Bilmek istediğin her şeye ulaş

Osmanlı Tarihi

Türkiye Tarihi

1299-1922 yılları arasında varlığını sürdürmüş Türk-İslam devleti. Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişletmiş ve 16. yüzyılda dünyanın en güçlü imparatorluğu halini almıştır.

Aralık 2015

Uğur Çakmak, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı Devleti yıkılmasaydı ve Saltanat kaldırılmasaydı daha mı iyi olurdu?

Güçlü olan ayakta kalır, yıkılmaz. Bir dönem güçlü olabilirsin ama çağın getirdiği yeniliklere adapte olmadın mı gidersin gümbürtüye. Osmanlı'nın toplamda kaç padişahı vardı? Bunların kaç tanesi devrildi? En önemlisi herhangi bir muhalefeti olmadan nasıl ve neden devrildi? Bunları açıklamak gerek. 1590'da Hollanda da mikroskop icat ediliyordu, 1610'da İtalya'da Galileo uzayı keşfediyordu. Aynı yıllarda Osmanlı vezir-i azam asmakla meşguldü.
Eylül 2015

Uğur Çakmak  yeni bir  gönderide  bulundu.

Halil Hoca 100. yaşını kutladı!

Osmanlı tarihi konusunda dünyada otorite sayılan Halil İnalcık 100. Yaşını kutladı.

Ekim 2014

Omer Ayverdi, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı İmparatorluğu neden yıkılmıştır?

  • Din ve yobazlik. Bunlar toplumlari cehalete surukler. Cahil insan da cahil cesareti olur. Yikildigi halde kendini hala cihan imparatoru zanneder mesela.
  • Kesifler sonucu ( ki aslinda buna Osmanli'nin kendi neden olmustur ) ipek yolunun artik bir oneminin kalmamasi.
  • Fransiz ihtilali ile milliyetciligin cikmasi ( asil amaci bu degildir aslinda ihtilalin ) imparatorluklarin birerbirer yikilmasi.
  • Avrupa'da olan reform ve ronesansin Osmanli'da hic bir zaman gerceklesmemesi.
Ekim 2014

Ergün Tuna, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı İmparatorluğu neden yıkılmıştır?

Osmanlının ve diğer imparatorlukların çöküşünün nedeni... Avrupa'nın yükselişi... ABD'nin avrupadaki imparatorluklardan göç edenlerce kuruluşu... Dolarizasyon savaşları ve neticesinde... FED sistemi ile 1648 diplomasi kurnazlığının batılılarca osmanlıya kabul ettirilmesi... FED'in nihayetinde günümüz küresel sistemi... 1. Ve 2. Dünya savaşları ile tüm dünyaya hakim kılması meselesidir... Dolarizasyon ekseninden çıkan yada çıkmak isteyen devletlerin yok edildiği gerçeğini görmek gerekir... Bizde Osmanlı sevicilerinin duygusal yaklaşımlarına itibar edilmemelidir... FED'in kuruluşu ile Avrupa'daki imparatorluklar tasfiye edilmiştir... FED pirincin taşını ayıklarken osmanlıya neden göz yumacaktı ki... ?? ... Osmanlı kapitalist toplum değildi... 1838 Osmanlı-İngiliz ticaret anlaşmasının dayatılması osmanın ipinin çekildiği tarihdir... Çağın aydınlık yüzüne ayak uyduramayan devletler... Tarih sahnesinden ya çekilirler... yada... başka milletlerin kölesi olarak gözlerini açarlar... Günümüzde çağın en bildik gerçeği... Bilim ve teknolojidir... Bu gerçeğin dışında kalan devlet ve milletlere verilen rol... .batının teknolojik artıklarını tüketmek... Tüketime bağımlı toplum olarak bilim-teknolojide çağ atlamış devletlerin sadık bağımlıları olarak yaşamaktır... nasıl mı... ?? *... Günümüz Türkiye'sinde olduğu gibi yeraltı-yerüstü kaynakları... batının teknolojik oyuncakları ile takas ederek... teknoloji... ve... bilim... trenine binmek artık imkansızlaşmıştır... Teknolojiyi ele geçiren devletlerden teknoloji transfer etmek mümkün görünmemektedir... batı bu günlere çok büyük bedeller ödeyerek gelmiştir... Din savaşları... ile çağdaş ileri devirlerin kapısını ardına kadar açmıştır... .
Eylül 2014

Mozambik_prensi  yeni bir  gönderide  bulundu.

Beylerbeyi Sarayı

9603

BEYLERBEYİ SARAYI

Beylerbeyi Sarayı, Osmanlı padişahlarının sayfiye mekânı ve yabancı devlet başkan ya da hükümdarlarının ağırlanacağı bir devlet konukevi olarak düşünülmüş ve devrin padişahı Sultan Abdülaziz’in (1861-1876) isteği üzerine inşa edilmiştir. Saray’ın inşasına 6 Ağustos 1863 tarihinde başlanmış ve 21 Nisan 1865 Cuma günü, yapılan bir törenle resmen kullanıma açılmıştır. Sarayın inşaat organizasyonunu Ebniye-i Şâhâne Serkalfası (Saray başkalfası) Serkiz Bey (Balyan) yürütmüştür. Beylerbeyi Sarayı’nın mâlî ve idarî işler sorumluluğu da denilebilecek binâ eminliği görevini ise Mehmed Efendi, Mahmud Efendi ve Rıfat Efendi yürütmüştür. Saray’ın yaklaşık 500 bin Osmanlı lirasına mal olduğu tespit edilmektedir. Yapılar topluluğunun ana yapısı olan Beylerbeyi Sarayı, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı ve kargir bir yapıdır. Yaklaşık 2.500 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen yapı dikdörtgen bir zemin alanı üzerine oturmaktadır. Saray’ın güney kesimi Mabeyn-i Hümâyûn, kuzey kesimi ise Valide Sultan Dairesi olarak düzenlenmiştir. Her iki katta toplam 6 salon, 24 oda, 1 hamam ve 1 banyo bulunmaktadır. Batı ve Doğu üsluplarının karıştırılması ile inşa edilen Beylerbeyi Sarayı, Harem ve Mabeyn bölümleri ile Türk evi plan özelliğini taşımaktadır. Yapının çatısı üstten bütün cephe kenarlarını gizleyen bir korkulukla gizlenmiştir. Sarayın planı eyvanlı merkezî sofa (hol) motifine dayanan bir plan kompozisyonuna sahiptir. Beylerbeyi Sarayı’ndaki şema, üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Mabeyn-i Hümâyûn, Yatak Dairesi (Hünkâr Dairesi) ve Valide Sultan Dairesi’dir. Valide Sultan Dairesi’nden hemen sonra gelen ve denize paralel olarak inşa edilen kadınefendiler ve ikballere ait esas Harem bölümü ise, ana yapıdan ayrı olarak inşa edilmiştir; bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Mabeyn-i Hümâyûn’un giriş cephesi, Neo-barok vurgunun daha belirgin olduğu bir düzenleme göstermektedir. Saray’ın kitle ve cepheleri gibi iç mekân düzenlemeleri de seçmeci bir anlayışla şekillendirilmiştir. Beylerbeyi Sarayı’nı inşa ettiren Sultan Abdülaziz’in denize olan tutkunluğu nedeni ile Saray’ın tavanlarındaki bazı çerçeve ve kartuşların içinde deniz ve gemi temaları işlenmiştir; hatta Sultan Abdülaziz, ressamlara fikir vermesi için deniz ve gemi temalarını içeren desenler çizmiştir.

TARİHTE BEYLERBEYİ SARAYI


Beylerbeyi Sarayı, bânisi Sultan Abdülaziz (1861-1876) tarafından, yazlık saray olarak kullanıldı. Saray, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in saltanat yıllarında yabancı devlet hükümdar ya da başkanlarının resmî ziyaretlerinde kendilerine tahsis edilmeye başlanmasıyla beraber, devlet konukevi işlevi kazandı. Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan ilk önemli konuk, Fransa İmparatoriçesi Eugénie’dir. İmparatoriçe’nin bu gezisi, Sultan Abdülaziz’in 1867 Fransa gezisini iade makamında gerçekleşmekteydi. Sultan Abdülaziz döneminde Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan diğer yabancı konuklar, Avusturya-Macaristan İmparatoru Joseph (1869), Prusya Veliahd Prensi Frédéric Guillaume Nicola Charles (1869), İtalya Veliahdı (1869), İran Şahı Nasıreddin (18 Ağustos 1873), Sultan II. Abdülhamid’in (1876-1909), 33 yıl süren saltanatı süresince Beylerbeyi Sarayı, özellikle yabancı devlet protokolü tarafından gezilen bir müze işlevi de gördü. Bu dönemde Beylerbeyi Sarayı ile beraber Dolmabahçe Sarayı ve Topkapı Sarayı Hazine-i Hümâyûn da, Padişah’ın izni alınmak şartıyla ziyaret edilebilen saltanat müzeleri olarak kullanılmıştı. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten hemen sonra, Selanik Alatini Köşkü’nde zorunlu ikâmete tabi tutulmuş, ancak yaklaşık 3 yıl sonra Balkan Savaşı’nın patlak vermesi nedeni ile İstanbul’a nakledilmişti. II. Abdülhamid için seçilen yeni zorunlu ikametgâh, Beylerbeyi Sarayı idi. Sabık Hakan, bu sarayda yaşamının son 6 yılını geçirmiş ve 10 Şubat 1918’de yine bu sarayda hayata gözlerini kapamıştır.

Cumhuriyet Döneminde Saray


Beylerbeyi Sarayı’nda Cumhuriyet döneminde de yabancı devlet konukları ağırlanmıştır. 1934’de Türkiye’ye gelen İran Şahı Pehlevi, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu sarayda ağırlanmıştır. Balkan Oyunları Festivali, 1936 yılında Beylerbeyi Sarayı’nda düzenlenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, o geceyi Beylerbeyi Sarayı’nın tarihî yatak odasında geçirmiştir.

EK YAPILAR VE SET BAHÇELER



Deniz Köşkleri

Deniz köşkleri biri Mabeyn diğeri Valide Sultan’a (Harem) ait olmak üzere, çift olarak yapılmıştır; köşkler birer bahçe kameriyesi görünümündedir. Yeni sarayın en ilginç tasarım örneklerinden biri olan köşkler, belgelerde, Çadır Köşkleri, Nevresm (yeni tasarım, yeni model) Köşkleri gibi tasarımın özgünlüğüne işaret eden isimlerle tanımlanmıştır. Köşklerin sekizgen örtüsü çeşitli hayvan figürlerinden oluşan resimlerle bezelidir.

Set Bahçeleri

Beylerbeyi Sarayı, peyzaj içindeki konumu ile de önemli bir eserdir ve sahil saray kavramının seçkin örneklerinden biridir. İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında Üsküdar ilçesinde bulunan Beylerbeyi Sarayı, geniş bir bahçe içindedir. Beylerbeyi Sarayı bahçesi, saray çevresindeki mimarî düzeni içeren bahçesi; daha gerideki set bahçeleri ve setlerin arkasında uzanan koruluğu ile zengin bir koruluk görünümündedir.

Mermer (Serdâb) Köşk

Mermer Köşk, Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminden günümüze ulaşan köşklerdendir; Serdâb Köşk olarak da bilinen bu köşkün bir diğer adının da Mahmud Köşkü olduğu, döneme ait kaynaklardan öğrenilmektedir. Cephelerinin mermer kaplı olmasından dolayı bu ismi almıştır. Havuzun gerisinde, dördüncü sete gömülü vaziyette olduğu için Serdâb ismini almıştır.

Sarı Köşk

Beylerbeyi Sarayı’nın dördüncü set bahçesi üzerinde bulunan Sarı Köşk, bulunduğu alanla birlikte dikkate alındığında dinlenme amaçlı olarak kullanıldığı düşünülebilir. Saray arazisinin kuzeydoğusunda dördüncü set üzerindedir.

Has Ahır Köşkü

Mermer Köşk’ün biraz ilerisinde Saray bahçesinin son seddi üzerinde yer almaktadır. Osmanlı’da at kültürüne bakışı yansıtan özellikleri vardır. Giriş bölümünde tavanlarda at ve diğer hayvan figürleri mevcuttur. Ahır kısmı sağlı-sollu 20 bölümden oluşmaktadır. Avize ve diğer unsurlarda at başları ve gözleri temalı kabartmalar mevcuttur.
Temmuz 2014

Engin Ergül   yeni bir  gönderide  bulundu.

Temmuz 2014

Balık, bir soruya yanıt verdi.

Osmanlı devleti ile Türkiye Cumhuriyetini kıyaslarsak eğer, bu iki yönetim anlayışının birbirlerine karşı eksi ve artı hangi yönleri bulunmaktadır?

Türkiye Cumhuriyeti adı üzerinde olup ırk milliyetçiliği üzerine kurulmuştur yani "Türk" ve "-iye" eki "Türk -'e ait" veya "Türk -ün olduğu yer" anlamındadır.
Yani Cermen-iye , İskender-iye , Kostantin-iye gibi ...

Devlet-i Aliyye ise adı üzerinde Büyük Devlet veya Yüce Devlet anlamı taşımaktadır ki bu tek bir ırk üzerine değil birçok ırk üzerinde tek bir yönetim biçimidir. Yani kapsamı geniş olmasından dolayı örneğin bir savaş olduğunda sadece Türkler değil pek çok ırkın savaşa dahil olmasına zemin sağlamaktadır. Örneğin en son çanakkale savaşında bugünkü filistin topraklarından katılan araplar da vardı.

Ondan önce filistindeki araplara bişey olsaydı osmanlı adamlarını toplar yallah filistine sefer yapardı aşağıdaki fotoğrafta osmanlı askerlerini filistinde görüyorsunuz;

Cumhuriyet


Türkiye Cumhuriyeti anayasası Laiklik üzerinedir. Bu bakımdan Kuran yasalarından bağımsız olması dolayısıyla kapsama alanı tüm dinlerdir ama hiçbir dinin kurallarıyla yönetilmeyip tek bir ırkın temsilciliğine verilmiş olması ufak bir yönetim anlayışına zemin hazırlamaktadır ki bunun getirdiği eksi kürtlerin durup dururken isyan etmesidir.
(Zaten batının kışkırtması olmasa kimsenin kimseye isyan edeceği yoktu)
Haziran 2014

Ersin Er  yeni bir  gönderide  bulundu.

Üç yıl sonranın hesabı

Osmanlı üzerine araştırmaları ile tanınan Prof. Hutterroht'a "Osmanlı Devleti birbirinden farklı yüzlerce halkın yaşadığı binlerce kilometrelik alanları Topkapı Sarayı gibi küçük bir merkezden nasıl idare ediyordu?" diye bir soru sorulmuş.

Profesörün cevabı son derece enteresan: "Bunu çözebilmiş değilim. 16. Asır Filistin'in sosyal yapısı üzerine çalışırken öyle şok edici kayıtlar gördüm ki Osmanlı üç yıl sonra o civardan geçecek ordunun yiyeceği üzümlerin bile nereden temin edileceğini kayıt altına almış. Öyle düşünüyorum ki Osmanlı insanlık tarihinde ulaşılabilmiş en muazzam devlet örneğidir."
Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Mayıs 2014

Gizli Kullanıcı,  yeni bir soru sordu.

Daha fazla

199 kişi

Konunun Takipçileri

İlgili Konular

Hürrem Sultan

1 Kullanıcı   0 Soru   0 Yanıt