Bilmek istediğin her şeye ulaş

Narsisizm

Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Farklı tanımları ve kullanımları mevcuttur.Sigmund Freud Narsisizmi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji) egoya (ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi durumudur.Bebek dış dünya ile ilişki kuramadığı erken bebeklik döneminde gerçek bir narsisizm durumu içindedir. Libido dış dünyaya yönlendirilmemiştir. Bebeğin nesneleri 'ben olmayan nesneler' olarak algılaması aylar alır. 'ben' ve 'ben olmayan' arasında bir ayrım yapamaz. Dış dünyaya ilgi duymuyordur ve dış dünyada bile değildir. Bebek için tek gerçek kendisidir. Acıkması, susaması, üşümesi bebek için tek gerçekliktir. Bu durumu 'birincil narsisizm' olarak tanımlanır.Bebek büyüdükçe dış dünya ile ilişkileri artar ve dış dünya kurallarını öğrenir. Giderek libidosunu nesnelere yönlendirir; nesne sevgisi ve giderek nesnel düşünce ağırlık kazanır. İnsan her ne kadar libidosuna nesne bulabilse de mutlaka görece olarak bir ölçüde narsisist kalır. Bu durumu 'ikincil narsisizm' olarak tanımlanmıştır.Narsisizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir. Bazı durumlarda; kişinin narsisizmi toplum için, hatta kendi akıl sağlığı için makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir. Önemli psikiyatrik rahatsızlıklar olan nevroz, paranoya hatta psikozda narsisizm etkileri görülmektedir. Birincil narsisizmde bebek dış dünyanın ayrımına varmamışken; ikincil narsisizmde dış dünya gerçekliğini yitirmiştir.Narsisizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları, diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidir...

Aralık 2015

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Dünya lideri falan değilmiş, bize yalan söylüyormuş. Zaten devlet başkanları ve başbakanların toplantısında cumhurbaşkanı bozuntusunun işi ne?

Cumhuriyet Gazetesi - (Video) 'Dünya Lideri'ni karşılayan olmadı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Paris'teki İklim Zirvesi'ne katıldı. Dünya liderlerinin zirvenin gerçekleştirildiği binaya girişi sırasında dikkat çekici anlar kameralara yansıdı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte binaya giriş yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kapıda karşılayan olmadı. Erdoğan'ın sonrasında Obama ve Merkel gibi diğer liderlerin binaya girişinde ise, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun gibi isimlerin kapıda bu isimleri karşıladığı görüldü. İşte o anlar...
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği arazisine inşa edilen yeni ‘saray’ı, ilk günden bu yana hukuksuzlukları, maliyeti ve mimarisiyle sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ilgi çekmeye devam ediyor. Peki inşaat süresinde ihlal edilen mahkeme kararları neydi, ‘saray‘ ne kadara mal oldu, adı neden ‘Ak Saray‘ kaldı, dünyadaki ‘benzer‘ ya da benzemeyen örnekler ne?

9 Soruda…

Bakanlar Kurulu 2012 yılında ‘Başbakanlık Hizmet Binası’ yapımı amacıyla Gazi Yerleşkesi arazisini ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı’ ilan etti. Ardından da Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, Orman Bakanlığı ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun işbirliğiyle, ‘Ak Saray’ olarak bilinen projenin inşaatı başlatıldı.

‘Ak Saray’, Ankara’nın en büyük ve en önemli kentsel yeşil alanı olarak kabul edilen Atatürk Orman Çiftliği arazisinde inşa edildi.

1937 yılında Atatürk’ün vasiyetiyle devlete emanet edilen Atatürk Orman Çiftliği, 1950’de çıkarılan bir yasayla resmi statüsüne kavuştu. 1950’den sonra çeşitli kurum ve kuruluşlara tahsis ve satış yapılarak amaçları dışında parça parça küçültülen AOÇ, 1992’de ‘Doğal ve Tarihi Sit Alanı’ ilan edilerek koruma altına alındı.

Mimarlar Odası’na göre AOÇ’deki yapılaşma süreci, 2006’da yapılan yasal düzenlemelerle Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne verilen yetkiye dayanarak hazırlanan Nazım İmar Planı ile başladı.

2011 yılında AOÇ’nin ‘1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit’ alanı statüsü ‘3’üncü Derece Doğal Sit’ alanına dönüştürüldü ve ‘Tarihi Sit’ statüsü kaldırıldı. Aynı yıl çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile çiftlik arazisinin parçalanarak ya da tamamının adalet hizmetlerinde veya Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek kamu hizmetlerinde kullanılması için bedelsiz olarak hazineye devredilebilmesinin önü açıldı.

ataturkormanciftligi

Sayıştay’ın hazırladığı AOÇ Müdürlüğü 2012 raporunda, çiftlikte toplam 33 bin 256 dekar orman bulunduğu tespit edildi. Bu rakam 87 yıl önce, yani 1925 yılında toplam 55 bin 540 dekardı. Buna göre, toplam çiftlik arazisinin yüzde 40’ı yok edildi. En önemli sebebin yol açma olduğu belirtiliyor.

Orman

AOÇ’deki söz konusu arazi ve projeyle ilgili iki kez durdurma kararı verildi. Önce Ankara 11’inci İdare Mahkemesi de AOÇ’deki yedi hektarlık alanı sit statüsünden çıkaran Tabiat Varlıkları Bölge Komisyonu kararının yürütmesini durdurdu.

Ardından Ankara 5’inci İdare Mahkemesi, AOÇ’deki 33 bin 500 dekarlık alanda yapılan AOÇ Nazım İmar Planı ve 1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile Ulaşım Uygulama Projesi’nin yürütmesini durdurdu.

Dava için hazırlanan bilirkişi raporunda, “Herhangi bir alanda inşa edilebilecek bir kamu yapısının kültür ve tabiat varlıklarının sürdürülmesinden daha önemli bir kamu yararı barındırdığı kolaylıkla savunulamaz. Bu ölçüt herhangi bir alanda inşa edilebilecek kamu yapısının kullanım ihtiyaçlarıyla karşılanabilir gözükmemektedir” ifadeleri yer almıştı.

Ankara Barosu, mahkemenin durdurma kararlarına rağmen Ankara Atatürk Orman Çiftliği’nde inşası süren ‘Ak Saray’ ve AnkaPark için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. TOKİ, ‘Ak Saray’ın iskan belgesini soran Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ne, söz konusu bilginin ‘devlet sırrı’ kapsamında olduğu gerekçesiyle olumsuz yanıt verdi.

aksaray video

Erdoğan, ‘Ak Saray’ için yıkım kararı veren yargıya ‘Güçleri yetiyorsa yıksınlar‘ diye çıkışmış, daha sonra da, “Neyi durduruyorsun? Her şey bitmiş, her şey yolunda. Sizin aklınız sonradan mı başınıza geliyor?” demişti.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ‘Ak Saray’ın maliyetini 1 milyar 370 milyon TL olarak açıkladı. Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 5 Kasım tarihli toplantısında konuşan Şimşek, şu an dek 964 milyon TL harcanan ‘Ak Saray’ın toplam 1 milyar 370 milyon TL’ye mal olacağını kaydetti.

Erdoğan da Türkmenistan dönüşünde yeni jetinde gazetecilere yaptığı açıklamada, ”Maliyet konusunda 750-800 milyon dolar gibi rakamlardan bahsedenler var. Bu kesinlikle doğru değil. Maliyet 500 milyon dolar civarında” dedi.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ise 21 Mayıs tarihli basın toplantısında sarayın maliyeti hakkında şu bilgileri paylaşmıştı:

“Bütün kolonlar çelik konstrüksiyon üzerine ‘yeşil granit’ kaplama yapılmış. Bu granitlerin işlemesiz durumda 1 m² maliyeti 200 USD, işlemeli olunca maliyet artıyor. Sadece 1 metrekaresinin maliyeti 16 maden işçisinin bir günlük ücretine bedel. Antalya’dan gelen Limra taşının 1 m ² maliyeti 120 USD ile 200 USD arasında değişiyor. Bunlar çelik uçlu matkaplarla işleniyor. İşlemeyle birlikte 250 USD.”

davutoglu erdogan

Binanın resmi adı ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ olsa da, halk arasında ‘Ak Saray’ olarak anılıyor. İlk olarak başbakanlık sarayı olarak tasarlanan ancak Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi ihtimali nedeniyle de ismi uzun süre açıklanmayan konuta ‘Ak Saray‘ adını ‘koyan‘ kişi, Başbakan Ahmet Davutoğlu.

Davutoğlu, ağustos başında TRT’de katıldığı canlı yayında, konuttan ‘AK Saray‘ olarak bahsetmişti: ”… İster Çankaya olsun ister yeni Ak Saray karşılaştırmaları etrafında olsun. Yeni Türkiye’nin çerçevesini kongrede 9 maddede ifade ettim” diye konuşmuştu.
Binanın resmi adının ‘Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ olduğu, Ermenek’teki maden faciası nedeniyle iptal edilen Cumhurbaşkanlığı resepsiyonunun davetiyelerinden öğrenilmişti.



29 Ekim’deki açılışı Ermenek faciası nedeniyle ertelenen ‘Ak Saray’ için hazırlanan tanıtım filmi sosyal medyada ilk kez 27 Ekim’de yayınlandı. İstiklal Marşı’nın farklı bir melodiyle seslendirildiği, Dr. Ramazan Uçar imzalı ‘mehter‘ versiyonunun fon müziği olarak kullanıldığı videoda, uçan kamera çekimleri ve hareketli bir kurgu tercih edilmiş.

Seçimlere yetiştirilmek için aceleyle yapıldığı bilinen inşaatın tanıtım filmi de ‘aceleye gelmiş’. Yaklaşık bir buçuk dakika süren videodaki kimi sahnelerde ‘Ak Saray’ın tam ortasında bir ‘tanker’ göze çarpıyor.

Tanıtım filminde ihtişamına vurgu yapılan ‘Ak Saray’ın neredeyse bir mahalleyi aydınlatacak kadar iyi ışıklandırıldığı dikkat çekiyor.

Ancak 3 Mart 2014 gecesi saray inşaatında hayatını kaybeden 28 yaşındaki Savaş Oğuz adlı işçinin ölümüne ilişkin bilirkişi raporunda, gece çalışması için gerekli aydınlatmanın yapılmamış olması ihmaller arasında sıralanıyordu.

aksaray

Binada ‘Selçuklu mimarisinin modernize edildiği’ savunulurken, Mimar Şefik Birkiye de ‘Türk motiflerinden esinlenip modernleştirip kendi stillerine uydurup bir senfoni gibi her tarafa yaydık‘’ demişti. Erdoğan’ın kendisi de, son olarak mimariden memnun olduğunu şu sözlerle açıkladı:

”Bizim amacımız, tıpkı ecdadımız gibi, ülkemize kalıcı bir eser bırakmak. Projeyle ilgili olarak ben nasıl bir şey istediğimizi söyledim. O da şuydu: Binanın dışında, Ankara’da da izlerini gördüğümüz Selçuklu mimarisi olmalı. İçeride Osmanlı’nın taban tavan arasındaki mesafedeki o rahatlık olmalı. Donanım olarak da modern teknolojinin kullanıldığı akıllı bir bina olmalı. Sağ olsun arkadaşlar, iyi bir iş çıkardılar.”

Ancak Türkiye’nin önde gelen mimarları aynı fikirde görünmüyor. Ülkenin en önemli mimarlarından Nevzat Sayın, ”İktidar, Selçuklu ‘olmak’ istiyor ama aralarında Selçuklu mimarisinin ne olduğunu bilen biri yok… Kaçırdıkları ise şu: Zamanın ruhu diye bir şey var. Bir derede iki kere yıkanamazsın” görüşünde. Sayın, Ak Saray için şunları söyledi:

”AK Saray, kafası karışık, ne yapacağını bilemeyen, geriye doğru bakmayı bilmeyen, geriye doğru baktığında bulabileceği şeylerin sayısı hakkında bile bir fikri olmayan, ileri doğru bakışı tıkalı, arada bir yerde kalmış bir adamı yansıtıyor.”

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Saray hakkında şu değerlendirmede bulunmuştu: “Merdivenleri Dolmabahçe Sarayı’nın merdivenlerinden, seyir terası Topkapı Sarayı’ndan özentidir. Anıtkabir’in önündeki meydandan daha büyük bir hitabet meydanı ve bin odalık sarayın büyük kabul salonları var. Cumhuriyet rejiminin yapısı olmadığı ayan beyan ortada”.

Candan son olarak da, binanın kuşbakışı görüntüsü hakkında ”Cumhurbaşkanı kaçak saraya yukarıdan bakması halinde mimari formunun alaturka tuvalet taşına benzediğini görecektir” yorumunu yaptı.

‘Ak Saray’a yönelik eleştiriler Türkiye’yle sınırlı kalmadı. Yeni Cumhurbaşkanlığı konutu, maliyetinin yüksekliği ve inşaat sürecindeki hukuksuzluklar nedeniyle dünya basınında da geniş yankı uyandırdı.

En sert yorum, ABD’nin saygın gazetelerinden New York Times’dan geldi. Erdoğan için hazırlanan diğer konutları da sırayalan gazete, “Bunların hepsi, tek bir adamın çok büyük olan hırslarına hizmet etmek için yapıldı: Recep Tayyip Erdoğan” diye yazdı.

İngiliz özerk yayın kuruluşu BBC de, saraya özel bir video hazırlayarak büyüklüğünü ve yüksek maliyetini eleştirdi.



Almanya’da yayımlanan Der Spiegel ise ‘Ak Saray’dan yola çıkarak şu yorumu yaptı; “Erdoğan, iktidar gücü ve ‘Yeni Türkiye’siyle tarihe geçmek istiyor. Yasalar ve kurallar, Ak Saray’ın yapımında da görüldüğü gibi onu sadece rahatsız ediyor.”

Mısır’ın devlet gazetesi olan El Ahram da ‘Ak Saray’ için ”Bu saray, Erdoğan’ın megalomanisini, mevki ve servet hırsını, kendisi sultanın tahtında otururken Osmanlı’nın emperyal zenginliğini ve ihtişamını canlandırma arzusunu açıkça ortaya koyuyor” yorumunu yaptı.

erdogan aksaray4

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yeni konutunu özetle ‘Yeni Türkiye’ye böylesi yakışır’ argümanıyla savunuyor. Erdoğan, konutun ilk başta Başbakanlık binası olarak tasarlandığını, mevcut Başbakanlık konutunun dışında tören yapılacak alan olmadığını da söylüyor:

Bu bina, ülkemiz için bir ihtiyaçtı. O nedenle yapıldı. Yabancı konukları karşılama törenlerini, caddeyi trafiğe kapatmak suretiyle sokakta yapmak durumunda kalıyorduk. Hem kapalı alanda tören yapma şansımız olacak, hem de açık alanda. Türkiye’ye yaraşan, tüm ihtiyaçlara cevap veren bir bina yapıldı.

Başbakanlık’tan yapılan açıklamaysa ”Tüm bu imkânların gerçek sahibi sadece millettir. Emanetin kime verileceğine de yine sadece aziz milletimiz karar verecektir” denildi.

20140223 beyaz saray

289 bin metrekarelik alana yayılan Ak Saray hakkında, dünyadaki muadilleriyle karşılaştırıldığında fazla ‘gösterişli’ yorumu yapılıyor. Bazı benzer konutlara dair bilgiler şöyle:

Birleşik Krallık’ta Kraliyet ailesinin ikamet ettiği ve 1837 yılında inşa edilen 775 odalı Buckingham Sarayı, 77 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Birleşik Krallık’ı yöneten siyasetçiler ise Başbakan David Cameron da dahil, Downing Sokağı’ndaki binalarda yaşıyor.

ABD Başkanlarının konutu olan Beyaz Saray’sa (White House – Beyaz Ev) 1792’de inşa edildi; 132 odalı Beyaz Saray’ın kullanım alanı 5 bin 100 metrekare.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ise Paris’in merkezindeki Élysée Sarayı’nda yaşıyor. 1718 yılında inşasına başlanan Saray, 1874’den bu yana cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılıyor.

Türkmenistan’ın Devlet Başkanlığı Konutu ise Oğuzhan Sarayı. 488 bin metrekarelik bir alana inşa edilen Saray, 250 milyon dolara (yaklaşık 571 milyon TL) mal olmuştu.

Almanya’da 2001 yılında inşa edilen resmi başbakanlık konutundaysa 200 metrekarelik bir alanda hazırlanan iki oda kişisel kullanım için düşünülmüş. Başbakan Angela Merkel ise ailesiyle Berlin’de bir apartman dairesinde yaşıyor.

9 Soruda dünyanın dilindeki 'Ak Saray'

İnşaat süresinde ihlal edilen mahkeme kararları neydi, 'saray' ne kadara mal oldu, adı neden 'Ak Saray' kaldı, dünyadaki 'benzer' ya da benzemeyen örnekler ne?
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

İlber hocam ver elini öpeyim...

İlim dini cehli alır, bilim ve sanat ise geri kalanını...

Arkadaşlar İlber hoca'mızın rivayete göre Twitter hesabı yokmuş. Yani bu sadece bir caps. Verilen bilgi doğru da olmayabilir ama orantısız zeka ürünü olduğu kesin. Fikri, cümleyi beğendiğimden paylaştım.
Ekim 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

-

Alman basını 'Ak Saray''ı megalomaniye yordu, hukuksuzluÄğuna vurgu yaptı

Welt Online’da yayınlanan haberin başlığı: 'Megalomani - Erdoğan kendine yeni ve şatafatlı bir sarayı layık gördü.' Spiegel’deki haberin manşeti: 'Türkiye cumhurbaşkanının yeni sarayı - Erdoğan’ın 1000 kaçak odası.' Frankfurter Allgemeine’nin (FAZ) konuyla ilgili haberinin başlığı: 'Erdoğan kendini Beyaz Saray’ında gösterdi.'
Mart 2014

Serkan Köse  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -3- (Narsisizm)

Bu yazıda kişilik bozukluklarının bazıları ile ortak belirtilere sahip ancak ayırt edilebilirliği daha fazla olan Narsistik Kişilik Bozukluğu'ndan bahsedeceğim. Freud'un temel tanımlamalarının üzerine bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen artık neredeyse herkesin hemfikir olduğu şekilde, tüm kişilik bozuklukları gibi bu da, çocukluk yıllarındaki yanlış ebeveyn ve çevre tutumlarından kaynaklanmaktadır (genetik faktörler ile ilgili çalışmalar da mevcuttur). Önce literatürdeki bazı çalışmalara bir göz atalım.

2401

Karen Horney'e göre narsistik kişiler; diğer insanlarla olan duygusal bağlantıları çok zayıf ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşayan kişilerdir. Nemiah (1961) narsistik kişilik bozukluğu olan kişilerin beğenilmek için doymak bilmez bir arzu duyduklarını belirtmiş, ayrıca gerçekçi olmayan büyük hedefleri olduğuna, başarısızlığa ve kendilerinde bulunan herhangi bir kusura tahammül edemediklerine dikkat çekmiştir. Moore ise narsisizme "psikolojik ilginin benlik üzerine yoğunlaşması" olarak yaklaşmıştır. Önemli kimselerden olan Kernberg ve Kohut ise narsisizm için; burada oluşan kusurlar; düşük öz saygı, depresyon, ihmal edilmiş derin değersizlik ve reddedilme hissi yaratan, savunmacı ve telafi edici yapılar tarafından klinik olarak ortaya çıkarılmış bir yanıt ve güven verme açlığı olarak nitelemiştir.

Kohut, kişinin sağlıklı bir benlik geliştirebilmesi için kronik sorunlar olmadan geçirmesi gereken 2 aşamadan bahseder. İlk aşamayı "aynamala" olarak adlandırır. Bu süreç çocuğun 2-2,5 yaşlarına kadar ilerleyen sürede yaşanır. Bu dönemde çocuk anne ya da anne yerini alan kişi ile kendisini birbirinden ayırt edememektedir. Hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğugüçlü ve koruyucu ebeveyn, çocuk için asıl kendilik nesnesidir. İhtiyaçları karşılandıkça çocuk kendi kendini tatmin ettiğini düşünmektedir. "İdealleştirme" denen diğer aşama; çocuğun bağımlılığının farkına varması ve acizlik, savunmasızlık hislerine neden olan "ayrılığı" deneyimlemesi ile başlamaktadır. Bu noktada, acizlik ve savunmasızlık hislerini hafifletmek için, idealize ve gıpta edeceği güçlü bir kendilik nesnesine (genelde bu baba olur) ihtiyaç duyar. Kohut'a göre bu 2 aşamada da sorunlar olması normaldir. Herhangi bir aşamanın gelişimnde ebeveyn kusurları oluşursa da, diğer aşamada bu kusurları telafi edecek durumların gerçekleşmesi kaydıyla normal gelişimin sürebileceği görüşündedir. Ancak her iki aşamada da kronik ebeveyn kusurları var ise çocukta narsistik patoloji gelişebilmektedir.

Kernberg, narsisizmi, çocuğun 3 yaşına gelene kadar yaşadığı, ebeveynlerini kaybetme ya da onlar tarafından terk edilme endişesini gidermek için, çocukluk döneminde geliştirdiği bir savunma mekanizması olarak görmüş ve bu bozuk ilişkinin, şişirilmiş benlik aracılığıyla yetişkinliğe taşındığını ileri sürmüştür. Şişirilmiş benlik imajı, iç benliği terkedilmişlik hisini tekrar yaşamaktan korumaktadır, ancak aynı zamanda tüm yakın ilişkileri de engellemektedir.

Ebeveynleriyle olan psikolojik ayrılmanın uygun şeklini yaşayamayan çocuk, çaresizlik ve öfke hislerine teslim olup ebeveynlerini "kötü" olarak kabullenmektense, "iyi" olduklarını algılama ihtiyacı içindedir (bu mekanizma "bölünme" olarak tanımlanır).

Kimi çalışmalar narsisizmin ruh sağlığına fayda sağladığını ve birey için olumlu sonuçlar yaratabileceğini gösteren bulgulara ulaşmıştır (Campbell& Foster 2007, s. 115).

2401

Normal narsisizm, kişinin günlük uğraşlarından keyif almasını, başarılarıyla gurur duymasını, çevresinin beklentileriyle etkin olarak başa çıkabileceğini hissetmesini ve eksikliklerinden dolayı utanç ve öfke duygularını deneyimlemesini sağlamaktaır (Rozenbaltt, 2002, s. 53). Bunlar ışığında narissizmi, normal ve patolojik olmak üzere ana olarak 2 şekilde ele alabiliriz. Anlaşıldığı üzere normal narsisizm birey için pozitif güdüleyiciler yaratabilen ve benliğe etkisinin pozitif olduğu bir yapı iken, patolojik durum bunun tam tersidir. Patolojik narsisizmde temelde derin bir değersizlik duygusu var olmasına rağmen farklı narsisizm çeşitlerindeki birey davranışlarında bazen belirgin farklılıklar vardır. Patolojik narsisim kişinin psikolojik varlığını tehdit eden güçlerden korunmak için düzenlenmiş bir kişilik organizasyonu gibi işler (Rozenbatt, 2002, s. 53). Bir çok araştırmadan narsistik kişilik özellikleri geliştirmeye neden olarak farklı görüşler öne sürülse de birleştikleri ortak nokta, erken çocukluk deneyimleridir. Bu dönemde yaşanan kötü deneyimler ise; kişilerin benlik bütünlüklerini korumak için ihtiyaç duydukları normal narsisizm yerine, patolojik narsisizm geliştirmesine neden olmaktadır. Genel görüş, çocukluk çağında yaşanan korku, başarısızlık, bağımlılık gereksinmelerinin, ebeveyn yokluğu veya hataları sonucu ihmal, eleştiri ya da alayla karşılık görmesinin, patolojik narsisizmin gelişmesine yol açabileceğini ileri sürmektedir (Güleç& Köroğlu, 1998, s. 742).

Bu noktadan itibaren Narsisizm (patolojik) türlerine göre kişilik özelliklerini aşağıya ekleyerek devam etmek istiyorum.

Kibirli Narsistlerin Özellikler
  • Şişirilmiş kırılgan bir özsaygı
  • Görkemlilik
  • Yenilgi ve eleştiri karşısında şiddetli tepkiler
  • Şiddetli haset, utanç ve öfke hisleri
  • Algılanan aşağılanmalar karşsısında aşırı tepkiler
  • Mizaç değişiklikleri (depresyon, alınganlık, coşku)
  • Özsaygıyı artırmaya ve korumaya yarayan kişilerarası ilişkiler
  • Kibirli ve kendini beğenmiş tutumlar
  • Hak iddia eden, kontrolcü ve saldırgan davranışlar
  • Empati yapamama ve başkalarına bağlılıkta eksiklik

Çekingen (Tedirgin) Narsistlerin Özellikleri (Türk toplumunda daha çok görülen türdür kanımca)
  • Yeteneklerin gelişmini engelleyen çekingenlik
  • Arzu ve görkemlilik ile ilgili utanç
  • Özel ve mükemmellikle ilgili ödünleyici fanteziler
  • Eleştiriye karşı toleranssız ve aşağılanmaya karşı aşırı duyarlı olma
  • Aşırı tedbirlilik
  • Kolay kırılan duygular
  • Kendisiyle çok aşırı ilgili olma
  • Güçlü utanç duyguları ve başarısızlıktan duyulan korku
  • Düşük etki
  • Hak iddia etme algısına sahip olmama, alçakgönüllü, gösterişsiz ve iddiasızlık
  • Kişilerarası ve mesleki ilişkilerde çekingenlik
  • Bozulmuş empati yeteneği
  • Güçlü kıskançlık duyguları
Psikopatolojik Narsistlerin Özellikleri
  • Şişirilmiş benlik imajını korumak ve artırmak için ahlaksız ve şiddet içeren davranışlar sergilemeye gönüllü olma
  • Rakipleri karşısında başarmak ve sonuçta galip çıkmak için saldırganlık, sadizm ve intikam içeren şekilde sınırsız zaman ve enerji ayırmaya gönüllü olma
  • Ayrıcalıklı olmaya yönelik hak iddia etme algısı
  • Kişilerarası ilişkileri sömürme
  • Engellendiğinde ortaya çıkan dyarlılık ve öfkeli tepkiler
  • Hissedilen şiddetli haset duyguları nedeni ile başkalrını düşman haline getirme
Tüm bunların ötesinde narsisizm farklı çalışmalarda farklı kriterler ile de sınıflandırılmıştır.

Sonuç olarak narsisizm yapıcı veya yıkıcı olabilmektedir. Normal narsisizm birey için faydalı olduğu gibi, insan ruhu için de normlarını koruduğu derecde bir işlevsellik yaratarak sahip olunması gereken bir özellik iken; patolojik narsisizm kişinin empati yeteneğine ket vuran; kişinin, sevme olgusunu beceremeyen, etrafındakileri farkında olmadan birer eşya olarak görmesine yol açan hastalıklı bir durumda olmasına yol açmaktadır. Narsisizmin nasıl ortaya çıktığı ve tedavi süreçleri ile ilgili bir çok konuyu da bir sonraki yazımda sizlerle paylaşıyor olacağım. Merak edenler için; yukarıdaki makale ve tanımlamalarda yararlandığım kaynaklar da aşağıdadır.
  • Salim Atay - Çalışan Narsist
  • James F. Masterson - Kişlik Bozuklukları
  • James F. Masterson - Kendilik Bozukluklarının Tedavisi
  • James F. Masterson - Narsistik ve Borderline Kişilik Bozuklukları
  • Psikanaliz üzerine bazı çalışmalar/makaleler
Aralık 2013

Serkan Köse  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -2-

Bir önceki yazımda giriş yaptığım derlemeye geçtiğimiz hafta okuduğum ve oldukça ilginç bilgilerin olduğu toplumların kişilik bozukluğundaki rolü ve bu rahatsızlıklara göre konumunu da kısaca özetleyebilecek Japon kültürünü inceleyen yazıdan bazı alıntıları buraya aktarmak istedim. Konunun ilgimi çekmesinin bir diğer nedeni de Japonların bizim kültürümüze olan yakınlığıdır. Bu noktadan itibaren kitapta önemli gördüğüm noktaları aşağıya alıntılıyorum.

(... )
"Ruth Benedict (1946), Japon çocuk yetiştirme geleneğini, annenin çocuğun çocuksu narsisizmini ve benmerkezciliğini 5-6 yaşına dek ödüllendirdiği ve hoş gördüğü, ileri derecede çocuk merkezli bir yöntem olarak tanımlamıştı. Bu yaşlara gelindiğinde de, anne çocuğu sosyalleştirmek adına davranışını ters çeviriyor ve utanç hissini de çocuğu, çocuksu büyüklenmeci narsisiminin dışavurumunu kontrol etmesi için kullanıyor. "

(... )
"Bu yüzden Japon kültürünün kilit duygulanımı ve kişinin büyüklenmeciliği ve narsisizmini diğer insanlara dolaylı ve gizli hareketlerle ifade etmesi de Japon davranışının kilit davranışı haline gelmiş. Diğer bir deyişle, büyüklenmecilik ve benmerkezcilik doğrudan ve açıkça değil, ancak başka insanlar ve gruplar aracılığı ile ifade edilebiliyor. Gizli ya da Kapalı Narsisistik Kişilik Bozukluğu diyoruz biz buna"

Yazar şimdi, bu paragraftan itibaren, düşünceleri ile Japonların kendi kültürüne ait olan Amae'ye eğiliyor ve kendi çıkarımları ile bunu örtüştürmeye çalışıyor.

(... )
"Doi (1977) tarafından geliştirilen Amae teorisinin özü, Japon bireyinin, kendisini ve duygularını yönetebilecek seviyede bağımsızlık geliştirmesinin beklenmediğidir. Bunun yerine içruhsal dengesini korumak için hayatındaki diğer insanlarla (aile, gruplar, devlet, vs.) olan ilişkilerine dayanmayı sürdürür. Yani, nesne ilişkileri açısından kendi içsel sıkıntısını rahatlatmak için başkalarıyla kuracağı bir kaynaşma peşindedir. "

(... )
"Büyüklenmeci kendiliğin tatmin sağladığı asıl yol, ifade etmek istediklerini görünürde grup değerleri için feda ettiği bu nesne temsilinden geçer. Grup da o zaman, bu fedakarlığı idealleştirerek gerekli olan narsisistik tatmini sağlar. Bu model, birey ve aile, toplum, devlet, vs. arasında olduğu kadar, iki kişi arasındaki etkileşim için de geçerlidir. İlk modele verilebilecek en iyi örneklerden biri de, kendisini devlet (içsel nesne) için feda ederek zafer (idealleştirme) kazanan kamikaze pilotu örneğidir. "

(... )
"Büyüklenmeciliğin ifadesinin kontrolünün asıl metodu utanç olduğundan, Japonlar normal Batılı, sağlıklı, kendinden emin olma durumunu narsisistik, büyüklenemci, kaba, boş, vs. olarak yorumlar. Batılı, narsisistik değil bağımsız bir şekilde kendini ifade ediyordur, ama Japonların narsisistik olarak yorumladığı bağımsız kendilik ifadeleri için bir modelleri yoktur; çünkü bu utançtan duyulan korkmayı tetikler ki Japonlar için bu kabul edilemez bir şeydir. "

(... )
"Bir Batılı ile Japon barda birlikte içki içiyorlarsa ve Batılı olan kişi yorgun hissediyorsa, açıkça ve doğrudan, 'Bu gece bana yetti, eve gitmeye ne dersin?' diye sorardı. Japon için bu kabullenilemez bir ifadedir. Eğer yorgun hisseden ve eve gitmek isteyen kişi Japon olsaydı, şöyle derdi: 'Yorgun musun? Eve gitmek ister misin?'. Bu, karşısındakine (nesneye) asıl yorgun olanın ve eve gitmek isteyenin kendisi olduğunu ifade etme şeklidir. Bunu doğrudan yapamaz. Karşısındaki Batılı'nın da bunu algılaması ve 'Evet yorgunum. Eve gidelim.' diye karşılık vermesi beklenir."

(... )
"Bu seviyede sabitlenmiş gelişimden beklenebileceği gibi, Japon insanları mantıktan ziyade sezgilerine dayanarak hareket ederler ve nesnel olarak neyin doğru ya da yanlış olduğuyla değil, bir ilişki ya da amaca ne iyi gelecekse onunla motive olurlar." :)

(...)
"Çocuksu büyüklenmecilik ve narsisimi, zamanı dışında ödüllendiren ve sonra da ona saldırarak çocuğunun bir zamanlar cesaretlendirdiği her davranışından utanç duymasına sebep olan anne, aslında çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını kötüye kullanıyor demektir. Erkek Japon çocuğun bu onur kırıcı ve acı durumun bir daha tekrar etmesine asla izin vermeyeceği bir konuma geldiğinden şüpheleniyorum. Kendisinin bir kadına duygusal olarak ilgili ve bağlı olmasına bir daha asla izin vermeyecek. Bu bakış açısı sonradan toplumun geneline yaygınlaşır. Erkekler, anneleriyle yaşadıkları kötüye kullanılma ve utanç duygularını yeniden yaşamaktan korktukları için kadınlarla duygusal ilişkilere girmezler ve bu yüzden de, aile ve geleneksel değerleri yaşatan, ama ebeveynler arasında duygusal ilişki olmayan bir toplum düzenlerler."

(...)
"Sırası gelmişken Japon balad şarkılarındaki ana temanın yalnızlık olduğunu da belirtelim. Kadınlar da ihtiyacını duydukları tatmini, kendilerini çocuklarına ve evlerine adamakta bulurlar."


(... )
"Japon toplumu çocukların ebeveynlerini kötüye kullanmalarından çok endişeleniyor. Ebeveynler, Amae psikolojisine göre, kendilerini feda ediyorlar ve çocuklarının suçluluk duyarak ebeveynlerinin isteklerini yerine getirip onların narsisistik kendiliklerini tatmin etmelerini bekliyorlar. Batılılaşma etkisi altındaki çocuklar da ebeveynlerinin davranışının anlamını kabul etmek istemiyor. "

Bunlar yazar James F. Masterson'ın Japon kültüründeki bu toplumsal problem tanımlaması ile ilgili kendi tespitleri ve buraya yazdığımdan çok daha fazlası kitabında mevcut. Ben daha çok bizim toplumumuzda da gözlemlediğim bazı kısımları buraya ekleyerek üzerinde düşünülebilecek bir olguya dikkat çekmek istedim. Bir sonraki yazımda kaldığım yerden devam ederek, Kişilk Bozuklukları ve Toplumsal Düzen üzerine yazmaya devam edeceğim.
Aralık 2013

Serkan Köse  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kişilik Bozuklukları Üzerine Bir Derleme -1-

İnsan ruhu ve psikolojisi yıllar boyu sayısız kişi tarafından incelenmiş ve büyük saygı duyduğum Freud amca tarafından da oldukça güzel tanımlamalarla -hele ki teknolojinin yetersiz kaldığı bu alanda ve o tarihlerde bile- bir harita haline getirilmesi başarılmıştır. Freud sonrası dönemde bir çok kuram ortaya atılmış olmasına rağmen, insanlık tarihi ilerledikçe eldeki vaka ve dataların çoğalması sayesinde daha temeli sağlam kuramlar varoldu. Bu yeni kuramlardan bazılarını okuma fırsatı buldum. Kişisel (amatör) meraklarımdan birisi de; insan psikolojisi ve psikanaliz. Bu yüzden bu alanda okuyabildiğim kadar kitap okumaya ve araştırma yapmaya çalışıyorum. Kişilik Bozuklukları ile ilgili olarak okuduğum son kitaplarda 1926 doğumlu James F. Masterson'ın bu konudaki çalışmalarını açıklayabilmek için yaptığı bazı tanımlamalar ilgimi çekti. Bu tanımlamalar çocukluk dönemini ve insanların hayatlarının sonraki dönemlerinde de bu küçüklük yıllarındaki edinimler ile kurdukları ilişkileri ve bu ilikişlerdeki problemleri gözler önüne sermeye çalışıyor. Yine Freud döneminde olduğu gibi eldeki yegane veriler, hayatlarında problem yaşayan insanlar ve anlattıkları. Masterson da kendi yaşamı boyunca edindiği tecrübeleri kitaplarında bazı haritalar çıkararak ve bu haritalar eşliğinde tedavi ettiği danışanlarının ona verdikleri bilgiler ile yazıya geçirmiş. Bu yazımda; ilgimi çeken ve insanlar tarafından bilinmesinin faydalı olacağını düşündüğüm bu modeli, özellikle önemli kişilik bozukluklarından sayılan Borderline (Sınırda Kişilik) ve Narsisizm üzerine nasıl açıkladığını anlatmak istiyorum. Uzmanlık alanım psikoloji ve psikiyatri değil ve bu konuda yazdıklarımın sadece okuduklarımdan çıkarımlarımın bir özeti olduğunu ve bu hassas konularda uzmanların daha bilgilendirici olacağını burada yeniden belirtmem gerek. Neden bu konuda bir yazı yazdığımı merak edenlere de, kişisel merakım ve araştırma özelliğim yanıtını vermiş olayım. Bu girizgahtan sonra yazıma fiilen başlıyorum.

İnsan bilinci anne karnında başlayan macerasına algısı tam açık olarak yıllarca devam eder ve beynin en önemli görevi, geri döndürülemeyen zaman kavramını desteklercesine bedenin/kişinin büyürken yola devam etmesini sağlamaktır. Yaşanan olaylar ne olursa olsun beyin temelden başlayarak binayı yıldan yıla yeni katlar çıkarak inşaa eder. Betonun sağlamlığını düşünmez ama bir şekilde bu inşaatın devam etmesi gereklidir. O yüzden yanlış giden bir şey varsa kişinin bunu tam anlamlandırmasına olanak vermeden derme çatma desteklerle (savunma mekanizmaları) de olsa işi yürütür. Amacı sadece bilinci ilerletmek ve yaşama devam etmektir. Bu yüzdendir ki, kişiliğin oluştuğu ve inşaatın temelinin atılığı çocukluk yılları çok önemlidir. Özellikle ilk 5-6 yıllık dönem bizlerin tüm hayatında kuracağı ilişkilerde sececeği yöntem ve yönelimleri belirleyen yıllardır. Bu yıllarda, süreler net olarak sabit olmamakla birlikte çocuk farklı dönemler geçirir ve bu dönemleri sağlıklı bir şekilde atlatırsa kişiliği ve kendiliği oluşacak olan çocuk; hayatının ilerleyen yıllarında da bu kendilik ve kişilik bilinci ile sağlıklı bir yaşam sürebilir (elbette ki mental sağlıktan bahsediyorum). Bu dönemleri ise şu şekilde özetleyebiliriz:
  1. Ortak Yaşam Evresi (Sembiyotik)
  2. Ayrılma-Bireyleşme Evresi (18-36. Ay arası)
  3. Ego Gelişimi
  4. Nesne Sürekliliği
Bu evrelerden ikincisi ise kendi içinde daha önemli 4 ayrı alt evreye ayrılmaktadır. Bu evre ve alt evreleri o kadar önemlidir ki, kişinin geleceğinde kuracağı tüm ilişkileri etkileyecektir. Bu alt evreler:
  1. Farklılaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 3. ve 8. ayları)
  2. Uygulama (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 8. ve 15. ayları)
  3. Yeniden Yakınlaşma (Ayrılma-Bireyleşme evresinin 15. ve 22. ayları)
  4. Nesne Sürekliliğine Giriş
Peki bu önemli dönemi sağlıklı olarak atlatamayan bireye ne olur? Bir çok şey olabilir ve yaşamında sayısız problem, mutsuzluk yaşayacağı tepkiler/savunmalar geliştirir ama en önemli sorunlardan ikisi Borderline ve Narsisizm kişilik bozukluklarıdır. Mükemmel anne ve mükemmel çocuk olmadığından birçoğumuz aslında bu dönemden kaynaklı problemler yaşarız ancak bu problemlerin dereceleri vardır. En uç noktada ise Narsisizm ve Borderline bozuklukları gelişmektedir. Bunlar elbettte ki uzmanlık gerektiren konular ancak ben okuduklarımdan aklımda kalan çarpıcı bazı bilgileri aktarmak ve belki de bazılarınızda farkındalık yaratabilmek adına buraya not düşmek istedim.

Çocuk bu evrelerden Ayrılma-Bireyleşme alt evresinde emekleme ve yürümeye başlamanın da destekleyici etkisi ile yeni deneyimler yaşamaya istekli bir halde ara ara anneden uzaklaşarak ama annenin hep orada olduğunu da bilmek isteyerek bazı denemelerde bulunur. Emekleyen çocuğun biraz ilerleyip anneye bakması ya da düştüğünde veya canı yandığında benzer şekilde anneye dönmesi de bundandır (buradaki çok basit örnekler sadece olayı somutlaştırmak için verilmiştir, olay bunların çok daha ötesindedir). Bu küçük denemeler anne tarafından gerekli desteği görmez/göremez ise ve hele bir de üzerine annenin; çocuğun bireyleşme ve ayrılma çabalarına karşılık kendini geri çekerek, tehdit ederek, sözlü veya bedensel taciz ve şiddet ile yanıt verirse çocuk bu en önemli evreyi tamamlamaktan vazgeçecek ve hayatının bundan sonraki evresinde asla kendilik ve bireyleşmesini tamamlayamayacaktır. Kendiliğe veya bireyleşmeye dair attığı her adımda ise terk depresyonunu tadacak, bu depresyondan kaçmak için de savunmalarını dışavuracaktır. James amcamızın Kendilik Üçlüsü dediği şey tam da burada ortaya çıkar. Yani bu problemlerle boğuşan bireyler, kendiliklerini her aktive etmek istediklerinde, altta yatan Terk Depresyonu ortaya çıkacak ve bununla başedemeyen kişi savunma mekanizmaları ile kendiliğinden hızla uzaklaşarak bu döngüyü başa saracaktır.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)

Önemli not: Resimde en alttaki ok da sola bakıyor olmalıydı, yanlış çizmişim, özür dilerim.

Yine bu önemli oluşum evrelerinde çocuk, parça birimden tüm birime doğru bir nesne geçişi gösterir (kendisini parçadan tümlüğe doğru tanımlama). Ancak bu evredeki aksaklık, çocuğun nesne birimi olarak kendini parçalara ayırmasına ve tamamlanmamasına neden olur. Aynı dönemde, paralel olarak, egonun da iyi ve kötü olarak birleşip gelişmek yerine bölünmüş olarak kalması yüzünden de çocuğun egosu ve kendi parça birimleri arasında sağlıksız bir denge ve destek oluşur. Artık çocuk kendisini ikiye bölmüştür. Bir tarafı kendiliğini oluşturmak ve bireyleşmek isterken, bunu engelleyen anneye uymak için diğer tarafı; kendini engelleyen, söz dinleyen, pasif, boyun eğici, gerilemeyi destekleyen bir hal alır. Bu özet tanımı biraz daha açmam gerekirse, ego; Haz İlkesi ve Gerçeklik İlkesi ile ikiye bölünmüş halde kalırken, çocuğun bilinci de 2 adet Bölünmüş Nesne İlişkileri Birimi'nin etkisinde kalır. Bu 2 nesne birimi de farklı duygulardan beslenirler ve yönetilirler ancak birbirinin neredeyse aynı yapıdadırlar. Bunlardan GNİP (WORU) - Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi ve ÖNİP (RORU) - Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi olarak; parça kendilik temsili, parça nesne temsili ve bu ikisi arasındaki duygulanım aktarmaları ile ayakta kalırlar ve aşağıdaki özellikleri gösterirler.

Sınırdaki Kişilik Bozukluğu (Borderline)
Özellikle ÖNİP ile Patolojik Haz Egosu arasında bir ilişki vardır ve Patolojik Haz Egosu sürekli ÖNİP'i destekleyerek kişiyi bağımlı, pasif, boyun eğici kendilik içerisinde kalmaya zorlar. Sonuç olarak kişi ne zaman kendiliğini ortaya çıkarmak istese;
  • Kötü
  • Terk Edilmiş
hisseder. Bu duygunun karşısında da tahtıravellinin diğer tarafındaki
  • Gerçekliği İnkar Et
  • Kendine Zarar Ver (Savunma)
  • Bedel Öde ve İyi Hisset
duyguları ile gider-gelir. Çocuğun içindeki 2 fantezi imge bu durumu gerçeklemektedir. Kendilik iddiası olmayan, bundan dolayı sevilip ödüllendirilen çaresiz çocuk ve annenin geri çekilmesine yol açan, yetersiz, şeytani, kötü imge. Çocuk hem üzülen, hem cezalandıran olmuştur. Hayatı boyunca da tüm yakın ilişkilerinde bu iki uç arasında gidip gelecektir.

Yazı serimin ilkini burada tamamlıyorum. Ancak yazının daha anlaşılır hale gelmesi için yukarıdaki bazı terimleri daha anlaşılır halde aşağıya not düşüyorum.
  • Nesne, Nesne Sürekliliği, tam tanımını becemesem de, çocuğun kişilik, bireyleşme ve dünyayı ve kendini nesne olarak görebilme kapasitesi anlamında kullanılıyor diyebilirim.
  • Nesne İlişkileri Birimi derken, aslında çocuğun nesneleştirmek istediği konulardan bahsediyorum. Yani İç bilinçteki elemanlar, intrapsişik (içruhsal) aktivitelerdeki temsiller gibi nesneleştirilmek istenen şeyler için kullanılmakta.
  • Simbiyotik Evre, çocuğun annesi ile ortak bir bütün olarak yaşadığını sandığı, kendisini annenin bir parçası sandığı evreyi temsilen kullanılmakta.
  • ÖNİP (Ödüllendirici Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel ödüllendirici tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). ÖNİP'te ödüllendiren nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
  • GNİP (Geri Çekilen Nesne İlişkileri Parça Birimi): İçsel olarak çocuğu geri çeken tutumları temsil eden nesnelere ithafen kullanılıyor ancak burada Parça Birim denmesinin nedeni tüm nesne birimlerinin bir parçası olmasından (birbirine benzer ama farklı tepkiler veren 2 parça birim var ve kendi içinde de nesne ilişkilerini yönetiyorlar). GNİP'te çocuğun geri çekilmesini sağlayan nesne ilişkileri söz konusu ama burada da durum elbette ki patolojik (hastalıklı).
Mayıs 2013

Selahaddin Öztürk, bir soruya yanıt verdi.

Narsisizm nedir?

Bir kişiye ''Narsist'' demek için belirlenmiş tüm semtomları göstermesi beklenmez, Narsizmin oluşum sebeplerinden dolayı değişik şekillerde kendini gösterebilir.
Mayıs 2013

Selahaddin Öztürk, bir soruya yanıt verdi.

Narsist olan bir kişinin zamanla düzelme olasılığı var mıdır?

Narsist bireylerde empati özelliği geliştirilerek toplumsal ilişkilerinin düzenlenmesi hedeflenebilir.
Mart 2013

Mehmet Şengül, bir soruya yanıt verdi.

Kanada York Üniversitesi'nden uzmanların yaptığı araştırmalara göre, facebook'taki sayfalarını sık sık güncelleyenlerin çoğu ya narsist eğilime sahip ya da özgüven sorunu yaşayan kişilermiş. Araştırma sonucu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sosyal ortam çok farklı bir ortam kişinin sosyal ortamda yaptıkları ve paylaştıkları gündelik hayatı ile çelişebiliyor. Bu yüzden sanal ortamdaki çoğu kişi kendisi değilde maskesidir.
Mart 2013

Sevgiseli, bir soruya yanıt verdi.

Daha fazla

15 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.