Bilmek istediğin her şeye ulaş

Kadına Şiddet

Şiddet

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Aralık 2016

Insan  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kuran'da kadına şiddet serbest bırakılmamıştır.

Selamunaleyküm Bismillah Arkadaşlar kadına şiddet konusu kafamı kurcalamıştı, arkadaşım Kuran'da kadına şiddet yok deyince araştırma ihtiyacı duydum ve ufkunuzu açacak şeylerle karşınızdayım. Arkadaşlar bir siteden alıntılanmış olan yazıda Kuran'da kadına şiddetin önünün açıldığı şeklindeki yanlış anlaşılmayı incelemektedir. Ben de biraz daha araştırıp konunun yabancı kaynaklarda da varlığını inceledim. Buyrun: “Onları çıkarın” ya da “ayrılın” ifadesini, çoğu çevirmenler “dövün” diye çevirmişlerdir. Dilimize “dövün” diye aktardıkları “darabe” sözcüğü, Kuran’da 58 yerde geçer ve bağlamına göre farklı anlamlara gelir. Seyahat etmek, dışarı çıkarmak: (Bakara Suresi, 273; Ali imran Suresi, 156; Nisa Suresi, 101) Vurmak: (Bakara Suresi, 60 ve 73; Araf Suresi, 160; Enfal Suresi, 12; Ta Ha Suresi, 77; Saffat Suresi, 93) Dövmek: (Enfal Suresi, 50; Muhammed Suresi, 27) Örnek Vermek: (ibrahim suresi, 24 ve 45; Nahl Suresi, 75, 76 ve 112; Kehf Suresi, 32 ve 45) Uzak Tutmak/Ayırmak: (Zuhruf Suresi, 5) Mahkûm Olmak: (Bakara Suresi, 61) Kapamak, Vurmak: (Enfal Suresi, 12; Kehf Suresi, 11) Örtmek: (Nur Suresi, 31) Açıklamak: (Rad Suresi, 17) gibi birçok anlamların hepsi Kuran’daki “darabe” sözcüğüne yüklenmiştir. Geçmiş çevirmenlerin tamamına yakınının “o kadınları dövün” diye çevirdikleri ayetteki “darabe” sözcüğünü bazıları yumuşatarak “azıcık dövün” , “acıtmadan dövün” diye çevirmişler, Kuran dışı kaynaklardan gerekçeler sunmuşlardır. Oysa Kuran’ın Arapçasında “acıtmadan dövün” diye bir anlam yoktur. Eğer “darabe” sözcüğü “acıtmadan azıcık dövün” anlamına geliyorsa, aynı “darabe” sözcüğü, aynı kipte, Enfal Suresi 12. Ayette, “Hiç acıtmadan parmaklarını doğrayın” ya da “Hiç acıtmadan boyunlarını vurun” anlamına gelsin. Evet, ayette “o kadınları darb edin” deniliyor. Ancak bu, o kadınları dövün mü, yatırın mı, gönderin mi, ayrılın mı, yollayın mı, doğrayın mı, örtün mü yoksa örnekleyin mi anlamına geliyor? Arapçada, kitap darb etmek, kitap yayınlamak demektir. Arapçada “Darb-ül evvel” deyimi ilk yaratıklar anlamına gelir. Arapçada iki insanın darblaşması dövüşmeleri anlamına gelmez. Tersine birbirleriyle ortak olup bir işletme kurmaları anlamına gelir. Birinin kendi parasını darb ettiği, diğerinin de yalnızca emeğini darb ettiği ortaklıklara Arapçada darblaşma (Mudaraba) adı verilir. Öyleyse Kuran’ın bu ayetinde geçen “o kadınları darb edin” cümlesi nasıl olurda “dövün” demek olabilir? Arapçada kitap darb etmek, bir kitabı pataklamak, dövmek midir ki bir kadını darb etmek “o kadını dövün” anlamına gelsin? Arapça çadır darb etmek çadır kurmak anlamına gelir yoksa çadırı dövmek değil. (Dilbilimci Cengiz Özakıncı’nın Dünden Bugüne Türklerde, Din ve Dil, adlı yapıtı, konuları bilimsel olarak ele alıyor. Otopsi Yay.) işin en acı ve ilginç yanı da, Kuran ayetini “dövün” diye çevirenler hemen altına not düşerek “Peygamberimiz eşlerinden hiç birini dövmemiştir, ümmetine de dövmemeyi tavsiye ediyor” diye Allah ile Peygamberin arasını ayırmak istemişlerdir. “Allah ile Peygamberlerin arasını ayırmak isteyenlere acıklı bir azap hazırlanmıştır. ” (bak. Nisa Suresi, 150-151) Güya Allah kadını “dövün” diyor Peygamberde “dövmeyin” diyor. Hem de böyle söyleyen cahil ya da bağnaz insanlar değil adı sanı belli alimlerimizdir. Bu denli tehlikeli ve çelişkili bir yol izleyen çevirmenlerin durumunu, Allah’a havale etmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Allah affetsin. Ayette “kadınları dövün” anlamı değil “kadınları çıkarın” ifadesi vardır. kaynak: ~goo.gl/rhr4pm ~ Alıntılayan olarak kendi düşüncelerim: Allah'ın indirmiş olduğu dinimizde zulüm kesinlikle yasaktır, Allah'ın zulmedenleri sevmediği aşikar şekilde Kuran'da geçer. Zulmü sevmeyen Allah'ın "kadınlarınızı dövün" emri olması ihtimali var mıdır? Dikkat ederseniz bu bir emirdir, dövebilirsiniz değil dövün. Bir ilişkide geçimsizlik varsa ve bu durum artıyorsa yapılacak şeyler önce öğüt vermektir, tartışmak ölçüp biçmek doğruyu yanlışı sunmaktır; sonra bir ceza olarak yatakları ayırırsın, bu gerçekten bir eşe verilecek büyük bir cezadır, hatalı olduğunun farkına vardırabilir; eğer bu da olmuyorsa bir süre ayrılırsınız, en son kurtuluş yok gibiyse boşanırsınız, neden kadını dövesin? Kadın istemiyorsa zorla kendine bağlayamazsın ki! Ayrıca Peygamber'imizin ahlakı Kuran ahlakıdır. O eşleri olsun başka insanlar olsun bir kerecik ekşi yüzle dahi bakmamıştır, ki dövmesi düşünülemez, zaten de yapmamıştır. Vallahi ben bu zamana kadar Kuran'ı bahane edip eşini döven bir kişi bilmiyorum. Konu ile ilgili daha fazla bilgi için diğer kaynaklar: ~goo.gl/bgmyuu ~ ~goo.gl/1tnx57 ~ ingilizce bilenler için:goo.gl/kqpulrgoo.gl/3hvnrn kuranmeali.org sitesinde çeşitli kişilerin mealleri var, yukarıda anlatılanları destekleyen mealleri bulabilirsiniz. Burun mesela: "Erkekler kadınları, Allah'ın kendilerine onlardan daha fazla bağışladığı nimetler ve sahip oldukları servetten yapabilecekleri harcamalarla koruyup gözetirler. Dürüst ve erdemli kadınlar, gerçekten Allah'ın korunmasını buyurduğu mahremiyeti koruyan, sadık ve itaatkâr kadınlardır. Serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara önce nasihat ediniz, sonra yattıkları yatakta yalnız bırakınız; yine de itaat etmezlerse onları geçici olarak evden uzaklaştırınız. Bundan sonra itaat ederlerse, onları incitmekten kaçınınız. Allah gerçekten yücedir; büyüktür. "
Ocak 2016

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Beyler döverken kurallara uyalım yoksa günah oluyormuş.

Bazarov (@kaisersoze) kardeşim, evet İslam'da kadın dövmenin inceliklerini anlatan bu imamı İslam eleştirisi olarak paylaşıyorum. Evet Müslümanların çoğunu ötekileştiriyorum. Bunun farkındayım ve bu paylaşımımdan kadın döven erkekler açısından bir fayda ummuyorum ama inanan kadınların da bunu görüp biraz düşünmelerini umuyorum. Sana bir fayda sağlamayacağının farkındayım ama ne yapalım bir zümreyi eleştiren her paylaşım herkese fayda sağlayamaz. Kutsal dedikleri kitapta yazan da aşağıda. Dedikleri diyorum; insanı insana dövdürtmeye çalışan bir kitap ahlaki açıdan dindarım diyene bile kutsal olmamalı...



NİSA Suresi 34. Ayet meali:
NİSA-34 için 39 meâl bulundu. Kadri Çelik(4/NİSÂ-34: Allah'ın bazısını bazısına üstün kılması nedeniyle ve mallarından harcamalarından ötürü erkekler, kadınlar üzerinde hüküm sahibidirler. (Ama öte yandan da) saliha kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (hakları), kocasının bulunmadığı zamanda koruyanlardır. Baş kaldırmalarından endişelendiğiniz kadınlara (önce) öğüt verin, (etkili olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (o da olmazsa, son çare olarak sınırları aşmamak şartıyla) onları (iz bırakmayacak şekilde, suçlu oldukları hasebiyle) dövün. Size itaat ederlerse sakın aleyhlerine yol aramayın. (Unutmayın ki) Allah (hepinizden daha) yücedir, büyüktür.)
Kasım 2015

Samet Güler  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kadın Cinayetleri Dur Durak Bilmiyor

Türkiye'de kadın cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Son birkaç gün içinde gazetelerin İnternet sitelerinde okuduğum haberlerden kısa bir derleme yaptım.
1.5 Mayıs 2015’te İstanbul Beyoğlu’ndaki evinde tecavüz edilip öldürülen müzisyen Değer Deniz'in sanığı dün hakim karşısına çıkarak '' Erkekliğime hakaret ettiği için cinayeti işledim''. -Yesinler senin erkekliğini- (4 Kasım-Hürriyet)

2. KÜTAHYA'da boşanma davası süren 30 yaşındaki Nil Turan, polislerle birlikte eve eşyalarını almaya gitti. Turan, eşi 32 yaşındaki Erkan Turan tarafından av tüfeğiyle ateş edilerek öldürüldü. (2 Kasım-Cumhuriyet)
3.İstanbul Pendik’te Hakan Ü. İsimli şahıs araçta tartıştığı eşine 6 el ateş açıp öldürdü. (29 Ekim-Hürriyet)
4. Edirne'nin Havsa ilçesin'de Tuncay Yavuz adlı kişi anne babasının mezarında dua eden Rahime Yaşar'ı av tüfeği ile vurarak öldürdü. Zanlı ifadesinde, yıllardır aşkına cevap vermediği için öldürdüğünü söyledi. (31 Ekim-Sabah)
Evet, tüm bu cinayetler günlük sıradan olaylarmış gibi devam ederken ve bu ölümlere her hangi bir önlemde alınmazken, bence Türkiye'nin vahşice tecavüz, kasıtlı, planlanmış hunharca adam öldürme olaylarına 'idam' cezasını getirmesi gerekir. Toplumun psikolojisini böyle derinden yaralayan vakalarda idamın caydırıcı bir ceza olacağını kanaatindeyim.
Mart 2015

Portakallı Ördek  yeni bir  gönderide  bulundu.

-

'Müsait'i 'kolayca flört eden (kadın)' diye tanımlayan TDK'ya karşı imza kampanyası

Türk Dil Kurumu'nun (TDK) 'müsait' kelimesinin ikinci anlamını 'kolayca flört edebilen (kadın)' olarak tanımlamasına karşı 'kadın' vurgusuyla
Mart 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Şubat 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Hepimiz buradaydık; bu toplum, bu hayat biçimi yoğrulurken hepimiz buradaydık!

Özgecan Aslan cinayetiyle birlikte memlekete bir şey oldu.
Toplumsal olayların etkilerini doğru okuyabilmek biraz zaman gerektirir; bu nedenle şu an için,‘Başımıza bir felaket geldi ve arkasından iyi bir şey oldu’ diyemediğimiz gibi ‘Çok kötü bir şey oldu daha kötüsü yolda’ da diyemiyoruz. Ama hepimiz buradayız ve görüyoruz;‘memlekete bir şey oldu. ’
‘Uzun soluklu bir gerçekle yüzleşme dönemi’
Bir yandan ülkenin farklı yerlerinden kadın cinayeti haberleri gelmeye devam ederken, diğer yandan kadınlar konuşmaya başladı. Zembereğinden boşalmış gibi, taciz, tecavüz, şiddet, ayrımcılık hikayeleri akın ediyor hayatımıza.
Kadınlar (ve erkekler) bugüne kadar bilinçli veya bilinçsiz unuttukları, üstünü örttükleri, gizledikleri, içlerine gömdükleri, sustukları her ne varsa yüksek sesle anlatmaya başladı. Memleketten bir çığlık yükseliyor. Küllenmiş hikayeler, kirli çamaşırlar, halı altına süpürülmüş tozlar, yok farz edilen her ne varsa bir bir ortaya dökülüyor.
Gelecekte bir gün tarih yazıcıları belki yaşadığımız şu günleri ‘uzun soluklu bir gerçekle yüzleşme dönemi’ olarak anlatır. Bilmiyorum.
Çığlık çığlık anlatmaya başlayan kadınlara, ‘Kapayın çenenizi’ ya da ‘Psikoloğa gidin’ diyenleri ciddiye dahi almıyorum. Çünkü onlar sahibinin sesi olmakta beis görmeyen, bunu da gizlemeyen kirli işbirlikçiler. Tek kaygıları da gerçeklerin konuşulmasının tapındıkları ‘erk’e zarar vermesi.
Bugüne kadar Patagonya’da mı yaşıyordunuz?
Ancak bütün bu olan bitene karşı tüm iyiniyetiyle şaşırarak tepki gösterenler, bugüne kadar Patagonya’da yaşıyormuşcasına ‘Ayy nereden başımıza geldi bunca musibet’ diye ahlanıp vahlananlar var ya işte onlara diyecek sözüm var hâlâ.
Kendilerine ‘iyi kalpli şaşıranlar’ diyebileceğimiz, derya içinde olup deryaya yabancı bu kitlenin bir kısmı şimdi telaş içinde ve yine kendi az gelişmişliği dahilinde çözüm üretmeye çalışıyor, eksik siyasi ve toplumsal okumayle bulabildikleri yegâne çözüm topu devlete atıp ‘Cezalar ağırlaşsın’,‘İdam cezası geri gelsin’ diye bas bas bağırmak.
Üstelik o ilkel ve bânâl fikirleri yüzyılın en önemli siyasi keşfiymiş gibi bir özgüven içindeler. Irkçılık, ilkellik, şiddet övgüsü ülkemizde bir ata sporu olduğundan kimse bir insaniyet ve aklıselim süzgecine ihtiyaç duymuyor fikir üretirken. Daha yapıcı bir yerden bakmaya çalışanlar ise ‘eğitimsizlik’ tespitine bağlıyor konuyu, bu da doğru elbette ‘eğitim şart. ’
Başımıza gelen bunca felaketin müsebbibi cezaların yetersiz olması, kötü siyasi iktidarlar, adaletin işlememesi ve ‘eğitimsiz insanlar’ dedik ve sorunu çözdük, hallettik öyle mi? Hatta ‘Şu AKP belâsını bir savuştursak memleket yeniden cennet olacak’değil mi?
Meseleyi sosyal ve ekonomik köklerinden koparıp da işi hukuk ve siyasete havale ettiğimizde masumiyetimize hâlel gelmeyecek, elimiz kirlenmeyecek,‘Biz neden böyle olduk? ’ sorusunu kendimize sormayacağız, mutlu mesut devam edeceğiz hayatımıza. Kadın erkek ilişkilerinin neden bu ülkede hastalıklı yaşandığını da düşünmemiz gerekmeyecek. Hangi toplumsal arazlarla malûl olduğumuzu da.
Bu kötülük iklimi AKP’yle başlamadı
Adaletin işlemediği tespitine itirazı olacak en son insanım; ne yazık ki hukukçuyum, eh siyaset ve kötü yönetim konusunda da ne düşündüğüm sır değil. Hani hep alıntılıyoruz, ‘Hukuk iktidarların fahişesidir’ diyoruz ya, doğru. Son günlerde çok daha yüksek sesle dile getiriyoruz,‘Kadın cinayetleri politiktir’ diye, bu da doğru…
İtirazım şurada: Ne o iktidarların fahişesi olan hukuk, ne kadın cinayetlerine zemin oluşturan siyasi ve sosyal yapı bir uzay aracıyla, başka bir gezegenden iniş yaptı hayatımızın orta yerine. Günden güne artan bu kötülük iklimi AKP iktidarıyla başlamadı ülkede.
Devletin henüz AKP’nin baba mülkü olmadığı günlerde de devlet ve toplum yapısını eleştirenler ‘marjinal’ ilan edilirdi, AKP gelene kadar ‘Allah devlete zeval vermesin’ diyerek geçirdiniz bir bütün ömrünüzü. Polis şiddetini eleştirenlere karşı ‘Polise uzanan eller kırılsın’ deyip tempo tuttunuz. Mahallenizde yargısız infaz yapıldı, ‘Bu hukuka uygun mudur’ diye hiç düşünmeden kahramanları alkışladınız. Tayyip Erdoğan daha ortada yoktu ama polisimiz o vakitler de destan yazıyordu aslında.
Memleketinizde insanlar asit kuyularına atılıyorken sizin bundan haberiniz bile olmuyordu.‘Tek vatan tek bayraaaak’ diye nutuk atanlara oy veriyordunuz. Bir halkın çocukları silahlanıp dağa çıkıyordu, siz ne oluyor da bu çocuklar dağa çıkıyor diye hiç düşünmeden ‘terörün kökünün kazınacağı’ saadet dolu günlerin hayalini kuruyordunuz. Biraz daha insaflıysanız ‘Bizi bölmek isteyenler tarafından beyni yıkanmış, yazık’ diyordunuz.
Bu arada toplumsal yapı değişiyordu adım adım. Savaş olan bir ülke aynı kalır mı? Şiddet normalleşiyor, kanıksanıyor, köyler yakılıyor, yakılan köylerin çocukları dağa çıkmaya devam ediyor, memleketinizin bir tarafında çok kirli işler yaşanıyor, siz hala‘Bayraaaakkk Vataaaaann’ diye bağırıyordunuz. ‘Ölü ele geçirilen terörist’ haberine sevinip şehit haberine üzülüyordunuz.
Erkek egemen toplum ve erkek egemen devlet yapısı, feodal düzen ve kanıksanmış şiddet dili üzerine gram kafa yormayıp eleştirel konuşanlara ‘Yav bunlar da böyle feminist /komünist/bölücü/entel’ filan diye bakıp ti’ye alıyordunuz.
Bir sabah kendinizi marjinal buldunuz
Devlet ne zaman ki AKP oldu,‘Bir sabah kendinizi marjinal buldunuz. ’ Gregor Samsa’nın bir sabah kendini böceğe dönüşmüş olarak bulması gibi, devlet aynı devletti de sahibi biraz değişmişti oysa, size ‘ellerin olmuş’ gbi gelse de. Bir sabah topluca ‘marjinal’oluverdiniz. Halbuki marjinal dediğin ‘kadın hakları, insan hakları, eşitlik, adalet, sömürü düzeni’ adı altında ‘zararlı fikirlerle bu toplumun milli ve manevi değerlerini hedef alan kişiler’di; siz nasıl olur da marjinal olurdunuz bu vatanseverlikle.
Ama devletin yeni sahipleri size düpedüz ‘Bizden değilsin’diyordu işte. Vatanını milletini seven, askerliğini yapmış, evlenip çoluk çocuğa karışmış, ramazanda orucunu tutup akşam iki tek rakısını içen, elhamdülillah müslüman ama Atatürk’e bağlı, bayrağını kutsal gören, Kürtlerle et tırnak olduğunu düşünen, ‘Hepimiz kardeşiz’ diyen,‘Kadınlar çiçektir’ diyen ‘iyi kalpli’insanlardınız.
Hem tüm kalbinizle sevdiğiniz için ne günahlar işlediğini asla görmediğiniz bu devlet, bugüne kadar sizindi. Türk insanı misafirperverdi, tarihi kahramanlıklarla doluydu, Atatürk’ün Türkiye’si çağdaş muasır bir medeniyetti.
Şimdi sokaklarınızda çatır çatır kadın öldürülüyordu ya, muhtemelen şu AKP iktidarı ‘az gelişmiş’ bazı ülkelerden‘eğitimsiz cahiller’ ithal etmişti bu suçları işlesinler diye, yoksa Türk insanı en hassas duyguların insanıydı, kültürümüzde yoktu şiddet filan.
Şimdi diyorsunuz ki…
Yaşadığınız ülkede AKP gelene kadar, ne sosyal adaletsizlik üstüne kafa yordunuz ne yerleşik muhafazakarlık ve erkek hakim toplum yapısı ne de devletin şiddet yüklü diline. Kendiniz bu ‘boş işler’le meşgul olmadığınız gibi kafa yormaya çalışan, emek veren, kitap okuyan, eyleme giden, toplantı tertip eden, kendince debelenen insanlara da müstehzi bakmaktan geri durmadınız. Hatta Gezi olaylarına kadar ‘barışçıl gösteri’ değil ‘anarşik faaliyet’ti bunlar.
Şimdi diyorsunuz ki,‘Kadınları öldüren bu canavarlar nereden çıktı? ’
Şimdi diyorsunuz ki,‘Bu ülke niye adaletsiz? ’
Şimdi diyorsunuz ki,‘Bu rant düzeni nasıl kuruldu, bu insanlar neden böyle cahil ve cahiller nasıl da bu kadar egemen olabildi? ’
O zaman yanıt verin bakalım…
En son ne zaman, sadece kendiniz için değil başkaları için de‘gerçekten adalet’ talep ettiniz?
En son ne zaman başkalarının hakkını savundunuz?
En son ne zaman bir başkası için özgürlük talep ettiniz?
Çocuğunuza kendini ezdirmemeyi öğretirken, başkasını ezmemeyi de öğrettiniz mi?
Meselenin özü
Üniversite diploması sahibi olmak aydınlanmaya, yaşadığınız ülkeyi bilmeye ‘farkında olmaya’ yeter sandınız. Hâlâ da sanmaya devam ediyorsunuz.
Meselenin özü şu: Bu ülkede baskın çoğunluk daima kendinden ve kendi yakınlarından, parasından, pulundan, zevkinden, safasından başka şeyle âlâkadar olmayan ve olmadığı gibi, daha iyi bir dünya üstüne emek harcayan ‘idealist’ insanlara ‘loser/kıt akıllı/hayalperest/boş işler insanı’ muamelesi yapan bir kitledir. En kötü ve en vasatın iktidarında artık kendini marjinal ve dışlanmış hisseden bu kitle şimdi kendince bu pisliğe ve kötücül tabloya şaşırarak bakıyor, sadece sonucu görüp kendisi o pisliğin bileşeni değilmiş gibi davranarak.
Hepimiz buradaydık kardeşim, bu empati yoksunu toplum, bu diğerkâmlıktan zerrece nasibini almamış hayat biçimi yoğurulurken hepimiz buradaydık.

HÜRREM SÖNMEZ

diken.com.tr/hepimiz-buradaydik-kardesim. . .
Şubat 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

BAMBİ KURUYEMİŞ'DEN YEMEK SİPARİŞİ VEREN KADININ TACİZ ÖYKÜSÜ


4483


Merve Öngen

21 Şubat Cumartesi’ni Pazar’a bağlayan gece uğradığım taciz ve tehdidi, bu ülkede polis veya hukuka inancım olmadığı için buradan paylaşmak istiyorum. Sabahında iş nedeniyle yurtdışına çıkacağımdan lazım olan birkaç şeyi, saat 23:57’deyemeksepeti.com üzerinden, Bambi Kuruyemiş’ten sipariş verdim. Ödeme için seçmiş olduğum kart seçeneği için getirdikleri yeni tip, büyük pos cihazı bağlantı kuramadığı için, saat 2’ye kadar 2 kez tekrar geldiler. İlk 2 seferde, çıkan her türlü soruna ve her seferinde kapıda 10 dakika geçirmemize rağmen son derece güleryüzlü bir servis elemanı geldi; belirttiği üzere Bambi’de değil, yanındaki bir dükkanda çalışıyordu ve sorun çözülemedi. Saat 3 sularında, 3. Kez kapıyı çaldıklarında ise firmanın asıl ve başka bir çalışanı, yine aynı tip pos cihazıyla geldi. Daha kapıdan görünüşüme bakar bakmaz ters bir tavır sergileyen bu kişiye, “yorucu oldu” dememle birlikte tedirgin anlar yaşamaya başladık. “Yorucu oldu, sana mı? ” “Yoruldun mu yoksa sen? ” gibi cümleleri tehditkar ve inanın korku salmak ister bakışlar, tavırlarla pekiştiren bu kişinin bu davranışlarına hiç korkmadan, direkt gözlerinin içine bakarak yanıtlar verdim. Kadınlar ne demek istediğimi daha iyi anlar, korkmamamla daha da nefret dolu gözler ve sözlerle bakan bu şahıs, pos cihazının parayı çekmesiyle bir zafere ulaşmışcasına bana hesap sorunca, “ben de çekmesine mutlu oldum” dedim ve istediğini alamayarak huzursuzluk içinde gitti. Hatta evde beni ziyarete gelmiş 2 arkadaşıma, yaşadığım olayın detaylarını anlatarak bu işin burada bitmeyeceğini hissettiğimi söyledim.

Saat 03:48’de, cep telefonuma gelen “ne kadar mutlu oldun? ” mesajıyla başlayan taciz, çok kısa sürede ısrarcı aramalara, tehditlere, burnumdaki “pirsing”e, tipimle ilgili sarkıntı ve eleştirilere dönüştü. Yemeksepeti dolayısıyla kolayca ulaşabildiği telefon numaram, adım, oturduğum semt ve hatta oturduğum sokağı bir tehdit unsuru olarak kullanan şahıs, telefonu açılmayıp istediği cevapları alamayınca “gelir sikerim seni”, “ananın amına kadar yolun var” ve “ölünü sikerim” gibi tehditleri mesajla rahatça göndermeye ve aramaya devam etti. Polise ve savcılığa gideceğimi söylememle iyice çıldırdı. Uzun süredir yalnız yaşayan ve pek korkmayan bir kadın olmama rağmen, yola çıkacağım bu sabahın köründe, kapımı kitledim, sürgüyü çektim, perdelerimi kapadım zira bana uygulanan tavrın sebebini, gözlerdeki nefreti ve “ölü sikme” tehdidinin neden bilinçle seçildiğini ve şakası olmayabileceğini biliyordum.
Sabahında iş arkadaşımla havaalanındayken, belki serinkanlılığımdan korktuğundan arayan bu şahsın aramasını bu kez açtım ve tekrar polise, savcılığa başvuracağımı söyledim. İlk olarak telefonunu bir arkadaşının kullandığını söyleyen bu şahsa kim olduğunu ve adımı, adresimi, ismimi nerden bulduğunu sorduğumda çıldırarak bir gece önce mesajla yolladığı tehditlerin benzerlerini telefonda da yineledi ve gayet pişkin, “ben polisim zaten, ne olacak ki bana” dedi. Elbette polis olmasa bile, niye bu kadar rahat olduğunu sanıyorum hepiniz tahmin edebilirsiniz; çünkü bu ülkede kimseye bir şey olmuyor.
Bu kişi Bambi Kuruyemiş adına bana siparişi getiren kişidir. Telefon numarası gayet açıktır, başkasınınkini kullanmış olsa dahi, yaptığımız konuşma üzerinden mesajla açıkça referans vermekten, korku salmaktan, ölüm dahil olmak üzere türlü şekillerde “sikmekle” tehdit etmekten ve bunu yaparken adres, isim, mahalle, telefon bilgilerimi kullanmaktan çekinmemiştir. Bu şerefsiz nasıl ki bunları yaparken korkmadı, utanmadıysa, ben de mesajlarının bir kısmını paylaşmaktan ne korkuyorum ne de utanıyorum; çünkü bu ülkede her geçen gün yaratılmak ve yaşatılmak istenilen korkunun, biz kadınların yaşama şeklinden, kişisel tercihlerinden ve en çok da korkusuzluğundan kaynaklandığını biliyorum. Ben bu şahıs cezasını çekene kadar uğraşacağım; firmanın durumu itiraf etmesi için boykot etmenizi veya afişe etmek amaçlı, en azından bu statusü paylaşmanızı rica ediyorum. Hepimizin güvenliğini tehdit eden bu canavarların, sırtımızdan milyarlar kazanmasını ve her şeyin bu kadar rahatça yapılabilmesini artık kabul edemiyorum. Tüm bilgilerime sahip, hiçbir çekincesi olmayan bu sapığın bana zarar vermeyeceğinin garantisini kim verecek?

Gezi'de de ne kadar kaypak olduğunu görmüş olduğumuz Bambi açıklama yapmış.
  1. Bela sayelerinde bulaşmış bir kere, işten çıkarılsa bile ki daha da beter bir şekilde tacizine devam edecektir.
  2. 7 günlük eleman diye bahane olmaz; şimdi o elemanı işten çıkartıp sıfır günlük bir eleman alacaklar, onun da bahanesi sıfır günlük eleman şeklinde mi olacak?


Şubat 2015

Hakan Özerdem  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yüzleşebiliyorsan, bunlarla da yüzleş...

Alev...
Boğularak öldürüldü. Hakim, çantasında bulunan doğum kontrol hapını ve vücudunda piercing olmasını tahrik unsuru saydı. Öldüren kocasına cezada indirim yapıldı.
Arzu...
Eşi izlediği porno filmdeki oyuncuya benzetti, öldürüverdi. Üstüne cezasında ağır tahrik indirimi aldı.

Medine...
Dedesi ve babası diri diri toprağa gömdü. Gerekçeleri; erkeklerle çok gezmesiydi. Gömülürken bilinci açıktı.
Melek...
Hamileydi, dayak yiyordu. Bebeğini sokak köşesinde doğuruverdi. Ardından evin tuvaletine zincirlediler. Bulduklarında kurtlanmış vücudu 30 kilo geliyordu.
Bu saydıklarım senaryo değil, gerçek olaylar. Şimdi biraz devam edelim...
Hani tecavüze idam cezası gelsin diyorsunuz ya; size bu cezayı uygulayan ülkeleri söyleyeyim.
İran, Sudan, Afganistan...
Şimdi bir daha düşünün, oralar çağ mı atlamış?
İnsan haklarının esamesinin okunmadığı bir sistemde şiddet her daim prim yapar. Bunu da sadece eğitim çözer. Anlık çözümleri olmaz bu tür sorunların.
Gel bir de kadının sistemde yerine bakalım;
Türkiye'de müsteşar kadın sayısı 1. Oran demiyorum, %1 değil. Bildiğin 1. (Yazıyla BİR)
Kadın Vali sayısı 1. Bu da oran değil, yazıyla BİR.
Kadın İl Milli Eğitim Müdürü sayısı 2.
Kadın İlçe Eğitim Müdürü sayısı 5.
Üst düzey memuriyette kadının yer bulabildiği oran %9.27.
8 milyon kadın çalışıyor. Kayıt dışı çalışan kadın sayısı ise 4 milyon. 1/3 oranı tarım sektöründe. %80'lik kısmı ücretsiz aile işçisi olarak değerlendiriliyor.
Okuma yazma oranında bir detaya dikkat çekmek gerek. Okuma yazma bilmeyen her 5 kişiden 4 kişisi kadın.
"Cadıyı yakın" diye anıran ortaçağ köylüsü gibi idam mastürbasyonun hiç bir işe yaramayacak.
Çocuğuna "kız gibi ağlama" diyeni, gelininin bekaretini sorgulayan aileyi, "tecavüz kaçınılmazsa zevk alacan" sözüne güleni, ve bu tür ayrımcı davranışları yapan herkesi karşına alıp, durdurabiliyor musun? Bir tanesini durduranınız bile azdır. Hatta aranızda bu verdiğim üç örneği canlı canlı yaşayıp, rahatsız bile olmayanlar var eminim.
Hadi yüzleşebiliyorsan, bunlarla yüzleş.
Şubat 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Yine RTE, yine toplumun bir kesimini hedef gösteriyor.

703

Yine Hedef Gösterdi..
Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi “Feministlerin bizim dinimizle medeniyetimizle ilgisi yok” diyerek yine KADINLARI hedef gösterdi... .

Böyle bir ortamda SAPIKLAR sizce kime yönelir ? Daha 1 GÜN bile olmadı....SEÇİM VAR diye "ÖZGECAN" ile ilgili kendinin bile inanmadığı şeyler söyledi.... Vekil adayı kızları numaradan taziyeye gitti.... 1 GÜN oldu...... Yine özüne döndü.... Bu hedef göstermeler sürdüğü sürece "BAŞI AÇIK KADINLAR SAPIKLARIN HEDEFİ OLMA TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA"...
Buse KAYAGİL
Kaynak: Sözcü Gazetesi...

21 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.