Bilmek istediğin her şeye ulaş

Okul Hayatı

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Eylül 2015

Serhat Öztürk, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Yeni nesil bir öğretmen adayı olarak ilkokulda 5. Sınıfı bitirene kadar her allahın günü dayak yedim hatta yıllar sonra o dayağı atan hocama siz beni çok dovdunuz hocam dediğim de seni dovmeseydim adam olmazdin demişti gulmustum
Eylül 2015

Portakallı Ördek, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Sitedeki gençlerden biri olarak hoca dayağının çok da geride kalmadığını söyleyebilirim. Okumaya üşenenlere özet; uzun bir yazı olacak çünkü o beş sene yediğim dayağın etkisini 22 yaşıma gelip de tam olarak atabilmiş değilim.

98-99 döneminde okula başladığımda; uçarı, yaşıma göre(6) çok zeki, hiperaktif bir çocuktum. Babamın da emekli bir eğitimci olması dolayısıyla okula başladığımda okuma-yazmadan tut matematik işlemlerine, ufak tefek genel kültür bilgilerine kadar bilmediğim yoktu. Aslında 7. Yaşımda (sonraki sene) okula yazdırılacak iken, tamamen benim babama "Kuzenim okula gidiyor ben de gideceğim. " şeklinde baskı yapmam -başının etini yemem- sonucu okulların açılmasına bir gün kala -veya açıldığı gün tam hatırlayamadım- kaydoldum. Beni öğretmenime teslim ederken "Eti senin, kemiği benim. " diyen babam, muhtemelen okulda dayak yemek için bir sebebim olmadığını düşündüğünden bu kadar rahattı bence. (Bu arada babamdan da az tokat yememişimdir; ama Allah için çok çektirdim, inatçılıkta da kendisine çekince büyük kısmını hakettiğimden şikayetçi değilim. Olur öyle şeyler)

İlkokul öğretmenime görür görmez güvenip sevmiştim, ama daha birinci sınıftan dayak yemeye başladık tabii. Şimdiki anne babalar çocuklarının şımarıklıklarına bir bahane olarak gösteriyorlar hiperaktivite'yi ama benim durumumda; tamamen babamın bir eğitimci+baba olarak "Ben çocuğuma o ilaçları kullandırtmam, mala döndürüyor çocukları o ilaçlar. Bu yaşta çocuk tabii hareketli olur. " şeklinde düşünmesi ve bana da hep yapıcı bir yaklaşımla yaklaştığından bu konuda, farkında olduğum ve okulda dikkat etmem gerektiğini bildiğim bir konuydu. Öğretmenimden ilk tokadımı herhalde yan sıradan kalem veya silgi istemek için ayağa kalktığımda -ufacığım lan yetmiyor kolum işte uzanmaya- yedim. Daha sonra durduk yere aynı sebeplerle, konuştuğum için, parmak kaldırırken çok heveslendiğim için, soruyu bazen farkında olmadan cevapladığım için, derste ayakta dolaştığım için (külliyen yalan), el yazım kötü olduğu için, el yazısı yazmadığım için, bütün ilkokul yıllarımda beni hırpalayanları şikayet ettiğim üstüne bir de ağladığım için.... Onun için bunun için öyle böyle dayak yemedim. Ne kadar salakmışım ki öğretmenime bunlara rağmen sevgi duyuyordum. Yüzüm, ellerim kollarım, kulağım mı morarmadı. Babam direkt halimden anlardı zaten o gün dayak yediğimi; okula gidip "Ulan hasta etmeyin ne biçim eğitimcisiniz siz, küçücük çocuk dövülür mü? Hepinizi sürdürürüm, meslekten men ettiririm. " (yeni emekli başmüfettiş olduğundan, bağlantısı da yok değil) dediği için adamı Okul Aile Birliğinden çıkardılar, beni görmezden geldiler, sindirdiler. Aile Birliği çocukları el üzerinde tutuldu, ben yokmuşum gibi davranıldı. O okula aile olarak çok büyük destek, geliştirme yardımı yapabileceğimiz halde, babam gördüğüm muameleden şikayetçi olduğu için okulun başına bela addedildi.

Ortaokul ve lisede öyle dayak görmedim ama. Bilmiyorum, sadece sınıf öğretmenlerinde sık sık görülen bir durum olarak da genellemek istemiyorum zira pamuk gibi hocalar olduğunu da biliyorum kendi okulumda. Çocuktuk işte değiştirmedim sınıfımı. Ortaokul ve lisede bir fiske yememişimdir. Zaten hocalar da pek dayak yanlısı değillerdi. Ha ama nedir, mesela bir hocamız sınıfta dersi sabotaj etmeye çalışan biri varsa arkadaşın boş bulunduğu anda çat diye yapıştırırdı kafasına bir tane. Ya da ne bileyim, lisede disiplin kurallarını ısrarla çiğneyen -çok da rahattık hani AÖL olmamıza rağmen- biri varsa (Tuvaletlerde ısrarla sigara içmek, giyim kuşam kurallarına ısrarla uymamak, haylazlık, magandalık, ders dinlememe hepsi bir arada falan olacak tabi) normalde pamuk gibi ve sakinlik abidesi olan müdür yardımcımızın işi sinirli asabi fakat komik ve bir o kadar cana yakın müdürümüze bırakmayıp okulun üç katında yankılanacak efsane bir tokat indirdiği de olmuştur. Ama dediğim gibi, bir öğrencinin artık sınırları aşması ve öğretmenin dayanamayarak bir tokat atması başka şey, devamlı durduk yere dayak atılması bambaşka bir şey.

Sonra ne oldu; ben 5. Sınıftan itibaren silik sessiz bir tip oldum. Öyle ki ilk senelerimde emekli olmuş bir hoca beni daha dershanesinde gördüğünde bana "Bu çocuğa ne yaptılar okulda; sesi çıkmıyor, neşesinden eser kalmamış. " dedi. Çünkü okula karşı eski neşem kalmadı. Lisede dahi silikliğimden kurtulamadım. Öğretmenlerim derse katılmadığımdan şikayetçi olurlardı. Okumayı bırakmak isteyecek kadar depresyona girdim ergenliğe girdiğim dönem. Hiç kimse bir şey başaracağımı düşünmedi bu halim yüzünden. Bir kaç öğretmenimin desteğiyle üniversiteye kadar geldim desem yalan olmaz. Hâlâ asosyalim, hala çekingenim. Bir topluluğa girdiğimde insanlara çabuk kaynaşabiliyor olmama rağmen, ilk adımı atana kadar uzun süre beklerim. Ortaya fikir atabildiğim an grubun liderliğini bile alabilirim. Üniversitede ancak toplayabildim kendimi bir derece.

Şimdi bir öğretmenim. Öğrencilerime fiske vurmuyorum, zannetmiyorum ki kolay kolay böyle bir şey yapabileyim. Özellikle benim yediğim gibi çok afedersiniz ota b*ka dayak atılmasına şiddetle karşıyım. Zaman zaman çileden çıkarttıkları olmuyor mu, oluyor. Hatta açık ve net söyleyeceğim bazen okkalı bir tokadı hak ettiğini düşündüğüm çocuklar oluyor. Ama annesinin babasının vermediği terbiyeyi, evde atılmayan o bir tokadı, ben atacak değilim. Sınıftan çıkarırım, köşede bekletirim, enselerinden tutup müdürün yanına götürürüm, ailelerini ararım. Ama ne kadar hak etse de bir fiske vurmaya tenezzül etmem. Hem okulda dayak yiyecek, hem de öğretmenlerin zerre saygı görmediği bir dönemde öğretmen olacak kadar da bahtsız olmam cabası.
Eylül 2015

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

İlkokuldan mezun olduğuma sevinmemin en önemli nedenlerinden biri o siyah önlüğü artık giymeyecek olmamdı. Büyüdüğümü bana ifade eden kravat, gömlek ve ceket giyerek başladığım orta okulun ilk günlerinde 85 kişilik sınıf kaosunda tanışmıştım nam-ı meşhur Kafa Kıran Ali Hocayla.
Nam-ı, 1.55 boyuyla size diz çöktürüp avuç içiyle çenenize vurmasından öne çıkıyordu.
Her yemek yemenizde veya konuşmanızda çene ağrısı nedeniyle Kafa Kıran ismi korku filmlerine taş çıkartır cinstendi ve karşılaşmamak için yol değiştirmenin ne demek olduğunu ilk o zaman anladım.

Gel zaman git zaman bir gün gazetede bir haber okuduk.
-Olaylarıyla meşhur ... Okulun öğretmeni ve müdür yardımcısı çuval içinde çıplak bir şekilde dereye atılmış bulundu.

İlginç sert zamanlardı.
Eylül 2015

Yalçın Çimen, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Olur öyle şeyler. Öğrensin diye yapıyor hepsi :)
Eylül 2015

Dilara, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Cidden komik soruymuş ☺ Sanırım buradaki yaş ortalaması çok düşük.

Ben çocukken, tamam şirin bir kızdım ama okula gitmeden önce (tabii orta okula kadar) her şeyi bildiğimden okulda hiç uslu durmazdım. Öğretmenlerimiz de o zamanlar iyice gemi azıya almış sadistlerdi. Düzgün maaş da almadıklarından bugünkünden de beter bir tayfa eğitim fakültesi okuyordu. Yani oralara talep hiç yoktu, her kolay yoldan üniversite bitirmiş olmak isteyen girip okuyabiliyordu. Dayak şu şekillerde olabiliyordu. Önce okula girerken kıyafet kontrolü oluyordu, etek çok kısa, çorap renkli, yaka kirli gibi nedenlerle bacağa, popoya bir ağaç dalı ya da çomakla vurulmasıyla kapıdaki sadistin o sabah sevişip sevişmemiş olmasına bağlı olarak sertliği değişen ilk sopa. Öğretmenine bağlı olarak sivri tırnakların kulak memesine küpe deliği açarcasına saplanması, kulağın çocuğu havaya kaldıracak kadar yukarı çekilmesi, avuç içine yuvarlak bir sopa ya da cetvelin yassı tarafıyla vurulması (bu insaflı olanıydı), avuç içine cetvelin keskin kenarıyla vurulması, elin parmaklarının yukarı doğru birleştirtilmesi (tuzluk denirdi) ve üstlerine cetvelin yassı tarafıyla vurulması, yüze atılan tokatlar ve saç tutamlarının koparılacak kadar çekilmesi şeklinde dayaklarımız çeşitlendiriliyordu. İşin ilginç tarafı halk tarafından zarif, ince vb bilinen kadınlar (bu durumda karılar) döverdi bizleri, erkek öğretmenler çok daha düzgün insanlar olurdu. Neyse ki artık bunlar yasaklandı Sadist sapık aynı sadist sapık ama artık çocukları koruyan yasalar var. Artık sadece aşağılayarak öğrencileri ruhen dövüyorlardır. Biz de bizim zamanımızda falaka olmamasına şükrediyorduk. Bir de sıra dayağı diye bir şey vardı ki zaten uslu cici bir kızken beni zıvanadan çıkartıp yaramazların arasına katılmamın da sebebi olmuştur. Öncesinde dayaktan korkardım ve uslu dururdum ama üç beş sıra dayağından sonra dayaktan korkum kalmamış ve eğlenceli tayfaya katılmıştım.
Ağustos 2015

Abdullah Gürel, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Tamama şiddete karşıyımdır ama ilkokul hocam vurmasa herhalde tokat yemesem herhalde bu kadar meraklı gözlem ve analiz etmeyi seven bir insan olamazdım şimdi eski anılar konusunda muhabbet eder iken bile aklımıza gelir güleriz.
Ağustos 2015

Gökhan Çancılar, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Hoca dayağı deyince ben normal okullarda dayak yemedim. Sadece bir yaz kuran kursuna gitmiştim. 5 yanlışı olana falaka cezası vardı. Ondan sonra bir daha da gitmedim. Şimdiki görüşlerimde etkisi var mı bilmiyorum ama pek iyi bir yöntem olmadığı aşikar.
Ağustos 2015

Bazarov, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Bir eğitimci olarak bu durumu onaylamam mümkün değil ancak bende çok bir tepki uyandırdığını da söyleyemem. Bizim lisede yurtta kalıp da dayak yemeden mezun olan öğrenci çok azdır nitekim ben de dayak yemiştim.

Garip şekilde bizim lisede dayak kanıksanmıştı. Belirli hocalar nöbet tuttuğunda yurttan kaçan, etüde girmeyen, girip de sessiz durmayan, akşam yatmayan, sabah kalkmayan adam dayak yerdi. Biz de benimsemiştik bu durumu. Çok az sayıda düzgün çocuk kurallara uyar ve dayak yemezdi, bir kısım dayağa göze alan, ki bunların sayısı hiç de az değil, yapacağını yapardı, bir de benim de dahil olduğum grup dayağa göze almadan ama yapacağından da geri kalmadan gerilim altında yaşamını sürdürürdü. İlginçti.

Zannediyorum bu durumda şiddete yatkın ya da alışkın bir çevrede yetişmemizin rolü büyüktür. Çünkü öğrenciler olarak kendi aramızda da çok kavga ederdik. Hoca dayağından çok çekinmeyen grubun üyeleri genellikle kavga etmekten de çekinmezdi. Herhalde şiddet bir çeşit iletişim yöntemi olarak benimseniyordu. Dönemcilik yapmak için, ağırlığını koymak için, kendini ezdirmemek için, arkadaşlar için, kızlar için, hemşeriler için, insanların hareketlerini sevmediğimiz için kavga ederdik. Yani düpedüz yabaniydik.

Lise bittiğinden beri kimseyle kavga etmemiş etmeye de yaklaşmamış biri olarak şaşkınlıkla hatırlıyorum o günleri. Şiddetin nasıl normalleştiğini anlayamıyorum bir türlü. Günlük hayatta yer yer yine şunu dövmek lazım, bunu bilmem napmak lazım dediğim ya da sinirlenip küfür ettiğim oluyor ancak şiddeti meşrulaştırmamaya özen gösteriyorum. Toplum olarak da şu veya bu sebeple insanların şiddet uygulamasına tolerans göstermemeliyiz diye düşünüyorum. İnsan olduğumuzu unutmamalıyız.
Haziran 2015

Ahmet Dede, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Köyde okurken yerdik, şehre gittik dayak durdu
Haziran 2015

Turgay Emre Keskin, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Kafamızda çita kırmıştı hocamız. Hiç unutamadım.
Haziran 2015

Kardelen Kuruçay, bir soruya yanıt verdi.

Aranızda hoca dayağı yiyen var mı? Bu konuda fikirleriniz nelerdir?

Bizim ilkokul öğretmenimiz yüzüğüyle vurudu kafamıza acısını hala unutmadım : D
Mart 2015

Yüksel Tan, bir soruya yanıt verdi.

Türkiye'de devlet okullarını geliştirmek için ne yapılabilir?

Anaokullarından başlayarak günlük 2-3 saatle sınırlı olmalı
sınav, test , seviye tespit yöntemleri , ödev tamamiyle kaldırılmalı.
okul zorunlu olarak dayatılan bir kurum olmaktan çıkıp, çocukların büyük bir zevkle gitmek isteyeceği bilgi eğlence oyun merkezleri haline getirilmeli.
ve bütün dersler seçmeli olmalı. Açık büfe tatil köyü gibi :) . Her dersin öğretmeni stand kurup , çocuğa öğretmeyi vadedeceği bilgiyi pazarlamalı, çekici hale getirmeli . Veya hiç bişey yapmasın boşversin. Çocuk gidip kendisi tercih yapsın. Seçmeli dersler envayi çeşit olmalı . Santranç, bale, piyano , ekskirim, jimlastik, teknoloji , uzay bilimleri ,
ve dersler sınıf dışında doğa ortamında ağaçlar içinde, çimler üzerinde , kimi öğrenci isterse hamak üzerinde
gestepo tipli, zorba, ego yüklü öğretmenler dönemi tez vakitte bitmeli artık.
neden olmasın !
Ekim 2014

Ömer Ülger, bir soruya yanıt verdi.

Ekim 2014

Winterwitch, bir soruya yanıt verdi.

Lisede en çok hangi derste zorlandınız?

Ufak bir anımla hangi derste başarısız olduğumu anlatayım. Bu dersle sorunum ortaokul yıllarında başladı. Sınavlardan önce 4 sonra 3 sonra 2 1 derken 0 aldım. Liseye başladığımda bu dersten iyice nefret etmeye başlamıştım. Öyleki 10. Sınıfa geçtiğimizde ne bölüm seçeceğimi şaşırmıştım. Hocalarım sözelden birşey yapamazsın dediler. Sayısalım berbattı ve derken TM seçtim. Ömrümün hatasını yaptım hem sözel hem sayısal dersler beni iyice baymıştı. Hocaların sürekli değişmesi iyice sinirlerimi bozuyordu. Derken mezun olmaya yakın emekli bir hoca geldi kıs süreliğine. Adamcağızın kulakları işitmiyordu kendi anlatıp kendi dinliyordu. Bunu böyle yapıyoruz bu x burdan gidiyor bilmem ne falan hep kendi kendine ders anlatırdı. Sınav soruları kazık ötesiydi genel olarak 20-25 arası alırdım. Derken ilk karne zamanı geldi. Hoca herkesi kaldırıp sıfırmı düşsün bir mi diye soruyordu(herkese normalde 0 düşmesi gerekiyordu notlara göre: D) elbette bende mümkünse 2 kurtarmıyorsa 1 dedim. 1 düştü. Liseden mezun olacağımız zaman hollywood filmlerinde rastlanmayacak arıza kadın hoca geldi. 1 almak bile imkansızdı sınavlardan. Derken karneye çatttt diye 1 yazdı ve işte karne alamamıştı sınıfın çoğu. Bütünlemelere gireceğimizi ders çalışmamız gerektiği söylendi. Bu sırada üniversite sınavına da hazırlanıyoruz tabi. Bütünleme sınavı başladı. Hocalar vardiyalı şekilde geldi sınıfa o kadını sınıflara sokmadılar. Cevaplarda yardımcı oldular. Yalnız ben zaten destek almadan 3 alabilecek durumdaydım ve karneme 3 düştü. Senelerce nefret ettiğim bu ders tabiki MATEMATİK =) .
Daha fazla

98 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.