Bilmek istediğin her şeye ulaş

Hikaye

YÖNLENDİR Hikâye

Eylül 2013

İlginc Adam @ilgincadam

3 Filtre

Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastladı ve dedi ki; "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? "

"Bir dakika bekle" diye cevap verdi Sokrat. Bana bir şey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna "Üçlü Filtre Testi" deniyor.

"Üçlü Filtre? "

"Doğru, " diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir.

Birinci filtre: "Gerçek Filtresi"

"Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin? "

"Hayır, " dedi adam "Aslında bunu sadece duydum ve ...

"Tamam, " dedi Sokrat

"Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, "

"İyilik Filtresini"

"Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi? "

"Hayır, tam tersi ... "

"Öyleyse, " diye devam etti Sokrat,

"Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı. "

"İşe yararlılık filtresi"

"Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı? "

"Hayır, gerçekten değil. "

"İyi, " diye tamamladı Sokrat,

"Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki? "

Bu, Sokrat'ın iyi bir filozof olmasının ve büyük itibar, saygı görmesinin sebebiydi.

Yakın ve sevgili herhangi bir arkadaşınız hakkında başıboş konuşmalar duyduğunuz her sefer bu üç filtre testini kullanmanız sizlere hararetle tavsiye edilir.

Socrates
Ekim 2013

İlginc Adam @ilgincadam

Yaşanmış Olaylar - 1 (Penisilin)

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çiftçi yaşardı. Fleming'di adı.
Günlerden bir gün; tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu.
Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor.
Çocukcağız; bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
Çiftçi çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı.
Ertesi gün Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi.

Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini.
"Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum" dedi.

Yoksul ve onurlu Fleming "Kabul edemem! " diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftiçinin küçük oğlu göründü.

"Bu senin oğlun mu? " diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla "Evet! " dedi.

Aristokrat devam etti:
"Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver. İyi bir eğitim almasını sağlayayım.
Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur. "

Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu;
Londra'daki St. Mary's Hospital Tıp Fakültesi'nden mezun oldu.
Tüm dünyaya adını penisilini bulan; Sir Alexander Fleming olarak duyurdu.
Bir süre sonra aristokratın oğlu zatürreye yakalandı.

Onu ne mi kurtardı? PENİSİLİN!

Aristokratın adı : Lord Randolp Churchill
Oğlunun adı : Sir Winston Churchill
Kurtaran doktor : Çiftçinin oğlu Sir Alexander Fleming

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın. Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin. Karşılığı nasıl olsa gelecektir.
Ekim 2013

İlginc Adam @ilgincadam

AFFETMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Bir lise öğretmeni günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz? ”

Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin. ” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz! ”

Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama, ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen:

“Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun. ”

Bazı öğrenciler torbalarına üçer–beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak? ” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar:

“Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde... hep yanınızda olacaklar. ”

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar:

– “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor. ”

– “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık. ”

– “Hem sıkıldık, hem yorulduk... ”

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir:

“Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir...
Kasım 2013

Kuzeymavi @kuzeymavi

Akıllı ihtiyar.

Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Eğitim
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 lira vereceğim" der.
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 kuruş verebilirim. "
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 kuruş verebilirim, tamam mı? "
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz. "
Aralık 2013

Ishak Budak @ishakbudak

ACI ELVEDA

Dağların eteklerinde rüzgâr pöfür pöfür esiyordu… Perşembe’nin ertesi şehir beklenen beyaza bürünüyordu. Dağların açık kahvemsi rengi beyaza bürünmüştü. Mezarı andıran açık çukurlar beyazla doluyordu şuursuzca ve hunharca…
Dağın eteklerine kurulan küçük ev karla savaşıyordu resmen. Rüzgâr esiyordu yel yel , hırçın hırçın. Beyazla rüzgârın karışıp oluşturduğu yeller dalları kırıyordu sıra sıra…
Uğultular uğultular… Rüzgârın dağlara bıraktığı ses yankılanıyordu. Dar kapısından başka hiçbir aydınlık yeri olmayan küçük evin çatısında dalga dalga dumanlar, karla karışıp gökyüzüne hapsoluyordu.
Evde anne, baba ve küçük çocukları kalıyordu… Aile, Aretyan’ın üzerine titriyordu. Aretyan hastaydı… Lösemi hastasıydı…
Gece bastırıyordu. Arabalar dağınık dağınık gidip geliyordu. Hava pusluydu. Pusun yaydığı soğuk , rüzgârla birleşince daha sert esiyordu… Gecenin karanlığına hapsolmuş karlı ve rüzgâr esen şehir korkunç bir hal alıyordu. Gecenin ayazında hızlı hızlı ayak sesleri beliriyordu. Ayak sesleri Lösemi hastası Aretyanın evine ulaşdıkça giderek hiddetleniyordu. Nefes alışları git gide sıklaşıyordu.
SARSINTI
Birden bir gürültü koptu. Yüzü sarılı haydutlar eve saldırdılar birden. Anne, baba ve Aretyan’ı aldılar ve evi ateşe verdiler… Karlı hava da ateş hiç olmadığı kadar göğe yükselip kızılımsı bir renk cümbüşü oluşturuyordu.
Hikaye

AYLİN VE TİLKİ
Aylin, doğuştan yetenekleri olan güzel mi güzel iyi mi iyi bir genç kzıdı. Onu deliler gibi seven aşkından küle dönen Tilki de yakışıklı mı yakışıklı bir oğlandı. Onlar birbirlerine sırılsıklam aşıktı görenler gıpta ediyordu.
BİR YUMRU GÖĞÜSTE
İki süper güç yetenek göğüslerinde bir yumru hissetiler… Bir yerlerde ters giden bir şeyler vardı… El ele tutuşunca ters giden yere ışınlanma, süper yeteneklilerin güçlerinden biriydi… El ele tutuştular…
Birden kendilerini gecenin bir yarısında karlı bir şehirde buldular… Yanan bir ev… Haydutlar, anne, baba ve Aretyan’ı gördüler…
Manzara dehşetti… Anne , baba ve Aretyan’ ın kurtarılması gerekiyordu... Haydutlar Aylin ve Tilki’yi gördüler… Birkaç haydut Aylin’e saldırdı… Ama saldırır saldırmaz müthiş bir elektrik akımıyla karşılaştılar… Tilki de görünmez olup Aretyan’ı haydutların elinde kaçırdı… Ama anne baba ölmüştü… Lösemili Aretyan’ı kurtarmışlardı… Hemen ışınlanarak ordan uzaklaştılar ama güçleri çok az kalmıştı… Tilki, Aylin ve Aretayan mutlu bir hayat sürdüler… Aretyan’ın bütün masraflarını da ikisi karşıladı… Ve Aretyan iyileşti…
YILLAR SONRA
Yıllar yılları kovaladı…Aretyan büyümüştü…Aylin ve Tilkinin hasta olduğunu haber alır almaz derhal Bolu’ya gitti…Aylin ve Tilki Aretyanı gördüklerine çok sevindiler…Aylin ve Tilki hastaydı…
HÜZÜN
Aylin ve Tilki Aretyan’ı duyuyor ama dinlemiyordu…
Sözcüklerden çok , gözler konuşuyordu…
Aylin ve Tilke Aretyan’a hasretle baktı. Ve dediler ki:
“Hepimiz birlikte yaşasaydık keşke !!! Kuşlarla dolu ağaçlar… Biz ve sen…”
Odayı sessizlik kapladı. Aylin ve Tilki birbirlerine dikerken gözlerini müthiş bir ışık yayılıverdi gökyüzüne…
Sustular …
Gözyaşı akmadı geri geri gitti…Aylin ve Tilki tebessüm etmeye çalıştı. Aretyan, Aylin ve Tilkinin ellerini avuçlarının içine aldı.
Birden irkildi… “Elleriniz buz gibiydi…Hasta mısınız? ”
Aylin ve Tilki , Aretyan’ı üzmemek için hasta değiliz çok iyiyiz dediler…Fakat…
Fakat…Ne?
“Az sonra öleceğiz”
Aretyan birden ürperdi.
“Ölmek mi? ” diye haykırdı?
Aretyan soluk soluğa ağlıyordu.
Onlara dönerek:
“Siz beni kurtardınız! Gidemezsiniz hiçbir yere? Lütfen bırakmayın beni! Lütfen dedi…”
Birden yağmur yağmaya başladı. Gökyüzünden boşalırcasına yağmur yağıyordu hiddetli hiddetli…
Birden sessizlik oldu…
Bu sessizliği gözyaşları bozdu…Gözyaşı birden sel olup aktı. Gözyaşlarıyla birlikte acı bir haykırma yankılandı…
“Ne olur! ”Beni bırakmayın!!!
Aylin ve Tilki karanlığa gidiyordu…
Solukları kesiliyor , hareketsiz kalıyorlardı…
Aylin ve Tilki birbirlerine bakarak sonsuzluğa gidiyordu…ve bakarken sonsuz oldular…Leyla ile Mecnun olup yıldızlaştılar…
Ocak 2014

Seda Akyol @multiseda

Güzel Bir Öykü

Doğru adam doğru kadın...

Anlaşmak neden zor? Aslında anlamaya çalışmak yerine hep bir anlaşılma çabası var bizim kültürümüzde. Hep karşımızdakiler hatalı ve hep karşımızdakiler bizi anlamıyor. Biz daha kendimize değer vermeyi bilmiyoruz ki karşımızdakine değer yükleyebilelim! Önce kendimizi sevsek, kendimizle barışsak sonrada başkalarına kendilerini değerli hissettirsek her şey ne kadar kolay olacak...


'Yıllar önce Hawai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır. Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.


Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.

Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!

O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve
damat iki yıllık balayı planlamıştır.


Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber
vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Johny ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel zarif birisidir. İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler. '


Yazar işin püf noktasını şöyle özetler; 'Johnny 12 inek ödedi kız 12
ineklik bir kadın haline geldi. '


Bu hep böyle olmaktadır; eşinize verdiğiniz değer ona kazandırdığınız
değerdir. Aslında 'doğru adam' 'doğru kadını' inşa eder 'doğru kadın' da 'doğru adamı'.


Yani burada esas mevzu olan doğru adam yada kadınla olmak değil nasıl bir tutum takındığımız ile alakalı!
Mart 2014

Ali Kaan Yantiri @akyantiri

Ufak Bir Deneme

Bir barda oturdum. Önce çantamdan bir kitap çıkardım ve el işaretleriyle bir bira istedim. Sigarasız olmaz diye düşünüp daha önce hiç açmadığım sigara paketini açtım. Bir sigara çıkardım ve yaktım. Etraf o kadar sessiz olmamasına rağmen sigaranın yanış sesini duydum.

Birayı getirdi garson ve masaya koydu biraz sinirli bir tavırla. Galiba hiç, kitap okuyan birini görmemişti. Mekan salaş ve bir o kadar da izbe bir yerdi. Aslında hak vermiştim garsona. İzbe bir yerde içmeye gelen insanlar vardı ve benim oraya gelen insanlara saygısızlık ettiğimi düşündü. Garsonun gözlerinden, burası kütüphane değil git kitabını orada oku dediğini hissettim. Daha açmadığım kitabımı masaya koydum ve biramı elime alıp büyük bir yudum aldım. Yanan sigaramdan bir nefes çektim ve etrafa bakmaya başladım. Sanki insanlar bu adam ne yapıyor dermişcesine bakıyorlardı bana. Aldırmadan biradan bir büyük yudum daha aldım.

Kitabı elime aldım ve okumaya başladım. Şans eseri kitap izbe bir barı anlatıyordu ve kitabın cümleleri şu şekilde başlıyordu: ´İnsanlar bara içmek için geliyorlardı. Derdinden, mutluluğundan yada herhangi bir şey olması için içen insanlarla doluydu burası. Ya ben neden buradayım? ´

Sonra kendime bu soruyu sordum 'ben neden buradayım?'. Aslında cevabı basitti bir şeyler olsun diye geliyordum hep barlara. Arada barlarda kitapta okurdum, bugünki gibi ama hiçbir zaman sorgulamamıştım kendimi bugüne kadar. Farkına vardım ki buraya insanlar ya derdinden yada mutluluğundan geliyorlardı. Bana bakmalarının sebebi de buydu. Ben bir şeyler olsun diye gelirken insanların hayatında bir şeyler olmuştu zaten. Garsona baktım ve hesabı istedim el işaretleriyle. Yine sinirli bir tavırla, hesabı jet hızıyla getiren garsona ödedim ve çıktım. Arkama baktığımda gördüğüm tek şey benden sonra herkesin normal davranmaya devam ettiğiydi.
Haziran 2014

Hakan Kubaliç @hkubalic

Bu yaşımıza kadar dinlediğimiz masalların orjinal hallerini merak ettinizmi?

Uyuyan Güzel / Sleeping Beauty

Orijinal masalda güzel prenses bir lanet yüzünden değil, bir kehanet yüzünden uykuya dalar. Kral, güzel kızı uykusunda izler ve ona sahip olduğunu hayal eder. Bu hayal tecavüze dönüşür. Aurora uykudayken iki çocuk doğurur. Çocuklardan bir tanesi annesinin parmağını emerken, tesadüfen onu uykuda tutan keten parçasını çıkarır.
Aurora uyandığında, kendisini tecavüz edilmiş ve iki çocuk doğurmuş olarak bulur.

Kırmızı Başlıklı Kız / Little Red Riding Hood

Hikayenin sonunda cesur avcı, kurdun karnını yararak zavallı kırmızı başlıklı kızı kurtarıyordu, değil mi? Fransız yazar Charles Perrault tarafından yazılmış orijinal hikayede ne avcı vardır ne de büyükanne! Kurt, kırmızı başlıklı kızı afiyetle yer ve masal biter. Ana fikir yabancılarla fazla diyaloğa girmemektir.
Bir başka versiyonun finalinde ise Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız'a büyükannesini yedirir.

Elleri Olmayan Kız / The Girl Without Hands

Şeytan, fakir bir adama değirmenindeki bir şeyi kendisine verirse onu zengin edeceğini söyler. Zavallı saf adam bunun bir elma ağacı olabileceğini düşünerek kabul eder. Halbuki şeytan kızını istemektedir. Ancak kızın saflığı sebebiyle ona el süremez. Bu yüzden öfkelenen şeytan kızın babası tarafından ellerinin kesilmesini ister aksi halde fakir adamı alacaktır. Kız kabul eder, baba da anlaşmayı yerine getirir.
Diğer versiyonların birinde kız ellerini kesiyor çünkü kendisine tecavüz etmeye çalışan erkek kardeşine çirkin gözükmek istiyor. Bir diğerinde de babası, genç kız kendisiyle seks yapmadığı için öfkeleniyor ve kızın ellerini kesiyor.

Rapunzel

Grimm Kardeşler'in yazdığı orijinal hikayede prensin sıklaşan ziyaretleri sonunda Rapunzel hamile kalır, çocuğunu harabe haldeki kulede yalnız başına doğurur.

Hansel & Gretel

Hansel ve Gretel, ormanda kaybolarak kötü kalpli bir cadının şekerden yapılma evini bulur. Burada cadı tarafından tuzağa düşürülerek esir alınırlar. Cadı onları yemek üzereyken bir yolunu bulup onu fırına atarlar ve hikaye sona erer. Daha eski ve Kayıp Çocuklar olarak adlandırılan Fransız versiyonunda cadı değil şeytan var. Şeytan bir kez çocuklara kanar ama sonra bir yolunu bularak çocukları kesmek için bir bıçkı tezgahı yapar. Ama çocuklar tezgaha nasıl çıkacaklarını bilmiyormuş gibi yaparlar. Şeyten onlara göstermek için tezgaha çıktığında çocuklar onun gırtlağını keser ve kaçarlar.

Fareli Köyün Kavalcısı / The Pied Piper

Bir köy farelerin istilası altındadır. Günün birinde kaval çalan bir adam köyü farelerden temizleyebileceğini söyler. Köylüler de bunu başarırsa ona yüklü miktarda para vereceklerini belirtirler; anlaşma yapılır. Adam, kaval çalarak tüm fareleri etkileyip peşinden sürükleyerek köyün dışına çıkarır. Ama köylüler adama parasını vermeyi reddeder. Bunun üzerine (modern versiyonda) kaval çalan adam köydeki tüm çocukları sihirli müziğiyle peşinden sürükleyerek bir mağaraya hapseder ve köylüler parasını verince de serbest bırakır. Orijinal hikayedeyse kavalcı tüm çocukları bir nehre sürükleyerek boğulmalarını sağlar. Sadece topal bir çocuk diğerlerinin hızına yetişemediği için kurtulur. Bazı edebiyatçılar bu masalda pedofili imaları olduğunu belirtiyorlarmış.

Küçük Deniz Kızı / The Little Mermaid

Christian Andersen tarafından yazılan orijinal hikayede, deniz kızı prense aşık olur, insana dönüşünce sesini kaybeder. Attığı her adım, kılıçların üstünde yürür gibi acı versede prensle dans eder. Ama prens onu, tanıştığı andan bu yana sadece bir kardeş gibi sevmektedir. Deniz kızı da konuşamadığı için duygularını prense açamaz. Bu trajedi yetmediği gibi prens bir başka prensese aşık olup evlenir. Kurtulması için deniz büyücüsü ona bir hançer verir ve prensi öldürmesini söyler. Deniz kızı bunu da yapamaz ve kendisini denize atar, bir köpüğe dönüşerek yok olur (yani ölür) . Sonra Andersen daha yumuşak bir versiyon yazarak deniz kızının rüzgarın kızına dönüşerek cennete gitmek için beklemeye başladığını yazar. Mutsuz son ve ölüm her iki halde de deniz kızının peşini bırakmaz.

Kurbağa Prens / The Frog Prince

Grimm Kardeşler'in yazdığı orijinal hikayede, kurbağa, prensesi onunla anlaşma yapması için kandırır. Gün geçtikçe kurbağanın istekleri artar ve sonunda prensesle sevişmek ister. Prenses sinirlenip kurbağayı duvara fırlattığında kurbağa, prense dönüşür.

Pamuk Prenses / Snow White

İşin aslı Kötü Kalpli Kraliçe, Pamuk Prenses'in kalbini değil, akşam yemeğinde yemek için hem karaciğerinin hem de akciğerlerinin sökülüp getirilmesini ister. Bir de prensin sihirli öpücüğüyle uyanmak gibi bir durum söz konusu değil. Onun yerine prensin atının terkisinde kendine gelerek uyanır. Yani prensin ne amaçla ölü olduğunu düşündüğü bir prensesi atına bindirip götürdüğünü bilmiyoruz. Grimm Kardeşler'in yazdığı hikayenin sonunda Kötü Kalpli Kraliçe kızgın demirden ayakkabılar giydirilerek ölene kadar dansetme cezasına çarptırılır.

Külkedisi / Cinderella

Bu masalın orijinali İsa’dan Önce I. Yüzyıla kadar gidiyor. Burada Strabo’nun kahramanının adı Cindirella değil Rhodopis. Balkabağından araba ve cam ayakkabılar haricinde orijinal hikaye modern versiyona benziyor. Ancak Grimm Kardeşler'in versiyonunda Cinderella, kötü kalpli üver kız kardeşlerini affedecek kadar saf ve merhametli değildir; üvey kız kardeşler ayaklarını Cinderella gibi küçültebilmek ve ayakkabıya sığdırmak için ayak parmaklarını keserler, evin her yanına kanları bulanır. Cinderella'nın güvercinleri bu hileyi prense haber verirler ve üvey kız kardeşlerin de gözlerini oyarlar. Cinderella üvey kız kardeşlerini affetmez. Kendisi prensin şatosunda lüks bir yaşam sürerken, üvey kız kardeşler ömürlerinin geri kalanını kör dilenciler olarak sürünerek geçirirler.
Ağustos 2014

Fatih Metin @fatihmetin

Bir insanoğluna ithafen, başka insanoğlunun hayat özeti... Yalandan nameler mânâda kaybolmuş...

Başkasının hayatına ithafen... Hangi modda yazıldığını hatırlamadığım lakin samimi bir yazı... Belkide birisinin hayat özeti... Yalandan nameler mânâda kaybolmuş...

Kendime yazdıklarım çok daha net ve acımasız. Az bile!

Yazıyorum yazıyorum siliyorum. Geçmiş yok olmuş, gelmiş hoşgelmiş diyorum. Buyur ediyorum herşeyi ve herkesi. Teklifsiz giriyor ve mutlu ediyor beni... Yürüyoruz birlikte... Arkaya bakmadan... Konuşuyorum konuşuyorum durmadan. Dalıp gidiyorum konuşurken... Sonra diyorum ki bak sana ne diyeceğim. Bunu derken duruyorum... Bakıyorum ki yanımdaki arkamda kalmış. Bekliyorum ki gelsin diye... Geliyor yanıma ve diyorum ki bak sana ne diyeceğim... Bakıyorum ve unutuyorum. Tam hatırlıyorum o an diyor ki yanımdaki bak önce ben diyeceğim... Unutma söyleyeceğini... "Peki"diyorum ve dinliyorum. Başlıyor anlatmaya parlayan gözleriyle... Bakıyorum Rabbim'in özenerek yarattığı gözlere bakıyorum bakıyorum... Gözlerim nemleniyor konuşamıyorum... Diyor ki sen ne diyecektin... Evet... Ben ne diyecektim? Yutkunuyorum, diyemiyorum diyeceğimi... Ayak izim hiç olmadı diyemiyorum. Dönüyorum tekrar hayata ve diyorum ki "arkadaş pes! "Ben pes ettim. Sen ne diyorsan öyle olsun be hayat diyorum.Siliyorum tekrar tüm geçmişi ve hadi diyorum yeniden... Yeniden diyorum yürü... Tam adım atacak oluyorum ki tabir yerindeyse domuz bağı yapmışlar bana ve hadi diyorlar koş... Koş... Oysa ki ben hareket dahi edemiyorum. Kıpırdadığım an aldığım nefes kesiliyor. Ben kıpırdayamazken yürü bile demiyor hayat. Koş! Diyor...

Benim tökezlememe sebep olan her ne varsa hayatımızdan tek tek çıkarmak demek beni ince ince öldürmek demek olduğunu biliyor olsaydın eğer bana yine der miydin bunları tek tek çıkartacağız hayatımızdan diye... İdealist yaklaşım her zaman kazandırır. Eyvallah... Lakin idealist tutum içerisinde risk almadan garantici yaklaşımla bir hayat idame ettirmek nefes almaktan öteye götürmez. ... ki bu benim gibiler için soluduğumuz karbondioksit anlamına gelir. İnceden inceden yok eden...

Hayatımdaki her konu karmaşık bu doğru. Ama komplike değil... Bana göre... Bana göre komplike değilken başkalarına göre yılan hikayesi. Ama doğru evet. Karmaşık! Ben vicdanımla yüzleşip kendime anlatmak konusunda imtina ediyorken başkalarıyla paylaşmam söz konusu dahi olamaz aslında. Gizemli adam moduna geçiriyor bu cümle belki... İğrenç, tahammülsüz bir mod... Gizem falan yok. Unut bunları. Kolay hiç bir şey yok. Benimki zor olan hatta en zorlar kategorisinde olan bir seçim. Tek kelime işte söyledim... Karmaşık! Henüz düğüm olmamış ama buna yakın...

Ayrıca benim patlamış halim değil bu... El bombasını bilir misin? Pimi çekilmiş şekilde yer çekimiyle mücadele halinde olan el bombası gibiyim. Yer çekimine karşı gösterdiğim tek direnç sevdiğim bir kaç Allah kulu ve onların bana olan inancı... Sorumluluk...

Güneş batalı çok oldu. O günden sonra doğan her güneş mânâsız, sadece görüntü olan... Elbette hergün doğuyor ve batıyor... Ama batışında göz kırpıyor. Bekle ben bir tur atıp geliyorum diyor ve yine batarken aklına geliyoruz...

Beni hissedemezsin. Bunu zaten beklemiyorum. Beni belki anlayabilirsin. Bu da tam anlamıyla olmaz. Bunu da zaten beklemiyorum. Hani alemlerin yaratıcısı Rabbim insanın da tüm yedek parçalarını vücuduna yerleştirmişya ihtiyaç halinde alınsın diye. ... Ve hatta prospektüs olarak ta Kur'an-ı Kerîm'i göndermiş bakın ve uygulayın diye. Ama hala çözülememiş boyutlar varya aleni şahit olduğumuz gerçekler varken ve belki de çözülmüş ama görmezden geldiğimiz, vicdan sorduğu zaman inkar edemeyeceğimiz ama nefes alırken hayır ya böyle dediğimiz... Öyle bir şey bendeki... Zaman zaman gurur ve geri dönememe, zaman zaman ise çözümünü henüz bulamadığım ama bulmak için savaş verdiğim bir hal...

Bir şeylerin düzelmesi için hiç bir zaman geç olmasada düzeldikten sonra çokta zamanlıca olmadığı anlaşılıyor... Keşke denilen lanet kelime geliyor yine dilimize. Keşke daha erken akıl etseydim, keşke şu zaman farketseydim, keşke, keşke... Ama neresinden dönersen dön zarar yine zarar oluyor. Döndükten sonrasına kar desek bile... Sorun ne biliyor musun? İyi dayanmış olsamda artık dayanamıyor olmam ve bu yolda zarar verdiğim insanların vebalini düşünürken buna her geçen gün yenilerinin katılıyor olması. Yenileri önemli değil aslında ama yenilerinin bugüne kadar gelip geçen insanlardan daha değerli olmaları büyük sorun. Geçmişte canımı yakan insanların, gelecekte hayatıma gireceklerin haklarına girmiş olmaları mı sorun, bunlara benim izin vermiş olmam mı...

Yalandan gülücük ve esprilerin olduğu şaklaban bir profil oluşturursun sevdiklerine; ... Bugüne kadar acaba ne yer ne içer diye düşünmediğin, ama yakınlarda benim annem var benim babam var dediğin, dualarıyla nefes aldığın atalarına bari şimdi az üzülsünler diye utanarak, kendini acıtarak tebessüm edebiliyorsun sadece başka verecek bir şeyin kalmadığı için...

Geç artık çok geç. İmkansız 7 yaşına geri dönmen. İmkansız dününü yaşaman, imkansız 1 saniye öncesi... Bunlar sana yazdıklarım sadece. Kendime yazdıklarım çok daha net ve acımasız. Az bile!

... ... ...

Fatih Metin
05.07.2014 / 05:00
Ağustos 2014

Fatih Metin @fatihmetin

Eylül 2014

Şaman @chamacon

Baron Şaman von der Welt

Geçenlerde bir dişimin dolgusu düştü içine anında bir fil girdi, naapacağımı şaşırdım, gel zaman git zaman fili sulamayı unutmuşum, öldü hayvan. Ayarladım mezarını, imamı. Tam gömüyoruz hayvanı, kuyruğu kaydı kenara, kıçındaki haç ortaya çıktı. Baktık hayvan katolik gittik ilk bulduğumuz kiliseye. Papaz der program dolu, kaldım elimde katolik bir fil naaşıyla. Neyse gitti papaz yaklaştı arkasından zevcesi, dedi benle sevişirsen ayarlarım yarına senin filin cenazesini. Ziyadesiyle cezbediciydi zaten kadın. Olur dedim madem dişimin kovuğunun filini başka türlü defnetmenin yolu yok. Yani sevdiceğim, ister inan, ister inanma ben masumum; problem diş kovuğumun filinde.


Yani tabii ki tümü yalan, benden sürekli tutarlı ve doğru yazılar bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattığımın da farkındayım ama hoşuma gitti bu yalan :)
Eylül 2014

Şaman @chamacon

Ekim 2014

Ayhan Şimşek @zindoz98

Ateist ile Müslüman arasındaki Fark!

ATAiST ile MÜSLÜMAN ARASINDAKİ FARK;
5 dk ve okuyun mutlaka beğeneceksiniz...
Sorgulayan Tartışma Grubunda bir müslüman arkadaş demiş ki; ''Sözgelimi , türkiyede
ateistler yönetimi ele geçirse-iktidar olsa katliam uygularlar''. Kaan arkadaşımız güzel bir cevap vermiş mutlaka okuyun.

Yok la, ne öldürücez sizi... Siz varken hayat güzel. Mesela şirket kurup iki işçi çalıştırmaya kalksan ateist işçi sendika der, hak, hukuk der... Ama müslüman işçi öyle mi? Allaha bin şükür der oturur, 20 sene sigortasız çalışır, üzerine bir de seni velinimet" adleder, duacı olur. Mesela politikaya atılıp ihalelerden köşeyi dönmeyi, yedi ceddini ihya etmeyi istiyorsun. Ateist seçmen saydamlık der, bütçe denetimi der, ihale şeffaflığı der, der de der... Müslüman seçmenin gözünü seveyim. İki allah bi bismillah dedin mi kıçındaki donunu alsan ses çıkarmaz, üstüne senin için ölür öldürür... Mesela evleneceksin, Ateist kadın resmi nikah ister, evlilik sözleşmesi yapar, yemeği o yaparsa salatayı sen yaparsın. Müslüman hatun öyle mi ya?
İrinli yaralarını yalayarak temizlese hakkını ödeyemeyeceğini düşünür, yemeğini yapar, evini temizler, bebelerini doğurur, bakar, büyütür, eskidi mi üzerine 3 tane daha alırsın, gıkı çıkmaz! Diklendi mi çarparsın iki tane aşağı oturur, çok mu canını sıktı? Üç kere boşol dersin biter. Mahkemeyle falan ne uğraşıcan?
Silah fabrikası kurdun da savaş mı çıkarıcan? Herif 72 huri hayaliyle bi ton bombayla kendini patlatır, gözünü kırpmaz. Ateist adam yok vicdani ret der, yok barış der, kardeşlik der, Uğraş dur... Üniversite mi açacaksın, Ateist bilim adamı ödenek ister, laboratuar ister, alan araştırması ister, akademik yayın ister, hakemli dergi ister. İslam alimine ver üç beş kitap, sana hangi batı icadının kuranın hangi ayetinde zaten yazdığını şak diye çıkarıverir.
Cin çarpmasına karşı muskadan tut ölen karınla kaç saat daha cima edebileceğine dair fetvaya kadar, lüzumlu lüzumsuz her şeyi önüne döker... Yeraltı- yerüstü kaynaklarını küresel sermayeye mi açıp aradan komisyonunu mu kapacaksın?
Ateist adam başa beladır. Protesto eder, gösteri düzenlerler, yazı yazar, eylem yaparlar falan... Müslümanlığın gözünü seveyim. "Ayasofyayı ibadete açalım m?" de... Artık senden kralı yok... Hasıl-ı kelam iki gözüm, birilerini kesecek kadar vicdanımız körelse, zaten sizi kesmekle uğraşmaz, iliğinize kemiğinize kadar sömürürüz. Ruhunuz duymaz...!!!
**
Anonim
Ekim 2014

Can Evin @canevin

BİR UZAY HİKAYESİ

Bir zamanlar insanlar çevreye çok zarar verirlermiş. Dünya ne kadar üzülse ne kadar ağlasa da derdini bir türlü insanlara söyleyemezmiş. Bir gün güneş dünyanın yanına gitmiş ve dünyaya " ey dünya kardeş, nedir derdin? " demiş. Dünya ağlayıp sizlayıp " İnsanlar beni kirletiyor güneş kardeş. Ne yapsam da bu sorunun önüne geçemiyorum! Bana bir öğüt ver güneş kardeş! "Güneş düşünmeye başlamış. Uzunca bir süre düşünmüş, düşünmüş. "Dünya kardeş. Gel biz bu çevreyi kirleten insanlara bir oyun oynayalım. "demiş. Birkaç gün sonra insanlar yaz mevsimi ile karşılaşmışlar.Ama bu yaz mevsimi o kadar sıcakmış ki insanlar evlerine çekilip karın gelmesi için dua etmeye başlamışlar. Kış mevsimi gelmiş. Ama bu kış biraz garipmiş. Etrafta kar yerine kum, bulut yerine güneş varmış. Bir gün insanlar bu sorunun üzerine bir kişiyi uzaya göndermiş. Uzayda gezinen ve srunun kaynağını arayan genç, dünya ile karşılaşmış. "EY DÜNYA KARDEŞ. Nedir bu mevsim sorunu? "demiş. Dünya ise üzgün görünerek " siz beni kirlettiniz! Ben de size böyle bir ceza verdim demiş. Genç dünyadan özür dileyerek yola koyulmuş. Dünyaya geldiğinde tüm insanlarla bir toplantı yapmış. "Arkadaşlar! Dünyayı kirletmeyelim! Dünyayı üzmeyelim. " demiş. Birkaç insan dışında herkes bu fikri onaylamış. Uzun bir süre hher tarafa çöp kutuları koyulmuş. Artık insanlar çöplerini yere atmıyormuş. Dünya kısa zamanda gülmeye başlamış. Güneşe teşekür etmiş
Ocak 2016

Seyda Kartal @seydakrtll

HOTEL CALİFORNİA

Ucu bir anıya dokunmayan kaç şarkı girdi aklımıza ?
Sözler hislerle birleşince olusan hazza birde melodi eklenince bu 3lü insanı nasılda güzel ifade ediyor.
Bu sanatın her zaman büyük ustalık istediğini düşünmüs ve eskilerdeki gibi eskimeyecek hala tadını bu yıllarda da hisssettirebilecek şarkılarn hayatımıza girmesini özlemle istiyorum.. Kısa bir hikaye , müzik dolu nice günlere :)
1969 yazında hikayenin kahramanı olan adam uzun bir seyahate çıkar. Ve yolu California'dan geçerken dinlenmek için Hotel California'yı bulur. Ufak sevimli bir oteldir. Sıcak bi havası vardır. Bir odaya yerleştirilir. Oteldeki ikinci gününde, odasının hemen yanındaki odada kalan kızla tanışır, arkadaş olurlar. Birlikte gezmeye başlarlar, çok fazla zaman geçmeden birbirlerine aşık olurlar ve tatili Hotel California'da birlikte geçirmeye karar verirler. Çok severler birbirlerini, bütün bir yaz hep beraberdirler. Otelin sıcak insanları, sevimliliği sadeliği onları çok etkilemiştir. Unutamayacakları bir yaz yaşarlar. Yazın bitiminde bir karar vermek zorundalardır ayrılık için. Ve şöyle derler ' Eğer bir sene sonra birbirimizi unutmaz ve yine bu kadar çok sevecek olursak, gelecek yazın ilk gününde (tanıştıkları günü kastederek) Hotel California'da buluşacağız ' diyerek sözleşirler. O zamana kadar birbirlerini hiç aramayacaklardır. ( bu aşk bir yaz aşkımı yoksa gerçek bi aşk mı anlamak için yaparlar bunu)...
Tam bir sene geçmiştir. Adam sözleştikleri gibi bir sene sonra otelde buluşmak için yola çıkar. Tanıştıkları ilk gündür o gün. Yol uzundur bitmek bilmez adam için ve sonunda California'ya varır. Otelin oraya geldiğinde kapkara bi bina bulur.. Otel bir gün önce yanmıştır... Hemen sevdiği kıza haber vermek ister. Onunda gelmiş olabileceğini düşünerek olması muhtemel yerlere bakar. Ancak bulamaz. Ve sonunda çok acı birşey öğrenir ve bu şarkı ortaya çıkar. Acı gerçek ne mi? Sevgilisi süpriz yapmak için bir gün önceden otele gelmiştir. Ve çıkan yangında ölmüştür...

193



On a dark desert highway, cool wind in my hair
Karanlık bir çöl otoyolunda, serin rüzgar saçlarımda
Warm smell of colitas, rising up through the air
Colitaların* sıcak kokusu, yükseliyor havaya
Up ahead in the distance, I saw a shimmering light
İleride biraz uzakta, parlak bir ışık gördüm
My head grew heavy and my sight grew dim
Başım ağırlaştı ve görüşüm bulanıklaştı
I had to stop for the night
Geceyi geçirmek için durmalıydım

There she stood in the doorway
Kapı girişinde duruyordu
I heard the mission bell
Görev zilini duydum
And I was thinking to myself
Ve kendi kendime düşünüyordum
'This could be Heaven or this could be Hell'
'Burası cennet de olabilir, cehennem de'
Then she lit up a candle and she showed me the way
Sonra bir mum yaktı ve bana yolu gösterdi
There were voices down the corridor
Koridor boyunca sesler vardı
I thought I heard them say
Sanırım şöyle dediklerini duydum

Welcome to the Hotel California
Kaliforniya Oteli'ne hoşgeldiniz
Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer
Such a lovely face
Ne kadar hoş bir yüz
Plenty of room at the Hotel California
Kaliforniya Oteli'nde bir çok oda vardır
Any time of year, you can find it here
Yılın herhangi bir zamanı, burada bulabilirsiniz

Her mind is Tiffany-twisted, she got the Mercedes bends*
Aklı mücevher dükkanlarına takılmıştı, Mercedes gibi kıvrımları vardı
She got a lot of pretty, pretty boys, that she calls friends
'Arkadaşım' diye hitap ettiği bir sürü hoş erkek vardı
How they dance in the courtyard, sweet summer sweat
Avluda nasıl da dans ediyorlar, tatlı yaz teri içinde
Some dance to remember, some dance to forget
Bazı danslar hatırlamak için, bazısı unutmak için

So I called up the Captain
Böylece kaptanı çağırdım
'Please bring me my wine'
'Lütfen şarabımı getirin bana'
He said, 'We haven't had that spirit here since 1969'
Dedi ki, '1969'dan beri o içkiyi bulundurmuyoruz'*
And still those voices are calling from far away
Ve hala o sesler çok uzaklardan çağırıyorlar
Wake you up in the middle of the night
Gecenin ortasında senin uykundan uyandırır
Just to hear them say
Ve sadece şöyle dediklerini duyarsın

Welcome to the Hotel California
Kaliforniya Oteli'ne hoşgeldiniz
Such a lovely place
Ne kadar hoş bir yer
Such a lovely face
Ne kadar hoş bir yüz
They livin' it up at the Hotel California
Kaliforniya Oteli'nde herkes gününü gün eder
What a nice surprise, bring your alibis
Ne hoş bir sürpriz, mazeretlerinizi de getirin

Mirrors on the ceiling
Tavanda aynalar
The pink champagne on ice
Buz kovasında pembe şampanya
And she said 'We are all just prisoners here, of our own device'
Ve dedi ki; 'Biz burada sadece kendi icatlarımızın mahkumlarıyız'
And in the master chambers
Ve büyük salonda
They gathered for the feast
Ziyafet için toplanmışlar
The stab it with their steely knives
Çelik bıçaklarını saplıyorlar
But they just can't kill the beast
Ama canavarı* öldüremiyorlar

Last thing I remember, I was
Hatırladığım son şey, benim
Running for the door
Kapıya doğru koştuğumdu
I had to find the passage back
Geçidi bulmalıydım
To the place I was before
Daha önce bulunduğum yere açılan
'Relax,' said the night man,
"Rahat ol" dedi gece görevlisi
We are programmed to receive
Bizler ev sahipliği yapmaya programlandık
You can checkout any time you like
İstediğin zaman çıkış yapabilirsin
But you can never leave!
Ama buradan asla ayrılamazsın!
Daha fazla

76 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Kurbağa Prens

4 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

Durum Hikayeleri

1 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt