Bilmek istediğin her şeye ulaş

Ölüm

Ölüm, bir canlı varlığın (insan, hayvan, mantar, bitki ve mikroskobik canlının) hayati faaliyetlerinin kesin olarak sona ermesidir. Canlı varlıkların herhangi bir dokusunun canlılığını kaybetmesine de ölüm denir. Canlının ölümünden bahsedebilmek için, hayati faaliyetlerin bir daha geri gelmemek üzere sona ermesi şarttır. Zira boğulma, donma, zehirlenme tehlikesi geçiren ve kalbi duran kişilerde suni teneffüs ve kalp masajı yapılarak, durmuş gibi görünen solunum ve dolaşım fonksiyonlarının tekrar başlatılması çok kere mümkün olmaktadır.

Kasım 2016

Siran Camgöz  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ölümün gerçek yüzü olan mezarlıklar

Her gittiğimde ölümü bir kez daha anlamaya çalıştığım yerdir mezarlık. Olum gerçeği ile yüzleştiğim sevdiklerimi gördüğüm ve andığım. 2 aile mezarımız olduğu halde mamam ile birçok mezarı ziyaret eder, su döker, çiçek koyar ve onların ruhuna dua ederiz. Daha 5 yaşında olen de var 90 yaşını deviren de. Aralarında hiç tanımadıklarım olduğu gibi tanıdıklarım da var. Zamanlı ölüm gibi hiç sırasının olmadığını düşündüğüm de var. Mezar üzerinde resimlere, doğum tarihlerine, yazılarına uzun uzun bakarım. Sahipsiz veya ziyaretçisi olmayan mezarlar hemen belli eder kendini, kurumuş çiçekleri ve büyümüş otlarıyla. Üzülürüm onlar için, hortumu alıp elime sulamaya çalışırım hepsini.
Mezarlık ziyaretlerimiz ayin gibi olur bizde. Terapi, bir nevi rahatlama. Kim bilir ne hayaller, acılar, hırslar, kızgınlıklar ve sevgiler birikmiştir onlarda ve bir kez daha hatırlarım son yerin orası olduğunu.
Duaya başlarım sonra " Tanrı sıralı, zamanlı ve eceli ile olum versin" diye.
Ağustos 2016

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

"Ölmeden önce ölünüz" sözünden ne anlıyorsunuz?

Bugün ölsem ne olurdu diye düşünüyorum. Kimseyle küs değilim. Kimseye borcum yok. Kimseden alacağım yok. Annemi ve babamı aradım. Karımı öptüm ve onu sevdiğimi söyledim. İş verenlere karşı sorumluluğumu yerine getirdim. Organlarımı bağışladım ve vasiyetimi bilen insanlar var. Okunacak kitaplar, gidilecek yerler, yaşanacak hayaller yarım kalacak belki ama sorun değil, belki diğer tarafında hediyeleri vardır. Ölmeden önce öldüm aslında.. Mutluyum. Kendimce sorumluluklarımı tamamlayarak ayrıldım. Kısaca bugünü de son günümmüş gibi yaşadım.
Mayıs 2016

Özgür Okur, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Evrim bunu bunu bunu yaptı ama şunu da yapaydı iyiydi tarzı bir soru olmuş biraz :) neyse. Evrim dediğimiz şey canlının hayatta kalması ve üremesini daha kolay hale getirecek adaptasyonlar kazanmasıdır. Duyularımız bizi bulunduğumuz ortamın farkında olmak ve kendimizi savunmak(hayatta kalmak) için diğer canlılara göre gelişmişlik göstermiştir. Beyni gelişmiş olan canlıların duyularının da gelişkin olması kaçınılmaz bir şey zaten.
ki yazdığın bir şey var açıklama bölümünde şimdi dikkatimi çekti. Görmek, sıcağı, soğuğu hissetmenin yanında basit kalıyor tarzı bir şey.. Cık cık. Görmek(renkli görmek, şekli algılamak, derinlik algısı vs.) bir canlıdaki en gelişmiş duyudur. Yaklaşık 500 megapiksel görüyorsun, haksızlık etme!
entropi dediğimiz bir şey var. düzensizlik. Her şey düzensizliğe, dağılmaya mahkumdur. Mesela bir parça mürekkebi suya damlatıığında mürekkeğ dağılır, kendiiç dengesini korumaz. İnsan bir yere kadar koruyabilir. Ama sonrasında o da dağılmaya bozunmaya mahkumdur(yaşlanır) ölüm de doğal bir sonuçtur. En azından vücudun bozunduktan ve ağrıların başladıktan sonra. Bilim genellikle "nasıl" sorularına cevap verir. Neden felsefenin işidir ve kesin bir yargı çıkmaz. Ben de neden doğduğumuzu ve neden öldüğümüzü bilmiyorum.
Nisan 2016

Kürşat Akıncı, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Kromozomlarının her hücre bölünmesinde hataya uğrayıp kısalmasından ötürü bedenin gelecek yaşlarda işine yarayacak ürünleri üretemez ve bedenin gereksinimlerini karşılayamayacak duruma düştüğü için yaşlanır ve ölürsün. Bu hatalı bölünmeleri engeleyebilir ve kromozom kısalmasının önüne geçersen, yaşlanma ve ölüm belirtilerini (yaşlılık nedeniyle ölümden söz ediyoruz) yok edebilirsin.
Nisan 2016

Seyda Kartal  yeni bir  gönderide  bulundu.

İSTERSEN HİÇ BAŞLAMASIN

Küçüktüm kurduğum hayallere bağlanıp üzüldüm,
büyüdüm,
aslında kurduğum hiç bir hayalin o güzellikte gerçek olmayacağını gördüm, yinede kurmaktan vazgecmedim, büyüdüm.

Sözler ne de çok dokunurmuş insanın içine büyüdükçe anladım.
Zaman geçtikçe insanları simalarından cok yaşattıkları duygularla hatırlamaya başladığımı fark ettim, büyüdüm.
Herkese ummasızca bakmaktan eksik duygularımı onlarda tamamlamaktan vazgectim, büyüdüm.
Sonra yine düşündüm hayatı öğrendiğimde içimdekilerin biraz daha azaldığını görüyor, büyüdükçe bir şeyleri kaybediyordum. Ömür nasıl geçer daha neler kaybedeceğim bilmiyorum ama hayatı öğrenmeden önceki mutluluğumu hep özlüyor nerde körpe bir küçüklük görsem özlemle iç çekiyor sonra yeniden belkide hiç başlamasaydı denilen hayatta savrulup gidiyorum..

Nisan 2016

Insan, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Arkadaşlarım, soru da hoş, cevaplarınız da hoş.
Genel olarak cevaplarınızdan anladığım, mantıklı olanın bu olması, yani doğada bir yıkım olmazsa yapım da olamaz.
Tamam, haklısınız ve şunun da değerlendirilmesini istiyorum: herhangi bir canlı doğada yapımın devam etmesi için yaşamını kısıtlamaktansa ya da yaşamının kısıtlanmasındansa bunun yerine üremenin azaltılıp hayatta kalma süresinin artması daha mantıklı olur. İkisinin beraber artması daha da mantıklı olur. Sonuçta her şey beraber çoğalıyor, bir dengesizlik olacağını tahmin etmiyorum.
Ve ayrıca neden yaşlanırız sorusunun cevabını veren varsa göremedim, bunun biyolojik cevabını paylaşırsanız sevinirim.
Ocak 2016

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

Ölümün olması hayatınızda neleri değiştiriyor?

İlerleyen yaşla birlikte vücut performans dengelerini değiştiriyor.
Olaya ciddiyet katıyor. Bunu kaldırabilen ölene kadar yaşamından tat alıyor.
Bu durum altında ezilense başka başka işlerden medet umuyor.
Her canlının yaşamında sanırım değişmeyen tek gerçek son nefeste ki saf doğru.
Ocak 2016

Siran Camgöz, bir soruya yanıt verdi.

"Başımız sağ olsun", "Baş sağlığı dilekleri" vb. sözler hakkındaki düşünceniz nedir? Sizce bu sözler bencillik taşımıyor mu?

İnsanlar ölüm karşısında o denli çaresiz ki hiçbir sözde teselli bulunamıyor. Başın sağolsun lafının kuru bir söylemden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bana yakın bir insan benim acımı paylaşmalı benim hissettiğim acıyı paylaşmalı. Bana uzak olan insanların söyleyeceği bir laftır bu.

Bencillik konusuna gelince ise ölümün soğuk ve çaresiz yüzü karşısında herkes görevini yapmaya çalışıyor. ''Başın sağolsun'', '' dostlar sağolsunn'', '' iyi adamdı erken gitti'' gibi lafları çok duydum ben de en önemli kaybımı verdiğinde. Soğuk, anlamsız ve yersiz geldi hepsi. İnsan kendini rahatlatmaya çalışıyor ve evet bencillik yapıyor ileride ben görevimi yaptım demek için. Şunun da altınız çizmem gerek ki kimin söylediği önem taşır bu noktada. Bana yakın birinin yanımda olması lazım, uzak biri ise hiç ağzını yormasın.

Hele ki siyasetçilerin lafları bencillikten de öte bir şeydir. Soğuktan da öte, mesafeli, duygusuzca söylenecek iki kelime kimseyi rahatlatmıyor. Ateş her zaman düştüğü yeri yakıyor.
Ocak 2016

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

'İntiharda öldürülenle ölen aynı değildir' demiş Theodor Juffroy, ne dersiniz?

Belki de şunu kastetmiştir: Kişiyi intihara sürükleyen kişi(ler) katilleridir.
Ocak 2016

Tayyar Ceyhan, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Bu sorunun cevabı kendi içinde. Varlık değerlerini kendi var edebilecek düzeyde üstün bir bilimsel yönü olan organizma kendisini neden sınırlanmış bir hayat formuna mahkum eder ki. Örneğin bir ahtapotu düşünelim , yaşadığı ortama uyum sağlamak ve kendi varlığını sürdürebilmek için için biyoloji ve optik bilimlerinin ulaşamadığı ve ulaşması da yakın zamanda mümkün gözükmeyen 3 kalpli olma ve saatte 200 kere renk değiştirebilme özelliklerini üretebilirken kendisini neden suyun altında büyük balıklardan kaçan bir canlı olarak var etmiştir . İnsanın yaşadığımız dönemde dahi özelliklerine katamadığı derisine hükmedebilme yetisi , denizin altındaki balinaya yem olan bir varlıkta nasıl ortaya çıkıyor diye de insan düşünmeden edemiyor. Bu durum insanın oturduğu yerde kendi fiziki iç yapısına ne kadar hakim olduğu sorusunu da akla getirmiyor değil. Bizim kadar yaşayan varlıkların en üstündeki bir canlı dahi fiziki varlığından , yaşam içerisinde tuttuğu yere kadar dahli olmadan gerçekleşen sonsuz kombinasyonun bir sonucu olmayı eğer kendisine bağlarsa , takdir ve rastlantı ikileminde kendisini nereye yerleştirecektir merak ediyorum.
Ocak 2016

Gökhan Biçer, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Yıllardır aynı tartışma sürüp gidiyor, bu kafayla da sürecek. Eğer Evrim Teorisi'nden rahatsız olunuyor ve bunun doğru olmadığına inanılıyorsa, bunu çürütmek ilahiyat anabilim dalının değil, biyoloji, antropoloji, paleontoloji, genetik anabilim dalının işidir.

Neden yaşlanır, nasıl yaşlanır ve sonucunda neden ölürüz?

Bu, hayatın devamı için gerekli bir döngüdür. Hayat derken, sadece kendimizin ve kendimizle birlikte o sürede yaşayan canlıların hayatı anlaşılmamalıdır. Dünya'daki yaşam bir bütündür. Örneğin ben, o mega boyuttaki yaşamın küçük bir parçasıyım.

Ama benim de bir hayatım var. Benim hayatımda, kalın bağırsağımın iç hücreleri 15 günde bir ölüp, dışarı atılıp yenilenirken; beynimdeki nöron adı verilen sinir hücreleri asla yenilenmiyor. Çünkü eğer beyin hücrelerim de ara ara yenilenecek olsaydı, yazı yazmayı, mesleki bilgilerimi yeniden baştan öğrenmek zorunda kalacağım gibi, dengede durmayı, idrarımı tutmayı da yeniden öğrenmem gerekecekti.

Eğer hiçbir canlı ölmeseydi, sürekli ve normal olarak da üreme devam etseydi dünyada yaşam sona ererdi. Çünkü, yaşamın devamı için gerekli girdilerin -ki bazı canlıların da çıktıları olurlar- paylaşımı ve paylaşılsa bile dağılımı konusunda ciddi kriz oluşurdu.

Evrim sonucunda, görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre; ölümü ve yaşlanmayı engellemedi, çünkü bunları gerçekleştirirken kendisi de yıpranıyor ve ölüyordu.

Yaşlanmamızın en temel (yani hastalığa kapılmasak bile en doğal olarak) sebebi, hücre çoğalmasının temel mantığında yatar. Yaşam sürecimiz, hücre yenilenmesine bağlıdır. Yenilenme, bir önceki hücrede kopyalama yoluyla yapılıyor. Yani en baştaki (doğumdaki) orijinal hücreden değil. Kopyanın kopyası, onun kopyası derken, amiyane tabirle hücrenin kalitesi düşüyor. Bunu şöyle düşünün, renkli bir dergi sayfasından renkli bir fotokopi çekiyorsunuz. Sonra orijinal sayfadan değil de fotokopi çıktısı olan sayfadan tekrar fotokopi çekiyorsunuz. Bu zinciri böyle devam ettirirseniz ve kopyaları yanyana koyarsanız, renk kalitesinin düştüğünü görürsünüz.

NOT: İsteyen, istediğine inanmakta serbesttir. Buna düşünce özgürlüğü denir. Bunu ifade etmekte de serbesttir. Buna da ifade özgürlüğü denir. İnsanları belli bir düşünceye davet edebilir, yayın çıkarabilir, propaganda yapabilir. Lakin kendi düşüncesiyle çelişen düşünceye inanan kişileri hapse atmaya, dövmeye, öldürmeye kalktı mı bu işte gericiliktir. Kamu düzeni, insanları öldürmeye, sindirmeye, yaralamaya, mağdur bırakmaya çalışan fikirleri yaymaya kalkanları da cezalandırmalıdır.
Ocak 2016

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

İlk hücrenin evrimleşerek yaşamı uzatmadığı sizin varsayımınızdır. Suda oluşan ilk canlının yaşam süresini bilmiyoruz. Yine de 300 yıl gibi bir süreye uzamış bir balinanın ortalama yaşam beklentisiyle karşılaştırılabileceğini sanmıyorum. Yaratıcı düşüncesi ise dünyadaki yüz binlerce yaşam formundan sadece bir kesim insana aittir. Hatta yaratıcılı yani tek tanrılı dinlere baktığımızda tanrıları sadece insanları yaratmış diğer hayvanat kendiliğinden oluşmuştur. Biraz daha derin baktığımızda yaratıcı sadece bir adam yaratmış ardından o adamdan DNA'sı birebir aynı olan kadını oluşturmuştur. Daha sonra bu iki, ikizden de yakın akraba çiftleşmiş ve yeni nesil üretmişlerdir. Ardından akraba evliliği ürünü bu çocuklar da kardeşleriyle çiftleşerek daha da sakat nesiller oluşturmuşlardır. Sakat diyorum çünkü günümüz biliminin ışığında akraba evliliklerinden sakat çocuklar doğduğunu biliyoruz. Her ne kadar inananlar bu senaryonun mantıklı olduğuna inansa da bilimsel olarak olası görünmüyor. Bilimi engelleyip dinden çıkar sağlamak isteyen kesimler tarih boyunca bilimin sınırından ötesine yaratıcı demişlerdir ama bu sınır sürekli genişlemektedir ki bunu hesaba kattığımızda aslında bu kesimlerin kendi dogmalarını zedelediklerini görürüz. Sonuçta günümüz bilimi orta çağa göre çok daha geniş sınırlara sahip olduğundan günümüz tanrısı zorunlu olarak orta çağ tanrısından küçük olmaktadır; zamanla küçülen bir tanrı kavramı ise tüm semavi dinlere aykırıdır. Din burada tam bir paradoksa düşer. Aslında buradan çıkartabileceğimiz; eğer bir yaratıcı varsa bile insanların kavrayabileceği boyutlardan çok daha fazla boy ve boyuta sahip olması zorunluluğudur. İnsanın yaratıp birbirine çoğu zaman zorla kabul ettirmeye çalıştığı yaratıcı insanın sınırlarına sahiptir ve gerçek olamaz.
Ocak 2016

Şevki Yeşilpınar, bir soruya yanıt verdi.

Neden ve nasıl yaşlanırız ve ölürüz? Evrim sonucunda görmeyi, duymayı, tatmayı, koklamayı, düşünmeyi gerçekleştiren hücre neden ölümü ve yaşlanmayı engelleyemedi? Bunun bir Yaratıcı'yla ilgisi var mıdır?

Bir bengi güç, yani yaratıcı aramak, insan aklının önce var olanı reddi ve yeniden yapılandırma gayretinin sonucudur. Bu konudaki en sağlıklı yaklaşım Bilim'in yaklaşımıdır. O var olanı açıklamaya var oluş yasalarını bulmaya ve bundan sonra da nelerin olabileceği konusunda tahminde bulunmaya çalışıyor. Doğrusu da bu zaten.
eNot: Mustafa Kemal Atatürk'ün büyüklüğünün bir güzel örneğini de burada görüyoruz. Ne diyor Atatürk; "Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir. Başka rehber aramak gaflet ve delalettir"

470 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Ötenazi

2 Kullanıcı   2 Soru   6 Yanıt

Cinayet

27 Kullanıcı   24 Soru   55 Yanıt