Bilmek istediğin her şeye ulaş

İnsan Hakları

redirect İnsan hakları

Kasım 2013

İlginc Adam @ilgincadam

DÜŞ HEKİMİ YASALARI

Mükerrer Sayı / 031105

Mutlu bir yalnızlık, mutsuz bir beraberlikten iyidir.

İnsanlar ikiye ayrılır:

1- Ne yaparsa yapsın sevdiklerin

2- Ne yaparsa yapsın sevmediklerin

Yaşam ikiye ayrılır:

1- Net yaşam

2- Brut yaşam

İnsan evlenmez, evlenmek zorunda kalır; aşık olmak zorunda kalmaz, aşık olur.

Açların arasında tokluktan ölmek, tokların arasında açlıktan ölmekten daha berbattır.

Yönetici yoktur, yönetilici vardır.

Aynı insana bir kere aşık olunur.

En iyi dostun karşı cinstendir.

Kusurunu ilk hemcinsin görür.

Sıfır ile bir arasındaki fark, bir ile bin arasındaki farktan daha büyüktür.

Otuz güne tamamlanmaya zorlanan beraberlikler, eninde sonunda sıfır güne tamamlanır.

Sofradan eksilen tabak, tabaktan eksilen lokmadan daha önemlidir.

Sofranızda ki tabakların, gülen suratların hiç eksilmemesi dileğimle...

Düş Hekimi Yalçın Ergir
Aralık 2013

bariscan.net adresinden öğrenebilirisniz.'>Barişcan Sapanci @bariscansapanci

Kişi Çocuk Yaştayken İnsan Hakları Bilgisini Öğrenmelidir

Her yıl , ''Çocuk yaşta duymak ve kavramak bu hakları ömür boyu yaşamak ve uygulamak demektir '' ilkesinden yola çıkılarak BİZİM ÇOCUKLAR VE BARIŞCAN'DA İNSAN HAKLARI özel programı yapılır.
İnsan Hakları

1997 YILINDAN BERİDİR DİYARBAKIR'DA YAYINLANAN ''BİZİM ÇOCUKLAR'' PROGRAMINDA BARIŞCAN, İNSAN HAKLARI GİBİ ÇOK ÖNEMLİ SOSYAL İDEALLERİN PEŞİNDE KOŞAR VE BU ALANDA OLMASI GEREKENİ DİLE GETİRİR.

BU GÜN BARIŞCAN , HERKESİN ÇOK İYİ BİLDİĞİ İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİNİ BİR KEZ DAHA OKUYARAK TÜM İNSANLARIN SAHİP OLMASI GEREKEN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ DİLE GETİRECEK...

Erkek, kadın ve çocukların temel insan hak ve özgürlüklerinin belirlendiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin okunacağı programın bu duyurusunu daha çok izleyiciye ulaşması için lütfen sayfanızda paylaşın...
İnsan Hakları

TÜRKİYE'DE BÖYLE BİR ÇOCUK PROGRAMI YAPILMADI

Eğitici çocuk programlarının neredeyse hiç yapılmadığı ülkemiz ulusal televizyonlarında reyting ve sponsor bulamama kaygısı yüzünden çocuk programları sadece çizgi film ve dış kaynaklı çocuk programları düzeyinde kalmakta. Diyarbakırda bir yerel kanalda 1997 yılından beridir yapmakta olduğu çocuk programıyla belkide Türk Televizyonlarında bir ilke imza atan Barışcan çocukları eğlendirirken eğitmeyi hedefliyor.

Genellikle Tüketiciyi Koruma Haftası , Dünya kadınlar Günü , Yaşlılar Haftası , İş Güvenliği Haftası , Engelliler Haftası , Çevre Koruma Haftası, Dünya Barış Günü,
İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası, Dünya Madenciler Günü gibi insan haklarını koruyan ve gündeme getiren özel hafta ve günleri programlarında işleyen Barışcan programa katılan çocukların yaş grubunu da bu konulara göre belirliyor.
Barışcan bir eğitmen ve müzisyen olduğu için bu programda çocuklara çeşitli eğitici animasyonlar ve eğlenceler düzenliyor Programın tek hadefi var ; Çocukları eğlendirirken eğitmek

Barışcan böyle bir programın ulusal kanallarda yapılmasını istiyor, hatta şu aralar kendi programını daha geniş kitlelere duyurmak çabasıyla kanal yöneticilerine teklifler götürme çabasında...

Barışcan, dejenere noktasına gelme durumları yaşayan , birbirinin tekrarı olan programlar ve insanları yanlış yönlendiren tv dizileriyle dolu ulusal televizyonlarda bu ve buna benzer programları artık bir kenara bırakılması ve eğitici programlara yer verilmesini diliyor...

İnsan Hakları

BARIŞCAN İnsan Hakları Haftası nedeniyle Pop Müziğin unutulmaz efsanesi MİCHEAL JACKSON'ın Afrikalı yoksul insanlar için yaptığı WE ARE THE WORLD şarkısına türkçe sözler yazarak zor şartlarda yaşayan çocukları hatırlatmak istiyor... Barışcan'a göre İçinde yaşadığımız dünyanın savaşlar dahil tüm olumsuz olaylara maruz kalması ve çocukların bundan etkilenmesi yapılan en büyük
İNSAN HAKLARI İHLALİ...

İşte BARIŞCAN'nın türkçe sözler yazarak yeniden seslendirdiği o şarkı
BİR ŞANS DAHA




1997 YILINDAN BERİDİR DEVAM EDEN PROGRAMDA HER YIL İNSAN HAKLARI HAFTASI KUTLANDI. ÇOCUKLAR BİLGİLENDİRİLDİ. İŞTE BU PROGRAMLARDAN BAZILARI





Mart 2014

Engin Ergül @enginergul

Kapitalizm

Kapitalizm, sadece herkese ait olan yeryüzünü kendi çıkarları için talan etmez, ayrıca insanı ve emeğini de talan eder
1166
Mart 2014

Engin Ergül @enginergul

Mart 2014

Emel Gerçek @cenin

Bir kadının hikayesi...

O gün ölmediğim için bugün yazıyorum...


10610
Fulsen Türker’in Kendi Portresi
Merhaba, ben Fulsen. 32 yaşında bir kadınım. 14 yıldır tam zamanlı çalışan, emekçi bir kadınım. Sağ olsun “Pizzacı” bile bugüne özel 5 TL’lik kalp şeklinde pizza promosyonu ile Dünya Kadınlar Günümü kutladı. Bilenler bilir, ben kadın kimliğimi 21 yaşıma kadar reddettim. Sıfatlarımın arasında cinsiyetimin yer almasını gereksiz bulup, eş dost sohbetlerinde östrojenime su katıldığını iddia ettim. Kadın olmayı sevmem ise 30+ yaşlarımı buldu.
1998 yazı. Çok sıcak bir yazdı. Ben her yaz olduğu gibi, Istanbul’un sayfiyesi sayılan bir beldede tatil günlerimi geçiriyordum. 16 yaşında sorunlu bir ergendim. Büyük isyanlarım vardı, her ergen gibi. Şimdi hayranı olduğum pek çok yazarı henüz okumamış, kendimi bulduğum o filmleri henüz izlememiştim. Yine de hayata dair sorulacak pek çok soruyu sorduğuma ve kati yanıtlarını bulduğuma emindim. Bir ay sonra lise son olacaktım, sonra üniversite sınavına girip Istanbul’u kazanacaktım.
Bir de erkek arkadaşım vardı, o yaz. Yaz aşkı dediklerinden. Aşık mıydım, değil miydim, bilemiyorum; o zamanlar aşkın ne olduğundan habersizdim. Ama adı yaz aşkıydı işte, dinlediğimiz şarkılardan öyle öğrenmiştik. Ben, benim yaşlarımdaki kuzenim ve ikimizin
‘bir yazlık’ erkek arkadaşları ile aslında pek de fena sayılmayacak bir yaz geçiriyorduk. Denize giriyorduk, saatlerce sahil boyunca yürüyorduk, bir yandan hayallerimizi konuşuyor bir yandan kimsenin bizi anlamamasına isyan ediyorduk ve gizli saklı yerlerde öpüşüyorduk. İkisinden biri babasının arabasının anahtarını çaldı mı, çok uzaklaşmadan hava kararana kadar arabayla geziyorduk. Arabayla gezmek çok fiyakalıydı o zamanlar ama bizim hava kararmadan eve girmemiz gerekirdi ve kimseler görmesin diye aşağı mahallede veda ederdik birbirimize.

Çok sıcak bir yazdı. Yine bir öğleden sonra, beldenin yaslandığı dağın üzerindeki piknik alanına gitmiştik araba ile. Doğan görünümlü Şahin’in motoru eve dönerken su kaynattı. Kuzenimle erkek arkadaşı motoru soğutmak için su bulmaya gittiler. Biz de arabanın arka koltuğunda oturmuş onları bekliyorduk ve tabii ki öpüşüyorduk. Cinsellikten anladığımız tek şeyin öpüşmek olduğu yıllardı. Pazar gecesi sinema kuşağında ailecek film izlerken, bir öpüşme sahnesi gördüğümüzde utanan, yanakları kızaran, elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen bir nesildik biz. Bir erkek arkadaşımız olunca, sevgili değildi o zamanlar adı, merakla, heyecanla, tutkuyla saatlerce öpüşürdük. Hani şimdilerde
‘liseli aşıklar gibi saatlerce öpüştük’ deriz ya, o öpüşmelerden işte. Yanımızdan geçen iki arabanın sesiyle irkilip birbirimizden ayrıldık, koltuğun iki ucuna kaçtık. Sonra anlam veremediğimiz bir şekilde arabaların geri geri gelişini izledik. O birkaç saniyede arabadan tanıdık biri inerse, bizi görmüşse, ne derim diye telaşlanmaya başladım. Tam önümüzde durdular.

Beldenin yerlilerinden iki arabaya tıka basa doluşmuş insanlar arabalarından inip bizim arabayı çevirdi. Dağ yolunun ortasındaydık. Bağırsam sesimi duyacak kimse yoktu, korkuyordum. O iki araba dolusu insan açık camlardan içeri girip bizi dövmeye başladılar. Bir yumruk daha fazla atmak için neredeyse birbirlerini eziyorlardı. Bağırsam sesimi duyacak kimse yoktu, ben dudaklarımı ısırıp sesimi çıkaramadan içime ağlıyordum. Çok sıcak bir yazdı, üzerimize çullanmış insanların ter kokusu midemi bulandırıyordu. Cenin gibi arka koltuğun ortasında kıvılmıştım, beni korumaya çalışan erkek arkadaşım üzerime kapanmıştı. Onun kapatamadığı yerlerimden yakalayanlar etlerimi buruyordu. Neden bize bunu yapıyorlardı? Neyin hıncını bizden alıyorlardı? Onlar hiç öpüşmemiş miydi? Ne zaman bitecekti bu işkence? Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum ama sonunda hırslarını alıp yanımızdan ayrılırken üstümüzün başımızın paramparça olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Biz sadece öpüşüyorduk ama o iki araba dolusu insan bize o öğleden sonra tecavüz etti.
Kuzenim ne zaman döndü, o halde nasıl dağdan indik, paramparça üstümüz başımız eve nasıl yürüdük, kime ne dedik içeri girerken, hafızamda hala kocaman bir boşluk. Kendimi arkadaki küçük odaya kilitledikten sonra kapıyı zorlayan kuzenimin sesini ve sonrasını hatırlıyorum. Birkaç dakika sonra, kendimi beşinci kattaki evin camından aşağı attım. O gün ölmediğim için bugün yaşıyorum. O gün ölmediğim için bugün yazıyorum.
Çok yakınınızdan birini kaybettiyseniz eğer bilirsiniz,
‘yetti artık’ dediğiniz anda gidecek bir yeriniz vardır: onların yanı. Gidip de dönen, dönüp de anlatan yoktu, benimse ne cennete ne de cehenneme inancım vardı ama camdan atlarsam, halı silkelerken balkondan düşüp ölen annem ve iki aylık hamile olduğu cinsiyeti bile belli olmayan kardeşimin yanına gideceğime inandım. İki saniye sürmüyor beşinci kattan aşağıya düşmek ve hayatın film şeridi gibi gözlerinin önünden de geçmiyor. Artık üniversite sınavına girip Istanbul’u kazanmak anlamsız oluyor. 18 yaşını doldurup, kimliğini göstere göstere bara gitme hayallerin şaçmalık oluyor. Yatağını istediğin zaman toplayacağın, duvarları kırmızıya boyayacağın, yıllarca izin verilmeyen kedini besleyeceğin kendi evini tutma planların manasız oluyor. Bugün bunları yazan Fulsen, on altı yaşındaki Fulsen’in karşısına çıksa
‘bak ne güzel bir kadın oldum’ dese, yine de
‘istemem kalsın’ dediğin andır o iki saniye. Nereye gittiğinin bilgisine haiz olmasan da her yer buradan daha iyidir dediğin andır o iki saniye.

Ölemedim. Beni hastaneye yetiştiren ambulanstaki görevliler geleceğim için ölüm ya da kısmi felç öngörmüş olsalar da ben vücudumda bir kırık bile olmadan iki gün sonra taburcu edildim. Herkese ‘Ben yaramaz bir çocuktum’ diye yalan söylediğim tüm dikiş izlerim o günden hatıradır, oysa ben hiçbir zaman yaramaz bir çocuk olmadım. Yalan söyledim hepinizden özür dilerim. Ama oyun oynarken kayalardan düştüğüm yalanına o kadar inanmıştım ki, on altı yaşımda intihar ettiğimi ben bile hatırlamıyordum.
Hastane yatağında ateş nöbetlerinde hezeyanlar geçirirken, saçlarımı okşayan kimse yoktu yanımda. Utanç nesnesiydim. Taburcu olup, on altı yaşında bir genç kız olarak camından atladığım eve, on altı yaşında bir
‘kadın’ olarak döndüm. Türkçede yaygın kullanım haliyle, ilk sevişme sonrasındaki kızlıktan kadınlığa geçiş değildi bu. O yıllarda evlenmemiş bir kadına, yanlışlıkla
‘kadın’ denilse, hemen utanılıp
‘kız’ diye düzeltilirdi. Babamın bakire olup olmadığım sorusuna iki gün boyunca cevap vermeyi reddettiğimde suratımda patlayan tokatla kadın oldum ben. Babaannemin bana itimadı tamdı. Ben hastaneden çıkmadan tüm beldeye yayılan dedikoduların önünü kesmek, namusumuzu kurtarmak ve kendi inancının ispatı için mahallenin ebesini çağırıp kızlık kontrolü yaptırmaya teşebbüs ettiğinde ben kadın oldum. Daha bir erkeğin mahrem yerlerine dokunmamışken, yeni yetme memelerimi daha kimse ellememişken kadın oldum. Babamın, dedemi arayıp
‘Gelip alın bunu’ dediği gün kadın oldum. Dedem gelip beni alana kadar evden değil, arkadaki küçük odadan bile çıkmam yasaklandığında kadın oldum ben.

Dedem geldi, beni evimize götürdü. Yolda açıklama yapacak oldum, susturdu.
‘Hiçbir şey sormayacağım sana. Yarın sabah bu otobüsten indiğimizde yeni bir sayfa açacağız ve baştan başlayacağız’ dedi. Biz de öyle yaptık. Konuşmazsak herkes unutacaktı çünkü, hiç yaşanmamış olacaktı. Yavaş yavaş silindi hafızalardan. Bugüne kadar aile içi sohbetlerde çok az da olsa intiharım anıldı da iki araba insanın beni linç ettiği neden hiç konuşulmadı? Herkes gerçekten unuttu mu? Hafızam böyle bir anı, on yıl boyunca benden bile nasıl sakladı? Bana bile nasıl unutturdu? Neden kimse o insanların karşısına çıkıp hesap sormadı da benim intiharım utanılacak, unutulacak bir hikaye oldu?

Ben mi? O günden sonra artık yaşamıyor olabilirdim. Yaşadım. Bir daha hiçbir adamı öpemeyebilirdim. Öptüm. Gecenin bir vakti boş bir sokaktan yalnız, hatta sevgilimle bile geçemeyebilirdim. Geçtim. Torun oldum, yeğen oldum, abla oldum, iyi arkadaş, sağlam dost oldum, çok güzel bir şey oldum da bir türlü kadın olamadım. Kadın olduğum gün canım o kadar yandı ki kadın olmayı reddettim. Ben mi? İki üniversite mezunu eğitimli(!), kültürlü(!), çalışkan bir kadın(!) olarak, on altı yaşında sadece öpüştüğüm için darp edildiğimi, on altı yaşında intihar ettiğimi utanarak unutmuş bir kadın olarak aranızda dolaştım.
Bu akşam unuttuklarımı hatırlayarak, kadınlığımla barışıyorum. Bu satırları yazan parmaklarımın ucuna sürülü 321 numaralı ojenin kırmızısında kadınlığımı seviyorum. Sevgili Pizzacı, lütfen bana ücreti mukabilinde kalp şeklinde bir pizza getir. Hatta bir kadın tanıyorum, adı bende kalsın, her gece cinsel istismara uğrarken şu bu ne der diye yıllarca evliliğini sürdürmüş bir kadın; birazdan yönetim kurulu toplantısından çıkacaktır, onun için de bir tane getir. Bir genç kadın bilirim, ayrılmak istediği için sevgilisi tarafından hanesine tecavüz edilmiş, sokak ortasında şiddet uygulanmış, yatakta neler yaşadıklarını annesine anlatma tehdidinin altında ezilmiş, aylarca sesi çıkamamış; vizeleri var bu hafta, onun için de alayım. Ayrılmak istediği için kocası tarafından bunun bir hastalık olduğuna kanaat getirilmiş, tedavi adı altında yine kocası tarafından günlerce rehin alınmış bir kadın var, onun için de bir tane ekle. On yıldır tanıdığı ve kırk gündür kocası olan adamın falanca belediyenin vermiş olduğu yetkiye dayanarak boğazına yapıştığı bir kadın var, onun için de yap bir tane. Şimdi hepsini saydırma bana, benim bilmediklerimi de ekle. Sonuçta bizim günümüz değil mi, tüm gün çalıştık yorulduk, parası neyse verelim. Yeter ki kadınlığımız bizde kalsın.
Nisan 2014

Engin Ergül @enginergul

Mayıs 2014

Gökhan Biçer @Denizcigokhan

Dünya bizi böyle izledi

13809
'Dost var, düşman var' derler. 'Binlerce yıl nice medeniyetlere beşiklik yapmış topraklar' deriz vatanımız için. 'Hoşgörünün hakim olduğu Anadolu Coğrafyası' diye başlayan sözlerimiz vardır. Uygar dünyaya entegre olabilmek adına AB kapısında bekleriz, bekletiliriz. 'İncinsen de incitme' deriz. Parlamenter demokrasi, serbest seçimler ve daha niceleriyle yaşarız. Peki bu fotoğraf yakıştı mı bize?
Haziran 2014

Halil Öztürk @halilozturk

Mobbing Yapan Bireylerin Kişilik Yapıları

Yabancı kaynaklarda "workplace bullying" olarak da geçen mobbing kavramı (1) İş yerinde mobbing olarak 1980'li yılların başında ilk defa Tıp doktoru Heinz Leymann tarafından tanımlanmıştır. Leymann Mobbingi bir yada bir kaç kişi tarafından etik dışı davranışlarla birlikte sistematik olarak yapılan psikolojik terör olarak tanımlamıştır. Kötü ve zorbaca davranışların mobbinge dönüşebilmesi için en az haftada bir kere ve toplamda en az 6 ay gibi bir süreye yayılması gereklidir. Giderek daha da kötüleşen bu davranışlar zamanla açık bir suistimal halini alabilecektir (2) . Zamanla bireyde psikolojik sorunlar ve fizyolojik belirtiler ortaya çıkabilecek hatta birey intihara kadar gidebilecektir (3) . Mobbing sadece sözlü ifadeleri kapsamamaktadır. Beden dili de buna dahil edilebilir ve çok çeşitli şekillerde yapılabilir. Mobbingde bireye karşı alınan bir cephe söz konusudur. Bu cephe alma sürecinde, bireyi küçük düşürücü davranışlar yaparak onu hedef olarak belirleme, uyumsuzluk gibi suçlamalar doğrultma, git gide yalnızlaştırarak bunaltma, kötü ima ve tutumlar gibi bir çok olumsuz negatif davranışlar bulunmaktadır (4) .

Mobbing neden yapılır sorusuna cevap olarak verebileceğimiz önemli bir neden, bireylerin kişilik yapılarıdır. Mobbingci olarak tabir edilen bu kişiler, nevrotik ve psikolojik rahatsızlıkları olan, insani ve etik davranışlardan yoksun olan bireylerdir. Zor elde ettiği işini kaybetme korkusu yaşamaktadırlar. Bu kişiler için önemli olan yaralı olan egosunu tatmin etmektir. Dolayısıyla küçücük sebeplerden büyük problemler çıkarabilmektedirler (5) . Algıları sürekli açık olarak suçlayıcı bir tavırla beraber fırsat kollarlar (6). Bu kişiler narsist kişilik olarak ifade edilen kişilik yapısına sahiptir. Narsist kişilik yapısında olan insanlar kendilerini kusursuz görürler ve sadece kendi düşüncelerini önemseyerek başkalarınınkini umursamazlar. Genellikle ilgi odağı olmayı ve herşeyi kontrol etme isteğinde olurlar. Aynı zamanda sadist kişilik yapısına sahip olan bu bireyler sadistçe davranışlarını sözleriyle yerine getirebildiği gibi eylemleriyle de getirebilirler.

145

Tüm bu bahsedilenler kapsamında görülüğü gibi psikolojik olarak rahatsız olan bireylerin mobbing davranışı sergilediğini söyleyebiliriz. Mobbing davranışını ifa eden bu bireyler sosyal olarak rahatsız ve hastalıklıdır. İş yaşamında çok dikkat etmemiz gereken bu husus personel seçme ve yerleştirme süreçlerinde karşımıza çok çıkabilecektir. Dolayısıyla bu hastalıkların farkında olarak verilmli seçim sürecini sonuçlandırmak başarılı bir davranış olacaktır. Mobbing yapan bireylerin toplumsal huzur ve düzene de olumsuz ve negatif bir çok etkilerinin bulunduğunu ifade edebiliriz. Toplumsal ve bireysel huzur için mobbingci kişilik yapılarını iyi tespit edebilmek gereklidir.

  1. Gül, Hülya (2009), İş Sağlığında Önemli Bir Psikososyal Risk: Mobbing-Psikolojik Yıldırma.
  2. Leymann, Heinz (1996), “The Content and Development of Mobbing at Work”, European Journal of Work and Organizational Psychology 5(2), University of Umea, Sweden.
  3. Davenport, Noa. , Ruth Distler Schwartz and Gail Pursell Elliot (2003), Mobbing İş yerinde Duygusal Taciz, Sistem Yayıncılık, İstanbul.
  4. Uzunçarşılı, Ülkü ve Nurhayat Yoloğlu (2007), “Mobbing/ İş Yerinde Duygusal Taciz: Ulusal ve Uluslararası Boyutu ile Çatışma Yüklü Bir İletişim Biçimi”, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi.
  5. Tutar, Hasan, İi Yerinde Psikolojik şiddet, 3. Baskı, Barış Kitap Basım Yayın Dağıtım, Ankara (2004).
  6. Çobanoğlu, Şaban, Mobbing İş Yerinde Duygusal Saldırı ve Mücadele Yöntemleri, Timaş Yayınları, İstanbul (2005) .
Eylül 2015

Ayhan Şimşek @zindoz98

donsuz kişot

Coğrafya ve Matematiğin eşsiz uyumu sonucu
Dünyamızın yüzölçümü 510 milyar km2
Dört'te Üçü Su ve bize kalan 127 milyar km2
böldüğüm insan sayısı ben dahil 7.5 milyar kişi
Evrensel kanunlara ve bugünkü dünya rakamlarına göre;
Yaşadığım dünyanın 170 km2'lik alanı doğduğum andan itibaren Dünya'nın bana hoşgeldin hediyesi.
Ben, benden öncekilerin kendilerini yönetmesine izin verdiği o kararların ve kanunların hiçbirini bugün tanımıyorum VE YÖNETİM ŞEKLİNİZİ BEĞENMEDİĞİM için;
Dünya Yüzölmünden 170 KM2 bana ait olan hakkımı GERİ İSTİYORUM.
Ve bu zamana kadar ırzına geçtiğiniz haklarım için SİZİ AF EDİYORUM.
clint eastwood


118 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.