Bilmek istediğin her şeye ulaş

Din Felsefesi

Din felsefesi, dinin kendiliğinden varoluşsal hareketi için bir tür rasyonel bir meşrulaştırma sağlar. Kutsallık, Tanrı, kurtuluş, ibâdet, kurban, dua, vahiy, ayin ve sembol gibi dinler tarihinin temel konularını analiz eden din felsefesi; dinin, dini tecrübenin ve onun ifadesinin doğasını belirler. Din felsefesi dini konu edinen, dinin insanın var oluşunun kaynağı, insanın doğasının ve kaderinin kaynağı ve değerleri ile ilgili sorunları ele alarak sorgulayan felsefe disiplinidir. Din felsefesi yapmak, dinin temel iddiaları hakkında rasyonel (akılcı), objektif (nesnel), kapsamlı ve tutarlı bir biçimde düşünmek ve konuşmaktır. Dini ele alan tek disiplin din felsefesi değildir. Teoloji (tanrıbilim, ilâhiyat) de aynen din felsefesi gibi dini ve Tanrı'yı konu alır. Ama bunu yaparken belirli bir dinin kutsal kitabına, peygamberlerine ve din âlimlerinin görüşlerine sadık kalarak bunları esas alır. Ama din felsefesinde böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Teolojinin en önemli amacı belirli bir dini temellendirmek, açıklamak ve o dinin inananlarının inançlarını güçlendirmeye çalışmaktır. Bundan dolayı her dinin teolojisi olabilir. Yahudi Teolojisi, Hıristiyan Teolojisi, İslam Teolojisi vb.

Ekim 2017

Eren Kahveci, bir soruya yanıt verdi.

Felsefenin başlangıcından bugüne kadar geçirdiği evreleri göz önüne alarak günümüzde felsefe ne işe yarar?

"Acaba bana öğretilenler / algıladıklarım / inançlarım ne kadar doğru" dan tutun da, gelecekte ne olabilir'e kadar, iyi insan nasıl olunur dan tutun da, var mıyım yok muyum(!)'a kadar ve eleştirel bakış açısı kazanmaya kadar pek çok soru, analiz, felsefi düşünceye girmektedir. Yani aslında gün içinde ya da kendi içimizde ya da yaptığımız işte -tutarlı ya da tutarsız- felsefe yapmaktayız.
Eylül 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

"Sin Şın'a girince Mim'in kabri bulunur" Muhyiddin-i Arabî

Yavuz Sultan Selim Han, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık Savaşı”nı kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı. Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı.

Koca Yavuz, Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin (1240) bir kitabında geçen “Sin Şın’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” şeklindeki bir ifadeyi, büyük âlim Kemal Paşazade ile birlikte incelemişlerdi. Burada “Sin”in Selim’e, “Şın”ın Şam’a, “Mim”in de Muhyiddin’e işaret olduğu kanaatine varılmıştı...

Kabri harabeye çevrilmişti!

Yavuz Selim Han, Şam ve civarında bazı İslâm büyüklerinin kabirlerini ziyaret ediyordu. Çok saygı duyduğu Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin yeri ise hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Çünkü asırlar önce, eserlerini yanlış anlayıp karşı çıkan bazı Suriye âlimlerinin de etkisiyle kabri harabeye çevrilip kaybolmuştu.

Yavuz Sultan Selim Han, bir gece rüyasında Muhyiddin-i Arabî hazretlerini gördü. Kendisine şöyle diyordu:
“Ya Selim! Senin gelmeni beklerdim. Safa geldin, hoş geldin. Mısır gazanı sana müjdelerim. Sabahleyin bir siyah ata bin. O seni bana getirir. Beni hâk-i mezelleten (horluk topragından) kaldır. Bana bir türbe, bir cami ve imaret yapıver... Yürü işin rastgele, Mısır fethi müyesser ola! ”

“Burası Muhyiddin’in kabridir”

Padişah, sabahleyin bir siyah ata biner. At gider, Salihiyye Mahallesi’nde bir çöplükte durup eşinmeye başlar. Orası açılınca büyükçe bir taş çıkar. Üzerinde “Burası Muhyiddin’in kabridir” yazısı görülür. Yavuz Selim Han orayı temizleterek kabri ortaya çıkarır.

Padişah, 22 Ocak 1517 tarihindeki Ridâniye Savaşı ve Mısır’ın fethinden dokuz ay kadar sonra, ekim ayında tekrar Şam’a gelir ve dört aydan fazla kalır. Bu süre içinde Şeyh’in kabrine türbe, yanına ise bir cami ve aşevi yaptırır. İlk cuma namazıyla da açılışını yapar. (5 Şubat 1518)

(tariharsivi.org dan alıntıdır)
Ağustos 2016

Marty Mcfly,  yeni bir soru sordu.

Ağustos 2016

Insan  yeni bir  gönderide  bulundu.

Firavun'un cesedinin korunacağı ve diğer insanlara delil olacağı başta olmak üzere diğer mucizeler

MISIR BULGULARINDAKİ VE FİRAVUN’UN CESEDİNDEKİ DELİLLER - Sorgulayan Müslüman İslam, Din Felsefesi, Bilim, Din-Bilim İlişkisi, Tanrı'nın Varlığı

Musa dedi ki: “Ey Firavun! Gerçekten de ben Alemlerin Efendisinden bir elçiyim” (7:104) Dediler ki:…
Ağustos 2016

Insan  yeni bir  gönderide  bulundu.

speed-light.info/miracles_of_quranPiramitlerin nasıl yapıldığından, ışık hızına; arıların türlerine göre cinsiyetlerinden, atom altı parçacıklara kadar... (ama ingilizce)

Miracles of Quran

Miracles of Quran
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Fususu-l Hikem notları (2)

... "Bir kaynağa dayanarak var olan şey, hakîkî vücût değildir. Belki kendinden
evvelki vücûdun izâfetlerinden ve bağıntılarından olur. Su ile buz arasındaki
bağıntı gibi"

Değerli dostlar , 100 saygınlık puanım olmadan tartışma açamıyormuşum , belki bu başlık tartışmalar kısmında yer almalıydı ama teknik sebeplerle şimdilik burada yayınlıyorum.

Eğer imkan varsa , düşüncelerinizi almak isterim.

Saygılarımla
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Fususu-l Hikem Notları (1)

Aşağıdaki konuyu , bu konuya farklı yorum katacak dostlarla konuşmayı çok isterim.
Değerli katkılarınızı esirgemeyin.
Selamlar

Vücûdun hakîkati bir küllî nûrânî ma’nâ olduğundan o kadar latîftir ki,
onu akıl, idrak, vehîm, duyular ve kıyâs ile anlamak mümkün değildir. Çünkü
idrâk vâsıtaları olan bu belirli vâsıtalar, o latîfin latîfi karşısında kesîfin
kesîfidir.

Kesîf* olanın kesâfet mertebesinde kaldıkça kendi aslı olan latîfi idrâk
etmesi mümkün değildir.

Mutlak vücût öyle bir sonsuz hazînedir ki, içindekiler kendisinden gizlidir.
Çünkü salt vücût kendi zati cemâlinde gark olmuştur**. “Kendinden haberdar
olmak” bir sıfat olduğundan, bu mertebesinde, salt vücût ondan dahi
münezzehdir.

Sonradan meydana gelen vücûdun bu mertebeye aslâ şuûru
olamaz.

Çünkü sonradan meydana gelme(hudus) ve öncesizlik(kıdem) birbirinin
zıttıdır. “İki zıt bir arada olmaz” kaidesi gereğince, birinin görünmesiyle
diğeri kaybolur.

*Kesif : yoğun, saydam olmayan (TDK) ; **gark olmak : gömülmek, batmak, boğulmak (TDK)
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Mavi balon

Kimi insanın yazgısıdır hüsran.
Dünyaya balon olarak gelse, alttaki mavi balon olur kaderi.

5223
Ağustos 2016

Marty Mcfly  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kader,Rastlantı ve seçmek üzerine kafa yormaca (1)

Bir mum "yanmak benim seçimimdi , lakin tesadüfen bir yangında tutuştum ve yandım" diyebilir mi?
Mum seçebilir mi ? Belki bir tesadüfe maruz kalabilir ve tutuşabilir ; lakin seçmek ancak ve ancak bilinç işidir .

Burada bilinçli yani iradeli varlıktan bahsediyor olmamız gerekiyor; hepimiz hemfikiriz.

Adam geliyor, soru soruyor, ayrıntılı yanıt veriyorum ; "ooo harika" diyor gidiyor ; bir bakıyorum kucağında bir ürünle geliyor , benim söylediğimin tam zıttı , hatta alma dediğim şeyi almış gelmiş. "Yahu" diyorum "ne oldu şimdi , o kadar anlattım, açıkladım ve sen de tamam dedin" .

-Gittiğim mağazada öyle güzel anlattılar ve allayıp pulladılar ki, senin tüm uyarıların uçup gitti aklımdan diyor.

Kader hadisesinde de durum buna çok benzer ; bu örnekten farklı olarak, o adamın gidip ne alacağını bilen varlık Tanrı'dır. Doğruyu ona açık açık ifade ettiği , defalarca vurguladığı halde , onun gidip almaması gereken ve hatta belki de kullanamayacağı bir ürünü alacağını bildiği halde , kararı ona bırakan üstün ve eşsiz varlık. (Ben ise sadece bir uyarıcıyım, onun gidip ne alacağını bilme imkanım ve iznim yok)

Gelelim rastlantı meselesine ; rastlantı diye bir şeyin olduğuna inanmıyorum.

Yere düşen bir parayı bulmak rastlantı mıdır ?

Bence hayır ; bir sebeple orada yürüyorum ; bir eksiklik nedeni ile o para cepten yada bir yerden düşmüş.
Sırf kafa dağıtmak için boş boş yürüyor olsam dahi , yürüme sebebim var.
Parayı düşüren , cüzdanı öyle saçma sapan taşıyor ki , cüzdan düşmeye zorunlu.

İrade yoksunluğu ile , iradenin kesişimi.. Fakat sebepler sonucu bir durum.Sebep+Sebep = Sonuç

Seçmek kavramına dair kafamda şöyle bir örnek var :

Mum un doğasında yani fıtrat denilen yapıda yanmak bir özelliktir ; fakat bu özellik klasik manada taşta yoktur. Fakat insanı mumdan farklı kılan şey , kendi ateşini kendinin yakmasıdır (seçim)

Taş dilediği kadar ben yanmayı seçiyorum desin , yanamaz.

Saygılarımla

254 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Mevlana Celaleddin-i Rumi

40 Kullanıcı   9 Soru   36 Yanıt

Teizm

13 Kullanıcı   3 Soru   7 Yanıt