Bilmek istediğin her şeye ulaş

Gezi Notları

Gezi Notları Ağı ile ilgili ilk açıklamayı siz girin.

Kasım 2016

Siran Camgöz  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bir ermeni gözünden Kayseri

Seyahat son zamanlarda benim için vazgeçilmez bir tutku haline geldiğinden beri yeni yerler görmekte eşsiz deneyimler kazandırmaktadır. Deniz turizmi kadar önem verilmesi gereken Anadolu coğrafyasına da ilk Kayseri gezim ile ulaşabildim.
Anadolu'nun zamanında her ilinde ve her ilçesinde yaşayan Ermeni nüfusu ile bırakılan yapılar gerçekten görmeye değerdir. Bu yapıların bazıları günümüze ulaşabilmiş, bazıları restorasyon ile amaç ve sahip değiştirmiş bazıları ise bugünleri hiç görememiştir.
100 yıl öncesine gitmeye hiç gerek olmadan tüm yapılar daha uzaktan bağırıyor zaten Ermeni veya Rum yapıları olduklarını. Bütün hepsinin üzerinde bir iz, bir yazı veya bir simge bulunmakta. İşte bu İşte bu izleri bulmak için Melikgazi, Germir, Zincidere, Endürlük ve Efkere gezdiğim noktalardan.
Biz gezimize öncelikle Endürlük' ten başlayarak Talas'ta bitirdik.Endürlük'e geçmeden önce Ermeni Mezarlığına gittik ki mezarlık içler acısı. Belediye etrafını teller ile çevirmiş olsa da mezar ve taşlar dağılmış. Kim kimin mezarı belli değil. Öğrendiğim kadarı ile mezarlığa artık İran ve Irak Hristiyanları da gömülmeye başlanmış.
Endülüs'te bulunan Rum Kilisesi ziyaretinin ardından geçtiğimiz Zinciderenin de bir Rum köyü olduğunu söylemişti bize rehberlik yapan Mustafa Şenalp Bey. Protestan Kilisesinin ve okulunun bulunduğu bu yerde de biliniyor Ermeni ve Rum varlığı. Zincirdere den göç etmek zorunda kalan Rumların sokaklarını, evlerini gezerken ayrı bir hüzün kaplıyor insanın içini. İster istemez gidiyorsunuz yıllar öncesine. Bazı evlerdeki Rumca yazılar silinmemiş, kanıt olarak duruyorlar orada.
Hüzün aslında yeni başlıyordu; ama biz bunun farkında değiliz. Önce soluk almak için oturuyoruz çay bahçesine 2 çay içtikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Osmanlı zamanında Ermeni, Rum ve Türk yetimlerinin kaldığı Protestan Okuluna yol alıyoruz. Şimdilerde okul demeye bin şahit ister halini görüyoruz. Sokakları arşınlayarak, her evin önünde durarak arabamıza geri binip Germir'e yol alıyoruz.
İşte benim en çok hüzünlendiğim ve keşke görmeseydim, gelmeseydim dediğim yere gidiyoruz. Köyde bulunan 2 Rum ve 1 Ermeni Kilisesi yapılmış zamanında. İlk önce Rum Kilisesine bakıyoruz ki ne ile karşılaşacağımızı zaten hayal edebiliyorum. Kilise; yıkık, duvarlarında yazılar yazılı ama hala tek parça halinde. Söylene söylene buradan çıktığımda daha kötü bir manzara ile karşılaşacağımdan habersizim. Germirde bulunan Ermenilerin çoğunlukta yaşadığı mahalleye gittiğimizde ise hayal kırıklığı, öfke ve hüzün birbirine karışıyor. Kilise khoranının ( papazların dua ettiği, ilahilerin okunduğu alan) kendini hala belli ettiği yapıya geliyoruz. Yapının üst tarafı tamamen yıkılmış ve içeride kavun satılır haline şahitlik ediyorum. Bütün duygularım birbirine karışmış şekilde çıkıyoruz oradan; ama ben de öyle bir hal var ki orayı terk etmek istemiyor ve içerisinde bulunduğum ruh hali ile ikinci Rum kilisesini görmeye yanaşmıyorum.
Germir sonrası durağımız Tavlusun olsa da köydeki yapıları görmek nasip olmuyor. Belediye çalışmalarından dolayı Tavlusunu gezemeden Efkereye geçiyoruz ve Efkere yolunda öncelikle askeriyenin sahiplendiği Surp Garabet Manastırını ancak uzaktan görebiliyoruz ki resmetmek mümkün olmuyor. Ve Surp Stefan Kilisesi Efkereye ulaşıyoruz.
Köyün tepesinde heybetli duruyor Surp Stefan Kilisesi. Kapısı kilitli, içeriye giremesekte akrobat olan bendeniz bir şekilde içerideki ikonların fotoğraflarını çekebiliyorum. Köydeki konakları görmek ise hem hüzün hem sevinç oluşturuyor ben de. Hüznün sebebi artık buralarda Ermenilerin yaşamaması olsa da sevincimin sebebi ırkımın geçmiş olduğu yerleri görebilmek ve eski dokuya dokunabilmek oluyor. Talas'ta Cinciyan Hanesini ve Yaman Dede kültür merkezini de aynı güne koyabiliyoruz. Talas programımız pazar günü olsa da Talas'tan da birkaç yer görüp öyle Setenönü Ermeni Mahallesine geçiyoruz.
Kültür gezime orantılı şekilde seçiyorum konaklama yerimi. Setenönü 1982 otelinin bulunduğu yer zaten Ermeni Mahallesi. Bir gece konaklama gibi kısa sürem olsa da Ermeni Mahallesinde bir Ermeni olarak bana hissettirdikleri gerçekten anlamlı oluyor. Burada bulunan Kuyumcuoğlu, Bezircioğlu, Camcıoğlu, Gürbaz Evi konakları restore edilmekte bir tanesi konservatuvar olarak hizmet veriyor ve diğerleri otele kiraya verilmiş durumda. Konakları, hem gece hem de gündüz geziyoruz. Özellikle otelin terasından eski ismi ile Ermeni Mahallesi çok güzel duruyor.
Pazar günü, kahvaltı sonrasında gezimize başlıyoruz.
Konaklara gündüz gözü ile de baktıktan sonra Osmanlı zamanında Meryem Ana Kilisesi Cumhuriyet Dönemi başlangıçlarında spor salonu ve şimdilerde restorasyon çalışması ile kültür merkezine dönüştürülecek yapıya gidiyoruz.
Bir şehrin dokusuna dokunabilmenin ilk şartı bana göre her sokağına girmektir. Biz de Kayserinin dokusunu anlayabilmek için yürüyoruz devamlı. Ermeni evlerinin nasıl sahipsiz kaldığını, sahiplerin ne zaman ve ne şekilde göç ettiğini düşündürüyor gördüğüm manzara. Bir Ermeni okulunun misafirhane olacağını öğrendiğim sıralarda Çingene Mahallesine giriyoruz. İnsan sormadan edemiyor '' Ermeniler kimler için değiştirildi'' diye. Bu sıralar bir evin önünde sohbet ederken Kars'tan gelmiş ve Kayseri'de yaşayan genç bir kız geliyor yanımıza, konuşmaya çalışıyor ve bize yardımcı olabileceğini söylüyor. Evler hakkında soru soruyoruz kendisine. Evler hakkında konuşurken Ermeni arkadaşının olup olmadığını da sorma gereği hissediyoruz. Bir Ermeni evi hakkında bilgi verecek birinin Ermeni tanıdığının da olması gerektiğini düşünerek. Kayın validesinin Ermeni tanıdıkları olduğunu kendisinin hiç Ermeni tanımadığını söylüyor genç kızımız. Kayın validesinin Ermeni tanıdıklarını sevdiklerini ve Ermenilerin iyi insan olduğunu söylüyor bize. Gururumuz okşansın mı acaba diye birbirimize bakıyoruz ve en son sorduğu soru ile bu insanların aklında ne şekilde yer ettiğimiz gerçeğini vuruluyor yüzümüze. '' Abi, bu evlerde gömü var mıdır, gömü aramaya mı geldiniz''. Bundan sonrası siyasete gireceği için son veriyorum bu kirli konuşmaya.
Yürüyerek Kayseri sınırları içerisinde ayakta kalan, amacına uygun ve faal olan Surp Krikor Lusavoriç Kilisesine geçiyoruz. Kilisenin içi yakın zamanda restore edilmiş bunun için Kayserili Toker Kardeşlere ayrıca teşekkürler. Duamızı edip, mumlarımızı yaktıktan sonra rotamız Talas.
Bir gün önce Talasta bazı yerleri görmemiz programımızı rahatlatıyor. Ermeni Mahalleri ve Konakları gezimize devam ediyoruz. Gülbenkyan Konağı tüm ihtişamı ile karşımızda dururken hemen yakınındaki Gabriel Karamanın konağını da görebiliyoruz. Kendi hallerine terk edilmiş zamanında kime ne şekilde satıldığı belli olmayan bu iki konakta zamana meydan okuyor. Kuyumcular Çarşısı da var; ama sadece adı kalmış artık. Büyük bir bölümü yıkılmış. Aynı bölgede bulunan Karaman Bayırının Gabriel Karaman tarafından yaptırıldığını anlatıyor rehberimiz Mustafa Bey. Gerçekten Ermeni halkının yaşadığı topraklarda hiçbir şey yapmadığının(!) göstergesi sanki bu durum.
Hazin bir hikayede Talasta öğreniyorum. Zamanında Anyon Kilisesinin yerinde şimdilerde sadece toprak ve taş kalmış. Define avcılarının marifetleri ile kilise diye bir şey bırakılmayan bu alanda acaba aradıklarını bulmuşlar mıdır diye soruyorum kendime. Belki de belalarını bulmuşlardır. Yıkılan, hasar verilen bir kilise yani Tanrının Evi.
Ve Kayserideki son Ermeni Sarkis Ağanın evine gidiyoruz. Biraz uzak geçmişten biraz yakın geçmişten konuşuyoruz. Kendisi Kayseri anılarını anlatıyor bizler İstanbul anılarını anlatıyoruz. Kendisini adadan tanıdığım, adada pek çok defa gördüğüm Sarkis Ağayı hatırlıyorum tabi ve kendinden hep korktuğumu söylüyorum. Bazı şeylere kafa tutar gibi boynunda taşıdığı kocaman haçı hep hafızamda.
Artık programımızın sonuna yaklaşırken eskiden Rum Kilisesi şimdilerin camisi Panaya Kilisesi yani Yaman Dede Camisini geziyoruz. Dönüş zamanı yaklaşırken arkamda duran Garabet Dağına bakıyorum. Aklımda ve yüreğimde bin bir düşünce yer alıyor ve sessiz düşünüyorum. '' Bir zamanlar Ermeni toplumu buralardan geçmiş, buralara yerleşmiş ve yaşamış şimdilerde ise ya yoklar ya çok azlar''
Ekim 2016

Thecrazyhands  yeni bir  gönderide  bulundu.

BALKANLAR'DA YOLCULUK

Gezimanya.com'daki linki :gezimanya.com/Yazilar/balkanlarda-yolcu...

Öncelikle bu yazıda daha çok spot bilgiler şeklinde deneyimlerimi paylaşmaya çalışacağımı belirteyim. Şuraya gidin, burada yemek yiyin, orada eğlenin tarzı tavsiyelerde pek fazla bulunmayacağım. Tarihsel detaylarla ilgili çok güzel blog yazıları çeşitli sitelerde bulunmakta google'dan
isteyen bulabilir.

Benim bu tatile çıkmadan önce en çok merak ettiğim ama bloglarda pek göremediğim yol
durumları, sınır geçişleri, trafik detayları, polis çevirmeleri, benzin fiyatları, radar ve konaklamalar
ile ilgili işinize yarayacağını düşündüğüm detaylara değineceğim.

25eylül - 2ekim arası araba kiralayarak 8 günlük kısa denebilecek 4 ülkeden oluşan (kosova-makedonya-arnavutluk-karadağ) balkanlar gezime başlarken telefonuma birkaç işime yarayacak program yüklemiştim;
  • Sygic : bu 4 ülkenin haritalarını önceden indirdim ve çevrimdışı kullanma sayesinde yol sıkıntısı hiç çekmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).
  • Sygic travel: eski adı tripomatic olan sonrasında sygic tarafından satın alınan bu uygulama gidilen ülkede size gezilecek yer, restoran vs gibi oldukça işe yarar önerilerde bulunuyor
  • Tripadvisor: hem otel hem aktivite(plaj, bar, restoran, cafe) önerisi açısından çok faydalı
  • Foursquare: günlük aktivitelerimi planlarken bu uygulamadan öneri ve yorumları da dikkate aldım (özellikle yemek işimi buradan hallettim)
  • Lexar: ios kullanıcısı olarak 16gb telefon hafızamın bana yetmeyeceği aşikardı ve bu sorunu Lexar 16gb iphone usb cihazı alarak çözdüm. Bunun uygulamasını da yükledikten sonra hafızam dolduğu anda saniyeler içerisinde cihaza aktarım sağlayıp dökümantasyonuma devam ettim.
  • Booking:konaklamamı şehirlere gittiğim gün ya da akşamı yaptım, önceden rezerve etmedim (olmazsa olmaz uygulamamız).

Dipnot: Ben zaman kısıtlı olduğu için alamadım ama bulabilirseniz Lonely Planet'ın Western Balkans kitabını seyahat öncesi edinmeye çalışın çok fayda sağlarsınız.

Kosova Rentalcargroup.com'dan (şiddetle tavsiye edilir) öncesinde rezerve etmiş olduğum ekonomi sınıfı
Fiat Punto aracımı Kosova - Priştine havaalanından aldıktan sonra sygic navigasyonu kullanarak yola başladım. { Bu arada priştine havaalanında free wifi mevcut bilginize, adı VALA FREE ;)} Araç ülke geçişlerine uygun özellikte olsun buna kesinlikle dikkat edin ve ona göre ayırtın. Arabanın ruhsatını kontrol edip muayenesinin tam olduğunu görmeyi unutmayın.

6323

İlgilenen çocuğun(Imre) sadece Karadağa geçişte 15 euro vereceksin uyarısını da yaptığını belirttikten sonra Priştineyi birkaç saatte gezdim. Yol boyunca çeşitli benzincilerde göz ucuyla fiyat değerlendirmesi yaptıktan sonra Petrol Company'de karar kıldım. Eğer Kosovadan geçiyorsanız bu benzincide depoyu fulleyin ;) {Balkanlarda benzin bize göre yaklaşık %30 daha ucuz} Makendoya sınır kapısı Vendkalimi kufitar Hani i Elezit'a doğru gelmek üzereydim (yer yer daha hızlı olmak üzere ama özellikle sınıra yakın bölgelerde 50-70 km/h arası seyir halinde virajlar ile dolu asfalt bir yol), sınır kapısına yakın bir mevkide ilk tecrübemi yaşadım. Yol biranda tek şerite düştü, sağda bir kulübe ve görevli memur bana acayip el kol hareketleri yapıyordu, tabi ingilizce anlaşmak imkansızdı. Sonunda bana "bekle" demek istediğini anladım ve aracı sağa çektim ki 45 sn sonra karşıdan birçok araç gelmeye başladı. Meğerse yol o an karşı tarafa aitmiş ben ne bileyim kardeşim : ), telsiz konuşmaları sonrası bana “gidebilirsin” işaretini vermesiyle ara geçişi kat ettim ve gördüm ki bu sefer ters yöndekiler az önce bizim beklediğimiz gibi beklemekteler. Böyle bir şeyle karşılaşır mısınız siz bilmem ama ben gene de uyarıyım. Yol çalışması değildi onu söyleyeyim.

Nihayet sınır kapısındayım ciddi bir kuyruk var, 2 gişe çalışıyordu. Fakat elemanlar çok uyanık sağdan soldan gelip önden araya girmeye çalışıyorlar siz siz olun aman vermeyin. Bunu gördükten sonra öndeki
araçla aramdaki mesafeyi 5 cm tutarak beklemeye devam ediyorum! (Türkiye'de böyle çakallıklar yapamazsın adamı oyarlar, bunlar 2 korna çalıyor sonra pısıyor)

Makedonya
Tampon bölgeyi takiben Makedonya giriş tarafında da biraz bekledikten sonra toplamda 2 saatte geçişi bitiriyorum, şükür! Kanımca bu kadar beklememin sebebi günlerden pazar oluşu malum ertesi gün işbaşı ve bu geçişlere de yansımış (diğer hiçbir sınırda böyle beklemedim). Bu arada Makedon gişelerinde esmer ülkücü bıyıklı bir görevli görürseniz direkt konuşun kendisi ya Türk ya da deli Türkçe konuşuyor ;)

Rota: Üsküp – Tetovo – Gostivar – Mavrovo – Ohrid
Üsküpte İskender meydanı, Vardar nehrini gezdikten sonra Tetova’ya geçtik. Burası kuruyemişi ile meşhur sanırım ki sık rastladık dükkanlara (Kosova’da da görmüştük Tetovo kuruyemişçilerini). Gostivar ise uğramadan geçilecek köy gibi bir yer vakit kaybetmedik. Beni bu gezide en çok gıcık eden şey Makedonya otoyolu idi. Rotanın ilk 50 km sinde 4 kere gişe parası vermek ciddi rahatsız etti beni. Otomobil ücreti 40 dinar ya da 1 euro. 1 euro = 60 dinar, yani Euro verirseniz benim gibi 20 dinar zarardasınız her gişede. Mevzu para değil ama bu durum irrite edici. Neyse 4 kez gişe ücreti ödedikten sonra yola devam ediyorum tabi yol biraz daha özensiz bir hal alıyor sonrasında (hiç para almamalarından durumu çakabiliyorum). Ama yol kötü değil merak etmeyin. Biz Mavrovo’ya her ne kadar uğramasakta siz kesinlikle girin çok güzel bir yer (gitmeden önce çok araştırmıştım). İlk konaklamam Ohrid. En az 2 gün geçirilmeli. Doğal güzellikleriyle, incisiyle meşhur bir yer. Google'da faydalı blog yazılarından muhakkak okuyup birkaç gününüzü bu güzel şehre ayırın. Türk çarşısında istanbul çaycısı var sahibi Cengiz abi çok kibar ve iyi birisi ona uğrayın ve sıcak muhabbetin tadına güzel türk kahvesiyle varın derim. Karşısında ohrid köftecisi var ki yemeden geçmeyin, meydanda havuzun orda "meydan" isimli restoranda türk şarkıları eşliğinde damak tadınıza uygun yemeklerin tadını çıkarın. Ben girdiğimde Barış Manço çalıyordu ilginç duygular yaşadım. Türkçe biliyor herkes merak etmeyin rahat anlaşırsınız. Börek (burek diyorlar) severlere güzel haber Türk çarşısında Adana Kebap diye küçük bir dönerci var sabahları müthiş börek çıkartıyor, biz en çok peynirliyi sevdik tekrar tekrar istedik. Çaylarımızın ise başka yerlerdeki çay ocaklarından bisiklet üstünde getirilmesi ise ilginç idi : ). Fiyatlar ise gerçekten uygun buna inanın. Haftanın her günü pazar kuruluyormuş ama en büyük olanı pazartesi günü imiş. Pazardan ohrid gölünün sularıyla yetişen ve çok lezzetli olan kurufasulyeyi de alarak (10TL/kg) gezimize meşhur inci dükkanlarına göz atıp devam ediyoruz. Kaliteli ve TR’ye göre fiyatları uygun incilerimizi de aldıktan sonra sahilde yürüyüş ve manzaraya kendimizibırakıyoruz.

Altımızda araç olduğu için gölün etrafını neredeyse tamamen gezdik, tavsiyem buna vakit ayırmaya çalışın çok güzel yerler ile karşılaşacaksınız. Özellikle Arnavutluk güney sınır kapısındaki Sveti Naum’a giderken yol üstünde Gulf of Bones müzesi var, buradaki manzaraya karşı birçok resim çekileceğinizi garanti ediyorum müzeye girmeseniz de. Ve tabiki Sveti Naum! Hakikaten görülesi bir yer. Siz araştırın ben detaya girmeden birkaç foto ile size özet gösterip Arnavutluğa geçiyorum.

Arnavutluk
Makedon çıkışı gişeleri sonrası Arnavutluk giriş gişelerinden de oldukça sempatik bir şekilde onayımızı alarak turumuza devam ediyoruz (Arnavutluk gişeleri en güler yüzlü, türkçe “güle güle, teşekkür, hoşgeldiniz” şeklinde sizle iletişim kurmaya çalışan memurlardan oluşuyordu) Ve geldik bizi en zorlayan yola!Pogradec – Elbasan – Tiran yolunun ilk yarısındaki virajlar ve dağ yolları sebebiyle 30-40 km/h hızla tek şerit halde oldukça uzun ve sıkıcı bir sürüş yaşadık. Ne yoldu ama! Bu arada Arnavutluk en güzel otobanlara sahip ülke bence bu 4 ülke arasında o ayrı, ben sadece bu hattan bahsediyorum yanlış anlaşılma olmasın sakın. Elbasandan sonrası Berat olsun Tiran olsun yollar çok iyi basın gidin. Basın derken laf icabı, ilk cezamı Arnavutlukta yedim ben, adım başı çeviri var. En fazla çevirme ve polis kontrol noktalarının olduğu ülkedir turumuzdaki çok samimiyim. Tabelada 80 mi yazıyor öyle git 110 basma yani, ne yazıyorsa o affetmiyorlar.

Dipnot: Size alışmakta zorluk çekeceğinize garanti vereceğim iki şey;

1) Yayalar yaya geçidine sanki yol tapulu malıymış gibi atlıyorlar ve tüm balkanlarda buna saygı had safhada olduğu için muhakkak araçlar duruyor. Bizde nasıl hatırlayın J Sırf bundan ötürü kaç kişiye heyecanlı anlar
yaşattık biz bu turda : D

2) Tabelada yazan hız değeri ile gitmenin verdiği memnuniyetsizlik ve sabırsızlık duygusu (Türk her yerde türk : D)

Tiran’a geldik nihayet. Fakirlik diz boyu, komünizm şehri mahvetmiş hala etkileri apaçık ortada. Neyse işin sosyokültürel tarafını geçiyorum ve heyecanlı yerine geliyorum. Müthiş bir park sorunu var. Biz bulamadık park edecek bir yer ve sizce ne yaptık : D Evet, tabii ki geniş bir kaldırımın köşesine park ettik. Bir yandan cafede bir şeyler yudumlarken bir yandan arabaya bakıyorum ve bingo aynasızlar iş başındalar! Yandaki araba ve bizim araca ceza kesiyorlar. Anlaşmak mı? İnglizce mi : D Adam yazdı yazdı baktım anlaşamıyoruz Google translate sağolsun yarın ödemem gerektiğini öğreniyorum herhangi bir bankaya! CEZA: 1000 lek (33 TL falan). Elbette ertesi gün ödemedim, ödemediğiniz her gün katlanıyormuş bunu 5 gün sonra öğrendik : D (Arabayı kiraladığım firmaya ödedim 15 euro şeklinde katkı payı dahil, onlar kendileri ödeyecekler. En basit yol bu maalesef zaman kaybetmemek adına) Neyse özetle Berat’ı gezmeden, Tiranda Dajti dağına teleferikle çıkmadan, adriyatik kıyılarında deniz ürünlerini yemeden Arnavutluktan dönmeyin. Karides, kalamar , balık bolca tüketin proteine doyun fiyatlar çok uygun çekinmeyin.

Dipnot: Berat kalesi görülmesi gerekli bir yer ve Kalaja Hotel konaklama için tavsiye ediyorum taş evlerde oldukça temiz odalarda çok rahat uyku çekeceksiniz. Kahvaltı dahil hizmet veriyorlar ve gerçekten yeterli (Süt ve meyve bile getiriyorlar daha ne olsun). Türk kahvesini de güzel yapıyorlar.

Bence balkanlarda Türk kahvesi bizden daha güzel yapılıyor. Bir de siz deneyin bakalım fikriniz ne olacak. Yalnız Türk kahvesi var mı emin olun, yoksa onların içtikleri kahveden içersiniz ki cidden ağır bir kahve resimde görüldüğü gibi fincanın yarısına kadar koyuyorlar.

6323

Tiran – Durres – İşkodra hattı çok temiz yollar akıp gidiyorsun valla (polislere dikkat). Dedim ya ulaşımda en çok Arnavutluk memnun etti bizi. İşkodra üzerinden Karadağ’a geçelim derken bir bakalım diyerek girdiğimiz yerden oldukça sevimli bir kente vardığımızı farkettik:İşkodra! Skadar gölü kıyısında bir yerleşim ve çok şirin bir mevki. Meydanda Ebu Bekir Cami var ve ona çıkan İdromeno caddesinde dünya mutfaklarından restoranlar oldukça kaliteli. Yolunuz düşerse San Francisco restoran ya da Villa Bekteshi restoran önerilir ;) Ve Muriqan - Sukobin sınır kapısı geldi çattı. Bir farklılık yaşıyoruz ve tek gişeden hem Arnavutluk çıkışı hem Karadağ girişimizi alıp yola devam ediyoruz.

KARADAĞ
Turun sevmediğim 2. Yolu da burada;Sukobin – Ulcinj – Bar – Budva – Kotor Hattı Sukobin – Ulcinj yolu çok virajlı sarp dağlar arasında dar yollardan oluşuyor. Hele bizim gibi gece geçiyorsanız bariz tırsacaksınız zifiri karanlıkta. Hani birisi yolu kapatsa en ufak şansınız yok kaçmak için öyle diyim. Gündüz vakti geçmeye çalışmanız önerilir. Ulcinj sonrası rahat, gene virajlar var ama yerleşimde var daha emniyette hissediyorsunuz kendinizi. Hele ki Bar’a vardıysanız gerisi tamamdır yollar gayet iyi Kotor’a kadar. Zaten Arnavutluktan Karadağ’a geçince her şey değişiyor, başta para Euro! Evler, arabalar, giyim kuşam, imkanlar vs. Neyse geyiği bırakıp aksiyona geliyorum gene : D Bar’a doğru gidiyoruz önümüzde kıl bir eleman çok yavaş sürüyor arabayı bizde Arnavutluktan çıktık nasıl olsa diye sabırsızlıkla geçmeye çalışıyoruz (The Turk : D) yol bir anda bize çift şerit oldu ve tam solladık rahatlığını yaşarken çat! Aynasızlar az ilerdeymiş ve bizi sağ çekti. Pasaport ruhsat vs derken sollama cezası yiyoruz (aslında yol çift şerit ve sollanmaz çizgisi de yoktu) bize gösteriyor 80 ila 320 euro arası cezası varmış. Bizde çok anladıydık gösterdiği kağıttan zaten! . Ama ben size minimumdan yani 80’den ceza yazıcam ödemediğiniz her gün bu katlanır diyor 320’ye kadar (insaflı çıktı bari). E nereye ödeyeceğiz derken adam bizim ehliyete el koyuyor ve diyor ki cezayı yarın ödeyin bankaya, sonrasında dekont ile polis departmanına gelin ehliyeti alın. Bu süre içinde bizim arabayı kullanabilmemiz için de bir evrak doldurdu ve çevirme olursa bu kağıdı gösterirsiniz dedi. Moraller dip! Nasıl uğraşacağız bunca saçma şeyle diye düşünürken “nereye gideceksiniz buradan almanya? İtalya? Vs” diye sordu, Türkiye dedik adam bir durdu (demek ki pasaporta yalandan bakmış namussuz) Türkiye mi dedi, ee evet! Bir daha durakladı ve elimizden kağıdı aldı yırttı (o kadar uğraşmıştı doldurmakla halbuki) ehliyeti geri verdi hadi gidin ceza yok dedi. İçimizden sevinç çığlıkları atıyoruz ama dışardan vakur bir duruş ile teşekkür edip polisin elini sıkıyoruz ve topukluyoruz, Ciao!! : D

Dipnot: Arabayı kiraladığım firmadaki aracı çocuk Imre’ye bu olayı anlattığımda güzel ama biraz da riskli bir bilgi paylaştı size söyleyeyim benden çıksın. Bu tarz şeyler polislerin para koparmak için başvurduğu yollar olduğunu özellikle bu durumda utanmamamı(resmen don’t be shame dedi adam) ve anlaşma yoluna gitmemi uygun bir dille ifade ederek genelde 5 euro rüşvet ile tüm cezalardan kurtulabileceğimizi söyledi. Fakat bunu “kesinlikle Kosovo’da deneme” diye de uyardı. Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ’da sistem geçerliymiş. Bir sonraki gidişimde başıma gelirse sanırım deneyeceğim.

Bar, Sveti Stefan, Budva ve Kotor tabiki gezilmesi gereken yerler Karadağda. Stari grad(eski şehir) denilen surların içindeki eski yerleşim yerleri oldukça sevimli/lüks restoran ve kafeler ile doldurulmuş. Google’dan gene bu yerlerle ilgili işe yarar gezi yazılarına ulaşabilirsiniz. Kotorda kaleye çıkıp resim çekilmeyi unutmayın ;)

Dönüş yoluna gelecek olursam farklı olarak Arnavutluk Kosova arasında bu sefer Laç – Kukes otoyolunu kullandım. Yol kaymak gibi bizim tabirimizle, geniş ve akıp gidiyorsun hiç korkmayın.

6323

Yalnız ilk 30 km’de yaklaşık 5 hız kontrol vardı aklınızda olsun. Sonrasında kukese kadar hiç görmedim. Benzini ise Emmanuel Petrol’den aldım. Oldukça uygun fiyatı var. Genelde Arnavutlukta benzin fiyatları litre başına 150-175 lek arasındadır. Yanından bile geçmeyin diyeceğim Kastrati Petrol var, kazığın böylesi görülmemiştir (Genel bir tavsiye olarak benzini direkt gidip almadan önce birkaç firmanın fiyatlarına bakın öyle bir değerlendirme yaparak alın derim) . Artık Kosova dibimizdeydi,Morine – Vermice sınır kapısından 8 dk gibi bir sürede sorunsuz geçtik ( Karadağa ne girerken ne çıkarken para ödedik buradan Imre’ye sevgilerimi yolluyorum J ).
Yolumuzun üstünde beni bu turun en çok şaşırtan şehrine geldik. Buraya arnavutluktayken her yerde gördüğümüz köfte reklamları sayesinde meşhur olduğunu tahmin ederek uğramak istemiştik ve “iyi ki de gitmişiz” dedirten lokasyonlardan olmuştu bizim için.

Prizren Prizren Prizren !

Yani Priştinadaki fakirlik, geri kalmışlık, döküklük yerini Kosova’dan beklenmeyecek kadar Avrupayi bir yere bırakmış. Eskişehirdeki porsuk çayının benzeri olan Bistriça nehri etrafında birçok restoran ve kafelerden oluşan tüm kosovanın oraya aktığı bir kent. Çoğu kişi Türkçe biliyor hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Şadırvan meydanındaki cafeleri, sinan paşa camisi ve bu caminin yukarısındaki genç çılgınlığı yaşanan bar ve cafeleri ile resmen piyasa yeri amiyane tabirle. Kızların çoğu sarışın renkli gözlü, aşırı süslü makyajlı ve modern görünümlü. Böyle bir durumu inanın beklemiyorduk, bir yandan meşhur Kosova köftelerini yerken bir yandan da bunlar “turist mi ? ” acaba diyerek kafayı yemek üzereydik ki garson açıklamayı yaptı :Kosovalılar : D Hafta sonu böyle bir durum oluyormuş ama gidecekseniz bu detaya dikkat edin derim, belli ki kosovanın gençlerinin toplanma ve avlanma merkezi Prizren.

Son olarak Prizren üstünden Priştina havaalanı yolunda kullanılan otoyolun da çok başarılı olduğunu söylüyor ve gidecek olanların işine yarar bir yazı olmasını umut ederek hayırlı yolculuklar diliyorum…

Not: Bu turda sadece Makedonya otoyollarında para ödedik, diğer tüm otoyollar ücretsiz idi.

Kalın sağlıcakla…

0 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.