Bilmek istediğin her şeye ulaş

Kadınlar

Kadınlar, (İngilizce:Women) 1978'de Charles Bukowski tarafından yazılmış bir romandır. Kitabın ana karakteri yarı-otobiyografik olarak yaratılmış Henry Chinaski'dir. Diğer romanlarından farklı olarak Kadınlar, Chianski'nin başarılı bir şair ve yazar olarak tanındıktan sonraki hayatını anlatır. Ancak roman, diğer romanlarında olduğu gibi, Chianski'nin kadınlardan aldığı anlık hazları işler. Kitapta, Chianski'nin takma adı, gerçek hayatta Bukowski'nin takma adlarından biri olan Hank'tir. Roman, genel olarak Chianski'nin kadınlara karşı bitmeyen doyumsuzluğuna odaklanır. Aynı zamanda, kadınlara erkeğin gözünden dünyayı anlatma rolünü de üstlenmektedir. Kitabın kapağındaki resmi, Charles Bukowski kendisi çizmiştir.

Şubat 2015

Şaman @chamacon

BAMBİ KURUYEMİŞ'DEN YEMEK SİPARİŞİ VEREN KADININ TACİZ ÖYKÜSÜ


4483


Merve Öngen

21 Şubat Cumartesi’ni Pazar’a bağlayan gece uğradığım taciz ve tehdidi, bu ülkede polis veya hukuka inancım olmadığı için buradan paylaşmak istiyorum. Sabahında iş nedeniyle yurtdışına çıkacağımdan lazım olan birkaç şeyi, saat 23:57’deyemeksepeti.com üzerinden, Bambi Kuruyemiş’ten sipariş verdim. Ödeme için seçmiş olduğum kart seçeneği için getirdikleri yeni tip, büyük pos cihazı bağlantı kuramadığı için, saat 2’ye kadar 2 kez tekrar geldiler. İlk 2 seferde, çıkan her türlü soruna ve her seferinde kapıda 10 dakika geçirmemize rağmen son derece güleryüzlü bir servis elemanı geldi; belirttiği üzere Bambi’de değil, yanındaki bir dükkanda çalışıyordu ve sorun çözülemedi. Saat 3 sularında, 3. Kez kapıyı çaldıklarında ise firmanın asıl ve başka bir çalışanı, yine aynı tip pos cihazıyla geldi. Daha kapıdan görünüşüme bakar bakmaz ters bir tavır sergileyen bu kişiye, “yorucu oldu” dememle birlikte tedirgin anlar yaşamaya başladık. “Yorucu oldu, sana mı? ” “Yoruldun mu yoksa sen? ” gibi cümleleri tehditkar ve inanın korku salmak ister bakışlar, tavırlarla pekiştiren bu kişinin bu davranışlarına hiç korkmadan, direkt gözlerinin içine bakarak yanıtlar verdim. Kadınlar ne demek istediğimi daha iyi anlar, korkmamamla daha da nefret dolu gözler ve sözlerle bakan bu şahıs, pos cihazının parayı çekmesiyle bir zafere ulaşmışcasına bana hesap sorunca, “ben de çekmesine mutlu oldum” dedim ve istediğini alamayarak huzursuzluk içinde gitti. Hatta evde beni ziyarete gelmiş 2 arkadaşıma, yaşadığım olayın detaylarını anlatarak bu işin burada bitmeyeceğini hissettiğimi söyledim.

Saat 03:48’de, cep telefonuma gelen “ne kadar mutlu oldun? ” mesajıyla başlayan taciz, çok kısa sürede ısrarcı aramalara, tehditlere, burnumdaki “pirsing”e, tipimle ilgili sarkıntı ve eleştirilere dönüştü. Yemeksepeti dolayısıyla kolayca ulaşabildiği telefon numaram, adım, oturduğum semt ve hatta oturduğum sokağı bir tehdit unsuru olarak kullanan şahıs, telefonu açılmayıp istediği cevapları alamayınca “gelir sikerim seni”, “ananın amına kadar yolun var” ve “ölünü sikerim” gibi tehditleri mesajla rahatça göndermeye ve aramaya devam etti. Polise ve savcılığa gideceğimi söylememle iyice çıldırdı. Uzun süredir yalnız yaşayan ve pek korkmayan bir kadın olmama rağmen, yola çıkacağım bu sabahın köründe, kapımı kitledim, sürgüyü çektim, perdelerimi kapadım zira bana uygulanan tavrın sebebini, gözlerdeki nefreti ve “ölü sikme” tehdidinin neden bilinçle seçildiğini ve şakası olmayabileceğini biliyordum.
Sabahında iş arkadaşımla havaalanındayken, belki serinkanlılığımdan korktuğundan arayan bu şahsın aramasını bu kez açtım ve tekrar polise, savcılığa başvuracağımı söyledim. İlk olarak telefonunu bir arkadaşının kullandığını söyleyen bu şahsa kim olduğunu ve adımı, adresimi, ismimi nerden bulduğunu sorduğumda çıldırarak bir gece önce mesajla yolladığı tehditlerin benzerlerini telefonda da yineledi ve gayet pişkin, “ben polisim zaten, ne olacak ki bana” dedi. Elbette polis olmasa bile, niye bu kadar rahat olduğunu sanıyorum hepiniz tahmin edebilirsiniz; çünkü bu ülkede kimseye bir şey olmuyor.
Bu kişi Bambi Kuruyemiş adına bana siparişi getiren kişidir. Telefon numarası gayet açıktır, başkasınınkini kullanmış olsa dahi, yaptığımız konuşma üzerinden mesajla açıkça referans vermekten, korku salmaktan, ölüm dahil olmak üzere türlü şekillerde “sikmekle” tehdit etmekten ve bunu yaparken adres, isim, mahalle, telefon bilgilerimi kullanmaktan çekinmemiştir. Bu şerefsiz nasıl ki bunları yaparken korkmadı, utanmadıysa, ben de mesajlarının bir kısmını paylaşmaktan ne korkuyorum ne de utanıyorum; çünkü bu ülkede her geçen gün yaratılmak ve yaşatılmak istenilen korkunun, biz kadınların yaşama şeklinden, kişisel tercihlerinden ve en çok da korkusuzluğundan kaynaklandığını biliyorum. Ben bu şahıs cezasını çekene kadar uğraşacağım; firmanın durumu itiraf etmesi için boykot etmenizi veya afişe etmek amaçlı, en azından bu statusü paylaşmanızı rica ediyorum. Hepimizin güvenliğini tehdit eden bu canavarların, sırtımızdan milyarlar kazanmasını ve her şeyin bu kadar rahatça yapılabilmesini artık kabul edemiyorum. Tüm bilgilerime sahip, hiçbir çekincesi olmayan bu sapığın bana zarar vermeyeceğinin garantisini kim verecek?

Gezi'de de ne kadar kaypak olduğunu görmüş olduğumuz Bambi açıklama yapmış.
  1. Bela sayelerinde bulaşmış bir kere, işten çıkarılsa bile ki daha da beter bir şekilde tacizine devam edecektir.
  2. 7 günlük eleman diye bahane olmaz; şimdi o elemanı işten çıkartıp sıfır günlük bir eleman alacaklar, onun da bahanesi sıfır günlük eleman şeklinde mi olacak?


Mart 2015

Fırat Onur Altay @firatonuraltay

Salak Kadın Numarası (Adamcık Virüsü)

Kadın ruhu doğuştan özgürdür. Bunu ister kabul et ister etme ama gerçek değişmez....
Gerçeklerin değiştirilemediği yerlerde korku ve şiddet üremeye başlar, ve bu erkek bedeni tarafından çok kolay yakalanan bir hastalığa dönüşür. Ben buna gizli adamcık virüsü diyorum...
Çünkü gizli adamcık virüsü kendini belli etmeden esir alır adamı. Duygularını kontrol etme zekası olmayan adamların en kolay hedefidir bu virüs.
Öfke, ego, ve kıskançlık duyguları hassas olan adamların yapacak bir şeyi yoktur artık.
Güç boşaltılmış beyne ve arsız ruha sızan virüs koskocaman bir zombi yaratır.
-Sadece yemek yiyebilen
-Sadece işine odaklı
-Arada onu dürten libidoyla sevişme yetisi olan
-vsvsvs
Tek büyük özellik ise yalana hakimiyet ve bunu her şekilde kurtuluş olarak kullanabilmektir.
Aslında bu en büyük kozdur hayatta. Yalana hakimiyet güçlü kılar. Özgürlüğe hakimiyetse Kadını doğuştan yakalar.
Ama şu unutulmasın sakın. Özgürlük çoğu kadının bile bile girdiği büyük bir savaştır. Evli ya da bekar fark etmez. Bütün kadınlar doğuştan özgürdür...
Ruhu özgürlükle sarılmış bir kadına adamcık virüsleri pek işlemez...
Çünkü kadının asıl silahı hep cebindedir. Doğuştan değil, adamcıklar yüzünden kazanılan ve geliştirilen bir silah.
Salak numarasına yatmak.
Bu silahını çıkarmak zorunda kalmış bir kadından kork.
Adamcık virüslü erkek...


Fırat Onur Altay
Mart 2015

Şaman @chamacon

Mart 2015

Abdullah Gürel @karahandem

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

8 Mart Dünya Kadınlar Gününe Geldiğimiz Bu Günde Ne Kadar Kötü Olaylar Yaşanmış Olsa da Bundan Sonra Yaşanmaması Dileğiyle Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun Güzel Bayanlar...
2010
Mart 2015

Fırat Onur Altay @firatonuraltay

Soğuk Anılar

Bu soğuk havalar da başka binaların başka odalarına, ışık yanan odalarına göz gezdirirken, perdeye vuran gölgeler bir karabasandan farksız çocukluk yıllarına götürür seni. Soba üzerinde kızaran kestane ve arkasına kızgın şiş saplanan plastik araba... Rüyalar da bu kadar karmaşık değil miydi zaten. ?
Şimdi seni bu düşüncelere zorlayan her ne ise ondan kaçmak isterken, hemen ilerdeki sokakta iki çocuk yorgunluktan bayılana kadar top oynar. Ve sen ne yaparsan yap hiç bir zaman unutamazssın veletlik yıllarını..
Bir kadının koynuna sığındığında ise zaten bir çocuktan farkın yoktur...

Fırat Onur Altay
Haziran 2015

Serkeşche @serkessair

Kadınca Sevmek

1747

Sana diyorum adam!

Evet evet, sana!
Biliyorum, suratına suratına haykırsam da,
Kafana vura vura,
Bağırsam da kulağının dibinde,
Yine bildiğini okuyacaksın.
Ama benden söylemesi,
Bildiğin gibi değil o sevda işi.. !

Bir türküdür tutturmuş gidiyorsun,
"Adam gibi sevmek" demişsin adına.
Bu masalla büyütmüşsün,
Nice aşık nesilleri.
Bir de yaradılış destanıymış gibi,
Methiyeler, şiirler dizmişsin.
Üstüne üstlük, utanmadan
Kapamışsın kulaklarını, ötesine berisine.. !

Sen adam!
Kabul etmek zorundasın.
"Kadın gibi sevmek"
Her adamın harcı değil.. !

Düşünsene, "kadınca sevmeyi"
İlk çocuğuna hamile kalan kadını,
İlk çocuğunu kucağına alan,
Onu tok yatırıp,
Kendi aç kalabilen kadını,
Tanrıya el açıp,
"Kalan ömrümü evladıma ver" diyen kadını...
Buna sevmek demeyeceksin de,
Ne diyeceksin be adam.. !

Biliyorum!
Gururun çelikten duvarlar örüyor,
"Kadın gibi sevmek" düşüncesiyle arana.
"Kadınca sevmek" demek ağır geliyor,
Senin gibi ağır abilere...
Gururun, kuyruğuna basılmış yılan
Oluveriyor oracıkta.
Oysa adam gibi sevmek,
'Bir küfürdü' kadınca sevmenin yanında.. !

Biliyorum!
Yine oralı olmayacaksın.
Ama, umut güzel şey be adam.. !

Geçen gün gastede okudum,
Umut duygusu daha güçlüymüş korkudan...
Ve biliyor musun adam?
Benim umudum var.
Bir gün duyacağım,
"Kadın gibi seviyorum"
Diyen adamları .. !


- SerkeşChe
25.05.2015/Antalya
Eylül 2015

Erkan Karaca @erkankaraca

Feminizm ve Feministlik Nedir? Türkiye’de Feminizm

Feminizm genel olarak kadın – erkek eşitliğini ve kadın haklarını savunan bir düşünce akımıdır. Yazımızda feminizm ve feministlik kavramlarına; feminizmin kökenine ve dikkat çektiği konulara yer verilmiştir.

2140

Feminizm denince akla ilk olarak kadınlar gelebilir ama feminizmi savunan erkekler de bulunmaktadır. Feminizm akımı toplum içerisinde yaşanan kadın erkek eşitsizliğinden doğmuştur. Amaç kadınların da toplumda yeri ve söz sahibi olduğunu göstererek, gerçek bir eşitliğin varlığını ispatlamaktır.
Feminizm politik, sosyolojik ve etik anlamda her alanda kadın özgürlüğünün kısıtlanmasına karşı savunulan davranış ve tutumlardan oluşmaktadır.

Kadın hakları Birleşmiş Milletler sürecine ilk olarak 1993 yılının haziran ayında, Viyana Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda girmiştir.

Dünyanın birçok yerinden harekete geçen kadınlar, kadın kuruluşlarının ve bağımsız kadınların katıldığı büyük bir kadın insan hakları kampanyası düzenleyip, “kadınların ve kız çocuklarının insan haklarının, evrensel insan haklarıyla ayrılmaz, bölünmez ve vazgeçilmez” olduğu tezini ilan etmişlerdir. Bu başarılı girişimden sonra resmi konferanslarda gündem oluşturucu bir konuma ulaşabilmişlerdir.

Feminizm Nedir?

Feminizm Latince femina kelimesinden türemiş bir kelimedir. Temeli Fransızcada feminizmeye dayanır. Eşitlik, her anlamda aynı seviyede olmak olarak anlaşılan ve toplumsal gruplar arasındaki koşul farklılıklarının yok edilmesidir. Dünyada kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliğin bulunması, feminizm düşüncesinin amacının kadının toplum içindeki yerini iyileştirmek ve gerçek anlamda bir eşitlik durumunun oluşmasını sağlamıştır.

Feminizmin Temeli

Feminizmin temeli çoğunlukla kadınların özgür olmasına dayanır. Cinsiyetle ilişkisi olduğuna inanılan unsurların analizini yapmayı kendine odak almıştır. Yine çoklukla cinsiyet eşitsizliği ve kadınların haklarını, kadınların genel sorunlarını araştırmaya ve çözümlemeye odaklıdır.

Feministlik Nedir?

Feminizm düşüncesini savunan, destekleyen ve çözümlemeye çalışan kişiler feminist olarak adlandırılır. Feminist olanlar sadece kadınlar değildir. Kadın-erkek eşitliğini savunan erkekler de bulunmaktadır. Günümüz şartlarında feminizmi savunan kişilerin tepkileri daha belirgin hale gelip fazlalaşmıştır.

Feminizmin Dikkat Çektiği Konular

Yapılan araştırmalar, çalışmalar hala sürmektedir ve çeşitli değişimler yaşanmaktadır. Ancak 1960 yılından başlayıp günümüze kadar gelen süreçte konular şu şekilde kabul edilmiştir:
Hukuki alanda kadın ve erkek eşitliği feminizmin ilgi alanında olan konulardan biridir. Çoğunlukla kadınların ve erkeklerin gelir oranlarındaki dengesizlik ve istihdamdaki eşitsizlik oranı gibi konulara yer verilir.
Felsefe alanındaki diğer sosyal akımlarla feminizm arasında ilişki feminizmin önem verdiği konulardandır.
Cinsel kimlikler oluşturulurken kadın ve erkeğin eşitsizliği feminizmin karşı durduğu ve dolayısıyla ilgilendiği konulardandır.
Seksüel anlamda kadınların ve erkeklerin özerkliğinin sağlanmasıdır. Özellikle kadınların cinsel haklarına yapılan saygısızlıklar feminizmin ilgi alanında yer alır.

Feminizmin Kökeni

Feminizmin kökeni aydınlanma çağına kadar uzanmaktadır. Aydınlanma çağındaki önemli özgür düşünürlerden Lady Marry Montagu ve Marquis de Condorcet; kadınların eğitim hakkını savunarak dikkatleri çekmiştir. Bu şekilde başlayan feminizm düşüncesi felsefe haline gelmiş ve modern anlamdaki tanımına ulaşmıştır. Kadınlar adına ilk bilimsel topluluk Hollanda’da 1785 yılında meydana gelmiştir. Feminizmin bir yayın olarak hayatımıza girmesi ilk olarak İngiliz kadın yazar Mary Wollstonecraft’ın A Vindication of the Rights of Woman adlı kitabı olmuştur. Bu kitap 1792 yılında feminizme kazandırılmıştır.
Kadınlara adaletsiz davranıldığının fark edilmesi ya da böyle düşünülmesi 19. Yüzyılda gerçekleşmiştir. Bu inanç çoğaldıkça feminizm organize hale gelmeye başlamıştır. Oluşan bu harekete feminizm ismini veren sosyalist Charles Fourier olmuştur. Kadınların ilk toplantısı New York’da 1848 yılında gerçekleşmiştir. Ardından 20. Yüzyıl ilk dönemlerinde I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden sonra kadınlara oy kullanma hakkı verilmiştir.

Türkiye’de Feminizm

Türkiye’de feminist kadınların olduğu topluluk 12 Eylül tarihi ile sessizliğini bozmuştur. Bu topluluğun ismi İlerici Kadınlar Derneği’dir. İKD önceleri ideolojisi sosyalizm olan bir gruptu ancak 80’li yılların ardından kadın haklarına yönelmeyi başarmış bir topluluktur. Ayrıca İKD Türkiye’de kadın mücadelesi adına meydana gelen ilk topluluk ve deneyimdir. İKD haricinde temelinde feminizm olan ilk örgütlenme 1984 yılında kurulmuş olan bir yayınevidir. Yayınevinin ismi Kadın Çevresi’dir. Zamanla gelişip kadınların birbirlerine ulaştığı bir örgütlenme haline gelerek aktif olarak bir siyaset üretmeye başlamışlardır. Bu yayınevinin ilk çıkardığı dergi de feminist çizgilerde olmuş ve daha önce yayınlanan hiçbir dergi ile benzerlik göstermemiştir. Bunların haricinde tüm Dünya kadınlarına verilen oy kullanma hakkına ilave olarak; ilk kez ülkemizde Mustafa Kemal Atatürk tarafından; ardından da tüm dünyada kadınlara seçilme hakkı da getirilmiştir.
Kaynak:bilgihanem.com/feminizm-ve-feministlik-. . .
Ekim 2015

Dilara @dilara_ozgur

Kadın değil Keçiboynuzuyuz - Gözde Bedeloğlu

Sayelerinde çırılçıplak geziyoruz memlekette. Gözlerini, sözlerini eksik etmiyorlar çünkü üzerimizden. Ne kadar giyinsek de fark etmiyor, kafalarında hep çıplağız biz. Kıyafet özgürlüğümüz elimizden alındığı gibi, bedenimiz de bize ait değil.
Memelerimiz var mesela; ama bizimle alakaları yok. Başbaka’nın şiddetle tavsiye ettiği üzere, doğuracağımız üç çocuk için, kutsal ailenin yapıtaşı, kutsal süt ünitesi onlar. Emzirme sutyeniyle sıkı sıkı korunsun, uslu uslu otursunlar. O kadar! Olur da elbisemizin penceresinden aksilik yapıp görünmeye kalkarlarsa vay hallerine! Elinde kumanda, kanal kanal gezen iktidar partisinin genel başkan yardımcısı düzeyinde muhatap alınıp kovulurlar.
• • •
Vajinamız var mesela; ama vajina dememiz ayıp. Böbrek, dalak gibi bir organ ama Başbakan yardımcısı tarafından yüz kızartan sözcükler listesine alındı. Yumurtalar izin verdiği sürece ayda bir kanıyor, adına regl deniyor ama o da ayıp. Kısık sesle ‘halam geldi’ dememize izin var. Bu eşsiz benzetmenin çıkış noktasını bulmak için geleneklerimizin karanlık dehlizlerine dalmaya hiç niyetim yok. Ama bu regl öyle ayıp bir şey ki, ramazanda toplum içinde yemek yiyen başörtülü kadınlar böylece regl olduklarını ilan etmiş sayıldıkları için, elbette ki bir erkek tarafından kınandı. Başörtülü bir kadın ramazanda oruç tutmuyorsa vajinası kanıyordur çünkü, misal şeker hastası olma ihtimali bu kafa için fazla bilimsel.
• • •
Dudaklarımız var bizim. Kırmızı çok yakışıyor. Ama işte, erkek üzerinde bir kilo keçiboynuzu yemişcesine afrodizyak etkisi yaratabileceğinden, THY’de kurum düzeyinde tartışıldı. Hostes kırmızı ruju sürünce ne olacak, servis yaparken, demli çay isteyen yurdum erkeğinin aktive olan testosteronu, kalbinde meydana getirdiği ritim artışıyla bedenini titretip, sıcak bardağı üzerine dökmesine neden olacak! Kırmızı rujuyla, “içecek ne alırsınız efendim” diyen kadının dudaklarının arasındaki bu büyük tehlikeye “dur” demek elbette yine erkeklerin işi.
• • •
Özgürlüklerimiz için sokağa çıktığımızda, devletin polisi saçımızdan sürükleyip, vura vura kalçamızı kırdığında, adı hatırlanmayan, -aslına bakarsanız gerek de duyulmayan-, Başbakan tarafından “ bir tane ‘kız’ mıdır, ‘kadın’ mıdır artık bilemem” olarak seslendiği insanlarız biz. Ya üzerinden etiketi sökülmemiş yeni bir tişört, ya paketi açılmış eski bir hediye… Çok afedersiniz o yüz kızartan vajinanın içindeki zar da bizim değil elbet, erkeğe sunmakla yükümlü olduğumuz, bize emanet edilmiş hazine o.
• • •
Eşşek gibi çalışırız ama emeğimiz bizim değil. Merdiven altlarında, pencere pervazlarında güvencesiz, üç paraya çalıştırılıp görmezden geliniriz. Kadının yeri evi tabii de, mecburiyet olunca… Gerçi iki ucu kakalı çomak! Kadınlar iş aradığı için işsizliğin yüksek olduğu, bakan düzeyinde ciddiyetle öne sürülmüştü. En iyisi gözden ırak olsunlar, erkeklerin istemeyeceği işleri yapsınlar, bir de çok kazanıp şımarmasınlar. Mazallah kendimize güvenimiz falan gelir, başlarım böyle hayata deyip, çekip gideriz! Gerçi bu asiliğin de çaresine bakılmış. Sokak ortasında öldürülmemizin önünde pek bir engel yok. Cezası, ‘namus temizliği’ne davetiye… Tahrik indirimi memleketin erkeklik haklarının en iyi avukatı.
• • •
Biz varız ama, biz bize ait değiliz. Başbakan düzeyinde dillendirilen kürtaj yasağı, “anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, anası ölsün, ” şeklinde başkent belediye başkanı düzeyinde ve “tecavüze uğrayan doğursun, devlet bakar, ” şeklinde de bakan düzeyinde ele alınmış; ancak dibin dibi olarak tanımlanabilecek olan açıklama, görevi insanlığa karşı işlenmiş suçları araştırmak olarak belirlenmiş meclis insan hakları komisyonu başkanından gelmişti. “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur. ”
• • •
Onlar, günde beş kadının öldürüldüğü, son on yılda kadın cinayetlerinin yüzde bin dört yüz arttığı memleketimizin iktidar temsilcileri. “Biz karısını kırk yerinden bıçakladıktan sonra sokak ortasında bırakan bir ahlaksız kocayı bu güne kadar duymamıştık” diye şaşıran Bülent Arınç’ın yol arkadaşları. Bugünlerde bir hayadır, iffettir almış yürüyor. Sıfırlanamayan paralarla, kirli ortaklıkla, özgürlüğü ve hayatı yalan dolanla elinden alınmış insanlarla, öldürülen çocuklarla, çekirdek gibi çitlenen işçilerle, tabutu bedeninden ağır çeken Berkin’le, onun acılı anasını yuhalatmakla falan ilgili değil. Mesele kahkaha; ama durum gülünç değil.
• • •
Kadınlar toplum içinde kahkaha atmasın, demek; kadın katillerinin “güldü, tahrik etti, vermedi, öldürdüm” savunmasının temelini oluşturuyor. Bu, komşumuz X efendinin ağzından dökülmüş bir saçmalık olsaydı, karşısına geçip katıla katıla güler, kapısını çalıp “kim o? ” dediğinde, vajina der eğlenirdik. Ama değil… Bülent Arınç, AKP’nin kadına bakışını temsilen yaptığı konuşmayla gündemi değiştirmiyor, aksine on iki yıldır hiç değişmeyen kendi gündemlerini hatırlatıyor. Örtülü, örtüsüz bütün kadınların vücudunu, gözleri ve sözleriyle yıllardır çıplaklaştırmaları hiç gülünç değil, aksine çok korkutucu. Haramdan, kıyımdan değil de, vajinadan utanıp kahkahayla irkilen bir zihniyetten ve her gün kadınları hedef alan bu tacizden nasıl kurtulacağız? Asıl soru bu.”


Gözde Bedeloğlu / Kadın değil Keçiboynuzuyuz
Ekim 2015

Sedef Say @lapinova

Türkiye'de Cinsiyet Hallerinin Sınırları 'NAMUSSALLAŞTIRMA' - Akademisyen Nil Mutluer'in Makalesinden Alıntı.

Müslüman, Türk, heteroseksüel erkekler cumhuriyeti!

Türkiye'de cinsiyete yüklenen norm ve yasakları anlamak için iktidar ilişkilerinin nasıl şekillendiğini tartışmak gerekir. Cumhuriyetin inşası sırasında; bazı kültürel değerler modern kılıflara bürünerek yeni değerlerin arasında yer aldıysa da, bazıları gelenekselliklerine vurgu yapılarak tasfiye edildiler; 14 dışa atıldılar. Cumhuriyet dönemi modernleşme ideolojisini oluşturan ve bugüne kadar takip edenler bu yaklaşımla temel söylemlerini İmparatorluğun son dönemlerindeki modernleşme etkileşimini ve deneyimini belleklerden kazıyarak silmek üzerine kurdular. Kemalist reformların takipçileri, Osmanlı'yı gelenekle özdeşleştirmeye çalışırken Cumhuriyeti de modernlikle eş tutarak; gelenek ve modernite arasına kesin bir sınır koymayı hedefliyorlar. Böylece eski tarihi, bellek dışına atarak yeniye odaklanılmasını amaçlıyorlar. Oysa, kültürel şekillenmedeki ortak etkileşim yok varsayılamaz ve kalıplara sığdırılamaz. Zaten hem Osmanlı'nın 18. Yüzyıl sonu ve 19. Yüzyıl başı dönemlerindeki modernite etkisiyle ilgili yapılan çalışmalar hem de Müslümanlığın etkisinin Cumhuriyetin kuruluşunda sürüyor olması durumu; bize başka bir gerçeklik sunuyor. 15 Çekirdek aile anlayışının ortaya çıkarak yaygınlaşmasından (en azından İstanbul'da, belli bir sınıfta), mekân ve bedenin İslami düzenlenişindeki kutsallığın modern tıbbın bilgi sistemine göre evrilmeye başlamasına kadar; çeşitli modern eğilimler İmparatorluğun son dönemine damgasını vuruyor. 16 Bu bağlamda, modernitenin Türkiye coğrafyasındaki etkisi sadece Cumhuriyet dönemine indirgenemez. 17 Benzer şekilde, Müslümanlık ve belirli kültürel özellikler, laik cumhuriyet Türkiyesi'nde de egemenliğini koruduğundan Osmanlı dönemine karakteristiklerin belleklerden tamamen çıktığı, Cumhuriyet dönemine ya da hatta bugüne taşınmadığı da söylenemez. 18 Buna rağmen, Cumhuriyetin önde gelenleri ve haleflerinin “modernite – gelenek” ikilemine vurgu yapmaya ihtiyaçları var: Zira bu yolla iktidarın değer sınırlarını çizerek güç ilişkilerinde norm olan ve dışarıda kalan davranışları kontrol etmeleri aktörleri belirlemeleri daha kolay. Toplumsal cinsiyete dair gerçekleri, coğrafyadan bağımsız; kültürel fotoğrafından, politik ikliminden ve iktidar mekanizmalarından ayrı düşünerek anlamak imkansızdır. Türkiye'nin bugünkü kültürel ve politik iklimini oluşturan önemli öğeler arasında, modernist Kemalist anlayışla biçimlenen milliyetçilik, Müslümanlık, militarizm ve heteronormativite19 sıralanabilir. Bu öğelerin en eskilerinden olan Müslümanlık, 20 İmparatorluğun son dönemlerinde ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda modernizmin etkisiyle yeniden şekillenerek kültürel iklimin yapı taşlarından biri olmaya devam etti; halen de ediyor. Yüzyıllar boyu Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde barınan pek çok farklı kültür, egemen İslam kültürüyle etkileşim içine girmiştir. Bu etkileşim, gerek egemen Müslüman kültürün kendisinin, gerekse bünyesinde yer alan diğer kültürlerin değerlerinin sürekli değişmesine yol açtı. Diğer yandan, İmparatorluğun son dönemlerinde Osmanlı entellektüellerinin Avrupa'yla olan ilişkileri sadece modernitenin değil, milliyetçilik gibi ideolojilerin ve birçok düşüncenin de bu coğrafyaya taşınmasına neden oldu. Bu karşılıklı etkileşme sonucunda Cumhuriyet önderleri yeni rejimi, modern tek tip milliyetçilik üzerine inşa ettiler. 21 Gündelik hayatta eğitimden22 medyaya kadar değişik mecralarda karşımıza çıkan militarist söylem ile kimlerin milletin ve vatanın sınırları içinde olduğu, kimlerin düşmanlaştırılarak dışa atıldığı normalleştirildi. Kişiler ve cemaatler gündelik hayatta devlet iktidarıyla ilişki içerisinde geliştirdikleri kendi iktidarlarıyla modern tek tipçi anlayışı çoğullaştırırken; aynı zamanda da, bu tek tipçi indirgemeci anlayış, Türkiye'de politik alanı biçimlendiren en önemli unsur haline geldi. Politik alanda yer alması beklenen Cumhuriyet insanına atfedilen modern milliyetçi değerler 'normal' olarak kabul edilerek, güç ilişkisinde egemen olan özellikleri temsil etmeye başladı. Buna göre 'ideal'/'normal' Cumhuriyet evladı Türk, Sunni Müslüman, eğitimli orta sınıf, gerektiğinde vatanı ve namusu için seve seve hayatını feda edebilecek cesarete sahip ve Atatürk ilke - inkılaplarına sıkı sıkıya bağlı olmalıydı. Bu 'ideal Türk'ün güç ilişkilerinde güce yakın olan bir cinsiyeti ve norm olarak kabul edilen bir cinselliği de vardı elbette. Cumhuriyet kendini her ne kadar kadınlara atfedilen sembolik değerler ve rollerin değişimi üzerinden üretmiş olsa da; Cumhuriyetin egemen güce yakın olan cinsiyeti erkek ve cinselliği de heteroseksüeldi. Cumhuriyetin kimlik sınırları bu denli kalın çizgilerle belirlenmiş olduğundan, daha kuruluşunda toplumun büyük bir bölümünü yok sayarak benimsenen ilkeleri değiştirme yönünde ne zaman muhalif bir talep gelse Cumhuriyet önderleri ve takipçileri, bu talebi, talepte bulunan kişi, kurum ve grupları yasaklı alana, dışa atarak yok etmek motivasyonuyla hareket eder. Erkek egemen heteronormatif değerler de yasaklarla belirlenen bu süreçte sürekli şekilleniyor. Erkek egemenlik bu coğrafyada yüzyıllar boyu var olmuş olsa dahi; modern milliyetçilik, erkek egemen denetim ve kontrol mekanizmalarını da yeniden şekillendirdi. 'İdeal' yurttaş kadın ve erkekler bu denetim mekanizmasının hiyerarşisindeki yeni görevlerinin başına geçtiler. Yine de, 'modern erkek egemenlik' geleneksele atfettiği özelliklerle ortaya çıkan erkek egemen uygulamalara, kendi iktidarına tehdit oluşturmadığı sürece ses çıkarmadı. Bu sessiz konsensüsün oldukça anlaşılır bir temeli var: Her ne kadar erkek de egemen iktidarın nesnesiyse de, modernleşme düşüncesi erkeği esas özne olarak alır. 23 Bununla birlikte, iki (hatta daha fazla) erkek egemenliğinin çıkar çatışması olmadığı alanda doğal ittifak yapması hiç de şaşırtıcı değil. Cumhuriyet, toplumsal cinsiyet anlayışını bu temel üzerine inşa etti. Türkiye coğrafyasında kadın ve bedeni üzerinden kutsallaştırılan doğurganlık, masumiyet ve heteroseksüellik her dönemde “genel ahlâkın” ve toplumsal değerlerin sembolü oldu. Kadın bedeninin örtünmekle olan ilişkisi ve kamusal alandaki hareket kabiliyeti kadın üzerinden toplumun da modernlik seviyesini belirleyen koşul haline geldi. 24 Kemalist reformlar kadını erkeklerle eşitlemek niyetiyle yola çıksa da, aslında kadını erkek egemen değerin söylemi etrafında şekillendirerek bir anlamda erkekleştiriyordu. 25 Bu reformlarla, Cumhuriyet dönemi kadını, resmi geçit törenlerine, balolara ve iş hayatına katılımıyla değişimin sembolü olarak simgeleştirilmiş olsa da, kadın vurgusu “cinsiyetsizlik”le özdeşleştirildi. Bu cinsiyetsizlik yeni giyim tarzı ve eğitim gibi birçok alanda örtük şekilde öne sürüldü. Çarşaf yerine kadının bedenini daha fazla açıkta bırakan, ancak bir yandan da onu erkekleştiren çağdaş üniformamsı kıyafetler; örneğin tayyör tavsiye edildi. 26 Bu haliyle kadın, vatanı için bedeninin denetimine sahip, cinsel tevazunun sembolü iyi bir “anne”yi temsil ediyordu ve öyle de olmalıydı. 27 Böyle bir yaklaşım heteroseksüelliği temel alırken, eşcinsellleri; özellikle lezbiyenleri de iktidara en uzaktaki dışa atılan olarak görünmez alana itti. Kemalist ideoloji militarizmi, yurttaşların milletleri ve vatanlarına olan bağlılıklarını sağlamak amacıyla gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Ordunun misyonunu ve varoluşunu yücelten militarizm, ulus devlet inşasındaki toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin içselleştirilmesinde de önemli rol oynadı. Milleti temsil eden kadın ve erkeğin, bedenlerini ve cinselliklerini vatanları uğruna denetlemeleri önem kazandı. Kadın, iyi bir Türk olarak gerektiğinde vatanı için ölebilmeli ve bu uğurda namusunu korumalıydı. Kadının, milletin sembolü olan bedenini namusu için nasıl koruması gerektiğine dair bir örnek Atatürk ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen arasında geçen bir diyalogta da görülebilir. 1938'de Dersim saldırılarına katılmak isteyen Sabiha Gökçen, Atatürk başına gelebilecekler konusunda kendisini uyarınca;
“Gerekirse sağ yakalanmam” der. Atatürk de bunun üzerine Gökçen'e kendisini veya düşmanı öldürmesi için silahını şu sözlerle hediye eder: ... O halde ben sana kendi kullandığım tabancayı vereyim Gökçen... Umarım kötü bir durumla karşılaşmazsın. Fakat herhangi bir zamanda senin şeref ve haysiyetine dokunacak bir olayla, bir durumla karşılaştığında hiç tereddüt etmeden bu silahı ya karşındakine karşı ya da kendi beynine boşaltmaktan asla çekinme!
Ayşe Gül Altınay'ın verdiği bu anlamlı örnek bize, kadın bedeninin vatanla özdeşleştirilerek ölüm pahasına korunması gereken bir alan olarak nesneleştirildiğini gösteriyor.
Ekim 2015

Dilara @dilara_ozgur

Trabzonspor Başkanı: Kadın gibi 100 sene yaşayacak yerde adam gibi bir sene yaşarım

1042


"Önce konuyu anlatayım
Trabzonspor Gaziantepspor maç yapıyorlar.
Maç Trabzon’da
Sonuç 2-2 bitiyor.
Trabzonspor başkanı haklarının yendiğine inanıyor.
Kendisi İstanbul’da.
Trabzon’a telefon ediyor.
Hakemleri dışarı bırakmayın.
Ben gelip cezasını vereceğim.
İstanbul’dan uçağa biniyor.
Trabzon’a gidiyor.
Bu arada basına abuk sabuk demeçler.
Adamın söylediklerine takılmaya değmez.
Trabzon’da hakemler 4 saat odaya kitleniyorlar.
Devreye Cumhurbaşkanı giriyor.
Adam ikna ediliyor.
Hakemler dayak yemekten kurtuluyorlar.
Bu işin birinci kısmı.
Hadi adam ruh hastası.
……
Hakemleri orada 4 saat odaya kilitleyen kim.
Federasyonun müşahidi yok mu?
Trabzon’da Emniyet Müdürü yok mu?
Trabzon’da Vali Yok mu?
İç işleri bakanı yok mu?
Başbakan yok mu?
Yarın her birini rehin alan,
Cumhurbaşkanı beni arasın derse ne olacak.
......
Hacıosmanoğlu etek giydirmekten söz etmiş.
Bana göre Trabzon valisi o eteği giymiş.
Vali dediğin adam devleti temsil ediyor.
Trabzon'da devlet yokmuş.
Böyle bir konu CB'na gider mi?
……
Adam alı koymak büyük suç.
Kamu görevlisi olunca tarife ikiye katlanır.
Eğer bu adam tutuklanmaz ise,
Türkiye diye bir devlet yok demektir. "



Alıntıdır ( facebook.com/s%c4%b1rr%c4%b1-s%c3%bcreyy. . . )
Ocak 2016

Şaman @chamacon

Beyler döverken kurallara uyalım yoksa günah oluyormuş.

Bazarov (@kaisersoze) kardeşim, evet İslam'da kadın dövmenin inceliklerini anlatan bu imamı İslam eleştirisi olarak paylaşıyorum. Evet Müslümanların çoğunu ötekileştiriyorum. Bunun farkındayım ve bu paylaşımımdan kadın döven erkekler açısından bir fayda ummuyorum ama inanan kadınların da bunu görüp biraz düşünmelerini umuyorum. Sana bir fayda sağlamayacağının farkındayım ama ne yapalım bir zümreyi eleştiren her paylaşım herkese fayda sağlayamaz. Kutsal dedikleri kitapta yazan da aşağıda. Dedikleri diyorum; insanı insana dövdürtmeye çalışan bir kitap ahlaki açıdan dindarım diyene bile kutsal olmamalı...



NİSA Suresi 34. Ayet meali:
NİSA-34 için 39 meâl bulundu. Kadri Çelik(4/NİSÂ-34: Allah'ın bazısını bazısına üstün kılması nedeniyle ve mallarından harcamalarından ötürü erkekler, kadınlar üzerinde hüküm sahibidirler. (Ama öte yandan da) saliha kadınlar; gönülden boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (hakları), kocasının bulunmadığı zamanda koruyanlardır. Baş kaldırmalarından endişelendiğiniz kadınlara (önce) öğüt verin, (etkili olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (o da olmazsa, son çare olarak sınırları aşmamak şartıyla) onları (iz bırakmayacak şekilde, suçlu oldukları hasebiyle) dövün. Size itaat ederlerse sakın aleyhlerine yol aramayın. (Unutmayın ki) Allah (hepinizden daha) yücedir, büyüktür.)
Mart 2016

Arif N. @Ardesenli

Tanrı bizi affetsin !!

- Dünyanın en iyi esprisini bile yapsak mal mal bakan kadınlar için en berbat esprimize bile ayıp olmasın diye kahkaha patlatan kadınları üzdük.

- Kanal değiştirirken bile maç denk gelmesine tahammülü olmayan kadınlar için gecenin köründe halı saha maçımızı izlemeye gelen kadınları üzdük.

- En son okuduğu kitap Cin Ali Tatilde olan kadınlar için elinden Hegel, Sartre, Descartes kitapları düşürmeyen kadınları üzdük.

- Elleri takma tırnak yapıştırıcısı kokan kadınlar için elleri mandalina kokan kadınları üzdük.

- Konu eski sevgilisine gelince “Allah belasını versin pisliğin, geberir inşallah” diyen kadınlar için konu eski sevgilisine gelince “Boşver ya konuşmayalım, canı sağolsun” diyen kadınları üzdük.

- Her sabah uyanır uyanmaz suratına 30 kilo boya süren kadınlar için makyajsız da güzel olan kadınları üzdük.

- Aşağıya inip taksiciye para ödesene! Diyen kadınlar için paraya sıkıştığımızda varını yoğunu veren kadınları üzdük.

- Ayı gibi oldun diye burun kıvıran adonis manyağı kadınlar için “oy ben senin göbüşünü yerim” diye sevip göbeğimizi yastık yapan kadınları üzdük.

- Tencere görse bomba diye karakola götürecek kadınlar için Papua Yeni Gine mutfağını bile bilen kadınları üzdük.

- Arkamızdan iş çeviren kadınlar için arkamızdan ağlayan kadınları üzdük.

- Orasının burasının fotoğrafını gönderen kadınlar için zeytinyağlı yaprak sarması gönderen kadınları üzdük.

- Kullandığımız su bardağından tiksinip başka bardak arayan kadınlar için, sidikli donumuzu elinde yıkayan kadınları üzdük.

- Tırnağı kırılır diye portakal soymayan kadınlar için, hamsi temizleyen kadınları üzdük.

- Gittiği partilerde twerk yapan kadınlar için, halay çekerken elini tuttuğu kişi yabancı olmasın diye imtina eden kadınları üzdük.

- ”Karamel makiyato içmeden güne başlayamıyoruuuuuum! ” diye triplere giren kadınlar için çay içerken serçe parmağını havaya kaldıran kadınları üzdük.

- Mekanda şişe açtırmayınca surat yapan kadınlar için, “Ben içmeyeyim de arabamızı kullanayım” diyen kadınları üzdük.

- Whatsapp’ta 7/24 online olup herkese mavi boncuk dağıtan kadınlar için Whatsapp durumunda “Hi there I’m using Whatsapp” yazan kadınları üzdük.

-”Bu gecenin hatrına alıver koynuna, sana yapacaklarım var” şarkısını baştan sona bilen kadınlar için “Ben seni sevdiğimi de dünyalara bildirdim” türküsüyle duygulanan kadınları üzdük.

- 2 kere 2’ye 5 diyen kadınlar için “bugün sevgili oluşumuzun 712. Günü” diye hesap kitap yapan kadınları üzdük.

- ”Gel beni al” diyen kadınlar için “orada buluşalım” diyen kadınları üzdük.

- ”Gelirken bir şey alayım mı? ” diye sorunca bin tane şey isteyen kadınlar için “Sen gel yeter aşkım, evde her şey var” diyen kadınları üzdük.

- ”Paran yoksa ben de yokum” diyen kadınlar için “sen yoksan ben de yokum” diyen kadınları üzdük.

- Tanışma anındaki 3. Sorusu “araban var mı? ” olan kadınlar için, akbil kullanmaktan gocunmayan kadınları üzdük.

- İlişkinin birinci ayında tektaş bekleyen kadınlar için, ilişkinin 10. Ayında aldığı çiçekle dünya mutlusu olan kadınları üzdük. . . .

Ömür Özdemir
Temmuz 2016

Portal Blogger @portalblogger

Kadın mı Yoksa Erkek mi Daha Zeki Kavgasına Son!

Erkekler mi Yoksa Kadınlar mı Daha Zeki?

İnsanlar, her gün değişmekte ve gelişmektedir. Fakat, insanlarda değişmeyen tek şey ise ayrımcılık yapmaktır. Hepsinin dışında değişmeyen tek ayrımcılık şekli ise kadın ve erkek arasında olanıdır.
İnsanlar, kendini sürekli birbirleriyle kıyaslamakta ve hangisinin daha iyi olduğuna karar vermek adına birbirlerine her türlü baskıyı yapmaktadır.

Maalesef, insanların göz ardı ettiği tek şey: Diğer insanlarda bulunan farklılıkların gerekli olduğudur. Yapılan kıyaslamaların en bilineni kadınlar ve erkekler arasındaki "zeka farkı" üzerine olanıdır.

İşte, bu yazıda yer alan bilgi her iki türünde beyin yapıları arasındaki farklılığı ve bu farklılığın özellikle kadınlara ne gibi bir avantaj sağladığını bilimsel olarak kısa bir şekilde açıklıyor.

Kadınlarda beyin kabuğu erkek beynine oranla daha kalın, içerisinde bulunan hücre sayısı ise daha azdır. Bu da beynin nöronlar arasında yeni ve daha çok bağlantı kurmasını sağlar.

Hücre sayısının çok olması beynin daha zeki olacağı anlamına gelmez. Önemli olan arada kurulan bağlardır.

İşte bu yüzden kadınlar, olaylar ve nesneler arasında kolaylıkla bağlantı kurabilir, herhangi bir konuda sonuca daha çabuk ulaşabilir ya da kolaylıkla yeni fikirler üretebilir.

Fakat, kadın erkek farklılığı gözetmeksizin: Zekasıyla tarihe geçmiş ve hala zekasıyla gündeme gelen bütün insanların beyinleri, farklı bilgiler arasında kolaylıkla bağlantı kurabilmekte ve bu sayede daha yaratıcı olabilmektedir.

Kaynak: portalblogger.com
Ağustos 2016

Marty Mcfly @selimpusat

Kocaman Güneş Gözlükleri

"Eskiden gözgöze gelirdik ve aşkın ilk kıvılcımı gözlerde yanardı"

Ne zaman ki bu kocaman güneş gözlüklerini keşfettiniz yüzlerinizi
kaplayan, o şişik dudaklarınız ve kabarmış boyalı saçlarınız arasında
bir de bu koca gözlüklerle "yüzünüz gözünüz" görünmez oldu.

Dudaklarınız daha dolgun , parfümleriniz çeşit çeşit ve minicik şortlarınızla daha özgürsünüz.
Yanlış anlamayın , saygıyla eğiliyorum önünüzde, ve hatta özgürlüğünüzün duacısıyım.

Fakat diyorum ki , biraz çıkarsanız o gözlükleri , o telefonları
kaldırsanız ; hergün sanki bir katalog çekimine gider gibi süslenmeseniz
, Victoria's Secret meleği olmaya kısa bir süre ara verip , sokağımızın
o eski alımlı ve duygulu kızı olsanız.

Meşhur bir amerikan
cafesinde "skimetto latte" içmek yerine , örneğin mevsim kışsa , bir
sıcak sahlep içsek karşıyakada ; yada ilkbahar ise, buz gibi bir
limonata içsek kordon boyunda yürürken.

Şiir konuşsak biraz , edebiyat ve felsefe konuşsak.

Bu yılki trendlerin , çeşmenin , alaçatının , mangonun , yazlığın ,
mavi turun , floransanın , parisin , bronz tenin canı cehenneme olsa.
Gece hangi barda kim çıkıyor? Sorusunu bir süre önemsemesek... İçmesek,
ayık kalsak biraz.. Çok değil , biraz..

Sadece "biz"
olabildiğimiz küçük anlar oluştursak. Özgün bir akış , içi dolu ve
toprakla doğayla ilintili , insana ve yaşama dair gerçek bir sohbetin
çubuğunu yaksak.

Sizi sadece bir gecelik sevecek (sömürecek)
adamları farketseniz böylece. Ruhunuzla alakası olmayan "beden
avcılarını" ayırtedebilmeyi öğrenseniz.

Hatırlasanız sevmenin ne olduğunu ; hatta belki de ilk defa hissedeceğiniz bu değer verilme hissini..


Göğüs dekoltenize bakmadan ve siz tuvalete gitmek için kalktığınızda
kalçalarınızı süzmeden "sadece gözlerinize bakabilecek" adamları
keşfetseniz.

-Uyudun mu ? diye sorup , " ben de duştan yeni
çıktım" diye boxerlı, slipli fotoğrafını yollayan bir arsız yerine ,
gece size Behçet Necatigil'den şiir yollayan bir adam olsa hayatınızda.

Bir çıkarsanız şu koca gözlükleri , göz göze gelebilsek..

Bir ağacın altında termosta çay , yere serilmiş bir sofra bezi ,
üzerinde tazecik kahvaltılık , ağaca kurulmuş bir salıncak , cıvıldayan
iki çocuk ve sevgiyle yanıp tutuşan iki kalp olabilmenin "mucize"
kaldığı bir zaman diliminde "ne romantik bir hayal" değil mi
yazdıklarım..

Gece yaşayan ve gündüz uyuyan , depresyonun yalnızlığın ve bencilliğin dibine kadar içine batmış bir kuşak,
ancak o koca gözlüklerle gizleyebilir yüzündeki mutsuzluğu..

Bir arkadaşım , başka bir kız arkadaşıma şöyle demişti :

-İstediği tüm hazları senle yaşayıp , sabah olunca üzerinde sadece
parfüm kokusunu bırakıp çekip giden adamlar için , "senin saçlarını
koklamaya kıyamayan , yüzüne bakmaya utanan" adamı üzdün.
Kaçıncı bu
yaşadığın hüsran !! Sen bunu alışkanlığa dönüştürdün ve hakettin . Hem
de çok hakettin. Lütfen ağlayıp bizim enerjimizi de çalma artık!!

Aşık mı olmak istiyorsunuz. Belki de sevmek çok sevmek ve sevilmek.

Samimiyetle bir aile kurmak , çoğalmak ve çoğaltmak.
Dünyanın bu saçma sapan sanal yükünden sıyrılıp gerçek bir kavganın içinde ve gerçek çiçekler yetiştirmek mi istiyorsunuz.

Lütfen çıkarın o kocaman gözlükleri ve dudaklarınızı büzüp fotoğraflar çekmeyin.
Konuşun..

Çünkü O dudaklar "büzülüp fotoğraflar çektirmek için" değil ; aşkla
öpülmek için , seviyorum demek için ve anlatmak için hayatın tüm
güzelliklerini.

Gözlerinizi görmek , sesinizi duymak , konuşmak ve aşık olmak istiyoruz size. .

Lütfen. .
Daha fazla

884 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Regl

11 Kullanıcı   13 Soru   19 Yanıt

Güzellik

234 Kullanıcı   60 Soru   123 Yanıt

Kadın Davranışları

54 Kullanıcı   10 Soru   40 Yanıt

Kuaför

20 Kullanıcı   7 Soru   12 Yanıt

Kadın Çalışmaları

3 Kullanıcı   3 Soru   10 Yanıt

Üreme Hakkı

4 Kullanıcı   3 Soru   4 Yanıt

Züccaciye

1 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt