Bilmek istediğin her şeye ulaş

Psikolog

yönlendirme Psikoloji Üniversitelerin "Psikoloji" bölümlerinde eğitim görmüş ve bu alan ile uğraşan kişi. Psikoloji bölümleri ülkemizde genellikle Fen Edebiyat Fakülteleri içerisinde yer almaktadır.

Şubat 2019

Cihan Cihan  yeni bir  gönderide  bulundu.

21. YÜZYIL İNSAN DEĞERLERİ VE SANAL ALEM


Hepimizin bildiği gibi yakın bir geçmişten günümüze teknoloji ciddi bir ilerleme katekmekte ve bu da ister istemez insan hayatına etki etmektedir . Teknolojik gelişimler insan oğlunun hayatını kolaylaştırdığı gibi bir çok insani ve sosyal duyglarını da manipüle etmektedir ve gittikçe aslında robotlaşan zihinler , üretmeyen askine tüketen zihinler haline geliyoruz . Yakın geçmiş diyorum çünkü bundan 10 yıl öncesini düşünün , 2008 -2009 yılları, evet yine teknoli ve hayat iç içeydi ama sadece belirli alanlarda kolaylıklar sağlayan daha çok fiziki anlamda işimize yarayacak ürünler ortaya koymaktaydı , şimdi ise insanı bir nevi insan ve sosyal varlık yapan iletişim becerisi üzerinden bir ilerleme katetmekte. Bu güzel bir şey mi ? Güzel ve doğru kulanılırsa oldukça yararlı olabilir. Ama ne yazık ki özelikle bizim insanımız dünyaya oranla teknolojiyi doğru kulanmada oldukça geri bir durumda ve gün geçtikçe dahada derinleşen bir bataklığa doğru ilerliyoruz. İnsanın sosyal bir varlık olarak nitelendirilmesi aslında insanların varoluşlarından itibaren, birlikte yaşam alanlarını oluşturdukları zamana ve günümüze kadar gelen birlikte yaşam duygusunu ifade etmektedir. 21. Yy da ise insanımız eski sosyal becerilerini sanal aleme taşıma telaşına girmiş oldu ve gün geçtikçe aslında hepimiz daha yalnız daha karamsar ve gerçeklikten soyutlanmış hayatlarla var olma mücadelesi verir olduk. Artık insanlar kendilerine ait olmayan hayatlar , imajlar, roller, duygular, beceriler ve en önemlisi kişilikler oluşturmaya ve yaşatmaya başladı sonuçları öyle bir can alıcı noktaya ulaştı ki yarattığımız bu sanal yalana bizde inanır olduk , kendi yaratığımız gerçek olmayan olgulara bağlandık ve kara bir ağ gibi bütün benliğimizi sarmaya başladı . Peki teknoloji yi yanlış kullanmak ve organlaştırmak bizim sadece sosyal hayatımızı mı etkiledi ? Hayır aynı zamanda ruh sağlığımızı da ele geçirdi bu da başka bir boyutu tabi . Ruh sağlığı demek ; insanın ruhsal ve sinirsel yönden sağlıklı olası durumudur , tabi bu kabaca sığ bir tanım ruh sağlığı oldukça geniş boyutlarda düşüne bilirsiniz. Ruh sağlığımızı nasıl bile bile tehlikeye attık peki ? Bunun en büyük nedeni var olamayan benlikler yaratmakla başladık . Örneğin ; Ali , oldukça temiz ve olması gereken bir hayat yaşamakta her gün yapması gereken monoton görevlerden başka arkadaşlarıyla etkinlikler ve planlar yapan birisi ve her gece yastığına başını koyduğunda o muazzam mutluluğun verdiği enerjiyle bambaşka hayaller ve güzel düşünceler yaşamakta . Ve bir gün sanal alem denilen gerçek olmayan bir dünyayla tanıştı , aslında o an yine kendisi olabilirdi ve yine sağlıklı iletişim kurabilirdi hatta bu onun için bir fırsat bile olabilirdi ama ali tüm bunların yerine yakın ve uzak çevresinin yaptığı ve aslında var olmayan ; etkinlikleri , paylaştığı fotoğrafları, söylediği sözleri , aldığı eğitimi , ilişki durumunu vs sanal alemde görünce içsel bir güdülenmeyle ciddi anlamda etkilenmeye ve model almaya başladı . Öyle bir duruma geldiki ali her gün farklı bir kimliğe bürünme gereği duydu ve ali belli bir süre sonra gerçek hayattan kopmaya sanal alemdeki ali olmaya başladı . Ali tüm bunları yaşarken bir gün gerçek hayattaki bir çok sorumluluğu yerine getiremediğini fark eder ve içsel bir çöküntüyle birlikte zaten varolan kaygıyla depresif bir duruma düştü . Her akşam uyuduğunda yarın ; bunları yapacam , bunu böyle yapacam ben ne yapmışım böyle, şunu sil , şunu ekle , bunu sil derken ali aslında kendi kendine yaptığı bir dünyayı yıkmaya başlar ve her bir yıkımda kendisi daha da derin içsel birer travma almakta . Ve artık ali her gece başını yastığa koyduğunda yarının nasıl olacağını ömrünün nasıl geçip gittiğini nasıl bir gelecek kuracağının kabusunu yaşamaktadır . Belli bir zaman sonra artık alinin bir tarafı yarattığı dünyayı yıkmaya ve gerçek hayatla buluşmaya çalışırken diğer , çoğunlukta , olan tarafı ise bahaneler üretip , bir şekilde mantığa bürüme yollarını deneyip aliyi tekrar edindiği olumsuz alışkanlıklarına geri döndürmeye çalışır . Her iki durum arasında mücadele veren ali artık haberi bile olmadan bir çok ruhsal sıkıntılar içine girmiştir . Bu örnekte sadece hayatımızı sanal aleme nasıl kaptırdığımızın sadece minik bir tarafını vermek istedim bu buz dağının sadece görünen kısmı . Bu örneği sizde kendinize uyarlayın ve kendinizi bir ali olarak düşünüp neleri nerde nasıl yaptığınızı kendiniz göreblirsiniz ve eminim ki bir çoğumuz bunların yanında daha nice olumsuz yanları ve değerli kayıpları sayacaktır . Tüm gerçeklerinizle yüzleştikten sonra neleri nerde yanlış yaptığınızı lütfen not alın ve sosyal medyadaki sanal aleminizi gözden geçirin. Her gün tanımadığınız ve gülüp geçtiğiniz uygunsuz yorumlarda ve ön yargılarda bulunduğunuz insanlarla empati kurun sevgi bağınızı güçlendirin var olduğunuz gibi görünün var olmayan gerçeklikler yaratıp hayatınıza hayali benlikler kazandırmayın ve en önemlisi nasıl daha yararlı ve amaca yönelik bir kulanım sağlayacağınızı araştırın . İnsan değerlerin sadece bütün evrenle var olacağını sakın unutmayın , kendinize ne kadar saygı duyulmasını istiyorsanız bütün insanlık içinde isteyin ve bütün doğa içinde tabi , uyanıp bambaşka ufuklara yelken açın . Bu hayatı yapay mutluluklarla geçirmeyin acısıyla tatlısıyla gerçekleriyle yaşayın o zaman daha rahat bir uyku ve daha dinamik bir uyanıklık hali yaşarsınız. Ve sakın hayal etmekten de korkmayın hayal edinki gelecek için bir şeyler üretesiniz ve insani değerleinizin farkına varasınız . ‘Sen varsan ben varım sen yoksan benim anlamım yok ‘düşüncesiyle yaklaşın tüm canlılara .
Ekim 2017

Rasih Uğur Uyanık, bir soruya yanıt verdi.

Disleksi nedir?

Okumadan önce belirtmek isterim ki, dislektik oğlu olan bir baba olarak yazacaklarım Nisan 2017'den beri edindiğim bilgi ve deneyimleri içermektedir.

Disleksinin MEB nezninde tanımına bakarak başlayacak olursak, bakanlık diyor ki;
"özel öğrenme güçlüğü zekâsı normal ya da normalin üstünde olan bireylerin, standart testlere göre yaş, zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda okuma, matematik ve yazılı
anlatım düzeyinin beklenenin önemli ölçüde altında olmasıyla tanısı konulan bir
bozukluktur. Okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, matematik bozukluğu ve başka
türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu alt gruplarını içerir."

Asıl problem de buradan başlıyor aslında çünkü, yukardaki tanımda yer alan güçlüklerin kaynağı olan beyin ömrü boyunca benzer şekilde işlemeye devam ediyor yani okuyup yazmaya, toplamaya çıkarmaya yapmaya başlayan bir dislektik derdine derman bulmuş olmuyor. O halde bu noktada disleksinin nörobiyolojik tanımlarından (en azından anlayabildiğim kadarıyla) bahsetmek gerekiyor.
"Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal bireylerde sağ beyin yarımküresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçük, disleksililerde ise eşit büyüklükte ya da sol beyin yarımküresinin daha küçük olduğunu ortaya koyuyor. Disleksililerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor. "
"Dislektik çocuk ve erişkinlerin sol beyin temporo-parieto-oksipital bölgelerinde işlevsel bozukluk, frontal bölgelerde artmış aktivasyon vardır. Normal bir insan okuma, yazma ve anlama gibi eylemler için beyninin sol ön lobunu kullanır. Disleksi olan kişiler beyinin sol ön lobu kullanmakta zorluk yaşarlar. En sık görülen nörodavranışsal bozukluktur. Asıl sorunları hafıza ve dil ile ilgilidir. "

Bu iki tanımı karşılaştırmak bile problemi doğru tanımlamak için en önemli kriterlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü, asıl mesele okuma yazmayı öğrenmek, ödevlerini daha kısa sürede yapmaya başlamasını sağlamak ve buna benzer türlü akademik kazanımlarını normal yaşıtları seviyesine çekmek değil.

Asıl mesele otoyol-patika diyalektiğidir. Normal birey, daha doğrusu lafa şöyle başlayayım, kendilerini günümüz gündelik yaşantısındaki tempoya ayak uyduracak şekilde adapte edebilmeyi beceren bireyin otoyola çıkma izni bulunuyor, ama disleksik bireylerin otoyola çıkma izinleri bulunmuyor. Onlar aynı hedefe patikadan ilerlemek zorundalar. Başka şansları yok. Asıl müdahale edilmesi gereken, gerçek sıfır noktası, bu tespit doğrultusunda müdahale aralıklarını belirlemekten geçtiğini düşünüyorum.

Biraz daha açacak olursam; otoyol diye tabir ettiğim kavram, şu anda neredeyse tüm okulların kanalize olduğu sınav-başarı ikilisi doğrultusunda hayal kurdurma, ufuk açma, problem çözmeyi öğretme, sürecin kıymetini aktarmaktan ziyade; sonuca kitlenen, 8 yaşında bir çocuğa optik okuyucuyu doldurmayı öğreten, acımazsızca rekabeti öğreten, yoğun bilgi bombardımanında ezberci, zaten eğitim fakültelerinden yeterince zayıf mezun olmuşken birde üstüne okul performansına odaklanmış kısır öğretmen kadrosu eşliğinde vızır vızır akan, nefes almaya hiç izin vermeyen yoğun bir tempoyu temsil etmektedir. Patika ise potansiyel sınırı tahmin edilemeyen, sürprizlere ve keşiflere açık, farklılıklara izin veren, başarıyı çeşitlendiren, sadece başarıyı değil çabayı da ödüllendiren, her bireyi kazanmaya odaklı, yeteneğin doğmasına gelişmesine zemin yaratan, ezberletmeden öğreten, yenilikçi bir süreci temsil etmektedir.

Bu noktada en doğru tanıma ulaşıyoruz.Disleksi, öğretme bozukluğudur.

Normal veya normal üstü bir zekaya sahip ise teşhis edilebilen bu farklılığın herhangi bir tanım içinde bozukluk diye adlandırılmasının tek sebebi belki de bozukluğun çoğunlukta olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Bir an düşünün ki, yapılan tahminlere göre nüfusun %5-10 'u arasında disleksiye sahip bireylerin çoğunluk olduğunu. Şu ana kadar ki biriken tüm bilgi ve onu kuşaklara aktarma, dolayısıyla tüm öğrenme ve öğretme pratikleri bambaşka olacaktı.

Bu ütopyayı bir kenara bıraksak da, barındırdığı gerçeği inkar edemeyiz. Dislektik bireyler öğrenebilirler. Önemli olan nasıl öğrendiklerini keşfedebilmekte.

Google'da yapılacak kısaca aramayla bulunabilecek ebeveynlere sıralanan tavsiyelerden ziyade ki zaten tüm ebeveynlerin çocukları için faydalı olacakları süreç içinde keşfedeceklerinden şüphe duyulmayacağından, öğretmenlerin bilmesi ve harfiyen uymaları gerektiği tavsiyelerin bilinmesini daha kıymetli bulduğumdan, cevabı da onlarla bitireyim.

  • Sınıfta kullanılan komutlar basit, kısa ve net olmalıdır.
  • Çocukların işitsel ve görsel uyaranları bellekte tutabilmeleri söze dayalı materyalleri hatırlamaları güç olduğundan aileyle diyaloga geçip, evde derslere ilişkin soru-cevap tarzında zihin egzersizleri yaptırılabilir.
  • Çocuk, harfleri kopya edemeyebilir. Bazı geometrik şekilleri birbirinden ayırt edemeyebilir.
  • Bu çocukları eğitim faaliyetlerine katılmaya teşvik edin.
  • Çocuklarda işitsel algılama problemlerine normal çocuklardan daha fazla rastlanmaktadır.
  • İşitsel algılama problemi olan çocuklar, kapı ziliyle telefon zilinin sesini ayırt edemeyebilir.
  • Bu duruma dikkat edilmelidir.
  • Çocuklar başarısızlık beklentisi yaşadıklarından, onlara sınıfta söz hakkı verilmeli, derse katılımları sağlanmalı ve başarıları ödüllendirilmelidir.
  • Başarısızlığın üstesinden gelmeye hizmet edecek stratejilerin çocuğa kazındırılması gerekmektedir.
  • Çocuklar hoşa gitmeyen bir davranış gösterdiğinde, o davranışı ortadan kaldırmak için, davranış değiştirme yaklaşımına yer verilmelidir.
  • Bulunan yere, zamana, ortama uygun olmayan şekilde söz yakut davranışta bulunan kişinin, bu tür davranış ve sözlerini görmezden gelerek, onun bu ortamdan uzaklaştırılmasının sağlanması faydalı olacaktır.
  • Çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini göstermektedir. Özel öğrenme güçlüğü olan çocuk çoğu zaman mutsuzdur. Kendini değerlendirmesi olumlu değildir. Sınıftaki çocukların kiminle oynadığı araştırıldığın da genellikle özel öğrenme güçlüğü olan çocukların görmezlikten gelindiği belirtilmektedir. Bu çocuklar arkadaşlarına olumsuz şeyler söyleme eğilimindedirler.
  • Öğretmen, özel öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun hiperaktif olduğunu anlarsa sınıf içinde ortam düzenlemesine gidebilir. Öğrenciyi duvardan tarafa oturtarak ve sırasında yer alabilecek dikkat dağıtıcı unsurları ayıklayarak bu tip davranışları azaltabilir. Ancak bu tür düzenlemeler yapılırken, çocukla konuşularak yapılanların, cezalandırma için yapamadığı anlatılmalıdır.
  • Çocuğun, herhangi bir eyleme girişmeden önce düşünmesi sağlanmalıdır. Burada amaç; öğrencinin kendisinin kullanabileceği stratejileri sağlayarak kendine yeterli ve bağımsızlığını kazanmış öğrenciler yetiştirmektir.
  • Okuduğunu anlamayı arttırmak için kendi kendini sorgulama tekniğiyle öğrenciyi destekleyen taktirler kazandırabilir. İlk olarak öğrenci kendisine "bu parçaya neden çalışıyorum" sorusunu sormak, ana fikirlerini bulup altlarına işaretleme, ana fikirlere ilişkin soru düşünüp yazma, soruya ve yanıtlarına tekrar bakıp, nasıl daha fazla bilgi sağlanabileceğini gösterilmelidir.
  • Özel öğrenme güçlüklerinin oluşmasını artıran ve özel öğrenme güçlüğü olan çocukların, yararı olmayan öğretmen tipi, tüm çocukların aynı şekilde öğrendiğini ve başarılı öğretim tekniğini sadece kendisinin bildiğine inanan ve bir tek öğretme sürecine yer veren öğretmendir.
Ağustos 2017

Melek Özaslan, bir soruya yanıt verdi.

Kedi korkusu nasıl yenilir?

Size ihtiyaci oldugunu anladiginizda.
Şubat 2017

Metehan Turan, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

İnsan kendi içindeki özgürlüğü yakalamayı başardığı an çekingenlik kalmaz.
Şubat 2017

Seocu.com, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

Çekingenlik bitmez bence boşa uğraşmayın diyenlere inat siz yılmadan bıkmadan onun üstüne gidin. Mesela sokakta hiç tanımadığınız biriyle konuşmayı deneyin. Onlara karşı yanlış bişi yaopmış olsanız dahi onları bir daha görmeyeceğiniz için zamanla aşabilirsiniz probleminizi.
Şubat 2017

Cumali Yalçın, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

Kağıdın ortasına bir çizik çizin. Bir tarafına neden çekingenlik yaptığında haklı bulduğun şeyler diğer tarafta da çekingenlik yapmasaydın neler olabilirdi? Bu şekilde çözüm bulmana bir nebze de olsa yardımcı olabilir.
Kasım 2016

Merve Kaya , bir soruya yanıt verdi.

İnsanların gözlerinin içine en fazla 2 sn. kadar bakabiliyorum. Sonra hemen gözlerimi kaçırıyorum. Bu davranışım neden olabilir?

Aynı şey bende de oluyordu. Aslında bunun en büyük nedeni bunu fark edip bir süre sonra bunu artık kendin için bi fobi haline getirmek. Aslında bakma isteyince gayet bakabiliyosun ama öncelikle kafandaki o tabuyu yıkmakla başlamalısın.
Ekim 2016

Gizem Anlama  yeni bir  gönderide  bulundu.

Neden anne/baba gibi eş ararız?

“Çocukluğumuza mı ineceksin? ” cümlesi halk arasında da çok sıradanlaşan, bir psikolog ile konuşurken akla gelen ilk cümlelerden biri oluyor. Peki bu cümle nereden geliyor?

Psikoloji açısından çocukluk çağlarının önemi oldukça fazladır. Çocukluk yaşantılarımız, ebeveynlerimizle olan ilişkiler, yaşanılan travmalar yetişkinlik hayatımızı etkilemekte ve karşılaştığımız birçok şeyin cevabını vermektedir. Bunlardan bir tanesi de eş seçimi…

Çevrenizde fiziksel ya da karakteristik özellikleri annesine/babasına benzeyen eşleri seçen insanların oluşu mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Çekmediyse dahi kendi içinize yönelip seçeceğiniz eşten beklentilerinize baktığınızda bir kadının babasına benzeyen bir erkeği, bir erkeğin ise annesine benzeyen bir kadını aradığını farkedebilirsiniz, her ne kadar bilinçli durumda bunu reddetse de… Bu kimi zaman farkındalığımız dahilinde olurken kimi zaman hiç farketmeden bu tercihi yapmış olarak buluruz kendimizi. “İlk aşkım babam! ” ya da “İlk aşkım annem! ” cümlesi çok tanıdık değil mi?

Bunun sebebi nedir?

Cevabını yine “çocukluğumuza inerek” bulabiliriz.

Erken çocukluk dönemlerinden biri olan “ödipal dönem” diye adlandırılan 3-5 yaş aralığında çocuklar içine doğdukları ilk sistem olan ailede kendi cinsiyetlerini öğrenmeye başlarlar. (İlk mastürbasyona bu yaş aralığında rastlayabiliriz örneğin.) Kendi cinsiyetini öğrenmeye ve algılamaya başlayan çocuk kuvvetli bir bağ hissettiği ebeveynlerinden karşı cinsten olan ebeveyne dair “ilk aşkım” dediğiniz duyguyu beslemeye başlar. Bu sandığınız gibi bir aşktan ziyade kendi cinsiyetini öğrenmeye başlayan çocuğun karşı cinse olan ilgisinin başlaması ve en yakınında, en çok tanık olduğu ve en çok bağlı olduğu kişiye karşı beslediği içsel duygulardan başka bir şey değildir. Kız çocuğunun tanıdığı ilk erkek baba iken erkek çocuğun tanıdığı ilk kadın annedir. Bu süreçte karşı cinsten olan ebeveyne duyulan hayranlık yetişkinlik hayatına da yansımaktadır. Bunun kalıntıları “anneye benzeyen bir kadın” ya da “babaya benzeyen bir erkek” arayışında karşımıza çıkmaktadır. Hiçbir zaman sahip olamadığımız “anne-baba” imgesini yetişkinlikte aramaya başlar ve ona en yakın bulduğumuz kişiyi “doğru insan” olarak nitelendirmeye başlarız.

Bu ilişki ne zaman sağlıksız hale gelir?

Anne-baba arayışı bir noktaya kadar sağlıklı kabul edilebilmektedir ta ki karşımızdaki kişinin “eşimiz” olduğunu “anne/babamızın” farklı kişiler olduğunu ayırt edemeyecek duruma gelene kadar… Buradaki ayrışmayı yapamama sorunun başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Eşinden anne/babası gibi davranmasını bekleyen kişiler bir süre sonra eşiyle değil, anne/babasıyla bir ilişki içerisinde gibi davranmaya başlamakta ve bu sorunları beraberinde getirmektedir. O sizin eşiniz ve aranızdaki ilişki ebeveynlerinizinkinden çok farklı. Size anne/babanız gibi davranmasını beklemek, ondan anne/baba sevgisi, şevkati aramak sizi “eşinizi sevmekten” alıkoyarak “anne/babanızı” seviyor hissine yöneltir. Sorunlu denebilecek bir ebeveyn ilişkinizin varlığı, onlardan sevgi alamayışınız, yeterli güveni hissedemeyişiniz bir süre sonra eşinizle de aranızda aynı sorunların başlamasına sebebiyet verecektir. Babadan bulamadığı sevgiyi baba imgesine bürünmüş başka bir erkekte arayan kadın bir süre sonra “Beni sevdiğini hissetmiyorum. ” şikayetinde bulunmaya başlayabilir. Çünkü onu sevmesini beklediği kişi sevgilisi değil, babasıdır. Babasına benzeyen birini seçmiş olması aynı sevgi yoksunluğunu eşinde de hissetmesine neden olacaktır. Aynı şekilde babasının desteğini hissedemeyen, güven duygusuyla büyümemiş bir kadın bir süre sonra “Erkeklerin hiçbirine güvenilmez. ” Sözleriyle karşınıza çıkabilir. Çünkü güvenilecek bir eş ararken babasını bulmuş, onunla ilişki yaşamış ve bunun doğal sonucu olarak güvensizlik duygusunu en derin şekilde yeniden yaşamıştır. Bu durumda erkeklerin tümü güvenilmez değildir, güvenilmeyen bir baba imgesine sahip kadın bilinçsizce babası gibi bir eş aradığında ona benzer kişilerle karşılaşmakta, onlarla ilişki yaşamakta ve bunun sonucunda hayal kırıklığına uğramaktadır. Bu noktada neden her seferinde aynı sorunlarla karşılaşıyorum sorusunu kendimizde aramamız gerekmektedir.

Şimdi içimize sorma vakti, siz eşinize mi yoksa anne/babanıza mı aşıksınız?

Psikolog Gizem Anlama
Ekim 2016

Hasan Gültekin, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

Diğer ölçülü davranılması gereken hirs , şehvet vb. gibi yerinde ve zamanında insana çok olumlu ve sağlıklı geri dönüşü olabilen bir duygudur. Kaçınılması değil yerinde kullanılması önerilir
Temmuz 2016

sarmacigara, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

Söz alırken risk alman lazım. Bazen duvara çarpmaktan beter olabilirsin. Yılmadan yıkılmadan devam et. Baktın olmuyor, ortam değiştir. Başka kişilerin yanında risk alıp muhabbeti yönlendir. ;)
Haziran 2016

Yoyo, bir soruya yanıt verdi.

Çekingenlik nasıl yenilir?

Ben kendi çekingenliğimi, yeni bir şehre taşınıp yeni bir hayat edindiğim zaman yok ettim. En nefret ettiğim özelliklerimden kurtulmak istedim ama tanıdığım onca insan içinde sanki bana yapışmış gibi geldi atamadım. Üniversiteyi ilk kazandığım anda sevmediğim tüm özelliklerimden kurtulmak için fırsat olarak gördüm. Utangaçlık da bu özelliklerimden biriydi. Sanki hiç çekingen biri değilmişim gibi o şehre geldim. Geldiğim ilk dakikadan itibaren daha önce çekindiğim en ufak şeylere cesaret gösterdim ve bu gün geçtikçe üzerime oturmaya başladı ilk 1 aydan sonra o eski her şeye utanan çekinen fikrini bile dile getiremeyen kişi kalmadı. Belki herkes bunun için benim gibi yeni bir dönüm noktası bulmaya gerek duymaz ama ben sıfır noktasına ulaşamadan bir şeyleri değiştirebilenlerden olamadım. Ancak her an üzerimde hoşlanmadığım özelliğim olabilir belki vardır ve bunu değiştirmek için yeni bir dönüm noktası yaratma gereği duyuyor muyum, hayır. İlk seferde çekingenliğimi yok etmek beni bu konuda da rahatlattı sanıyorum. Artık insanlara kendimi ifade ederken de çekinmediğim için bazı konularda kendimi değiştirsem de bunu gayet çekinmeden ifade edebildiğimden sıkıntım kalmıyor. Tek kötü yan var ki eski hayatımı ziyaret ettiğim her andan nefret ediyorum. İlk izlenim denen şey gerçekten insanın üzerine yapışıyor ve umursamaz olmadığın sürece de kolay kolay da kurtulunmuyor.
Haziran 2016

Simay Ayan, bir soruya yanıt verdi.

Lise 2.sınıf öğrencisiyim, ileride klinik psikolog olmak istiyorum. Tavsiyeleriniz nelerdir?

Ben sadece seviyor ve istiyorum. Bir şekilde imkanlarım el verdi ve psikoloji öğrencisi oldum. İste. Ama gerçekten iste. Bu konuda yazılmış çok iyi kitaplar var fakat çevirilerinin iyi olmasına dikkat et. maaşlarını ben de bilmiyorum. Ama ilerde sevdiğin meslekten aldığın üç bin lira sevmediğin meslekten aldığın beş bin liradan daha keyifli olacaktır.

281 kişi

Konunun Takipçileri

Alt Konu Başlıkları

Henüz bu konu başlığı ile ilgili konular bulunmuyor.