Bilmek istediğin her şeye ulaş

Oksijen

Kimya

Oksijen atom numarası 8 olan ve O harfi ile simgelenen kimyasal elementtir. Oksijen ismi Yunanca ὀξύς (oksis - "asit", tam anlamıyla "keskin", asitlerin acı tadı kastedilir) ve -γενής (-jenēs) ("üretici", tam anlamıyla "sebep olan şey") köklerinden gelmektedir, çünkü isimlendirildiği zamanlarda tüm asitlerin oksijen içerikli olduğu sanılırdı. Standart şartlar altında, elementin iki atomu bağlanarak çok soluk mavi renkte, kokusuz, tatsız, diatomik yapıdaki, O2 formülüne sahip dioksijen gazını oluşturur. Oksijen periyodik tablodaki halojen grubunun üyesidir ve neredeyse diğer tüm elementlerle kolayca bileşik (başta oksitler olmak üzere) oluşturabilecek, büyük ölçüde reaktif olan bir ametaldir. Oksijen güçlü bir oksidanttır ve tüm elementler içinde ikinci en yüksek elektronegatifliğe sahiptir (sadece florun daha yüksek bir elektronegatifliği vardır) . Kütlesel olarak, hidrojen ve helyumdan sonra evrende en bol bulunan elementtir ve yerkabuğunda en bol bulunan elementtir, bu kısmın kütlesinin neredeyse yarısını oksijen oluşturur [kaynak belirtilmeli]. Serbest oksijen, sudan oksijen elde etmek için Güneş ışığını kullanan bazı fotosentetik organizmalar olmadan Dünya üzerinde bulunamayacak derecede fazla reaktiftir. O2 elementi bu organizmalar evrildiğinde, yaklaşık olarak 2.5 milyar yıl önce, atmosferde birikmeye başladı. Diatomik oksijen gazı hacimsel olarak havanın %20.8'ini oluşturur. Suyun kütlesinin %88'i oksijendir, bu yüzden canlı organizmaların kütlesinin büyük bir bölümünü oksijen oluşturur. Organizmalardaki hem organik (proteinler, yağlar ve karbonhidratlar) hem de inorganik (dış iskelet, dişler ve kemikler) neredeyse tüm ana moleküllerin yapısında oksijen bulunur. Element halindeki oksijeni; siyanobakteriler, algler, bitkiler üretir ve tüm kompleks yaşam biçimlerindeki canlılar hücresel solunumda kullanır. O2 atmosferde birikmeye başlamadan önce, Dünya üzerinde e...

Temmuz 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Astım hastalarının oksijen spreylerinden kullanmaları orucu bozar mı?

Bu spreylerin tek kullanımında 1/20 ml'lik çok az bir miktar ağza sıkılır. Sıkılan kütle de mideye ulaşamadan ağız ve boğaz yollarında elimine olur. Abdest alınca ağızda kalan su ile bu miktarı karşılaştırdığımızda su bile daha çok vücuda girmektedir. Ayrıca "kesin olarak bilinen, şüpheyle bozulmaz" kaidesi gereğince oksijenli ilacın mideye ulaşıp ulaşmadığının kesin bir bilinirliği olmadığı için bu spreyler oruç bozmaz.
Nisan 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Şubat 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kazdağlarına ölüm fermanı

886

Alpler'den sonra dünyanın en fazla oksijen üreten dağı: Kaz Dağları...

Kaz Dağları'na Ölüm Fermanı

Türkiye’nin cennet köşelerinden biri olan oksijen deposu Kaz dağlarında, altın madeni işletmek için 16 firma ruhsat aldı. Yerli ve yabancı firmalar, 400 bin ton siyanür kullanarak 34 noktada altın arayacak.

750 BİN KİŞİ OLUMSUZ ETKİLENECEK

“Dünyanın en çok korunması gereken bölgelerinden biri olan Kaz dağlarının bitki örtüsü, suyu, havası, yer altı ve yer üstü zenginlikleri ciddi tehdit altındadır.

Bölgede birçok uluslararası firma, başta altın ve gümüş olmak üzere maden arama ve işletme ruhsatı almış ve almaya devam etmektedir. Kaz dağlarında altın madeni işletmeciliğinin başlaması halinde, 2,5 milyar ton kaya ve toprak işlenecek, yaklaşık 400 bin ton siyanür kullanılacaktır.

10 milyon adet zeytin, kiraz, şeftali, elma ağaçları ile birlikte tüm bitkisel üretim ve tarımla geçimini sağlayan 750 bin kişi olumsuz etkilenecektir. ’’

Kaz Dağları bölgesinde 2007 yılında başlayan altın arama çalışmaları kapsamında bugüne dek yüzlerce sondaj yapıldı. Çanakkale bölgesinde son olarak da 16 firma 34 bölgede altın arama ve işletme ruhsatı aldı.

Ruhsatlar, Bayramiç, Çan, Lapseki, Biga, Ezine, Ayvacık ve Yenice ilçeleri sınırları içinde bulunuyor.

*** ***

Kazdağları tehdit altında Kazdağları'nın eteklerinin yakınlarında açılan maden ocakları bölgenin coğrafi yapısını ve meyveciliği tehdit ediyor... Çanakkale'de verimli arazileriyle ünlü Kazdağları'nın eteklerindeki Bayramiç İlçesi’ne bağlı köylerin yakınlarında her geçen gün yenileri açılan maden ocakları, bölgenin kabusu oldu. Maden ocakları bölgenin coğrafi yapısına zarar verdiği gibi meyveciliği de olumsuz etkilemeye başladı.

Bayramiç’e bağlı Muratlar, Karaköy ve Kuşçayır köylerinde altın ve gümüş arayan maden şirketlerinin yanı sıra Mollahasanlar, Kurşunlu, Saraycık, Daloba, Kutluoba ve Yeşilköy'deki cam, seramik, kaynak elektrotları ve boya sanayiinde kullanılan önemli bir endüstriyel hammadde olan feldspat üreten maden ocağı bölge için çok büyük tehlike haline geldi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi son olarak Gedik Köyü'nde Zafer Madencilik Firması tarafından yeni bir maden ocağı daha açıldı. Ocak açılirken de çok sayıda çam ağacı kesildi.

Bayramiç Çevre Platformu Sözcüsü İbrahim Saydam, bölgede 11 maden ocağını açılması için başvuru olduğunu belirterek, “Altın arayan maden şirketleriyle mücadele ederken, bir de feldspat ocakları açılmaya başlandı. Kazdağları'nın etekleri maden şirketleri tarafından istila edildi diye konuştu.

Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan da havzadaki çok verimli tarım arazilerinin maden ocakları nedeniyle büyük zararlar gördüğünün altını çizdi.

Kazdağları, Anadolu yarım adasının kuzeybatısında yer alan, Biga yarım adasının en yüksek dağıdır. Eğe Bölgesi ile Marmara bölgesini birbirinden ayırır, Kazdağları Çanakkale ve Balıkesir sınırları içerisinde kalmaktadır. Edremit körfezinin kuzeyini takiben, kuzey doğu-güney batı yönünde 60 – 70 km. Uzunluğunda olan Kazdağları, batıda Dede dağı, ortada Kazdağı, doğuda Eybek dağı, kuzeydoğuda Gürgen, Kocakatran, Küçükkatran ve Susuz (Sakar dağı) dağlarından oluşur.

60 – 70 km.lik Kazdağları zincirinin ortasında yer alan Kazdağı’nın, güneyi Edremit Körfezi, doğusu Zeytinli çayı, kuzeyi Kara Menderes Çayı, batısı Altınoluk yerleşiminin batısı (Damla Tepe) ile çevrili olan 21 452 hektarlık alanı, 17.04.1993 tarih ve 21555 sayılı resmi gazetede yayınlanan 93/4243 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Kazdağı Milli Parkı olarak ilan edil. Kazdağı milli parkı Balıkesir iline bağlı Edremit ilçesi sınırları içerisindedir.

Kazdağı ve Biyoçeşitlilik Kazdağı Güney Marmara Bölgesi’ nin batısında, Edremit Körfezi’ nin Kuzey kıyısında yer alır, yüksekliği ve bölgeye düşen yağış miktarı nedeniyle nemli bir iklime sahiptir. Alan bu nedenle doğal bitki örtüsü ve tarımsal ürün çeşitliliği açısından oldukça zengindir. Avrupa – Sibirya ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasında kalması ve bakir olması nedeniyle, bu bölge çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır. Kazdağı özellikle bitki, kuş ve memeli türleri açısından önemli bir bölgedir ve 37 bitki türü Önemli Doğa Alanı kriterlerini sağlamaktadır ve bu türlerden 32’ si ise sadece Kazdağı’ na özgü endemik türlerdir. Bu türlerden bazıları Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. Equi-trojana), Kazdağı’ na özgü kantaron (Hypericum kazdaghensis), yüksükotu (Digitalis trojana), geven (Astragalus idea), kurt kulağı (Ferulago idaea), yoğurt otu (Galium trojanum), sarıkız çayı (Sideritis trojana) ’ dır. Kazdağı’ nda bulunan bitki türlerinin çoğu tıbbi olarak kullanımı olan bitkilerdir ve ekonomik değerleri oldukça fazladır. Yırtıcı ve orman kuşları açısından önem taşıyan alanda çok sayıda Anadolu sıvacısı (Sitta krueperi) üremektedir. Alanda üreyen yırtıcıların başında kaya kartalı (Aquila chrysaetos) ve gökdoğan (Falco peregrinus) gelmektedir. Kazdağı Önemli Doğa Alanında yaşayan ve küresel ölçekte önem taşıyan memeli türleri; Mehely’ nin nalburunlu yarasası (Rhinolophus mehelyi), uzun ayaklı yarasa (Myotis cappaccinii) ve kirpikli yarasadır (Myotis emarginatus) . Ayrıca bu bölgede küresel ölçekte tehdit altında bulunan bir içsu balığı türü olan Capoeta bergamae bulunmaktadır.

Coğrafya

Kaz Dağı ya da Kaz Dağları olarak iki biçimde adlandırılan dağ büyük ölçüde Biga Yarımadası'nda uzanmaktadır. Kaz Dağları, batıda Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (kuzeyde Babadağ, ortada Karataş tepe, güneyde Sarıkız tepesi) doğuda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşur. Üç tepesi olan esas Kaz Dağı'nın en yüksek tepesi 1774 metre olan Karataş tepesidir ve Balıkesir'in Edremit ilçesi Güre beldesinin kuzey-kuzey batı istikametine düşmektedir. Çanakkale'nin Bayramiç ilçesi Ayazma mesire yeri ise Kaz Dağı zirvesinin kuzey batısına düşmektedir ve mesire yerine ulaşmak için Bayramiç'ten yaklaşık 17 km'lik Evciler Beldesi yolunu takip edip Evciler'den sonra 6 km'lik yol aşılarak ulaşılabilir. Bölgedeki en önemli merkez Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu ve Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldeleridir.

Bitki örtüsü

Kaz Dağı çevresi büyük ölçüde ormanlar ile kaplıdır ve yakınında yerleşim oldukça seyrektir. Üst yokuşlardaki ormanlar başlıca Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. Equi-trojani) Türkiye'de yalnızca Kazdağı'nda yetişen endemik bir göknar alt türüden oluşur. 17 Nisan 1994 tarih ve 21555 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 93/4243 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Dağın Balıkesir İli Edremit İlçesi sınırlarında kalan 21.300 hektarlık bölümü Kazdağı Millî Parkı olarak ilan edilmiştir. İtki yapısı olarak Avrupa-Sibirya bölgesiyle, Doğu Akdeniz bölgesinin tam sınırını oluşturan Kaz Dağları'nda doğal olarak her iki bölgenin bitkisel özelliklerinin harmanlanmasıyla yeni bitki türleri kendini göstermiş. Bu nedenle bölgede 21 çeşit bitki türü var ki, Dünya'da sadece Kaz Dağları'nda yetişiyor. 'Kesin olarak korunması gerekir' ibaresi ile kayıtlara geçen Kaz Dağı Göknarı, bu 21 çeşit bitki arasında en önemlisi. Kaz Dağları'ndaki köylerde bu ağacın kozalakları çaya katılır. Demlenen çaya özel bir aroma verir. Aynı şekilde köylülerin Kaz Dağı adaçayı dedikleri 'Sideris trojana', Kaz Dağı çiğdemi, dağ lalesi, beyaz ve kırmızı şakayık Kaz Dağları'nda yetişen onlarca bitkiden birkaçı. Bölgede bulunan endemik, yani 'Yayılışı sınırlı olan tür' denilen bitki türleri üç grup altında sınıflandırılıyor. Dünya'da sadece Kaz Dağları'nda yetişen endemik türler birinci grubu, Dünya'da sadece Türkiye'de aynı zamanda Kaz Dağları'nda yetişen türler ikinci grubu, endemik olmayan ancak Türkiye'de sadece bu bölgede yetişen türler ise üçüncü grubu oluşturuyor. Dünya Bankası, 'Türkiye'de Genetik Çeşitliliğin Yerinde Korunması Projesi' için 5.1 milyon dolar ayırmış. Yedi yıl boyunca Kaz Dağları yedi bölgeye ayrılarak türleri saptanan bitkiler tek tek sınıflandırılmış. Bu proje içinde 4. Bölge olarak ayrılan Kalkım'daki Koca Mezarlık denilen bölge ne yazık ki, bugün linyit kömürü çıkarmak adına kazılıyor. Son yirmi yıl içerisinde zeytinlik alanların imara açılmasıyla yapılaşma dağın eteklerinden yukarılara doğru tırmanmaya başladı. Ancak son dönemde zeytincilikten para kazanılmaya başlanmasıyla bu yapılaşma şimdilik hız kesmiş görünüyor. İnsanların son zamanlarda doğaya dönüşü ve doğal olanı yerinde görme isteği, bölgenin korunabilmesine önemli katkılar sağladı. Bu duygularla hareket eden insanlar, Kaz Dağları'nın orijinalliğini hâlâ koruyan Adatepe, Yeşilyurt gibi köylerine yerleşerek evlerini aslına sadık kalarak restore ettiler. Böylece bu köyler betonlaşmanın etkilerinde kurtarılarak, bugün insanların zevkle ziyaret ettikleri yerler haline geldi.

Çaylar

Batıdan Tuzla Çayı ve Kara (Skamandros) Menderes Çayı, kuzeyden Gönen Çayları doğar. Yarımadadaki önemli akarsulardan Karamenderes ve Biga Çayı ile çevredeki köy ve diğer yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan küçük ölçekli kaynaklar bu dağdan doğmaktadır. KÖRFEZ EDREMİT... ... ... ... ... ...
Aralık 2013

Aytaç Dicleli, bir soruya yanıt verdi.

Karbon, azot, oksijen ve fosfor döngülerini kısaca nasıl gerçekleştiği ile ilgili bilgi verir misiniz?

KARBON DÖNGÜSÜ : Ekosistemde ki canlıların yapısını oluşturan en önemli elementlerden biri karbondur. Karbon , canlılardaki bütün organik bileşiklerin yapısında bulunur. Yer yüzünde ise , atmosferde CO2 , sularda CO2 ve HCO3 (bikarbonatlı bileşikler ) , toprakta kömür, petrol ve kireç taşında bulunur. Canlılar solunum yaparak havada ki oksijeni alıp yerine karbondioksit ve su buharı verirler. Bunun dışında yaktığımız fosil yakıtlar(Kömür, petrol, doğal gaz... .) sonucunda da atmosfere CO2 salınımı yapılır. Canlıların organik atıkları ve ölüleri toprağa karıştığında saprotif ayrıştırıcılar tarafından ayrıştırılarak toprağa geçer. Bu atıkların uzun süre uygun şartalarda toprak altında kalması ile kömür ve petrol gibi fosil yakıtlara dönüşür. Atmosferde ki CO2 ise bitkilerin yaptığı fotosentezle besinlere dönüşür. Bu besinlerin canlılar tarafından yenilmesi ile tekrar canlı yapısına geçer ve döngü bu şekilde devam eder.

SU DÖNGÜSÜ: Yeryüzündeki deniz , göl ve nehirlerden buharlaşan sular atmosfere karışır. Bu arada canlıların yaptığı solunum ile de su buharı atmosfere salınır. Atmosferde ki su buharları soğuk bir ortamla karşılaştığında yağmur, kar, dolu olarak tekrar yeryüzüne dönerler.
Ekim 2013

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Sökülerek başka yere taşınan ağaçlara ne olur

Yapılaşmaya açılacak yeşil alanlar söz konusu olduğunda “Ağaçların başka bir yere taşınacağı” sözünü son günlerde özellikle AKP politikacıları ve belediyelerinden sıkça duyar olduk (İstanbul'a yapılacak 3. Havaalanı, üçüncü Boğaz Köprüsü, Ankara da Gazi Çiftliği vb ile ilgili olarak) . Bu söylem özellikle politikacıların ve Belediye Başkanlarının, yeşili koruma gayretinde olan halka karşı başvurduğu başka bir aldatmacadır.

Bu konuyu bir uzmanına soralım dedik. Bahsi geçen konu Orman Mühendisliği disiplinin ana konularından biri. Bu konuda görüşünü sorduğumuz Ege Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı bölümünden emekli olan meslektaşımız Prof. Dr. İlçin ASLANBOĞA'dan öğrendiğimiz bilgi aynen şöyledir:

Sağlıklı yetişkin bir ağacın taşınacağı yerde sağlığını ve kendinden beklenen ekonomik, ekolojik ve estetik işlevlerini sürdürebilmesi için "tacı hacmindeki" kök sistemiyle birlikte taşınması gerektiği düşünüldüğünde bunun ne denli zor, zahmetli, bilgi ve donanım gerektiren bir iş olduğu tahmin edilir. Örneğin 6 m. Taç çapındaki yetişkin bir ağacın taşınması söz konusu olduğunda girişimcinin önce şu soruları yanıtlaması beklenir:

  • Taşınması düşünülen ağacı yaşamı süresince seyretmiş, gölgesinde oturmuş, ürettiği temiz havayı solumuş olan çevre halkının yitireceği bu değerler hangi yöntemle karşılanacaktır.
  • Taşıma külfetine katlanmak göze alındığına ve bir ağacın olumlu etkilerinden başka bir alanda uzun vadede yararlanmak amaç olduğuna göre, en az 40 m2 genişliğinde (bu genişlik taşınacak ağaç sayısıyla çarpılabilir) yapılaşma girişimlerinden yasal olarak korunmuş, bir açık alan var mıdır?
  • Ayrıca taşıma sonrasında kaybettiği kök oranında rüzgara karşı direncini yitirmiş olan ağacın birkaç yıl boyunca gergi telleriyle toprağa bağlanması zorunluluğu nedeniyle bu süre içinde ağaç altındaki trafiğin engellenmesi söz konusu mudur?
  • Taşınacak alanın yetişme ortamı özellikleri (iklimi, toprağın fiziksel kimyasal özelikleri, su varlığı, güneşlenme durumu, vb.) uzun yıllar yaşamış olduğu ortama uygun mudur? Belki birkaç ağaç için koşulların bazılarının ıslah edilmesi söz konusu olabilir, ancak binlerce ağaç için bu uygulama amacını aşan ütopik bir yaklaşımdır.
  • Yaşlı ağaçların kökleriyle taç hacimlerinin uyum içinde olduğu bilinir ve eşit hacimlerde olduğu varsayılır. Bu varsayıma göre 6 m. Taç çapında ve 6 m. Boyunda bir ağacın en az 20 m3 hacminde kök sistemi olmalıdır. Girişimci bu sistemi kökleri saran toprağı dağıtmadan kaldıracak, taşıyacak, yeni yerine dikecek bir güce ve teknik donanıma sahip midir.
  • Genelde bu hacimdeki toprağın taşınması çok güç olduğu için kök sisteminin küçültülmesi yöntemine başvurulur. Ancak kök-taç dengesini kurabilmek için tacın da en az bu oranda küçültülmesi gerekir ki ağaç yaşamını sürdürebilsin. Bu durumda ağaç yaşasa bile estetik ve ekolojik etkilerini küçültülen tacı oranında uzun yıllar süresince yitirecektir.
  • Ağaç taşıma gündeme geldiğinde belediyeler adı Transplanter olan bir araca güvenirler. Gerçekte bu araçlar, kepçeleri ile 2 m derinlikte topraklara girebilir ve belirli boyutlardaki ağaçları en fazla 2 m3 hacmindeki toprakla beraber taşıyabilirler. Bu durumda hem taşınacak ağacın bulunduğu yerde hem de dikim yapılacak alandaki toprağın engelsiz bu derinlikte olması gereği şüphesizdir. Transplanter’ler Kuzey Avrupa ülkelerinin derin aluviyal topraklarındaki fidanlıklarında yaşlı fidan taşıma (repikaj) amacına göre tasarlanmıştır. Bu aracı satın alan ve deneyen pek çok belediyemizin ülkemiz koşullarında başarısız olduğu da gerçektir.

Ormancılık ve Peyzaj Mimarlığı terminolojisinde böyle bir uygulamanın adı “ Ağaç Taşıma” değil “Transplantasyon” dur. Organ nakillerindeki bilgiyi, titizliği, özveriyi ve uzun süreli bakımı gerektirir. Buna rağmen ancak belirli ağaç türlerinde, uygun koşullar var olduğunda ve uygun teknik donanım sağlandığında başarılı olabilmektedir. Yüzlerce ağacın bir çırpıda başka yere aktarılması hayalden öte bir şey değildir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

18 Haziran 2013
TMMOB ORMAN MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ
Eylül 2013

Gonca Köse, bir soruya yanıt verdi.

Oksijenli suyla saç rengi nasıl açılır?

Oksijenli su saç renginin açılmasında etkili bir maddedir. Ancak saçı yıprattığı söylenmektedir. Her renk saçın renginin açılmasına etki edebilir.
  • Eczaneden aldığınız oksijen suyunun hepsini saçınıza sürmeyin. Öncelikle sarısını alıp suyla karıştırın yoksa saçınız çok fazla yıpranır.
  • Saçınız rengini açmak istediğiniz kısmına veya hepsine oksijen suyu bir sprey içine yerleştirip sürebilirsiniz.
  • Saçınızı iyice ıslattıktan sonra 1 saat güneşte bekleyebilir ya da fön makinesi yardımıyla saçınızı kurutabilirsiniz.
  • Saçınızda oksijenli suyu 1 saat bekledikten sonra yıkadığınızda renginin en az bir ton açılmış olduğunu göreceksiniz. Daha açık olmasını istiyorsanız bu işlemi tekrarlayabilirsiniz.
Ancak bu işlemin saç boyasından daha zararsız olduğunu düşünmeyin oksijen suyu da doğal saçın yapısını bozar ve yıpratır.
Ağustos 2013

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Kükürtdioksit nedir? Sağlığa etkileri nelerdir?

KükürtKükürtdioksit, bir kükürt iki oksijene sahip bir bileşendir. Kükürt ve oksijen arasında kovalent-polar bağ vardır. Şeker endüstrisinde kullanılır. Renksiz, keskin kokulu reaktif bir gaz olan kükürtdioksit; kömür, fueloil gibi kükürt içeren yakıtların yanması sırasında, metal eritme işlemleri ve diğer endüstriyel prosesler sonucu oluşur. Hava kirliliği ve asit yağmurlarına neden olur.

Özellikle çocukların ve astımlı kişilerin duyarlı olduğu kükürtdioksit, hırıltılı solunum, göğüs sıkışması ve kesik nefes alma gibi belirtilere sebep olan, solunum yollarının daralmasına etki eder. Uzun süreli kükürtdioksite maruz kalmak solunum hastalıklarına, akciğerlerin savunma mekanizmasında değişikliklere ve mevcut kalp hastalıklarının kötüleşmesine neden olur.
Ağustos 2013

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Aralık 2012

Hilal Korkmaz, bir soruya yanıt verdi.

Karbondioksit nasıl oksijene dönüşür?

Bunu üretici dediğimiz bitkiler gerçekleştirebiliyor.

~FOTOSENTEZ YOLUYLA~

Oksijen


Oksijen



Bir de CO2' nin kanda taşınmasında oksijenler serbest kalıyor o da şu şekilde;


CO2 karbonik anhidraz enzimiyle karbonik aside dönüşüyor. Karbonik asit ise bikarbonat iyonlarına dönüşüyor ve bu sırada hidrojen iyonları serbest kalıyor. Ortamda ki hidrojen iyonunun yoğunluğunun artması hemoglobinin hidrojene ilgisini artırıyor ve oksijeni bırakarak hidrojenle birleşiyor. Burada da oksijenler serbest kalmış oluyor. Serbest kalan oksijenler de dokulara geçmekte...

4 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.