Bilmek istediğin her şeye ulaş

Osmanlı İmparatorluğu

İmparatorluklar

Osmanlı İmparatorluğu ya da Osmanlı Devleti (Osmanlı Türkçesi: دَوْلَتِ عَلِيّهٔ عُثمَانِیّه - Devlet-i ʿAliyye-i ʿOsmâniyye) 1299-1923 yılları arasında varlığını sürdürmüş Türk devleti. Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişletmiş ve 16. yüzyılda dünyanın en güçlü imparatorluğu halini almıştır. Arnold Joseph Toynbee gibi bazı tarihçiler Türkiye'nin tek ardıl devlet sayılması gerektiğini savunurlar. Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır. Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Bafeus Savaşı sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nu yıkmış, bazı tarihçilere göre bu Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu gücünün doruğunda olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda üç kıtaya yayılmış ve Güneydoğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'nın büyük bölümünü egemenliği altında tutmuştur. Ülkenin sınırları batıda Cebelitarık Boğazı (ve 1553'te Fas kıyıları'na, doğuda Hazar Denizi ve Basra Körfezi'ne, kuzeyde Avusturya, Macaristan ve Ukrayna'nın bir bölümüne ve güneyde Sudan, Eritre, Somali ve Yemen'e uzanmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu 29 eyaletten ve vergiye bağlanmış Boğdan, Erdel ve Eflak prensliklerinden oluşmaktaydı. Devlet zaman zaman denizaşırı topraklarda da söz sahibi olmuştur. Atlantik Okyanusu'ndaki kısa süreli toprak kazanımları Lanzarote (1585), Madeira (1617), Vestmannaeyjar (1627) ve Lundy(1655) bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Devlet altı yüzyıl boyunca Doğu dünyası ile Batı dünyası arasında...

Ekim 2015

Dilara  yeni bir  gönderide  bulundu.

Ekim 2015

Mehmet Güvenç, bir soruya yanıt verdi.

Müzikle tedavi var mıdır? Osmanlı zamanı nasıl uygulanmıştır?

Bu konuyla ilgili geniş bir spektrumda bilgi alabileceğiniz, hatta bizzat ziyaret edebileceğiniz bir yer var. Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma Grubu'nun web sitesi tumata.com 'u inceleyebilirsiniz.
Aralık 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Cahil cahil konuşma. Al Sana Osmanlı...


703


AL SANA OSMANLI!
1923’te…
Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı,
38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
Beş bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
bebek ölüm oranı binde 480’di, her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Kadın, insan değildi.
(Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bademlerin yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan, 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Tayyip Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.)
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç birader? ” diye sorduğunda, her kafadan bi ses çıkıyordu.
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” falan deniyor ya…
İbrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz?
Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır! ”
*
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!
Ekim 2014

Gökhan Biçer  yeni bir  gönderide  bulundu.

2. Abdülhamid'in tahtı restore ediliyor - Hayat Haberleri - Radikal

İstanbul ve sanat ile ilgili haberleri mi aramıştınız? 2. Abdülhamid'in tahtı restore ediliyor haberi için hemen tıklayın!
Haziran 2014

Ayhan Şimşek, bir soruya yanıt verdi.

Tanzimat nedir ve Osmanlı İmparatorluğunu nasıl etkilemiştir?

  • Osmanlı İmparatorluğu döneminde temellerini Sultan II. Mahmut'un attığı oğullarının devam ettirdiği Tanzimat hareketleri halk arasında din-ükle elden gidiyor yaygarasıyla başarı sağlayamamıştır.



  • Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte başarılı, modern bir şekilde kısa sürede hayata geçirilmiş devlet modelidir Tanzimat.


TANZİMAT DÖNEMİ ( 1839-1871)


Sultan II. Mahmut 30 Haziran 1839’da veremden ölünce yerine büyük oğlu Abdülmecid (1839-1861) sonrasında Abdülaziz (1861-1871) geçer.

Avrupalı güçlü ülkelerin neredeyse kusursuz işleyen devlet modelini benimsemiş olan II. Mahmut, sultanlığı boyunca güçlü bir Osmanlı Devlet yapısını oluşturmak için temel sayılabilecek kararlar alır.
Ölümünden sonra sultan olan büyük oğlu Abdülmecid 03 Kasım 1839’da hükümetin amacını belirten reformları (hatt-ı hümayun) Gülhane meydanında devlet ileri gelenlerine ve yabancı diplomatlara ferman eder.
  • Padişah tebaasının can, namus ve malının güvence altına alınması
  • İltizam sisteminin yerini alacak muntazam bir vergilendirme sistemi
  • Zorunlu askerlik
  • Hangi dinden olursa olsun bütün tebaa için yasa önünde eşitlik

Fermanın Amacı:

  • Ordu, merkezi bürokrasi, taşra yönetimi, vergilendirme, eğitim, haberleşme gibi alanların saray bürokrasisinden kurtarılıp devletleşme modelinde kendi kendini yürüten bir çark kurmak
  • Hıristiyan cemaatler arasındaki (katolik-ortodoks) ayrılıkçılığın büyümesini durdurmak ve yabancıların (dış baskı) özellikle Rusya’nın müdahale bahanelerinin önüne geçmek

Askeri Reformlar:

  • Nizamiye adını almış olan ordu Sultan Aldülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde genişletilmiştir (1839-1871)
  • Zorunlu askerlik 1845’te İmparatorluğun her yerinde resmen uygulamaya geçmiştir
  • 1841’de yerel komutanlarına sahip eyalet orduları kuruldu. Bu ordular İstanbuldaki Serasker komutasında olduğundan valilerin ve ayanın bunlar üzerindeki nüfuzu sona erdirilmiştir
  • Bedelli askerlik adı altında özel vergi çıkartılmıştır
  • Zırhlı savaş gemilerine sahip modern bir donanma kurulmuştur. Bu donanma Sultan Abdülaziz döneminde Avrupanın üçüncü en büyük donanması haline gelmiştir

Merkezi Bürokraside Reformlar:
  • Gereksiz personel tasviye edilmiş, verimlilik artırılarak uzmanlaşmaya gidilmiştir
  • Bakanlıklar ve idare heyetleri kurulmuştur
  • Kararların çoğunluk oylarıyla belirlenip padişahın onaylama sözü verdiği bir nevi parlemanter bir sistem kurulmuştur

Taşra Yönetimi ve Vergilendirme Sistemi:

  • 1840’da yapılan vergi reformunun amacı iltizam sisteminin yerini almasıydı.
  • Yerel eşrafın (sözü geçen kişi, grup) elinde bulunan iltizam sistemi bu vergi reformunu başarısız kılmıştır(1841)
  • Maaşlı tahsildarlar sayıca yetersizdi ve tahsilat yapılacak olan toprakların kadastrosuz olmasından ve İmparatorluğun nufuz sayımı olmamasından ötürü yeni sistemde ki vergi tahsili tam bir felaket oldu
  • Reformu başarısızlığa uğrayan hükümet eyaletlerin yönetimini eyalet ordu komutanlarına devrederek bu eyaletlerde sadece babıaliye karşı sorumlu olan meclisler kurarak valilerin yetkilerini azaltmaya çalışmıştır1841
  • 1858’de bu merkezi sistemin başarısız olduğu kabul edilerek İstanbul’dan gönderilen tüm memurlar valiliğin emrine verilerek valilere yetkileri iade edilir
  • 1864’te yeni Vilayet Kararnamesiyle eyalet, il, ilçe ve köy sıralamasıyla hiyerarşik yeni bir düzenmele getirilmiştir.(Fransa uygulamalarından esas alınmıştır)

Adli İşlemler ve Laik Yasalar:

  • Şeriat yürürlükten kaldırılmadı; faliyet alanı neredeyse tamamen aile hukukuyla sınırlandırıldı
  • 1865-1888 yılları arasında Avrupai bir tarzda derlendi
  • 1843’te Müslümanlar ile gayrr-ı müslimlerin eşitliğini sağlayan yeni bir ceza yasasına geçildi aynı zamanda, yabancıları kapsayan ticaret davaları için karma mahkemeler kuruldu
  • 1844’te İslamiyeti terkedene şeriatın şart koşulduğu ölüm cezası kaldırıldı
  • 1850’de Fransa’dan kopya edilen yeni bir ticaret yasası, 1863’te deniz ticaret yasası, 1867’de yabancıların İmparatorluk’ta ilk kez toprak sahibi olmalarını sağlayan bir yasa çıkartıldı ve 1869’da gayr-ı müslimleri kapsayan davalara bakmaları için Nizamiye mahkemeleri denilen bir laik mahkemeler hiyerarşisi meydana getirildi
  • Dini cemaatlerin, Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik çağında hiçbir zaman sahip olamadıkları kurumlaşma sağlandı

Laik Eğitim:
  • 1859-Bürokrasi ve Ordu için mesleki yüksek öğretim okullarının kurulması
  • 1869-Fransız Eğitim Bakanlığı’nın tavsiyesi esas alındı: Üç seviyeden oluşn bir eğitim sistemi; her büyük köy veya kasabaya ilköğretim, her ilçeye Fransız liselerini örnek alan yüksek öğretimli liseler (1869’da Galatasaray lisesi, 1873’te Darüşşafaka)
  • Laik devlet liseleri genelde İmparatorluğu yönetecek olan reformcu kadroyu yetiştirirken Galatasaray ve Darüşşafaka gibi okullar yönetici, diplomat, yazar, doktor ve akedemisyenleri yetiştiriyordu.

Ekonomik Bütünleşmenin Artması:
  • 1838-1841-Büyük Avrupa devletleriyle serbest ticaret antlaşmaları yapıldı
  • Osmanlı dış ticaret hacmi her 11 ila 13 yılda bir ikiye katlanarak yılda %5’in üstünde bir hızla genişledi
  • Tarım ülkesi olan İmparatorluğa yatırımlarticaretten daha çok borç verme yöntemiyle yapılıyordu
  • Maaş sistemine geçilmesi, orduya ağır silahlar alınması, modern bir donanma edinilme çabası devlet harcamalarını artırıyordu ve 1860’larda Sultan Abdülaziz’in kişisel müsrifliğide bunlara eklenince hükümetler bütçe açıklarını iki türlü kapatmaya çalışıyordu: Sikkede yapılan ayar düşürme politikası veya Galata’daki Ermeni bankerlerden aşırı yüksek faizlerle borç alma politikası
  • 1870’te İmparatorluk borcunun faizi hazine gelirinin 3’de biriydi
  • Ayrıntı: 1858 yılında alınan borç parayla Osmanlı para sisteminin istikrara kavuşması amaçlandı : Piyasalarda sürekli ayar düşürme nedeniyle tedavülde aynı nominal değere sahip ama içinde farklı gümüş miktarları bulunduğu için gerçek değeri farklı olan sikkeler bulunuyordu. Madeni para eksikliği bu sikkelerin piyasadan toplanmasına engel oluyordu. Ayrıca bu madeni paraların dışında diğer ülke paralarının da piyasada oldukça fazla kullanılıyor olması para değerini daha da düşmesine neden oluyordu. %8 faize sahip kaime adlı devlet tahvilleri bile %40 oranlarda kırılmalar yaşıyordu.
  • Ermeni, Rum ve Musevi zengin bankacılar kar getirici uzun vadeli yatırımlar yapmak yerine yüksek faizle borç verme politikasından dolayı İmparatorluk’ta kapitalist bir ekonomi gelişmesinin önüne geçiyordu.
  • 1856’da Osmanlı Bankası kuruldu. Yönetim merkezi Paris’te olan bir Fransız-İngiliz kuruluşuydu.

Kültürel Değişiklikler:


· Tanzimat kültürel bir devrimdi

· Bürokratlar yeni bir tipti. Yükselmeleri Avrupa’yı ve dillerini bilmeleriyle alakalıydı. Bilgileri ve yeni tarzlarıyla redingot ve fes giyiniyor, sık sık görüştükleri Avrupalıların arkadaşlıklarından hoşlanıyorlardı

· Bu yeni yaşam tarzı padişahları bile etkilemişti; Padişahlar toplumsal ve diplomatik
toplantılara katılıyor, kendilerini başkent halkına gösteriyordu. Sultan Abdülaziz’in 1867’de Fransa ve İngiltere’ye yapmış olduğu seyehat bir Osmanlı hükümdarının barışçıl amaçlarla yabancı bir toprağa ilk basışıydı

· Alt bürokratların bir çoğu Batı hakkında yüzeysel bir önyargıyla bu yeni Osmanlı usullerini reddediyordu


Reformlara Muhalefet:
  • Reformları benimseyememiş olan halk yeni yaşam tarzını benimseyenleri Hıristiyan cemaatlerin çıkarlarına hizmet edenler olarak görmeye başlamıştı
  • Bu yeniliklere muhalefet ederek terfi edemeyen eğitimli kesimlerin bir çoğu gazetecilik yapmaya başlamıştı
  • Yeni Osmanlılar diye tanınmaya başlanan Namık Kemal ve diğerleri İslamiyetin altın çağına ve İmparatorluğun yükseliş dönemine aşırı özlemle bakan, sofu müslüman oldukları kadar Osmanlı yurtseveri olan kişilerdi
  • Yeni Osmanlılar; Tanzimat politikalarının devleti yıkacağına inanıyorlardı. Onlara göre çözüm, İmparatorluğa temsili, anayasal ve parlementer bir yönetimin getirilmesinde ve böylece Müslüman gayr-ı müslim bütün Osmanlı tebaasına tam bir yurttaşlık ve devlete sadakat duygusunun aşılanmasında yatıyordu.
  • Namık Kemal; yurtsever, anayasal ve parlamenter bir sistem getirmeyi amaçlayarak kurulan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli bir örgütün 6 genç bürokratından biriydi. Bu cemaate iki yıl içerisinde padişahın yiğenleri olan veliaht Murat ve şehzade Hamit’inde bulundukları birkaç yüz kişinin katıldıkları sanılıyor.
  • İslami bir yaklaşımla oluşturulan bu topluluk ideolojik bir siyasetle oldukça geniş taraftar buldu.
"Modernleşen Türkiye'nin Tarihi" kitabından...
Tanzimat


Mayıs 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Kafes usulü nedir? Bunun devlete zararları neler olmuştur?

Kafes usulü, Osmanlı devleti döneminde kardeş katline engel olmak ve dolayısıyla hanedanın erkek sayısının azalmamasını sağlamak için I. Ahmet döneminde ortaya çıkan uygulamadır. I. Ahmet, veraset sistemine ekber ve erşed kanunu getirir. Yani tahta en büyük ve en olgun olan kişi geçecektir. Diğer haneden üyeleri ise muhafızlar gözetiminde bir "kafes"te yaşam sürdürecektir.

Anlaşılacağı üzere, kafes usulü en başta uygulamaya tabi olan şehzadelerde psikolojik sorunlara yol açmış; onların halktan ve devlet işlerinden uzaklaşmasına neden olmuştu. Tahta sonradan geçecek olsa bile en büyük kardeş uzun bir müddet kafeste kalabiliyor, tahta çıktıktan sonra devlet işlerine yabancı kalıyordu. Nitekim sırasını bekleyen şehzadelerin kafesten çıkamayıp öylece öldükleri de bilinmektedir. Ayrıca kafesteki şehzadeler sadece hizmetkarlarla, devrik sultanlarla ve harem kadınlarıyla temas edebiliyordu. En büyük zararı ise devletin başına geçen padişahın bu sistemden ötürü tecrübesiz olmasıydı.

Osmanlı Tarihi
Topkapı Sarayı'nda bulunan Veliaht Dairesi. Bu daire kafes sistemini uygulandığı yerlerden biriydi.

Ayrıca konuyla ilgili güzel bir yazıyı paylaşmak istiyorum: hurriyet.com.tr/yazarlar/17756925_p.asp
Mart 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Padişah anneleri devşirme olan Osmanlı padişahlarına etnik köken olarak ne denmelidir?

Nerelisin dendiğinde ne cevap veriyorsunuz? Hayatta gidip görmemiş olsanız bile babanızın babasının babasının yaşadığı yeri söylemiyor musunuz.

Tabii etnik köken deyince iş biraz daha bilimsel oluyor. Padişahlar için iki tarafın melezi olduğu ifade edilmelidir.
Eylül 2013

İlginc Adam, bir soruya yanıt verdi.

Müzikle tedavi var mıdır? Osmanlı zamanı nasıl uygulanmıştır?

Çocukluğumda duyduğum bilgiyi aktarayım öncelikle, Gevher Nesibe Hastanesi olarak müzik ile akıl hastalarını tedavi edildiğini ve %80 - %90 oranında halkın arasında fazla dikkat çekmeden yaşayabilecek durumda iyileştiğini duymuştum. Bunlar söylenti bir yerde okumuş değilim ama şu an müzeye dönüştürelen hastane ve medreseyi daha önce gezenler şifa odalarını görebilirler. Daha ayrıntılı bilgiyi ilgili siteden alıntı yaparak aşağıda ayrıntıları ve site linkini bulabilirsiniz:

kayseriden.biz/icerik. asp? ICID=70

Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi13. yüzyılda karvan yollarının kesiştiği önemli bir merkez olarak öne çıkan Kayseri, bu yüzyıldan sonra "Mukarr-ı Ulema" (Alimler Şehri) olarak anılmaya başlar. Önemli bir bilim ve sanat merkezi olan Kayseri'de Selçuklu döneminde 15 kadar medresenin olduğu belirtilmektedir. Bu medreseler arasında Tıp Medresesi ve Şifahane olarak yapılan Çifte Medrese (bugünkü adıyla Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi) Anadolu'daki ilk tıp merkezi olarak bilinmektedir.

Müzik
Kayseri Tıp Tarihi Müzesi'nin yer aldığı Çifte Medrese, 1205-1206 yıllarında Selçuklu hükümdarı II. Kılıçarslan'ın kızı Gevher Nesibe Sultan adına kardeşi I. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır.

Medrese, Gevher Nesibe Şifahiyesi Kayseri Daruşşifası, Şifa-hatun Medresesi, Kayseri Maristanı, Darüşşifa Medresesi, Çifte Medrese, Çifteler, Gıyasiye ve Kayseri Tıbbiyesi gibi isimlerle de anılmaktadır.

Gevher Nesibe Şifahiyesi Türklerin yaptırdığı onbirinci büyük hastanedir. Anadolu'da ise beşinci olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda içerisinde tıp tahsili yapılanların ilkidir. Gevher Nesibe Tıp Sitesi, yapısı ve tıp eğitimi açısından dünyadaki ilk tıp merkezi olarak bilinmektedir. Gevher Nesibe Medresesi’nde hekim, cerrah, kehhal (göz mütehassısı), akıl hastanesi ve ruh hastalıkları koğuşları ve yardımcı asistanları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra medresede eczane kısmı da bulunmaktadır.

Günümüzde Mimar Sinan Parkı içinde yer alan Gevher Nesibe Şifahiyesi, Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü'ne tahsis edilmiş ve 14 Mart 1982'de Tıp Tarihi Müzesi olarak düzenlenmiştir.

Müzik

Gevher Nesibe Sultan ve Çifte Medrese'nin hikayesi:

Gevher Nesibe Sultan, saray baş sipahisine gönül vermiştir. Evlenmelerine Gevher Nesibe Sultan'ın ağabeyi hükümdar I. Gıyaseddin Keyhüsrev karşı çıkmıştır. Baş sipahiyi bir savaşa göndermiş ve baş sipahi orada şehit olmuştur. Bu olay sonrasında Gevher Nesibe Sultan üzüntüsünden hasta olmuş ve vereme yakalanmıştır. Kız kardeşinin durumunu öğrenen I. Gıyaseddin Keyhüsrev onu ölüm döşeğinde ziyaret eder.

Son dileğini sorarak, özür diler. Gevher Nesibe Hatun Gıyaseddin Keyhüsrev'den "Ben devasız bir derde düştüm, kurtulmama imkan yok, hiç bir hekim derdime çare bulamadı, ben artık ahiret yokuşuyum, eğer dilersen benim mal varlığımla benim adıma bir şifahane (hastane) yaptır! Bu şifahanede bir yandan dertlilere şifa verilirken, bir yandan da çaresi olmayan dertlere çare aransın. Bu şifahane ünlü hekim ve cerrah yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun" diye buyurmuştur.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev kız kardeşinin hastalığına kendisinin neden olmasından büyük üzüntü duyar. Onun son isteğini yerine getirir ve 1204'de şifahanenin yapımını başlatır. Şifahane iki yılda tamamlanarak, 1206'da hizmete açılır. Daha sonra şifahanenin doğusuna Gevher Nesibe Sultan'ın ikinci kardeşi Izzeddin Keykavus tarafından 1210-1214 yılları arasında tıphane (Tıp Medresesi) yapılmıştır. Bu çift yapının 1890 yılına kadar amacına uygun bir biçimde kullanıldığı bazı kaynaklarca belirtilmiştir.

(Çifte Medrese hakkında daha ayrıntılı bilgili için lütfen buraya tıklayınız. kayseriden.biz/icerik. asp? ICID=190)

Müzik

Çifte Medrese, adından da anlaşılacağı gibi 2800 metrekare alanı kaplayan iki bölümden oluşur. Her iki bina açık avluları ile tipik Selçuklu plan şemasına sahiptir. Yapılardan birinin avlusu diğerinden büyüktür. Batı bölümde şifahane (sağlık tesisi), doğuda tıp medresesi (eğitim tesisi) yer alır.

Gerek şifahane, gerekse medrese bölümü açık bir avlu etrafında bulunan dört eyvandan oluşur. Şifahane ile Medrese arasında beşik tonozlui dar bir geçit vardır. Şifahane bölümünün batısnda uzn bir koridor ve bu koridorda 4-5 metrekarelik odalar bulunur. Odaların tonozlarının birçoğunda ışık ve havalandırma için oluşturulmuş açıklıklar görülür. Bu koridorun "bimarhane" yani akıl hastanesi olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Çifte Medrese'nin kış aylarında künklerle merkezi sistemden getirilen sıcak su buharı ile ısıtıldığı düşünülmektedir. Medrese bölümünün kuzeydoğu bölümünde Gevher Nesibe Sultan'a ait bir türbe bulunmaktadır. Sekizgen olan prizmatik külahlı türbenin kapıları avluya açılmakta olup, alt ve üst katlarda mezar mahsenleri vardır.

Müzik

Çifte Medrese’nin Kitabesi

Çifte Medrese'nin şifahane bölümünün taş kapısı üzerinde bir kitabe bulunmaktadır. Kitabede II. Kılıçarslan'ın kızı ve I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in kardeşi Gevher Nesibe Sultan'ın vasiyeti üzerine inşa edildiği belirtilmektedir. Kitabenin hemen altında taştan işlenmiş kemer ve etrafında karşılıklı Selçuklu motifleri bulunmaktadır. Bunlardan birisi daire üzerine birbirine sarılmış iki yılanı andırmaktadır. İki yılanın arasında ise Selçuklu madalyonu bulunur. Anadolu'da Selçuklu döneminde tıp eğitiminin darüşşifalarda bir tür usta çırak ilişkisi içerisinde sürdürüldüğü bilinmektedir.

Müzik

Medreseden yetişen ünlü hekimler
Şifahiyede Gevher Nesibe Sultan’ın vasiyeti üzerine tedavi gören hastalardan ücret alınmamakladır. Gevher Nesibe Şifahiyesi ve Medresesi’nde Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın sağlık nazırı olan Ekmeleddin hocalık yapmıştır. Ünlü Türk hekimlerinden Ebubekir, Gazanferi, Ali Şinasî, Ebu Salim İbni Kübra, Yakubi, Sucauddin Ali Bin Ebu Tahir, Seyit Samet Cevher Nesibe Medresesi’nde yetişmişler ve hocalık payesine erişmişlerdir.

Müzede Sergilenen Bölümler
Tıbbı-ı Nebevi, Gevher Nesibe Eyvanı, Atatürk ve Askeri Hekimleri, Gevher Nesibe Sultan Mescidi ve Sandukası, Kışlık Dersane, Ibn-i Sina Eyvanı
Yazlık Dersane, Kütüphane, Selçuklu Kıyafetleri, Eski Türk Hekimleri, Sertababet, Eczane, Adli Tıp Tarihi, Dişçilik Tarihi, Hasta Odası, Hemşirelik Tarihi, Gevher Nesibe Tıp Tarihi Hekimleri, Kayseri ve Civarı Şifalı Sular, Son Asır Türk Hekimleri, Eczacılık Tarihi ve Haç Hazırlama, Akşam Nakahat Eyvanı, Hasta Muayene Yeri, Ameliyathane ve Cerrahi Aletler, Türk Tıbbında Gelişim, Tıp tarihi Araştırma Enstitüsü, Sabah Nekahat Eyvanı, Akıl Hastanesi Ruh Hastalıkları Psikiyatri Koğuşları.
Eylül 2013

Cihan Soylular, bir soruya yanıt verdi.

Müzikle tedavi var mıdır? Osmanlı zamanı nasıl uygulanmıştır?

Müziğin insan duygularına hükmetme gücü vardır. Sıkıntısını kederini üzüntüsünü alabilir. Bir tedavi olarak ta kullanılması mantıklı. Çoğu hastalığın psikolojik olduğunu düşünürsek : )
Eylül 2013

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Müzikle tedavi var mıdır? Osmanlı zamanı nasıl uygulanmıştır?

Müzikle tedavi alternatif tıbbın içine girer ve bugün pek kullanılmasa da Osmanlı döneminde yaygın olarak kullanılırdı. Psikolojik olarak tedavi gerektiren durumlarda uygulanan bu yöntemde hastaya çeşitli makamlarda müzikler dinletilirdi. Her makamın farklı bir psikolojik etkisi oluyordu:
  • Rast makamı: Neşe ve huzur verir.
  • Rehavi makamı: Sonsuzluk fikri verir.
  • Kuçek makamı: Hüzün ve elem verir.
  • Büzürk makamı: Korku verir.
  • Isfahan makamı: Hareket kabiliyeti, güven hissi verir.
  • Neva makamı: Lezzet ve ferahlık verir.
  • Uşşak makamı: Gülme hissi verir.
  • Zirgüle makamı: Uyku verir.
  • Saba makamı: Cesaret, kuvvet verir.
  • Buselik makamı: Kuvvet verir.
  • Hüseyni makamı: Sükunet, rahatlık verir.
  • Hicaz makamı: Alçakgönüllülük verir.
Haziran 2013

Nazende , bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasi dehası en üst düzeyde olan imparator size göre kimdir?

Bana göre de II. Abdülhamid. Çünkü en çalkantılı dönemde bu kadar uzun süre tahtta kalması bile bunun göstergesi.
Mayıs 2013

Turan Karatuğ, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasi dehası en üst düzeyde olan imparator size göre kimdir?

Google'da şöyle bir araştırınca II.Abdülhamid ön plana çıkıyor.
Daha fazla

10 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Osmanlı Padişahları

35 Kullanıcı   11 Soru   12 Yanıt

Tanzimat

1 Kullanıcı   1 Soru   2 Yanıt

Tuğra

0 Kullanıcı   1 Soru   0 Yanıt

Islahat Fermanı

0 Kullanıcı   1 Soru   1 Yanıt