Bilmek istediğin her şeye ulaş

Muhafazakarlık

Muhafazakârlık, var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı. Toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan sağ kanat siyasi ideoloji. Muhafazakarlık, sol görüş tarafından değişime karşı direniş olarak tanımlanıp eleştirilmektedir. Muhafazakârlık bir sağ ideolojidir. Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri korumak şeklinde bir yanı da vardır. Bu açıdan bakıldığında, herkes, solcular dahil, istedikleri toplumsal düzen gerçekleştiğinde muhafazakârlaşabilirler. Nitekim Sovyetler Birliği'ndeki Stalin rejimine karşı olanlar (örneğin Troçkistler) bu rejimi muhafazakârlaşmakla suçladılar. Muhafazakârlık taraftarları, toplumların zamanla geçirdikleri evrim sonucu bir tür "bilgelik" biriktirdiğini, bu bilgeliğin toplum düzeninde, kültürde kendisini açığa vurduğunu, özenle korunması gerektiğini savunurlar. Bu nedenle, muhafazakârlık, bir anda büyük değişiklikler yapmayı hedefleyen devrimciliğin karşıtıdır. Muhafazakârlık değişime tümüyle karşı değildir. Sadece devrimsel değişimlere, topyekün toplum planlarına karşıdır. Radikal, "seçkin" bir grup entellektüelin bir araya gelerek toplum düzenini bir anda değiştirecek devasa planlarını uygulamaya koymaları, muhafazakârlığa aykırıdır. Bu açıdan, muhafazakârlık çoğunluk yanlısıdır ve demokratik bir toplumun temel ideolojilerinden biri olduğu savunulur. Muhafazakârlık, akla şüpheyle yaklaşır. Kendi aklının sesini dinleyerek başka insanların hayatları üzerinde kalıcı bir etki yaratmaya çalışan düşünürleri eleştirir. Muhafazakârlara göre akıl farklı sonuçlara varabilmektedir ve bir bireyin toplum üzerinde keyfi değişiklikler yaratma isteklerine araç olmamalıdır. Toplum düzeni asırların deneyimlerinin süzülerek gelen bir evrimleşme sonucu oluşmalıdır. Muhafazakârlık aklın siyasi sorunlar karşısında kullanımına karşı değildir, fakat toplumun tümünü etkileyecek planların, ço...

Şubat 2016

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bu nasıl bir saygısızlıktır?.. 10 Kasım'ı öğretmenler günü diye kutladı. akapenin belediye başkanı bu şey...

Kadro bu ne şeref ne de saygı var... Bunlar insan değil farkındasınız değil mi? ... Neyse özellikle siz akapeliler küfürlerimi direkt sizlere ama içimden ediyorum, siz de küfür ve beğenmedimlerinizi esirgemeyin lütfen... Saygılar aydın kardeşlerime, küfürleri hasat edenler kendilerini biliyor zaten...

Ramazan ayında adını mahyaya yazdırarak gündeme gelen Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Celalettin Güvenç, bu kez de “10 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun” şeklinde ışıklı pano hazırladı. Kısa sürede müdahale edilerek yazı kaldırılırken aynı panoda ‘temizlik imandandır’ şeklindeki hadisi şerifin altına ise yine aynı belediye başkanının adının yazılması da tepkilere neden oldu.

1291

Ramazan ayında Dergah camine adına mahya yazdırarak gündem olan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Celalettin Güvenç’ten benzer bir uygulama daha geldi.

Bu bizim ATA'mız.
1291

Bu da akapenin o rezil şeyi. Özellikle ATA'mızın da bıyıklı bir fotoğrafını seçtim ki surattaki rezilliğin bıyıktan değil içten gelen çirkinlikten olduğunu görün diye.
1291

Fatih Sultan Mehmet Parkı’nda bulunan ışıklı panodaki 10 Kasım kutlaması şehirde şaşkınlıkla karşılandı.
10 Kasım Atatürk’ün ölüm yıldönümü ile öğretmenler gününü bir birine karıştıran belediye, panoya "10 Kasım Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun / Celallettin Güvenç. / Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı" şeklinde yazı yazdı.
Kısa sürede sosyal medya ortamına taşınarak tepki toplayan yazıya müdahale edilerek kaldırıldı, ancak tepkiler devam etti.
Twitter’da @vicdansahibi adlı bir kullanıcı, “Celalettin Güvenç ataya saygısı yok belli Öğretmene de yook bu akpkk zihniyetinin tek derdi para…” şeklinde tepki gösterirken

@DLANAYGN adlı kullanıcı ise “24 Kasım öğretmenler gününü B.B. Bşk. Celalettin Güvenç 10 Kasım olan Atatürk 'ün ölüm yıldönümü ile aynı güne aldırdı. ” şeklindeki paylaşımı ile şaşkınlığını bildirdi.
Hasan Köseler adlı Facebok kullanıcısı da, “Bu bir ilk değil ki. Belediye Başkanımız Celalettin Güvenç in bu gaflarına alıştık artık. Bir belediye başkanın düştüğü duruma bak be.” diyerek aynı hataların tekrarlanmasına tepki gösterdi.
HADİSİN ALTINA DA ADINI YAZDIRDI
Celalettin Güvenç Ulubatlı Mahallesinde bulunan Turgut Özal Parkı ile Fatih Sultan Mehmet parkında ışıklı panoda hadisin altına da Güvenç isimini yazdırdı. Işıklı panoda mesajlar sürekli akıyor ancak belediye başkanının adı sabit şekilde yazılmış durumda. Belediye başkanı akan panoda parkın temiz tutulması için mesaj veriyor. Ardından ‘temizlik imandandır’ hadise yer veriliyor.

kaynak: cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/139189/10_Kasim_i_ogretmenler_gunu_diye_kutladi.html
Ekim 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Türban takmamanın yasak olacağı günler pek yakında 2

Erkek ve kız öğrenciler birbirini görmeyecek!

Esenler'deki bir imam hatip lisesinde erkek öğrenciler sabah kız öğrenciler öğleden sonra eğitim alacak
Ekim 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Türbana bu nedenle karşı çıkılıyordu, türban takmamanın yasak olacağı günler pek yakında...

Tango festivaline karşı 'zina' diye kampanya başlattılar! - Türkiye Haberleri - Radikal

Sosyal Medya ve Adana ile ilgili haberleri mi aramıştınız? Tango festivaline karşı 'zina' diye kampanya başlattılar! haberi için hemen tıklayın!
Ağustos 2014

Ahmet Avcı, bir soruya yanıt verdi.

Öğrencilerin kızlı erkekli okuması, çalışması, oturması sizler için de sakıncalı mıdır? Neden?

Çünkü sevişebilirler. O ona dokunur, o da ona. Dokunmasa bile bakar bacağına amanın... Eğilir degajesi çatalı neyim görünür. Aleti öbür tarafa yatırır kaşınır ya mübarek, kızlar da fark eder amanın...

Telefonları paylaşırlar, mesajlaşırlar, birbirlerine bakarlar amanın...

Sebastiyan, bi büyük daha getir... memleket meselelerine küfredecem...
Ağustos 2014

Hakan Özerdem, bir soruya yanıt verdi.

Öğrencilerin kızlı erkekli okuması, çalışması, oturması sizler için de sakıncalı mıdır? Neden?

"Çok sakıncalıdır.
Porno endüstrisine katkıda bulunma ihtimalleri vardır.
Ahlak elden gitmektedir.
Zaten kadınların okulda ne işi vardır? "
tadında bir cevap gelir mi acaba?

Hani cevaplarla hepimiz biraz rahatlarız diyorum.
Ağustos 2014

Zeki Kaya, bir soruya yanıt verdi.

Öğrencilerin kızlı erkekli okuması, çalışması, oturması sizler için de sakıncalı mıdır? Neden?

Bırakın otursunlar insanları engelleyerek hiç bir yere varamayız. Sonuçta bu insanlar belli bir düşünce olgunluğuna ermiş durumundalar. Benim görüşüm bu sizlerin görüşüne de saygım var.
Aralık 2013

Onur Tayfun, bir soruya yanıt verdi.

Vali vatadaşa "Gavat" diyebilir mi?

Herkesi kendisi gibi görmüyorsa eğer, diyemez. .
Kasım 2013

Uğur Çakmak, bir soruya yanıt verdi.

Vali vatadaşa "Gavat" diyebilir mi?

Demokrasi yönetimlerinde böyle birşey düşünülemez bile ama belki ileri demokrasilerde vardır
Kasım 2013

Mine, bir soruya yanıt verdi.

Vali vatadaşa "Gavat" diyebilir mi?

Diyemez. Kişilik haklarına aykırı olması gibi, halkı temsil eden bir kişi olan 'vali'nin' vatandaşa böyle bir kelime kullanması, üzerine tüm halkı aptal yerine koyup dememiş olabilirim şeklindeki açıklamaları kabul edilebilir değildir.
Kasım 2013

Nurcandemir, bir soruya yanıt verdi.

Kasım 2013

Şaman,  yeni bir soru sordu.

Kasım 2013

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kızlı Erkekli Yaşıyoruz da Orgazm mı Oluyoruz Sanki Sayın Başkanım?

A.K.P. (Adalet Ve Kalkınma Partisi)
Dilediğimiz erkekle yatma özgürlüğüne sahip olsak da orgazm oluyor muyuz? Olmuyorsak bunu hiç konuşuyor muyuz? Yoksa zevki erkeklere mal edip, sevgilinin kollarında uykuya dalmayı bütün zevklerin ötesinde bir zevk olarak mı tanımlıyoruz? Kaç kadın orgazm ile biten ya da orgazm içeren bir sevişmenin en doğal hakkı olduğunu düşünerek sevişiyor?
Defne Suman
8 Kasım 2013
15

Ben şimdi Başbakan’a kendisinin tahminimce pek yersiz bulacağı şu soruyu sormak isterim:
Kızlı erkekli yaşıyoruz da orgazm mı oluyoruz sanki sayın Başkanım?
Sorumu siz de yersiz bulabilirsiniz. İzninizle aklımın taştan taşa atlayarak beni taşımış olduğu son noktayı biraz açayım:
Ben şimdi evli mazbut bir kadınım. Gerçi çocuğumuz yok. Çocuk yapmak amacı ile sevişmediğimiz ayan beyan ortada. O zaman siz resmen evli sayılmazsınız, bu ne biçim evlilik, geleneksel aile mefhumuna hakaretten hakkınızda dava bile açılabilir, diyebilirler. Desinler, şaşırmam. Gavurun teki ile evlenip (hem de Yunan) vatanın nadide kalelerini işgale açtığım öne sürülebilir ama yine de kendimi ifade çabamda inat edip, orgazm olayına gireceğim.
Efendim, dediğim gibi ben şimdi evli mazbut bir kadınım. Ama itiraf edeyim, zamanında “kızlı erkekli” bir evde oturdum. Hem de tam başbakan ve ahalisinin korktuğu tip bir ev idi bizimki. Genç kadınlar bizim çatı altında nikahsız yaşadıkları erkeklerle aynı yatağı paylaşıyor ve her gece, ve hatta zaman zaman gündüzleri de gönüllerince sevişiyorlardı. Ve dahası bizim özgür yuvamızın kanepeleri, koltukları, onlar doluysa mat ve uyku tulumundan ibaret döşekleri de sevişecek yeri olmayan sevgililere açıktı ve sıkça ziyaret ediliyordu. Bu bahsettiğim zamanlar neredeyse yirmi yıl öncesi. Şimdi yirmili yaşlarını süren genç okurlar o zamanların bu zamanlardan daha özgür, daha serbest zamanlar olduklarını düşünmesinler. Valinin yakamızdan tutup bizi polise teslim etmek gibi yükümlülüğü yoktu o zamanlar, şimdi orası doğru, ama komşu olayı ve “aile apartmanının namusu” gibi mefhumlar aynı bugünkü kıvamındaydı. Başımızdakiler de şimdikiler gibi ortalıkta bas bas bağırmasalar da bugünkü başkan erkekler ile tıpatıp aynı zihniyeti gütmekte idiler.
Annemin evinden Cihangir Cumhuriyeti’ndeki bu “kızlı erkekli” cennet parçasına geçiş yaptığım yıllar boyunca mahallelinin “fuhuş var” diye bizim evi Fuhuşla Mücadele’ye ihbar edeceği korkusu tazecik yüreğimi kemirdi durdu. Çünkü mahalle Cihangir de olsa, polisin kapımıza dayanması için bir adet “muhafazakar demokrasi” taraftarı komşunun telefonu yeterdi.
Daha fenası mahallenin delikanlılarının kapımıza dayanması tehlikesiydi. Mahallenin oğlan çocukları ile onlarla futbol oynamak için aşağı mahalleden bizim köşeye çıkan arkadaşları, bütün akşamlarını bizim balkonun demirlerinde top sektirerek geçiriyorlardı. Bugün olduğu gibi o zaman da Cihangir’in kapıcısız apartmanlarının giriş kapıları hep açık, daire kapıları da bir omuz atsan açılacak cinstendi. Evet, evde kızlı erkekli kalıyorduk ama aslında evi kiralamış iki tanecik genç kadındık ve mahallelin bıyıkları yeni terlemiş delikanlıları, erkeklerin evimize rahat rahat girip, sabahları balkonda onlar için pişirdiğimiz sucuklu yumurtalarla kahvaltı etmeden çıkmadıklarını bildikleri gibi, arada sırada evde yalnız kaldığımızı da biliyorlardı. Madem abilere veriyorduk, komşunun gencecik çocuklarına da verirdik bir gececik ne olacak?
Fuhuşla Mücadele tarafından içeri alınacağımız korkusu bir yanda, mahallenin delikanlılarının kapımıza dayanacağı dehşeti öte yanda, biz evin bütün perdelerini akşam oldu mu sonuna kadar çekip, kapıya üç kilit birden vurmayı adet edinmiştik. Belki de iki adet ödlektik bilmiyorum. Cihangir’de bu korkuların kenarından köşesinden geçmeden yaşayan bir dolu kadın vardı muhakkak. Biz onlardan değildik.
Bu ahval ve şerait içinde yaşanan sevişmelerde orgazm mı olunur tabii, diyeceksiniz şimdi. Yok hayır, öyle bağlamayacağım. O da var tabii. Aman perdenin kenarı açık mı, aman çok ses ediyor muyuz, balkonda durup gemileri izlerken bizi bir gören olmuş mudur korkuları içinde yatağa giren bir kadının kaderinde orgazma yer var mıdır? Belki her koşulda gürül gürül boşalan kadınlar vardır bu dünyada. Ben kendim onlardan olmadığım gibi, onlardan biri ile henüz karşılaşmadım.

A.K.P. (Adalet Ve Kalkınma Partisi)Çukurcuma’da bir dükkanın kepengi, 2012

Ama diyeceksiniz şimdi, nereden biliyorsun? Hiç sordun mu kız kardeşine orgazmları nasıl gidiyor, ve hatta orgazmları hiç geliyor mu diye. Hayır sormadım. Bu yazıda ince ince işlemek istediğim konu da bu aslında. “Kızlı erkekli” yaşayan biz özgür kadınlar, dilediğimiz erkekle yatma özgürlüğüne sahip olsak da orgazm oluyor muyuz? Olmuyorsak bunu hiç konuşuyor muyuz? Yoksa zevki erkeklere mal edip, sevgilinin kollarında uykuya dalmayı bütün zevklerin ötesinde bir zevk olarak mı tanımlıyoruz? Kaç kadın orgazm ile biten ya da orgazm içeren bir sevişmenin en doğal hakkı olduğunu düşünerek sevişiyor?
İşte ben bunları bilmek istiyorum kardeşlerim. “Kızlı erkekli” yaşamayı becermekle tabuları kırmış olmuyoruz çünkü. Evet, tamam kabul, kızlarla oğlanlarla aynı merdivenleri çıkmalarının bile ahlaksızlık sayıldığı bir ülkede, evlenip boşanmadan tek başına bir ev açmayı başaran genç kadınların yaptığı cesaret isteyen bir şey. Evlenmeden sevişmek, birden fazla erkeğin koynuna girip kendini hala değerli ve ahlaklı hissetmek… Bunlar az buz zaferler değil. Sapına kadar kabul. Ben şimdi bu özgürlük mücadelesini bir adım daha ileri götürüp orgazmlarımıza da sahip çıkmamızı öneriyorum.
Erkekler bir araya geldiklerinde rahat rahat cinsellikten ve kendi zevklerinden söz edebiliyorlar. Cinselliği orgazmdan bağımsız düşünen erkek yok denecek kadar az. (Yoga çevrelerinde nadiren rastladığınız bu erkek tipini yakalarsanız bırakmayın!) Erkeklerin çoğu sıkı bir orgazmı en doğal hakları olarak görüyorlar. “Benim her gün boşalmam lazım, ” demişti bana bir sevgilim bir defasında. “Bunu sen sağlamazsan başkasına gitmekten başka çarem kalmaz. ” (Bak, bak, bak!)
Sex and the City
dizisinin ilk bölümünde Carrie, öğle molasında karşılaştığı bir yakışıklı ile ayak üstü sevişmek üzere onun evine gider. Adam da hödük çıkmaz, önce başını Carrie’nin bacaklarının arasına sokup kadının boşalmasını sağlar. Carrie zevkin titreşimleri dinince yataktan kalkar, teşekkür edip adamın dairesini terk eder. Kadın olarak son derece aşina olduğumuz bu durumun bir erkek tarafından yaşanmasını düşünebiliyor musunuz? Hayır, biz kadınlar olarak orgazmlarımıza sahip çıkmıyoruz. Kızlı erkekli yaşıyor, evlenmeden sevişiyor ve hatta birden fazla erkekle sevişiyoruz. Bütün bunlar ülkemizde özgürlük mücadelesi veren kadınlar için önemli, çok önemli, değerli adımlar. Sadece muhafazakar demokrat komşunun değil, ana babanın ve hatta sevgilinin gözünde yanlış bir şeyler yaptığımıza dair izler görmek mümkün. Erkeklerin çoğunluğu hala bir bakire ile evlenmeyi tercih ediyorlar. Ya da en fazla bir adet eski sevgilisi olsun. O kadar. Ben yattığı adamların sayısı ile gurur duyan ve bunu orta yerde rahat rahat konuşan bir kadına henüz rastlamadım.
Şartlar böyle iken kendi zevkimiz ve tatminimiz için mücadele vermeden geçen ilişkiler, nihayetinde dönüp dolaşıp bizi “kızlı-erkekli” yaşamdan öcü gibi korkan zihniyetin kucağına hop diye bırakıyor. Seks ilişkinin dar alanda yaşanan bir modeli. Tıpkı yoganın mat üzerinde yaşanan bir mikro hayat olması gibi iki insan arasında yaşanan cinsellik de var olan ilişki dinamiklerini gözler önüne seriyor.
Bitirirken bir kaç orgazm anısı:
Bir tanesi lise sevgilim ile ilgili. İkimiz henüz kimse ile yatmamışız. Yaş 16. Öpüşüp sürtünmekten ileri gitmiyoruz. Ben birbirimizin ilki olalım istiyorum. O direniyor. “Neden yahu, yapalım işte” diyorum. O cesaret edemiyor. “Ben sana bunu yapamam” ayaklarında. Sonunda “Neden korkuyorsun sen”, diye sordum. “Gözümde senin değerin düşecek, ondan korkuyorum” dedi. (Bak, bak, bak.)
Diğer anı, yine aynı zamanlardan. Annem soruyor, kızım sen bu sevgilinle sonuna kadar gidecek misin, diye. (Annem çok şeker, müthiş özgür ruhlu filan ama bu konuşmadan iki yıl sonra başka bir sevgili ile ilk defa sonuna kadar gittiğimi kendisine müjdelediğimde, “Ay bir tuhaf oldum. Ne bileyim sanki artık sana sahip değilmişiz gibi geldi” diyen de yine kendisi.) Ben diyorum ki “Valla istiyorum ama o yanaşmıyor”. Annem bunun üzerine diyor ki, “Boş ver zaten bu işin tamamını yaptığında da şimdi yaptıklarınızdan daha fazla zevk almayacaksın”. Ben isyan etmek istiyorum bu sözün üzerine! “Şimdi yaptıklarınız” dediği sonsuz sürtünmeden ibaret benim için. Oysa gerçek bir sevişme bana orgazmı verecek. Ya da ben öyle sanıyorum. Nitekim iki yıl ertesinde ful sevişme olayını yaşadıktan sonra anneme hak vermeden edemeyeceğim. Sonuna kadar gitmenin, sürtünme zevkinden fazla bir farkı yokmuş. Hani nerede orgazm? Yoksa oldu da kaçırdım mı? Nereden anlayacağız orgazmı? Bu sorular böyle gidiyor. Ta ki on dokuz yaşındayken, bu orgazm olayını bana bir erkeğin değil, kendi kendimin vereceğini idrak edip elimi donumun içine sokana kadar. O güne kadar “Belki de bu işte” diye düşündüğüm bütün çekilmelerin, kasılmaların orgazmın eşsiz benzersiz, rengarenk, çikolatadan bile tatlı ve azalacağına artan yoğunluğunu yaşadıktan sonra nasıl komik göründüğünü siz düşünün artık.
Velhasıl, erkeğimizi memnun edeceğiz diye numara yapmayı bırakıp orgazmı sonuna kadar hak ettiğimize inanmalı, çağıl çağıl boşalana kadar sevişmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü sadece “kızlı erkekli” yaşamakla orgazm olunmuyor.
GÖRSEL: Zinaida Serebriakova – On the Beach, 1927
Kasım 2013

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Erdoğan'a şok mektup!.. Bebekken terk ettin, Babalık vazifeni yerine getirmedin!!!

Başbakan Erdoğan’ın öğrenci evleriyle ilgili çıkışına tepkiler sürüyor. Veli-Der (Öğrenci Veli Derneği) yazdığı açık mektupta; Başbakan’a “babalık vazifenizi yerine getirmediniz” dedi.

İşte o mektup:
“Sn. Başbakan,
Son günlerde, öğrenci evlerinin denetlenmesine ilişkin basına yansıyan açıklamalarınızı hayrete ve dehşete kapılarak izliyoruz. Söz konusu öğrencilerin ebeveynleri olarak bizlerin de söyleyecek sözü olduğunu size hatırlatmak istedik.
Öncelikle size “devlet baba” diye hitap edebilir miyiz? Zira yaptığınız çıkış; bebekken terk ettiği ve yıllarca arayıp sormadığı çocuklarının karşısına ansızın dikilip neyi yapıp neyi yapamayacaklarını söyleme cüretini gösteren babaları hatırlatıyor. Madem bu cüreti gösterdiniz; yokluğunuzda bu çocukların nasıl bir yaşam sürdüğünü bilmenizde fayda var.
Bizi terk etmeden önce, “çocuklarımızın hiçbir ayrım gözetilmeden sağlıklı bir eğitim almasından ben sorumluyum” demiştiniz. Ama siz gidince işler değişti. Daha ilkokul kaydında bizden para istenince şaşırdık. Sizin bize verdiğiniz sözü hatırlatınca terslendik; sanki bundan haberleri yok gibiydi. Hazırlıksız yakalanmıştık ama bir şekilde bulup buluşturduk. İlk haftanın sonunda bir çocuğumuz hastalandı; sınıfta kaloriferler yanmıyormuş meğer. Bunun sebebini sormak için okul müdürüne gittiğimizde bize valilikten gelen yazıyı gösterdi. “Isınma giderlerin velilerden toplanması”nı bildiren yazının bir şaka olduğunu düşündük. O yazı basına yansıyınca geri çekildi; galiba gerçekten şakaydı. Sonra bir gün küçük çocuğumuz altını ıslatmış olarak eve geldi. Gururu çok kırılmıştı ağlıyordu. Neden tuvalete gitmediğini sorduğumda “Anne tuvalet çok pis, oraya girince midem bulanıyor kusacak gibi oluyorum” dedi. Ertesi gün okula gidip tuvaleti gördüğümde anladım; çocuğumuz haklıydı. Tuvaletin hali içler acısıydı. Muslukların bazıları kırık, bazıları bozuk ve yerler su içindeydi. Üstelik dayanılmaz bir koku vardı. Okulun hizmetlisi yokmuş! “Devlet baba” bunun için ödenek ayırmamış. Diğer veliler kendi arasında konuşurken duyduk; bir yerlerde “her şeyi devlet babadan beklemesinler” demişsiniz. O an anladık ki bir başımızayız ve kendi ayaklarımız üstünde duracağız. Çocuklarımız da sorumluluk sahibi olmayı o okullarda öğrendi.
AMA YOKTUNUZ…
Sorumluluk sahibi olmak çocuklarımızın hayatını kolaylaştırmadı elbet. Devlet babanın yokluğunu hayatlarının her anında hissettiler. Çarpık bir eğitim sisteminin içinde içleri bomboş ders kitaplarından bir şeyler öğrenmeye çabaladılar. Bir sene içinde 3-4 öğretmen değiştirdiklerinde bile yılmadılar. Bizler de onların bu gayretini görüp elimizden geldiğince takviye yapmaya çalıştık. Bazılarını dershaneye gönderebildik bazılarına özel ders aldırdık. Bazılarına gücümüz yetmedi; bir işe vermek zorunda kaldık. Çocuklarımızın çoğu sosyal yaşamdan yeterince faydalanamadan büyüdü. Oyunda ve sosyal ortamlarda değerlendirecekleri zamanlarını etütlerde, dersanelerde, özel derslerde hatta bir patronun emri altında çok kötü çalışma koşullarında heba ettiler. Ne kadar sitem etseler haklıydılar ama inanır mısınız? Hiç sitem etmediler. Belki de diğer çocuklarımıza göre şanslı bile olduklarını düşündüler. Diğerleri mi? Evet! Sınıfta sabitlenmemiş dolabın, bakımı yapılmamış giriş kapısının, kalabalığın içinde sorumsuzca hareket eden servis minibüsünün, tuvalete eğreti olarak monte edilmiş lavabonun altında kalarak hayatını kaybeden çocuklarımız. Onlar, hiç tanımadıkları devlet babalarına yeniden kavuşma umudunu da bırakarak aramızdan ayrıldılar.
Sizin yokluğunuzda çocuklarımızla her şeyi paylaştık; duygularımızı, tecrübelerimizi, umutlarımızı… Çocuklarımıza baskı uygulamadık, yasak koymadık sadece güven aşıladık. Bir yanlış varsa birlikte düzelttik. Tabii ki gücümüzün yetmediği durumlar da oldu. Mesela liselerde kol gezen uyuşturucu çetelerine karşı, üniversitelerde elini kolunu sallayarak kampüse girip çocuklarımıza satırlar ve bıçaklarla saldıran faşistlere karşı ne yapacağımızı bilemedik. Tacize, tecavüze uğrayan kızlarımız için adalet ararken “rızası varmış” dediklerinde neye uğradığımızı şaşırdık. Açıkçası, bu ve buna benzer durumlarda gözümüz hep sizi aradı sevgili devlet baba! Ama yoktunuz.
BABALIK VAZİFENİZİ YERİNE GETİRMEDİNİZ
Şimdi hiçbir şey olmamış gibi karşımıza çıkmış; Buralarda nelerin olduğu belli değil. Karmakarışık her şey olabiliyor. Sonra anneler-babalar feryat ediyor. Biz buna müdahil olmak zorundayız. Bu ülkede annelerin-babaların kahir ekseriyetinin bu işlere asla müsaade etmeyeceğini bilen insanım. Nerede nasıl seslerin yükseldiğini bilen insanım. Bu işte biz kararlı adım atmaya mecburuz”diyebiliyorsunuz. Bu sözleri; çocuklarımızın yukarıda saydığımız sorunlarıyla ilgili olarak sarf etseydiniz size hak verebilirdik. Ama etmediniz; siz babalık vazifenizi yerine getirmediniz. Henüz fark edemediniz galiba ama çocuklarımız çok büyüdüler. Tek başlarına omuzladıkları bir hayata en ufak katkısı olmamış bir yabancının gelip kendilerine neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretemeyeceğini bilecek kadar da akıllılar. İtiraf edelim ki; bu kadar “zeki, espirili ve sorumluluk sahibi” olduklarını bu yaza kadar biz bile fark edememiştik.
İşte böyle sevgili devlet baba… Biz, tüm zorluklara göğüs gererek yetiştirdiğimiz çocuklarımıza güveniyoruz. Bugüne kadar nasıl olduysa bundan sonra da onların yanında olacak, dertlerini dinleyecek, çözüm bulmaya çalışacak ve destek olacağız. Size karşı da çok önyargılı olmak istemeyiz; belki hatalarınızı anlamış bu çocuklara yeniden babalık yapmak istiyorsunuzdur. Eğer niyetiniz buysa baştan söyleyelim ki bu son tavrınızla onları tamamen kaybedebilirsiniz. Bunun yerine onları dinleyip anlamaya çalışmanızı tavsiye ederiz. Çok yufka yüreklilerdir; saygı duyup destek olmaya çalıştığınızı gördüklerinde emin olun; onlar da size yaklaşacaktır. Aksi takdirde nasıl hazır cevap olduklarını öğrenmek zorunda kalırsınız ki konuştuğunuza konuşacağınıza pişman olmak istemiyorsanız hiç tavsiye etmeyiz J
Saygılarımızla…

Öğrenci Veli Derneği
Odatv.com
Daha fazla

6 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.