Bilmek istediğin her şeye ulaş

Maliye

Maliye, bir tarafı iktisata bir tarafı da hukuka uzanan disiplinlerarası bir bilim dalıdır. Maliye biliminin ilgi alanı, iktisat biliminin ilgi alanının özel bir bölümü olduğundan iktisat temelinde yükselen bir bilim dalı olup devlet ile toplum arasındaki mali olayları ve ilişkileri inceleyen sosyal bilim dalıdır. Maliye teriminin İngilizce'deki karşılığı "Public Finance", Fransızca'daki karşılığı "Finance Publique"dir. Başta devlet olmak üzere tüm kamu kurumlarının kamusal ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kamusal mal üretmek amacıyla yaptıkları harcamaları ve bu harcamaları yapabilmek için gerekli gelirleri, ayrıca gelir ve gider arasındaki dengeyi inceleyen bilim dalıdır. Adolph Wagner'e gore maliye bilimi, devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin zorunlu birer iktisadi topluluk olmalari nedeniyle gorevlerini yapabilmek icin muhtac olduklari maddi mallari ve ozellikle parayi ne suretle elde edip kullandiklarini gosteren bilim dalidir.

Eylül 2017

Isa Çalışkan, bir soruya yanıt verdi.

İkinci el ürün satışlarında fatura kesmek gerekiyor mu? Herhangi bir mali işleme tabii mi?

İkinci el eşyalar konusunda verilen eşyanın alan ve satan arasındaki bir konuya haiz bir durum olup fatura karşılıklı mutabakat sonucunda kesilmesine yada kesilmemesine karar verilir. Ancak gerçek olan vergi açısından ve ülkemiz açısından fatura kesilmesi en doğru olanıdır.
Temmuz 2016

Mozambik_prensi  yeni bir  gönderide  bulundu.

Damga Vergisinin Konusu

I. GİRİŞ
Temelinde bir hukuki işlemin olduğu bir kısım kağıtları vergi konusu olarak belirleyen damga vergisi, vergi sistemimiz içerisinde uzun yıllardan beri yer almaktadır. Damga vergisinin temeli 1800’lü yıllara dayanmaktadır. Bugün uygulanmakta olan Damga Vergisi Kanunu 11.07.1964 tarih ve 11751 sayıle Resmi Gazete’de yayınlanan 488 sayılı Kanun olup 01 Kasım 1964 tarihinden beri yürürlüktedir.
Kişilerin hukuksal işlemlerini konu alan damga vergisinin geniş bir uygulama alanı vardır. Diğer tüm vergi türlerinin yükümlülerini ilgilendirdiği gibi, söz konusu vergiler nedeniyle yükümlülüğü olmayanların da karşı karşıya kalabildiği bir vergi niteliği taşımaktadır.
2. Verginin Konusu
Verginin konusu, verginin üzerinden alındığı ve verginin kaynağını oluşturan ekonomik öğedir. Verginin ne üzerinden alınacağı kanun koyucu tarafından ilgili vergi kanunlarından belirtilmektedir. Damga Vergisinin konusu, kanuna ekli 1 nolu tabloda yazılı kağıtlardır.
Bu tabloda sözleşmeler, taahütnameler ve temliknameler, kefalet, teminat ve rehin senetleri, faturalar, makbuzlar beyannameler gibi vergi hukukuna ilişkin kağıtlar bulunmaktadır. Kanun vergiye tabi kağıdın genel bir tanımlanmasını yapmamıştır. Karışıklığa meydan vermemek, vergiye tabi kağıtların içeriğini rahatça tayin edebilmek için kanun vergiye tabi kağıtları ismen saymıştır. Bir kağıdın vergiye tabi olup olmadığını anlamak içinb 1 nolu tabloya bakmak gerekmektedir. 488 sayılı kanuna göre sadece 1 sayılı tabloda yazılı kağıtlardan vergi alınacak, bunlar dışında kalan kağıtlardan herhangi bir vergi alınmayacaktır.
Kanuna ekli (1) sayılı tabloda kağıtlar dört küme altında toplanmıştır.
-Sözleşmelerle ilgili kağıtlar.
-Kararlar ve mazbatalar.
-Ticari işlemlerde kullanılan kağıtlar.
-Makbuzlar ve diğer kağıtlar.
Her kanun gibi Damga Vergisi Kanununun hükümleri de, devletin egemenlik hakkının geçerli olduğu saha ile sınırlıdır.Dolayısı ile, kural olarak, vergiye tabi kağıtlar, Türkiye’deki işlemlerle ilgili kağıtlardır. Yabancı ülkelerde düzenlenen kağıtlar, ancak Türkiye’de resmi dairelere ibraz edildiği, üzerine devir ve ciro yapıldığı, veya herhangi bir suretle hükmünden yararlanıldığı takdirde vergilenir.Belirtilen durumlardan birinin meydana gelmesi, kağıdın Türk hukuk sisteminde değerleme durumuna girdiğini ifade eder.
2.1. Verginin Mükellefi
Damga Vergisinin mükellefi düzenlenen kağıtları imza edenlerdir. Mükellefin belirlenmesinde imza edeni aramak yeterli olup o kişinin düzenleyip imza ettiği kağıdın kurallarından yararlanıp yararlanmadığını aramaya gerek yoktur.İmza edenler gerçek ya da tüzel kişi olabilir.
İmzadan amaç, bir kişinin gerek kendi el yazısı ile ve gerekse mührü ya da parmak izi ile kimliğini belli edecek bir işarettir. Tüzel kişileri temsil edenlerin imzaları yerine bu kişiliği belli edecek herhangi bir işaret imza yerine geçer.
Kişilerin aralarında düzenleyip birbirlerine verecekleri kağıtların damga vergisi yükümlüsü o kağıdı imza eden kişidir.Genel olarak kağıt tek kişi tarafından imza edilir. Fakat bazı durumlarda vergiye tabi kağıt birden çok kişi tarafından imzalanabilir. Bunun tipik örneği sözleşmelerdir.İmza edenlerin birden çok olması durumunda damga vergisi yükümlülüğü imza edenlerin tümüne birden doğar.
Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ilişkin kağıtların damga vergisini kişiler öder.Kişinin resmi dairelere vereceği kağıtların damga vergisini zaten o kağıdı düzenleyenler ödeyeceğinden burada genel kurala aykırılık yoktur.
Ancak, resmi dairenin imzalayıp kişiye verdiği kağıtların vergisinin yükümlüsü kişilerdir. Ayrıca, resmi daire ve kişinin birlikte imzaladıkları kağıt için de verginin tamamını yine kişi ödemek zorundadır.
Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ilişkin kağıtların damga vergisini kişiler ödediğinden, sözleşmenin karşı yanı 2 kat damga vergisi ödemek zorundadır. Örneğin; bir kamu kurumuna ait bir oteli işletmek isteyen bir uluslar arası otel zinciri ile iki örnek bir sözleşme imzalanması durumunda, sözleşmede geçen parasal tutarlardan dolayı uluslar arası otel zincirinin dört kat damga vergisi ödemesi gerekecektir. Bu durumun, yabancı yatırımların çekilmesi açısından caydırıcı etki yaptığı açıktır.
Yabancı ülkelerle Türkiye’deki yabancı elçilik ve konsolosluklarda düzenlenen kağıtların vergisini, Türkiye’de bu kağıtları resmi dairelere ibraz eden, üzerinde aktarma (devir) ve ciro işlemleri yapanlar ya da herhangi bir suretle kağıdın kurallarından yararlananlar öder. Örneğin; yabancı ülkelerden gelen kontrgarantilerin damga vergisini Türkiye’de bu kağıdın kurallarından yararlanan, diğer bir deyimle, karşılığında bankadan teminat mektubu ya da kredi isteyen gerçek ya da tüzel kişi tarafından ödenmesi gerekir.
Devletler hukuku kurallarına göre Türkiye’de bulunan elçilik ve konsoloslukları yabancı ülke topraklarında gibi kabul etmek ve aynı işleme tabi tutmak gerekir. Çünkü, bu elçilik ve konsolosluklar yabancı ülke kurallarına tabidir.
3.İstisnalar
Damga Vergisi Kanunu’nun sistematiği itibariyle, verginin konusuna giren kâğıtlar önce (1) sayılı Tabloda sayılarak belirlenmiş, daha sonra bu sayılmış kâğıtlardan (2) sayılı Tabloda sayılan resmî daireler, kişiler ve kurumlar tarafından düzenlenmiş olan ve özellikleri belirtilerek sayılmış olan kâğıtlar ise vergiden istisna edilmiştir. (2) sayılı Tablonun bölümlerinin alt sıralamasına baktığımızda; kişilerden resmî dairelere verilen/alınan, işçiler, çiftçiler ve göçmenlerle ilgili olan, ticarî ve medenî işlerle ilgili kâğıtların sıralandığı bölüme, çeşitli tarihlerde çıkarılan kanunlarla yeni istisna edilen kâğıtların eklendiği ve böylece istisna edilen kâğıtlar kapsamının da sürekli genişletildiği görülmektedir.
4. Vergilendirmede Kağıtların Durumu
Bir kağıdın vergiye tabi olup olmadığını belirlemek için (1) sayılı tabloya, vergiden istisna olup olmadığını belirlemek içinse (2) sayılı tabloya bakmak gerekmektedir. Eldeki kağıtların bu tablolarda sayılan ve istisna konularına girip girmediğini kestirmek içinse o kağıdın niteliğine bakmak gerekmektedir.
Bir nüshadan fazla olmak üzere düzenlenen kağıtların her nüshası ayrı ayrı aynı miktar veya nispette damga vergisine tabidir.Ancak, poliçe ve emre yazılı ticari senetlerin yalnız tedavüle çıkarılan nüshaları vergiye tabi tutulur.
Bir hukuki işlem nedeniyle birden fazla kağıt düzenlenmesi durumunda, her kağıt damga vergisine tabidir. Örneğin, sözleşme 3 nüsha düzenlendi ise her bir nüsha ayrı ayrı vergiye tabidir. Ancak kağıtların fotokopileri vergilendirilmez.
Bir kağıtta birbirinden tamamen ayrı birden fazla akit ve işlem bulunduğu ve bu akit ve işlemler hiçbir surette bağlı ve aynı addan doğmadıkları takdirde her akit ve işlem için, ayrı ayrı damga vergisi hesaplanır. Bir kağıtta toplanan işlemler birbirine bağlı bir asıldan doğma oldukları takdirde damga vergisi en yüksek vergi alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınır. Örneğin; bir kağıtta kira ve satış sözleşmesinin bulunması durumunda her bir işlem ayrı ayrı vergiye tabi tutulur. Ya da sözleşmelerde yazılan kefalet şerhi bulunması durumunda, söz konusu sözleşmelere yazılan kefalet şerhleri ayrıca damga vergisine tabi tutulur.
Bir kağıtta toplanan anlaşma veya işlemler bir asıldan doğduğu takdirde vergi, en yüksek vergi alınması gerektiren akit ve işlem üzerinden alınır. Bir kağıtta yer alan sözleşme ve işlemlerden birisinin maktu diğerinin oransal vergiye tabi tutulması durumunda, vergilendirme biçimi dikkate alınmaksızın ödenmesi gereken en yüksek tutar dikkate alınacaktır. Örnek; adi kefalet şerhleri.
Kağıtlara konan imzaların birden fazla olması durumunda damga vergisi her imza için ayrıca ödenmeyecektir. Çünkü, kağıdın tamamlanması ancak birden fazla imza ile gerçekleşmektedir. Örneğin; taahhütnameler birden fazla borçlu tarafından imzalansa bile kir kez damga vergisi ödenir.
Bu düzenleme, kağıdı imzalayanları verginin ödenmesinden sorumlu tutan Damga Vergisi Kanununun 24’üncü maddesi kuralıyla uygunluk göstermektedir.Anılan 24’üncü maddenin ikinci fıkrasında, kağıtları imza edenler birden fazla ise birden fazla kişi tarafından imza edilen kağıtlara vergi ve cezanın tamamından, imza edenlerin zincirleme sorumlu oldukları kuralı yer almaktadır.
5. Vergileme Ölçüleri ve Oran
Damga Vergisinde iki tür vergileme ölçüsü kullanılır. Bunlar nispi ve maktu ölçülerdir.Nispi vergide kağıtların türü ve mahiyetine göre, üzerinde yazılı belli para, matrahı oluşturur.Maktu vergide ise kağıtların mahiyetine göre matrah belirlenir.
Düzenlenen kağıtların içerdikleri belli tutarların dikkate alınması suretiyle yapılacak oransal vergilendirmenin kapsamında yer alan kağıtların ikili bir ayrım ile ele alınması olanaklı bulunmaktadır. Bu çerçevede yapılacak ayrımlamanın ilk ayağında, belli tutarı içermediklerinde maktu, belli tutarı içerdiklerinde oransal vergilendirilecek kağıtlar, ikinci ayağında ise, her durumda oransal vergiye tabi kağıtlar bulunmaktadır. Damga Vergisinde oran binde ile belli edilir.
Maktu vergi miktarları dikkate alınmak suretiyle vergilendirilen kağıtların ise, üçlü bir ayrım içerisinde ele alınması olanaklı bulunmaktadır. Bu ayrımı bir bedeli içerip içermediğine bakılmaksızın maktu vergiye tabi olanlar, içerdikleri bedelin kademelerine göre maktu vergiye tabi olanlar, belli parayı içermediklerinde maktu, belli parayı içerdiklerinde oransal vergiye tabi olan kağıtlar olarak yapılması olanaklıdır.
Damga Vergisi Kanunu belli para deyimini, kağıtların içerdiği ya da bunlarda yazılı rakamların oluşturacağı parayı anlatacağını belirtmektedir.Belli para saptaması bazen hesaplamayı gerektirebilir. Hesaplama sonucu bulunan tutar damga vergisi matrahını oluşturur. Örneğin; Yıllık olarak 3000 ABD Doları karşılığında 3 yıllığına kiraya verilen bir işyeri kira sözleşmesinin damga vergisi kiraya verme tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak bulunur.
Damga vergisine tabi bir kağıdın, oransal olarak vergilendirilebilmesi için ya kağıda bağlı işlem bedelinin kağıtta açıkça belirtilmiş olması ya da bedelin matematiksel olarak hesaplanmasına olanak sağlayan rakamların kağıtta yer almış bulunması gerekmektedir.
Bir işlemden maktu damga vergisi alınması öngörülmüşse karşısında miktarı, oransal damga vergisi alınması öngörülmüş ise, yine karşısında oranın yazılarak kağıt vergiye tabi tutulur. Oransal vergiye tabi kağıtlarda, örneğin kira sözleşmesinde aylık kira bedeli ve kira sözleşmesinin süresi belirlenmiş ise, bunların çarpımı sonucu ortaya çıkacak olan toplam kira tutarı, Kanuna ekli (1) sayılı tablonun I/1-c pozisyonu uyarınca damga vergisine tabi olacaktır.
Vergiye tabi kağıdın yabancı para türünden düzenlenmesi durumunda ise, kağıt üzerinde yer alan dövizin, kağıdın düzenlendiği tarihteki TC Merkez Bankasınca saptanan ve duyurulan cari döviz satış kuruna göre hesaplanacaktır. Damga vergisi miktarının “en yüksek tutarı” aşıp aşmaması konusu buna göre dikkate alınacaktır.
Yapılan düzenlemeyle (1) sayılı tablodaki her bir kağıt için hesaplanacak damga vergisi tutarına bir üst sınır getirilmektedir.Ancak, tabloda bazı kağıtlar için özel olarak belirlenmiş üst sınır bulunduğundan bu sınırların yeni düzenleme ile getirilen yeni sınır içindeki yerlerini koruması da sağlanmış olmaktadır.
Belli bir parayı içeren sözleşmelerin devri halinde ve akreditif mektup ile telgraflarda süre uzatıldığı aslından alının verginin dörtte biri alınır.
6. Verginin Ödenmesi
Damga Vergisi Kanununda verginin nasıl ödeneceği belirtilmiştir. Bu ödeme şekilleri şunlardır.
· Basılı damga konulması suretiyle ödeme
· Makbuz verilmesi suretiyle ödeme
· İstihkaktan kesinti yapılması suretiyle ödeme
6.1. Basılı Damga Konulması Şekliyle Ödeme
Damga vergisi basılı damga konulması şekli ile de ödenebilir.Basılı damga konularak ödemede, kağıdın tabi olduğu damga vergisinin bedeli yüzde beş noksanı ile nakden idareye ödenerek, kağıt üzerine damga vurulması suretiyle vergi ödemesi yapılır. Vergisi basılı damga konulması şekliyle ödenecek kağıtlar kanunda belirtilmiştir. Bunlar;
· Makbuz ve ibra senetleri, (I sayılı tabloda kaldırılmıştır.)
· Faturalar,(I sayılı tabloda kaldırılmıştır.)
.Ulaştırma ile ilgili kağıtlar,
· Elektrik, havagazı, telefon ve su abonman mukavelenameleri,
· Maliye Bakanlığının müsaadesi alınmak şartıyla vergiye tabi diğer kağıtlar.
6.2. Makbuz Verilmesi Şekliyle Ödeme
Damga Vergisi, esas itibariyle kanunda sayılan haller dışında makbuz karşılığında ödenir.Makbuz mükabili ödeme damga vergisinin genel ödeme şeklidir. Kağıt için herhangi bir ödeme usulü belirtilmemişse, makbuz mükabili ödenecektir. Ayrıca Maliye Bakanlığı gerek göreceği kağıtların vergisini makbuz verilmesi biçiminde ödetmeye yetkilidir.
Damga vergisini makbuz karşılığı ödeyecekler 16 nolu DV Tebliğinde sayılmıştır.
  • İl Özel İdareleri-Belediyeler
  • Döner Sermayeli Kuruluşlar
  • Bankalar
  • KİT ve İDT’ler
  • Özerk Kuruluşlar
  • Diğer Kamu Kurumları
  • Anonim Şirketler
Yukarıda sayılan kurum ve kuruluşların;
Sürekli DV mükellefiyeti vardır.
Damga vergisi defteri tutmaları ve bu defterleri notere veya ticaret sicil memurluğuna tasdik ettirmeleri gerekmektedir. Bu tebliğ kapsamındaki mükellefler, kurum ve kuruluşlar tarafından bir ay içinde düzenlenen kağıtların vergisi ertesi ayın 23. Günü akşamına kadar vergi dairesine damga vergisi beyannamesi ile bildirilir ve 26. Günü akşamına kadar ödenir.
İhtiyarilik hakkını kullanarak mükellefiyet tesis ettirmeyen mükellefler, düzenledikleri veya taraf oldukları kağıtlara ilişkin damga vergilerini Damga Vergisi Kanununun 22/b bendine göre kağıdın düzenlendiği tarihi izleyen 15 gün içinde ilgili vergi dairesine damga vergisi beyannamesi ile bildirecek ve aynı süre içinde ödeyeceklerdir.
6.3. İstihkaktan Kesinti Yoluyla Ödeme
· Genel bütçeli idareler,
· İl özel idareleri, belediyeler,
· Bankalar,
· İKT ile bunların teşekkülleri, müesseseleri, ödemelerinde kullanılan nisbi vergiye tabi makbuzlar ve bu mahiyetteki kağıtlara ait vergiyi, ödemenin yapılması yada avansın itası sırasında, istihkaktan kesinti suretiyle ödeyebilir.
İstihkaktan kesinti suretiyle ödenecek kağıtlar;
- Hizmet erbabına maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, tazminat, ikramiye ve harcırah gibi adlarla yapılan istihkaklar ve avans ödemeleri.
- Resmi daireler tarafından yapılan mal ve hizmet alımlarına ilişkin ödemeler.
Genel Bütçeli daireler dışında kalan ve istihkaktan kesinti yapmak durumunda olan daire ve müesseseler tarafından bir ay içinde kesilen vergi, ertesi ayın 23. günü akşamına kadar ödemenin yapıldığı yer vergi dairesine muhtasar beyanname ile bildirilir ve 26. Günü akşamına kadar ödenir.
7. Vergi ve Cezada Sorumluluk
Birden fazla kişi tarafından imza edilen kağıtlarda vergi ve cezanın tamamının ödenmesinden, imza edenler müteselsilen sorumludurlar.
Vergiye tabi kağıtların damga vergisinin ödenmemesinden veya eksik ödenmesinden dolayı alınması gereken vergi ve cezadan, kağıtları ibraz edenler sorumludur.(mükellefe rücu hakkı olmak üzere)
Sürekli damga vergisi mükelleflerinin taraf oldukları işlemlerde, damga vergisini beyan ve ödeme sorumluluğu bu kişilerdedir. Verginin ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde, vergi için diğer tarafa rücu hakkı olmak üzere, vergi, ceza ve ferileri sürekli mükellef olanlardan alınır.
Resmi daireler ve noterlerce düzenlenerek kişilere verilen veya dairede bırakılan ve damga vergisi hiç alınmayan veya noksan alınan kağıtların vergisi mükelleflere, cezası düzenleyenlere aittir.
Vergi ve ceza, kağıtları düzenleyenlerden alınır.(Vergi için mükellefe rücu hakkı saklıdır.)Noterler damga vergisi ödenmemiş veya eksik ödenmiş kağıtları vergi ve cezası ödenmeden tasdik eder veya suret çıkarırlarsa, noterlere, mükellefe kesilen ceza kadar bir ceza, VUK 355 inci madde hükmüne istinaden de özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
8.Sonuç
Damga Vergisi günümüzdeki vergiler içerisinde uygulaması en eski dayanan vergiler içerisinde yer alır. 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablo günümüz karmaşık ticari ilişkilerini kavramaya uzaktır.Gelişen teknoloji ile birlikte bir çok yeni işlemler ortaya çıkmıştır. Damga Vergisi Kanununun günümüz ilişkilerini kavrayabilecek şekilde tekrardan düzenlenmelidir.

KAYNAKÇA


-488 sayılı Damga Vergisi Kanunu
- Mehmet TOSUNER, Zeynep ARIKAN, Türk Vergi Sistemi
-Yılmaz Özbalcı, Damga Vergisi Kanunu Yorum ve Açıklamaları
-Mehmet BAYDEMİR Damga Vergisi
-Mehmet ÖZGEN, Yönetim ve Kira Sözleşmelerinde Uygulanan Damga Vergisinin Yabancı Sermayenin Türkiye’ye Gelmesini Engelleyici Etkisi
- Sebahattin ERİŞİR, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 12, Özel S., 2010
-M. Ezhan DOĞRUSÖZ, ”Yabancı Ülkelerde Düzenlenen Kağıtlarda Damga Vergisi”, Yaklaşım Dergisi
- Süleyman YÜKÇÜ, 4369 Sayılı Kanunla Damga Vergisine Getirilen Üst Sınır, Yaklaşım Dergisi


Ocak 2016

Mozambik_prensi  yeni bir  gönderide  bulundu.

Alışverişlerimizde belge (fiş,fatura, vb.) al(ma)sak ne olur?

Vergi bir ülkenin ekonomik ve toplumsal kalkınmasının en temel anahtarıdır. Aynı zamanda demokratik toplumların en önemli özelliğidir. Toplumlarda hesap veren ve hesap sorma kültürünün gelişmesi, vergi sayesinde olur. Bu anlayışın geliştiği ülkelerde, her alanda kalkınma ve gelişimin olması doğaldır.
Ülkemizin önündeki en acil sorun vergi ahlak ve bilincin oluşturulmasıdır. Bu bilinç ülke geleceğimizin sigortasıdır. Vergi bilinç ve ahlakı oluşmuş toplumlarda mükellefler vergiye karşı olumsuz davranış göstermeden, vergi borçlarını titizlikle ödemekte, vergi gelirlerinin kullanımını denetleyerek toplumsal gelişmeye yön vermektedir. Böyle toplumlarda demokrasi ve refah seviyesinin artması kaçınılmazdır.

Alışverişlerimizde Belge Alırsak Ne Olur?
• En önemlisi vatandaşlık görevimizi yerine getirmiş oluruz.
• Ödediğimiz verginin kamu hazinesine aktarılmasını sağlamış oluruz.
• Vergi kayıp ve kaçağını önleyici katkıda bulunuruz.
• Bu işlemlerin kayıt altına alınmasını ve vergilendirilmesini sağlamış oluruz.
• Kamu hizmetlerinin daha sağlıklı yürütülmesine katkı sağlamış oluruz
• Bir tüketici olarak haklarımızı kullanmamız gerektiğinde elimizde geçerli bir belge olur.
• Belge almadığımız için cezai işleme muhatap olmayız.

Alışveriş yapıldığında karşılığında fiş veya fatura almak, o alışverişin varlığını belgelemektir.
Konuyu Tüketici Hakları yönünden ele aldığımızda görmekteyiz ki biz bir tüketici olarak fiş almamakla tüketici olarak sahip olduğumuz haklarımızı savunmak için kullanabileceğimiz çok önemli bir belgeyi almayı da reddetmekteyiz. Fiş ya da fatura, alışverişi yapana tüketici hukuku bakımından ileride doğabilecek sorunların çözümünde fayda sağlayacak çok önemli bir dayanaktır.
Diyelim ki satın aldığınız bir gıdadan dolayı bir zehirlenme olayı yaşadınız ya da evinize aldığınız bir elektrikli eşya arızalı çıktı ve evinizde bir hasara sebep oldu. Bu gibi durumlarda tüketici olarak zararınızı telafi edebilmeniz için alışverişinizi belgelendirmeniz gerekmektedir. Fiş ya da fatura olmadığı takdirde, tüketici olarak hiçbir haktan yararlanamazsınız.

Alışverişlerimizde Belge Almazsak Ne Olur?
• Yapmış olduğumuz alışverişlerde almadığımız her bir fiş ya da faturanın KDV’si, bu fişi ya da faturayı vermeyenin
cebinde kalır.
• Alınmayan her belge; ülke kalkınmasında önemli bir yere sahip olan verginin, kayıp ve kaçağına neden olur.
• Adalet, yol, su, elektrik, eğitim, sağlık, iç ve dış güvenlik gibi hizmetlerin yanı sıra kimsesiz çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, bakıma muhtaç yaşlıların barındırılması, doğal afetlerde mağdur olanlara yardım ulaştırılması gibi hizmetlerde de aksamalar yaşanabilir.
• Belge düzenlenmemesi halinde her bir belge için belge almayana da özel usulsüzlük cezası uygulanır.

Bütün bunlar düşünüldüğünde görülmektedir ki genellikle hiçbir neden olmaksızın, bazen de belki çok küçük miktarda bir indirim için almaktan vazgeçtiğimiz fiş ya da fatura, aslında bize gelecekte sunulacak daha iyi bir kamu hizmetinden de vazgeçmemiz anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda, başlangıçta hiç de hedeflemediğimiz biçimde, ödediğimiz verginin hiç tanımadığımız ve desteklemeyi de amaçlamadığımız satıcıya gitmesidir.
Aralık 2015

Murat Yazici, bir soruya yanıt verdi.

1 Ocak 2016 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacak olacak Maliye Bakanlığının e-tebligat uygulaması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Uygulamanın fayda ve zararları tartışılır ve elbette söylenecek çok şey var. Benim değinmek istediğim konu ise meslektaşlarımı ilgilendiriyor. Formları doldururken asla şahsi mail ve telefon bilginizi girmeyiniz. Aksi halde işten ayrılsanız dahi sorumluluğunuz devam eder. Olası tebligat şahsi mailinize gelir ve bunu eski iş yeriniz dahi olsa bildirmezseniz sorumlu olursunuz. Şirket doğacak zararı sizden tahsil etmek için rücu edebilir. Konu hakkında daha fazla detay ektedir. Saygılarımla,

Murat YAZICI

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir


E-TEBLİGAT BAŞVURULARINDA BAĞIMLI ÇALIŞAN ( BİR İŞVERENE HİZMET AKDİ İLE BAĞLI OLARAK ÇALIŞAN) MESLEK MENSUPLARININ SORUMLULUĞU

Değerli Meslektaşlarım,

Sizlere bilgilendirmek amacıyla Mesleki Gelişmeleri İzleme Kurulu’muz tarafından hazırlanan çalışmayı görüşlerinize sunuyoruz.

Katkı getirmesi dileği ile,

Saygılarımla,
Dr. Yahya ARIKAN
İSMMMO Başkanı

E-Tebligat sisteminde amaç, vergi dairelerince vergi kanunları uyarınca tebliği gereken evrakın, elektronik tebligat sistemi ile muhatapların elektronik adreslerine tebliğ edilmesidir.

Bu nedenledir ki, elektronik tebligat dilekçelerinde istenen, muhataplara ait bilgilendirme tercihleri olan kısa mesaj ve e-posta adresleri bilgileridir.

Bağımlı olarak çalışan meslek mensupları, çeşitli nedenlerle muhataplar yerine kendi elektronik adreslerini (SMS-E-mail) başvurulara eklemeleri halinde gelecekte yaşanması muhtemel aşağıda belirtilen sorunlarla karşılaşabilirler.

1-Geçerli hukuki bir vekâletnameye sahip olmadan, kendi elektronik adreslerini yazmaları halinde doğabilecek bir hukuki işlemden, Borçlar Kanununun Temsilin Hükmü başlıklı 40.maddesine göre sorumlu tutulabilirler.
Borçlar Kanunu-Temsilin Hükmü- Madde 40: Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olanı bağlar. Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur.

2-Geçerli hukuki bir vekâletnameye sahip olunmasına rağmen, meslektaşın kendi elektronik adresine gelen bir tebligatı unutma, yanılma, farkında olmama, işi bırakma, mükellefin ortadan kaybolması, ihtilaf vb. sebeplerle muhatabına iletmemesi veya iletememesi durumunda,

a) Borçlar Kanununun Haksız Fiilden Doğan Borç İlişkisi A) Sorumluluk başlıklı 49.maddesine göre mükellefler tarafından dava edilebilir.
Borçlar Kanunu- Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkisi-Sorumluluk-Madde: 49 : Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.

b) Vergi kanunları gereği üzerine vergi borcu düşen gerçek veya tüzel kişi vergi mükellefi olduğundan, meslek mensubunun şahsi elektronik adresine gelen tebligat hakkında, meslek mensubunun kendisini bilgilendirmemesi nedeniyle zarara uğradığını iddia eden mükellef, uğradığı zararı Borçlar Kanunun 50,51 ve diğer maddelerine göre meslek mensubuna rücu edebilir.

c) E-Tebligat başvuru formuna, meslek mensubunun kendi şahsi elektronik adresini yazdığını ve buraya gelen bildirim hakkında kendisinin haberdar edilmediğini iddia eden ve bu konuda olası bir zarara uğrayan mükellef, meslek mensubu hakkında 3568 sayılı yasanın 47.maddesine dayanarak Türk Ceza Kanununun 257.maddesine göre görevi ihmal ve/veya görevi kötüye kullanma iddiasıyla dava açabilir.

Türk Ceza Kanunun 257.maddesinde

1-) “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

2-) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ”

Maddenin 1. Fıkrası “hareket etmek suretiyle” ifadesi ile bir hareketi, bir şeyi yapmayı tarif ettiğinden fiili bir suçu düzenlemektedir. Kamu görevlilerini görevlerinin gereklerine aykırı hareketleri ile işledikleri görevi kötüye kullanma suçlarından cezalandırmayı düzenlemektedir.

257. Maddenin 2. Fıkrası ise ihmali davranışla işlenen görevi kötüye kullanma suçlarını cezalandırmaktadır. Burada meslek sahipleri yaptıkları değil yapmadıkları veya geciktirdikleri mesleki görevleri ile kamuya veya kişilere verdikleri zararlardan ötürü cezalandırılmaktadırlar.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesi gereğince, elektronik imzalı tebliğ evrakı, muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacaktır. Meslek mensubunun kendi elektronik adresine gelen bilgilendirme mesajını herhangi bir sebeple mükellefe süresinde bildirememesi sonucu, mükellef, oluşacak hak kaybından dolayı zarar görmüşse meslek mensubunun Türk Ceza Kanunu’nun 257. Maddesinin 2. Fıkrasına göre cezalandırılmasını talep edebilir.

Bağımlı veya serbest olarak çalışan tüm meslek mensuplarının dikkat etmesi gereken yukarıda belirtilen sorumluluklar dışında bağımlı olarak çalışan meslek mensupları aşağıdaki hususlara da ayrıca dikkat etmelidir.

Türk Ticaret Kanunun hükümlerine göre (Şirketlerde Sınırlı Yetkiye İlişkin İç Yönerge Uygulaması TTK madde 367-371- 629 ) yetkilendirilmiş iseniz ve/veya öngörülen niteliklere haiz bir kanuni vekaletnameniz varsa E-Tebligat başvurusunun meslek mensubu tarafından yapılması ve bilgilendirme tercihlerinde tüzel kişiliğin kontrolünde olan e-mail ve sms bilgilerinin girilmesi halinde bir sorunla karşılaşmamanız gerekir.

e-mail ve sms bilgisinden kastedilen, firmalar tarafından çalışanlara verilen tüzel kişiliğin kontrolünde olan ve kişinin şirketten ayrılması durumunda da tüzel kişiliğin kontrolünde kalan tüzel kişiliğe ait telefon gsm hatları ve tüzel kişi unvanı uzantılı mail adresleridir.

Ancak, yönerge ve vekaletname kapsamındaki yetki ve sorumluluğunuz altındaki yükümlülüklerinizi yerine getirmeniz gerektiği tabidir.

Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı,

a) E-Tebligat başvuru formalarında meslek mensubunun değil, mükellefin elektronik bilgilendirme adreslerinin yazılması,

b) Kendi şahsi elektronik bilgilendirme adreslerini yazan meslektaşların da güncelleme yaparak sisteme mükellefin bilgilerini girmeleri,
Sistemin amacına uygun çalışmasını ve meslektaşların olası bir sorumluluktan kurtulmalarını sağlayacaktır.
Aralık 2015

Mozambik_prensi  yeni bir  gönderide  bulundu.

Vergi Hukukunda Süreler

VERGİ HUKUKUNDA SÜRELER
1) GİRİŞ
Hukuk kurallarının uygulanmasında başlangıç ve bitişin ne zaman olacağı büyük önem taşır. Vergi hukukunda ise süreler pek çok amaca hizmet etmektedir. Süre, bir hakkın kullanılması veya yükümlülüğün yerine getirilmesi için ilgiliye konuyu düşünme, araştırma, değerlendirme, karar verme ve hazırlık yapma imkanı verir. Vergi hukuku, vergilendirme sürecinde devlet ile birey arasındaki ilişkiyi düzenler.İdare hukukunda devlet bireyler karşısında bireylerden üstün yetkilerle donatılmıştır. Bu yetkiler devletin yerine getirmesi gereken görevleri icra ederken kolaylık sağlamaya yöneliktir.
Hukuk devleti ilkesi gereği bireylerin hakları kanunlarla devlete karşı korunur.Devlet uygulamalarında kanunlara uymak zorundadır. Vergi hukukunda da kanun koyucu süreler ile ilgili Vergi Usul Kanununda düzenlemeler yapılmıştır. Vergi Usul Kanununda “Vergi muamelelerinde süreler vergi kanunları ile belli edilir. Kanunda açıkça yazılı olmayan hallerde 15 günden aşağı olmamak şartıyla bu süreyi, aşağı olmamak şartıyla bu süreyi, tebliği yapacak olan idare belirler ve ilgiliye tebliğ eder. ”Kanun koyucu bu maddeyle süreler ile ilgili herhangi bir tereddüte yer bırakmamıştır.
2) SÜRELERİN SINIFLANDIRILMASI
Süreler, süreyi koyan devlet organı, hukuku nitelikleri , ifade edildikleri zaman birimi, ilgili bulundukları kişiler gibi çeşitli ölçütler kullanılarak sınıflandırılmaktadır. Vergi hukukunda süreler ile ilgili hükümlerin temel kaynağını Vergi Usul Kanunu oluşturmakla birlikte İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulama alanı bulmaktadır. Süreleri genel olarak şu şekilde sınıflandırabiliriz:
· Organik sınıflandırma bakımında süreler
· Hukuki niteliklerine göre süreler
· Maddi vergi hukukuna ilişkin süreler-Şekli vergi hukukuna ilişkin süreler
A) Organik Sınıflandırma Bakımından Süreler
Organik sınıflandırmada süreyi koyan devlet organına göre yapılmaktadır. Vergi Hukukunda süreler yasama organı, yürütme organı ve yargı organı tarafından saplanabilmektedir. Bu doğrultuda süreler, kanuni süreler, idari süreler ve yargısal süreler ayrımı yapılabilir.
1) Kanuni Süreler
Kanuni süreler, gerek vergi, harç ve resimlere ilişkin vergileme hükümleri koyan maddi kanunlarda, gerekse vergilerin tarh, tahakkuk, tahsil ve zamanaşımı gibi usule ilişkin hükümler koyan usul kanunlarında yer alan sürelerdir. Kanuni süreler vergi kanunlarıyla konulmuş sürelerdir. Bu süreler , kanunda aksine bir hüküm yoksa vergi idaresi ve yargı mercilerince değiştirilemez.
2) İdari Süreler
Vergi Usul Kanunu’nun 14. Maddesine göre vergi kanunlarında açıkça yazılı olmayan hallerde, 15 günden aşağı olmamak üzere ve ilgiliye tebliğ edilmek şartıyla idarece belirlenen sürelere idare süreler denilmektedir.İdari süreler vergi işlemlerinin tamamlanabilmesi için idarenin bilgiye veya belgeye ihtiyaç duyduğu ve kanunda açıkça bir süre belirtilmemiş olması halinde uygulanmaktadır.
Vuk’un 14/2 fıkrası idarece verilecek sürenin alt sınırını 15 gün olarak belirlemekle beraber, bazı hallerde kanun idari sürenin alt sınırını 15 günden fazla olarak belirlemiştir. Örneğin; Vuk’un 146. Maddesi uyarınca, arama dolayısıyla muhafaza altına alınan defterlere kaydedilemeyen işlemlerin defterlere ikmali için mükelleflere verilecek sürenin 1 aydan az olmaması gerektiğini öngörülmektedir.Benzer şekilde, Vuk’un mükerrer 28. Maddesi uyarınca Gelir İdaresi Başkanlığı beyannamelerin verilme ve ödeme sürelerinin son gününü, kanuni süresinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde yeniden belirlemeye yetkili kılınmıştır.
3) Yargısal Süreler
Vergi uyuşmazlıklarının yargı organlarınca çözümü aşamasında gerekli olduğu hallerde yargı organlarınca, belli işlemlerin yapılmasını sağlamak üzere, ilgililere tebliğ edilmek suretiyle belirlenen sürelere denilmektedir. Bilirkişi incelemesi için verilen süre, bir belgenin ibrazı için verilen süre örnek olarak verilebilir. Danıştay, idare ve vergi mahkemeleri istenen bilgilerin haklı sebeplerin mevcudiyeti sebebiyle süresi içinde verilemediği hallerde bu süre bir defaya mahsus olarak uzatılabilir.
B) Hukuki Niteliklerine Göre Süreler
Bu sınıflandırmada, sürelere uyulmaması halinde doğacak hukuki sonuçlar, uygulanacak yaptırımlar ölçüt alınmaktadır. Buna göre süreler;
· Hak düşürücü süreler
.Vergi ödevleri ile ilgili süreler
· Müsamaha süreleri
· Zamanaşımı süreleri
· Düzenleyici süreler
1) Hak Düşürücü Süreler
Hak düşürücü süreler, geniş manasıyla, hukukta bir hakkın kullanılması için kanun veya mahkeme tarafından katiyetle verilmiş olan müddettir ki, hak kullanılmaksızın geçirilmiş olduğu takdirde, hakkın mevcudiyeti son bulur. Hak düşürücü sürelerin konulmasının amacı, uzun bir zaman dilimi içinde kullanılmayan hakların sonradan kullanılmasının objektif iyiniyet kurallarına aykırı olmasıdır. Örnek olarak uzlaşmaya başvurma süresi, dava açma süresi, vergi hatasının mükellef aleyhine yapılmış olması halinde, yapılan düzeltmenin mükellefe tebliğinden itibaren 1 yıl içinde parasını geri almak için üzere başvuruda bulunmaması halinde hakkının düşmesi verilebilir.
2) Vergi Ödevleri İle İlgili Süreler
Vergi Usul Kanunda ve diğer vergi kanunlarında düzenlenmiş vergi ödevlerinin yerine getirilmesi ile ilgili sürelerdir.Ancak burada hak düşürücü sürelerdeki gibi bir hak kaybı söz konusu olmayıp bir yaptırımla karşılaşma söz konusudur. İşe başlama başlamanın bildirilmesi, işi bırakmanın bildirilmesi, beyannamelerin verilmesi gibi işlere ilişkin süreleri örnek verilebilir.
3) Müsamaha Süreleri
Vergi kanunlarında belirlenen süreler içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen, fakat sonradan pişman olan iyi niyetli yükümlülere yönelik olarak kabul edilmiş sürelerdir. [7]Pişmanlık ve ıslah müessesi ve indirim yoluna başvurma örnek verilebilir.
4) Zamanaşımı Süreleri
Geçmesiyle vergi idaresinin veya yükümlüsünün çeşitli haklardan yoksun kalmasını sağlayan hak düşürücü sürelere benzeyen sürelerdir. Hak düşürücü sürelerden farklı olarak, zamanaşımı süresinin geçmesiyle hak tamamen ortadan kalkmamakta ancak hakkın cebren kullanımı veya dava konusu yapılabilmesi imkanından yararlanılmamaktadır. [8] Vergi Hukukunda tarh zamanaşımı ve tahsil zamanaşımı olmak üzere iki zamanaşımına yer verilmiştir. Tarh zamanaşımı Vuk’ta vergi tarh zamanaşımı, ceza tarh zamanaşımı, düzeltme zamanaşımı olarak düzenlenmiştir. Tahsil zamanaşımı ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile düzenlemiştir.
5) Düzenleyici Süreler
İdare ve yargı organlarının görevlerinin gereği olan bazı işlemleri belirli süreler içinde yapmaları için konulan sürelerdir. Bu sürelere uyulmaması durumunda herhangi bir yaptırım yoktur. Fakat idare ve yargı organlarının keyfiliğini önlemek amaçlanmaktadır. Posta ile gönderilen beyannamelere ilişkin tarhın 7 gün içinde yapılması, veraset ve intikal vergisinin 15 gün içinde tarhı örnek olarak gösterilebilir.
C) Maddi Vergi Hukukuna İlişkin Süreler ve Şekli Vergi Hukukuna İlişkin Süreler
Maddi vergi hukuku vergi alacaklısı olan devlet ile borçlusu durumunda bulunan mükellefler arasındaki vergi ilişkisinin bütününü ortaya koyan kurallardır. Bu çerçevede vergi borcunun ortaya çıkması ve sona ermesine ilişkin tüm ilke ve kurallar bu ayrımın konusunu oluşturur.
Vergi hukukunda yer alan süre hükümlerinin önemli bir bölümü şekli vergi hukukundadır. Vergi uygulamalarının usulu ayrıntılı olarak kanunlarla belirlenmiştir. Vergi Usul Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve İdari Yargılama Usul Kanunu Türk Vergi Hukukundaki süreleri ayrıntılı olarak belirlemiştir.
3) SÜRELERİN HESAPLANMASI
Sürelerin hesaplanması yetki ve hakların kullanılabilinmesi için önem taşımaktadır. Sürelerin nasıl hesaplanacağı VUK’un 18.maddesinde belirtilmiştir. Buna göre;
· Süre gün olarak belirtişmişse, başladığı gün hesaba katılmamakta ve son günün tatil saatinde biter.
· Süre hafta veya ay olarak belirtilmişse başladığı güne son hafta veya ayda karşılık gelen günün saatinde biter.
· Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa süre o ayın son gününün tatil saatinde bitmektedir.
.Sürenin sonu belli bir gün olarak belirlenmişse, süre o günün tatil saatinde bitmektedir.
· Resmi tatil günleri süreye dahildir.Ancak, sürenin son günü resmi tatile rastlarsa tatili izleyen ilk iş gününün tatil saatinde bitmektedir.
AATUHK’nın 8. Maddesine göre, aksine bir hüküm bulunmadıkça AATUHK’daki sürelerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında VUK hükümleri uygulanır. Bu hükümle şekli vergi hukukuna ilişkin işlemlerde, genel süre hükümlerinin ve tebligat hükümlerinin uygulanması bakımından bir birlik sağlanmıştır.
4) SÜRELERİN UZAMASI
Vergi Hukukunda sürelerin uzamasına neden olan durumlar vergi kanunlarında öngörülmüş ve düzenlenmiştir. Bunlar;
· Mücbir sebepler
-Vergi ödevlerinin herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk
-Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler.
-Kişinin iradesi dışında zorunlu olarak bulunamama hali.
-Sahibinin iradesi dışındaki sebeplerle defter ve belgelerinin elinden çıkmış bulunması .
- Ölüm
· Zor Durum
· Vergi İncelemesi Sebebiyle Sürelerin Uzaması
· Mali Tatil Dolayısıyla Sürelerin Uzaması


Kasım 2015

Mozambik_prensi  yeni bir  gönderide  bulundu.

Vergilerin Sınıflandırılması

Vergilerin sınıflandırılmasında bir çok farklı ölçüt bulunmaktadır. Böylece ortaya bir çok farklı sınıflandırmalar çıkmaktadır.Genel olarak vergiler şu şekilde sınıflandırılabilinir.
· Konuları bakımından vergiler
.Ayni, Bedeni ve nakdi vergiler
· Objektif ve sübjektif vergiler
· Dağıtma(tevzi) vergiler ve nispet vergileri
.Ad-valorem vergi ve spesifik vergi
· Uygulama süreleri açısından
· Tahsilatı yapan birimler açısından
· Dolaylı ve dolaysız vergiler
A) Konuları Bakımından Vergiler
Vergileri konularına göre ayırırken ana kriter verginin hangi değer üzerinden alınacağıdır. Bu sınıflandırmada 3 tip ekonomik değer öne çıkar.Gelir, Servet ve Harcama.
1) Gelir üzerinden alınan vergiler
Gelir, üretim faktörlerinin üretim sürecine sokulmasının karşılığında elde edilen bir değerler akımıdır. Türk vergi sisteminde gelir üzerinden alınan iki tür vergi bulunmaktadır.
· Gelir vergisi
· Kurumlar vergisi
2) Servet üzerinden alınan vergiler
Servet, servet, bir gerçek veya tüzel kişinin belirli bir zamanda sahip olduğu aktifte bulunan menkul mallar ile stokta bulunan gayrimenkullerin bir bütünü olup para ile ifade edilebilen bütün ekonomik değerleri kapsamaktadır. Türk vergi sisteminde servet üzerinden alınan üç tür vergi bulunmaktadır.
· Emlak Vergisi
· Motorlu Taşıtlar Vergisi
.Veraset ve İntikal Vergisi
3) Harcamalar üzerinden alınan vergiler
Harcamalar üzerinden alınan vergiler üretilen, satılan ya da tüketilen mal ve hizmetler üzerine konulan vergilerdir. Türk vergi sisteminde;
· Katma Değer Vergisi
.Özel Tüketim Vergisi
· Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi
· Özel İletişim Vergisi
· Şans Oyunları Vergisi örnek gösterilebilir.
B) Ayni, Bedeni ve Nakdi Vergiler
Günümüz modern dünyasında ekonominin parasallaşmasıyla tüm vergiler nakdi vergi halini almıştır. Ülkemizde 1925 yılına kadar uygulanmış olan Aşar vergisi, 1943-1945 yılları arasında uygulanmış olan Toprak Mahsulleri Vergisi ayni vergilere, yine 1952 yılına kadar uygulanmış olan yol vergisi bedeni vergilere örnek olarak verilebilir.
C) Objektif ve Sübjektif Vergiler
Objektif vergiler kişinin şahsi ve ailevi özelliklerini dikkate almamaktadır. Oysa sübjektif vergilerde ise ; Vergi kişiselleştirmeye uygundur ve kişinin ödeme gücünü kavrama yeteneği yüksektir.Gelir Vergisi sübjektif vergilere, Katma Değer Vergisi ise objektif vergilere ilişkin en belirgin örnek oluşturabilir.
D) Dağıtma(Tevzi) Vergiler-Oran(Nispet) Vergileri
Dağıtma(Tevzii) vergilerde, elde edilmesi istenen vergi hasılatı, mükellef başına dağıtılmakta ve tahsilat gerçekleştirilmektedir. Oran(nispet) vergilerinde ise; vergi oranı başlangıçta belirlenir ve vergi hasılatı iktisadi faaliyet hacmine göre ortaya çıkar[4].
E) Ad-valorem Vergi ve Spesifik Vergi
Verginin matrahı; ağırlık, sayı, hacim, yüz ölçümü, uzunluk, derece, yas, kilogram, metre, metreküp, yolcu kapasitesi, azami kalkış ağırlığı vb. Fiziki büyüklüklerle ifade edilirse spesifik vergi söz konusudur.Fiyatlarla ilgi yoktur ve basit vergilerdir. Ad-Valorem vergilerde ise parasal büyüklükler ve değerler esas alınır.
F) Uygulama Süreleri Bakımından
Uygulama süreleri açısından vergiler, sürekli ve geçici vergiler olarak ikiye ayrılmaktadır.
G) Tahsilatı Yapan Birimler Bakımından
Bu kapsamda vergiler, merkezi yönetim ve yerel yönetim vergileri olarak ikiye ayrılmaktadır.
H) Dolaylı ve Dolaysız Vergiler
Dolaylı ve dolaysız vergiler olarak ikiye ayrılan bu vergilerin tam olarak net bir sınırı olmasa da ödeme gücüne uygunluk açısından önem taşımaktadır. Ayrım açısından temel alınabilecek birkaç ölçüt bulunmaktadır
- Gelir ve servet mevcudiyeti üzerinden ve bunlar sebebiyle alınan vergiler genel olarak dolaysız nitelik taşırken gelir ve servetin kullanımı ve harcanması üzerinden alınan vergiler dolaylı vergilerdir.
-Kolayca yansımayan vergiler dolaysız, kolayca yansıyanlar ise dolaylı vergilerdir.
Bu ayrımlara göre ilk olarak türü belirlenebilecek olan vergilerden KDV, ÖTV, Gümrük Vergisi ve Damga Vergileri dolaylı nitelikteyken; gelir, kurumlar, veraset intikal ve emlak vergileri dolaysız niteliktedir.
Yansıma ölçütüne göre; vergiler asıl mükellef olarak düşünülmüş olan kişinin iktisadi unsurlarından doğrudan alınabiliyor ve aktarılamıyorsa dolaysızdır. Vergi yükleri başkasına yansıtılıyorsa dolaylıdır. Öte yandan ekonomik koşullara ya da verginin konusuna göre piyasa şartlarına da bağlı olarak yansıtmanın ölçütü değişebileceğinden bu ölçüt tamamen doğru bir sonuç vermeyebilir. Ayrıca her verginin kısmen ya da tamamen yansıtılabilir nitelikleri olabileceğini de söylemek mümkündür. Netice itibarı ile bazı vergilerin kimi zaman dolaylı kimi zaman dolaysız olduğu söylenebilir.
Vergilendirme Usulü ve Tahsil Sekli ölçütüne göre konusu düzenli ve sürekli olan
ve kesintisiz bir şekilde ortaya çıkan vergiler dolaysız iken aksi durumda dolaylı vergiler söz konusu edilecektir. Bunun bir başka söylenişi ise vergi kanunu önceden belirlenebilecek konuları içeriyorsa dolaysızdır. Belirli olmayan zaman ve isimsiz vergilendirmeler ise dolaylıdır. Öte yandan neredeyse her verginin kanuna dayanması ve yalnızca nihai yüklenici açısından bir ayrım olması sebebiyle bu ayrım yetersiz kalmaktadır. Çünkü yalnızca tahakkuk ve tahsil açısından farklar bulunmaktadır.
Yukarıdaki üç ölçütün toplulaştırıldığı bu iki ana ölçüte bakıldığında tam anlamıyla ney bir ayrım yapılması olanağı bulunmasa da dolaylı ve dolaysız vergilerin bazı genel özellikleri ve uygulama açısından olumlu-olumsuz özellikleri daha açıklayıcı sonuçlar verebilmektedir.
1) Dolaysız Vergilerin Genel Özellikleri
.Nihai yüklenicinin mükellef ile aynı kişi olması dolaylı vergilere göre daha net bilinebilmektedir.
· Dolaylı vergilerin matrahını daha dayanıklı olması ve buna ek olarak vergi kaçırma halinde yaptırımların uygulanabilmesi de dolaysız vergilerin bir özelliğidir.
· Dolaylı vergilerin konularının kimin tarafından sahipleneceği tam anlamıyla belli olmadığından vergi ödeme gücü ilkesi açısından dolaysız vergiler daha uygun niteliklere sahiptir.
· Gelir vergisi örneğinde olduğu gibi dolaysız vergiler ekonomi üzerinde otomatik istikrarlandırıcı işlevini daha iyi görebilirler. İstisna ve muafiyetlerle de etkinlik-adalet ayarlaması daha kolay yapılabilir.
· Etkin bir vergi idaresi bu vergilerin etkinliği açısından daha önemli ve gereklidir.
· Buna göre açık ve anlaşılabilir, kolay uygulanabilir bir vergi mevzuatı ile etkin bir mali yargı bu vergilerin amacına ulaşabilmesi açısından çok önemlidir.
2) Dolaysız Vergilerin Genel Özellikleri
· Kişilerin tüketim tercihleri ve kalıpları üzerinde etkili olunabilir.
.Dolaysız vergilerin mükellef üzerindeki olumsuz psikolojik etkileri dolaylı verginin fiyat içinde gizlenmiş olması nedeniyle o derece fazla değildir.
· Dolaylı vergilerin tabanı daha geniştir, değişken olmakla birlikte daha verimli ve ayarlanabilirdir. Vergi erozyonu da daha azdır.
· Vergi ödeme gücünü dikkate almaması ve teknik olarak vergiyi kimin ödeyeceğinin tam ya da tama yakın olarak bilinememesi en büyük sakıncalardandır.
· Tüketim-tasarruf eğilimleri dolaylı vergilerle daha kolay etkilenebilir.
.Kayıt dışı girdi ve çıktı durumları dışında vergiden kaçınmak daha zordur ve dolaylı vergiler tahsilât açısından etkin bir vergidir.
3) Dolaylı ve Dolaysız Vergilere İlişkin Genel Değerlendirmeler
Dolaylı vergiler vergi adaleti açısından yeterli ve uygun vergi türü sayılmaktan uzaktır, çünkü bu tür vergilerin gerileyici etkileri nedeniyle, düşük gelirli gruplar üzerinde yoğunlaştığını ileri sürmektedirler. Bu tip vergilerde zengin ve fakirin aynı oranda vergilendirildiğini, bu eşitsizliğin giderilmesi içinse, dolaysız vergilerin vergi hasılatı içindeki payının yükseltilmesi gerekmektedir. Vergi sisteminin dolaylı vergilere dayalı olmaktan çıkarılıp dolaysız vergilere ağırlık veren bir yapıya dönüştürülmesi adil bir vergilemenin yerleştirilebilmesi için gereklidir.Adil vergilendirmenin yanında dolaylı vergilere dayalı bir mali yapı, kayıt dışılığı azaltarak ve öngörülebilir mali politikalar üretilmesine yardımcı olur.Gelişmiş ülkelerin mali yapısında dolaysız vergiler önemli bir yer tutar.
Nisan 2015

Sevin Aydınoğlu, bir soruya yanıt verdi.

İkinci el ürün satışlarında fatura kesmek gerekiyor mu? Herhangi bir mali işleme tabii mi?

Www.e-girisimci.gov.tr 'de "ticaret mi hobi mi? " testi vardır, o testi yaparak bir şirket kurmak fatura kesmek zorunda mısınız değil misiniz öğrenebilirsiniz.
Nisan 2015

Mozambik_prensi, bir soruya yanıt verdi.

İkinci el ürün satışlarında fatura kesmek gerekiyor mu? Herhangi bir mali işleme tabii mi?

Ticari bir faaliyette bulunuyorsanız (yani bu işi sürekli hale getirmişseniz) sattığınız emtia veya yaptığınız işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindesiniz.
Mart 2015

İsmail Avsar, bir soruya yanıt verdi.

İkinci el ürün satışlarında fatura kesmek gerekiyor mu? Herhangi bir mali işleme tabii mi?

Ürün ne olursa olsun şirket envanterınde ıse mutlaka kesılmesı zorundadır.
Ekim 2014

Gökhan Biçer  yeni bir  gönderide  bulundu.

Şükrü Kızılot | Türkiye aynı borcu iki kez ödemiş

Türkiye aynı borcu iki kez ödemiş yazısı ve Şükrü Kızılot en son yazısını mı okumak istiyorsunu En güncel köşe yazılarını okumak için hemen tıklayın!
Eylül 2014

Sky , bir soruya yanıt verdi.

Barter Çeki nedir?

Barter çeki sisteme üye olan firmalar arasında, mal ve hizmet alındığında imzalanan sistemin kendi içindeki kıymetli evrağına denmekte.
Bence çok güzel bir sistem. Para ödemeden istediğin ürünü alıp, kendi ürettiğin ürünleri aynı değerden satarak karşılığını vermiş oluyorsun, 1 yıl da ödemen için süren var, FAİZSİZZZ. Stoklarını eritme imkanı sağlar stok maliyeti derdin çözülür. Ayrıca malını satarken %100 tahsilat yapacağını da bileceksin. Ücretsiz reklam da yapabiliorsun. Yani bence çok güzel bi sistem.
Avantaja bakılırsa; alan da veren de avantajlı gibi.

Bence tek önemli husus her sektörden firmanın olması gerektiği. Sonuçta ürettiği mal ya da hizmeti satan firma, almak istediği her ne olursa olsun bu pazarda bulabilmeli.

75 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.