Bilmek istediğin her şeye ulaş

Osmanlı Padişahları

Osmanlı İmparatorluğu

YÖNLENDİRME Osmanlı padişahları listesi

Mart 2015

Abdullah Gürel  yeni bir  gönderide  bulundu.

700 Yıllık Altın Öğüt

700 YILLIK ALTIN OGUT
ŞEYH EDEBALİ'NİN
OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU ve
DAMADI OSMAN GAZİ'YE VASİYETİ

Ey oğul, artık Bey'sin!
Bundan sonra
öfke bize, uysallık sana.
Güceniklik bize, gönül almak sana.
Suçlamak bize, katlanmak sana.
Acizlik bize, hoşgörmek sana.
Anlaşmazlıklar bize, adalet sana.
Haksızlık bize, bağışlamak sana...
Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz.
Şunu da unutma;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul, işin ağır,
işin çetin, gücün kula bağlı.
Allah yardımcın olsun...
Güçlüsün, kuvvetlisin,
akıllısın, kelamlısın!
Ama; bunları nerede,
nasıl kullanacağını bilmezsen
sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener.
Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın!
Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi
değildir. Bütün bilinmeyenler,
feth edilmeyenler,
görünmeyenler, ancak sen faziletli ve
ahlaklı olursan gün ışığına çıkacaktır.
Ey oğul ! Ananı , atanı say !
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen ,
yeşilken çöllere dönersin.
Açık sözlü ol ! Her sözü üstüne alma !
Gördüğünü görme ! Bildiğini bilme !
Sevildiğin yere sık gidip gelme !
Ey oğul ! Üç kişiye acı :
Cahil arasındaki alime ,
zenginken fakir düşene, ve
hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey oğul! Unutma ki,
yüksekte yer tutanlar,
aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma
Şeyh Edebali
facebook.com/pages/sözler-ve-felsefe-dün. . .
Aralık 2014

Abdullah Gürel  yeni bir  gönderide  bulundu.

Osmanlıcaya kimler, neden karşı çıkıyor?-Süleyman Özışık

Osmanlıcanın zorunlu ders olmasına gelen tepkilere anlam vermek mümkün değil. Her bir kesim ayrı bir hezeyan içinde...
Hani konuya vakıf olmasanız, iktidarın Türkçe'yi kökten yasaklayıp yerine Osmanlı'cayı getirmeye çalıştığını sanırsınız.
Osmanlıca sadece seçmeli ders olacak oysa ki...
İnanın pek çoğu konunun ne olduğunu dahi bilmiyor. Söyledikleri tek şey var: "Ben Osmanlıca dilini istemiyorum"
"Osmanlıca dediğin ayrı bir dil değil, bozulmamış haliyle has Türkçedir. Alfabesi Osmanlıcadır. Biz Cumhuriyet kurulduğunda dilimizi değiştirmedik, alfabemizi değiştirdik" diye saatlerce anlatıyorsun, verdiği tek cevap şu:
"Ben Arapça konuşmak ve yazmak istemiyorum"
İşin komik olan tarafı ne biliyor musunuz? "Osmanlıcayı istemiyorum" diyenler, içinden Osmanlıca'nın çıkarıldığı Nutuk'u görse nutku tutulur! İstiklal Marşı'nı içindeki Osmanlıca cümleleri çıkararak önüne koysan, "Abi ben Çince bilmiyorum" der, kalır!
İşte bizim eğitim sistemimizin temeli bu!
Türkiye hariç, dünyanın hiç bir yerinde çocuklar geçmişine küfretmek için yetiştirilmiyor. 90 yıldır bu ülkenin çocukları, "Osmanlı İmparatorluğu şöyle berbattı, böyle kötüydü. Onlar bizim ecdadımız değil" denilerek yetiştirildi.
Ondan dolayıdır ki bugün Türkiye'nin tanıdığı yazarlar ve sanatçılar bile Osmanlı dendiğinde Fatih Sultan Mehmed'i gören Büyük İskender'in torunları gibi irkiliyor. Duvarlara "Zulüm 1453 yılında başladı" demelerinin temelinde bu eğitim sistemi var.
Bir ülkenin dilini değiştirmek, o ülkeye yapılacak en büyük zulümdü ve o zulüm bundan 90 yıl önce yapıldı.
Çin'de tarihin en büyük devrimine imza atan ve eski Çin adına ne varsa tarihe gömen Mao, bir tek Çin yazısının değişmesine müsade etmedi.
Çin'in geldiği yer belli...
Bir Japon çocuğu küçük yaşta hem standart formların toplamı olan Bopomofo, hem de latin harflerini kullanabiliyor. Çünkü Meiji herşeyi yaptı ama, Japon yazısını değiştirmedi.
Onların geldikleri nokta da belli...
Dünyada modernleşme rüzgarına kapılan hiçbir millet kendi geçmişini ve özellikle dilini terketmedi. Türkiye bu anlamda dil soykırımına uğrayan tek ülkedir.
Şuna adım gibi eminim ki AK Parti iktidarı "Kısa sürede Türkçe'den vazgeçiyor, Osmanlıca'ya geçiyoruz" dese, bugün kendisine oy veren bütün kitleler karşısına dikilip, "Yapamazsın, izin vermiyorum" der. Bu ve buna benzer konuları siyasete meze edecek hiçbir iktidar milletten geçer oy alamaz.
Bunu yapan AK Parti olsa dahi...
Zaten amaç latin harflerini rövanşist bir tutum sonucu kaldırmak değil, bu ülkenin gelecek nesillerini her iki alfabeyi de rahatlıkla kullanabilecek yeteneğe kavuşturmak. Kimse Türkiye'ye geçmişte yaşatılan dil soykırımını yeniden yaşatmak gibi bir heves içinde değil.
Benimsediğimiz rejimin adı demokrasiyse, o demokrasi içinde hiçbir devlet vatandaşına birşeyi zorla dayatamaz. Ama Ahmet'in Bertan'a, "Ben istemiyorum, sen de bunu öğrenemezsin" deme hakkı da olamaz.
Kürt halkının kendi dilini okullarda seçmeli ders olarak seçebilme hakkı olmasını yıllardır savunan biri olarak, Osmanlıca ile gelecek bu yeni dil zenginliğini de sonuna kadar savunuyorum.
"Kanki önce maridana buluşuyoruz, sonra gece bup clupda coşuyoruz. Çok cool bir gece olacak. Yes Okey? Iz ı haaa? " diyerek yıllardır Türkçe'nin ırzına geçenlerin "Türkçe'mi seviyorum" adıyla başlattıkları kampanyalara da aldırış etmiyorum.
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

ABD’nin saygın gazetelerinden Huffington Post’ta olay yaratacak bir Erdoğan analizi yayınlandı.

O gazeteden Erdoğan için şok son!

ABD’nin saygın gazetelerinden Huffington Post’ta olay yaratacak bir Erdoğan analizi yayınlandı.
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kaç-Ak Saray'ın elektrik faturası 700 bin TL!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tam 1 milyar 370 milyon TL'ye mal olan sarayının aylık elektrik faturası tam 700 bin TL.

15126

Yargı kararları çiğnenerek Atatürk Orman Çiftliği'ne yapılan Ak Saray'ın maliyetine ilişkin tartışmalar sürerken, sarayın aylık elektrik faturası da ortaya çıktı.

BirGün gazetesinden
Uğur Koç'un haberine göre, Atatürk Orman Çiftliği’ne kaçak biçimde yapılan ‘saray’ hakkında verilere dair kamuoyuna ‘güvenlik gerekçesiyle’ resmi bir açıklama yapılmıyor. Ancak ‘saray’ın 35 bin metrekarelik bir alana inşa edilmiş yaklaşık 300 bin metrekarelik bir kapalı alana sahip olduğu biliniyor. Diğer bir ifadeyle ‘Kaç-Ak Saray’ın sadece kapalı alanı 30 adet futbol sahası büyüklüğünde. Bu veriler üzerinden bir değerlendirme yapan EMO eski yöneticisi Nevzat Çeltek, Cumhurbaşkanlığı’nca kullanılan kaçak binanın kurulu elektrik gücünün 10 bin kVA (Kilovolt amper) olarak öngörüldüğünü söyledi.

Çeltek şöyle devam etti: “Bu asgari bir güç öngörüsü olup, günümüzde yöneticilerin lüks tüketim anlayışının da etkisi düşünüldüğünde, verimlilik yöntemleri gelişmekle birlikte tüketimin de geliştiğini dikkate almak gerekmektedir. Bu nedenle yapının aylık tüketiminin, eşzamanlılık faktörleri ile birlikte, kurulu gücünün yüzde 40 oranında daimi kullanımda olduğu, yukarıda baz alınan rakamsal verilere göre 1 milyon 800 bin kilovat saat olduğu hesaplanmıştır. ”
Isıtma-soğutma sistemleri, iç ve dış aydınlatma gibi faktörlerin birlikte düşünülmesi gerektiğini belirten Çeltek “Bu tüketimin maddi karşılığı, EPDK’nin resmi daireler için geçerli kılınan ticarethane tarifesi üzerinden hesaplama yapıldığında aylık olarak yaklaşık 700 bin TL olacaktır” dedi. Buna göre ‘Kaç-Ak Saray’ın sadece elektrik gideri için kamunun cebinden yıllık yaklaşık 8,5 milyon TL çıkacak.
Hükümet’in ekim ayındaki açıklamasına göre Cumhurbaşkanlığı için ayrılan 2015 yılı bütçesi bir önceki yıla oranla yüzde 99 artışla 397 milyon TL olmuştu. Bu rakam Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nı (Ağustos ayına kadar) sürdürdüğü 2014 yılı için 199 milyon 500 bin TL’ydi. Gül döneminde Cumhurbaşkanlığı için ayrılan toplam bütçe ise 810 milyon TL olmuştu. Erdoğan için bir yıllığına ayrılan bütçe, Abdullah Gül’ün 7 yıllık toplam bütçesinin yarısı olurken, ‘Kaç-Ak Saray’ için Gül’e ayrılan toplam bütçeden 560 milyon TL daha fazla harcama yapılmış oldu.

kaynak: haber.sol.org.tr/dunya/israilli-kadin-rojavada-askeri-tecrubelerimi-aktaracagim-100566
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

İspanyol basınından çok ilginç tespitler.

'Atatürk'ten daha uzun yönetecek'-Dünya- Gazeteport.com

İspanyol basını cumhurbaşkanlığı seçimlerine geniş yer ayırdı. Gazeteler, Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan'ın Türkiye'yi Mustafa Kemal Atatürk'ten daha uzun süre yöneteceğini yazdı.Gazeteport.com
Temmuz 2014

Engin Ergül   yeni bir  gönderide  bulundu.

İşgal ordusu subayları Türk kızını oynatırken

1919-1922 arası...
Anadolu'da bir Türk köyü.
İşgal ordusu subayları Türk kızını oynatırken...

Vahdettin hain miydi ?
Fotoğrafa bakınca sadece hain de olmadığını görüyoruz...

Pardon...
Şimdi '' Vahdettin ne yapabilirdi ki, eli kolu bağlıydı'' diyen birileri çıkar.

O zaman biz de şöyle diyebiliriz;
Aaaaa olur mu! 600 yıl cihhena hakim olmuş Osmanlı Devleti'nin padişahının eli kolu bağlı mıydı ? Hani Padişahlarımız yarı tanrı idi...
322
Mayıs 2014

Turan Söylemez, bir soruya yanıt verdi.

Kafes usulü nedir? Bunun devlete zararları neler olmuştur?

Kafes usulü, Osmanlı devleti döneminde kardeş katline engel olmak ve dolayısıyla hanedanın erkek sayısının azalmamasını sağlamak için I. Ahmet döneminde ortaya çıkan uygulamadır. I. Ahmet, veraset sistemine ekber ve erşed kanunu getirir. Yani tahta en büyük ve en olgun olan kişi geçecektir. Diğer haneden üyeleri ise muhafızlar gözetiminde bir "kafes"te yaşam sürdürecektir.

Anlaşılacağı üzere, kafes usulü en başta uygulamaya tabi olan şehzadelerde psikolojik sorunlara yol açmış; onların halktan ve devlet işlerinden uzaklaşmasına neden olmuştu. Tahta sonradan geçecek olsa bile en büyük kardeş uzun bir müddet kafeste kalabiliyor, tahta çıktıktan sonra devlet işlerine yabancı kalıyordu. Nitekim sırasını bekleyen şehzadelerin kafesten çıkamayıp öylece öldükleri de bilinmektedir. Ayrıca kafesteki şehzadeler sadece hizmetkarlarla, devrik sultanlarla ve harem kadınlarıyla temas edebiliyordu. En büyük zararı ise devletin başına geçen padişahın bu sistemden ötürü tecrübesiz olmasıydı.

Osmanlı Tarihi
Topkapı Sarayı'nda bulunan Veliaht Dairesi. Bu daire kafes sistemini uygulandığı yerlerden biriydi.

Ayrıca konuyla ilgili güzel bir yazıyı paylaşmak istiyorum: hurriyet.com.tr/yazarlar/17756925_p.asp
Mart 2014

Şaman, bir soruya yanıt verdi.

Padişah anneleri devşirme olan Osmanlı padişahlarına etnik köken olarak ne denmelidir?

Nerelisin dendiğinde ne cevap veriyorsunuz? Hayatta gidip görmemiş olsanız bile babanızın babasının babasının yaşadığı yeri söylemiyor musunuz.

Tabii etnik köken deyince iş biraz daha bilimsel oluyor. Padişahlar için iki tarafın melezi olduğu ifade edilmelidir.
Şubat 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

'Sen neymişsin be abi'

Hükümet
Başbakan Erdoğan hakkında AKP’li yöneticilerin yaptığı benzetmeler tepki toplamaya devam ediyor.
Son olay ise Adana’da gerçekleşti ve Erdoğan’a ‘Halife’ vurgusu yapıldı.
Peki daha önce neler söylenmişti…
AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser, 14 Kasım 2008’de yaptığı bir konuşmada Başbakan Erdoğan için "Başbakan bizim için adeta ikinci bir Peygamberdir" dedi. Bu benzetmenin çok yoğun tepki çekmesinin ardından, 2009 yılındaki mitinglerde Başbakan için "Son Osmanlı Padişahı" ve "2’nci Atatürk" pankartları asıldı.
Bu pankartlar da yine o dönemde siyasiler ve kamuoyu tarafından çok sert bir dille eleştirildi.
Geçtiğimiz günlerde ise yine AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan, Başbakan Erdoğan için "Allah'ın bütün vasıflarını toplamış bir lider Sayın Recep Tayyip Erdoğan var. İşte bunun önünü kesmek istediler" ifadelerini kullandı.
Bu sözler sonrasındaki tartışma henüz devam ederken bu kez de Adana’dan Başbakan Erdoğan için “Halife” vurgusu yapıldı.
Adana’da 17 Aralık operasyonlarına tepki göstermek ve Başbakan Erdoğan'a destek vermek amacıyla 'Başbakan'a Sahip Çık' mitingi düzenlendi. Mitingde konuşan Tertip Komitesi Başkanı işadamı Enis Timuçin, “Büyüyen Türkiye'nin liderini yıpratmaya çalışıyorlar. Kabul etseler de etmeseler de o bir sembol. O, inançlı kesimlerin 90 yıldır görmüş olduğu zulme dur diyen bir sembol. Ve çok ilginçtir ki, Makedonya'nın 'One Minute'den sonra İslam coğrafyası için 'Halife' diye andığı tek lider o” dedi.
Başbakan Erdoğan'a ilişkin bu benzetme sosyal medyada Ti'ye alındı ve 'Sen neymişsin be abi' şeklinde yorumlara neden oldu.
Odatv.com
Kasım 2013

Sparcus Rex, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı Devletinde padişahın huzuruna çıkan yabancılar neden iki muhafız eşliğinde diz çöktürülerek konuşturulurmuş?

Yabancı elçiler Topkapı Sarayı'nda bulunan Arz Odası'nda padişahın huzuruna getirilirlerdi. Padişahın "cihan hakimi" rütbesi gereğince konuklardan daha yukarıda oturması gerekmektedir ancak Arz Odası'nda bulunan tefrişat bildiğimiz taht formunda olmayıp büyükçe bir divan olduğundan burada oturan padişah yere yakın konumdadır, bu yüzden elçilerin padişahtan daha alçak bir konumda durmaları için ancak diz çöktürtülmeleri gerekirdi. Ayrıca görüşme boyunca padişah konukların asla yüzlerine bakmaz ve onlarla konuşmazdı, yalnızca getirilen hediyeleri kabul ettiğini göstermek için başıyla bir onay hareketi yapar, tüm konuşma vezir-i azam tarafından gerçekleştirilirdi, padişah bir şey söyleyecek ise vezir-i azama söyler, o da konuklara aktarırdı. Arz Odası'nın pencere nişlerine de daha önceden başka yabancı elçiler tarafından gönderilmiş hediyelerin en kıymetlileri konulurdu. Tüm bunların amacı tabii ki elçi üzerinde psikolojik bir baskı oluşturmak ve üstünlüğün vurgulanmasıdır. Şüphesiz her devletin resmi protokolleri farklıdır, Osmanlı devlet protokolleri de Dolmabahçe Sarayı'da geçildikten sonra oldukça değişmiştir.

28 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Abdülhamit

10 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt

Kanuni Sultan Süleyman

6 Kullanıcı   1 Soru   1 Yanıt

2. Abdülhamit

0 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt