Bilmek istediğin her şeye ulaş

Eğitim Ve Öğretim

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Ocak 2018

Gökhan Çancılar  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yaşam Boyu Öğrenme

Yaşam boyu öğrenme aslına bir teknikler bütünü değil, bir disiplindir. Yani sürekli bir şeyler öğrenin demek hiç değildir. Mesleğiniz ile ilgili de olsa, her şeyi öğrenebilecek kadar kapasite ve za…
Haziran 2015

Portakallı Ördek  yeni bir  gönderide  bulundu.

Arkadaşlarımdan birinin bölümümüz blogu için yazdığı bu bilgilendirici yazı, Türkçe'ye çevrilip başka bir sitede yayınlanmış.:)

Neden İngilizce Konuşamıyoruz?

Çoğu öğrenci 8 yıllık temel eğitimlerini bitirdikleri zaman, sonunda İngilizce dair pek de bir şey bilmeden mezun oluyorlar. Liseden mezun olduktan son..
Aralık 2014

Burcu Ateş, bir soruya yanıt verdi.

Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

ORDÜNARYÜS ÖĞRENCİ OLMAK

Hemen, size ne olduğunu anlama ve itiraz etme şansını vermeden, bir çırpıda ağzımdaki baklayı çıkarayım: Öğrencilik profesyonel bir iştir, uzmanlaşmak gerekir.

Nasıl olur, yok daha neler, olur mu canım! Hiç demeyin öyle, hem de bal gibi olur. Öğrenci olmak öyle gelişkin bir kariyer basamağıdır ki değme profesörlüğe, holding sahipliğine taş çıkarır. Çünkü öğrenim süreçlerinde asıl belirleyici olan öğrencinin ta kendisidir.

Düşünün bir kere; sizin okuduğunuz ya da çocuklarınızın okullarında karşılaşmış olabileceğiniz yaygın problemlerdendir, bir öğretmenin eksik olması veya dersin boş geçmesi. Hatta müdür dahi kimi zaman atanmamış olabilir bir okula... Fakat tüm bu eksiklikler öğretim faaliyetlerinin sürdürülmesine mani değildir, aksayabilir ama öğrencinin olduğu her mekanda öğretim devam etmeye muktedirdir.

698

Bir de tersten bakalım, dilerseniz. Koca koca ünvanlı hocaların dolup taştığı bir üniversite, A'dan Z'ye her türlü imkana ve öğretmen kadrosuna sahip bir ilkokulu ortaokul veya liseyi düşünelim. Kim okumak istemez böyle okullarda? Lakin öğrenciyi çekip alın içlerinden, hiç öğrenci bırakmayın. Ne kaldı geriye: Koskoca bir hiç! Tüm ihtişamıyla dikili fakülteler, kolejler, liseler, okullar... Hepsi anlamsız birer metruk bina hüviyetine bürünürler.

O halde öğretmenlerin, hocaların, okulların, YÖK'ün, Milli Eğitim Bakanlığı'nın varlığını da anlamlı kılan öğrencilerdir, dersem herhalde yadırgamazsınız bu değerlendirmemi. Öğrenci yoksa hiçbirinin varlık nedeni kalmaz. İşte bu kadar önemli bir unsurdur öğrenci, eğitim sisteminin içinde: Başrol oyuncusudur, vazgeçilmezdir.

698

Öğrencinin bu önemli yerini işaret etmekteki maksadım, öğrencilere bir böbürlenme vesilesi çıkarmak değil, elbette. Bilakis; öğrenci olmanın ne büyük bir sorumluluk olduğunun altını çizmektir, muradım. Kimsenin değil, öğrencinin borusu öter okullarda sanki tam tersi bir durum varmış gibi görünse de ama öğrencinin içinde olduğu algılayış yanılsamalarıdır biraz da eğitim sorunlarımızın sorumlusu.

Abarttığımı düşünmeyin: Bir okul bir marka olmuşsa, sebebi öğrencidir. Bir okul adeta bir viraneyi andırıyorsa, eğitim dışında her şeye rastlanan bir adres ise sebebi yine öğrencileridir. Bir üniversite uluslararası akademik endekslerde zirveye koşuyorsa da bir tabela üniversitesi olmaya mahkum edildiyse de müsebbibi hep öğrencidir, başkasını aramak zaman kaybı.

Bilime yön veren insanların biyografilerini okumaktan büyük bir zevk alırım. Bilim tarihi, kahramanları ve toplumlara etkisini sentezlemek yıllar yılı üzerinde araştırma yapmaya devam ettiğim keyifli ve ibretlik bir uğraşıdır benim için. Biyografileri okudukça, kendime göre altı çizilmesi gereken, bilimsel kişiliğin oluşumuna zeminlik yapan ne varsa not eder, başka isimlerin hayat hikayeleri ile karşılaştırırım. Bilim insanlarının hayatını şekillendiren aileden okula, zamandan kültüre çevresel ortak paydaları belirginleştirmeye çalışırım kendimce. Bu çalışmalardan elde ettiğim çarpıcı sonuçlardan bir kısmını paylaşmak istiyorum:

Büyük bilim adamları, büyük paralarla gidilen kolejlerde okumadılar. Hatta çoğu kez yokluk ve yoksunluklar içinde geçmiş hikayeler var. Çünkü ihtiyaç duymaktır her gelişmenin tetikleyicisi. Bunu hemen adapte edelim bizim gerçeklerimize: Diyeceğim o ki; belki de kapısında insanların kuyruğa girdiği, kayıt olmak için can attığı, bildiğiniz üniversiteler yerine bilimin en temel hammaddesi olan siz ve doğayı doya doya dinleyebileceğiniz, sakin bir Anadolu köşesindeki bir üniversite çok daha büyük bir koridoru önünüze açabilir. Biliyorum epeyce rahat bağımlısı, imajı her şeyin üzerinde tutan geniş bir kitle buna şiddetle itiraz edecek ama gerçek şu ki; bir eli yağda bir eli balda, gereğinden fazla lüks ders ve araştırma ortamlarında insan beyninin bir derde derman olmak üzere kendisini motive etmesini beklemek, büyük yanılgı olur. Fazlaca şatafatlı, alet edevat dolu, özellikle son yıllarda adeta birer teknoloji çöplüğüne dönmüş okullarda bir çözüme odaklanmanın doğal zorluklarını da görmek gerekir.

698

Bilim için insanın kendisini dinlemesi ve keşfe giden bir yolculuğa çıkması bir şart. Bu sürecin kariyer endişesi, sosyoekonomik beklentilerle gölgelenmesi, gerçek bilimin içine düşmektense akademik ünvanlarla avunan, bilim üretiyormuş gibi yapan kitleler üretiyor gibi. Bakın etrafınıza ve buna siz karar verin, yanılıyor muyum?

Bu biyografilerde şu noktanın ortaklığı da en fazla dikkatimi çeken oldu: Hocalarını zorlayan kişilikler genellikle bilimin önde gidenleri. Bitmek tükenmek bilmeyen sorularla, meraklarını damıtarak öğretmenlerini araştırmaya ve yeni bir şeyler getirmeye mecbur bırakan bir kırbaç olarak kullanıyorlar. Öğretmenini yeni limanlara sürüklemeyen öğrencilerin öğretmenlerinin yetersizliğinden, ilgisizliğinden şikayet etme hakkı da olamaz. Uzun bir dönem ben de kısmi olarak öğreten tarafında görev yapmış birisi olarak, öğretmenliğin en büyük girdabının kendini yenilemeksizin yinelemek olduğunu düşünüyorum. Bu kimilerini rahatsız etmiyor, 20 sene önce verdiği dersi satırı satırına aynen vermeye devam ediyor. Nasıl olsa öğrenciler değişiyor, diye düşünüyor olmalılar ama beni ziyadesiyle rahatsız etti bu durum. Öğrenciliğini terk etmiş bir öğretmenin gerçek bir öğretmen olamayacağı düşüncesinin katıksız savunucularındanım.

Yazılarımda çok vurguladığım büyülü rüzgardır, sinerji: Sinerjiyi üretmek ve hocaları da dahil, girmek isteyen herkesin bu melteme kapılmasını sağlamak da öğrencinin yapabileceklerindendir. Genellikle öğrenciler okullarını eksik donanımlarıyla, hocalarının beklentilerinin altındaki tutumlarıyla, düzenle ilgili olarak eleştirip dururlar. Oysa şikayetçi olunan sorunları düzletmek için gayret etmek, bunlardan arınmış bir eğitim ortamının yaşamasını temin etmek de öğrenciliğin gücü kapsamında olmasına karşın nedense, ısrarla her şeyi hazır bekler, bulamazsa okul değiştirmeyi tercih eder pek çoğu. Bu ise eğitiminin asıl ana fikri olan sorun çözücülüğüne dair önemli bir pratiği yapmaktan kendisini men eden, bir basitçiliğe kaçıştan başka bir şey olmasa gerek.

Özetle; eğitim her şeyin öğrencinin merkezinde olduğu bir sistemdedir. Öğrenci bir seyirci, uzaktan eleştiri üretmekten ibaret bir muhalif olmaktan çok öte, okulların varlık nedenidir, temel dinamiğidir. Bu ise öğrenciyi karşılaşılan sorunları çözüm konusunda sorumlu kılar. Bir sorunlar ve sorgular yumağı olan hayata hazırlanmayı uman insanların okullarındaki sorunları çözmek konusundaki isteksizliği hayata karşı da mağlubiyetlerinin bir işareti olabilir.

Mütevazi mekanlar, yalın ve doğal çevreler düşünce üretimi için çok daha avantajlı olabilir. Başkalarının gözüyle değerlendirmek, başkalarının ezber şablonlarına göre okul ve üniversite okumaya çalışmak yerine varlık ve üretkenlik gösterilebilecek eğitim kurumlarının bir ferdi olmak daha da anlamlıdır. Başarılılık görecelidir; popüler okullarda kendini ifade imkanı bulamayan ve bu yüzden silik karakter olarak anımsanan bir öğrenci bir Anadolu üniversitesinin en inovatif, sıradışı, mucize öğrencisi olabilir.

Uzun sözün bam teli; öğrenci eğer öğrenciliğinin farkına varırsa eğitim istenen amacına ulaşabilir. Okullara hazırlanmak, giriş sınavları için yemekten içmekten kesilmek yerine öğrenci olmaya hazırlanmak gerekir çünkü öğrencilik tam anlamıyla dinamizmin öbeği olan profesyonel bir mertebedir ve gerçek başarının sırrı oradadır.
Cem TURAN

Makale orjinali:turancem.blogspot.com.tr/2014/09/orduna. . .
Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

ŞEBEKLİK YAPMAKTAN "OKU!"MAYA FIRSAT BULAMIYORUZ

Mangalda kül bırakmayız, iş lafa gelince. Duyanlar "yahu, adam ne de güzel sindirmiş içine dini, hayatın sırrına ne de vakıf" diye gıpta ile bakıp dururlar.

Bazen ilim havuzunda bir balık olmaya gerek bile yoktur, umumun hayranlığını kazanmak için. Çünkü halk zaten gönüllüdür genellikle, birilerini göğe uçurmak, yeni "kurtarıcı" ilan etmek için. Hani derler ya; "hocanın kendi değil, tebaası uçurur", diye. Hah, işte tam da öyle.

193

Eğer bu işlere niyetiniz varsa siz de, Peygamber Efendimiz'in hayatını konu alan bir Siyer kitabını ezberleyin, biraz bağlantı kullanıp geçin kamera karşısına. Acınaklı bir ses tonu ile gösterin performansınızı. İsterseniz belediyede memur olun hiç önemli değil, kısa süre sonra kadrolu hoca olacağınızı garanti ederim. Sözde tevazuyu anlatırken, birden şoförlü makam araçlarıyla çocuğunuzu okula bırakmaya başlayacaksınız. Şanınız öyle yürüyecekki, memur olduğunuz belediye gibi belediyelerden birinde başkan danışmanı bile olabilirsiniz, örnekleri vardır.

İşletmenizi devredip daha karlı bir kulvara geçecek, "Diriliş hareketi" organizasyonları yapıp kitaplar basacaksınız peşisıra, medya sizi keşfedecek ve programlar yapmaya başlayacaksınız.

Rivayet oki; bir hoca bir Ramazan ayı boyunca yapacağı program için 600 bin TL almış. Neye mukabil, hangi malzemeye?

"Gözyaşı geceleri" diye bir laf uydurup "Ağlamayana parası iade" diyecek, salonlarda bir tür yeni titan gösterileri yapacaksınız. Hatta işi abartıp bir organizasyon firması olacak, sükseli otobüslerle ulusal arenada sahne gösterilerine döndüreceksiniz.

Kendinizden olanlarla güç birliği yapıp televizyonlarınızı, radyolarınızı, yayınevlerinizi kuracak ve işletecek, "körler sağırlar birbirini ağırlar" misali; nöbetleşe programlarınıza sizden olanları davet edeceksiniz.

Bir besmeleyi onlarca çeşit, anlamsız müzikal lakırdıya dönüştürenler, kulak tırmalayan ve pop şarkılarından daha beter ve değersiz, tasavvufun ritmik iç aleme zerkedişinden fersah fersah uzak, ıhlamalı tıslamalı güya ilahiler ile dolu ortalık. Eğer bunlar ilahi ise Amir Ateş, merhum İsmail Biçer, merhum Kani Karaca, merhum İsmail Bülbül ve diğer güzidelerin, her bir nağmesi içte bir yeri titretircesine söyledikleri ne idi?

Ritm ve müzik deyip yabana atmamalı: Süleymaniye'nin hemen yanındaki şifahanelerde musiki ile psikolojik hastalıklara derman aranırdı, örneğin. Tasavvuf müziği, verilmesi gereken ruha şifa mesajın, bir iğne deliği kadar küçük bir hazneden insana doğru tınıyla verilmesine çok özel bir ilim kulvarıdır. Herkesin harcı olduğunu düşünmek mahveder işte böyle. Bir kültürü, bir tarzı yer ile yeksan edip bırakır.

Bir de "şiir icracılarımız" çıktı uzun zamandır. Bir iki tamam ama baktı ki "bu işte para var", benim müteşebbis ruhlu insanım durur mu, koca bir şiir okuyanlar ordusu türedi. Ekranlarda, radyolarda dinlememek, müzik marketlerden albümünü almamak kötü işlerden sayılıyor.

Velhasıl çok ayıp bir iş oluyor çok uzun zamandır: Din ve dini semboller, ticari birer meta olarak kullanılıyor. Daha çok kazanmak ve tanınmak için herşeyi mübah görüyor insan ve bu uğurda üzerine lanet almaktan dahi çekinmiyor.

Çocukluğumdan bu yana farkında olduğum Eyüp Sultan'ın uhreviyetine, civarındaki dükkanlardan yükselerek boğan, çığlık çığlığa bağıran türlü sesleri çıkarıp ne çok zarar veriyor bu kirli çöpler.

Artık yazarsız, fabrikasyon kitaplar çıkarıyor bu yayınevlerinden. Çocuk eğitimi adı altında bir sürü tuhaf, sahipsiz, yayınevinin kadroluları tarafından kaleme alınıp birbirini tekrar eden ama şatafatlı, renkli resimli bir sürü kitap.

Birileri telefonla arayıp bayağı satıcılar gibi, "Kuran" pazarlıyor. Oysa birkaç on yıl öncesinin basımı olan Kuran-ı Kerim'lere baktığınızda edepten üstüne fiyatının yazılmadığını görürsünüz. Çok çok "Hediyesi" derlerdi, o bile şaibeli.

Bu ahval içinde dini ve insani değer adına ne varsa yozlaştıranlardan dinin sahibinin hesabı soracağı güne kadar, en azından şunu söylemeli: Tüm bu hengamede "Oku! " diyenin bu ilk emrini es geçiyoruz. Sadece biz değil, görünen o ki; neredeyse müslüman olduğunu iddia eden bütün coğrafyalar bu önemli emre itaat edip itibar göstermediklerinden, bugün tüketen, sömürülen, kolayca manipüle edilen, alt üst edilip taş üstünde taş bırakılmayan, ilimden ve fenden nasiplenmeyen, teknolojik olmayı "parasını bastırıp almak" sayan toplumlar olmaktan ileri gidemiyorlar.

Bakın etrafınıza, komşularımıza ve bize... Yaptıklarımıza, içine düştüklerimize, holdingleşmiş cemaatlere, fukaralık içinde ezilen insanlara. "Okumak" bunların neresinde, siz karar verin.

Kitap okumak değildir, "okumak", özel okullar kurmak da hiç durmamacasına kitaplar, dergiler, gazeteler basan yayınevleri kurmak da değil: Çok farklı ve maalesef halen bizde anlaşılamadı.

Yusuf İslam adını alan Cat Stevens'ın şu sözü çok manidardır: "Ben İslam'ı, önce Kuran'dan öğrendiğim için müslüman oldum. Kuran'dan önce müslümanlarla tanışsaydım ve onlardan öğrenseydim, müslüman olmazdım. "

İslam tembelliğin, miskinliğin, terörizmin, asalaklığın, soygunculuğun, sömürünün, Allah'ın sözünü pazara çıkarmanın ve onun sırtından paralar kazanmanın, bu sayede sırça köşklerde oturmanın ve dibindeki sıkıntı çekenlerden lafta muzdarip olsa da aslen bihaber olmanın adı değildir. İslam markalaşmak değildir, fırkalara bölünmek, diğerlerini kötülemek, dışlamak hiç değildir.

Zamane fotojenik hocaları ne derlerse desinler, bir gerçek kaşımızda: Kim olursa olsun, "okuyabilendir" gerçekten yaşayan İslam'ı, hayatı, varoluş amacına uygun bir çizgiyi.

Cem Turan
Ekim 2014

Faruk Altınay, bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir kişi, devlet eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışabilir mi? Öğretmenlik yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmelidir? Hangi dallarda ve ne tür okullarda öğretmenlik yapabilir?

Zaman zaman seçim yatırımı olarak ilgisi alakası olmayan meslek mensuplarına öğretmenlik yolunu açan bir hükümetimiz var. Seçimler de yaklaştığına göre MEB. Açıklamalarını takip etmenizi öneririm. Her an için bu hak tanınabilir.
Eylül 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

Haziran 2014

Begum , bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir kişi, devlet eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışabilir mi? Öğretmenlik yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmelidir? Hangi dallarda ve ne tür okullarda öğretmenlik yapabilir?

MEB bünyesinde öğretmen olarak çalışabilmek için formasyonunuz olmalı. Eğitim fakültesi olan üniversitelerden bölümünüze uygun formasyon programı açılıp açılmadığını takip ederek başvurmalısınız. Formasyon aldıktan sonra artık öğretmenlik yapabilirsiniz:
1-Devlete bağlı çalışmak için yeterli bir KPSS+Alan Puanı alarak atanma
2-Özel sektör ilanlarını takip ederek bireysel başvuru
Başarılar.
Haziran 2014

Seçkin Şahbaz, bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir kişi, devlet eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışabilir mi? Öğretmenlik yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmelidir? Hangi dallarda ve ne tür okullarda öğretmenlik yapabilir?

Milli Eğitim Bakanlığı okullarında öğretmenlik yapamaz. Bilgisayar öğretmenliğine de alım yapılmıyor artık. Bakanlık merkez teşkilatında çalışabilir.
Haziran 2014

Mert T., bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir kişi, devlet eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışabilir mi? Öğretmenlik yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmelidir? Hangi dallarda ve ne tür okullarda öğretmenlik yapabilir?

Torpilin varsa hicbirseye gerek yok. İstedigin okula istedigin bolgeye atiyorlar. Kpss girecem puan alacam yuksek lisans falan yapacam diye uyrasma torpil ayarlamaya bak. Bircok kisi torpille giriyor. Kpss gostermekli bir sinav
Haziran 2014

Latif Yıldız, bir soruya yanıt verdi.

Bilgisayar Mühendisliği mezunu bir kişi, devlet eğitim kurumlarında öğretmen olarak çalışabilir mi? Öğretmenlik yapabilmesi için hangi aşamalardan geçmelidir? Hangi dallarda ve ne tür okullarda öğretmenlik yapabilir?

Devlet kurumlarında öğretmenlik yapabilmek için Önce formasyon eğitimi alman lazim sonra kpss ye girip aldığınız puan ile tercih yapmalısınız puanınız yeterli ise atamanız gerçekleşir

4 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.