Bilmek istediğin her şeye ulaş

Öğretim Sistemi

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Aralık 2015

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Eğitim ve öğretim arasındaki farklar nelerdir?

Eğitim, bir anlamda kişinin zekasını geliştirmeye katkıda bulunmaktır. Özellikle, olağanüstü durumlarda, karışalaşılan problemin çözümü sürecinde soğukkanlılığı muhafaza edebilme yetisi de zekanın tanımlarından biridir.

Öğretim ise bilgiyi uygun bir şekilde (kişinin konumuna göre) aktarma eylemidir (Zuhal Feza'nın yorumundan esinlendim)

İşte aralarında fark olsa da eğitim ve öğretim ikilisi etle tırnak gibidir. (Et ve tırnak arasında da fark vardır ama birlikte anılırlar)

Eğitim, öğretim ile verilen bilginin etkili, uygun kullanımı için bireyi geliştirme çalışmalarıdır.
Ekim 2015

Beyza Hilal Nur  yeni bir  gönderide  bulundu.

Bizi Bu Sınıftan Lütfen Atar Mısınız Hocam!?

ötekileştirilme hakkımı kullanıyorum ve not kaygısı gütmeden bizi bu sınıftan atar mısınız lütfen hocam! ?

üniversiteyi kazanınca başıma taç giydirilecek sandım ama yanıldım başım göğe de ermedi açıkcası. Bugünlerde lise son sınıf öğrencileri deli gibi çalışıyorlar.ama biliyorum ki üniversite kapısına girdikleri zaman umduklarını bulamayacak hatta hayallerindeki okulla kıyasladıklarında ben neredeyim? Benim burda ne işim var diyecekler... Okul notuyla, diplomayla adam olunmuyor göreceksiniz ve çoğunuz bulunduğu ortama ayak uyduramayacak bulduğu ilk ayağa ben de halay çekebiliyorumu gösterebilmek için savrulup gidecek...

üniversitedeki ilk günümü hatırlıyorum hayatımın en kötü günüydü... Üstüme gelen duvarlar, bir sürü boş bakan yabancı yüz, ne aradığı bilmeyen hatta bir arayış içerisinde olmayan sırf bir okul kazandım diyerek aile ve çevresi tarafından verilen statü için kendini paralayan ama bu paralama içinde aslında kendini ve ruhunu satan insanlar vardı. Ve ben kusuyordum. Gerçekten kusuyordum. Okulda kalamıyordum ve o suratında bi ifade taşımayan kalabalıktan kaçıyordum.

üniversite kazanmak özgür olmak demek değil, üniversite okumak devam zorunluluğu çerçevesinde modern işkence yöntemlerinden biridir. Çünkü "hakikat bu! " diyen öğretmenlerin sınırı içinde düşünmek ezberle suda gemi yürütmek ne hayata karşı elimizde bir tecrübe ne de bir deneyimdir. Okul zaman kaybıdır, hakikatin sınırlandırılmasıdır, hayat ve düşünce törpüsüdür.

düşünün mesela bir öğretim üyesi size almanız ve okumanız gereken kitabın ismini veriyor ve sınıfta o kitabı okuyor. Ya o zaman ben bu okula neden gideyim? Ne kazandırıyor bana? Bilmem kim nihilistmiş bilmem kim septikmiş ben bunu anneme anlatıp o anlamayacaksa ne işime yarayacak bu Allah aşkına ne için beynimi yiyorum ben? Çift basamaklı elliden yüksek rakamlardan banane? Bir denklemi hayatımın bir köşesinde kullanamayacaksam o denklemden banane? İstediğim kitabı okuyamayıp, istediğim sinema filmine gidemedikten sonra aldığım diploma ile kuracağım evlilikten ve ondan sonraki kaybetme korkusu ile istediğimi içimden geçeni avaz avaz söyleyemedikten sonra devlet memuru olacaksam bunlardan banane?

görmek istediğim bir sürü ülke var sokrates uçak bileti aldırmıyor maalesef... Tatmak istediğim bir sürü tatlı var aristo mantığı izin vermiyor maalesef. Yıkın artık şu saçma sapan eğitim sistemini boğuluyorum! Nefret ediyorum okuldan. Okul mahzen gibi... Dağın tepesinde bana Kant anlatılıyor Kant'ın bundan haberi yok. bilse güler zaten. Dağın tepesine okul yapmışlar felsefe diye bölüm koymuşlar ama felsefe hariç bütün teoriden vizelerde finallerde sorumlusun.ben okulsuz eğitime inanıyorum hakikat okul diploması alanların bulduğu şey değil. Sınırsızca düşünmek istiyorum belli kitapları okuyup o kitaplardan sınava tabî tutulup o sınır içerisinde kalmak değil.

yemedim içmedim imam hatip lisesinden felsefe bölümünü yazdım. Ama aradığımı bulamadım.aristo üçüncü hal yok demiş ama benim için imkansız diye bir şey yok. bir çıkış yolu var biliyorum. Şimdi liseli arkadaşlara tavsiyem üniversite kazanmayı gözünüzde büyütmeyin.kendinizi strese sokmayın bu hayat sizin nasıl mutlu olacaksanız onu yapın. Hayat kısa ve hepimizin bir şansı var. zamanı boşa harcamayın. İstediğiniz şehri yazın istediğiniz bölümü iş sıkıntısı hayat garantisi demeyin! Mutlu olmaya çalışın. Hakikatinizi bulduğunuz zaman mutlu olursunuz ilk önce onu arayın. Diplomalar adam etmez kimseyi...vicdanınızın sesinden ve onun gösterdiği yoldan şaşmayın. Ve sakın felsefe bölümü yazmayın. Teorisinde saplanıp, felsefe bu muymuş yani deyip sağa sola aval aval bakarsınız... Pişmanlıklar sonra kâr etmez felsefeye... Hocam beni bu sınıftan atın lütfen!

ve kısacık bir not üniversite kimseyi geliştirmez siz kendinizi geliştirmek isterseniz gelişirsiniz. Okul okumakla hakikati aramak başka şeylerdir. O yüzden hocalarınızdan sizi sınıftan kovmasını isteyin.
Eylül 2015

Dilara, bir soruya yanıt verdi.

İkinci sınıf öğrencisiyim. Ders seçiminde yeterli krediyi sağlıyorum fakat ikinci sınıf derslerinden bazılarını almak istemiyorum. Onun yerine bir üst sınıf derslerini aldım. Bu yapılabilir mi yoksa ikinci sınıfın bütün derslerini almak zorunda mıyım?

Bölümünüzü bilmiyorum ama mühendislikte ikinci sınıftaki temel dersleri atlamanızı tavsiye etmem. Hem ikinci sınıfta alacağınız mesleki dersleri hem de 3. Sınıftan alacağınız mesleki dersleri etkiler. Eğer almayacağınız meslek dersiyse ona bağlı olmayan bir 3. Sınıf meslek dersini deneyebilirsiniz ama o bile 2. Sınıfta almakta olduğunuz temel derslerin henüz tamamlanmamış olmasından etkilenebilir. Danışman hocaya sormak en doğrusu olacaktır.
Mart 2015

Portakallı Ördek, bir soruya yanıt verdi.

İkinci sınıf öğrencisiyim. Ders seçiminde yeterli krediyi sağlıyorum fakat ikinci sınıf derslerinden bazılarını almak istemiyorum. Onun yerine bir üst sınıf derslerini aldım. Bu yapılabilir mi yoksa ikinci sınıfın bütün derslerini almak zorunda mıyım?

Eğer almak istemediğin dersler must-course yani almanın zorunlu olduğu, almadan mezun olamayacağın dersler ise, ki seçmeli dersler katalogda görünmez, almak zorundasın. İstersen fazladan kredin olsun, istersen notun 4.00 olsun, bölümünle ilgili zorunlu dersleri almama, başka dersle değiştirme seçeneğin yok. Örnek vereyim kendi bölümümden; diyelim ki Edebiyata giriş aldın, bunun yeterli olduğunu düşünüyorsun ve ikinci/üçüncü sene verilen başka bir edebiyat dersini almak istemiyorsun. Ders müfredatta görünüyorsa ve yanında elective(Seçmeli) yazmıyorsa must-course(zorunlu) oluyor. Must-course'ların bitmeden mezun olamıyorsun. Mümkünü, oluru yok bunun.
Mart 2015

Deniz Cebeci, bir soruya yanıt verdi.

İkinci sınıf öğrencisiyim. Ders seçiminde yeterli krediyi sağlıyorum fakat ikinci sınıf derslerinden bazılarını almak istemiyorum. Onun yerine bir üst sınıf derslerini aldım. Bu yapılabilir mi yoksa ikinci sınıfın bütün derslerini almak zorunda mıyım?

Bildiğim kadarıyla kendi derslerini aldıktan sonra onları alman gerekir ki zaten kendi derslerin zorunlu vermen gereken derslerdir tavsiyem öncelikle kendi derslerini al zaten ağır geleceğini düşünmezsen üst sınıf derslerini alırsın.
Şubat 2015

Özlem Gür, bir soruya yanıt verdi.

İkinci sınıf öğrencisiyim. Ders seçiminde yeterli krediyi sağlıyorum fakat ikinci sınıf derslerinden bazılarını almak istemiyorum. Onun yerine bir üst sınıf derslerini aldım. Bu yapılabilir mi yoksa ikinci sınıfın bütün derslerini almak zorunda mıyım?

Almak zorunda değilsin üstten alabilirsin tabi ki eğer alacağın ders şartlı değilse. Ama bence kendi dönem dersini al çünkü bi ara onlarıda almak zornda kalacaksın ve bunu tanımadığın insanlarla yapmak daha zor olacak.
Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

ORDÜNARYÜS ÖĞRENCİ OLMAK

Hemen, size ne olduğunu anlama ve itiraz etme şansını vermeden, bir çırpıda ağzımdaki baklayı çıkarayım: Öğrencilik profesyonel bir iştir, uzmanlaşmak gerekir.

Nasıl olur, yok daha neler, olur mu canım! Hiç demeyin öyle, hem de bal gibi olur. Öğrenci olmak öyle gelişkin bir kariyer basamağıdır ki değme profesörlüğe, holding sahipliğine taş çıkarır. Çünkü öğrenim süreçlerinde asıl belirleyici olan öğrencinin ta kendisidir.

Düşünün bir kere; sizin okuduğunuz ya da çocuklarınızın okullarında karşılaşmış olabileceğiniz yaygın problemlerdendir, bir öğretmenin eksik olması veya dersin boş geçmesi. Hatta müdür dahi kimi zaman atanmamış olabilir bir okula... Fakat tüm bu eksiklikler öğretim faaliyetlerinin sürdürülmesine mani değildir, aksayabilir ama öğrencinin olduğu her mekanda öğretim devam etmeye muktedirdir.

698

Bir de tersten bakalım, dilerseniz. Koca koca ünvanlı hocaların dolup taştığı bir üniversite, A'dan Z'ye her türlü imkana ve öğretmen kadrosuna sahip bir ilkokulu ortaokul veya liseyi düşünelim. Kim okumak istemez böyle okullarda? Lakin öğrenciyi çekip alın içlerinden, hiç öğrenci bırakmayın. Ne kaldı geriye: Koskoca bir hiç! Tüm ihtişamıyla dikili fakülteler, kolejler, liseler, okullar... Hepsi anlamsız birer metruk bina hüviyetine bürünürler.

O halde öğretmenlerin, hocaların, okulların, YÖK'ün, Milli Eğitim Bakanlığı'nın varlığını da anlamlı kılan öğrencilerdir, dersem herhalde yadırgamazsınız bu değerlendirmemi. Öğrenci yoksa hiçbirinin varlık nedeni kalmaz. İşte bu kadar önemli bir unsurdur öğrenci, eğitim sisteminin içinde: Başrol oyuncusudur, vazgeçilmezdir.

698

Öğrencinin bu önemli yerini işaret etmekteki maksadım, öğrencilere bir böbürlenme vesilesi çıkarmak değil, elbette. Bilakis; öğrenci olmanın ne büyük bir sorumluluk olduğunun altını çizmektir, muradım. Kimsenin değil, öğrencinin borusu öter okullarda sanki tam tersi bir durum varmış gibi görünse de ama öğrencinin içinde olduğu algılayış yanılsamalarıdır biraz da eğitim sorunlarımızın sorumlusu.

Abarttığımı düşünmeyin: Bir okul bir marka olmuşsa, sebebi öğrencidir. Bir okul adeta bir viraneyi andırıyorsa, eğitim dışında her şeye rastlanan bir adres ise sebebi yine öğrencileridir. Bir üniversite uluslararası akademik endekslerde zirveye koşuyorsa da bir tabela üniversitesi olmaya mahkum edildiyse de müsebbibi hep öğrencidir, başkasını aramak zaman kaybı.

Bilime yön veren insanların biyografilerini okumaktan büyük bir zevk alırım. Bilim tarihi, kahramanları ve toplumlara etkisini sentezlemek yıllar yılı üzerinde araştırma yapmaya devam ettiğim keyifli ve ibretlik bir uğraşıdır benim için. Biyografileri okudukça, kendime göre altı çizilmesi gereken, bilimsel kişiliğin oluşumuna zeminlik yapan ne varsa not eder, başka isimlerin hayat hikayeleri ile karşılaştırırım. Bilim insanlarının hayatını şekillendiren aileden okula, zamandan kültüre çevresel ortak paydaları belirginleştirmeye çalışırım kendimce. Bu çalışmalardan elde ettiğim çarpıcı sonuçlardan bir kısmını paylaşmak istiyorum:

Büyük bilim adamları, büyük paralarla gidilen kolejlerde okumadılar. Hatta çoğu kez yokluk ve yoksunluklar içinde geçmiş hikayeler var. Çünkü ihtiyaç duymaktır her gelişmenin tetikleyicisi. Bunu hemen adapte edelim bizim gerçeklerimize: Diyeceğim o ki; belki de kapısında insanların kuyruğa girdiği, kayıt olmak için can attığı, bildiğiniz üniversiteler yerine bilimin en temel hammaddesi olan siz ve doğayı doya doya dinleyebileceğiniz, sakin bir Anadolu köşesindeki bir üniversite çok daha büyük bir koridoru önünüze açabilir. Biliyorum epeyce rahat bağımlısı, imajı her şeyin üzerinde tutan geniş bir kitle buna şiddetle itiraz edecek ama gerçek şu ki; bir eli yağda bir eli balda, gereğinden fazla lüks ders ve araştırma ortamlarında insan beyninin bir derde derman olmak üzere kendisini motive etmesini beklemek, büyük yanılgı olur. Fazlaca şatafatlı, alet edevat dolu, özellikle son yıllarda adeta birer teknoloji çöplüğüne dönmüş okullarda bir çözüme odaklanmanın doğal zorluklarını da görmek gerekir.

698

Bilim için insanın kendisini dinlemesi ve keşfe giden bir yolculuğa çıkması bir şart. Bu sürecin kariyer endişesi, sosyoekonomik beklentilerle gölgelenmesi, gerçek bilimin içine düşmektense akademik ünvanlarla avunan, bilim üretiyormuş gibi yapan kitleler üretiyor gibi. Bakın etrafınıza ve buna siz karar verin, yanılıyor muyum?

Bu biyografilerde şu noktanın ortaklığı da en fazla dikkatimi çeken oldu: Hocalarını zorlayan kişilikler genellikle bilimin önde gidenleri. Bitmek tükenmek bilmeyen sorularla, meraklarını damıtarak öğretmenlerini araştırmaya ve yeni bir şeyler getirmeye mecbur bırakan bir kırbaç olarak kullanıyorlar. Öğretmenini yeni limanlara sürüklemeyen öğrencilerin öğretmenlerinin yetersizliğinden, ilgisizliğinden şikayet etme hakkı da olamaz. Uzun bir dönem ben de kısmi olarak öğreten tarafında görev yapmış birisi olarak, öğretmenliğin en büyük girdabının kendini yenilemeksizin yinelemek olduğunu düşünüyorum. Bu kimilerini rahatsız etmiyor, 20 sene önce verdiği dersi satırı satırına aynen vermeye devam ediyor. Nasıl olsa öğrenciler değişiyor, diye düşünüyor olmalılar ama beni ziyadesiyle rahatsız etti bu durum. Öğrenciliğini terk etmiş bir öğretmenin gerçek bir öğretmen olamayacağı düşüncesinin katıksız savunucularındanım.

Yazılarımda çok vurguladığım büyülü rüzgardır, sinerji: Sinerjiyi üretmek ve hocaları da dahil, girmek isteyen herkesin bu melteme kapılmasını sağlamak da öğrencinin yapabileceklerindendir. Genellikle öğrenciler okullarını eksik donanımlarıyla, hocalarının beklentilerinin altındaki tutumlarıyla, düzenle ilgili olarak eleştirip dururlar. Oysa şikayetçi olunan sorunları düzletmek için gayret etmek, bunlardan arınmış bir eğitim ortamının yaşamasını temin etmek de öğrenciliğin gücü kapsamında olmasına karşın nedense, ısrarla her şeyi hazır bekler, bulamazsa okul değiştirmeyi tercih eder pek çoğu. Bu ise eğitiminin asıl ana fikri olan sorun çözücülüğüne dair önemli bir pratiği yapmaktan kendisini men eden, bir basitçiliğe kaçıştan başka bir şey olmasa gerek.

Özetle; eğitim her şeyin öğrencinin merkezinde olduğu bir sistemdedir. Öğrenci bir seyirci, uzaktan eleştiri üretmekten ibaret bir muhalif olmaktan çok öte, okulların varlık nedenidir, temel dinamiğidir. Bu ise öğrenciyi karşılaşılan sorunları çözüm konusunda sorumlu kılar. Bir sorunlar ve sorgular yumağı olan hayata hazırlanmayı uman insanların okullarındaki sorunları çözmek konusundaki isteksizliği hayata karşı da mağlubiyetlerinin bir işareti olabilir.

Mütevazi mekanlar, yalın ve doğal çevreler düşünce üretimi için çok daha avantajlı olabilir. Başkalarının gözüyle değerlendirmek, başkalarının ezber şablonlarına göre okul ve üniversite okumaya çalışmak yerine varlık ve üretkenlik gösterilebilecek eğitim kurumlarının bir ferdi olmak daha da anlamlıdır. Başarılılık görecelidir; popüler okullarda kendini ifade imkanı bulamayan ve bu yüzden silik karakter olarak anımsanan bir öğrenci bir Anadolu üniversitesinin en inovatif, sıradışı, mucize öğrencisi olabilir.

Uzun sözün bam teli; öğrenci eğer öğrenciliğinin farkına varırsa eğitim istenen amacına ulaşabilir. Okullara hazırlanmak, giriş sınavları için yemekten içmekten kesilmek yerine öğrenci olmaya hazırlanmak gerekir çünkü öğrencilik tam anlamıyla dinamizmin öbeği olan profesyonel bir mertebedir ve gerçek başarının sırrı oradadır.
Cem TURAN

Makale orjinali:turancem.blogspot.com.tr/2014/09/orduna. . .
Kasım 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

TOPLUMSAL İNOVASYON, ÇEVRESEL ŞEKİLLENDİRİCİLİK VE ÖĞRETMENİN ROLÜ

İnsan şüphesiz sosyal bir canlı. Bunun sonucu olarak; çevresi ile doğrudan ve dolaylı etkileşim halinde olup, bu ilişkiler sonucundaki edinimlerin tezahürü olarak kişiliklerin şekillendiği görülür.

1953 Yılındaki DNA keşfinden sonra, uzun yıllar genetik bilimciler, insanın davranış, zeka ve yeteneklerinin şekillenmesinde genetik kodların izini takip ettiler. Diğer pozitif bilimlerden aşina olunduğu haliyle; insana mekanik bir kolaycılık atfetmeye eğilimli bilim insanları, DNA'nın milyarlarca şalteri barındıran bir elektrik panosu olduğuna, eğer uygun şalter bulunup konumu değiştirilirse bir insanın zeki, yetenekli, güçlü hafızalı, dahi, ahlaklı gibi arzu edilen tüm meziyetlerle donatılabileceğine inandılar. Hatta kanser gibi hastalıklara neden olan genleri bulup sigortalarını kapatarak bu hastalıktan da kurtulabileceklerini umdular. Oysa sonuç hiç de onların umduğu gibi olmadı: Canlılar dünyasının müthiş tasarım mühendisliği içinde insanın sahip olduğu karmaşık dünya, bilim insanın halen insan hakkındaki bilgisinin çok sığ olduğunu bir kez daha ispatladı. İnsan genetik faktörlerden çok çevrenin bir ürünüdür.

9413

Çevresel şekillenme süreçlerinin en önemli zeminini şüphesiz, öğretim ve eğitim faaliyetleri oluşturmaktadır. Bu faaliyet sanki okullarla sınırlı tutulan bir zaman kesitini ifade ediyormuş gibi algılansa da aslında tüm yaşam döngüsünü içine alan, ilk nefesten son nefese kadar içinde olunan, hayati bir süreçtir.

Bu gerçekten yola çıkarak, örgün öğretim ve eğitim faaliyetlerinin temel dinamikleri asli olarak, bireye ömür boyu kullanabileceği öğrenme, yorumlama, tasarlama ve gerçekleme meziyetlerini kazandırabilmelidir. Bunun için soyut malzemelerle egzersizler stratejik önem taşımaktadır. Çünkü bunlar toplumsal bir kimliğin, aydınlanmacılık ve gelişimcilik yönünde harekete geçebilmesi için yegane anahtar rolüne sahip yaşamsal bileşenlerdir.

Dünya tarihine bakıldığında; sıcak savaşların yanı sıra, eğitim faaliyetlerinin bölgesel ortak bilinçaltı oluşturmada yoğun olarak kullanıldığı görülür. Örneğin; adeta bir kitlesel silah gibi; sessiz ve derinden, sabırla yürütülen eğitim tabanlı stratejiler günümüz dünyasının bir bölümünü üretenler, bir bölümünü de üretenlerin ürettiklerini tüketen, bağımlı pazarlar olarak şekillendirmiştir. Tüketenler ligindeki coğrafyalarda, süreklilik arz eden eğitim stratejileri sonucu ideallerinden vazgeçmiş, üretmek gibi bir düşü olmayan, ideal beslemeyen ve bunlara mukabil eğlence, futbol fanatizmi, şans oyunları, diziler ve televizyon programları, vasatlaştıran mahalle çevreleri gibi kavramlar toplum genetiğine işlenerek kalıcılaştırılmıştır.

Sanayi devrimi sonrası aranan yeni pazarlar yeni bağımlılıklar üretmiş, bu coğrafyalardaki insanlar üretenler grubundaki ülkelerin markalarını taşıyan ürünlere sahip olmayı birer sosyal statü ifadesi olarak kullanmaya başlamışlardır.

Kurulmuş bulunan bu denklemde bir bozulma istenmemektedir: Tüketenler liginde iken "ben de yapabilirim" idealini dile getirmek umulan bir eğilim olmadığı gibi, pazar kaybetme endişesi taşıyan üretenler ligi oyuncularını kızdırmaktadır.

9413

Bu uğurda öğretim ve eğitim terminolojisi bile karıştırılmaktadır. Bilgi yığınları altında ezercesine, kısa süre içinde unutulacağı bilinmesine rağmen, genç bireylerin zihinlerini doldurmanın eğitimle de özdeş olduğu gibi bir yanılgıya düşülmektedir. Oysa eğitim, yanında hiç erzak olmayan bir bireyin dahi hayatta kalabilme, bir medeniyet kurabilme ve yaşatabilme becerisini kazandırmalı, idealist ve hedefli bir yaşam öngördürmeli, hayal gücünü ve öz inancı, güveni beslemelidir.

Sınıf içerisinde öğrencilerin, hatta bir bilimsel toplantıda bile katılımcıların konuşmacıya soru sormalarının önünde bir engel teşkil eden ve toplumsal bilince yer etmiş, genetiğine işlemiş "acaba fikrimi paylaşırsam ayıplarlar mı? " düşüncesi bile entellektüel özgüven kodunun bozulmuşluğu ile ilgilidir.

Günümüzün popüler teknoloji ürünlerine, bir kültür getiren sanal paylaşım imparatorluklarına bakıldığında, hiçbirinin geliştiricisinin dahi diyebileceğimiz vasıflarda olmadıklarını görmekteyiz. Hemen hepsi sıradan, ortalama insanlardır aslında. Ancak kendilerini aşmaya sevk etmek üzere tasarlanmış sosyal çevreleri, mahalli yaşamları kendilerini başarıya götürerek, bugün devlet başkanları gibi ağırlanan teknoloji dünyasının temsilcileri durumuna getirmiştir onları. Toplumsal genetik faktörler yine iş başındadır.

Bir toplumun aydınlanmacı dönüşümü genç insanlarından başlamalıdır. Geçmişin kodlanan toplumsal genetik urları birer birer giderilmeli ve yerine inanç, kararlılık, merak, insan ve canlı sevgisi, idealizm ve hayal gücü konulmalıdır ve bu dönüşüm ancak öğretmenler eliyle mümkündür. O halde önce öğretmenliği yeniden tanımlamak ve mensuplarını motive etmek gerekir.

Bilim bir yoktan yaratış eylemi değil, yaratılmış olanlardan esinlenerek modellemelerde bulunma, yaratılmışları kopyalama yoluyla, farklı kombinasyonlarda kombine ederek türetme çabasıdır. Bu nedenle; kuşların kanatları halen uçaklarda, vahşi hayvanların kazıcı pençeleri iş makinelerinin kepçelerinde yer alır. Bu düşünceden hareketle; insanın düşünsel ve beyinsel modeli olan bilgisayar da insan vücudundaki düşünsel ve sinir sistemine yönelik hemen her uzvun amatör birer kopyasını içermekte olduğundan, bilgisayar bilimlerinin insan beyin algısının izlenmesi ve geliştirilmesi konusunda da yadsınamaz bir ilgisi bulunmaktadır.

Gelin görün ki; eğitim ve bilgisayarlar bir araya geldiğinde genellikle algılanan teknolojik ürünler dağlarını sınıflara yığmaktır: Projeksiyonlar, tabletler, bilgisayarlar, Wi-Fi ağları, akıllı tahtalar... Bu son derece hatalı bir yaklaşım ve bu yanlış yaklaşımın sancılarını Fatih projesinde fazlasıyla görmekteyiz, örneğin. Eğitimin modernizasyonu alet edevatlardan önce içerik ve felsefesinin doğru kurgulanması ile sağlanabilir. Sınıfları akıllı tahtalar ile donatmak ve çocuklara tablet dağıtmak keşke yeterli olabilseydi ama değil....

Bir düşünsel faaliyet, bir duyu organında algılanan sinyallerin sinir sistemince taşınarak beyinin nöronları tarafından etkileşimler kurularak değerlendirilmesi, bütünüyle organize bir eylemdir. Bir tek beyin hücresinin mükemmel çalışmasının hiçbir anlamı yoktur çünkü nöroenformatik (beyin aktivitesine dayalı bilgi işleme süreçleri) eylemler çok sayıda hücreden oluşan bir sistemin koordinasyonu ile mümkündür. Bu demektir ki; bir tek insanın mükemmel yetişmesi, bilime ve aydınlanmaya aşk ile bağlanmasının toplum için hiçbir getirisi yoktur. İnovasyon denilen yenilik yönünde değişim harekete, bilimsel gelişim, fikirsel aydınlanma ancak bir sinerjik çevrenin sözkonusu olduğu coğrafyalarda yeşerebilir; sonuç verebilir.

İnsanı aile, okul, arkadaş, mahalli mizaç gibi çevresel faktörler şekillendirir, tabletler değil. Bir öğrenciye neden ve nasılını bir ufuk eşliğinde vermedikçe, özgüven ve hayal gücü aşılamadıkça, entellektüel üreticilik cesaretini elinden aldıkça eğitmişlik şöyle dursun, sadece mekanik bilgi kapasitörleri üretmiş olacağımız, aşikar durumumuz olacaktır. Bundan kurtulma ülküsünün yegane kahramanları varsa, onlar öğretmenliğinin farkında olan ve bilgiden önce bilgiye karşı tutku ve idealleri öğrencilerine katabilen öğretmenlerdir.

Cem TURAN

Makale orjinali:turancem.blogspot.com.tr/2014/11/toplum. . .
Ekim 2014

ksa, bir soruya yanıt verdi.

Sayısalda okuyup çoban olmak isteyen ve doğayı çok seven bir öğrencinin ne yapması gerekir?

Veterinerlik yada ziraat mühendisliği, hiç yoksa tıbbi aromatik okuyup neyi sevdiğini öğrenmeli, sonucunda da sevdiği işi yaptığı için hem mutlu olarak hayatını sürmeli.
Eylül 2014

Cem Turan  yeni bir  gönderide  bulundu.

Daha fazla

180 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.