Bilmek istediğin her şeye ulaş

Hak Ve Özgürlükler

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Nisan 2016

Melek Özaslan, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Bir yer veya kişi ile ilgili aidiyet durumu ortadan kalkarsa özgür olunabilir.
Aralık 2015

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Vardır.

Subjektif açıdan, kişinin konumuna göre değişir.

Cinayet işlemiş bir kişi kısıtlıdır, dört duvar arasındadır.

Suç işlememiş bir kişi dahi içinde bulunduğu topluluk tarafından kısıtlanır, isterse Brezilya'da yakın zamanda keşfedilen ilkel insan topluluğunun üyesi olsun.


Objektif açıdan ise kişilerin tamamını ilgilendiren sınırlar sözkonusudur.

Burada tamamen kamu otoritesi devreye girer ve keyfi olamaz, olmamalıdır. Buna 'temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması' denir ve mutlaka hukuka dayandırılmalıdır. Dayandırılması yetmez, uygun şekilde uygulanmalıdır çünkü bu ince çizginin bir tarafında kısıtlanma varken, diğer tarafında demokrasi vardır.
Ağustos 2015

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Bize okulda diğerlerinin özgürlüklerinin başladığı yer sizin özgürlüğünüzün sınırıdır diye öğretmişlerdi ama sanırım çok pasifist bir tanım bu. Sanırım ideal bir dünyada yani herkesin yeteri kadar aldığı bir dünyada yaşıyor olsaydık tanım doğru olacaktı. Sanırım yaşadığımız bu hırsın, egoizmin tavan yaptığı dünyada sınır bacağınıza sıkıldığı noktadır.
Ağustos 2015

Turgay Emre Keskin, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Kendi pisliğini ortada bırakmak özgürlük değildir. En iyi anarşistler kedilerdir.
Mayıs 2015

Seyda Kartal, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Bir özgürlük bir başkasının özgürlüğünü sınırlamaya başlamışsa eğer o noktadan sonra kendini sınırlamak zorundadır
Mart 2015

Arif N., bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Kuşlar bile belli yükseklik de uçanadiğı düşüncesi aklıma geldikçe özgürlüğünde insanlarda bir çizgi beliresiğini düşünüyorum
Ocak 2015

Serkeşche  yeni bir  gönderide  bulundu.

Savaşımızın Çocukları

4980

Savaş denince akla ilk gelen şüphesiz ölüm, kan, gözyaşı, silah, bomba.. Vs.
İnsan ırkının kendi kendisiyle girdiği her savaşın nedenleri, sonuçları, kazanım ve kayıpları tarih sayfalarında yerini alıyor. Fakat kazanım ve kayıplar bile toprak, asker, tazminat üzerinden değerlendiriliyor çoğunlukla. Ve ben daha hiçbir tarih kitabında şu istatistiği görmedim. Savaşta şu kadar kadın, şu kadar çocuk öldü; şu kadar insan evsiz kaldı, şu kadar insan psikolojik travma geçirdi, şu kadar insan göç etti diye. Bunları yapanlar bile yıllar sonra yarası olduğu için unutamamış veya duyarlı ve imkanı olan birileri oluyor hep.

Bilinen yakın dönem savaşlarında kaç çocuk, kadın, sivil ölmüş diye merak ettim ama bulabildiğim o kadar az şey oldu ki, üzüldüm açıkçası.

Diyelim ki Türkiye Suriye ile savaşa girdi. En basitinden ben, savaşın nedenlerini göründüğü kadar anlayıp safımı tutup, savaşa girer veya kaçar giderim. Peki mahalleme düşen her bombada can veren yaramaz çocukların, dedikodu ve alış-veriş hastası kadın komşularımın, veya ekmek derdinde olan esnaf adamın o bombaların altında paramparça oluşunu reva gören hangi ideoloji, hangi felsefe veya hangi inanç şekli bunu savunacak kadar yüzsüz olacak. ''Savaşta kurunun yanında yaş da yanar'' sözünün arkasına saklanacaklar için de bir çift sözüm var. Çok değil, birkaç yüzyıl öncesine kadar çoğunlukla imparatorlar, krallar savaşacakları krallıklarla askerlerini büyük meydanlarda karşı karşıya getirip savaşırlardı. Tamam kabul ediyorum, bu da saçma olabilir, ama olanca gücüyle bir şehre saldırıp kadın-çocuk-yaşlı demeden katletmekten daha onurludur.

Sadece son 24 yılda savaşlarda 5 milyon 300 binden fazla çocuk ölmüş,35 milyon 740 binden fazla çocuk travma geçirmiş ve bunların en az 19 milyonu evsiz. Başka ülkelere/şehirlere göç etmiş mültecilerin sayısı ise bunun üç katından daha fazla.

Hadi ben arkadaşıma neden savaştığımızı anlatırım bir şekilde; peki kim, hangi yüzle kalkıp o çocuklara biz din için, toprak için, özgürlük için savaşıyoruz diyebilir. Hadi yüzsüzlük yapıp anlattık diyelim, peki anlayacaklar mı?

Birbirimizle savaşıp, birbirimizi yok etmek isteyecek kadar nefret duyabiliriz. Ama bu henüz oynamaktan, gülmekten başka bir şey bilmeyen çocukları acımasızca katletmek için ne sebeptir, ne de mazerettir.


'En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir' demiş ya Cicero, haklı olsa da;
Biz en iyisi birbirimizi yok edene kadar savaşalım şu köşede, Dünya çocuklara kalsın.

Follow @SerkesSair
Aralık 2014

Serkeşche  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kimse Seni Yargılamasaydı ...

Sokakta yürürken, parkta tek başına veya birileriyle otururken, çarşılarda-avmlerde gezinip alış-veriş yaparken, bir yerlerde oturup yemek yerken veya bir şeyler içerken, birileriyle sinemaya giderken, okulda, işte, evde, sokakta... Kısacası günlük hayatına devam ederken, yani olaylar normal seyrinde sürerken yaptıklarını
''Millet ne der! '' kaygısı, korkusu duymadan yaşasaydın nasıl olurdu?

'Zaten öyle yaşıyorum' diyorsan mutlaka yalan söylüyorsundur. Hatta o kadar iyi yalan söylüyorsun ki, kendi yalanına en önce kendin inanmış, çevrene de o yalanı yutturmaya çalışıyorsun.

Şimdi bir an için kuralların, yasaların, güvenlik güçlerinin, sınırların.. Vs. Hiçbir şeyin olmadığı, salt özgürlüklerin olduğu bir dünya hayal et. Ne yapsan sana karışan yok, yasalar ve kurallar da olmadığı için ceza ve ceza kesiciler de yok haliyle.
Pekala, şimdi eğer bu ütopya sana saçma gelmiyorsa sorun var demektir. Çünkü öyle bir şey sadece iki insan evladının bulunduğu bir adada bile mümkün değil. Ama sınırsızlığın, yasasızlığın yanına küçük bir kural koyup ''başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığın sürece özgür olmak... '' dersek o zaman mümkün olabilir.

Şimdi, yapmayı çok istediğin ama ''Millet ne der! '' korkusuyla, endişesiyle yapmadığın üç şeyi düşün ve neden yapmadığını kendine itiraf et önce.
Bunların içinde rastgele gelip geçen insanlara gülümseyerek selam vermek, tanışmak istediğin insanlarla anında gidip tanışmak, saçma bir şeyler anlatanlara ayıp olmasın diye dinlemektense kapat çeneni be, beynime tecavüz ettin resmen diyebilmek, sokakta öpüşmek, sınıfta uyumak, küpe takmak, dövme yaptırmak, alkol almak ... Vs. Şeklinde basit şeyler olabileceği gibi, daha güzel hatta çok garip şeyler de olabilir. Tek kuralımız başkasının özgürlüğünü ihlâl etmemek olsun. Tabi bu arada kendimizi de kendi ellerimizle ördüğümüz duvarların ardına hapsetmeyelim.

Eğer mazeretlerinin arasında ''ailem duyarsa ne der, sevgilim duyarsa(görürse) ne der, arkadaşlarım duyarsa(görürse) ne der... '' gibi bir şey varsa, hastalık ilerlemiş, ilaçla tedavi mümkün değil demektir. Bir an önce ameliyat olmalısın dostum. Çünkü kurtulmak istediğin şey başkalarının yargıları, ama hayat senin hayatın. Hem de acısını da tatlısına da sen yaşıyorsun içinde. Bu durum bir şeyi unutmaması gerektiğini hatırlamak için eline kurdele bağlayıp, ne hatırlaması gerektiğini unutan insanın ruh halinden farksızdır.


Saçmalamaktan korkan insan, özgür yaşamaktan korkan insana dönüşmüş demektir .. !

Yazan:Follow @SerkesSair
Aralık 2014

Serkeşche  yeni bir  gönderide  bulundu.

Protesto Dediğin ...

Tarih boyunca insanlar beğenmedikleri, karşı oldukları şeyleri bir şekilde dile getirmiş veya belli edecek davranışlarda bulunmuştur. Bazıları yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen, katliam-soykırım gibi bir sonuçla bitmediği halde unutulmamış, saygıyla-tebessümle hatırlanıyorsa durup düşünmekte fayda var. Çünkü şu bir gerçektir: ''Ne söylediğin değil, nasıl söylediğin önemlidir. ''

Peru bayrağını Fujimori'nin kirli politikalarına karşı yıkayanlar, Kuru üzüm fiyatlarına karşı kuru üzümü musalla taşına koyup cenaze namazını kılanlar, Yüksekova'da ilçedeki bozuk yolları protesto etmek amacıyla caddedeki çukurlara fidan dikenler, Arızalı üst geçitin çalışması için dua edenler, Vietnam savaşına karşı protestolarda askerin elindeki silahın süngüsüne çiçek takanlar, Mahatma Gandi'nin tuz yürüyüşü protestosu, Gezi Direnişi olaylarında Duran Adam ve daha hatırlayamadığımız yüzlerce basit, zararsız ve verilmek istenen mesajı son derece net bir şekilde yerine ulaştıran, daha fazla kamuoyu oluşturup amaca daha çok hizmet eden tarzda protesto gösterileri.

Bütün bunları hatırlayabiliyor ama kan ve gözyaşıyla biten bir gösterinin bırak nedenini, tarihini bile hatırlayamıyorsak bu 'neyi nasıl söylediğimizin' önemini açıkça göstermektedir.


İnsanlar hak, emek, özgürlük(ler) ve hatta sapkınca-faşistçe taleplerde bulunabiliyor ve bulunacaklar da. Hatta bu uğurda kırıp döküyor, asıp kesiyor, her şeyden vazgeçebiliyorlar. Çünkü her insanın hayata farklı bakış açıları olduğu su götürmez bir gerçek. Ama bu davranıştaki amaç, şovenistlik değilse o halde eylemin amacına ulaşması için şiddetten önce aklın sınırlarını zorlayan tarzda olmasa da tebessüm ettirecek, hüzünlendirecek zekice eylemler yapma yoluna gidilmelidir.

Şiddet bazen kaçınılmaz son, mutlak çözüm olabilir.

Ancak tek yol da değildir, ilk yol da .. !

Yazan:
Serkeş Şair
Ekim 2014

Uğur Çakmak, bir soruya yanıt verdi.

Düşünce suçu nedir? Düşünce özgürlüğünden farkı nelerdir?

Düşünce suçu hukuğa tecavüzün daniskasıdır. Varlıkları doğum hatası olan, evrimleşemeyerek primat olarak yaşamaya devam eden beyinlerin ürünüdür.
Eylül 2014

Belgi Saygı, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüğümüz kimin elindedir? Devletin mi, ailelerin mi, yoksa kendimizin mi?

Düşünceye ket vurulamadığı bir gerçek. Gönül de bulunulmamasından yana. Lakin maalesef para çok önemli bir etmen. Tabii ki para ancak hareket özgürlüğümüzü kısıtlayabiliyor. Ama hareketsizlikte akıl sağlığımıza zarar verirse özgünlük kaybıyla beraber, özgürlük deliliğe kayıyor... İşte öyle bir şey... Analatabildim mi? Hı?
Eylül 2014

Ergün Tuna, bir soruya yanıt verdi.

Eylül 2014

Ergün Tuna, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüklerin sınırları var mıdır? Bu sınırlar nelerdir?

Akademik masallarla ve tanımlamalarla özgürlük izah edilemez... Yaşamın pratiğine baktığımızda... zamanın her anında özgürlüğünüz paranız kadardır...
Paranız varsa ; işyeriniz olur... Emrinizde insanlar çalıştırırsınız... para benim değil mi... diyerek... ister işinize gidersiniz... isterse tatil yaparsınız... samimi olmasa da size şeklen saygı gösterenler... El pençe divane olanlar... Bir şey bilsen de bilmesen de... sen konuştukça sana şakşakçılık yapanlar... Çevrenizde pervane gibi dönenler görürsünüz... Hemen her sahada size kapalı kilitlerin tamamını açmanıza yardımcı olur... para... .Ne kadar paranız varsa... Miktarı kadarcık... itibar ve saygınlığınız olur... TV'lere çıkıp... Bilsenizde... Bilmesenizde... Her türlü çığırtkanlığı yaparsınız... sizi itibarlı yapan para sayesinde... Bilim adamları... Kanaat önderleri... arkanızdan methiyeler düzerler... Gerekirse tv kurup... istediğiniz insanı...tv lerde vereceğiniz rol kadar oynatırsınız... Özgürlüğünüzün sınırları... sahip olduğunuz paranın miktarı kadar olacaktır haliyle... Her şeyin bir bedeli var... Çalışmanın... Ürünlerin... Düşüncelerin... ideolojilerin... inanmanın... sadakatin... Arkadaşlığın... dostluğun... Akraba ilişkilerinin... Vefanın... Ve... Hatta bilhassa ihanetin... En önemlisi para kendisi diğer para ile takas anlamında satılık tır... Öğrenim gören bir öğrenciye soruyorsunuz... .neden bu bölümü okuyorsun... ??? ... Cevap... Çok para kazanmak için... eskiden... En itibarlı meslek öğretmenlik idi... Şimdi... En itibarlı meslek... PARA KAZANMA mesleğidir... Özgürlük adına paraya köle olmak... ...
Eylül 2014

Mehmet Volkan Balbay, bir soruya yanıt verdi.

Özgürlüğün temel alındığı bir dünya modeli nasıl olabilir? Günümüze baktığımızda yeterli miktarda maddi imkân sahibi olmayanların "Özgür" tabir edilen duruma yakın olmadığı görülüyor. Özgürlük neredeyse tamamen maddesel bir şey midir yoksa manevîyat da içerir mi?

İnsan doğarken özgür doğmamaktadır ki yaşamın geri kalanını özgür devam ettirebilsin!

Gerçekleri kabullenmek mutlu olmanın ön şartıdır. Dünyaya gelirken, içine doğacağı şartların hiç birini belirleyemeyen ve -güya- kendi ayakları üzerinde duracağı (!) zamana kadar da o şartlara bağımlı yaşamak zorunda olan, kendi ayakları üzerine durduktan sonra bile bebeklik ve çocukluk yıllarında yaşadığı maddi / manevi deneyimlerin tesirinden ölene dek kurtulamayan insanın hangi özgürlüğünden bahsedilebilir Allah aşkına?

Özgürlük, kelimeler aleminin en karizmatik ancak içi en kof kavramıdır.
Daha fazla

24 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.