Bilmek istediğin her şeye ulaş

Politika

Formatting of continuation data will be changing soon. To continue using the current formatting, use the 'rawcontinue' parameter. To begin using the new format, pass an empty string for 'continue' in the initial query.

Ocak 2018

Yarenbaba Kurtbey  yeni bir  gönderide  bulundu.

9 IŞIK DOKTRİNİ

Dokuz Işık Nedir?

Dokuz Işık, Ülkücü Hareket'in merhum Başbuğu Alparslan TÜRKEŞ'in, Türk milletini ahlâkta, san'atta, ilimde ve teknikte en ileri ve medenî ülkeler seviyesine çıkarmak için, Türk Devletini güçlü ve Türk Milletini mutlu yapmak için, modern teknikler ile çağdaş ilmin
verilerinden faydalanarak, Türk milletinin imkân ve şartlarını da göz önünde bulundurarak hazırladığı DOKTRİN'DİR.
Ülkücü Hareket'in Başbuğu merhum Alparslan TÜRKEŞ, Yeni Ufuklara Doğru isimli kitabında, DOKUZ IŞIK ile ilgili olarak şunları yazıyor:

“Türk Milleti, kendi millî tarihini, örf, âdet ve ananelerini kendi millî hasletlerini dikkate alan, modern ilmi ve tekniği önder alan yüzde yüz yerli ve millî bir idare sistemi kurmalıdır. Çünkü her milletin idare sistemi kendi şartlarına, tercihine ve millî özelliklerine göredir. Herhangi bir milletin sistemini olduğu gibi almak gerçeklere uymaz. ..... Aydınlar, kapitalist ve komünist
sistemleri aynen tatbike çalışıyorlar. Bunların hepsi taklitçiliktir. Her milletin durumunun başka olduğunu nazarı dikkate alarak, biz diyoruz ki, yeni millî bir doktrin, bir sistem lâzım. Bu doktrin Dokuz Işık'tır. ”

“Bu millî doktrin her şeyini Türklüğün tarihinden almış olan, modern ilmi, tekniği önder kabul etmiş olan bir görüştür. Bunun kuvvetini almış olduğu temel kaynak MÜSLÜMANLIK VE TÜRKLÜKTÜR. Türk insanına karşı sonsuz sevgi, insan haysiyetine karşı sonsuz saygıdır. Niye temel kaynak Müslümanlık ve Türklüktür? Çünkü, bu millet Müslüman
Türk milletidir. Türk olarak binlerce yıllık şanı, şerefi var. Bin yıldır Müslümanlığı benimsemiştir. Son 50-60 yıl içindeki aydınlar dine cephe almışlar, Müslümanlığı tanımamışlar, O'nu zararlı göstermişlerdir. Onlar diyor ki; Avrupa Hıristiyan olduğu için ileri
gitti. Biz Müslüman olduğumuz için geri kaldık. Bu böyle değildir. Ana meseleleri kavrayamayan taklitçi aydınlar yetiştirdiğimiz için geri kaldık. ”

“Geri kalmanın dinle alâkası yoktur. Varsa bile, bu da, dinin bazı din adamlarınca yanlış telkin edilmesi yüzünden olmuştur. Müslümanlık en mütekâmil dindir. İlme değer vermiş, ilmin, tekniğin ileri gitmesini sağlamıştır. Orta Çağda medeniyet, Doğu'da Müslümanlar
sayesinde kuruldu. O medeniyet İslâm Medeniyeti'ydi. Bugünkü Avrupa Medeniyeti, orta çağdaki, İslâm Medeniyeti'nden doğmuştur. ”

“Bugün birçok batılı âlimin de ilmen tespit edip, kabul ettiği gibi, Batı Medeniyeti'nin temeli eski Yunan, eski Roma Medeniyeti, Hıristiyanlık değil, Türk-İslâm Medeniyeti'dir. Bu nasıl olmuştur? Türk- İslâm Medeniyeti'nin en yüksek zamanlarında, Haçlı Orduları Müslüman
memleketlerine girmiş; Avrupa bu büyük medeniyeti gördüğünde hayret etmiş, orduları geri dönerken, o medeniyetten ilhâm almışlardır. Haçlı seferleri yüz yılarca sürmüştür. ”

“Bir çok Avrupalı âlimler İspanya'da, Endülüs Emevileri'nin hüküm sürdüğü tarihlerde Endülüs'te ilim tahsil etmişlerdir. Müslümanlardan ilim almışlardır. Riyaziye ilminin, onun bir kolu olan alcebra (cebir) ilmini Endülüs’ten öğrenmişlerdir. Astronomiyi
Müslümanlardan öğrenmişlerdir. Daha sonra Endülüs Devleti'nin yıkılması ile oradaki ilim kitaplarının Avrupalılarca kaçırıldığı ve bugün Avrupa kitaplıklarında bulunduğu bir gerçektir. Daha birçok Müslüman Türk âlimlerinin büyük buluşları vardır. En son, Fatih'in İstanbul'u fethetmesiyle ilim Avrupa'ya gitmiştir. İstanbul'u terk eden âlimler İtalya'da İslâm fikrini söylemişler, ondaki büyüklüğü anlatmışlar, ondan ilhâm alarak Rönesans’ı başlatmışlardır. Görülüyor ki, Avrupalıların ileri gitmesinin sebebi Hıristiyanlık, Türklerin geri kalmasının sebebi Müslümanlık değildir. ”

“Milletler dinsiz yaşayamaz. Her milletin bir dini vardır. Din toplum için de sosyal bir müessesedir. Bu müesseseyi, hiçbir toplum hayatından söküp çıkaramamıştır. Komünistler din düşmanıdır ve derler ki, din milletleri uyuşturan bir afyondur. Fakat onlar bile bunu
söküp atamamıştır. Bugün Rusya'da kilise her şeyiyle yaşatılmaktadır. Toplumun hayatını mutlu kılmayı düşünen, toplumu yüceltmek isteyen aydınlar bunu nazarı dikkate almalıdırlar. Bunu size ilmî olarak söylüyoruz. Bir de, işin öteki cephesi var. Dinin insanları kötü yoldan
çeviren, mutluluğa götüren esasları olduğunu biliyoruz. ”

“Demek ki Dokuz Işık'ın temel kaynaklarından birisi budur; Türklük şuuru, İslâm imanı, İslâm ahlâk ve fazileti... ”

“Dokuz Işık'ın diğer kaynağı İNSAN SEVGİSİ, İNSAN HAYSİYETİNE SONSUZ SAYGI'dır. Türk milleti olarak, bizim millî karakterimizin bir hususiyeti vardır. Biz Türkler ne başkalarına uşaklık etmeyi, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyiz. İnsanlık haysiyetine saygı duymayan, Türk insanına karşı gönlünde sevgi taşımayan, Türk
milletini, Türk halkını hor gören zihniyete karşıyız. Dokuz Işıkçılar olarak bizler, Türk halkını, Türk insanını Allah'ın mukaddes bir emâneti telakki etmekteyiz. İdareci ve aydınların milletimizin bütün fertlerine bu anlayış içinde hizmet etmeleri, hangi mevkide olurlarsa olsunlar, mevki farkı, zenginlik farkı gözetmeksizin herkesin hakkına, hukukuna riayetkâr olmaları, ancak gönüllerinin insan sevgisi ve insan haysiyetine sonsuz saygı ile dolu olmasına bağlıdır. ”

“Dokuz Işık, dokuz ana ilkeye dayanır. Bunlar:

1. Milliyetçilik,
2. Ülkücülük,
3. Ahlâkçılık,
4. Toplumculuk,
5. İlimcilik,
6. Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik,
7. Köycülük,
8. Gelişmecilik ve Halkçılık,
9. Endüstricilik ve Teknikçilik”tir ki, biz bu ilkeleri, bundan
sonra ki bölümde sırasıyla, Ülkücü Hareket'in merhum Başbuğu Alparslan TÜRKEŞ'in yazdıklarını iktibas ederek anlatmaya çalışacağız...

Böylece, merhum Alparslan TÜRKEŞ'in, 1965 yılında, CKMP'ne Genel Başkan seçilmesiyle birlikte, Milliyetçilik Türkiye'de ilk defa, bir ideoloji, hatta bir parti ideolojisi haline geldi... Getirildi... Bunu, Ülkücü Hareket'in Başbuğu merhum Alparslan TÜRKEŞ şöyle ifade
ediyor:

“Millet ve ülkemizi bölüp yıkmak isteyen her türlü yabancı ideoloji zehirlerinin panzehiri Türk milliyetçiliği ideolojisidir. Türk Milliyetçiliği bugün, bir dernek veya grup çalışması olmaktan çıkmış, partimizin ideolojisi olmuştur. ”

Merhum TÜRKEŞ, DOKUZ IŞIK'ta da şöyle yazıyor:

“Amacımız, millî sınırlarımızın içinde yaşayan yurttaşlarımızı, hiç bir ayırım
yapmaksızın, din, mezhep ve ırk farkı gözetmeksizin kucaklamak, sevmek, insanca yaşama şartlarına kavuşturmaktır. Millet ve ülke bütünlüğümüzü bölücü, her türlü sınıfçı, mezhepçi ve ırkçı sistemlerin amansız düşmanıyız... Sınıfçı sosyalizme, kapitalizme, bunların birer sapması olan komünizme, faşizme ve nasyonal sosyalizme karşıyız. Başka milletlerin bir kültür ve tarih ürünü olan bu yabancı ideolojilerin Türk devlet felsefesinde yeri yoktur. ”

Gerçekten de, DOKUZ IŞIK'ta her türlü sınıfçılığa ve işçi veya işveren iktidarına karşı çıkılıyor, milletin altı sosyal dilimden yani, köylü, işçi, serbest meslek mensubu, esnaf, memur ve işverenden meydana geldiği gibi, yönetim ile Millet Meclisi'nin de bu altı sosyal dilim tarafından teşkil edilmesi gerektiği ifade ve iddia ediliyordu ki, bu Türk milletinin Millî Bütünleşmesini sağlayacağı gibi Millî Demokrasi'nin kurulmasını da temin edecektir.

Altı sosyal dilim kendi içinde teşkilâtlanacak ve Millet Meclisi bu sosyal dilimlerin temsilcilerinden oluşacak böylece hem siyasal katılım sağlanmış olacak... Hem de bu sosyal dilimler kendi bünyelerinde oluşturacakları tasarruf ve yatırım sandıkları vasıtasıyla, üretime katılacaklardı... Böylece sermaye, tabana yayılmış olacak, gelir dağılımındaki adaletsizlik azalacak ve sosyal adalet gerçekleşecekti... Böylelikle de sosyal dilimlerin mensupları
çalıştıkları fabrikanın ve işyerinin mülkiyetine, yönetimine ve kârına ortak olacaktı... Bu şekilde, üçüncü bir sektör olan MİLLET SEKTÖRÜ doğacaktır ki, millet sektörü Dokuz Işık'ın orijinal tezlerinden biridir... Millet Sektörü, bugün artık iyice laçkalaşmış olan ikili
karma ekonomi düzenini dengeleyecek ve üçlü bir karma ekonomi düzeni haline dönüşmesini sağlayarak, düzene çekidüzen verecektir...

Millet Sektörü'nün temeli, sanayi mülkiyetinin, üretim vasıtaları sahipliğinin yaygınlaştırılmasıdır... Millet Sektörü'nün esası, vatandaşın küçük tasarruflarının bir sandıkta biriktirilerek büyük sermayeler halinde ve vatandaşın kontrolü altında yatırıma sevk edilmesi ve kârının vatandaşa dağıtılmasıdır...

DOKUZ IŞIK, siyasette Başkanlık Sistemi ile üç yüz üyeli Tek Meclis görüşünü savunmaktadır... Tek Meclis bugün için belki bir anlam ifade etmeyebilir ama bu fikrin ortaya atıldığı zaman Türkiye'de Millet Meclisi'nin yanında bir de Senato'nun bulunduğu hatırlanırsa, Tek Meclis tezinin manâsı daha iyi anlaşılabilir... Tek Meclis, çabuk karar alabilme ve icrada süratli hareket edebilmek... Başkanlıksa, Türk milletinin tarihî tecrübesi ile çağdaş yönetim anlayışına uygunluk ve güçlü idare demektir.

DOKUZ IŞIK iş hayatında da emek-sermaye barışı ile her iş kolunda millî, tek ve mecburi sendikacılık görüşünü ileri sürmektedir.. Gerçekten de İşçi ve İşveren sosyal dilimleri arasındaki zıtlaşma ve çekişmeler ile bunlardan doğan grev ve lokavtlar milletimize çok pahalıya mal olmakta ve ülke kalkınmasında kullanılabilecek enerji, emek ve zaman bir bakıma boşa harcanmaktadır... Millî Tek ve Mecburi Sendikacılık ile İşveren karşısında güçlenen İşçi Sendikaları, hem temsil ettiği sosyal dilimin haklarını daha iyi savunabilecek ve hem de İşveren kesiminin haklı taleplerini daha rahat karşılayabilecektir.. . Bu da, başka birtakım tedbirlerle birlikte emek-sermaye barışının kurulmasını temin edebilecektir... DOKUZ IŞIK'ın temel prensibi, emeğe hak ve saygı, sermayeye güven'dir...

DOKUZ IŞIK köy ve köycülük meselesine de özel bir önem atfetmekte ve bu konuda da orijinal bir tez olan Tarım Kentleri projesini teklif etmektedir... Tarım Kentleri esas olarak dağınık köylerin toplulaştırılmasını, hizmetin ve şehirlerde bulunan imkânların köylünün ayağına götürülmesini, sanayinin bütün yurda dengeli bir şekilde dağıtılmasını, dolayısıyla bölgelerarası dengesizlikler ile şehre göçün kontrol altına alınmasını ve bu suretle gecekondulaşma meselesine de kaynağında çare bulunmasını hedef almaktadır... Tarım
Kentleri'nin hedefi kalkınmayı köye götürmektir...

DOKUZ IŞIK kalkınma ve sanayileşme meselesine de özel bir ehemmiyet vermektedir... DOKUZ IŞIK Türkiye'de yıllardır uygulanan merkezden çevreye sanayileşme politikasını yanlış bularak, yerine çevreden merkeze doğru bir sanayileşme politikasının kurulması
gerektiğini ifade ve iddia etmektedir... Böylece bölgeler ve şehirlerarası kalkınmışlık dengesizlikleri ortadan kaldırılabilecektir...

DOKUZ IŞIK, her sahada olduğu gibi, kalkınma yolu bakımından da taklitçiliği reddetmektedir. İleri milletlerin çağına ulaşmak için, onların geride bıraktıkları mesafeleri aynen yürümemize gerek yoktur. Millî dinamizm ve potansiyeli, bir harp zamanı dikkati ve heyecanıyla seferber ederek, Türk milletini çağlar üzerinden aşırarak, atom ve füze çağına ulaştırmak, DOKUZ IŞIK'ın temel hedeflerinden biridir ve bu da orijinal bir tezdir.

DOKUZ IŞIK en büyük önem ve ehemmiyeti, her şeyin sebebi ve gayesi olan İNSAN'a ve O'nun eğitim ve öğretimine vermiş... Milliyetçi Eğitim Sistemi isimli bir eğitim projesi hazırlayıp, kamuoyuna duyurmuştur. Bu proje şimdiye kadar uygulanmış olsa idi, Türkiye'nin
bugün yaşamak zorunda kaldığı meselelerin hepsi de daha meydana çıkmadan bertaraf edilebilecekti... Ne kadar acı...

DOKUZ IŞIK'ta, bize göre, dikkat edilirse tespit edilebilecek, çok mühim bazı özellikler vardır... Bir defa dokuz ilke rasgele sıralanmamıştır; Milliyetçilik ile başlayıp Endüstricilik ve
Teknikçilik ile biten sıralamada soyuttan somuta doğru bir gidişin olduğu açıkça görülmektedir... Bu, DOKUZ IŞIK'ın maddeden ziyâde manâya öncelik ve ehemmiyet verdiğini göstermektedir ki, bu da, İslâmiyet'e riayetin açık bir göstergesidir.

İkinci özellik de, DOKUZ IŞIK'ta bir takım dengelere bilhassa itinâ ve dikkat gösterilmesidir ki, bu dengeleri şöylece sıralamak mümkündür:

Fert-Cemiyet, Tarım-Sanayi, Madde-Manâ, Devlet-Millet, Doğu-Batı, Muhafazakârlık-İnkılâpçılık, İdealizm-Realizm... Meselâ, hem Toplumculuk ilkesinin hem de Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik ilkesinin birlikte bulunması DOKTRİN'de fert-cemiyet dengesine; hem Köycülük hem de Endüstricilik ve Teknikçilik ilkesinin birlikte bulunması DOKTRİN'de
tarım-sanayi dengesine; hem Ahlâkçılık hem de İlimcilik ilkesinin birlikte bulunması DOKTRİN'de manâ-madde dengesine; hem Milliyetçilik hem de Gelişmecilik ve Halkçılık ilkesinin birlikte bulunması DOKTRİN'de muhafazakârlık-inkılâpçılık ilkesine; hem Ülkücülük hem de Endüstricilik ve Teknikçilik ilkesinin birlikte bulunması DOKTRİN'de
idealizm-realizm dengesine, v.d; dikkat ve itinâ gösterildiğini ispat etmektedir ki, bunun önem ve ehemmiyetini izah bile gereksizdir... Tabii ki, bu özelliği bilmeyen ya da bilmek istemeyen birtakım kimseler DOKTRİN'de, ilkeler arasında çelişki var sanıyorlar. . . Ne yapalım, varsın öyle sansınlar! . .

Kutlu Türk milleti mutlu ve müreffeh, kutsal Türk devleti de güçlü ve büyük olmalıdır. Bu amacı biz, Müslüman ve Dokuz Işıkçı Türk Milliyetçileri, Milli Doktrin DOKUZ IŞIK ile gerçekleştireceğiz! .

15076
Ocak 2018

Yarenbaba Kurtbey  yeni bir  gönderide  bulundu.

TUNA’DAN ALTAYLAR’A ULKUCU HAREKET

Türk Milletinin tarih sahnesine çıkmasıyla beraber her Türkün zihninde ve bedeninde yer tutan Türk Milletini sevme, onun yücelmesi, gelişmesi için çalışma ve ona karşı yönelmiş her türlü tehlikeyle mücadele etme duygusu aradan geçen binlerce yılda katlanarak artmış ve bugün milyonlarca Türk-İslam ülkücüsü tarafından vazgeçilmez bir yaşam felsefesi haline getirilmiştir.
Yüce Türk Milletinin ilk defa siyasi bir teşekkül olarak ortaya çıkmasında, bu siyasi teşekkülün önce devletlere, ardından da imparatorluklara dönüşerek tüm dünyayı Türk? Ün cesareti ve yeteneğiyle tanıştırmasında da işte bu sönmez duygu en büyük etken olmuştur. Asya? Nın ortalarından önce güneşin doğduğu yöne ilerleyip Çin Denizi? Ne ulaşan, ardından da Tanrı? Nın verdiği Kut? La güneşin battığı yönde at sürüp Türk? Ü cihanda hakim kılmaya çalışan bu ülkü, bugün Türk Milletinin birliği ve önderliğiyle dünyaya nizam verme gayesinde olan Türk-İslam ülkücülerinin en büyük ideolojik mirası olmuştur.
Türklerin Asya? Nın batısında yer tutup cesaret ve yeteneklerini tek hak din olan İslamiyet? Le birleştirmeleriyle Türk-İslam Ülkücülüğü felsefi alt yapısını bütünüyle tamamlamıştır. İslamiyet? İn kabulüyle beraber bütün Türk Devletlerinin sahip oldukları Türk? Ün sancaktarlığında İslam? In tanıtılıp yayılması ülküsüyle yüzlerce yıl Yüce Türk Milleti cihanda hakimiyet kurmuş ve binlerce yılda geliştirdiği yüksek medeniyetini tüm insanlığa aktarmıştır.
Türk Devletlerinin bu şekilde siyasi yapılarını geliştirip yaygınlaştırmalarının temelinde yatan toplumsal kabulü belirtmek belki de daha öncelikli olan konu olacaktır. Türklerin İslamiyeti kabulüyle beraber İslamın temel prensiplerini Türk kültür öğeleriyle birleştirerek, İslamiyetin Türkler arasında hızla yayılmasında ve bunun bir hayat felsefesine dönüşmesinde etkili olan gönül erenlerinin etkisi tartışılmazdır. Bu etkiyi bırakanlar arasında şüphesiz Hoca Ahmet Yesevi? Nin yeri çok ayrıdır. Hoca Ahmet Yesevi İslamiyeti sade ve anlaşılır bir dille Türk kültür öğeleriyle özdeşleştirerek etrafına anlatmış, dergahlarında yetiştirdiği alperenlerle Anadolu? Nun Türk yurdu haline gelmesinde ve Anadolu? Da Türk Devletlerinin kök salmasında büyük hizmet vermiştir. Hoca Ahmet Yesevi hiçbir şahsi ve siyasi çıkar gözetmeden Türk Milletinin menfaati ve sadece Cenabı Allah? In rızasını kazanma amacıyla ömrü boyunca bu ülkü yolunda mücadele vermiştir. İşte bu ülkü Müslüman Türk Ülkücülüğünün en önemli tarihsel temelini oluşturmaktadır. Yesevi ile beraber atılan bu tohumlar Anadolu? Da, Asya? Da, Balkanlar? Da, Kafkaslar? Da, Kutsal Topraklar? Da velhasıl dünyanın birçok yerinde yüzlerce yıl sürecek olan Türk Devletlerinin hakimiyetini ve bu hakimiyetle beraber birçok milletin refah ve huzur içinde yaşamasını sağlamıştır.
İşte bu ülküyle bezenmiş Anadolu coğrafyasında kök salıp üç kıtaya yayılan Osmanlı İmparatorluğu Türk ve İslam aleminin merkezi haline gelerek, yüzlerce yıl bu fikirlerin uygulayıcısı olmuştur. Başta Osmanlı Devleti olmak üzere, Anadolu ve çevresinde kurulmuş olan Türk Devletleri yüzlerce yıl Türklere ve İslama yapılan her türlü saldırının karşısında durmuş, Türklerin liderliğini İslamiyetin sancaktarlığını yapmışlardır. Türkleri İslama sancaktar yapan, dünyaya hakim kılan işte bu ülkücü düşünce olmuştur.
Osmanlı? Nın doğal sınırlara dayanıp ardından kademeli olarak kök salıp doğduğu Anadolu coğrafyasına çekilmeye başlaması ve sonunda 20. Yüzyılın başında Birinci Cihan Harbi? Nden yenilerek ayrılmasının neticesinde Türk İslam aleminin kalbi olan bu coğrafyanın haçlı zihniyetini taşıyan batılı devletlerce işgaliyle beraber insanlık tarihinin bugüne kadar dahi benzerine rastlamadığını topyekun bir direnişin ve dirilişin kahramanları olan Başbuğ Gazi Mustafa Kemal önderliğindeki Türk Milletinin her ferdinin ortaya koyduğu mücadele ülkücü duruşun en büyük timsali olmuştur. Gazi Mustafa Kemal de, onunla beraber bu coğrafyada küllenen ocağı alevlendiren ve yeni bir medeniyetin yaratıcısı olan kahraman Türk Milletin her biri de birer ülkücüydü.
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti? Nin bütün siyası yapısı ve devleti oluşturan toplumun sosyal yaşam biçimi Türk Milliyetçiliği fikri çizgisinde oluşturulmuştur. Türk Milliyetçiliği ekseninde kurulan bu yeni devlet, Müslüman Türk? Ün ayakta kalan ve direnen son kalesiydi. Gazi Mustafa Kemal? İn devletin kuruluşuyla beraber uygulamaya koyduğu ilk icraati; Türk inkılâbının esaslarına bağlı, Türklük şuurunu taşıyan bir gençlik yetiştirmeye çalışmak olmuştur. Uygulanan program neticesinde daha önceleri adı ? Darü? L-Fünun Talebe Cemiyeti? Olan öğrenci hareketi 1924 yılında fakültelerin talebe birliklerinin ortak kararı ile ? Milli Türk Talebe Birliği? Adını almıştır. MTTB fikri anlamda bugün Ülkü Ocaklarının sahip olduğu kırılmaz çizgiyi temsil eden önemli bir yapı olmuştur. Başbuğ Atatürk? Ün vefatıyla beraber geri plana itilen Türk Milliyetçiliğinin 20. Yüzyıl Türk Siyasi Tarihine damgasını vuran asil başkaldırısı 3 Mayıs 1944? Te vuku bulmuş ve binlerce Türk genci Ankara sokaklarında ? Yaşasın Türk Milliyetçiliği? Sloganlarıyla Türk Milliyetçiliğine yönelen her türlü baskı ve zorluğa karşı direneceklerini bir kez daha göstermişlerdir. 3 Mayıs 1944 tarihi Türk milliyetçilerine bir Başbuğ armağan etmiştir. 3 Mayıs 1944? Teki Turancılık Davası? Nın mağdurlarından Alparslan Türkeş ilerleyen dönemlerde Türk Milliyetçiliğini sosyal bir direniş olmaktan çıkarıp aynı zamanda siyasal bir temsil mekanizması haline de dönüştürecektir. İşte bu dönüşüm süreci Başbuğ Alparslan Türkeş? İn 1960 ihtilalı sonrası sürgüne gönderildiği Hindistan? Dan yurda dönüp Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi? Nde siyasete girmesiyle başlamıştır. CKMP Başbuğ? Un önderliğinde 1969 kongresinde ismini ? Milliyetçi Hareket Partisi?, amblemini de ? Üç Hilal? Olarak değiştirirken; Ülkücü Hareketin mutlak iktidarının sadece siyasi bir zaferle elde edilemeyeceği aynı zamanda toplumsal bir fikri zeminin de oluşturulması gerektiğine inanan Başbuğ, toplumun önderi konumundaki gençliğin de bu iktidar yürüyüşünde aktif bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini düşünerek Ülkücü Türk Gençliğini de ? Ülkü Ocakları? Çatısı altına toplamıştır. Artık Ülkücü Hareket hem siyasi hem de toplumsal temsil yeteneği olan bir hayat felsefisi haline gelmiştir. Türk Milletine çağlar üstünden bir sıçrama yaptırarak dünyanın en güçlü devleti ve toplumu haline getirecek olan Ülkücü Hareket? İn mutlak zafer yolculuğunun son aşaması böylece başlamıştır. 1970li yıllar Ülkücü Hareket? İn zafere giden yolda en büyük bedeli ödediği yıllar olmuştur. Türk Devletini ve Milletini kuzeyden esen kızıl rüzgara karşı koruma uğruna beş binden fazla Ülkücü genç kahpe kurşunlara göğüs gererek toprağın kara bağrına bir gül bahçesine girercesine düşmüştür. Binlerce Ülkücü gazi olmuş, birçoğu bu asil mücadelenin cefasını zindanlarda çekmiştir. Ama Müslüman Türk Ülkücüleri, Türk Milliyetçileri, binlerce yıldır olduğu gibi yine yılmamışlar, yıkılmamışlardır. Bozkurtlar zafere giden yolun uzun ve çetin olduğunun farkındadırlar. Ülkücü Türk Gençliğinin asil mücadelesi sayesinde püskürtülen kızıl rüzgarın kesilmesi ve 1980li yılların büyük bölümünün cezaevlerinde geçmesinin ardından 1990lı yıllar Ülkücü Hareket? İn 21. Yüzyılda Türk Milletinin dünyaya liderliği için hazırlanacak strateji ve kadroların oluşturulduğu yıllar olmuştur. Fakat ne büyük bir hazindir ki hiç beklenmedik bir anda Türk Dünyasının bilge lideri, Ülkücü Hareket? İn Başbuğu Alparslan Türkeş 1997 yılında Hakk? In rahmetine kavuşmuştur. Ardında yetişmiş milyonlarca bozkurt bırakan Başbuğ, Ülkücü Hareketin binlerce yıllık tarihinin en zorlu mücadelesini veren kahramanlarından biri olarak ebediyen yetiştirdiği bozkurtlarının gönlünde yaşamaya devam edecektir. Başbuğun vefatının ardından Ülkücü Türk Gençliğine bir başka bilge lider Dr. Devlet Bahçeli önderlik etmeye başlamıştır. Başbuğun ışık tuttuğu yolda lider Dr. Devlet Bahçeli, bozkurtlara ilk hatırlatmasını yapmıştır; Ülkücü Gençlik, Türk Gençliğinin tamamına öncü, örnek ve önder olacaktır. Lider, bozkurtlara ve millete yakın siyasi hedefi de göstermiştir; Cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yılı olan 2023 yılında Türkiye bölgesinde, İstanbul? Un fethinin 600. Yılı olan 2053 yılında da dünyada lider ülke olacaktır. İşte bu hedefler doğrultusunda binlerce yıllık şanlı tarihinden aldığı güçle, taşıdığı azim ve kararlılıkla, tarihte olduğu gibi bugün de, Ülkücü Gençliğin önderliğinde Müslüman Türk Milletinin dünyaya nizam verecek iktidar yürüyüşü devam etmektedir.
Ülkücü Hareket ve onun yılmaz gençliği dün olduğu gibi bugün de Türk Milletinin menfaatleri uğruna her türlü fedakarlığı yapmaya, mücadeleyi vermeye kararlı bir şekilde bu iktidar yürüyüşünde yerlerini almıştır ve almaya da devam edecektir.
15076
Aralık 2015

Enis Köroğlu, bir soruya yanıt verdi.

Suriye'de IŞİD yanlısı Türkmen var mıdır? Varsa oranı nedir?

Olabilir tahminimce. Oran söylesem doğru olmaz.
Kasım 2015

Bora Kasap  yeni bir  gönderide  bulundu.

Diktatör nedir? youtu.be/9f9sjqm1rzy

Diktatör Nedir?

Ben her şeyi bilirim. En çok bana soracaksınız. Beni siz seçtiniz. Ben kaybetmem. Seçin, yine seçin, ama beni seçin, hep beni…
Ağustos 2015

Dilara, bir soruya yanıt verdi.

Duyarsızlık ve zeka arasındaki bağıntı nedir?

Bana ters orantılıymış gibi geliyor. Tanıdığım tüm zeki insanlar hem toplumsal olaylara hem de tanıdıkları, hatta tanımadıkları insanlara karşı inanılmaz duyarlı davranıyorlar. Zeka pırıltısı görmediğim bir çok insan da duyarsızlıkta 10 numara beş yıldız. Evet bence duyarlılık ve zeka birbirini desteklerken geri zeka ve duyarsızlık da insanı negatif bir geri besleme döngüsüne sokuyor. Duyarlı bir insanım, demek ki zekiyim de ☺
Haziran 2015

Menager  yeni bir  gönderide  bulundu.

Hukuk Ve Komplo Teorisi

...

Komplo Teorisyenlik Tezi :

Komplo teorisinin anlamı her ne kadar tam olarak bilinmese'de,
yanlış bilinse'de
ve beynelmilel siyasetle bağdaştırılmış bir kavram olsa'da
aslında toplum içinde
yaşanan en büyük buhranlardan biridir.

Komplo teorisinin en belirgin anlamları şunlardır ;

Komplo teorisi öncelikle suçsuz bir insanın bir
şekilde misal iftirayla suçlu durumuna düşmesidir,
bir olaya kaza süsü verilmesidir misal intihar süsü
verilmiş bir cinayet gibi yani, sinsi suikasttır misal bir kişinin ölmüş değil öldürülmüş olması gibi
ve görünen bir olayın tam tersi olmasıdır
misal damdan düşen bir kişinin düşmemiş ve iteklenmiş
olması gibi.
Komplo teorisinin bir başka anlamı ise dolandırılan bir kişinin haksız duruma düşmesidir
misal zorla imza attırılmış bir kişinin mal varlığına yada başka haklarına el konulması gibi.
Komplo teorisinin en belirgin anlamları bunlar ve bunlara benzer
olaylar zinciridir.
Komplo teori uzmanı olarak gördüklerime ve duyduklarıma inanmamışımdır
hiçbir zaman.
Komplo teorilerini çözemeyen kişilerden ise hukukçu olması mümkün değildir, hukuğu ticarete
dönüştürmüş avukatlar ise görevden alınmalıdırlar
ve meslekten tamamen uzaklaştırılmalıdırlar.

Belirgin Komplo Teori Olayları

İntihar süsü : Bir adamın bir ağaçta asılı olduğunu ele alalım.
Bu tür olaylarda herkesin aklına gelen
ilk şey adamın intihar etmiş olmasıdır.
Herkes olduğu gibi görüp olduğu gibi kabul etmiştir olayları
hep ve bunun adı ise hem cahillik, hem aptallık, hemde ahmaklıktır.
Ağaçta asılı olan adam intihar etmedi ve gece biri tarafından asıldı.
Olayın zanlısı söz konusu
kişiden nefret ediyordu ve eline geçen ilk fırsatta onu öldürecekti,
ancak onu silahla yada bıçakla filan vursaydı cinayet suçundan
yargılanacaktı ve ağır cezaya çarptırılacaktı,
sonra bir anda kafasında bir ışık belirdi ve öldürmek istediği adama
intihar süsü vermeye karar verdi.
Adam gece işten dönüyordu ve zanlı ise onu takip ediyordu,
adamı öldürmek için en uygun fırsatı kolluyordu ve
en uygun anda ıssız bir yerde kötü amacını gerçekleştirdi.
Adam her ne kadar kendini savunmaya
çalışsa'da zanlı adamı ağaca asmayı başardı ve zanlı kötü amacını
gerçekleştirmiş oldu.
Sonra evine gitti ve hayatına kaldığı yerden devam etti.
Sabah olduğunda insanlar ağaçta asılı bir adamla
karşılaştılar ve olay yerine yetkililer geldi.
Sonuç ; Bir takım sıkıntılarından dolayı bir kişi kendini asmıştır.
Hayır yanlış sonuç,
katil içimizde dolaşıyor belki başkalarını'da aynı yöntemlerle
öldürmeye devam edecek ve elini kolunu sallayarak içimizde dolaşmaya
devam edecek, büyük tehlike altındayız bu durumda,
profesyonel adalet çerçevesi altında zanlı tespit edilmeli en kısa zamanda.

Suç Üstlenme : Bir sanık ele alalım.
Mahkeme kuruldu ve karar verildi, sanığın adam yaralama
suçundan cezalandırılmasına karar verildi.
Hayır yanlış sanığı yargıladınız
gerçek sanık çok zengin bir adamdı ve bir elemanıyla tartıştı,
tartışma büyüdü ve sonra silahını çekerek elemanını yaraladı.
Eleman hemen hastaneye kaldırıldı ve kurtarıldı.
Sonra zanlı hastaneye gitti ve konuşmaması için yaraladığı adama
yüklü miktarda para verdi,
yaralanan adam parayı görünce hemen teklifi kabul etti,
zengin adam daha sonra bir adam buldu ve
önüne yüklü miktarda para koydu ve sonrada suçumu üstleneceksin dedi.
Bulduğu adam fakir biriydi ve bu teklifi hemen kabul etti.
Zanlı yaratılmıştır artık, yetkililer gelir zanlıyı ve mağduru yani
yaralanan adamı mahkemeye çıkartırlar,
mağdurda para aldığı için zanlıdan şikayetçi olur ve zanlıda
para aldığı için suçu kendi işlemiş gibi kabul eder.
Sonuç ; Gerçek suçlu içimizde,
suçsuz bir insan ise ceza evinde,
adalet yerini bulmalı.

Sinsi suikast : Bir gazeteciyi ele alalım.
Gazeteci bir gece masasında ailevi sorunlarından dolayı
silahını çekti ve kafasına sıkarak intihar etti.
Hayır intihar etmedi suikaste kurban gitti.
Gazetecinin düşmanları profesyonel bir suikastçı tuttu
ve suikastçının önüne bir çanta para koydu,
yüklü parayı gören suikastçı teklifi hemen kabul etti
ve bir gece bir şekilde gazetecinin evine girdi.
Yüzünde maske, elinde ise eldiven vardı
çünkü parmak izi filan bırakmaması gerekiyordu, sonra
gazetecinin odasına girdi ve masasında çalışan gazeteciye
silahını duğrulttu,
gezeteciye silahın var mı dedi
çünkü gazeteciyi kendi silahıyla vurması olayın intihar olma ihtimalini
arttıracaktı, gazeteci ise silahının çekmecede olduğunu söyledi.
Sonra suikastçı çekmeceden silahı
aldı ve gazetecinin başına bir el ateş etti,
ateş ettikten sonra silahı gazetecinin eline tutuşturdu.
Sabah olduğunda yetkililer geldi ve elinde silahıyla
yerde ölü bir şekilde yatan gazeteciyi
intihar etti olarak kayıtlara aldı
oysa bu bir suikasttı.
Sonuç ; Suikastçı içimizde geziyor,
başkalarınada sinsi suikast gerçekleştirmeden yakalamak
ve en ağır şekilde cezalandırmak lazım.
Sinsi suikast örneklerinden biride
kaza süsü vermek
ve buna benzer yöntemlerdir.
Kısaca sinsi suikast düşman saflarında olan bir kadının
uçkuru gevşek bir padişaha dişiliğiyle yaklaşıp
sonrada onu zehirlemesine benzeyen olayların toplamıdır.

Kuzey Taşdurmaz
Yazar, İdealist, Komplo Teorisyen
Aralık 2014

Turgay Aksoy  yeni bir  gönderide  bulundu.

Şişli Meydan Muharebesi

CHP' nin genel seçimlere nasıl hazırlandığını Şişli belediyesinde yaşananlar bize gösterdi. Yerel seçimlerin sona ermesinden bu yana devam eden kavga sonucu Mustafa Sarıgül kontenjanından başkan yardımcısı olan oğul Emir Sarıgül istifa etti.

15076

Bu aşamaya gelene kadar edilen kavgalar, küfürler, biri birini suçlamalar da cabası. Hatta iş, gösterişin simgesi Nişantaşı' nın yılbaşı için süslenmemesine kadar gitti. Şişli belediye başkanı Hayri İnönü' ye göre kamu kaynakları daha önceki dönemde boşa harcanmıştı ve belediye ağır bir borç yükü içerisindeydi. Ayrıca, Hayri İnönü' nün eşi Nazlı İnönü, Mustafa Sarıgül' ün 750.000 dolara mafya tutarak, ailesini ve çocuklarını ölümle tehdit ettiğini söyledi.

Bahsedilen belediye 15 yıldır Mustafa Sarıgül' ün başkanlık yaptığı ve son seçimde CHP' li Hayri İnönü' nün % 61 ile kazandığı, CHP' nin kalesi Şişli belediyesi. Emir Sarıgül' ün istifasıyla da sular durulmayacak gibi. Çünkü Sarıgül, kendisine yakın olan meclis üyeleriyle Hayri İnönü' ye karşı mücadele edecektir. 2015 yılında yapılacak olan ve Türkiye' yi başkanlık sistemine götürecek kadar önemli bir seçim arefesinde, ana muhalefet partisinde olanlara bakınca, seçimin nasıl sonuçlanacağını kestirmek de güç değil. Bu kadar aleni bir şekilde kavga eden insanların aynı amaç için mücadele etmeleri beklenebilir mi? CHP' ye başka bir partinin muhalefet etmesine gerek yok. Kendi kendilerine hallediyorlar o işi zaten. Yani CHP bildiğiniz gibi. Eskiden İnönü Meydan Muharebeleri vardı. Şimdilerde ise Hayri İnönü Sarıgül' e karşı meydan muharebesi yapıyor. Kazanan kim olur bilinmez ama kaybedenin CHP olacağı aşikar.
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Hani nerede özgürlüklerin arttığı yeni Türkiye?

Biliyorum, politikayla ilgilenmiyorum demeyi çok havalı buluyorsunuz da, kıçınızdan donunuzun nasıl çalındığının haberini yapmak yasak bu ülkede. Sizin kıçınız destekli olup üşümüyor olabilir ama bizimki üşüyor. Bizi savaşa sokmak için düzenlenen komploların da haberini yapmak yasak, o da beni çok ilgilendirmiyor, savaş çıkarsa çeker giderim, sizin boktan savaşınızla ilgilenecek değilim ama siz, politikayla ilgilenmeyen, yeni Türkiye hayranları, siz gitmeseniz bile oğlunuz, yakınınız gidecek. IŞİD'e giden yardım konvoylarını da haber yapmak yasak, yine gelirlerse ben çeker giderim ama Türkiye'deki hiç kimse eğer buraya gelirlerse IŞİD'in hışmından kurtulamayacak. Bu yardımlar dolayısıyla çok para kaybettim, tepkisiz değilim ama gelirlerse benim gidecek yerim var. Siz politikayla ilgilenmeyenlerin ne olacağını da artık dışarıdan seyrederim. Akape 140 kadar olayın haber yapılmasını yasakladı. Uyan ey millet. Sen ilgilenmedikçe sana daha da fazla giriyor...

1421
Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Kasım 2014

Şaman  yeni bir  gönderide  bulundu.

Mutluluk tablosu, çatır çatır içten çatırdıyor. Ülkemizi çok da karanlık günler beklemiyor olabilir...

İdris Naim Şahin de parti kuruyor! İşte isme ve amblemi

İdris Bal'ın parti kurup yaşanan istifa ile sarsılmasının ardından şimdi de yeni bir parti adımı İdris Naim Şahin'den geldi.
Kasım 2014

Ahmer  yeni bir  gönderide  bulundu.

2 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.