Bilmek istediğin her şeye ulaş

İslam Felsefesi

yönlendirme İslam felsefesi

Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

ŞEBEKLİK YAPMAKTAN "OKU!"MAYA FIRSAT BULAMIYORUZ

Mangalda kül bırakmayız, iş lafa gelince. Duyanlar "yahu, adam ne de güzel sindirmiş içine dini, hayatın sırrına ne de vakıf" diye gıpta ile bakıp dururlar.

Bazen ilim havuzunda bir balık olmaya gerek bile yoktur, umumun hayranlığını kazanmak için. Çünkü halk zaten gönüllüdür genellikle, birilerini göğe uçurmak, yeni "kurtarıcı" ilan etmek için. Hani derler ya; "hocanın kendi değil, tebaası uçurur", diye. Hah, işte tam da öyle.

193

Eğer bu işlere niyetiniz varsa siz de, Peygamber Efendimiz'in hayatını konu alan bir Siyer kitabını ezberleyin, biraz bağlantı kullanıp geçin kamera karşısına. Acınaklı bir ses tonu ile gösterin performansınızı. İsterseniz belediyede memur olun hiç önemli değil, kısa süre sonra kadrolu hoca olacağınızı garanti ederim. Sözde tevazuyu anlatırken, birden şoförlü makam araçlarıyla çocuğunuzu okula bırakmaya başlayacaksınız. Şanınız öyle yürüyecekki, memur olduğunuz belediye gibi belediyelerden birinde başkan danışmanı bile olabilirsiniz, örnekleri vardır.

İşletmenizi devredip daha karlı bir kulvara geçecek, "Diriliş hareketi" organizasyonları yapıp kitaplar basacaksınız peşisıra, medya sizi keşfedecek ve programlar yapmaya başlayacaksınız.

Rivayet oki; bir hoca bir Ramazan ayı boyunca yapacağı program için 600 bin TL almış. Neye mukabil, hangi malzemeye?

"Gözyaşı geceleri" diye bir laf uydurup "Ağlamayana parası iade" diyecek, salonlarda bir tür yeni titan gösterileri yapacaksınız. Hatta işi abartıp bir organizasyon firması olacak, sükseli otobüslerle ulusal arenada sahne gösterilerine döndüreceksiniz.

Kendinizden olanlarla güç birliği yapıp televizyonlarınızı, radyolarınızı, yayınevlerinizi kuracak ve işletecek, "körler sağırlar birbirini ağırlar" misali; nöbetleşe programlarınıza sizden olanları davet edeceksiniz.

Bir besmeleyi onlarca çeşit, anlamsız müzikal lakırdıya dönüştürenler, kulak tırmalayan ve pop şarkılarından daha beter ve değersiz, tasavvufun ritmik iç aleme zerkedişinden fersah fersah uzak, ıhlamalı tıslamalı güya ilahiler ile dolu ortalık. Eğer bunlar ilahi ise Amir Ateş, merhum İsmail Biçer, merhum Kani Karaca, merhum İsmail Bülbül ve diğer güzidelerin, her bir nağmesi içte bir yeri titretircesine söyledikleri ne idi?

Ritm ve müzik deyip yabana atmamalı: Süleymaniye'nin hemen yanındaki şifahanelerde musiki ile psikolojik hastalıklara derman aranırdı, örneğin. Tasavvuf müziği, verilmesi gereken ruha şifa mesajın, bir iğne deliği kadar küçük bir hazneden insana doğru tınıyla verilmesine çok özel bir ilim kulvarıdır. Herkesin harcı olduğunu düşünmek mahveder işte böyle. Bir kültürü, bir tarzı yer ile yeksan edip bırakır.

Bir de "şiir icracılarımız" çıktı uzun zamandır. Bir iki tamam ama baktı ki "bu işte para var", benim müteşebbis ruhlu insanım durur mu, koca bir şiir okuyanlar ordusu türedi. Ekranlarda, radyolarda dinlememek, müzik marketlerden albümünü almamak kötü işlerden sayılıyor.

Velhasıl çok ayıp bir iş oluyor çok uzun zamandır: Din ve dini semboller, ticari birer meta olarak kullanılıyor. Daha çok kazanmak ve tanınmak için herşeyi mübah görüyor insan ve bu uğurda üzerine lanet almaktan dahi çekinmiyor.

Çocukluğumdan bu yana farkında olduğum Eyüp Sultan'ın uhreviyetine, civarındaki dükkanlardan yükselerek boğan, çığlık çığlığa bağıran türlü sesleri çıkarıp ne çok zarar veriyor bu kirli çöpler.

Artık yazarsız, fabrikasyon kitaplar çıkarıyor bu yayınevlerinden. Çocuk eğitimi adı altında bir sürü tuhaf, sahipsiz, yayınevinin kadroluları tarafından kaleme alınıp birbirini tekrar eden ama şatafatlı, renkli resimli bir sürü kitap.

Birileri telefonla arayıp bayağı satıcılar gibi, "Kuran" pazarlıyor. Oysa birkaç on yıl öncesinin basımı olan Kuran-ı Kerim'lere baktığınızda edepten üstüne fiyatının yazılmadığını görürsünüz. Çok çok "Hediyesi" derlerdi, o bile şaibeli.

Bu ahval içinde dini ve insani değer adına ne varsa yozlaştıranlardan dinin sahibinin hesabı soracağı güne kadar, en azından şunu söylemeli: Tüm bu hengamede "Oku! " diyenin bu ilk emrini es geçiyoruz. Sadece biz değil, görünen o ki; neredeyse müslüman olduğunu iddia eden bütün coğrafyalar bu önemli emre itaat edip itibar göstermediklerinden, bugün tüketen, sömürülen, kolayca manipüle edilen, alt üst edilip taş üstünde taş bırakılmayan, ilimden ve fenden nasiplenmeyen, teknolojik olmayı "parasını bastırıp almak" sayan toplumlar olmaktan ileri gidemiyorlar.

Bakın etrafınıza, komşularımıza ve bize... Yaptıklarımıza, içine düştüklerimize, holdingleşmiş cemaatlere, fukaralık içinde ezilen insanlara. "Okumak" bunların neresinde, siz karar verin.

Kitap okumak değildir, "okumak", özel okullar kurmak da hiç durmamacasına kitaplar, dergiler, gazeteler basan yayınevleri kurmak da değil: Çok farklı ve maalesef halen bizde anlaşılamadı.

Yusuf İslam adını alan Cat Stevens'ın şu sözü çok manidardır: "Ben İslam'ı, önce Kuran'dan öğrendiğim için müslüman oldum. Kuran'dan önce müslümanlarla tanışsaydım ve onlardan öğrenseydim, müslüman olmazdım. "

İslam tembelliğin, miskinliğin, terörizmin, asalaklığın, soygunculuğun, sömürünün, Allah'ın sözünü pazara çıkarmanın ve onun sırtından paralar kazanmanın, bu sayede sırça köşklerde oturmanın ve dibindeki sıkıntı çekenlerden lafta muzdarip olsa da aslen bihaber olmanın adı değildir. İslam markalaşmak değildir, fırkalara bölünmek, diğerlerini kötülemek, dışlamak hiç değildir.

Zamane fotojenik hocaları ne derlerse desinler, bir gerçek kaşımızda: Kim olursa olsun, "okuyabilendir" gerçekten yaşayan İslam'ı, hayatı, varoluş amacına uygun bir çizgiyi.

Cem Turan
Haziran 2014

Beyza Hilal Nur, bir soruya yanıt verdi.

Haziran 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Tasavvufun temel kavramları nelerdir?

  • Vücudu Mutlak : Tek varlık.
  • Vahdeti Vücut : Birlik.
  • Tecelli: Allah ile bir olmak, Allah’ın varlığının göstergesi.
  • Ayan-ı Sabite: Allah'ın yansıması.
  • Fenafillah: Tasavvuftaki son aşama, Allah’ta yok olma.
  • İnsan-ı Kamil: Fenafillah'a ulaşmış kişi, olgun insan, kamil insan.
  • Maşuk: Sevgili.
  • Aşık: Allah aşkıyla yanan, seven.
  • Şarap: Anlamların özü.
  • Meyhane: Allah aşkının sunulduğu yer.
  • Meclis: Allah’ı anmak için yapılan toplantılar.
  • Sarhoş: Allah aşkıyla kendinden geçen derviş.
  • Saki: Mürşid, Allah aşkını sunan, yol gösteren.
  • Tekke: Tasavvuf ehli kişilerin, tarikat mensuplarının barındıkları, eğitim gördükleri yer, kuruluş.
  • Pir: Tarikat kurucusu.
  • Şeyh: Tarikatta en yüksek dereceye ermiş kişi.
  • Tarikat: Allah’a varma yolunda benzer biçimde düşünenlerin oluşturduğu topluluk, yol.
  • Derviş: Bir tarikata girmiş, onun kurallarına uygun yaşayan kimse.
  • Abdal: Gezgin derviş.
  • Halife: Tarikat kurucusunun ya da şeyhin kendisine vekil tayin ettiği, yetki verdiği kişi.
Haziran 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Redcat, bir soruya yanıt verdi.

Günahkar bir insanın organlarının bir Müslümana nakli caiz midir?

Allah'ın aşkına bırakın bu saçmalıkları, Günahkar bir insana kim karar verecek, saçına başına bakılınca günahkar olduğu anlaşılıyor mu, kul ile Allah arasına kim girmiş ki kişilerin günahkarlığına karar vermiş.
Organ naklinde belirli kıstaslar vardır ve alkol kullanımı belirli bir ölçüye kadar kabul edilir. Organ bağışında asıl amaç kadavradan organ naklidir, '' günahkar '' olan canlıdan bir nakil yapılacaksa ve canlı donörün sağlık durumu cerrahi operasyonu kaldırmaya elverişli değilse zaten yapılmaz.
Mayıs 2014

Mehmet Volkan Balbay, bir soruya yanıt verdi.

Günahkar bir insanın organlarının bir Müslümana nakli caiz midir?

Merhabalar.

Açıklama kısmında yazdığınız işleri yaptıysa (alkol vb) ) o kişinin organları zaten "tıbben" işe yaramaz. Bu nedenle soru iptal edilmiştir. :)
Mayıs 2014

Gonca Köse, bir soruya yanıt verdi.

Günahkar bir insanın organlarının bir Müslümana nakli caiz midir?

Bu sorudan çok sorgulanması gerekenler;
  • Günahlar neye göre kime göre günah olarak kabul edilir?
  • Günahkar olmayan insan var mıdır?
  • Bir insanın organı ile günah arasında nasıl bağlantı vardır?
  • Müslüman olarak nitelendirdiğimiz insan daha günahkar ise o organı hak eder mi?
Kısacası geçin bu saçmalıkları artık... Organ nakli bir hayat kurtaracaksa yapılır. Başka açıklaması yoktur.
Nisan 2014

Engin Ergül   yeni bir  gönderide  bulundu.

Ekim 2013

Solsoledo, bir soruya yanıt verdi.

Hepimiz birer şizofren miyiz?

Hepimiz birer şizofren olmayabiliriz, ama hepimiz birer potansiyel şizofreniz. Zira çoğumuz, olduğumuz kişiliklerden çok olamadığımız kişiliklerin hayalini kurar; yaşadığımızdan ziyade yaşayamadığımız dünyaların, hayatların varlığına inanırız... Şizofreni bir inanç meselesidir; yaşadığına, yaşayabileceğine, yaşayacığına, yaşadıklarına ve kim olup olamadığına inanmak meselesidir...
Ekim 2013

Şevki Yeşilpınar, bir soruya yanıt verdi.

Ağustos 2013

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Hepimiz birer şizofren miyiz?

Şizofreni bir rahatsızlıktır, genelin değil azınlığın sahip olduğu özelliklere ancak psikolojide rahatsızlık ismi verilir; genele normal denir. Eğer hepimiz şizofren olsaydık, şizofreni rahatsızlık olmaktan çıkıp normal bir durum olurdu. Soru açıklamasında olduğu gibi bütün dünya bir kurgu olsaydı, psikoloji, dolayısıyla şizofreni de birer kurgu olurdu. Kurgu olan bir şey olamayacağımıza göre, hayır, hepimiz şizofren değiliz ama sorunun şizofreni koktuğu da bir gerçek.
Ağustos 2013

Şevki Yeşilpınar, bir soruya yanıt verdi.

Hoşgörü nedir?

Sana ters gelen bazı şeyleri görmezden gelmektir.
Temmuz 2013

Uğur Çakmak, bir soruya yanıt verdi.

Hepimiz birer şizofren miyiz?

Şizofreni hastalığında insan sürekli hayal görmez belli atak dönemleri vardır. Sanıldığı gibi mütemadiyen hayallerle yaşamazlar.
Daha fazla

16 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.