Bilmek istediğin her şeye ulaş

Eğitim Bilimleri

YÖNLENDİR Eğitim bilimleri

Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

ORDÜNARYÜS ÖĞRENCİ OLMAK

Hemen, size ne olduğunu anlama ve itiraz etme şansını vermeden, bir çırpıda ağzımdaki baklayı çıkarayım: Öğrencilik profesyonel bir iştir, uzmanlaşmak gerekir.

Nasıl olur, yok daha neler, olur mu canım! Hiç demeyin öyle, hem de bal gibi olur. Öğrenci olmak öyle gelişkin bir kariyer basamağıdır ki değme profesörlüğe, holding sahipliğine taş çıkarır. Çünkü öğrenim süreçlerinde asıl belirleyici olan öğrencinin ta kendisidir.

Düşünün bir kere; sizin okuduğunuz ya da çocuklarınızın okullarında karşılaşmış olabileceğiniz yaygın problemlerdendir, bir öğretmenin eksik olması veya dersin boş geçmesi. Hatta müdür dahi kimi zaman atanmamış olabilir bir okula... Fakat tüm bu eksiklikler öğretim faaliyetlerinin sürdürülmesine mani değildir, aksayabilir ama öğrencinin olduğu her mekanda öğretim devam etmeye muktedirdir.

698

Bir de tersten bakalım, dilerseniz. Koca koca ünvanlı hocaların dolup taştığı bir üniversite, A'dan Z'ye her türlü imkana ve öğretmen kadrosuna sahip bir ilkokulu ortaokul veya liseyi düşünelim. Kim okumak istemez böyle okullarda? Lakin öğrenciyi çekip alın içlerinden, hiç öğrenci bırakmayın. Ne kaldı geriye: Koskoca bir hiç! Tüm ihtişamıyla dikili fakülteler, kolejler, liseler, okullar... Hepsi anlamsız birer metruk bina hüviyetine bürünürler.

O halde öğretmenlerin, hocaların, okulların, YÖK'ün, Milli Eğitim Bakanlığı'nın varlığını da anlamlı kılan öğrencilerdir, dersem herhalde yadırgamazsınız bu değerlendirmemi. Öğrenci yoksa hiçbirinin varlık nedeni kalmaz. İşte bu kadar önemli bir unsurdur öğrenci, eğitim sisteminin içinde: Başrol oyuncusudur, vazgeçilmezdir.

698

Öğrencinin bu önemli yerini işaret etmekteki maksadım, öğrencilere bir böbürlenme vesilesi çıkarmak değil, elbette. Bilakis; öğrenci olmanın ne büyük bir sorumluluk olduğunun altını çizmektir, muradım. Kimsenin değil, öğrencinin borusu öter okullarda sanki tam tersi bir durum varmış gibi görünse de ama öğrencinin içinde olduğu algılayış yanılsamalarıdır biraz da eğitim sorunlarımızın sorumlusu.

Abarttığımı düşünmeyin: Bir okul bir marka olmuşsa, sebebi öğrencidir. Bir okul adeta bir viraneyi andırıyorsa, eğitim dışında her şeye rastlanan bir adres ise sebebi yine öğrencileridir. Bir üniversite uluslararası akademik endekslerde zirveye koşuyorsa da bir tabela üniversitesi olmaya mahkum edildiyse de müsebbibi hep öğrencidir, başkasını aramak zaman kaybı.

Bilime yön veren insanların biyografilerini okumaktan büyük bir zevk alırım. Bilim tarihi, kahramanları ve toplumlara etkisini sentezlemek yıllar yılı üzerinde araştırma yapmaya devam ettiğim keyifli ve ibretlik bir uğraşıdır benim için. Biyografileri okudukça, kendime göre altı çizilmesi gereken, bilimsel kişiliğin oluşumuna zeminlik yapan ne varsa not eder, başka isimlerin hayat hikayeleri ile karşılaştırırım. Bilim insanlarının hayatını şekillendiren aileden okula, zamandan kültüre çevresel ortak paydaları belirginleştirmeye çalışırım kendimce. Bu çalışmalardan elde ettiğim çarpıcı sonuçlardan bir kısmını paylaşmak istiyorum:

Büyük bilim adamları, büyük paralarla gidilen kolejlerde okumadılar. Hatta çoğu kez yokluk ve yoksunluklar içinde geçmiş hikayeler var. Çünkü ihtiyaç duymaktır her gelişmenin tetikleyicisi. Bunu hemen adapte edelim bizim gerçeklerimize: Diyeceğim o ki; belki de kapısında insanların kuyruğa girdiği, kayıt olmak için can attığı, bildiğiniz üniversiteler yerine bilimin en temel hammaddesi olan siz ve doğayı doya doya dinleyebileceğiniz, sakin bir Anadolu köşesindeki bir üniversite çok daha büyük bir koridoru önünüze açabilir. Biliyorum epeyce rahat bağımlısı, imajı her şeyin üzerinde tutan geniş bir kitle buna şiddetle itiraz edecek ama gerçek şu ki; bir eli yağda bir eli balda, gereğinden fazla lüks ders ve araştırma ortamlarında insan beyninin bir derde derman olmak üzere kendisini motive etmesini beklemek, büyük yanılgı olur. Fazlaca şatafatlı, alet edevat dolu, özellikle son yıllarda adeta birer teknoloji çöplüğüne dönmüş okullarda bir çözüme odaklanmanın doğal zorluklarını da görmek gerekir.

698

Bilim için insanın kendisini dinlemesi ve keşfe giden bir yolculuğa çıkması bir şart. Bu sürecin kariyer endişesi, sosyoekonomik beklentilerle gölgelenmesi, gerçek bilimin içine düşmektense akademik ünvanlarla avunan, bilim üretiyormuş gibi yapan kitleler üretiyor gibi. Bakın etrafınıza ve buna siz karar verin, yanılıyor muyum?

Bu biyografilerde şu noktanın ortaklığı da en fazla dikkatimi çeken oldu: Hocalarını zorlayan kişilikler genellikle bilimin önde gidenleri. Bitmek tükenmek bilmeyen sorularla, meraklarını damıtarak öğretmenlerini araştırmaya ve yeni bir şeyler getirmeye mecbur bırakan bir kırbaç olarak kullanıyorlar. Öğretmenini yeni limanlara sürüklemeyen öğrencilerin öğretmenlerinin yetersizliğinden, ilgisizliğinden şikayet etme hakkı da olamaz. Uzun bir dönem ben de kısmi olarak öğreten tarafında görev yapmış birisi olarak, öğretmenliğin en büyük girdabının kendini yenilemeksizin yinelemek olduğunu düşünüyorum. Bu kimilerini rahatsız etmiyor, 20 sene önce verdiği dersi satırı satırına aynen vermeye devam ediyor. Nasıl olsa öğrenciler değişiyor, diye düşünüyor olmalılar ama beni ziyadesiyle rahatsız etti bu durum. Öğrenciliğini terk etmiş bir öğretmenin gerçek bir öğretmen olamayacağı düşüncesinin katıksız savunucularındanım.

Yazılarımda çok vurguladığım büyülü rüzgardır, sinerji: Sinerjiyi üretmek ve hocaları da dahil, girmek isteyen herkesin bu melteme kapılmasını sağlamak da öğrencinin yapabileceklerindendir. Genellikle öğrenciler okullarını eksik donanımlarıyla, hocalarının beklentilerinin altındaki tutumlarıyla, düzenle ilgili olarak eleştirip dururlar. Oysa şikayetçi olunan sorunları düzletmek için gayret etmek, bunlardan arınmış bir eğitim ortamının yaşamasını temin etmek de öğrenciliğin gücü kapsamında olmasına karşın nedense, ısrarla her şeyi hazır bekler, bulamazsa okul değiştirmeyi tercih eder pek çoğu. Bu ise eğitiminin asıl ana fikri olan sorun çözücülüğüne dair önemli bir pratiği yapmaktan kendisini men eden, bir basitçiliğe kaçıştan başka bir şey olmasa gerek.

Özetle; eğitim her şeyin öğrencinin merkezinde olduğu bir sistemdedir. Öğrenci bir seyirci, uzaktan eleştiri üretmekten ibaret bir muhalif olmaktan çok öte, okulların varlık nedenidir, temel dinamiğidir. Bu ise öğrenciyi karşılaşılan sorunları çözüm konusunda sorumlu kılar. Bir sorunlar ve sorgular yumağı olan hayata hazırlanmayı uman insanların okullarındaki sorunları çözmek konusundaki isteksizliği hayata karşı da mağlubiyetlerinin bir işareti olabilir.

Mütevazi mekanlar, yalın ve doğal çevreler düşünce üretimi için çok daha avantajlı olabilir. Başkalarının gözüyle değerlendirmek, başkalarının ezber şablonlarına göre okul ve üniversite okumaya çalışmak yerine varlık ve üretkenlik gösterilebilecek eğitim kurumlarının bir ferdi olmak daha da anlamlıdır. Başarılılık görecelidir; popüler okullarda kendini ifade imkanı bulamayan ve bu yüzden silik karakter olarak anımsanan bir öğrenci bir Anadolu üniversitesinin en inovatif, sıradışı, mucize öğrencisi olabilir.

Uzun sözün bam teli; öğrenci eğer öğrenciliğinin farkına varırsa eğitim istenen amacına ulaşabilir. Okullara hazırlanmak, giriş sınavları için yemekten içmekten kesilmek yerine öğrenci olmaya hazırlanmak gerekir çünkü öğrencilik tam anlamıyla dinamizmin öbeği olan profesyonel bir mertebedir ve gerçek başarının sırrı oradadır.
Cem TURAN

Makale orjinali:turancem.blogspot.com.tr/2014/09/orduna. . .
Kasım 2014

Portakallı Ördek, bir soruya yanıt verdi.

Koşullu bağlanma eğitimde nasıl kullanılır?

En basit şekliyle "ödül & ceza"dır örneği. Fakat ters tepebilitesi olağan bir yöntemden bahsediyoruz. Her zaman kullanılmamalı kanaatimce çünkü zaten not sistemi bir ödül & ceza başlıbaşına. Yine de bu konuda bir sürü makale var araştırıp fikir edinebileceğiniz.
Kasım 2014

Alper Yılmaz, bir soruya yanıt verdi.

En iyi ingilizce eğitimi veren kurs veya kurumlar hangileridir?

arasından en iyi British Street Dil Okullarıdır. Memnun kalmayan neredeyse yok bir tane şikayet dahi okumadım hakkında britishstreet.com.tr

Ekim 2014

Hazal Kaya, bir soruya yanıt verdi.

Klasik koşullanma nedir?

Organizmanın tekrarlar sonucu, doğal bir uyarıcıya gösterdiği tepkiyi, yapay bir uyarıcıya göstermeyi öğrenmesine koşullanma yoluyla öğrenme adı verilir.
Refleks ve tepkilerden meydana gelir.
Mayıs 2014

Solsoledo, bir soruya yanıt verdi.

“Çalışkan öğrencilerin ön sıraya, çalışkan olmayanların ise arka sıraya oturtulması” anlayışı eğitim stratejilerinde ne kadar doğrudur?

Çalışkanların ön sıralarda, tembellerin (çalışmayanların!) ise arkada sırada oturması, sadece en erken çağlarımızdan itibaren ömür boyu karşılaşacağımız "kategorizasyon" işlemine başlamak ve bizi buna yönlendirmek için yapılan bir işlem/sınıflandırmadır. Aslında çalışkan ve tembel diye değil, öndekiler ve arkadakiler diye bir ayrım söz konusudur ve arkadakiler öndekilerden daha fakir, daha haylaz (haylazlık sınıf lerledikçe serseriliğe dönüşür), daha hakir görülebilecek nitelikte kabul edilir veya öyle empoze edilir. Ön sıradakilere ömür boyu önde, arkadakilere de ömür boyu arkada yer alacakları mesajı verilmeye çalışılır böylece. Çünkü ön sıradakiler daha çalışkan, daha aristokrat, daha iyi(!) olarak bir "kalıba" sokulurlar, arka sıradakiler ise daha tembel, daha yaramaz, daha aşağı olarak bir "kalıba" sokulurlar ve kendilerine eğitim hayatları boyunca öyle davranılır, öyle kategorize edilirler...
Sonuç: Sistem tarafından "yaratılmış" kişilikler.
Mayıs 2014

Yasin Baran, bir soruya yanıt verdi.

“Çalışkan öğrencilerin ön sıraya, çalışkan olmayanların ise arka sıraya oturtulması” anlayışı eğitim stratejilerinde ne kadar doğrudur?

Her öğrenci kendini en rahat hissettiği , derse en çok konsantre olduğu yerde oturmalidir. Dizilerdeki gibi arka sıradakiler tembeldir mantığı ne kadar doğru olabilir? Ben de eğitim hayatım boyunca hep sınıfın en arka sıralarında oturdum üniversitedeyim ve hala en arkalarda oturuyorum. Çünkü boyle daha rahat hissediyorum. Arka sırada olan birçok arkadasimin da ön siradakilerden daha az alttan dersi var belirtmek isterim :)
Mayıs 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

“Çalışkan öğrencilerin ön sıraya, çalışkan olmayanların ise arka sıraya oturtulması” anlayışı eğitim stratejilerinde ne kadar doğrudur?

Çok doğrudur. Liseden sonra, üniversitede isteyenin istediği yere oturduğu dersliklerde, amfilerde de göreceksiniz ki çalışkan öğrenciler zaten önde, tembeller de arkada oturmayı seçiyor.
Nisan 2014

Ahmet Kalafat, bir soruya yanıt verdi.

“Çalışkan öğrencilerin ön sıraya, çalışkan olmayanların ise arka sıraya oturtulması” anlayışı eğitim stratejilerinde ne kadar doğrudur?

Bana göre burada önemli iki kısım var. Bunlar öğretmenin sınıf üzerindeki hakimiyeti ve öğrencinin sınıf oturma düzenini algılama biçimi.
Ben yıllarca arka sırada oturmuş bir öğrenci olarak sınıfın tamamını gözleme şansım olduğundan dolayı öğretmene daha iyi konsantre olabiliyorum. Ön sıralarda oturduğum zamanlarda dikkat kaybı yaşadığımı fark ettim. Buna bağlı olarak her öğrenci kendini en konsantre hissettiği yerde oturmalıdır. Eğer öğretmen de güzel bir hakimiyet kurabiliyorsa derslerden alınan verim artacaktır.
Ekim 2013

Gizli Kullanıcı, bir soruya yanıt verdi.

Mayıs 2013

Ece Naz Sonat, bir soruya yanıt verdi.

“Çalışkan öğrencilerin ön sıraya, çalışkan olmayanların ise arka sıraya oturtulması” anlayışı eğitim stratejilerinde ne kadar doğrudur?

Öğretmenler, derse katılan ve gerçekten onları dinleyen öğrencilerle ders işlemekten zevk alırlar. Ama derse daha ilgisiz olan öğrencilerin arka sıraya oturtulması çok yanlış. Çünkü bu çocuklar kazanılması gereken çocuklardır ve iyi bir öğretmeni kötü bir öğretmenden ayıran nokta da budur. Sıraları daire halinde dizmek ve böylece kimsenin arkada kalmadığı bir oturma sistemi daha doğru geliyor bana.
Nisan 2013

Devrim Güren, bir soruya yanıt verdi.

Her öğretmenin bilmesi gereken öğretim yöntemleri nelerdir?

Sınıf içinde münazara oluşturarak, soru-cevaplı bir biçimde beyin fırtınası oluşturmayı bilmelidir bir öğretmen. Öğrencinin öğrenmesini pekiştirme amaçlı ve yapabileceği, onun da sevebileceği ödevler vermesi gerekir. Yani ödevin öğrencinin gönlünü alması gerekir. Konu anlatımını kısa, özlü ve doğru kelimeleri seçerek yapmalıdır. Anlattıklarını önce yaparak sonra göstererek öğrenciden istemelidir. Örneklemeli anlatımlardan yararlanmalıdır.
Daha fazla

11 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.