Bilmek istediğin her şeye ulaş

Özgürlük

Türkiye

En genel haliyle, özgürlük, bağlı ve bağımlı olmama, dış etkilerden(etkenlerden) bağımsız olma, engellenmemiş ve zorlanmamış olma halini dile getirmektedir. Buna paralel baska bir gündelik tanımı, insanın kendi kararlarını kendi istemine ve düşüncelerine göre belirleyebilmesi, ve kendi seçimlerini kendi iradesi ile yapabilmesi olarak belirir. Burada özgürlük bir irade özgürlüğüdür. Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük'de özgürlük sözcüğünü şöyle tanımlamaktadır: "1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî. 2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet."[1] Siyasal ve toplumsal alanda özgürlük kavramı daha karmaşık ve çok-anlamlı tanımlar ve tartışmalar getirir beraberinde. Mesela, Liberalizm'de özgürlük ana prensiptir, ancak burda kişisel özgürlükleri öyle bir abartılır hale getirirler ki sonuçta bunun da adına özgürlük diyebilirler: Hâlbuki konu siyasi oldu mu bu tüm toplumu ilgilendirir, dolayısıyla tekil özgürlüğün çoğul özgürlüğü kısıtlamaması ve ona zarar vermemesi gerekir. Aynı şekilde ekonomide dışa bağımlı yollar özgürlüğü kısıtlar, işte bütün bunlar oturması gereken kavramlardır. Felsefi anlamda (düzlemde) ise kavram tamamen kuramsal boyutta değerlendirilir ve düşünce tarihinin başlangıcına kadar uzanan bir geçmişe sahip olarak ortaya çıkar. Hemen bütün öğretilerin bir özgürlük tanımlaması ve buna göre bir özgürlük talebi vardır. Aydınlanmacılık ile berber özgürlük, felsefi ve toplumsal bir ilke olarak formüle edilmeye girişildi. Modernizm, başlangıcından itibaren mutlak bir özgürlük talebi ve iddiasi olarak ortaya konulmuştur. İstenç özgürlüğü, irade özgürlüğü, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, bireysel özgürlük, toplumsal özgürlük ve benzeri kavram ve kategoriler felsefi Özgürlük nosyonu b...

Nisan 2012

Hilal Korkmaz @korkmazhi

Haziran 2012

Gonca Köse @GNCKSE

Nisan 2013

Nursel Akçay @nurselakcay

ÖZGÜRLÜK MÜ? İSTEKLER Mİ??

Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde,maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu, tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece onun kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereke tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır...

Felsefe
Ekim 2013

Redeye @Redeye

How long is now?



Long live freedom of expression and freedom for one to chose one's own values.
Kasım 2013

Mehmet Volkan Balbay @mvolkanbalbay

Femen Türkiye

Bu ve benzer oluşumların "kadın hakları" konusunda ortaya koydukları çabalar -şekilsel olarak tartışsam da ve ayrıca yetersiz bulsam da- takdire şayan.

Her şey -kısmen de olsa- güzelken, Twitter üzerinden "'İncil, Kuran ve Tevrat aynı boktur. Din sömürüsüne karşıyız! " tarzı bir mesaj yayınlamak... Önümüzdeki süreçte üç önemli seçimin olduğunu düşündüğümüzde... Çok ama çok manidar.

Femen Türkiye, yayınladığı bu twitin ardından elbette çok ciddi tepkiler aldı. Ve anlaşılan o ki, bu tepkiler Femen Türkiye'nin aktivistlerinin iyiden iyiye saçmalamasına sebep oldu. Nasıl mı?

İlk twitin son kısmında "... Din sömürüsüne karşıyız! " diyen FEMEN'in, gelen tepkiler üzerine attığı ikinci twit "FEMEN diktatörlüğe, sex endüstrisine ve din sömürüsüne karşı savaşan uluslararası bir feminist örgüttür. Bizimle savaşın! " şeklinde. Görüldüğü üzere o malum twitteki duruşu koruma adına, konumlarını belirleme ihtiyacı hissetmişler.

Tabi buraya kadar sorun yok! Ancak dün saat 17 civarlarında yayınladıkları "Herkesin dini inançlarına saygı duyuyoruz. Biz din çerçevesinde kadının ve aynı inancı paylaşmayanların bastırılmasına karşıyız! " twiti ile mevcut duruşlarından geri adım atmaya başladılar. Bunun adına ne denir ben bilmiyorum... Lakin üç büyük dinin, inancın kitabına "bok" diyen bir grubun "herkesin dini inançlarına saygılıyız... " twiti nasıl bir ruh halinin göstergesidir siz düşünün artık!

Kafaları o kadar karışık ve bilinçleri o derece bulanık ki, "... Din sömürüsüne karşıyız! " diyerek yola çıkan bu insanlar en son attıkları twit ile durumlarını trajediden, trajikomediye çevirmeyi başardılar! Nedir o son twit:

"Kuran zina yapan kadının öldürülmesi gerektiğini söyler. (4. Sure, 15. Ayet) "

Şimdi hep beraber bir zihin tahlili yapalım:

1. Bu insanların "işte o ayet" diyerek yayınladıkları ayette "kadınları öldürün! " deniliyor mu? Bakalım:

Nisa Suresi 4/15: "Kadınlarınızdan fuhşü irtikâb edenlerin aleyhlerine sizden dört şahid getirin, eğer şehadet ederlerse o kadınları evlerde hapsedin tâ ölüm kendilerini alıb götürünceye veya Allah haklarında bir yol açıncaya kadar" (Elmalılı Orijinal Meal)

Görüldüğü üzere bu ayette "kadınları öldürün" ifadesi yer almamaktadır. Müebbet hapisten bahsedilmektedir, ki o da son cümleden anlaşıldığı üzere "Allah'tan gelecek başka bir emre kadar" şartına bağlanmıştır.

Peki nedir Allah'tan gelen diğer şart?

Nur Suresi 24/2: Zaniye (Zina eden kadın) ve zanî (zina eden erkek) , hemen bunlardan her birine yüz değnek vurun, Allahın dininde bunlara bir acıyacağız tutmasın, Allaha ve Âhıret gününe gerçekten inanıyorsanız, hem mü'minlerden bir taife azâblarına şâhid olsun. (Elmalılı Orijina Meal)

Bilmeyenlere bildirelim: Nüzul yani İniş sırasına göre Nisa Suresi 92. Suresi Nur suresi ise 102. Suredir! Yani zina konusunda son gönderilen emir budur!

Anlaşılan o ki, Femen Türkiye'nin derdi "kadın hakları" falan değil. Buradaki mesele "evli kadınlar dilediği erkekle seks yapabilsin" meselesi. Ne güzel kafa değil mi?

Sizin "çağdaşlık" ve "özgürlük" dediğiniz "bu" ise kafanızda parçalansın o çağdaşlık ve özgürlük!

İnsanları ve özellikle inançlıları, çağdaşlık ve özgürlükten nefret ettirdiğiniz için sizlere çok teşekkür ediyorum lanet olası mahluklar! "... Din sömürüsüne karşıyız! " ayağına din istismarcılarına pirim yaptırdığınız için de sizden nefret ediyorum pislikler!

Sizlerin bu iğrençlikleri sayesinde, benim gibi geniş düşünenler bile katılaşmaya başladı. . . Başardınız, başarıyorsunuz! Helal olsun sizlere kafasızlar!
Kasım 2013

Şaman @chamacon

Pavey'e ölüm tehditi

A.K.P. (Adalet Ve Kalkınma Partisi)

Halk Arenası’nda Uğur Dündar’ın konuğu olan CHP’li Şafak Pavey’in annesi Ayşe Önal kızının ölüm tehditleri aldığını söyledi.
Uğur Dündar’ın konuğu olan CHP’li Şafak Pavey’in annesi Ayşe Önal Pavey'e gelen tehditleri "Tehdit inanılmaz boyutlarda. Söylemeye dilim varmıyor" diye anlattı.
Anne Ayşe Önal şöyle devam etti: “Şa­fak 8 Ağus­tos 2012’de yurt­la­rın ilk kez ay­rıl­dı­ğı dö­nem­de mil­let­ve­ki­li ola­rak Mec­li­s’­e so­ru öner­ge­si ver­di. ‘Siz bu yurt­la­rı ne­den ayı­rı­yor­sunu­z? ’ di­ye. O za­man­lar san­sür güç­lü ol­du­ğu için duy­ma­dı Türk top­lu­mu… Bu kız ve er­kek ev­le­ri­nin ay­rıl­ma­sıy­la du­yu­yor top­lu­mu­muz. Ama esas ola­rak o dö­nem­de baş­la­dı. O so­ru öner­ge­si­ni ver­dik­ten bir haf­ta son­ra isim ver­me­ye­ce­ğim… Bir ga­ze­te çok kö­tü şe­kil­de Şa­fa­k’­ı he­def gös­ter­di. He­men ar­ka­sın­dan An­ka­ra po­li­si Şa­fa­k’­ı ara­dı. Ko­ru­ma ver­mek is­te­di. Çün­kü ağır bir ölüm tehdidi al­mış. Bi­zim ha­be­ri­miz bi­le yok­tu. Ama Şa­fak ko­ru­ma ta­le­bi­ni red­det­ti­”
DİLİM VARMIYOR
Şa­fak Pa­ve­y’­in tür­ban­lı ve­kil­le­rin Mec­li­s’­e gir­di­ği gün Ge­nel Ku­ru­l’­da yap­tı­ğı ko­nuş­ma­dan son­ra ölüm teh­dit­le­ri­nin ar­tı­ğı­nı hatırlatan Önal, “İ­na­nıl­maz bo­yut­lar­da ölüm teh­di­di gel­di. Şeklini söylemeye dilim varmaz. Bu­gü­ne ka­dar hep öz­gür­lük­le­ri sa­vun­duk. Mes­le­ğim­de kim ik­ti­dar olur­sa on­dan da­yak ye­dim. Ama Şa­fa­k’­ı har­cat­ma­m” dedi.
Odatv.com
Aralık 2013

epileptikatak.tumblr.com'>Goul Chakir Katsapoulos @kibritcikiz

Ah ah! Sekülerizm olsa...

Sekülerizm başlıca iki temel önermeyi içermektedir: Birincisi devletin dinsel kurumlardan kesin bir biçimde ayrı olmasıdır. İkincisi ise farklı dinler ve inanışlardan olan kişilerin kanun önünde eşit olarak değerlendirilmeleridir. LINKE BAKINIZ: tr.m.wikipedia.org/wiki/sek%c3%bclerizm
Mart 2014

Şaman @chamacon

Bir liberal ne ister? - İhsan Dağı - Zaman

Liberal, özgürlük ister; kendisi ve herkes için... Devletin ve toplumun baskılarından bağımsız insanların kendi tercihleriyle özgürce yaşayabilecekleri bir düzen ister.

Özgürlüğü tehdit etme potansiyeli en yüksek olan ‘örgütlü yapı' sınırlandırılmamış devlettir. Devlet ne kadar denetimsiz ve sınırsız ise bireyler o kadar korunaksız kalır. Aslolan, soyut ve kolektif bir ‘icat' olan devlet değil somut bir ‘varlık' olan insansa devletin gücünün ve işlevlerinin sınırlandırılarak bireyin hizmetine sunulması gerekir.
İnsanların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk rejimi tarafından sınırlandırılan devlettir bir liberalin istediği. Ancak böyle bir devlet özgürlükleri çiğneyen değil koruyan bir devlet olabilir ve de ancak bu niteliğiyle meşruiyet kazanır. Yani, insan haklarını merkeze alan bir anayasa, oturmuş bir hukuk devleti ve güçler ayrımı ilkesi, piyasa ekonomisi ve özgür medya unsurlarıyla ‘liberal demokrasi'den söz ediyoruz...
Sınırlandırılmayan devlet kolektif bir cehennemdir. Böyle bir devletin tepesinde oturanlar tanrısal güçler vehmederler kendilerinde. İstediklerini ‘var' ederler, istemediklerini ‘yok'. Onlara biat, itaat ve hatta iman etmeniz gerekir. Her şeyin ve herkesin devlet otoritesini elinde tutanların elinde ve insafında olduğu bir düzende ne birey kalır, ne bireysel özgürlük.
Bir liberal devletin tarafsız olmasını ister. Devletin meşru yöneticileri tarafsız olmayabilir, kendi toplum vizyonları, ideolojileri, ütopyaları vardır elbette. Ama kendi anlayışlarını kamu kaynaklarını ve devletin zorlayıcı gücünü kullanarak topluma dayatamaz, toplumun ve bireyin farklılık hakkını ortadan kaldırıcı müdahalede bulunamaz.
Bize kendi ‘iyi'sini, kendi ‘doğru'sunu dayatan bir devlet kabul edilemez. İyiler ve doğrular ne tekildir, ne de kimsenin tekelindedir. Fikirlerin serbest piyasasında özgürce rekabet ederler. Kimse kamu kaynaklarını, yani hepimizin ürettiği değerleri kullanarak bizi kendine benzetmeye kalkışamaz.
Dolayısıyla liberaller tektipleştirici, müdahaleci bir devlet ve toplum düzen değil çoğulculuk ister. Bazı kolektif hareketler ve başta devlet homojen bir toplum yaratmaya kalkışabilir. Bu kalkışma kişisel tercihlere dışarıdan bir müdahale olarak bireyin özgürlük ve özerkliği ihlal eder, devletle birey arasında hiyerarşi inşa eder ve bireyi ezer. Liberal, bireysel tercihlere kamusal gücün karışmasına hoşgörüyle bakmaz.
Bir liberal piyasa ekonomisinin eksiksiz işlemesini ister. Mülkiyet hakkının, bireysel tercihlerin ve sınırlı devlet anlayışının gereğidir bu. Piyasa ekonomisi ekonomik faaliyetlerin rasyonelliği ve verimliliği kadar özgürlükler ve tercihler bağlamında da değerlidir. Siyasal otoritenin kaynakları keyfî biçimde yeniden dağıttığı ekonomide bireyle devlet arasında zaten eşitliksiz olan ilişki devlet lehine daha da bozulur.
Bir liberal, seçilmişlerin yönettiği bir ülke ister elbette. Liberal demokrasinin olmazsa olmazıdır bu ilke. O seçilmişlerin de hesap vermesini, kendini hukukla ve yurttaşların haklarıyla sınırlandırmasını, eşitlik ilkesi gereği kamu kaynaklarını destekçilerine peşkeş çekmemesini ister.
Televizyonların yayınlarına, gazetelerin haberlerine karışan, gazete alıp satan, savcı atayan, mahkemenin kararlarını belirlemeye çalışan, kendi icraatlarını denetleyecek Danıştay'a kimin başkan olacağına kendisi karar veren, TV'de kimlerin program yapamayacaklarını belirleyen, muhalif partinin seçim afişlerini astırmayan, ihale bozup ihale dağıtan, yaptığı yasayla yargıyı hükümete bağlayan, internet yasasıyla hükümet sansürünü süreklileştiren, vatandaşı fişleyen, ötekileştiren, sürekli iç düşman imal eden, insanlara kolayca hain yaftası yapıştıran bir liderin ülkesinde liberaller ne yapar?
İtiraz ederler...
Dün, otoriter Kemalizm'e, militarizme ve 28 Şubat'a itiraz etmişlerdi. Mağdurun kimliğinden, inancından, düşüncesinden bağımsız olarak otorite karşısında özgürlükten, ceberut devlet karşısında toplumdan ve bireyin tercihlerinden yana durmuşlardı.
Şimdi de aynı ilkelerle aynı yerde duruyorlar. Devlete karşı toplumu, otoriteye karşı özgürlüğü, zulme karşı adaleti savunuyorlar... Peki, dünün mağdurları? ...



zaman.com.tr/ihsan-dagi/bir-liberal-ne-i... .
Mayıs 2014

Şaman @chamacon

Hava Kurşun Gibi Ağır... (yazı öyle değil ama, başlayın, ne çabuk bitti diyeceksiniz)- Mine G. Kırıkkanat

Hava Kurşun Gibi Ağır...
Geçen çarşamba günü Kadıköy-Beşiktaş seferini yapan 15.15 vapuruna bindim. Alt arka salon yolcuları arasındaydım. Vapur kalktıktan kısa süre sonra, üç gencin oturduğu köşeden caz notaları yükseldi.

Delikanlının biri gitar, öteki saksofon, genç kız ise mızıka çalıyordu. Ankara’nın Bağları türküsünü, başarılı bir caz yorumuyla çalıp söylemeye başladılar. Keyifle dinliyorduk.
Ansızın ızbandut gibi bir çımacı girdi içeri. Hiddetli adımlarla gençlerin yanına gidip, bir şeyler söyledi.Gençler müziği kesti, ama kütük yasakçılara da şerbetli görünüyorlardı. Gitar çalanın, “Para toplamıyoruz ki, müzik ve şarkı da mı yasak? ” diye sorduğunu duydum.
Ansızın bir erkek yolcu fırladı kalktı yerinden. “Bu da mı yasak? ” diye sordu, çam yarması vapur görevlisine. “Bu da mı? ... ” Bir başka yolcu, oturduğu yerden, “Biz şikâyetçi değiliz, canımız isterse para da veririz, sana ne? ” diye bağırdı, kendisinden iki kat iri çımacıya.
***
Derken, inanılmaz bir şey oldu, itirazeden ilk yolcu, türküyü kaldığı yerden alıp, avazı çıktığı kadar bağıra bağıra söylemeye başladı:
“Ankara’nın bağları da
Büklüm büklüm yolları
Ne zaman sarhoş oldun da
Kaldıramıyon kolları! ... ”
O ana kadar sessiz kalan kadınlar, erkekler, türküyü alkışlar eşliğinde, bir ağızdan söylemeye başlamasın mı?
Yer yerinden oynuyordu.
İçeri girerken afrından tafrından geçilmeyen çımacı, epeyce şaşkın ve ürkmüş, çıkıp gitti. Yolcuların, “Çalın çocuklar, çalın! ” diye teşvik ettikleri genç müzisyenler, Ankara’nın Bağları’nı bitirip, Commandante Che Guevara ağıtına geçtiler.
Salona, dokunanı çarpacak bir öfke egemendi.
Kimi sözlerini bilmediği şarkıya “nını, nını” diye eşlik edip el çırparken, kimileri de yüksek sesle verip veriştiriyordu: “Mevlüt okusalar yasak değil tabii! ”, “Suriyeli dilencilerin para toplamasına ses çıkarmazlar ama! ... ”
***
Bazıları gençlerin yanına gidip, “Siz istemiyorsunuz, ben veriyorum! ” diye ceplerine para tıkıştırdı. Beşiktaş’a yaklaşmıştık. Enstrümanlar kılıflandı. Müzisyenlerden gitarist olanı, “Desteğinize teşekkür ederiz”dedi. “Ama şimdi zabıtayı çağırmıştır bunlar, bizi iskeleden alacaklar. Birlikte çıkalım, belki bir şansımız olur... ”
Vapur iskeleye yanaşıyordu. Gerçekten de dört zabıta bekliyordu çıkışta, lumbozlardan görüyorduk. Yolcular ayağa kalkıp gençleri ortalarına alarak çıkışa doğru yürüdü.
Küçük kızının elini tutan bir baba, müzisyenlere “Sizin eli boş çıkmanız daha doğru olur” dedi. “Verin bakayım şu gitarı bana! ”
Tüm gerçek cesurlar gibi, ufak tefek, kendi halinde bir adamdı. Aldı gitarı, bir elinde kızı, bir elinde gitar, ilerledikapıya. Bir başka yolcu, saksofonu alıp astı omzuna. Genç kıza, mızıkayı cebine sokup, önden gitmesi söylendi. Eh, artık benim de bir şey yapmam gerekiyordu. Müzik üçlüsünün lideri olduğu anlaşılangitariste yaklaşıp koluna girdim, “Sen benim oğlumsun, ben de senin annen, yürüyelim! ” dedim.
***
Müzisyenler, yolcuların nasıl gergin ve her birinin yaptığı her hareketin bir karar olduğunun, pek farkında değildi. Gençliğe özgü aldırmazlıkla durumu çok eğlenceli buluyor, kıkır kıkır gülüyorlardı. Oysa onlara sahip çıkanlar, kavgayı göze almışlığın sessiz ciddiyeti içindeydiler.
Korumaya aldığımız gençlerin göremediği o vahim kararlılığı, onları bekleyen dört zabıta sezdi. Donup kaldılar. Gözlerinin içine baka baka, önlerinden geçip gittik, hep birlikte. Yola çıktığımızda, müzik aletlerini teslim alan gençler “Sağol abla, sağol abi! ” cıvıltıları arasında uzaklaşırken, biz erişkinler aynı gergin sessizlik ve ciddiyet içinde dağıldık.
***
Hava kurşun gibi ağır, sevgili okurlarım. Bu ülkede, azgın bir azınlığın sürekli tekmelediği mutsuz çoğunluğun öfkesi artıyor. Türkiye fokur fokur kaynayan bir kazan. Kapak henüz atmadı, çünkü itici gücüne henüz ulaşmadı. Bu çoğunluğa yön vermesi gereken muhalefet partileri, ne kaynayan öfkenin farkında, ne kendilerinden kesilen umutların...
Sabır tenceresi ne zaman taşar, kapak nerede, nasıl bir gerekçeyle atar bilemem. Ama ufukta, hem iktidarın, hem de muhalefet partilerinin boyunu aşacak, atıllaşan siyasal arenayı basacak bir öfkeselinin boğuk uğultusu büyüyor.
- Mine G. Kırıkkanat, Cumhuriyet Gazetesi
Aralık 2014

Serkeşche @serkessair

Kabuğunu Kıran Kadınlar

83
(Camila Vallejo)


Özgür Kadın

Kabuklarını kıran kadınlar var yaa,
Hani şu gülüşleri özgürlük kokan,
Gözyaşları yağmuru kıskandıran,
Sevda bakışlı kadınlar .. !

Kabuklarını kıran kadınlar var yaa,
Özgürlük Heykeli misali
Bir elinde meşâle,
Bir elinde Bağımsızlık Bildirgesi olanlar .. !

Kabuklarını kıran kadınlar var yaa,
Amazon kadınları misali
Savaşçı ve cesur kadınlar,
Aşil'in annesi Thetis misali
İçtenlikle tapılan Tanrıçalar .. !

Kabuklarından sıyrılan kadınlar var yaa,
Hani şu özünü bulmuş,
İlk insanların hamuruna maya olmuş,
Kendini keşfetmiş kadınlar .. !

Hee işte!
Onlarla omuz omuza savaş,
Onlara aşık ol, onlarla aile kur ...
Çünkü kadın dediğin;
Öyleyse güzeldir, öyleyse kadındır .. !


- Serkeş Şair
Ocak 2015

Hakan Özerdem @hakanozerdem

Ocak 2015

Abdullah Gürel @karahandem

Bazenler Vardır Bazen

Bazen düşünüyorum ama bazen
Bazen özgür müyüm diye...
Bazen yaşıyor muyum diye...
Bazen ise şafak sökmeden ölür müyüm diye...
Bazen bir sigara yak diyorum...
Bazen ama diyorum sen sigara içmezsin diye...
Bazen şükürsüz biri mi yoksa şükreden biri mi...
Bazen neden bazen diye düşünür üstat diyorum...
Ama bazen ne gerek var diyorum...
Al kitabı, bir bisikleti, yoruldu mu kitaba, dinlendi mi bisiklete, bazen de yürüyüşe,
3 günlük dünya ne sen beni üz ne ben seni ikimizin yolu da var, ne sen,
kapitalist ne ben ise emparyelist , ben bir özgür düşünürüm sen yoluna ben yoluma. . .
Kasım 2015

Dilara @dilara_ozgur

201 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.