Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ergenlik

Çocuk Gelişimi

YÖNLENDİR Ergenlik dönemi Ergenlik Dönemi On ikinci yaştan yirmi bir yaşına dek uzanan bu dönem, hızlı bir büyüme ve olgunlaşma çağıdır.Ortaokul yıllarına denk düşen ergenlik döneminde cinsel uyanışla birlikte yeni ruhsal özellikler ve davranışlar kendini gösterir.Uyumlu ilkokul çocuğunun yerini,tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç alır.Ergenliğe giriş beslenme, ırka ve iklime göre farklılıklar gösterse de bu evrensel bir süreçtir.Hemen hemen tüm toplumlarda bu dönem fırtınalı geçer. Bu dönem hızlı ve sürekli bir gelişim dönemi olarak bilinmektedir.Genç bu çağda çevresindeki yetişkinler tarafından ne tam yetişkin ne de çocuk olarak algılanır, bu zor bir süreçtir genç için ,iki ara bir derede kalma tam bu iş için söylenmiştir sanırım. Çocuk gençlik dönemine geldiğinde ana-babanın yavaş yavaş çocukları üstündeki kontrollerini azaltmaları ve çocuğun ihtiyaç duyduğu özerkliği hazır olduğu ölçüde ona bırakmaları gerekir. Gençlerin başarısız ve olumsuz yanlarını görmektense başarılı ve olumlu yanlarını ön plana çıkarılmalıdır. Hızlı beden gelişimiyle birlikte gelen cinsel uyanış, genci hazırlıksız yakalamakta ve bunaltmaktadır. Dengesi bozulan genç bu duruma alışmaya çabalamaktadır. Tepkilerindeki iniş çıkışlar, davranışlarındaki tutarsızlıklar, duygularındaki değişmeler hep bu uyum çabasıyla açıklanabilir.Bu süreçte gence yardım edilmeli ve desteklenmelidir.Anlattıkları saçma ve boş şeyler dahi olsa ona değer verip sonuna kadar dinlenmeli, hatalı bile olsa onu hemen yargılayıp, suçlamamalı, aksi takdirde bir daha sizinle hiçbir şey paylaşmaz. ANNE BABA Tutumları Baskıcı ebeveynler : Sürekli reddedici ve aynı zamanda kısıtlayıcıdırlar.Koydukları kuralların nedenini genç sorgulayamaz. Kurallar bozulduğunda sert cezalar uygulanır. Sevgi gencin davranışlarına bağlı olarak değişir.Hiçbir zaman gencin sözü dinlenmez.Bu tür evlerde yetişen çoc...

Ekim 2015

Simay Ayan, bir soruya yanıt verdi.

İnsanlara yaranmak gerçekten bu kadar zor mu yoksa ben ergenlikten mi çıkamadım?

Gerçek insan diye bir tanımla başlayacağım. Bu benim kısaltma olarak kullandığım bir tanım. Yaşadığımız dönem şartları insanların birbiri için çok güzel şeyler düşünmesine şu ya da bu yollardan ket vurabilmekte. Her şeyden önce bence kimseye yaranmak ihtiyacı hissetmemelisin. Çünkü insanların bu dönemki algısı senin iyi niyetini yaralayabilir ve buna gerçekten ihtiyacın olduğu an ihtiyacın olan gücü kendinde bulamayabilirsin. Belki düşünme şeklin ya da bunu yansıtma şeklin yanlış anlaşılmaya müsattir. Bu algını değiştirmeyi düşünmek bir ikinci yol olabilir.
Kasım 2014

Devrim Deniz Bardakcı  yeni bir  gönderide  bulundu.

ERGENLİK DÖNEMİ

‘Ergen’ sözcüğü Batı literatüründeki ‘adolescent’ karşılığı olarak
kullanılmıştır. Latince’ de büyümek, olgunlaşmak anlamında kullanılan
‘adolescere’ fiilinin kökünden gelmekte olan bu sözcük, yapısı gereği bir
durumu değil, bir süreci belirtmektedir; günümüzde, bireyde gözlenebilen hızlı
ve sürekli bir gelişme evresi olarak da tanımlanabilmektedir.
Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve
sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan erişkinliğe
geçiş dönemidir.
Başka bir tanıma göre ergenlik çağı, kişinin
benzerliğine arama, geleceğe dönük kararlar verme ve seçimler yapma dönemidir.
Ergenin gelişim ve olgunluğu genellikle devam
edegelen bir süreçtir. Her bir evre kendinden önce gelene dayanmaktadır.
Ortalama olarak kızların erkeklere oranla iki yıl
kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle, gençlik dönemindeki yaş sınırlarında,
cinsler arasında belirgin bir farklılık görülür. Aynı zamanda gençlik,
çocukluktan yetişkinliğe uzanan bütün ve tek bir çağ olmakla birlikte, kendi
içinde de, kesin sınırlarla ayrılmayan ancak bazı özelliklerle belirlenen
evrelere sahiptir. Bunlar;

Başlangıç dönemi (kızlarda 13-15, erkeklerde 15-17),
Orta dönem (kızlarda 15-18, erkeklerde 17-19),
Son dönemdir (kızlarda 18-20, erkeklerde 19-21).
Başlangıç dönemi,
erinlik (buluğ) dönemi olarak da adlandırılabilir. Erinlik dönemi, cinsel
organların olgunlaştıkları sırada oldukça kısa süren fizyolojik değişiklikler
evresi olarak görülür. Bu evre kızlarda altı ayı biraz aşarken, erkeklerde iki
yıl, hatta daha fazla sürebilir. Erinlik döneminde birey, kendi bedeninde
olagelen değişikliklerin farkındadır. Kendisi için yeni olan bir takım duygular
içindedir.
BEDENSEL GELİŞİM
Ergenlik, biyolojik
değişmeyle başlar ve bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişmeyle son bulur.
Ergenliğin başlangıcının en belirgin habercisi boy uzamasıdır. Erkekler doğumda
kızlara oranla biraz daha uzundurlar. Kızlar ergenlik dönemine daha erken
girdikleri için birkaç yıl bu avantajı kaybederler. Ancak ergenliğin orta ve son
dönemlerine doğru yeniden kazandığı bu avantajı yaşam boyu sürdürür.
Ağırlık ve boy
gelişimleri karşılaştırıldığında, ağırlık artışı, boy uzamasına paralel bir
gelişim izler. Ağırlık artışı, kas ve kemiklerin büyümesiyle gerçekleşir.
Erinlik dönemindeki iskelet yapısında 350 kemik vardır. Erişkinlikte ise bu
kemik sayısı 206 ya düşer. Kemikleşme olgusu ergenlik yılları boyunca
olgunlaşmaya kadar sürer. Yapılan çalışmalar kemikleşme derecesinin beslenmeyle
yakından ilgili olduğunu göstermiştir.
Beden şekli ve
oranlarındaki önemli değişiklikler, ergenlik dönemindeki fiziksel büyümenin
karakteristiğidir.
15 yaşındaki ergen,
bazı gelişim faktörlerini tanıyabilmekte ve bunların insanlar arası
ilişkilerdeki etkisini bilmektedir. Örneğin kısa ya da çok uzun boylu olmak,
çok şişman ya da çok zayıf olmak, ergenin grup içindeki statüsünü ve arkadaş
ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör olabilir.
BİLİŞSEL GELİŞİM
11 yaşından sonra
mantıksal düşünme yetişkinler düzeyine erişir. Görüş alışverişi ve tartışma
çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar. Toplumun gelenek ve
göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir. Bunların değişmez olduklarını
düşünen çocuğun tersine, genç bunların yetişkinler tarafından
kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar
gösterebileceklerini kavrar.
Bu devrede, kontrol
konusunun, özellikle aile ilişkilerini belirgin biçimde etkilediği
görülmektedir. Bu devrede, kontrol, hem gençler hem de ana babalar açısından
bir sorun olabilmektedir. Gençler özellikle kendileri ile ilgili konularda
kontrolü ele geçirmeyi istemekte, ele geçirebildiklerinde de, nasıl
kullanacakları konusunda güçlük çekebilmektedirler. Ana babalar ise kontrolü
çocuklarına hangi alanlarda, hangi yaşlarda ve ne oranda bırakmaları gerektiği
soruları ile başa çıkmaya çalışmaktadırlar.
Ana ve babaların,
ergenlikte hem çocukları için önem kazanan konulara, hem de onların kendilerine
ters düşen davranışlarının, bilişsel gelişmeleri ve benlik arayışlarından
kaynaklandığını bilmeleri, çocukları ile ilişkilerini olumlu yönde
etkileyebilir. Örneğin, sık sık yeni heveslere kapılıp vazgeçmenin, çocuğun
sorumsuzluğundan değil, içinde bulunduğu dönemin kimlik arayışından
kaynaklanabileceğini bilmek, ana babaların çocuklarına bakış açılarını ve
dolaylı olarak davranışlarını etkileyebilir. Bazı ‘ileri’ görüşlü ana babalar,
gencin özgür olma isteğini kabul edip üzerinde hiç kontrol kullanmayabilirler.
Bu türden davranışlar çocuk tarafından ilgisizlik ve reddetme olarak algılanıp
olumsuz sonuçlara (okuldan kaçma, kavga, içine kapanma... ) yol açabilir. Ana
babalar gencin bu dönemde kendilerinden duygusal destek beklediğini, ana baba
ilişkisinin arkadaşlık ilişkisinden özel ve farklı bir yeri olduğunu
unutmamalıdır. Özellikle erkek çocuklar için babanın destek ve dostluğu çok önemlidir.

Ergenlikte gençler
bağımsızlıklarını bulmaya çalışır, ancak bunu yaparken ailenin desteğine
gereksinim duyarlar.
DUYGUSAL GELİŞİM
Ergenin duygusal
dünyasında bazı çelişkiler dikkatimizi çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı
sıra, bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma, endişe ve
umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş, bu evrenin belirgin çelişkili
duyguları arasında sayılabilir.
Ergenin duygusal
tepkilerini etkileyen başlıca faktörler sağlık durumu, zeka düzeyi, cinsiyet,
okul başarısı ve sosyal kabul düzeyidir. Özellikle sağlık koşuluyla duygusal
tepkiler arasında önemli bir ilişki vardır. Kötü sağlık koşulları bünyeyi aşırı
duygusal kılabilir.
Bu dönemde duygular
ergenin tüm yaşamında etkili olurlar. Küçük bir kırıklık ergenin yakın
çevresindeki ilişkilerini doğrudan etkiler. Duyguların şiddetlenmesi sonucu,
gerginliğin doğurduğu belirli alışkanlıklar görülür. Bu alışkanlıklardan en
yaygın olanı, iyi uyum sağlayamayanlarda görülen tırnak yeme alışkanlığıdır.
Gerginlik azaldıkça ve genç dış görünüşüne önem vermeye başladıkça, tırnak
yemede de belirgin bir azalma görülür.
Ergenlik Döneminde En Sık
Rastlanan Heyecan Biçimleri

KORKU : Ergenler için özellikle bilinmeyen şeyler
korkunun doğmasına temel nedendir. Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu
kestirememesi de korkuya neden olabilir.
ENDİŞE :
Gerçek nedenden çok, hayali nedenlerden oluşan korku tipleridir. Korkulan
durumun zihinsel düzeyde prova edilerek yinelenmesi, endişenin en büyük
karakteristiğidir.
Cinsel olgunlukla
birlikte, endişelerin de farklılık gösterdiği dikkatimizi çeker. Orta ve lise
öğrencileri özellikle çeşitli okul sorunları hakkında endişe duyarlar. Dış
görünüş ve arkadaşları arasında popüler olmama, endişe yaratan diğer
konulardır.
ÖFKE : Ergenlik döneminde öfkeye neden olan
uyarımlar genellikle sosyal kaynaklıdır. Ergeni öfkelendiren konular şunlardır:
Alay edildiğinde, gülünç düşürüldüğünde
Tenkit edildiğinde, azarlandığında
Haksız yere cezalandırıldığında
İnsanlar ona hükmetmeye başladığında
İşleri ters gittiğinde
Özel eşyaları, kardeşleri ya da ana babası tarafından habersizce alındığında gençler
öfkelenir.
SEVGİ: Ergenlikte
sevgi, hoş ilişkiler kurabilen, kendini seven ve güven veren kişilere
yönelmiştir. Aile üyeleriyle olan bağı azalmış ve arkadaşlarıyla olan bağı
artmıştır. Ergenin sevdiği kişi adedi azdır. Bu nedenle sevgisi çok
kuvvetlidir. Karşı cinse delicesine aşık olma, kısa süre sonra bu duyguyu
yitirme sıkça görülen olaylardır.

Ergenliğin Tutum Ve
Davranışlar Üzerindeki Genel Etkileri

1. Yalnızlık
İsteği:
Bu dönemde genç küsme ve ani kırgınlıklar nedeniyle,
arkadaşlarından ayrılma isteği duyabilir. Evdeki işlere karşı isteksiz
davranır. Odasına kapanır kimseyi görmek istemez. Duygu ve düşünceleriyle baş başa
kalmak ister. Bazı gençler, büyüyen ve değişen bedeniyle kendini kabul
edemediği, beğenmediği bu nedenle üzüldüğü için de yalnızlığı seçerler.
2. Çalışma
İsteksizliği:
bu dönemde genç
okuluna ve derslerine karşı isteksiz davranır. Notlarında düşme olur. Bunun
sebebi gençteki bedensel büyümenin enerjisini tüketmesidir. Bu genci tembelliğe
sevk eder. Bazı gençler, kendilerine yeterince güven duymadıkları için başarılı
olabileceklerine inanmazlar ve gereği gibi ders çalışmazlar. Genel olarak bu
yaşlardaki gençlerin ilgisini ders çalışmaktan çok başka şeyler çektiğinden de
ders çalışmaya karşı isteksiz olurlar.
3. Disipline
Karşı Direniş:
Yetişkinlerle olan çatışma 13 yaşlarında en üst noktaya
gelmektedir. Yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulur.
Uyarıldığında ‘bana karışamazsınız ben çocuk değilim’ diyerek birden tepki
gösterir. Ailedeki baskıdan çekinerek karşı gelemediği zaman küskün ve
somurtkan bir tutuma girer. Yaş ilerledikçe bu zıtlık azalır, olgunluk ve
hoşgörü artar.
4. Çekingenlik
:
Kendine güven eksikliğinden, hata yapma kaygısından ileri gelir.
Kendinden ve yeteneklerinden emin olmayan genç başkalarınca beğenilmeme
kaygısıyla aslında yapabileceği bir çok işten ve insanlardan uzak durabilir. Bu
durum gencin girişimciliğini ve bir çok alandaki başarısını olumsuz yönde
etkiler.
5. Fazla Hayal
Kurma :
Zamanlarının önemli bir kısmını hayal kurma alır. Özellikle
ders çalışırken hayal kurma isteği güçlü bir biçimde ortaya çıkar ve zaman
kaybına neden olur. Kişilik arayışı içinde olan genç, gerçek dünyada ulaşamadığı
isteklerine ve üstünlük arzusuna hayaller vasıtasıyla ulaşıp mutlu olmaya
çalışır.
6. Duygululuğun
Artması :
Karamsarlık, ufacık bir nedenle ağlamalar, alınganlık artan
duygululuğun sonucu olmaktadır. Erkekler kızlara göre sinirlidirler.
Kendilerinde olan huy değişikliği yetişkinlerce yüzüne söylendiğinde bu ergeni
kimse tarafından sevilmiyor inancına götürür.
SOSYAL GELİŞİM
Ergen, toplumda
saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum
geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Toplumsal uyum zamanla
kazanılmaktadır. Bu evrede birey kendi cinsinden oluşturduğu grup içinde
faaliyetlerini düzenlemeye çalışır. Bu dönemde TOPLUMSAL GRUPLAŞMALAR etkinlik
kazanır:
Klikler:
İlgi ve yetenekleri benzeşen 3-4samimi arkadaştan oluşurlar. Bu kliklerde
duygusal bağlılık fazladır. Telefonda uzun uzun görüşme yapılır, sinemaya,
tiyatroya, spor müsabakalarına beraberce gidilir. Klik kurallarına kesinlikle
uyulur. Kurallar aile ile çatışsa bile yine de uygulanır.
Kümeler:
En geniş ergen gruplarıdır. Önceleri aynı cinsten üyelerden oluşurken, daha
sonraları her iki cins de aynı kümede yer alabilir. Küme içerisinde eş
arkadaşlıklardan olabilir. Kümeleri oluşturan üyeler aynı toplumsal gruptan
gelmeyebilirler. Bundan dolayı üyeler arasında samimiyet sınırlıdır.
Örgütlü
Gruplar:
Ergenleri bir araya getirebilmek için okullar, bazı dini ve
resmi kuruluşlar genç grupları örgütlerler. Bu son yıllarda görülen bir
durumdur.
Çeteler : Okula uyum sağlayamayan ve okulda arkadaş
edinemeyen kız ve erkek ergenlerin kurduğu topluluklardır. Klik ve kümelere
girmeyen bu gençler zamanlarını cadde ve sokaklarda boş dolaşarak geçirir ve
genellikle aynı cinsten bazen her iki cinsten üyelerin bir araya gelmesiyle
çeteler kurarlar.
Hepsi değilse bile
çoğu topluma karşı davranışlar içindedir. Kendilerini kabul etmeyen
toplumlardan öc alırcasına davranır ve bazen suç olacak eylemlere girişirler.
Bu çetelerin başkanları kin ve hınç doludur. Çetesini, duygularının tatmini
için kışkırtıp yöneltir.

Özdeşleşme
Bu dönemde ergen, çevresinde ‘onun gibi olmak’ istediği
kişileri arar. Bu aileden, sevgi ve anlayış gördüğü bir kimseden,
arkadaşlarından biri olabileceği gibi ünlü bir pop müzik sanatçısı da olabilir.
Ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını, amacını
bulmaya çalışır.
Ergen, içinde
bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışını
değerlendirme durumundadır. Özdeşleşmenin oluştuğu ortamın toplumsal, ekonomik,
kültürel özellikleri bir yandan kişiliği oluştururken, öte yandan kişilikle
toplum arasındaki tüm ilişkilerin temeli olan özerklik ve sorumluluk
kavramlarını biçimlendirir.
Kimlik Arayışı
Ergenlik döneminin
en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Bu dönende ergen, yavaş yavaş bir yaşam
felsefesi, bir dünya görüşü ve inançlar geliştirmek durumundadır. Kişinin
kimliğini açık seçik bulması, başkalarına ne denli bağımlı olursa olsun,
kendini diğerlerinden ayrı bir varlık olarak algılamasına, ‘ben varım’ demesine
bağlıdır.
Toplumda kadınla
erkek için belirlenmiş ideallere, ilkelere ters düşmek ve bu duruma çevrenin
hoşgörüsüz tutumu, ergenin üstünde olumsuz etki yapabilir. Burada üzerinde
durulması gereken nokta şudur: ergenin kendi vücudunu algılaması, kendini nasıl
gördüğüne bağlıdır. Örneğin, güzel bir
genç kız, ailede sevilmeyen bir akrabaya benzetildiği ve yıllarca ‘tıpkı onun
gibisin’ dendiği için kendini itici sanabilir.
Yabancılaşma
Bazı ergenler,
baskıları uzlaştırma yolunda mücadele edecekleri yerde, bunlara yenik düşerek
yabancılaşma durumuna girerler. Toplumları içinde fiziksel olarak yaşayan, ama
psikolojik açıdan toplumdan kopmuş olan bu bireyler, bir kimlik sahibi olmak ve
toplumda özel bir yer kabul etmek istemezler. Bu gençlerin çoğu kimlik
bunalımına ya da kimlik dağılmasına uğrarlar. Mesleki bir seçim yapamazlar,
belli bir cinsel rolü üstlenemezler.
Yabancılaşma bir tek
tutum ve davranışa bağlı olamaz. Bir çok tutum ve davranış bir araya gelince
kişinin sevilmemesine ve grup dışına atılmasına neden teşkil ederler. Bunlar
şöyle sıralanabilir:

Gösteriş
Kabadayılık, kabalık
Diğerlerine zıt gitmek
Hep yanlış anlaşılma hissi içinde olmak ya da hep şikayette bulunmak
Kin gütmek ya da hasetlik
Çekimserlik
Devamlı bahane bulmak gibi savunma
mekanizmalarını kullanmak
Diğerleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak
İnatçı, asık suratlı olmak
Ergenin Aile İçi İlişki Ve
Sorunları

Olgunlaşmakta olan
ergenin aile içinde gördüklerinin kişilik yapısını biçimlendirmede çok büyük
etkisi vardır.
Ergenlik döneminde
anne baba kontrolüne karşı gelişen tepkiye koşut olarak, otorite desteğine olan
gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur. Başka bir deyişle, ergen isyankar
bir tavır alışının yanında, anne ve babasının desteğine gereksinme duyar. Bu,
ergenin iç çatışmasını artıran bir nedendir.
Ergene karşı
yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı
olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir.
Zor yoluyla veya
sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana babaların isteklerine uygun davranışlara
yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Ne var ki, bu tip denetim,
onların ana baba ile özdeşleşmesini sağlamaz. Denetici kişinin yokluğunda,
gençler kendi istekleri doğrultusunda davranacaklardır.
Anne ve babanın
ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi
gerekir.
Aile içinde
erişkinlerin tutumları, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi
kurabilecek türden olmalıdır. Aile içinde ergene yöneltilen farklı tutumlar,
ergenin dengesizlik ve kararsızlığını arttırır. Örneğin, bir gün: ’sen daha
çocuksun, bunu bilmezsin. ’ diyen bir yetişkinin bir başka gün: ‘kocaman adam
oldun, hala bilemiyorsun. ’ şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir
nedendir.
Anne babanın
duygusal sorunları bulunan kişiler olmaları, evlilik ilişkilerinde başarılı
olamamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması
şeklindeki kötü ev koşulları, genci bir karmaşaya, iç çatışmaya ya da suçlu
davranışa itebilir.
Aşırı koruma, bir
çocuğu diğerinden ayırarak sevme yanlış anne baba davranışlarıdır.
Aşırı baskı ve aile
içi gerginlik, ergeni evden ve okuldan kaçmaya iten davranış ve uyum
bozukluklarına neden olan etkenler arasında sayılabilir.
Ergenlik çağını
bilinçli karşılayan anne babalar önemli yanlışlar yapmaktan sakınabilirler.
Gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı olabilirlerse
onları daha iyi anlayıp hoşgörülü davranabilirler.
Kuşaklar Arası Çatışma Ve
İsyan

İki kuşağın farklı
biçimde sosyalleşmesi, kuşaklar arasında düşünce, inanç ve eylem bakımından
farklılık yaratmaktadır. Böylelikle, anne babaların özümlediği sosyal ve
kültürel biçimler, çocukların öğrendikleriyle az da olsa farklılık
göstermektedir. Yine yaş ilerledikçe sosyalleşmenin azalması kuşaklar arası
boşluğu arttıran bir başka nedendir. Çatışmaya neden olan bir diğer etken,
çocuklarının yeni statülerine ana babanın uyumda güçlüğe uğramalarıdır. Anne
babanın sosyalleştirme kurumu niteliğindeki rehber rollerinden, çocuklarını
kısmen kendileriyle eşit statüde görmek şeklindeki rol değişimi bu zorluğu
yaratmaktadır.
Eğitimsel
farklılaşmalar, iki kuşağın anlaşmazlıklarını arttırmaktadır. Bu farklılaşma,
ya düşük düzeydeki sosyo-ekonomik çevreden gelen çocukların yüksek öğrenim
görerek babalarını aşmaları ya da iki kuşağın izledikleri öğretim
programlarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da farklı
beklenti, değer ve davranışların kazanılmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde
gerçekleştirilen araştırmalara göre, gençlerin anlaşmazlık gerekçelerini, baba
ve geleneksel aile otoritesine bağımlı olmak istememeleri oluşturmaktadır.
Anne baba bu dönemin
psikolojisinden habersiz olarak, egemen olma eğilimi göstermekte, ailede
eğitimin yalnızca büyüklerin nüfuzuna dayandığı gözlenmekte, ergenin arkadaş
grubuyla anne babasının ayrı fikir ve görüşlere sahip oldukları
anlaşılmaktadır.
Gençler ailelerinin
tutuculuğundan, özgürlüklerini kısıtlamalarından, çocuk yerine konulmaktan,
anlayış ve hoşgörüden uzak olmalarından ve kendilerine söz hakkı
tanınmamasından yakınmışlardır. Yine gençlerin başlıca sorunları arasında, anne
babalarının yeterli düzeyde öğrenim görmemeleri, karşı cinsten arkadaş
istememeleri ve bugünkü yaşamın gereklerine ayak uyduramamaları gelmektedir.
Kuşaklar arası
çatışma ve boşlukların ciddi bir durum almaması için gerek devlete, gerekse
ergen ve yetişkinlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklar şöyle sıralanabilir:
Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesi
Yetişkinlerin ergenlere karşı olan tutum ve davranışlarını düzenlemeleri

Bu amaçla:
Ergen hiçbir zaman başkalarının önünde eleştirilmemeli, davranışları başkalarınınkiyle karşılaştırılmamalıdır.
Ergen karşısında yetişkin her zaman tarafsız ve güçlü olmaya çalışmalı, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kolaylıkla kurabilmelidir.
Anne babanın fikirlerine saygı duyma, gencin ne derece göreviyse, onların fikirlerinde tam bir anlaşmaya ulaşmış olmalarını beklemek de hakkıdır.
Ergen, kültürüne özgü toplumsal değerleri kendi arkadaş grubu içinde yaşayarak öğreneceğinden, anne ve babalar, kendileriyle olan bağların zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellememelidirler.
Yetişkinlerin ergenlerle olan eğitim farklılıklarının giderilmesi; bu amaçla yaygın eğitim ve konferanslar yoluyla
yetişkinlerin ergenlik dönemi özellikleri, sorunları ve çeşitli konularda bilgi edinmelerinin sağlanması
Kuşaklar arası diyalogunun gerçekleştirilmesi, karşılıklı sevgi ve saygı yaklaşımıyla kuşaklar arasındaki diyalog kopukluğunu ortadan kaldırarak iletişimin sağlanması
Kuşak çatışmasının bir anlamda değer çatışması olması nedeniyle, her iki kuşağın sahip çıkacağı ortak değerlerin yaratılmasına olanak hazırlanması gerekmektedir.
Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve
düzenli bir iletişim kurarak diyalogu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak en akılcı çözüm olmaktadır.

Gençlerde Davranış Bozuklukları
Ruhsal hayatlardaki olumsuzlukların sonuçlarını davranışlarda görmek mümkündür. Her davranış
bozukluğu mutlaka bir sebebe dayanmaktadır. Ruh sağlıkları olumsuz olarak
etkilenmiş olan gençlerde çeşitli tepkiler görülür. Bu tepkiler genel olarak
iki grupta toplanabilir:
İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar
Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar
İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar: Bu tür
davranış gösteren gençler, genellikle çok mutsuz, korkutulmuş, sindirilmiş,
suçluluk duygusu içinde bir takım baskılara maruz kalmış ve kendilerine güven
duygularını yitirmiş, çevrelerindeki insanlarla ve dış dünya ile iletişimleri
kopmuştur.
Kimi gençlerde çok fazla çekingenlik,
aşağılık duygusu gibi davranışlar görmekteyiz. Kendine güveni az olan gençler
için olumlu yanlarının gösterilmesi güven kazanmasında etkili olacaktır. Anne
baba ve öğretmenlerin bir çoğu içe kapanık davranışları pek önemsemezler.
Sessiz, sakin, uslu ve terbiyeli çocukları model çocuk olarak nitelendirirler.
Bu çocukları gerçek duygu ve düşüncelerini göstermeyen çocuklar olarak
nitelendirmeliyiz. Bu gençlerin üzerinde daha fazla durmak gerekir. İçe kapanık
kişilerdeki başlıca davranışlar; tırnak yeme, tikler, unutkanlık, hayal kurma,
anne babaya aşırı bağımlılık, aşırı alınganlık, olmadığı halde sık sık
rahatsızlanma gibi davranışları sayabiliriz.
Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar:
Yalan
Bir ergen sık sık yalana başvuruyorsa ana babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor ya
da ceza korkusuyla yalana sığınıyordur.
Gençlere,
isteklerini, sıkıntılarını ve endişelerini rahatça dinlemeye ve çözüm yollarını
bulmaya hazır olduğunuzu hissettirirseniz, sizinle rahatlıkla konuşurlar ise
duygularını gizlemek için yalana başvurmazlar.
Hırsızlık
Psikolojik ve
ekonomik doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan olumsuz bir davranıştır. Hırsızlık
yapan bir çocuğun söylemek istediği bir şey olduğu muhakkaktır. Özel
yaşantısından kaynaklanan bir sorun olabilir, bir şeyi eksiktir veya bir şeyin
değiştirilmesi gerekiyordur.
Gençler, grup
arkadaşlarıyla ‘sırf eğlence olsun’ diye hırsızlık yapabilirler. Genç o anda
hayır yapmam diyememiş olabilir.
Çalmaların karşısında
anne babaların soğukkanlı davranmaları gerekmektedir. Ağır suçlamalar, evden
atmalar, acımasız dayaklar sorunu kötüye götürmekten başka bir işe yaramaz.
Hatta dayak yiyen çocuk cezasını çektiğini ve ödeştiğini düşünerek yeni bir çalmaya yönelebilir.
Çocukların ilk çalmalarında anne babaların olduğu gibi okul yöneticilerinin de duyarlı ve
bağışlayıcı davranmaları gerekir. İlk çalmaların ağır biçimde cezalandırılmaları çalmaların sürüp gitmesine neden olur.
Saldırganlık
Saldırgan çocuk,
ruhsal sorunları nedeniyle yaşıtları ve çevresiyle uyumlu ilişkiler
kuramamaktadır. Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir
davranış beklemediği için ilk tepkisi saldırmak olur. Kendi görmediği hoşgörüyü
başkasına gösteremez.
Saldırgan çocuk,
doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kabadayılık gösterileriyle kendini
güçlü olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Anne babanın tutarsız eğitimi çocuğun
saldırgan olmasına etkendir.
Saldırgan çocuk,
ailedeki dengesizliğe ve olumsuz çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık
kazanır. Sevgi yetersizliğine, katı cezalar ve sürekli anlayışsızlık da
eklenince suça itilme imkanı artar.
Önlem ve Koruma
Huzursuz bir aile
ortamı ergenin, evden ve okuldan kaçmasına sebep olacaktır. Anne baba hiç
olmazsa gencin yanında tartışmaktan kaçınmalıdır.
Davranış bozukluğu
çocuktaki yetersizlik, önemsizlik ve değer duygusu eksikliğinden
kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmen, anne baba ona değer verdiğini,
önemsediğini fırsatlar oluşturarak gence hissettirmelidir.
Gencin kapasitesinin
ve gücünün üstünde başarı beklememeli, elde ettiği sonuçlar olumsuz bile olsa
tenkit edilmemeli, yavaş yavaş onu incitmeden daha iyi sonuç elde etmesine
yardımcı olunmalıdır.
Genci daha iyi
anlayabilmek için arkadaşlarını tanımak gerekir. Gencin arkadaşlarıyla da
gençle nasıl iletişim kuruluyorsa öyle iletişim kurulmalı, gence nasıl önem ve
değer veriliyorsa arkadaşlarına da aynı şekilde önem verilmelidir.

İNTİHAR
Ergenlik yılları diğer hayat dönemlerine oranla intiharın en çok olduğu dönemdir.
Nedenleri: İntiharın en belirgin nedenlerinin başında çocukluktaki sevgi yoksunluğu gelmektedir.
Anne babanın ölmesi, ayrılması, aileden ayrılma, karşı cins tarafından
reddedilme, grup içinde aşağılanma, onuru ile oynanması ergeni derin bir
üzüntüye düşürebilir. Üzüntünün aşırı olması, bireyi çaresizlik içinde
bırakması, ergeni ölüme bu acı verici duygulardan kaçmanın bir yolu olarak
bakmaya itebilir. Ölümün sıkıntılardan kurtulmanın tek yolu olarak görülmesi
ergenlerin intihar etme riskini arttıran çok önemli bir etkendir.
Belirtileri: İntihar öncesinde intihara eğilimi olan bireyler bazı işaretler gösterirler. En
belirgin ipucu bireyin canına kastetmeyi düşündüğünü ifade etmesidir. Bir
şekilde hayattan bezdiğini intihar etmeyi düşündüğünü ifade eden birey kesinlikle
ciddiye alınmalıdır. Daha önce intihara teşebbüs etmiş bir insan da açık bir
şekilde intihar riski taşımaktadır. Ölüm hakkında konuşmalar, ümitsizlik içinde olma, geleceğe yönelik isteklerden ve değer verdiği şeylerden vazgeçme, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma, sürekli endişeli
ve gergin olma, davranışlarda ani değişiklikler, alkol ve uyuşturucu gibi alışkanlıkları edinme, uykularda bozukluk, kendini değersiz bulma, sürekli bezgin ve mutsuz olmanın yanında hayatı yaşamaya değer bulmama gibi belirtiler intihar eğilimi taşıyanlarda gözlenmektedir. Alkol ve uyuşturucu
kullanma ile bireyler geçici bir güven duygusuna kapılabilirler ancak alkol ve
uyuşturucu etkisi ile toplumsal baskılar daha az hissedilir ve gerçek eğilim ve
duygular daha kolay ortaya serilir. Bu bakımdan alkol ve uyuşturucu hem intihar
eğilimleri açığa çıkarması bakımından tehlikelidir hem de sorunlu olanlar için bir sığınma aracı olarak kullanıldığından sorunlarla baş etme yollarının öğrenilmesini zorlaştırır.
İntihar eden gençler
arasında anne ve babası ayrılmış olanların oranının yüksek olduğu, yakın
çevrelerinde intihar vakası ile karşılaştıkları ifade edilmektedir.
Önleme: ergenlik
intiharlarının önlenmesinde ilk yapılması gereken anne babanın, öğretmenlerin
ve ergenlerin eğitilmeleridir. Anne babalara ve öğretmenlere intihar eğilimi
olan ergenlerin nasıl tanınacağını ve onlara nasıl yardım edileceğini öğretmek
önem taşır. Ergenin intihar ile ilgili düşüncesi aile içinde çeşitli tepkilere
neden olabilir. Panikleme, üzülme, kendini suçlama, durumu inkar etme,
görmezlikten gelme ve önemsememe gibi. Bu durumda anne babaya durumun ciddiyeti
anlatılmalıdır.
Anne baba ve
öğretmenler için en önemli başlangıç bu eğilimi taşıyan gençlerle konuşmaktır.
Bu konuşmanın onları değerlendirme, yargılama ve benzeri tavırlar taşımadan
yapılması, destekleyici, onunla yakın ve sıcak ilişki kurmaya yönelik olması
ilk şarttır. Ergen, onu anladığımızı, değer verdiğimizi ve destek olacağımızı
hissetmelidir. İntihara teşebbüs edenlerin önemli bir kısmı derdini anlatacak
kimse bulamamaktan yakınmıştır. Dertlerini ifade eden ergen kısmi bir rahatlama
duyar.
İkinci yol ergenin
sorunlarını çözme konusunda geliştirdiği başetme biçimlerini gözlemek ve ona bu
konuda yeni stratejiler öğretmektir. Bireyler çocukluklarından beri
çevresindeki insanların benzer durumlarda kullandıkları çözüm yollarını taklit
eder. Sorunun ağırlığı altında ezilmek, onun çözümsüz olduğunu ve kendisine hiç
kimsenin yardım edemeyeceğini düşünmek intiharı düşünenlerin sorunlarına
yaklaşımlarında genellikle gözlenen tavır alışlardır. Buna karşılık sorunların
önemli bir kısmının zamana ve içinde bulunulan şartların değiştirilmesi ile
sorunlara yaklaşımlarının da değişeceğini kabul etmek daha olumlu bir
yaklaşımdır. Sorunların üstesinden gelme ile ilgili olumlu bakış açıları
öğretme ile kazandırılabilir. Sorunları ve çözümleri konusunda kendisinden daha
deneyimli bireylerin değerlendirmeleri bireyin içgörü geliştirmesine yardım eder.
Üçüncü olarak
intihar eğilimi olan bireye kaygı ve gerilimi ile başedebilmesi için gevşeme
tekniklerini ve kendine güvenini desteklemek için güvenli davranış tekniklerini
öğretmek önerilebilir.

KAYNAKLAR
Çocuk Psikolojisi, Haluk Yavuzer
Ergenlik Dönemi, Bekir Onur
Genç Kız Psikolojisi Ve Cinselliği, Tuncel Altınköprü
İnsan İlişkileri, Nuran Hortaçsu


Ağustos 2014

Hasan Çakır  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ergenliğe girmedim yasım . 15

Yardım edermsnz? Ltfenn
Haziran 2014

Russel Westbrook, bir soruya yanıt verdi.

Halk içinde genel bir kanı var o da şu, ergenlik döneminde fazla mastürbasyon yaparsan sivilcelerin artar. Ne derece doğrudur?

Düzensiz mastürbasyon dan oluyo. O Kesin. Düzenli yapıp mümkünse her sabah uykundan uyanınca yüzünü sabunla durulaman daha iyi olucaktır.
Haziran 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Mayıs 2014

Redcat, bir soruya yanıt verdi.

Halk içinde genel bir kanı var o da şu, ergenlik döneminde fazla mastürbasyon yaparsan sivilcelerin artar. Ne derece doğrudur?

Yanlış. Akne ve sivilceler bir cilt problemidir. Ergenlik döneminde hormonlarsa meydana gelen değişiklikler vücudun normal yağ dengesini bozar ve tüm vücutta aşırı yağlanma görülür. Temizlenemeyen gözenekler yağ+kir+ter ile birleştiğinde sivilce ortaya çıkar. Ejakülasyon ya da koitus ile bağdaştırılmaz.
Mayıs 2014

Redcat, bir soruya yanıt verdi.

Ergenlik dönemi sivilcelere nasıl bakım yapılmalıdır?

Her sabah PH dengesi 5.5 olan bir sabun ile güne başlamak ve su bazlı cilt tipine uygun bir krem sürmek. Gece yatmadan önce mutlaka makyaj yapılmış ise çıkartılması gerekir ve ne olursa olsun, gece yatmadan önce mutlaka yıkama, arındırma ve nemlendirme yapılmalıdır. Efor sarf edilecek aktivitelerde bulunmadan önce mutlaka cilt temiz olmalıdır ki gözeneklerde halihazırda var olan ter ve yağ kir ile birleşmesin, yeni sivilceye yol oluşturmasın.
Mayıs 2014

Redcat, bir soruya yanıt verdi.

Ergenlik döneminde çıkan sivilceleri sürekli patlattığım için yüzümde izler bırakıyor. İleride kalıcı olur mu?

Özellikler ergenlik döneminde çıkan sivilcelerin patlatılmaması önerilmekte. Cilt tipi sivilcenin oluşmasında önemli olduğu gibi, sivilcenin de özelliği önemlidir, akneye dönüşen sivilceler kesinlikle ellenmemelidir.
Mayıs 2014

Koray Bozkurt, bir soruya yanıt verdi.

Ergenlik dönemi sivilcelere nasıl bakım yapılmalıdır?

Ergenlik sivilceleri yağ bezlerinin fazla yağ salgılaması ve yağ bezi kanallarının deriye açılan kanallarının tıkanması nedeniyle ortaya çıkar. Burada yerleşen bakterilerde sivilce görünümüne neden olmaktadır. Sivilceler neden çıkar?
  • Akne tedavisinde temizlik oldukça önemlidir; cildi kurutup, tahriş etmeyen, cilt yağ dengesini düzenleyen, alerjik olmayan uygun bir temizleyici ile cildin her gün temizlenmesi gerekmektedir.
  • Cildinizi aşırı ovalamayın ve keselemeyin. Cildi hafif ve dairesel hareketlerle çok az ovalayabilirsiniz. Ancak aşırı keselemek veya aşırı ovalamak sivilceleri arttırır ve cildi tahriş eder.
  • Sert havlu kullanmayın.
  • Alkol içeren tonik kullanmayın. Alkol cildin üst tabakasını soyar ve daha çok
    yağ ü
    retilmesine neden olur.
  • Sivilceleri sıkmayın, yolmayın, ellemeyin.
  • Aknesi olan her ergen, yüzünü kuruluğa yol açmayacak şekilde kremli sabunlar veya nötral PH temizleyiciler ile günde 2-3 kez yıkamalıdır. Bu en etkili ve en kolay sivilce ilacıdır. Aknesi olan ergenler için özel bir cilt bakımı yoktur.
  • Kırmızı, ağrılı ve içi iltihaplı çok sayıda sivilce için mutlaka bir doktora ilaç kullanmanız gerekebilir.
Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Daha fazla

14 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.