.


Hack olayını savunacak değilim. İzinsiz bir sisteme girmek suçtur, bunu da kabul ederim. Ama ne yazık ki, bugünlerde bu hack olaylarıyla ortaya çıkan belgelere, kayıtlara, dökümanlara bakınca bu konularda da bir iki kelam buyurmanızı istirham eylesem nasıl olur? Onca yolsuzluk belgesi gün ışığına çıkarken neden konuşmadınız? Üniversitelerdeki, YÖK konusundaki ve benzeri bir çok kurumdaki sorunun ortaya çıkması konusunda siz ön ayak olsanız da, iş hackerlara kalmasa? Yani illa hak aramak için hack yapmak mı lazım diyor insan kendine!

Sonuç olarak bir şeyler okumuş ve anlamışsınız, ama yanlış anlamışsınız. Ne sosyal medya, ne de internet bir bela değil. İnsanların sosyalleştiği, işlerini yürüttükleri, haberleştikleri, bilgi edindikleri internet ortamını bu denli dar açıdan görmeniz bile yazınızdaki mesnetsizliği belirtir halde.

Daha fazla bilgi: Diyanet internet konusunu anlamış, ama yanlış anlamış! | SEO ve Sosyal Medya Günlüğü - Hakan Özerdem ozerdem.info/diyanet-internet-konusunu-anlamis-ama-yanlis-an...
Under Creative Commons License: Attribution
Follow us: @hakanozerdem on Twitter | ozerdem.hakan on Facebook
Haziran 2013

Şaman @chamacon

Diyanet’ten acı fetva: Biber gazı caizdir!

Buyrun AKP'liler bunu da açıklayın, birileri bir yerlerinden din mi uyduruyor?

Taksim Gezi Parkı olayları sonrası birçok ilde bulut oluşturacak kadar yoğun biber gazı kullanmaktan çekinmeyen polise Diyanet İşleri Başkanlığı dini açıdan arka çıktı. İşte Alo Fetva Hattı’nda yer bulan resmi görüş: Devletin güvenliğiyle ilgili meselelerde biber gazı kullanılır. En zararsızı oysa sıkıntı yok!

Dini açıdan sakıncalı değil

Polİsİn Taksim Gezi Parkı eylemlerinde göstericilere orantısız güç ve insan sağlığına zarar veren biber gazı kullandığı iddiaları gündemdeki ağırlığını korurken Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan müdahaleye fetva çıktı. Diyanet’in “Alo Fetva” hattından yapılan açıklamada, dini açıdan biber gazının kullanılmasının sakıncalı olmadığı vurgulanıyor.

En doğrusu, en zararsızı..
AçIklamada, “Her ülkede, bu tarz gösteri yapanlara, şiddete başvuranlara karşı savunma biçimi geliştiriliyor. Devletimiz de bunu yapıyor. Daha önce de duyuru yapıyorlar zaten, ‘Astım hastaları varsa alandan ayrılsın, biraz sonra müdahale edeceğiz’ diye. Yani biber gazı kullanılmasında bir sıkıntı yok. En zararsızı biber gazıysa en doğrusudur” deniliyor.

“Diyanet iyice aşındırıldı”
Dİyanet’in fetvasına İlahiyat Profesörü olan MHP’li Mustafa Erdem’den sert tepki geldi: Diyanet, bu dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde aşındırılmadı. Son dönemlerde özellikle bazı konularda iktidara yakın olmanın verdiği cesaret veya anlayış gereği maalesef Diyanet hükümetin yaptığı her şeyi desteklemek, ona dini bir kılıf vermek durumunda kalıyor.


Polis, biber gazının
zararlarını üniversite
raporuyla belgelemiş

Gezİ Parkı protestoları sırasında Türkiye’nin hemen her yerinde kullanılan biber gazının 2003 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün isteği ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ’insan sağlığına zararlı olup olmadığı’ yönünde bir araştırma yapıldığı ve bir rapor hazırlandığı ortaya çıktı.


Diyanet İşleri’nden
“biber gazı” fetvası!

Gezi Parkı eylemlerinde polisin kullandığı biber gazı için Diyanet’in “Alo Fetva” hattından açıklama geldi: Kullanılmasında dini açıdan bir sakınca yoktur...

Haber: Hanife Açıkalın

Polisin gezi eylemlerinde göstericilere orantısız güç ve insan sağlığına zarar veren gaz kullandığı iddiaları tartışılırken Diyanet İşleri Başkanlığı, polise dini açıdan arka çıktı. Diyanet’in “Alo Fetva” hattından yapılan açıklamada, “Devletin güvenliği ile alakalı meselelerde biber gazı kullanılır. Ayrıca insan sağlığına en az biber gazı zarar veriyor” denildi. Diyanet’in fetvasında, polisin, göstericilere biber gazı ile müdahale etmeden önce astım hastası olanlara alandan ayrılmaları çağrısı yaptığını söylediği belirtildi. Dini açıdan biber gazının kullanılmasının sakıncalı olmadığı belirtilen fetvada şu görüşlere yer verildi:

“En uygunu budur”
“Her ülkede, bu tarz olaylarda bu tarz gösteri yapanlara, şiddete başvuru yapanlara karşı savunma biçimi geliştiriyorlar. Devletimiz de bunu yapıyor. Daha önce de duyuru yapıyorlar zaten, astım hastaları varsa alandan ayrılsın, biraz sonra müdahale edeceğiz diye. Yani dini açıdan bunların bu şekilde değerlendirilmesi doğru değil. Daha farklı şiddeti engelleyici savunma biçimleri de geliştirilebilirdi ama en uygunu bu, karşı tarafa en az zarar veren budur ki, kullanılıyor. Ve karşı tarafı dağıtmak için fiili bir müdahalede bulunulması lazım. Bu cop da olabiliyor. Başka ülkelerde polisler plastik mermi kullanılıyor. Yani bu noktada biber gazı kullanılmasında bir sıkıntı yok. En zararsızı biber gazıysa bununla müdahale edilmesi en doğrusudur.”

“Bunlar neden olsun!”
Açıklamada, biber gazı içinde zararlı madde olduğu iddiaları da anımsatıldı. İnsanların ölmesinin ve yaralanmasının üzüntü verici olduğu belirtilen açıklamada şöyle denildi: “Daha zararsız bir şey varsa müdahale olarak keşke onu kullansalar. Ölen, gözünü kaybeden insanları duyunca üzülüyoruz. Yararlıları, hastalık kapanları duyunca ” Neden olsun bunlar? “ diyoruz ama hayatın içinde farklı şeyler de var.”

“Saygınlığını yitirdi”
Öte yandan, Diyanet’in biber gazı fetvasına MHP Ankara Milletvekili Prof. Mustafa Erdem’den sert tepki geldi. Erdem şunları söyledi: “Diyanet İşleri Başkanlığı, bu dönemde olduğu kadar hiçbir dönemde aşındırılmadı. Dünden bugüne Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin en saygın kurumlarından biriydi. Dini değer alanlarının dışında bu kadar siyasi alana girmemiş, siyaseti ön plana çıkarmamıştı. Son dönemlerde özellikle bazı konularda iktidara yakın olmanın verdiği cesaret veya iktidara yakın olmanın verdiği siyasi sorumluluk anlayışının gereği maalesef Diyanet İşleri Başkanlığı hükümetin yaptığı her şeyi desteklemek, ona dini bir kılıf, cevaz vermek durumunda kalıyor.”


Zararları raporla belgelenmiş

“Gezi” Parkı protestoları sırasında Türkiye’nin hemen her yerinde aralıksız kullanılan biber gazının 2003 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün isteği ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ’insan sağlığına zararlı olup olmadığı’ yönünde bir araştırma yapıldığı ve bir rapor hazırlandığı ortaya çıktı. Biber gazının yapısı ve yan etkilerinin ele alındığı raporda, “Biber gazları ve tozları deri üzerine mukozaya uygulandığında kızarıklık ve yanma hissi uyandırır. Ayrıca gözde geçici körlüğe ve irritasyona sebep olabilir. Ancak bu etkilerin hiçbiri kalıcı değil” denildi. Raporda şu ifadeler yer aldı: “Vücuda değdiği yerde ısı artışı ve yanma hissine sebep olur. Damarları genişletir, ağrıya yıl açar. Biber gazı ve tozlarının istenmeyen etkileri bulunmaktadır. Burun sinirlerini duyarsızlaştırıp hapşırık, dolgunluk ve burun akıntısına neden olur. Tolere edilmeyen yanma hissine sebep olur. Gözde geçici körlüğe yol açar.”

yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=85730
Şubat 2014

Şaman @chamacon

Diyanet İşleri neden yolsuzlukla ilgili konuşmuyor

2397

Allah" deyip çalan, "Kuran'la aldatan", din-iman numarasına yatıp götürenlerden; "Haksızlık, hırsızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" hadisinden haberdar mısınız?
Diyanet denilen bir kurum vardı; adil bir toplum yapısı için çalışacağı, ahlaki değerleri yükselteceği savıyla "kamu kurumu" sayılıyordu. Her bütçe döneminde asgari ücret yüzde 5 artarken, Diyanet'in bütçesi yüzde 30-40 oranında arttırılıyor, sağlam, dindar, ahlaklı bir toplum yapısı öngörüsüyle kurum, tüm sağ-sığ iktidarlar gibi AKP iktidarı tarafından da paraya boğuluyordu...
KAFTANLAR İÇİNDE SALINAN BAŞKAN, HANİ AHLAK
Ne söylediniz, camilerde neler vaaz ettiniz, hangi fetvaları verdiniz ki, "dindar yöneticilerin" hırsızlığından illallah edip, "dinsizleri" mumla arar olduk? Ama biz hep söyleye geldik, "işte siz busunuz! " dedik. Bu yüzden size benzemek istemiyor, zulmünüze, baskılarınıza direniyor, varlığımızı, ahlakımızı, ilkelerimizi korumak uğruna yanıyor, yakılıyor, kurşunlara hedef oluyoruz!
Diyanet Başkanına diyorum ki;
Sn. Başkan, bizi kendinize benzeteceğinize, siz bize benzemeye, bizim gibi olmaya çalışsanız; şu batağınıza bizi de çekmeseniz; kıymasanız bize ha? Demem o ki, biz Sünni değil de siz Alevi olsanız, aslınıza dönseniz... Ne yolsuzluk kalır, ne hırsızlık... Yetim hakkı yemek, haram lokma çalmak! Sn. Başkan aha bu ortalığa saçılan hırsızlar var ya, bunların yedi sülalesi yargı önünde hesap verir, çaldıkları ne var yoksa fitil fitil burunlarından getirilir...
Kadın erkek eşitliği, kadın ticareti-cinayeti, çocuk gelin rezaleti, çok evlilik gibi utançlarımızdan kurtulur; kıt-kanaat bütçemiz eğitime, sağlığa harcanır... İnsan gibi yaşarız yani; "bir ağaç gibi hür ve kardeşçesine... " Anlıyor musun? Din ve Diyanet denilerek sizin harcadığınız on milyar liraların eğitime, bilime, sanata, demokrasinin kurumlaşmasına harcandığını ve sonuçlarını düşünün bi kere... Hemen reddetmeyin bir bakın, inceleyin. Bırakın haram yiyen bir devlet ricalini, bakan, başbakan, milletvekili yapmayı; ibadete bile alınmaz yahu! Yüzlerine tükürülür, "düşkün" ilan edilir, cemden kovulur, selam verilmez!
Yemin ederim...
E, peki siz Sn. Başkan?
Sn. Başkan... Din İşleri Yüksek Kurulunun "ahlak, din iman" denildiğinde mangalda kül bırakmayan din profesörleri; ortalığı pislik götürüyor beyler, el-alem bize gülüyor... Brüksel'de Başbakan içerde konuşurken, dışarıda millet "hırsız vaaar! " diye bağırıyordu. Milletçe utanç içindeyiz! Bir şey söyleyin yahu, üzerinize vazife olmayan her konuda ahkâm kesen, "lades oynamaya günah" diyen, "cemevinin ibadethane olmadığını" söyleyen, kadının saç telinin görünmesini Cehennemlik sayan ulema; şu hırsızlığa, yolsuzluğa, ahlaksızlığa da bişey söyleyin yahu...
ÇALMAK SEVAP MI
"Kim çok çaldı" dercesine birbiriyle yarışan, çuvallarla, kutularla götüren, "milli iradenin" kendilerine emanet ettiği milli hazineyi yağmalayan bu adamlar İsrailli, Alman, ABD'li, Japon, Çinli değil, Türk ve Kürt, Sünni ve Müslüman dindarlar... Çoğunluğu sizin rahleyi tedrisatınızdan geçen imam okulu, ilahiyat, Yüksek İslam Enstitüsü mezunu... Beş vakit namaz kılan, her fırsatta Hacca-Umreye giden adamlar... "Türkiye'de ilk defa iktidar olan dindarlar... "
"Beyefendi" ne kadar emretmiş; "yürütme" ne kadar yürütmüş?
Deyiverin yahu; buna da "mubahtır" deyiverin, Osmanlıdaki muadilleriniz gibi, Müftü Kör Hamza, Ebusuud gibi fetva yazın, "caizdir" deyin, tevil edin... "O parayla yurt, cami, imam okulu yapılacaktı" deyin... Kamu kurumlarını yöneten birçok muhteremin elinden, cebinden, ayakkabı kutusundan, poşetlerden rüşvetler saçılırken, tebaa açlıktan, işsizlikten kırılırken sizden tık gelmemesi çok manidar!
"Allah" deyip çalan, "Kur-an'la aldatan", din-iman numarasına yatıp götürenlerden; "Haksızlık, hırsızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" hadisinden haberdar mısınız?
Yüzbinlerce insan, yüzbinlerce camide görev yapıyor; kamunun on milyar lirasını kullanıyorsunuz. Elektriğiniz, suyunuz, lojmanınız devletten... Bunca bütçeye, profesöre, ilahiyatçıya, fakülteye, imam okuluna, sarayvari cami, misafirhane, saray yavrusu makamlarınıza karşın bu toplum neden bu kadar ahlaksız; başçalandan-son çalana değin çoğunluğun hırsız olduğu ülkemde, neden bu kadar sessizsiniz?
Çünkü kurumunuz ve bütçenizle birlikte siz de meşru değilsiniz... Bu yüzden rüşvete, hırsızlığa, soyguna ses çıkarmıyorsunuz; çıkaramazsınız da. "Tencere dibin kara, seninki benden kara" mevzuu yani...

kaynak: endiseli.org/detail/murtaza-demir/3334/d... .
Ocak 2015

Şenol Deniz Ikizer @senolikizer

O ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

Türkiye’de kaç okul var?
67 bin…
Kaç hastane var?
1220…
Kaç sağlık ocağı var:
6 bin 300…
Peki kaç cami var?
85 bin…
Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki kaç kilise var?
270…
Kaç cemevi var?
100.
* * *
Türkiye’de kaç doktor var?
77 bin…
Peki kaç din görevlisi var?
90 bin…
Türkiye’de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.
Eğitim-Sen’e göre Türkiye’nin 200 bin öğretmen açığı var.
* * *
Türkiye’de kaç kütüphane var?
1435…
Almanya’da kaç kütüphane var?
11 bin…
Türkiye’nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var?
13…
Kaç kentte kuran kursu var?
81…
Bu kursların toplam sayısı kaç?
3852…
* * *
Türkiye’de 1 opera derneği var; 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.
Peki kaç tane “cami yaptırma derneği” var?
35 bin…
* * *
İçişleri Bakanlığı’nın bütçesi ne kadar?
783 trilyon…
Ulaştırma Bakanlığı’nın?
678 trilyon…
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın?
677 trilyon…
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın?
632 trilyon…
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın?
280 trilyon…
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın?
249 trilyon…
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın?
404 trilyon…
Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi ne kadar?
1.3 katrilyon…
8 bakanlığın bütçesi kadar…
22 üniversitenin toplam bütçesine denk…
* * *
Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:
1997′de 66 trilyon.
1998′de 119…
1999′da 180…
2000′de 270…
2001′de 302…
2002′de 553…
2003′te 771…
2004′te 1 katrilyon…
2005′te 1 katrilyon…
2006′da 1,3 katrilyon…
2007′de 2.7 katrilyon…
* * *
Bir ülke, Diyanet’e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?
Can Dündar
Şubat 2016

Şaman @chamacon

Nisan 2016

Uras Eymen @uraseymen

Hayatı ve dini zorlaştırma eğilimli insanlar

Bir Müslüman olarak inandığım şeyleri ve ne yapmam gerektiğini basit olarak görebiliyorum.

İlahım: (Allah, Rahman, Rahim, Tanrı veya God) İsmi hiç fark etmez. Tek tanrıya inanıyorum ve onun nasıl (özellikleri) olduğu Ondan geldiğine inandığım Kuran'da açıklanıyor.

Kitabım, rehberim, dini kaynağım: (Kuran) Allah'tan gelen mesaj olduğuna inanıyorum, onu getirense Allah'ın son peygamberi Muhammed. Kuran dışında hiçbir kaynağı dini açıdan kaynak kabul etmiyorum.

Mesaj getiren insanlar: (Peygamber, elçi) Allah'ın bana mesaj yollarken görevlendirdiği ve insanların arasından seçtiği peygamberler (kitap gönderilen elçiler) ile elçiler (kitap gönderilmemiş ama Allah tarafından görevlendirilmiş) mesaj getiren insanlardır. Allah tarafından görevlendirilmeleri hariç onlar da benim gibi insanlar. Daha önce ve şimdi birçok insan Allah'ın elçilerine tapma hatasına düşmüşler. Mesela; İsa'yı lord (rab, efendi, kul/köle sahibi)kabul eden Hristiyanlar veya Muhammed'i efendi (rab, lord, kul/köle sahibi) kabul eden Müslümanlar. İki tarafın da benim nazarımda farkı yok.

Yapmam gerekenler:
Allah'ın beni yarattığı fıtratta iyiyi ve kötüyü görerek iyi olmak, iyi niyetli olmak, aklı kullanmak ve Allah'ın kitabında yer alan diğer emirleri yerine getirmek.

* * *

Dört başlıkta neye inandığımı rahatlıkla açıklayabiliyorum. Yalnız çevremde kendisine Müslüman diyenlerin nelere inandığını, neler yaptığını, niye yaptığını bir türlü anlayamıyorum.
  • Niye 4 hak mezhep var? Birbirleriyle çeliştikleri noktalar olmasına rağmen dördünün de hak olduğunu kim demiş?
  • Neden din konusunda söz sahibi olduğunu düşünen yüzlerce adam hatta bir tane de devlet kuruluşu var? (Din adamları, evliyalar, şeyhler, hocalar ve Diyanet İşleri Başkanlığı)
  • Neden neyin helal/haram olduğunu insanlar "fetva" adı altında veriyor? Diğerleri de onu doğru kabul edip inançlarını şekillendiriyorlar?
  • Neden Kuran'a göre haram konusunda zorluk yokken, hocalara göre birçok şey haramlaştırılarak din zorlaştırılıyor? (Müzik, resim, heykel, sanat, felsefe)
  • Neden Kuran'da çoğu konuyu nasıl yaptığımızın bir önemi yokken, yine hocalarca/mezheplerce en ince ayrıntısına kadar ezberletiliyor? Mesela Kuran'a göre gerekli durumlarda (Kuran'da belirtilmiş), yıkanmamız gerekir. Yani yapmamız gereken şey gayet basittir: Yıkanmak. Ama mezheplere göre ilk neremizi yıkayacağımız, nasıl yıkayacağımız, omza kaç kere su dökeceğimiz gibi gereksiz ayrıntılar dayatılır. Diğer bir örnekse namazdır. Kuran'a göre namaz; abdest aldıktan sonra kıyam, rüku ve secde hareketleriyle belli vakitlerde Allah'ı anmaktır. Ama mezhepler eli nereye koymamız gerektiğinden, ayaklarımız arasındaki açıklığa veya kıyafetimize kadar karışır.
  • Kuran'da "akletmez misiniz", "düşünüp tutasınız" gibi ifadelerle aklı kullanmamız gerektiği anlatılır veya yanlış işler yapanlar "akılsızlar" şeklinde tanımlanarak akılsızlık eleştirilirken. Neden din adamları hala İslam'a ve akla iftira atarlar?

Bu sorular çok daha fazladır. Her gün yenileri akla takılabilir. Ama bu tip insanlar neden böyle yaparlar? Tamam art niyet, korkaklık, akılsızlık gibi şeyler cepte ama başka cevapları da var mı bilemiyorum?

12 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.