Bilmek istediğin her şeye ulaş

Psikiyatri

Psikiyatri, insanın davranış dinamiklerini biyopsikososyal olarak açıklamak üzerine çalışan ve normal ile normal dışı (hastalık) davranış örüntülerini sınıflandırarak tedavi etmeye çabalayan tıp bilimi, ruh hekimliği. Psikiyatri, insanların duygu, düşünce ve davranışlarındaki sapmaları tanımlayıp çok farklı tekniklerle tedavi ederek insanlara yardım eden bir tıp disiplinidir. Psikiyatristler, öncelikle doktordur. İnsan duygu, düşünce ve davranışlarının öznel (subjektif) doğası ve yirminci yüzyıldaki Freud etkisi nedeniyle, kuramı ve uygulaması yıllarca eleştiri oklarına hedef olmuştur. 1960'larda başlayan antipsikiyatri hareketiyle, toplumu "norm"lara indirgeme ve işlevselliği bozulan kişilerin kapatılması/dışlanması çabasının uygulayıcısı olarak itham edilmiştir. Oysa ki temelinde hekimlikten ibarettir. Psikiyatri, Türkçede "ruh hekimliği" olarak isimlendirilse de, yalnızca beyinle uğraşır. Psikoterapi de dahil olmak üzere tüm tedavi yöntemleri, etkisini yalnızca beyinde gösterir.

Nisan 2017

Ali Kılıç  yeni bir  gönderide  bulundu.

kıskançlık

iinsanlar herşey benim olsun onların olmasın dye kıskanır hep kendilerini düşünürler ama bu egosunu tatmin etmiş olur
Şubat 2017

Yılmaz Zaman, bir soruya yanıt verdi.

Tam olarak ne olduğunu kestiremediğim düşünceler benim içimi çok sıkıyor, hayattan soğutuyor, kendimi değersiz hissettiriyor. Sizce bu düşüncelerden nasıl kurtulurum?

Uzun bir zamandır bu böyleyse, sorgulayarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Bu hususta kendinize vereceğiniz her cevabın ardını görme maksadıyla tekrar tekrar sorular sorarak gidebildiğiniz yere kadar gidin. Sonra da elde ettiklerinizi bir mantık çerçevesine oturtmaya çalışarak fikir edinebilirsiniz. Yok eğer mevsimsel bir durgunluksa, zamana bırakmak iyi gelecektir.
Kasım 2016

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Karşılaştığımız bir tanıdıkla selamlaştıktan sonra neden hala yüzümüzdeki gülümseme bir müddet daha devam eder?

Anılar duygularını tetikler ve anılardan birden kurtulmak mümkün gözükmüyor şimdilik, mutluluk ve kızgınlık anılarına bağlı olarak bir süre daha devam edecektir.
Ekim 2016

Birkan Aydin, bir soruya yanıt verdi.

Tam olarak ne olduğunu kestiremediğim düşünceler benim içimi çok sıkıyor, hayattan soğutuyor, kendimi değersiz hissettiriyor. Sizce bu düşüncelerden nasıl kurtulurum?

Duygularını kağıda dökebilir, tanımlayabilir ve anlamlandırabilirsin. Bu bir nevi kendi kendine konuşmandır ve yazı ile ne olduğunu kestiremediğin duygulara bir kimlik kazandırabilirsin. Bence ilk adım düşüncelerini anlamlandırabilmen olmalıdır. Düşmanını tanıdıktan sonra, onu yenmenin yolunu mutlaka bulacaksın. Serkan Köse (@serkan) 'nin bahsetmiş olduğu yansıtma konusunu farklı duygular için yaşamış birisi olarak(bunu da adını şimdi koyduk), kendi çözümüm, anla, tanı ve yen üzerine oldu. Sorunu çözmen hızlı olmayabilir ama en azından neyle savaştığını biliyor olmak bile insanı rahatlatıyor.
Ekim 2016

Ece Naz Sonat, bir soruya yanıt verdi.

Öğrenme güçlüğü olan çocuklarla nasıl çalışmalar yapılabilir?

Ben de çoğu disleksi üzerine de olsa bazı tecrübelerime dayanarak bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum. Öncelikle öğrenme güçlüğü olan bireyler öğrenemez gibi bir düşünceden kurtulmak gerekiyor. Ben özel eğitim alanında da kendi alanımda da çalıştım ve öğretmen olarak bu çocukların yapamayacaklarından çok yapabileceklerine odaklanmamız gerekiyor. Bu onların öz güvenini arttırdığı gibi yapamayacağını düşünüp sıkılmasına engel oluyor. Ben kendi dersimde herkesin ama herkesin mutlaka bir şeyler öğrenmesine dikkat ediyorum. Bu tabi ki karmaşık gramer kuralları olmak zorunda değil. Ne olursa öğrensin ama eve boş dönmesin. Bizim en sık karşılaştığımız öğrenme güçlüğü disleksi oluyor. Maalesef bu öğrenciler çabuk bunalıp dersten koptuğundan, sınıfta gerizekalı damgası yiyor fakat bu durumun zekayla hiç bir alakası yok. Disleksi olan öğrencilerde özellikle writing ve reading aktiviteleri yapmak çok zor oluyor. Fakat speaking aktivitelerinde oldukça başarılı oluyorlar. Biz onların güçlü tarafına daha çok ağır vermeliyiz, hatta mümkünse değerlendirme ona göre yapılabilir. Disleksi durumunda yapılacak ve yapılmaması gereken şeyleri kendime göre listeledim, umarım faydası olur.
  • Kullandığımız bütün yazılı materyaller büyük fontlarda olmalı. (Tahtaya yazılanlar da büyük yazılmalı.)
  • Çocuğun yaptıkları sürekli övülmeli, özellikle arkadaşları arasında.
  • Kesinlikle sınıf içinde çocuğa sesli reading aktivitesi yaptırılmamalı.
  • Çocuk ön taraflara oturtulmalı.
  • Üniteler 1-2-3 diye gider ama sürekli geriye dönülmeli ve tekrar yapılmalı. (Bu öğrenme güçlüğü olmayanlar için de geçerli tabi.)
  • Çocuğa hafıza geliştirme teknikleri öğretilmeli.
  • Çocuk hangi öğrenme tarzına yatkınsa ona göre grup, çift veya tek olarak çalışması sağlanmalı.
  • Diğer öğrenciler de disleksi hakkında bilgilendirilmeli ama bunu dalga konusu yapmayacakları bir şekilde.
  • Çocuk sürekli gaza getirilmeli, özgüven problemi mutlaka aşılmalı. Bu aşamada disleksisi olan başarılı insanlardan bahsedilebilir. Albert Einstein, Leonardo Da Vinci, Galileo Galilei, Steve Jobs, ben : P (Bu insanlardan sınıfın ortasında herkesin duyabileceği şekilde bahsedin ki çocuk övülmüş olsun.)

Not: Bende disleksi yok ama sınıfta var diye yalan söylüyorum bazen. Kendimce işe yarar bulduğum beyaz bir yalan öğrenciyi yabancı dilde başarılı olabileceğine inandırmak adına.
Ekim 2016

Serkan Köse, bir soruya yanıt verdi.

Tam olarak ne olduğunu kestiremediğim düşünceler benim içimi çok sıkıyor, hayattan soğutuyor, kendimi değersiz hissettiriyor. Sizce bu düşüncelerden nasıl kurtulurum?

Düşüncelerin nedenini, hangi düşünceler olduğunu ya da neden size üşüştüğünü bilemem ancak değersizlik duygusu ile birkaç kelamda bulunabilirim.

Değersizlik duygusu çoğunlukla (muhtemelen) size anne babanızdan ya da onların anne babasından mirastır (onlardan anne babanıza ve sonra da size aktarılmıştır). Bu cümle kendi başına size anlamsız gelebilir ancak biraz daha açarsam daha da anlaşılacağını umuyorum. Önce yansıtmaya bakalım.

*******

Yansıtmanın, en sade tanımıyla, insanın kendinde olanı dışarıya yöneltmesi olduğunu söyleyebiliriz. İnsan ancak kendinde olandan yola çıkabilir ve kendinde olmayanı bilemez. Dışarıda olup biteni ancak kendimizde var olan bilgilerle değerlendirebiliriz. Peki, nedir bu yansıtma?
Yansıtma, kişinin kendi bilgi ve deneyimlerine dayanarak çevresindeki kişi, obje ve olayları anlamlandırma süreci olarak tanımlanır. Kişi kendisini temel alarak dünyayı anlamlandırır ve bu anlamlandırmalarla da kendi dünyasını oluşturur. Korb ve arkadaşları (1989), kişinin kendi dünyasını kendi algılarına, yani kendi inanç, tutum, duygu ve imajlarına bağlı olarak yaptığı yansıtmalara göre yarattığını belirtir. Polster ve Polster de (1974) bunu destekler ve herkesin, kendi dünyasının merkezinde olduğunu ve merkezinde olduğu bu dünyayı da kendisinin yarattığını belirtir. Başka bir deyişle, kişi yaptığı yansıtmalarla kendi dünyasını oluşturur.
Naranjo'ya (1995) göre ise, yansıtmalar hem gerçek hem de yanılsamadır. Gerçektir çünkü kişi kendisinden bilmediği bir şeyi bir başkasına, obje veya duruma yansıtamaz.Başka bir deyişle, yansıtmalar, içsel yaşantıların bir yansımasıdır. Bir yanıyla da yanılsamadır çünkü bir başka kişi veya duruma atfedilen özellikler genellikle o kişi veya duruma değil, atfeden kişiye aittir. Clarkson ve Mackewn (1993), yansıtmayı, kişinin kendisine ait olan ancak kendisine aitmiş gibi deneyimlemediği duygu, davranış, tutum veya özellik olarak tanımlar. Bu süreçte içten gelen bir duygu, düşünce, algı sanki dışarıdan geliyormuş ya da başka birine aitmiş gibi algılanır.
Perls,yansıtma sürecinin bilinçdışı bir süreç olduğunu,yansıtma yapan kişinin iç ve dış dünyayı birbirinden sağlıklı bir şekilde ayıramadığını ifade eder. Kişi, kişiliğinin kendisi ile özdeşleştirmeyi inkar ettiği yönlerini dış dünyaya atfeder. Bunun sonucunda da, organizma, kişiliğin inkar ettiği yönlerini ego sınırlarının dışında olarak deneyimler ve içsel çatışmalarının sonucu olarak saldırgan tepkiler verebilir.

Hazırlayan: Klinik Psikolog Tuba Erzan

Kaynaklar:
Perls, F., Hefferline, R.F & Goodman, P.(1996). Gestalt Therapy: Retroflection, Introjection and Projection. C. Hatcher & P. Himmelstein (eds). The Handbook of Gestalt Therapy. London.
Perls, F.S (1992). Ego, Hunger and Aggression. New York: The Gestalt Journal Press.

******

Bu özet için Tuba Erzan'a teşekkür ettikten sonra konuya dönelim. Yansıtma en çok başvurulan savunma mekanizmalarından birisidir toplumumuzda. Bu savunma ile (yansıtma yaparak) ; ebeveynler kendi kötü duygularını, değersizlik duygularını -farkında olmadan- çocuklarına yansıtırlar. Bu şekilde büyüyen çocuk nedenini bilmediği ve hayatını dönem dönem etkileyen değersizlik duyguları ile sürekli olarak karşı karşıya kalacaktır. Çocukların en iyi modellediği şey duygulardır. Büyürken etraflarından sürekli duygu alırlar. O duyguyu olduğu hali ile de doğru kabul ederek alırlar (doğru - yanlış ayrımı çok sonraları bilince gelir ancak artık öğrenilmiş olanlar için çok geçtir). Değersizlik de bir duygudur. Bir tanım olarak gelmediği için de nedenini tanımlanması da çok zor olmaktadır. Ne var ki; bu konuda işinize yarayacak şu bilgiyi verebilirim. Değersizlik duygusunu hissettiğiniz an ne yaşıyorsanız, görüyorsanız ya da duydu iseniz o şey çocukken bu duyguyu en yoğun hissettiğiniz anlardan birisine direkt çağrışım yapıyordur diyebilirim (yüksek ihtimal ile). Bu bilgiden yola çıkarak bunu her hissettiğinizde bu gizli alakayı/bağı bulup anlamaya çalışarak bu duygudan bir nebze de olsa kurtulabilirsiniz.

Elbette ki en doğrusu bu konuda bir uzman psikologa görünmektir.

183 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.