Bilmek istediğin her şeye ulaş

Kimyagerler

Kimyager (Kimya bilimci), Üniversitelerin Fen Fakülteleri'nin Kimya Lisans Bölümlerinden mezun olan; organik kimya, anorganik kimya, analitik kimya, biyokimya, fizikokimya gibi kimya bilimi konularında ileri düzeyde eğitim alan kimya bilimcilerdir. Araştırma geliştirme, kalite kontrol, kalite güvence, üretim, teknik yönetim, sorumlu müdürlük başlıca çalışma sahalarıdır. Almanya Başbakanı Angela Merkel, eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Eczacıbaşı'nın kurucusu Nejat Eczacıbaşı, Alfred Nobel, Robert Boyle, Louis Pasteur, Linus Pauling, Türkiye'den ve dünyadan bazı ünlü kimyagerlerdir.

Mayıs 2014

Aytaç Dicleli, bir soruya yanıt verdi.

İyonik bağ nasıl oluşur?

Metal ve ametal atomları arasında elektron alış verişine dayanan güçlü etkileşimlerdir. Metal atomu elektron verir ve + ile yüklenir, ametal atamu ise metalin verdiği elektronu aldığı için - yükle yüklenir. İki iyon arasında ki elektrostatik çekim kuvveti nedeni ile bu iyonlar bileşik oluşturur. Bunun dışında metal - kök, kök - kök ve kök ametal bileşikleri de iyonik bağlıdır. CaCO3 , NH4Cl ve NH4NO3 gibi.
Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Selin, bir soruya yanıt verdi.

Heterojen karışım nedir?

Heterojen karışım hert tarafta aynı özelliği göstermeyen ive içindeki taneciklerin gözle görülebildiği karşımlardır. Ayran, süt, toprak gibi.
Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Aytaç Dicleli, bir soruya yanıt verdi.

Madensel tuzun yapısında neler bulunur?

Gıda maddelerinde bulunan yararlı maden ve minerallere madensel tuzlar denir. Organizmalar az da olsa 15 kadar minerale ihtiyaç duyar.
Fe ve P vücut içindeki bir çok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar.
Ca , P, Mg kemiklerin ve dişlerin normal gelişimini sağlar.
Na ve Cl hücre içi sıvısında, K, Mg, ve Pb ise hücre dışı sıvısında osmatik basıncını düzenler.
Nisan 2014

Oğuzhan Eker  yeni bir  gönderide  bulundu.

En Yaygın Kozmetik Ürün Koruyucuları

Marka belirtmemize gerek yok ama hepimiz sık sık birçok üründe
“Paraben içermez” , ”Paraben Free” veya “Formaldehit içermez” benzeri
iddialarını görüyorsunuzdur. Bu maddeler kozmetik ürünlerinin yapılarında bulunan koruyucu bileşenlerdir. Ki bu durumda markalar paraben veya formaldehit kullanmadıklarını söylüyorlar ama mutlaka başka koruyucu bileşenler kullanıyorlardır.

Kozmetik sektöründe en çok kullanılan koruyuculara değinmeden önce bu koruyucular neden kullanılır, paraben veya formaldehit neden artık kullanılmıyor kısaca bahsedelim.
Kozmetik ürünlerdeki mikroorganizma kontaminasyonu* tüketici sağlığı açısından önemli risk oluşturmaktadır. Mikrobiyal üremeyi önlemek amacıyla ürünlere koruyucu olarak bilinen farklı kimyasal yapıda bazı maddeler eklenir. Koruyucu maddeler ayrıca ürünün kimyasal olarak bozunmasını önlemek amacı ile de kullanılırlar.

*Kontaminasyon : Bir mikrobun, hastalığın ya da bir bakteri veya virüsün diğer bir canlıya bulaşması.

Parabenler, ilaç ve kozmetik sektöründe en çok tercih edilen koruyucudur. Koruyucu madde olarak yüksek etkisi, düşük maliyeti ve doğal seçeneklerden greyfurt tohum özünün etkisizliği parabenin uzun bir süredir yaygınca kullanılmasının nedenleridir. Genel olarak toksik veya mutajenik etkilerinin olmadığı bilinen parabenlerin; son zamanlarda yapılan araştırmalar sonucu östrojenik özelliklerinin olduğu, bazı durumlarda alerjik hastalıklara neden olabildiği belirlenmiştir. Ayrıca kesin olarak kanser ile ilişkisi kurulamasa da meme kanseri olan hastaların tümör dokularında parabene rastlanması, meme kanseri ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.
Doğal antimikrobik koruyucular arasında, hem geniş spektruma sahip hem de suda çözünen tek madde formaldehit’tir. Ancak keskin kokusu ve düşük kararlılığı kullanımını sınırlamaktadır. Ancak yine kozmetik ürünlerindeki zararlı etkilerinden dolayı serbest formaldehit kullanımı azaltılırken, yerine formaldehit salanlar kullanılmaya başlamıştır.
Bazı firmalarda daha farklı koruyucu ürünler geliştirmeye çalışmaktadır. 2010 verilerine göre en çok kullanılan koruyucuları; en çok kullanılandan daha az kullanılana göre sıralıyoruz:

Not! Daha güncel verilere ulaştığımız zaman listeyi güncelleyeceğiz. Bu konuda bilgi sahibi iseniz yorum bırakabilir veya bize mail atabilirsiniz.
  1. Metilparaben
  2. Propilparaben
  3. Fenoksietanol
  4. Bütilparaben
  5. Etilparaben
  6. İzobutilparaben
  7. MIT (metilizotiazolinon)
  8. CMIT / MIT (klorometilizotiazolinon)
  9. DMDM Hidantoin
  10. İmidazolidin üre

Bu sıralamaya göre parabenin yerini alıcak bir numaralı koruyucu fenoksietanol gibi görünüyor. Fenoksietanol kullanımı bu şekilde artmaya devam ederse önümüzdeki yıllarda deyim yerindeyse parabenin kökünü kazıyabilir. Ancak bu şuanda çok da mümkün gözükmüyor çünkü fenoksietanol parabenler kadar etkili değil.

Kaynak: kimyaca.com
Nisan 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mart 2014

Oğuzhan Eker  yeni bir  gönderide  bulundu.

Koku'nun Kimyası

Koku havada çözülmüş haldeki koku verici moleküllerin verdiği histir. Bu moleküller, koku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük oranlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir.

Kokunun etkisi iki basamaklı bir süreçte ele alınabilir.

Birincisi fizyolojik faz… Koku alma hücreleri burun boşluğunun üst tarafında, sarı bölgede bulunur. Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve havaya karışan tanecikler buruna gelir, mukus içinde çözünerek sinirleri uyarır. Bu sinirler, uyartıyı beyindeki koku alma merkezine iletirler. Koku, farkında olmasak bile belki de en savunmasız algımızdır. Diğer bütün duyu sistemleri talamusa bir sinyal göndermek ve algının gerçekleştiği yüksek seviyeler de dahil olmak üzere beynin geri kalanına bağlanmak için izin istemek zorundadır. Ancak koku ile ilgili bilgileri taşıyan sinirler asla izin almazlar. Koku sinyalleri talamusa uğramaz ve doğrudan beyindeki nihayi varış noktalarından biri olan amigdala’ya ulaşır.

İstediğimiz hoşumuza giden kokuları algılayıp istemediklerimizi algılamamak aslında güzel olurdu. Sanırım… Ama zaten anlaşılan böyle bir durum söz konusu değil. Neyse;

Ardından psikolojik faz başlar. Amigdala sadece duyusal deneyimlerin oluşumuna değil, aynı zamanda duyusal deneyimlere ait hatıraları da yönetir. Koku, amigdalayı doğrudan uyardığı için duyuları da doğrudan uyarır. Ardından koku sinyalleri beynimizde karar vermemizde rol oynayan orbitofrontal kortekse yol alır. Bu esnada koku; “sana hatırlamaya değer bir duygu veriyorum, bu duyguyla ne yapacaksın? ” der. Yani algıladığımız kokular o an yaşadığımız olay yüzünden hissettiğimiz hislerle bir ilişki kurar. Buna “Proust Etkisi” denir. Buna bir örnek verecek olursak…

Bir kadın düşünün: Keyifli bir günde, arabayla papatya tarlalarının yanından geçmekte; mutlu ve huzurlu bir ruh hali içinde…

Aniden telefonuna erkek arkadaşının onu aldattığına dair bir mesaj geliyor ve bir anda dünyası değişiyor. Bu sırada etrafındaki baskın papatya kokusu, o kadının zihnine kolayca kodlanabilir.

Bir gün o kadının karşısına bir demet papatyayla çıkarsanız, o papatya demetinin kafanızda paralanması hiç de uzak bir ihtimal olmayacaktır! ”

Kokuların dünyası aslında çok gizemli bir dünyadır. Henüz bu alanda keşfedilmeyi bekleyen daha bir çok şey var. Koku duyumuz, uyumayan tek duyumuzdur. Nefes aldığımız her an, kokularla beynimize kodlanır. O yüzden herkesin koku sevgisi de farklılık gösterir. Kimileri gül kokusunu severken, kimileri nefret eder…
Bu dünyayı keşfetmek için çok farklı alanlarda ilginç çalışmalar yapılmış ve yapılmaya da devam ediyor.

1991′ de Dr. Alain Hirsch, Las Vegas Hilton kumarhanesinin farklı 2 salonuna, daha önceden yapılan çalışmalarda “hoş” olarak nitelendirilen 2 farklı koku sıktı. Kokular kolayca algılanabilecek kadar keskindi ama ortamda ki tüm kokuları bastıracak kadar da güçlü değildi. Üçüncü bir salona ise hiç koku sıkmadı. Koku püskürtme işlemi 48 saat boyunca sürdü. Sonuçlar çok ilginç...

Kokulu salonlardan birinde harcanan para miktarı %45 artış göstermişti. Diğer iki salonda ise bir değişiklik olmamıştı. Ancak Dr. Hirsch, neden diğer kokunun değil de sadece ilk kokunun böyle bir etkiye sebep olduğunu anlamadı. O her iki kokunun da belli bir oranda etkili olmasını bekliyordu...

Bu araştırmanın bir sonucu olarak kokunun ticari satışları artıracağı yönünde çalışmalar başladı. Örneğin Samsung, mağazalarına kendine özgü bir ballı kavun kokusu sıktı. Westin hotelleri, lobilerine beyaz çay kokusu sıktı. Eğer bir mağazaya gider ve burnunuza hoş kokular gelirse bilin ki patron cebinizdeki paraya göz dikmiştir.
Bir başka çalışmada telkin gücünün kokular üzerinde bir etki yaratıp yaratamayacağı idi. Wyoming Üniversitesinde kimya profesörü olan Edwin Slosson bir grup öğrencisinin önünde bir yün yumağının üzerine bir şişe saf suyu boşalttı. Öğrencilerine bu döktüğü sıvının keskin kokulu bir kimyasal madde olduğunu söyledi ve kokuyu algıladıklarında el kaldırmalarını istedi. 15 saniye içinde ön sıradakilerin çoğu ellerini kaldırmıştı 45 saniye sonra sınıftakilerin dörtte üçünün elleri havadaydı.

Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar deneklerden iki kokuyu koklamalarını istedi, birinin üzerinde “çedar peyniri” diğerinde ise “bebek kokusu” etiketleri vardı. Denekler vücut kokusunu peynirden çok daha güzel buldular. Oysa her iki koku da birbirinin aynısıydı. Yalnızca etiketleri farklıydı...

Başka bir araştırmada ise Prof. Gün. R. Semin korkunun bir kokusu olduğunu ve bulaşıcığı olduğundan bahsediyor. 10 erkeği bir araya toplayıp, korku için “The Shining” filmini, tiksinmeleri için “Jackass” programını izletiyor. Her iki durum da da davranışlarını ve terlerini alarak inceliyor. Terin, biyokimyasının diğer insanlara bilgi taşıdığını, o kokuyu alan kişide de aynı etkiyi yarattığını gözlemliyor. Sosyal bir ortamda biri korkup terleyince, o terin kokusunu alan diğer herkes, derecesi farklı olsa da korkmaya başlıyor.

Bir başka araştırma da zaman algısı ile kokuyu bağdaştırmak üzerine. Amaç banyo da kaldığınız 10 dakikayı size 20 dakika gibi algılatıp, sudan tasarruf etmek. Zaman duygunuzla oynamak. Önce kokusuz ve sonrasında nane ve biberiye kokuları ile denemeler yapılıyor. Fark ediliyor ki biberiye kokusu insanda zamanın daha çabuk geçtiği duygusu uyandırıyor.

“Perfume” adlı bir kitapta ise, sonrasında filmi de çekilmişti; burnu çok iyi koku alan birinin, özel insanların ter bezlerinden aldığı kokularla yaptığı bir parfümün bir damlasıyla insanların çıldırmasından tuhaf davranışlarda bulunmasından bahsediliyor. Kim bilir belki bu da mümkündür.

Sonuç olarak bu kokuların gizemli dünyasında ilginç olan bir çok şey kadar keşfedeceğimiz de çok şey var. Yapılan her yeni keşif biz farkında olmasak bile gündelik hayatta bir şekilde karşımıza kesinlikle çıkacaktır.

Yazımın orjinali burada : kimyaca.com/kokunun-kimyasi
Mart 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Aralık 2013

Nzn Erd, bir soruya yanıt verdi.

Kimyacıların kendilerine özel renkte bir laboratuvar önlüğü olsaydı hangi renkte olmasını isterdiniz?

Beyaz gayet iyi bence... Niye böyle gereksiz bir soru sorulduğunu anlayamadım doğrusu.

52 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.