Bilmek istediğin her şeye ulaş

Günlük

Bir kişinin yaşadıklarını, duygu ve izlenimlerini, tarih belirterek günü gününe anlatmasıyla oluşan yazı türüne günlük denir. Günlükler hergün yazıldığı için kısadır. Bu yazılar yazarın yaşamından izler taşır. Eski edebiyattaki adı ruznamedir. Edebiyatımızda Batılı anlamdaki ilk günlük Direktör Ali Beyin Seyahat Jurnali adlı eseridir. Özellikleri şunlardır : Günlükler, içten ve samimi yazılardır. Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır. Günlükler, tarih atıldığı için inandırıcı yazılardır. Günlüklerde gözlem ve kişisel dikkatin önemi büyüktür. Kısa yazılardır.

Mart 2014

Oğuzhan Eker  yeni bir  gönderide  bulundu.

Koku'nun Kimyası

Koku havada çözülmüş haldeki koku verici moleküllerin verdiği histir. Bu moleküller, koku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük oranlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir.

Kokunun etkisi iki basamaklı bir süreçte ele alınabilir.

Birincisi fizyolojik faz… Koku alma hücreleri burun boşluğunun üst tarafında, sarı bölgede bulunur. Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve havaya karışan tanecikler buruna gelir, mukus içinde çözünerek sinirleri uyarır. Bu sinirler, uyartıyı beyindeki koku alma merkezine iletirler. Koku, farkında olmasak bile belki de en savunmasız algımızdır. Diğer bütün duyu sistemleri talamusa bir sinyal göndermek ve algının gerçekleştiği yüksek seviyeler de dahil olmak üzere beynin geri kalanına bağlanmak için izin istemek zorundadır. Ancak koku ile ilgili bilgileri taşıyan sinirler asla izin almazlar. Koku sinyalleri talamusa uğramaz ve doğrudan beyindeki nihayi varış noktalarından biri olan amigdala’ya ulaşır.

İstediğimiz hoşumuza giden kokuları algılayıp istemediklerimizi algılamamak aslında güzel olurdu. Sanırım… Ama zaten anlaşılan böyle bir durum söz konusu değil. Neyse;

Ardından psikolojik faz başlar. Amigdala sadece duyusal deneyimlerin oluşumuna değil, aynı zamanda duyusal deneyimlere ait hatıraları da yönetir. Koku, amigdalayı doğrudan uyardığı için duyuları da doğrudan uyarır. Ardından koku sinyalleri beynimizde karar vermemizde rol oynayan orbitofrontal kortekse yol alır. Bu esnada koku; “sana hatırlamaya değer bir duygu veriyorum, bu duyguyla ne yapacaksın? ” der. Yani algıladığımız kokular o an yaşadığımız olay yüzünden hissettiğimiz hislerle bir ilişki kurar. Buna “Proust Etkisi” denir. Buna bir örnek verecek olursak…

Bir kadın düşünün: Keyifli bir günde, arabayla papatya tarlalarının yanından geçmekte; mutlu ve huzurlu bir ruh hali içinde…

Aniden telefonuna erkek arkadaşının onu aldattığına dair bir mesaj geliyor ve bir anda dünyası değişiyor. Bu sırada etrafındaki baskın papatya kokusu, o kadının zihnine kolayca kodlanabilir.

Bir gün o kadının karşısına bir demet papatyayla çıkarsanız, o papatya demetinin kafanızda paralanması hiç de uzak bir ihtimal olmayacaktır! ”

Kokuların dünyası aslında çok gizemli bir dünyadır. Henüz bu alanda keşfedilmeyi bekleyen daha bir çok şey var. Koku duyumuz, uyumayan tek duyumuzdur. Nefes aldığımız her an, kokularla beynimize kodlanır. O yüzden herkesin koku sevgisi de farklılık gösterir. Kimileri gül kokusunu severken, kimileri nefret eder…
Bu dünyayı keşfetmek için çok farklı alanlarda ilginç çalışmalar yapılmış ve yapılmaya da devam ediyor.

1991′ de Dr. Alain Hirsch, Las Vegas Hilton kumarhanesinin farklı 2 salonuna, daha önceden yapılan çalışmalarda “hoş” olarak nitelendirilen 2 farklı koku sıktı. Kokular kolayca algılanabilecek kadar keskindi ama ortamda ki tüm kokuları bastıracak kadar da güçlü değildi. Üçüncü bir salona ise hiç koku sıkmadı. Koku püskürtme işlemi 48 saat boyunca sürdü. Sonuçlar çok ilginç...

Kokulu salonlardan birinde harcanan para miktarı %45 artış göstermişti. Diğer iki salonda ise bir değişiklik olmamıştı. Ancak Dr. Hirsch, neden diğer kokunun değil de sadece ilk kokunun böyle bir etkiye sebep olduğunu anlamadı. O her iki kokunun da belli bir oranda etkili olmasını bekliyordu...

Bu araştırmanın bir sonucu olarak kokunun ticari satışları artıracağı yönünde çalışmalar başladı. Örneğin Samsung, mağazalarına kendine özgü bir ballı kavun kokusu sıktı. Westin hotelleri, lobilerine beyaz çay kokusu sıktı. Eğer bir mağazaya gider ve burnunuza hoş kokular gelirse bilin ki patron cebinizdeki paraya göz dikmiştir.
Bir başka çalışmada telkin gücünün kokular üzerinde bir etki yaratıp yaratamayacağı idi. Wyoming Üniversitesinde kimya profesörü olan Edwin Slosson bir grup öğrencisinin önünde bir yün yumağının üzerine bir şişe saf suyu boşalttı. Öğrencilerine bu döktüğü sıvının keskin kokulu bir kimyasal madde olduğunu söyledi ve kokuyu algıladıklarında el kaldırmalarını istedi. 15 saniye içinde ön sıradakilerin çoğu ellerini kaldırmıştı 45 saniye sonra sınıftakilerin dörtte üçünün elleri havadaydı.

Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar deneklerden iki kokuyu koklamalarını istedi, birinin üzerinde “çedar peyniri” diğerinde ise “bebek kokusu” etiketleri vardı. Denekler vücut kokusunu peynirden çok daha güzel buldular. Oysa her iki koku da birbirinin aynısıydı. Yalnızca etiketleri farklıydı...

Başka bir araştırmada ise Prof. Gün. R. Semin korkunun bir kokusu olduğunu ve bulaşıcığı olduğundan bahsediyor. 10 erkeği bir araya toplayıp, korku için “The Shining” filmini, tiksinmeleri için “Jackass” programını izletiyor. Her iki durum da da davranışlarını ve terlerini alarak inceliyor. Terin, biyokimyasının diğer insanlara bilgi taşıdığını, o kokuyu alan kişide de aynı etkiyi yarattığını gözlemliyor. Sosyal bir ortamda biri korkup terleyince, o terin kokusunu alan diğer herkes, derecesi farklı olsa da korkmaya başlıyor.

Bir başka araştırma da zaman algısı ile kokuyu bağdaştırmak üzerine. Amaç banyo da kaldığınız 10 dakikayı size 20 dakika gibi algılatıp, sudan tasarruf etmek. Zaman duygunuzla oynamak. Önce kokusuz ve sonrasında nane ve biberiye kokuları ile denemeler yapılıyor. Fark ediliyor ki biberiye kokusu insanda zamanın daha çabuk geçtiği duygusu uyandırıyor.

“Perfume” adlı bir kitapta ise, sonrasında filmi de çekilmişti; burnu çok iyi koku alan birinin, özel insanların ter bezlerinden aldığı kokularla yaptığı bir parfümün bir damlasıyla insanların çıldırmasından tuhaf davranışlarda bulunmasından bahsediliyor. Kim bilir belki bu da mümkündür.

Sonuç olarak bu kokuların gizemli dünyasında ilginç olan bir çok şey kadar keşfedeceğimiz de çok şey var. Yapılan her yeni keşif biz farkında olmasak bile gündelik hayatta bir şekilde karşımıza kesinlikle çıkacaktır.

Yazımın orjinali burada : kimyaca.com/kokunun-kimyasi
Mart 2014

Belgi Saygı  yeni bir  gönderide  bulundu.

Sarılmak Üzerine

Dünyanın en güzel şeyidir. İşe sarılmak, bir düşünceye sarılmak... Ama en önemlisi bir insana sarılmak. Açıkçası uzun bir zaman sarılmak eyleminin yeterli olduğuna inananlardandım (çok da değişmiş değil fikrim ama...). İnsan gerçeği sarıldığı zaman anlar. Zaten bir kişi uzaktan temas ediyorsa, mutlaka mesafeyi tercih ettiğinden, seni de kırmak istemiyormuş gibi gözükmeye çalışmasındandır.

"Sarılmak neden güzeldir bilir misin? Çünkü sağ tarafta kalp yoktur ve orası hep boştur, Sarılınca sağ tarafını onun kalbi doldurur"

Böyle bir yazı görüp alıntıladım. Hoşuma gitti, aklıma da yattı açıkçası. Ten tene değince ritmler bir süre sonra birbirini dengeler. Omuzlardaki gerginlik azalır. Kalp atışlarınız sakinleşir. Nefesinizi tutmak yerine, rahat alır verirsiniz. Sanki yeniden başlamaya hazırlık gibidir, sarılmak.

Günümüzde kime sarıldığınız önemli olmaya başladı. Aslında insan sarılmak istediği insanı bulur, fakat sarılamaz kaygılarından ötürü. Korkar; anlaşılmaktan, kendini ele vermekten veya yanlış anlaşılmaktan. Halbuki bu cinsel bir arzu değildir, bu paylaşımdır. Bir nevi topraklama diyelim. Kucak açıyorsa sana biri korkmadan gitmelisin, ondan zarar gelmez. Bilakis mutlu olursun.

Herkesin birbirine korkusuzca sarılabileceği günler dilemek isterdim. Ama maalesef kötü bir haberim var; sarılmayı bilmiyoruz, sevdiğimize bile. Ben sarılmayı babamdan öğrendim. Dakikalarca hiçbir şey konuşmadan sarılırdık, sıkı sıkı. Sonra günümüz çok güzel geçerdi. Ayrı da olsak bir daha ki sarılmayı beklerdik. Kalp enerjilerimizin birbirine değeceği, birbirini iyileştireceği.

Sevgilerimizi paylaşmak, sevgiyle sarılmak üzere yazımı bitiriyor ve sarılmak üzerine de bir link paylaşıyorum...

bodytr.com/2013/08/sarilmanin-onemi.html
Mart 2014

Belgi Saygı  yeni bir  gönderide  bulundu.

Öylesine içimden geldi..

Bir gariptir yalnız kalmak... Aslında hiç olmak istemezsin... Hem de bir o kadar yalnız olmayı istersin; çünkü, kararlarını tek başına almak istersin... Zordur hayat... Hata yapmak istemezsin hiç... Hep benim olsun, hep benimle... Ne alaka bu müzik ve bu yazı şimdi :) Saygılar...
Mart 2013

Utku Sakallıoğlu, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Bence eğer blog işinde ciddiyseniz gidin konuşun derim. Şaka bi yana eğer ciddiyseniz Wordpress'le başlamanızı öneririm. Hem çok basit bir arayüze sahip hem de ileride işler ciddiye bindiğinde istediğiniz gibi şekil verebiliyorsunuz.
Mart 2013

Serkan Kiose, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

İnploid ile sadece üst menüdeki Yazı Yaz linkine tıklayarak ve yazınızı ilgili konu başlıklarına ekleyerek blog yazısı yazmaya başlayabilirsiniz :). Çok yakında istatistik sayfalarımız geliyor. Bu sayede yazınızın durumunu da ayrıntılı olarak inceleyebileceksiniz.
Mart 2013

Samet Köse, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Wordpress gerektirecek kadar profesyonel bir blog açmaya karar verinceye kadar blogger kullanmaya devam (:
Ekim 2012

Melis Vatansever, bir soruya yanıt verdi.

Günlük tutmanın önemi nedir?

Psikolog seansları gibidir , rahatlatır.Bazı anıları tekrar yaşatır,o zaman sizin çok önemli olan bir olayın yıllar sonra sizin için hiçbir öneminin kalmadığını gösterip yüzünüzde bir tebessüm oluşturur.
Ekim 2012

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Ben de blogger kullanıcısıyım.
Haziran 2012

Mustafa Sert, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Google 'blogger' herkes için basit, kullanışlı ve zahmetsiz bir blog servisi
Mayıs 2012

Oğuzhan Yılmaz, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Hosted servisler zahmetsiz ve bir çok dertten kurtardığı için çok rahatlar tumblr.com kullanıyorum mesela.
Nisan 2012

Serkan İnce, bir soruya yanıt verdi.

Hangi blog servisini kullanıyorsunuz?

Ben yaklaşık 2 yıldır google'ın sunduğu blogger servisini kullanıyorum.Son gelen yenilikler ile daha kaliteli bir sistem oldu memnunum.Teknoloji,yazılım ve internet ağırlıklı yazılar yazıyorum.
serkanince.com'>serkanince.com

1 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.