Bilmek istediğin her şeye ulaş

İran

Ülkeler

İran (Farsça: [Bu ses hakkında] ایران (yardım·bilgi)), resmî adı İran İslam Cumhuriyeti (Farsça: [Bu ses hakkında] جمهوری اسلامی ایران (yardım·bilgi)) / Jomhuri-ye Eslāmi-ye Irān, Güneybatı Asya'da ülke. Güneyde Basra ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrilidir. Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan ile kara sınırına sahiptir. Başkenti Tahran'dır. Resmî dili Farsçadır. Şii İslamiyet ülkenin resmî dinidir. İran, M.Ö. 4000'lere dayanan tarihi ve var olan yerleşmeleriyle dünyadaki en eski sürekli uygarlıklardan birine ev sahipliği yapmaktadır. Tarih boyunca İran Avrasya'daki merkezi konumu nedeniyle jeostratejik öneme sahip olmuştur ve bir bölgesel güçtür. İran BM, Bağlantısızlar Hareketi, İslam Konferansı Örgütü ve OPEC üyesidir. İran siyasal sistemi 1979'da kabul edilen anayasaya göre oluşturulan birkaç karmaşık yönetim yapısına göre işlemektedir. En yüksek devlet makamı şimdiki Ayetullah Ali Hamaney'in üstlendiği İran dini liderliğidir. (Vilayet-i Fakih) İran, uluslararası enerji güvenliği ve dünya ekonomisinde geniş petrol ve doğal gaz kaynakları sonucu önemli bir konuma sahiptir.

Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Şaka gibi :) İran Türk TIR'ları için mazot fiyatını yediye katlamış ve fiyat 1,1$ olmuş (bildiğin 2,5TL). Koyar mı yahu Türk'e. Burada kendi hükumeti soyuyor soğana çeviriyor sesi çıkmıyor...

Türkiye'ye büyük şok!

Eylül 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Orospulara yer yok

“Evet, her şey küçük ve önemsiz gibi görünen o tavizleri vermekle başladı. Özel okulların hepsi kapatılmış, kız ve erkek öğrenciler ayrı okullara alınmıştı. Değişikliğin bununla sınırlı olacağını sanıyorduk; değilmiş”

Başlığın rahatsız edici olduğunun farkındayım. Tam hali şudur: “Müslümanların yanında orospulara yer yok. ” Çünkü İran İslam Devrimi lideri Ayetullah Humeyni, devrimden kısa bir süre sonra yaptığı konuşmada, kadınların İslam ahlâkına uymalarını ve giyimlerine dikkat etmelerini ister. Mitinglerde, sokak gösterilerinde aralarında kara peçeli kadınların da bulunduğu Hizbullahlar, “Ya başörtüsü ya da enseye tokat”, “Müslümanların yanında orospulara yer yok”, “Defolsun Avrupalı kuklalar” diyerek sokaklardaki kadınlara saldırır. Örtünmeden sokağa çıkan kadınlar dövülür, üzerlerine kezzap dökülür. Pek çoğu tutuklanır, tutuklananların ırzına geçilir.
Şah’ın ülkeden kaçmasından sonra İslam devrimi kadınların zapturapt altına alınmasıyla ete kemiğe bürünür, ilk adım kadınlara dönük atılır, sonra bütün bir topluma yayılır.
Devam edelim: Kadınlara dönük şiddet sokakla sınırlı kalmaz. “Kadın politikasını” bizzat devlet üstlenir. Televizyon, radyo, gazeteler aracılığıyla İslami giyim ve davranış dayatılır. İslam devriminin kadınlara dönük bildirileri gazetelerde çarşaf çarşaf yer alır, sokaklarda bildiriler dağıtılır.
“Müslüman bacılarımız İslam giyimini, ahlâksızlığa karşı verilen kavganın bir barikatı, iffetlerinin bir kalesi olarak görüyorlar. Bütün kadınlarımızı giyim kurallarına uymaya çağırıyoruz. ”

Elbette kadınlar üzerindeki faşizan baskıyla sınırlı değildir yaşananlar. İçki yasağı başlar, evlerde içki denetimleri bile yapılır. İçki içtiği tespit edilenler hemen orada kamçıyla dövülür. Solcular, demokratlar, Hizbullah olmayanlar derdest edilir. Cezaevleri İslam devrimine karşı çıkanlarla dolup taşmaktadır. Direnenler öldürülür, darağaçları kurulur.
30 Mart 1979’da İslam Cumhuriyeti halk oylamasına sunulur. Yüzde 99’luk oy oranıyla yeni rejim kabul edilir; sonuçlar göz kamaştırıcıdır. Seçim sonrası “Balkon konuşması” yapılmış mıdır bilmiyorum ama Molla rejiminin önünde hiçbir engel kalmamıştır artık. Nisan 1979’da bir bildiri yayınlanır:
“Teşkilatımız İslâm devriminin yerleşip yayılmasını engellemek isteyen her kişi, teşkilat ve devlete karşı ideolojik ve politik yönlerden acımasız bir savaş verecektir. Gerektiğinde silaha sarılmaktan çekinmeyeceğiz. ” Bu bildiri “resmi şiddetin” kolaylaştırıcısı olur; toplumun dini kurallarla yönetilmesine direnen kesimler ezilir.

O günlerde üniversitelerde neler yaşandığına bakalım. Türban dayatmasının nasıl başladığına ve nasıl başarı kazandığına. Bu bilgileri İranlı kadın yazar Tara’dan edinelim:
“Evet, her şey küçük ve önemsiz gibi görünen o tavizleri vermekle başladı. 1979 Şubat’ının üzerinden yedi ay geçmiş, okullar açılmıştı. Özel okulların hepsi kapatılmış, kız ve erkek öğrenciler ayrı okullara alınmıştı. Değişikliğin bununla sınırlı olacağını sanıyorduk; değilmiş. Ceket ve etekten oluşan eski üniformalarımızla gitmiştik okula. Kapıda iki kadın devrim muhafızı bekliyordu. Başörtü takmamız gerektiğini, yarın başörtüsüz geldiğimiz takdirde okula alınmayacağımızı söylediler. Neyle karşılaştığını anlamamanın, nasıl bir tepki göstereceğini bilmemenin şaşkınlığıyla gülmeye başladık. Öğrenciler, hocalar hepimiz gülüyorduk. Güldük ama istenileni de yaptık. Önemsizdi çünkü; komikti. Sabah kapıda devrim muhafızı kadınlarla karşılaştığımızda buruş buruş mendillerimizi çantamızdan çıkarıp, onların gözlerine baka baka alay edercesine bir gülüşle başımıza takıyorduk. Onlar gülmüyordu. Çünkü o küçük tavizin bize ne kaybettirdiğini, kendilerine ise ne kazandırdığını en başından beri biliyorlardı. Çok gençtik, isterse bir saat; başörtüyü yanımıza aldığımız an her şeyin bittiğini bilemeyecek kadar genç. ”

Tara diyor ki yazısının sonunda,
“Eğer önümüzde ders alabileceğimiz bir İran ve Cezayir örneği olsaydı, kim bilir belki de her şey daha farklı olurdu. ”

Tara ve bilcümle üniversiteli gençti, işin nereye varacağını anlamamıştı, kabul. Ama ifade edilmelidir ki solun neredeyse tamamı, anlı şanlı sol parti ve örgütler tam bir akıl tutulması içindeydi. Kadın sorunları üzerinde çalışma yapan gruplar olanı biteni önemsemiyor, örtünme zorunluluğunun en temel hakkın ihlâli olduğunu görmüyordu. Bir kadın grubunun o günlerde yayımladığı bildiri, yaşananları anlayamamanın ne demek olduğunu göstermekteydi:
“Peçe takma zorunluluğu varlıklı ve aydın kadınlar için sorun olabilir ama emekçi kadınlarımızın başka dertleri var. İlerici kadınlarımızı uyarıyoruz. Bu sorunu büyütüp varlıklı reaksiyoner kadınların antiemperyalist savaşımımızı etkilemesine ve amaçlarından saptırmasına yol açmasınlar. ”

Halkın Fedaileri gibi sosyalist bir örgütün konuyla ilgili açıklaması ise tartışmaya hacet bırakmayacak ölçüdeydi:
“Savaşımızda kadın erkek ayrımcılığı yoktur. Giyim kuşam zorunluluğu hakkında birtakım yerli yersiz sözler söylenmiş, ama bunlar geri alınmıştır. Böylelikle bu sorun kapanmıştır. Ne gerek var protestoya. Peçe takmak kötü bir şey demiyoruz, alışmak için zaman gerekli. ”

İranlı yazar Bahman Nirumand’ın “İran’da Soluyor Çiçekler” isimli kitabından yapacağımız alıntıyla, solun, aydınların nasıl bir akıl tutulması içinde olduğunu görelim: “
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, hapishaneler kapatılacak, kadınlara eşit haklar tanınacak, giyim serbest olacak, dedi. Biz solcular ise ılımlılardan daha büyük yanlışlar yaptık. Biz dedik ki, bir yandan gelenekselliği simgeleyen, diğer yandan böyle güzel şeyler vaat eden bu karizmatik önder olmadan Şah’ı deviremeyiz. İkincisi, mollaların devleti yönetebileceklerine inanmıyorduk. Üçüncüsü de gerçekten pek çok solcu başta Humeyni olmak üzere çoğu mollanın radikal tutumlarını beğeniyordu. Biz solcular İslam’ı yeni bir güç olarak görmekten yoksunduk. İran üzerine analizlerimizin, Şili veya Vietnam üzerine yapılan analizlerden farkı yoktu. Ayrıca demokrasi anlayışımız da yetersizdi. Giysileri yüzünden sokaktaki kadınlara sataşmalar başlayınca ‘yan çelişkiler’ diye ciddiye almadık bunları. Biz, ana çelişkiyi, yani emperyalizmle savaşı, ön planda tutuyorduk. Demokrasi olmadan emperyalizmle savaşılmayacağını anlayamamıştık. Kadın hakları, sendikal haklar için verilen kavga, emperyalizmle savaşın ta kendisidir. ”

Elim, yıllar sonra Nirumand’ın kitabına uzandı. İran üzerine makalelere bir göz attım.
Çünkü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Kadın iffetli olacak. Herkesin içinde kahkaha atmayacak” dedi. İffetten oluşan kaleye konan bir tuğla değil mi bu?
Çünkü aynı zaman diliminde, herhangi bir ortaöğretim kurumuna girmeye hak kazanamayanların otomatik olarak İmam Hatip Liselerine kayıt olma zorunluluğu getirildi.
Çünkü mahallelerde düz lise kalmadı; her mahallede en az bir İmam Hatip Lisesi açıldı.
Çünkü 2002 yılında 450 olan İmam Hatip Lisesi sayısı bugün 2074’e çıktı.
Çünkü türban hayatın her alanına girdi.
Çünkü 4+4+4 olarak bilinen değişiklikle eğitimin gericileştirilmesinin önü açıldı.
Çünkü İslamî mahalle baskısını her geçen gün biraz daha fazla hissetmeye başladık.
Çünkü IŞİD, El Nusra, tıpkı vakti zamanındaki Hizbullah gibi, bırakalım başka başka yasaklamaları, aleni kafa kesiyor.
Çünkü 10 yılı aşkın zamandır, AKP iktidar vesilesiyle toplumsal yaşam adım adım gericileştirildi, İslamîleştirildi. Burada Başbakan’dan gerici, muhafazakâr, din ve mezhep düşmanlığını körükleyen söz ve çıkışlarını sıralamaya gerek dahi yok.
Çünkü kimi sol, aydın, seküler çevrelerin benzer akıl tutulması içinde olduğunu görüyoruz.
Çünkü CHP’li belediyeler iftar çadırı açma yarışına giriyor, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir başka İslami adaydan medet umuyor.
Çünkü seküler özelliği nedeniyle kendimizi yakın hissettiğimiz Kürt hareketi iftar çadırı açmak şöyle dursun, “Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri düzenliyor, “Demokratik İslam Konferansı” topluyor.
Çünkü kamuda türbanın serbest bırakılması doğrultusunda oy veren sol iddialı siyasetçiler bulunuyor.
Açın bakın Meclis’teki oylamalara: Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun teklifine kim evet dedi, hangi vekiller “Kur’an-ı Kerim ile Hz Muhammed’in hayatının ortaokul ve liselerde seçmeli ders olarak okutulması” için evet oyu verdi.
Çünkü her sabah, Ayrancı Lisesi’nin önünden Dikmen’e çıkarken, “Ayrancı İmam Hatip Lisesi” tabelasını görünce içim cız ediyor.
Açın bakın gazete haberlerine: 4+4+4 gericiliğine karşı kim, hangi sol/sosyalist çevre canhıraş mücadele etmiş. Kim bunu bir sorun olarak görmemiş, kim önemsememiş, kim önemsese de kılını kıpırdatmamış, kim gericiliğin simgelerini “özgürlükler” bağlamında görüp desteklemiş.
Böyle giderse, bir zaman sonra dudaklarımızdan çıkan en dramatik sözcük “keşke” olacak.

İnönü Alpat

Bu haber ise daha da güncel:

Nabi Avcı'dan peçe yanıtı: Provokasyon olabilir

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, ortaöğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasıyla ilgili sorulara cevap verdi.
13801

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, başörtüsünün orta öğretimde serbestliğiyle ilgili, "5'inci sınıf itibariyle isteyen öğrenciler uygulamadan yararlanabilir” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Avcı, Medya Okuryazarlığı Dersi Tanıtım Toplantısı ve Yenilikler Paneli'ne katıldı. Bilkent Otel'de gerçekleşen toplantı sonrası gazetecilerin sorularını cevaplayan Bakan Avcı, başörtüsünün orta öğretimde serbestliğiyle ilgili değişikliğin sorulması üzerine "Anaokulu ilkokul söz konusu değil. Ortaokullarda ve liselerde zaten bazı okullarda uygulanıyordu kapsam o çerçevede. 5 sınıf itibariyle isteyen öğrenciler uygulamadan yararlanabilir. Provokasyonlar olur mu? Bugünlerde bekliyorum. Birileri fotoğraflar çekmek için mizansenler kurgularlar. Geçmişte bunun örneklerini yaşadık. Ana okullarına bile çarşaflı öğrenci sokarak fotoğraf çektirenler olur. Öyle provokasyonlar yapılabileceğini biliyorum ama işin doğrusu belli bir düzeydeki öğrenciler için bunu arzu eden öğrencilerin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Zaten ortaokullarda bu uygulama vardı. Bazı derslerde de vardı. Oradaki genişleme ortaokullarda da var” şeklinde konuştu.

(İHA)
Haziran 2014

Mahaprabu Das Bto-s-ma-k, bir soruya yanıt verdi.

Ortadoğu'daki gelişmeler (son Musul Konsolosluğunun IŞİD tarafından basılması dahil) Türkiye açısından ne getirir? Bu krizden nasıl kazançlı çıkarız?

Hikaye şöyle (Kerkük ve Musul) bu iki şehrin önemi, ara bölgesinde kalan toprakların altında petrol denizlerinin olması ile biliniyor. Bu bölgenin statüsü yok. Merkezi hükümet veya Kuzey Irak bölgesindeki barzani milisleri uluslararası alanda hak iddia edemiyorlar. Kerkük ve Musul arasında kalan bölgede türkmenler yaşar. Bu bölgeye Türkmeneli denir. O petrollerin asıl sahibi bu insanlardır. Mesele kim çıkaracak ve nereye satılacak. Rusya - Çin anlaşmasını çoktan yaptı. Bizim başbakan beslediği IŞİD militanları üzerinden devlet kuracak ve Türkiye petrol hatlarını Akdeniz'e akıtacak. Buna karşı gelen bütün dünya ise Türkiye'ye ve Kuzey Irak bölgesi yapılanmalarına Suriye ve İran ile birlikte savaş ilan edecekler.
Mayıs 2014

Hakan Köse  yeni bir  gönderide  bulundu.

Facebook kurucusu ifadeye çağrıldı

Facebook'un kurucusu Mark Zuckerber hakkında "Halkın kişisel gizliliğini ihlal ettiği" gerekçesiyle İran'da dava açıldı. Mahkeme Zuckerberg'i ifade vermeye çağırdı.

338
Mayıs 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ne namusmuş bilader... İranlı oyuncu Hatemi öpücük için özür diledi

67. Cannes Film Festivali'nde tokalaştığı jüri başkanı Gilles Jacob'u ardından da yanağından öpmesi sebebiyle ülkesi İran'da büyük tepki çeken aktris Leyla Hatemi özür diledi.

12474
İran
Sinema Kurumu’na bir mektup gönderen Hatemi, ‘Bazı insanların duygularını incittiğim için üzgünüm, özür dilerim’ ifadelerini kullandı.

‘ÖPÜŞMEMEK İÇİN TOKALAŞTIM’ İMASI
İran’ın resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı mektupta Hatemi, ‘kendisinin İslami kurallara saygı duyduğunu ancak jüri başkanı Jacob’un bunları yaşından ötürü unuttuğunu’ savundu. ‘Yanaktan öpüşmeyi önlemek için giriştiği önleyici tokalaşma hareketinin bu sebeple sonuçsuz kaldığını’ belirten Hatemi, “Her ne kadar bu açıklamaları yapmaktan utansam da, içine düştüğüm kaçınılmaz durumu anlamayanlar için detaylara girmekten başka çarem yok” ifadelerini kullandı.
‘BENİM İÇİN BİR DEDEDEN FARKSIZ’
Hatemi yeniden Jacob’un 83 yaşında olmasına atıf yaparak “Kendisi benim için aynı zamanda ev sahibi de olan yaşlı bir dede gibi” dedi.

‘HATEMİ’NİN SERGİLEDİĞİ DAVRANIŞ KABUL EDİLEMEZ’ Oscar ödüllü 2011 yapımı “A Seperation” (Bir Ayrılık) isimli filmdeki rolüyle tüm dünyanın tanıdığı Hatemi, İran Kültür Bakanlığı tarafından eleştirilmişti. İran Kültür Bakan Yardımcısı Hüseyin Nuşabadi, Jüri üyesi olarak Cannes Festivali’ne katılan Hatemi’nin sergilediği davranışı ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirmişti. Hatemi’nin hareketlerinin İranlıların dini inançlarıyla çeliştiğini söyleyen Nuşabadi, “İranlı kadın imajının dünyada zedelenmemesi için uluslararası toplantılara bir İranlı kadın olarak katılanlar, İranlıların onur ve iffetini dikkate almalı” diye konuşmuştu. Meclis Kültür Komisyonu Birinci Sekreteri milletvekili Lale İftihari ise kadın sanatçının sergilediği davranış biçimiyle ülke imajını zedelediğini savunarak konunun ilgili komisyonda inceleneceğini ifade etmişti.

‘KIRBAÇLANSIN’
Son olarak da dün İran’da Devrim Muhafızları’na yakın ‘Hizbullah Öğrencileri’ adlı bir grup, oyuncu Hatemi’nin cezalandırılması için harekete geçmişti. Hizbullah Öğrencileri, ‘İslam kurallarına aykırı davrandığı’ gerekçesiyle Hatemi’nin kırbaçlanarak cezalandırılması talebiyle mahkemeye başvurmuştu.

kaynak:radikal.com.tr/dunya/iranli_oyuncu_hatem...
Mayıs 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Zerdüştlük nedir?

Dünyanın en eski tek Tanrılı dinlerinden biri olan Zerdüştlük, insanın öldükten sonra tekrar dirilip iyilik Tanrısı Ahuramazda'nın önüne çıkarılacağına inanır. 3500 yıl önce İran'da ortaya çıkmıştır. Diğer ismi mecusiliktir. Günümüzde hala daha inananları mevcuttur. Kutsal kitabı Avesta'dır.

Zerdüştlük
Faravahar: Zerdüştlüğn inandığı iyilik meleği.

Zerdüştlüğün temelinde iyilik ve kötülüğün savaşı yer alır. Tanrı olarak kabul edilen Ahuramazda iyiliği, Ehriman ise kötüşüğü temsil eder. İlginç bir şekilde zerdüştler dünyanın insan kalıntısıyla kirletilmemesi gerektiği inancıyla ölülerini yüksek noktalarda doğal koşullarda çürümeye veya yok olmaya terk ederler. Doğal elementler yani toprak, hava, su ve ateş kutsal kabul edilerek bunların sürekli temiz tutulmasına çalışılır. Bundan ötürü ibadetler güneş veya ateşe bakarak gerçekleştirilir.

Zerdüştlük
İran'ın Yezd kentinde bulunan bir Zerdüştî tapınağı.

Kutsal kitap olan Avesta'da bütün dinlerde olduğu gibi doğruluk ve iyilik emredilir. Cömertlik, misafirperverlik, temiz ve saf olmak, tarım ve hayvanla ilgilenmek faziletli işlerden sayılır. Cinsel korunma veya döllenmeyi engellemek yasaktır, şarap dinsel düşünceleri geliştirdiği için içilir. Ayrıca şiir ve müzik de faziletli işlerdendir.

Yanlış bir bilgi olarak, zerdüştlerin ateşe taptığı düşünülür fakat zerdüştler ateşe tapmaz. Onu bir nevi kıble kabul ederler ve ibadetlerini ateşe dönük olarak yaparlar. Ateşin kutsal kabul edilmesinin nedeni ise Tanrı'nın ışığının olduğu düşünülmesidir. Ateş için özel yakım prensipleri vardır ve ateşe üflemek çok büyük günahlardan sayılır.
Şubat 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

İran'da Arap asıllı şair Haşim Şabani, 'Allah'ın düşmanı' olduğu ve ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle idam edildi. İran'ın ağustosta göreve gelen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD'ye zeytin dalı uzatıp, nükleer görüşmelerinde olumlu adımlar atarak dünyaya İran'ın 'yumuşak yüzünü' gösterirken, son altı ayda idam edilenlerin sayısı 300'ü geçti.

Yerel insan hakları savunucularına göre Şabani ve Hadi Raşidi isimli bir kişi, 27 Ocak günü ismi bilinmeye bir hapishanede infaz edildi.

Edebiyat
Şubat veya Mart 2011'de 'Allah'ın düşmanı' olduğu gerekçesiyle tutuklanan ve o zamandan beri hapiste olan Şabani, etnik Araplara yönelik davranışlara karşı koyan bir tavır sergilemişti. İslami Devrim Mahkemesi, Şabani ve 13 kişiyi geçtiğimiz temmuz ayında "Allah'a karşı savaş açmak' ve 'ahlaksızlığı yaymak' nedeniyle suçlu olduklarına hükmetmişti.
32 yaşındaki Şabani, Diyalog Enstitüsü'nün kurucusu olarak biliniyordu ve Arapça ile Farsça şiirleriyle ünlüydü. 2012 yılında İran'ın devlet kontrolündeki Press TV'ye çıkan Şabani, insan hakları savunucularına göre 'ayrılıkçı terörü desteklediğini' itiraf etmeye zorlanmıştı.
Uluslararası Af Örgütü'ne göre İran'da son iki hafta içinde 40 kişi idam edildi. İnsan Hakları Dokümantasyon Merkezi'ne göre İran'da Hasan Ruhani'nin cumhurbaşkanı olduğu ağustos ayından bu yana 300'den fazla kişi idam edildi.
(Hürriyet.com.tr)
Aralık 2013

Unluckypod, bir soruya yanıt verdi.

Geçtiğimiz günlerde İran cumhurbaşkanı kızlarda evlilik yaşının 16-17 erkeklerde 20 olması gerektiğini söyledi. Ülkesindeki kızları 24-26 yaşlarında evlenmeleri nedeniyle eleştirdi. Ülkemizde bu görüşe katılan da, karşı olan da var. Peki siz ?

Bu görüşe katılanlar inşallah bir daha ki yaşamlarında imkan olur da iranda 16 yaşında kız olurlar:) ) sonra da 17 sinde eline bebe verirler. Sonra görür bilmem neyini:) )
Kasım 2013

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

Son zamanlarda öne çıkan İran sinemasında beğendiğiniz örnekler neler?

Freidoune Sahebjam isimli romancının Soraya'yı Taşlamak isimli eserinden sinemaya aktarılmıştır.
Filmde içimi kemiren en büyük duygu "Erkek egemen bir toplumda kadının kendisine atılan bir iftira karşısında ki çaresizliği" olmuştur.
Aldığı eleştirilerin çoğu "senaryo bu kadar sağlamken filmin gelişi güzel bir amerikan filmi hafifliğinde" işlenmiş olmasıdır. Keza bende bu eleştirilere katılmakla birlikte konunun her halükarda filmi kurtardığını ve vermesi gereken mesajı açıkça verdiğini düşünüyorum.

Körfez Savaşından bir kaç gün önce gösterime giren "Kızım Olmadan Asla" Amerikalı bir kadının Dr. Kocası ve tek kızlarıyla İran'a yerleşmesini konu alarak başlar. Kadının endişeleri vardır. Ve her geçen gün endişeleriyle daha çok karşılaşır ve yasal olarak kızıyla birlikte ülkeyi terkedemeyeceğini anladığında illegal yöntemlerle özgürlüğe ilk adım olarak Türkiye'ye doğru bir kaçış başlar. İzlenesi bir film.
Kasım 2013

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Son zamanlarda öne çıkan İran sinemasında beğendiğiniz örnekler neler?

Baskıcı bir ortamın yarattığı sanatlar gerçekten de güzel oluyor. Özellikle halkın çektiği fakat alenene engellenen dramlar sembolik olarak anlatılıyor. İran sinemasında da söz konusu olan bu. Muhsin Makhmalbaf, Mecid Mecidi, Cafer Panahi, Asghar Farhadi gibi önemli yönetmenler İran sinemasında kilometre taşları oldu. Tabii çektiği filmler de mükemmeldi. Özellikle önerebileceğim film 2012'de En İyi Yabancı Film dalında Oscar alan Jodaeiye Nader az Simin (Bir Ayrılık) filmi: imdb.com/title/tt1832382

İran
Haziran 2013

Ahmet Avcı, bir soruya yanıt verdi.

İran şeriatle yönetildiği halde neden cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılıyor?

La havle, bir orta daha, sazan mıyım neyim,
Yönetimin babadan oğula geçmediği, bir kişi ya da zümrenin elinde olmadığı, cumhurun yani halkın seçtiği yönetim şekli cumhuriyettir.

Demokrasi ise bunun şeklini, nasılını tarif eder. Eşitlik, sosyal adalet, ırkçı olmayan, azınlık haklarını gözeten, cumhurun seçtiğini anayasa ile kısıtlayan ve temel anlamıyla, yönetimde söz hakkının olmasıdır.

Demokratik olmayan cumhuriyet olur yani, hanedan yok, padişah yok seçim var, lakin sonrasında tek adam at koşturuyor, tek adam kitaba göre at koşturuyor, tek adam kitabı yorumlayan fetva veren ulemanın ağzının içine bakarak at koşturuyor ve bu esnada kimseyi kazımıyor. Ulema facebook, twitter, tumblr ve her türlü dünyayla iletişimi etkileşimi şeytani bulup, -rejimi için tehlikeli bir aydınlanma bilinçlenme enstrümanı olarak kabul ediyor, yasaklıyor ve bütün cumhur eşşek gibi biat ediyor.

Demokrasi alt seviyelerde de olabilir ya da olmayabilir, olmaması daha makul de olabilir; örneğin futbol maçında demokrasi yoktur, olsaydı şöyle olurdu, evet ofsayt diyenler el kaldırsın, ofsayt değilmiş devam...

Demokrasilerde bir konu ortaya atıldığı zaman mesela, bakanlar hatta Cumhurun Başı, milletvekilleri, yazarları önce durun bakalım Başbakan ne diyecek sonra ters düşme ihtimali de var deyip açıklama yapmak için bekleşmezler, direk langır lungur konuşabilirler, sonra yanlış anlaşıldım filan diyebilirler, o gün o bilgiler ışığında öyle düşünmüştüm şimdi böyle düşünüyorum, valla kim ne derse ben böyle düşünüyorum deyip, sonra başlarına iş gelmeden devam edebilirler.

Ya da bir partinin milletvekillerinin yarısı ağaçlar kesilsin, başka yerlerde ormanlar yaptık oraya taşınsın ne olur ki derken, kalan yarısı kesilmesin yazık günah kes kes orman kalmadı filan diyebilir, o partinin bütün milletvekilleri Başbakan gibi düşünmek zorunda olmayabilir.

Demokrasilerde, inançlar istismar edilmez mesela, sürekli inanca dem vurulmaz, inançtan destek aranmaz, inançlara saygı gösterildiği için her türlü ortamda bağıra bağıra inançlar konuşulmaz, diğerleri dinsiz ilan edilemez. Olaylara bilimsel yaklaşılır, mantık kollanır, her türlü düşünceye saygı gösterilir, din ve devlet işleri birbirine karıştırılmaz.

Demokrasilerde devlet adamları, akil adam olur, asabi olmaz, fevri olmaz, nefret söylemlerinde bulunmaz, sadece balkon konuşmaları ile halkı kucaklıyorum ayağına yatmaz, her olaya direk müdahale etmez katman katman devletin organlarının müdahalesini bekler, taraf olmaz, savcıları göreve davet etmez, yargının atama ve terfilerine el uzatmaz, medyaya aba altından vergi sopası göstermez, tüm medyayı ele geçirmeye çalışmaz, langır lungur konuşup sermayeyi ürkütmez, belediyelere ayırım yapmaz, bürokrasiyi silah olarak kullanmaz, etrafındaki kraldan çok kralcılara müsaade etmez...

Velhasıl, İran'da şeriatle mi yönetilmek istersiniz ya da halk konsensusunda yazılmış modern bir anayasa ile mi, diye bir referandum yapılsa ne çıkar sonuç acaba, referandum herşeymiş ya, onu diyorum.

Ama yapılamaz, zira İran devrimi sonrası kurucu iktidar bunun adını koymuş, yapılması için tekrar devrim yaşanması ve tekrar anayasa yazılması lazım. Anayasa; devletin, idarenin nasıl olacağını belirleyen, kurucularca yazılmış, mutabakat metni, hukuk metni, yani demokrasi olup olmayacağı, ne kadar olacağı, nasıl olacağının kriptosu anayasada.

O halde anayasa çalışmalarını iyi takip etmek lazım, son referanduma benzeyip arada kaynamasın, AKP ye evet ve hayıra dönüşmesin, bir uzlaşı metninin olmasını beklemek hayal zira.
Mayıs 2013

Karl Engelpert, bir soruya yanıt verdi.

İran ve ABD arasındaki sorun nedir?

Söylemlere bakacak olursanız İsrail-ABD / İran arasındaki muhteşem gerilimden bahsedebilirsiniz.

Ancak uluslararası siyaset ve hatta siyasetin tüm kulvarlarında söylemlere bakarak değerlendirmelerde bulunursanız fena halde yanılır, günceli takip etmiş olursunuz.

Son 15 yıla bakacak olursanız, gerilimin gittikçe arttığı ve tarafların savaşın eşiğine geldikleri sanılabilir ancak bunun için söylemlerden çok somut gerçeklere ihtiyaç vardır.

İran'ın bölgedeki en büyük 2 düşmanı batısında Saddam doğusunda ise Taliban'dı. Bugün ABD İran'ı zorlayacak ne bir Irak ne de bir Afganistan bıraktı. Düşünün ne kadar düşmanınız ya da sorununuz varsa biri gelip bunu çözüyor, bu adamı düşman olarak mı kabul edersiniz?

Keza İsrail İran gerilimine bakacak olursak da aynı şekilde birbirlerini güçlendiren iki ayrı kutuptan bahsedebiliriz. İran düşmanı olarak bildiğimiz Netanyahu seçimlerden önce zor bir süreç yaşıyordu. O sırada İran'ın, İsrail'i haritandan sileceğiz çıkışı Netanyahu'ya yeni bir seçim daha kazandırdı.

Keza Usame Bin Laden'i ABD'ye teslim eden bir İran'ın ABD ile gerilim yaşadığı, savaşa bilendikleri söylemleri günceldir ancak gerçek değildir.

Tahterevalli'nin bir ucunda ABD-İsrail diğer ucunda Rusya-İran vardır. İran batarsa ABD'de yanar. Karşılıklı denge sözkonusudur.

Velhasıl kelam sorun yoktur, denge vardır.
Mayıs 2013

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Arap kültürü ile Fars kültürü arasındaki farklar nelerdir?

  1. Araplar Kuzey Afrika ve Batı Asya'da yaşarlar. Farslar (İranlılar) ise Kafkaslardan Basra Körfezi ve Pakistan arasında yaşar.
  2. Araplar'ın bugünkü kabileleri bozulmamış, tarihi teşekküllerine uygun ve özgün bir millet olarak varlıklarını sürdürmektedir. Farslar ise Hint-Avrupa ailesine ait bir halktır.
  3. Araplar Arapça konuşur, Farslar Farsça konuşur.
Nisan 2013

Caner Acu, bir soruya yanıt verdi.

İran ve ABD arasındaki sorun nedir?

Malum ABD başta Orta Doğu olmak üzere tüm dünyayı kontrol etme çabası içerisinde. İran da Orta Doğu da çok önemli bir aktör ve coğrafi olarak çok önemli bir noktada bulunuyor. II. Dünya Savaşı'nda İngiltere'nin savaşa İran'ı istila ederek başlaması da bunun bir göstergesi. Ayrıca İran Orta Doğu ülkeleri içinde Amerika'ya en çok kafa tutan ve yaptırımlarından etkilenmeyen ülke konumunda.

Devlet Politikaları

1953 yılında İran'da yapılan darbede Amerika etkin rol oynamış kendi istedikleri kişiyi başbakan yapmışlardır. Bu durum İran'ın var olan kinini arttırmış 1979 yılında yapılan İran İslami Devrimi ile durum tersine dönmüştür. Ayrıca gerek tarihi gerekse dini nedenlerden dolayı iki ülke arasında karşılıklı bir nefret yumağı oluşmaktadır. İki ülke arasında gerilime neden olan sebepleri sıralamak gerekirse:

  • Abd 1991 deki İran-Irak Körfez Savaş'ında Irak'ı desteklemiş ve bir çok yardımda bulunmuştur.
  • 1983 yılında Hizbullah Beyrut(Lübnan) da bulunan Amerikan elçiliğini bombaladı. Bu olayda bir çok Amerikalı diplomat hayatını kaybetti ve daha sonrasında Amerika'da tüm İslami terorist gruplara savaş atı.
  • 1986 yılında ortaya çıkan İran Kontra Skandalı belki de ABD-İran ilişkilerindeki en ironik olaydır. ABD'nin Nigaragua'daki sol hükumeti yıkmaya alışan koministlere yardım yaptığı paranın İran'a yapılan silah satışlarından geldiğinin öğrenilmesidir. Bu olay ABD'de büyük tartışmalara neden olmuş Ronald Reagan önce inkar etmiş sonra kabul etmek zorunda kalmıştır.
  • 1988 yılında ABD'nin fırkateynlerinin İran mayınlarından zarar gördüğü gerekçesiyle Basra Körfezinde İran gemilerine ateş açması sonucu iki İran gemisi batmıştır. Olayda bir Amerikan helikopteri de düşmüştür.
  • 1988 yılında ABD İran Hava yollarına ait uçağı füze atarak düşürmüş. Daha sonra atış talimi sırasında yanlışlıkla olduğunu belirterek özür dilemişlerdir. Olayda 290 sivil insan hayatını kaybetmiştir.
    Devlet Politikaları

  • Müslüman dünyasında yasal direniş örgütü olarak, ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Hizbullah'ın Lübnan da politik bir güç haline gelmesi ABD-İran ilişkilerini germiştir. Çünkü ABD'nin terör örgütü olarak tanımladığı Hizbullah'ı İran hükumeti açık şekilde destekliyor.
  • Yakın tarihte ise iki ülke arasındaki gerginlik artarak devam etmektedir. İki ülke tarafında yapılan açıklamalar sürekli yanan ateşe benzin dökmektedir.
  • İran'ın nükleer çalışmaları ve sürekli roket atışı denemeleri Amerika tarafından sıkça eleştrilmekte ve endişeyle karşılanmaktadır.
Sürekli artan tansiyon iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Resmi olmasa da iki ülkenin ordusu şu şekildedir:

Devlet Politikaları
Daha fazla